|
Akşam 11.02.2007
Mutlu Hesapçı
Herkesi şaşırtacak bir film oldu
Başrollerini Haluk Bilginer,
Özgü Namal, Ragıp Savaş ve
Sermiyan Midyat'ın paylaştığı
'Polis', 16 Şubat'ta vizyona
giriyor. Senaryo yazarı Onur
Ünlü'nün bu ilk yönetmenlik
denemesi ve Haluk Bilginer'in
oyunculuğu uzun süre konuşulacak
Bazı gölgeler çok ağırdır.
Hayran olduğunuz biriyle
röportaj yapmak da, sohbet etmek
de zordur, eliniz ayağınıza
dolanır. 'Polis' filmi sebebiyle
Haluk Bilginer'le röportaj
yapmaya giderken ben de o
durumdaydım. Neyse ki kendimi
topladım, motive oldum İşte
Haluk Bilginer ve filmin
yönetmeni Onur Ünlü ile yaptığım
röportajdan arta kalanlar
'Polis'te rol almayı niçin kabul
ettiniz?
Haluk Bilginer: Öncelikle
Onur'un yazarlığından
etkilendim. Onunla 2 yıl önce
başka bir senaryosunu okurken
tanışmış ve bu kadar sağlam bir
senaryo yazan adam kötü bir film
çekemez diye düşünmüştüm.
Haklıymışım. Çok iyi bir film
çıktı ortaya. Seyirci beğenir
beğenmez, o ayrı konu ama
Onur'la çalışmaktan çok
mutluyum. Hatta ona takılıyorum
bir sonraki filmi ne zaman
çekeceğiz diye!
Onur Ünlü: Haluk Bilginer'le
2005'te görüşmüştüm. Onun uygun
zamanını beklediğim için projeyi
erteledim, yoksa daha önce de
çekebilirdim. Çünkü bu karakter
benim için özeldi ve Haluk
Bilginer oynamalıydı.
Haluk Bilginer'e sormak
istiyorum, neydi sizi etkileyen
şey bu senaryoda?
Bir senaryoyu okurken
canlandıracağınız karakterin
ağzınızı sulandırıp
sulandırmadığına bakıyorsunuz.
Musa Rami'de insanın ağzını
sulandıracak birçok özellik
vardı. Bir kere sahici bir
insandı, artısıyla eksisiyle,
aşkıyla öfkesiyle, sevgisiyle
şiddetiyle Klasik anlamda bir
kahraman olmadığı için de ilgimi
çekti, çünkü kahramanları
oynamak genellikle sıkıcıdır.
Onlar ya hep iyidirler ya da hep
kötü; hep kazanırlar ya da hep
kaybederler... Musa Rami böyle
bir karakter değil. Kazanmak
istedikçe kaybediyor, sürekli
deniyor ve yine kaybediyor.
Sonunda bitmiş bir adamla
karşılaşıyorsunuz. Onu ilk
gördüğünüzde her sorunu çözecek
kadar güçlü birisi sanıyorsunuz
ama gerçekte hiç de öyle
olmuyor. Ben çok sevdim Musa
Rami'yi
Siz ne diyeceksiniz peki
yarattığınız karakter için?
O.Ü.: Film için bir insanın
köşeye sıkıştıkça zaaflarının
belirgin hale gelmesi
diyebiliriz aslında. Musa Rami,
mesleğinde efsane olmuş bir
polis, fakat her insan gibi onun
da zaafları var. Ama yine de
süreç içinde Musa Rami'nin
yarattığı dünyanın, çok da
anlamlı olmadığını görüyoruz.
Fark ediyoruz ki kahramanımız
fazla havalıymış, yeterince
süper, yeterince harika
değilmiş. Biz de onun gibi
davranabiliyoruz aslında,
hayatta kalmak için kendimizde
olmayan özellikleri varmış gibi
düşünmeyi tercih ediyoruz.
Dünyanın bütün sorunlarının
temelinde bu var bence.
Olduğumuz gibi değiliz,
düşündüğümüzden daha sığız.
Kalbimizin peşinden değil de
nefsimizin peşinden gidiyoruz.
Bu durum da bizi iyice aciz
yaratıklar durumuna düşürüyor.
Öyküye dair neler
söyleyeceksiniz?
H.B.: 63 yaşında, emekliliğine
yaklaşmış bir polis memuru, 2 ay
ömrü kaldığını öğrenir. Bu
süreçte de hem çok genç bir kıza
aşık olacak, hem de başı
mafyayla belaya girecektir. Ne
yazık ki kızın bu aşktan haberi
yoktur. Bir kara film örneği
olabilir 'Polis'. Anlatımı da
çok ilginç, çok değişik. Onur'un
bu hikayeyi nasıl anlattığı da
önemli tabii, biraz şaşırtarak
ve ezber bozarak çekti filmi.
Umarım seyirci de beğenir.
Siz filmin ana karakterisiniz
ve hemen hemen her karesinde
varsınız...
H.B.: Evet, ben filmin hemen her
karesinde görünüyorum. Bu da
aslında oyuncuya ekstra
sorumluluk yükleyen özel bir
durum. Filmin odak noktasında
Musa Rami'nin başına gelenler
var çünkü. Umarım seyirciler
memnun kalır ve hep bu adamı mı
izleyeceğiz demezler. Bana
soracak olursanız 'Polis', öteki
filmlerimin hepsinden daha ayrı
bir yerde duruyor. Çalışmaktan
çok memnunum. İyi ki çalışmışım
bu filmde.
O.Ü.: Ben şunu iddia ediyorum;
izleyenler gerçekten
şaşıracaklar. Giderek bu filmin
şaşırtıcılığı iyi ya da kötü bir
film olmasının önüne geçecek.
Farklı bir sinema deneyimi
yaşamış olacaklar. Sinema seyri
anlamında da beni doyuran bir
film.
'Polis'in oyuncu kadrosunda
çok güçlü isimler yer alıyor. Bu
konuda neler söylersiniz?
H.B.: Kadro çok iyiydi ama bence
asıl oyunculuk tiyatro
sahnesindedir. Kameranın sevdiği
yüzler olduğunu kabul ediyorum
ama zaman zaman gerçekten bir
oyuncuya ihtiyaç duyulduğunda
düş kırıklığına uğranabilir.
Nihayetinde bir yönetmen sanatı
olan sinemada her zaman oyuncuya
ihtiyaç duyulmayabilir de,
mesela sadece hayvanlarla
çekilmiş filmler var. Yönetmenin
marifeti o filmler. Ama öyle
senaryolar var ki iyi oyuncu
olmadan kesinlikle çekilemez.
Türk sineması oyuncuyu 80'li
yıllarda keşfetti. Daha önceleri
star sistemi vardı. Şimdi
baktılar ki oyuncu diye bir şey
var; zaman zaman lazım oluyor,
kullanalım dediler.
EN İYİ OYUNUMU OYNAMADAN
ÖLECEĞİM
Yurtdışındaki projelerde de
yer aldınız. Orada kalsaydım
dediğiniz oldu mu? Çok
beğendiğimiz, oyuncular için
yurtdışında olsaydı Al Pacino
olurdu deriz ya
H.B.: Uzaktan bakıp övünürdük
diyorsunuz Şaka bir yana,
yaptığım seçimlerden asla pişman
değilim. Türkiye'ye dönmüş
olmaktan dolayı çok mutluyum.
Yurtdışında bulamayacağım
zevkleri, heyecanları buldum
burada. İngiltere'de kalsaydım
ya da Amerika'ya geçseydim Oyun
Atölyesi gibi bir mekanım
olmayacaktı asla, çünkü böyle
bir şeye ihtiyaç duymayacaktım.
Oyun Atölyesi burada kalmaktan
mutlu olduğumun ispatıdır.
Televizyon için projeniz var
mı? 'Tatlı Hayat'ın tekrarları
bile en çok izlenenler arasında
H.B.: Şu sıralar istesem bile
dizide rol alamam, vaktim yok.
Yakında beni Show TV
ekranlarında bir yarışma
programının sunucusu olarak
göreceksiniz. Bunu da farklı bir
proje olduğu için kabul ettim
zaten.
Bugünlerde herkesin oyuncu
olmak istemesini nasıl
değerlendiriyorsunuz?
H.B.: Oyuncu olmak değil, meşhur
olmak istiyorlar aslında. Herkes
şöhret olmanın yollarını arıyor.
Bir televizyon dizisine kapağı
atsalar ve o dizi uzun soluklu
olsa çok mutlu olacaklar gibi
geliyor bana. Oysa şunu
unutuyorlar. Oyunculuk adale
gibi bir şeydir; kullanmazsanız
felç olur. Ve siz 5 yıl boyunca
aynı rolü oynayarak hangi
oyunculuk adalenizi
geliştirirsiniz? Oyunculuğu
öğrenmeye bir ömür yetmez.
Biliyorum ki, ben en iyi oyunumu
oynamadan öleceğim. Şöhret ve
para bu yolculuk sırasında
başınıza gelen şeylerdir,
hedeflenecek şeyler değil.
Hayatınız nasıl gidiyor?
H.B.: Ben son otuz yıldır
çalışmıyorum; birileri
oyunculuğuma para veriyor.
Vaktiyle çok çalıştım; ekmek
paramı kazanmak için garsonluk,
temizlikçilik yaptım. Şimdi
birileri bana para veriyor ve
ben çalışmak zorunda kalmıyorum.
Dünyanın en büyük lüksünü
yaşıyorum aslında. Şu var ama,
şöhret yönetimi kolay bir şey
değildir. İnsan kendini bir şey
zannetmeye başlar, o yüzden kuru
kuruya şöhret olmak çok
tehlikelidir. Oyuncu olmak
isteyenlerin bunu çok iyi
bilmeleri gerekiyor. Ben yapmak
istediğim işleri yapıyorum,
kendi işimi kendim seçiyorum.
Öyle bir özgürlüğüm var ve bu,
benim için çok önemli!
Takeshi Kitano'ya adanmış
film
Onur Ünlü'ye filmini neden bu
ünlü Japon yönetmene ithaf
ettiğini soruyoruz
'Enteresan bir insan. Kendi
ülkesinde bir komedyen aslında.
Suç filmleri yapıyor. Roman da
yazıyor, resim de yapıyor, çok
acayip bir insan. Uzakdoğu
sineması benim ilgimi çekiyor.
Özellikle de onun filmleri.
Sevdiğim bir yönetmen olduğu
için de ilk filmimi ona adadım,
hepsi bu. Onun yolunda yürüdüğüm
anlamına gelmiyor. Özgün bir
şeydir film yapmak. 'Polis' de
özgün bir film oldu.
önceki
sayfa |