|
Yeni Aktüel
09.10.2008
Onur YAZICIOĞLU
Haluk Bilginer, "Nerede
Kalmıştık" adlı diziyle
televizyon ekranlarına
tekrar "merhaba" diyor. Usta
oyuncu, dizide 12 Eylül
darbesinden bir gün önce
kafasını yere çarpıp komaya
girerek, 28 yıl uykuda kalan
Ateş karakterini
canlandıracak. Bilginer'le 9
Ekim’de Turkmax ekranlarında
başlayacak olan yeni dizisi,
12 Eylül ve darbeden bugüne
geçen 28 yıl üzerine
konuştuk.
İngiltere'de hem
Türkiye'de dizi oyunculuğu
yaptınız. İki ülkedeki
televizyonculuk ve dizi
sektörünü değerlendirir
misiniz?
Orada televizyon
Türkiye'deki gibi gelişmeye
çalışan bir sektör değil.
Ayrıca oradaki işleri sadece
İngiltere'de değil, tüm
dünyada gösterebiliyorlar.
Dolayısıyla bu prodüksiyon
ve bütçeye yansıyor. İşler
daha titiz ve kaliteli
yapılıyor. Türkiye'de her
sezon 100 dizi başlıyor, ama
100 yönetmen var mı emin
değilim.
• Türkiye'de birçok
oyuncu kariyerine bu
dizilerde başlıyor. Bu
oyuncular için iyi bir
başlangıç mı?
Televizyon bir kariyer
değildir ama bazıları öyle
sanıyor. Televizyonda
oyunculuk falan öğrenemeyiz,
televizyon kariyeri diye bir
şey olamaz, televizyon çabuk
üretilip tüketilen bir şey.
Televizyon denen makine sizi
buradan yiyip öbür taraftan
tükürür. Bir daha adınızı
bile hatırlamaz kimse. Bu
nedenle fazla önemsememek ve
eğlence aracı olarak görmek
lazım.
Hakkını da vermek gerekir,
küçümsememek de lazım.
• Sizi hep uyarlama
dizilerde görüyoruz.
Özel bir nedeni var mı?
Pazartesi-salı dışında
çalışamıyorum çünkü tiyatro
var. Stüdyoda çekilebilecek
dizi lazım, ona da iki gün
ayırıyorum. Televizyona da
iki gün yeter zaten.
Hayatımızı onunla
geçirmeyelim.
• Yeni başlayacak diziniz
"Nerede Kalmıştık"a dönelim
isterseniz. 12 Eylül
darbesinden bir gün Önce
komaya girip, 28 yıl sonra
uyanan ve hayatına devam
eden Ateş adlı karakteri
canlandırıyorsunuz. O gün
Ateş değil de Kenan Evren
komaya girseydi, hayatımızda
ne değişirdi?
Yani o olmazdı da başkası
olurdu (Gülüyor).
Kişilerle doğrudan ilişkili
bir şey değildi tabii. İşi
ona ihale etmişler. Evren
uyusaydı yine aynı şey
olurdu, benzer şeyler
olurdu. Türkiye'nin yine içi
dışına çıkardı. Öyle oldu
çünkü. Uzun süreler kaybetti
Türkiye. Hâlâ onun
sıkıntılarını çekiyoruz ülke
olarak.
• Oynadığınız Ateş
karakterinin öyküsü nasıl?
Ateş, 11 Eylül 1980 günü duş
yaparken sabuna basıp,
kafayı yere vurarak komaya
giriyor. 28 yıl uyuyor ve
uyandığında bambaşka bir
Türkiye buluyor. Şu ilginç;
para söz konusu olsaydı aynı
parayı harcayacaktı, şimdi
sıfırlar atıldı milyonları
görmedi mesela. 28 yılda
altı sıfır geçti
hayatımızdan. Bu bize çok
güzel malzemeler yaratıyor.
• Komaya kadar nasıl biri
Ateş?
Öğrenci, liseyi yeni
bitirmiş. Sevgilisiyle
buluşacak ilk defa.
Sevgilisinin annesi babası
evde yok, onun doğum gününü
kutlamaya gidecek.
Sevgilisini de bu işin
mürüvvetini de göremeden
komaya giriyor zavallı. Yani
uyandığında 50'sine merdiven
dayamış bakir bir adamla
karşı karşıyayız.
• Kimler oynuyor?
Celal Kadri Kınoğlu,
Deniz Arcak, Füsun Erbulak
ve Şebnem Dönmez var. Beş
kişilik ana kadro bu. Çok da
iyi bir kadro olduğunu
düşünüyorum. Birbirine
yakışan bir grup oldu.
Birkaç bölüm sonra da başka
karakterler gelecek, ama
esas bu beş karakterle
dönüyor.
• 12 Eylül günü Haluk
Bilginer ne yapıyordu?
12 Eylül'de
İngiltere'deydim. Bir
dostumun eşi telefonla
arayıp, yarım yamalak
Türkçesiyle sabahın köründe
"Paşalar geldi" dedi. Ben de
"Türkiye'den misafir
bekliyordunuz da bizim mi
haberimiz yok" dedim. Sabah
öğrendik.
Çok can sıkıcı bir dönemdi.
1977'den beri
yurtdışındaydım ve 1992'ye
kadar orada kaldım.
• Türkiyeli bir sanatçı,
İngiltere'de bu olanları
nasıl yaşadı?
İngiltere'de sokaktaki
insanın umurunda değildi,
ama orada yaşayan Türkler
çok tedirgindi.
Ülkenin geleceği hakkında
belirsizlik vardı, insanlar
ne yapacağını bilemedi.
Oranın gazetelerindeki küçük
haberlerden, BBC World'den
bir şeyler anlamaya
çalıştık. İnsanlar
tutuklandıkça kendi aramızda
konuşuyorduk. Sıkıntılı bir
süreçti.
• Türkiye bu süreçle
yüzleşebildi mi?
Türkiye'nin en büyük sorunu
bu süreçle yüzleşememek,
hesaplaşamamak oldu.
Bunun hesabını daha
veremedik. Bu ülkenin
tarihini anlamamak ve bu
konuda ısrarcı olmak gibi
bir inadı ve sorunu var.
Kendimizle yüzleşsek,
hesaplaşsak çok daha
sağlıklı bir gelecek bizi
bekliyor olurdu.
• Böylesine hassas bir
konudan yola çıkıp durum
komedisi yapmak risk değil
mi?
Yani 40 yaşın altındaki
insan aslında ne demek
istediğinizi tam olarak
anlayamaz. 12 Eylül'de 12
yaşında olan biri şimdi 40
yaşında. Bu insan darbenin
ilk birkaç yılını yaşadı ama
ne olduğunu kavramadan
yaşadı. Tamam insanlar
okudu, ağabeylerinden
ablalarından öğrendi.
Türkiye'nin geçirdiği
evreleri herkes biliyor
tabii ki. Bu dizi, 12 Eylül
sonrasını uyuyarak geçirmiş
bir insanın neyle
karşılaşacağı sorusunu
soruyor. O nedenle o tür bir
sorun yok.
• Biraz rolünüzden söz
edelim. Daha önce "Tanrı"
rolünü oynamıştınız, şimdi
de yaşanmamış bir süreci
oynuyorsunuz. Yaşanması
imkânsız şeyleri oynamaya
kendinizi nasıl
hazırlıyorsunuz?
Altı ay Tanrı'yla
yaşamıştım o rol için
(gülüyor). Şimdi bu role
gelince adam uyanınca cep
telefonunu çakmak sanıyor.
Uzaktan kumandayı bilmiyor.
Kızlara "Bizim evde renkli
televizyon var" diye hava
atıyor. Her şey tuhaf
geliyor.
Düşünün işte ne internet var
ve diğer yeni iletişim
araçları. "İnternet kim,
öyle bir arkadaşınız mı var"
diye soruyor. Süleyman
Demirel'i başbakan sanıyor.
Gerçi haksız da sayılmaz,
hâlâ başbakan sayılır. Son
28 yılda olup bitenler
açısından, adamın her
sürprizle karşılaşması yeni
şeyler öğrenmesi anlamına
geliyor.
Kılık kıyafetlerden çok
komedi unsuru çıkıyor. Bir
çocuk gibi oynamak
gerekiyor. Hüzünlü bir yanı
da var tabii. O kadar çok
şey yaşanmamış ki.
“BİRSÜRÜ GENCİMİZİ BOŞLUKTA
BIRAKTIK. 12 EYLÜL'ÜN
ARMAĞANIDIR.
TOPARLAMAMIZ ŞART.
YENİ BİR ŞEY SÖYLEMİYORUM ŞU
ANDA AMA HER FIRSATTA BUNU
TEKRARLAMAMIZ LAZIM.
DÜŞSÜZLÜK ÇOK TEHLİKELİ.”
• Sizce Türkiye o 28 yılı
nasıl geçirdi?
Çok boş geçirdi. Renkli
televizyonla, cep
telefonuyla olacak iş değil
tabii ki. Güya iletişim
çağındayız, kimse kimseyle
konuşmuyor. Duygularımızı
döktüğümüz kalemi kâğıdı da
bıraktık. Yeni yetişen
çocuklar öyle bir
yetiştirildi ki; "bunlar bir
şeye bulaşmasın, bunlar bir
şeyi bilmesin" diye
yaklaşıldı. Onları
ilgilendirmeyen şeylerle
ilgilenmelerini sağladılar.
Hayatlarını doğrudan
ilgilendirmeyen bir sürü
şeyle ilgilenilmesi tavsiye
edildi.
• Nelerle ilgilenmedi 12
Eylül gençleri?
Bir kere "Bana ne
siyasetten" diyen bir kuşak
yetişti. Siyasetin doğrudan
yaşamlarını
ilgilendirdiğinin farkında
değiller.
Aldığı nefesin, yediği
ekmeğin, gittiği okulun,
sevgilisiyle kurduğu
ilişkinin doğrudan siyasetle
ilgili bir şey olduğunu
anlamadılar. Siyaset yaşamı
doğrudan düzenliyor. Böyle
olunca çocukların tutunacak
bir şeyleri de kalmadı. Bir
umut da yok. Ağır bir
nihilizm var.
Düzenleyemediği ve etkin
olamadığı bir şey içinde
yaşıyor. Bunu değiştirecek
bir öneriyi sağlayacak
altyapısı da olmadığından ya
çok ilkel ve basit değerlere
tutunmaya çalışıyor ya da
hiçbir şeye tutunmadan sıfır
umutla gününü gün etmeye
gidiyor.
Seçim yapamıyorlar, düş
kuramıyorlar.
Böyle gelecek tahayyül
edilmez. Birsürü gencimizi
boşlukta bıraktık. 12
Eylül'ün armağanıdır.
• Bir korku toplumunda
yaşıyoruz ve sizin de küçük
bir kızınız var. Bu toplumda
yaşayan hem bir sanatçı hem
de bir baba olarak sizin ne
tür korkularınız var?
Nerede eğitilecek,
kimlerle arkadaşlık yapacak,
geleceği ne olacak? Bunlar
büyük soru işaretleri.
Türkiye'deki eğitim zaten
skandal. Özel dershane ne
demek? Eğer böyle bir şey
varsa sözün bittiği yerdeyiz
demek ki. Yabancı dilde
eğitim diye bir saçmalık
var. Büyük paralar karşılığı
yabancı dilde eğitim verilen
okullara çocuklar
gönderiliyor. Bu ancak
sömürge ülkelerinde olur.
Türkçe'yi kim öğretecek? Her
ana-babanın bu ortamda
telaşı ve soru işaretleri
oluyor.
Daha zamanımız var, onun
kendi seçeneklerini
belirleyebileceği bir yaşam
kurmaya çalışacağız.
• Birlikte oynadığınız
genç oyuncular sizden çok
şey öğrendiğini söylüyor.
Eğitimcilik bir yıldız için
lüks değil mi?
Ben eğitimciliği sevmeme
rağmen zaman sorunum var.
Çünkü bu iş ciddi sorumluluk
işi. Bahçeşehir
Üniversitesi'nde master
hocasıyken bir ders bile
kaçırmadım. Ancak bu beni
çok engelliyor. Turne
yapamıyorum, İstanbul
dışında film çekemiyorum.
Bir de gelmeyen öğrenciler
olunca insan şaşırıyor.
Eğitim disiplin ve
süreklilik işi. Arada bir
seminerler yapmayı tercih
ediyorum.
• Jenerik şarkısını bu
dizide de siz söylediniz.
Şarkı söylemeyi seviyor
musunuz?
Şarkı söylemekten
hoşlanıyorum. Müzikallerde
de çok oynadım. Güzel de
yapıyorum gibi geliyor. O
nedenle jenerik şarkısını
bana söylettiler.
Canlandırdığım karakter de
zaten Cem Karaca hayranı.
Long play'leri var.
• Turkmax geniş kitlelere
hitap etmiyor.
Bu sizde bir sıkıntı
yaratmayacak mı?
Tam tersi çok mutluyum. Ben
en çok tiyatro salonunda ne
kadar izlendiğime bakıyorum.
Diğeri eğlence. Özel
kanallarda reyting telaşı
yaşayacak bir durumum yok.
Burada yıl sonuna kadar kaç
bölüm çekeceğimi, hangi
bölümün ne zaman
yayınlanacağını biliyorum.
|