Birgün 25.02.2007

Gülsen İşeri

 

YILLARIN USTA OYUNCUSU HALUK BİLGİNER:

 

Bize ‘ötekileştirme’ öğretildi

 

Geçtiğimiz günlerde vizyona girdi Polis filmi. Girdiği günden itibarende epey konuşuldu. Senaryosunu ve yönetmenliğini Onur Ünlü'nün yaptığı filmde başrolleri usta sanatçı Haluk Bilginer ve genç oyuncu Özgü Namal paylaşıyor. Film alışılmışın dışında bir yol izliyor: “Şiddete meyyalim vallahi dertten” diyen Musa Rami  (Haluk Bilginer ) emektar bir polis,  bir yandan da içinde çelişkiler barındıran bir adam. Ailesini çok seviyor, içi şiddet dolu ama kendisinden 40 yaş küçük bir üniversite öğrencisine aşık olacak kadar da hayat dolu.

Ölmek üzere olan bir cinayet masası polisi olan Musa Rami'nin, trajedi, hesaplaşma, aksiyon, aşk gibi konuların yüzümüze çarptığı bir film Polis. Aslında yüzümüze asıl çarpan Haluk Bilginer'in oyunculuğu. Polis filminden çıktık ve soluğu Haluk Bilginer'in Oyun Atölyesi'nde aldık. Soracak çok şey vardı elbet... Konu döndü dolaştı Şiddete geldi...  Milliyetçilik, Hrant Dink'in katli vs derken Haluk Bilginer'i yaşama bağlayan artık “O” var dediği kızından da söz etmeden geçemedik. Keyifli bir sohbetten notlar...  

 

GÜLŞEN İŞERİ

 

SPOT: Siz yarından hiç umudu olmayan gençlere, içindeki öfkeyi boşaltacak bir alan yaratamazsanız, o öfke şiddet olarak dışa vurur. Başka çaresi de yoktur.

 

SPOT: “Cehennem içinde cennet yaratmaya çalışıyoruz” dememiş miydi Hrant Dink. Cennetin içinde hurilerle dolaşmaktansa, cehennemin içinde cennet yaratmaya çalışıyoruz bizde. Daha iyi değil mi? En azından benim için daha tatmin edici.

 

spot: Bizim toplumsal bilinç altımızda ırkçılık var. Akıllı başında insanlar olarak ırkçılığı bilinç altımızdan atmamız lazım. Çünkü bunun doğru olmadığını biliyoruz. Mesela “Anladıysam Arap olayım” diyoruz  İkinci kez düşünmüyoruz. Burada toplumun bilinç altında ‘ötekine’ nasıl baktığının cevabı yatıyor.  “Çingene pazarlığı yapma” deniliyor vs. Bunların hep içinde ırk var.  Buradaki bütün kelimeleri çıkarıp yerine “Türk” koysak aynı rahatlıkta olacak mıyız acaba?  Ben merak ediyorum. Ama olamayacağımızı da biliyorum.

 

-Polis filmi Onur Ünlü’nün ilk filmi. Genelde usta oyuncular bildik yönetmenlere çalışmayı tercih ederler. Ama siz tercihinizi başka yönde kullandınız, bu bir risk değil mi?

Evet bu bir risk olarak görünebilir ama bu hesaplanmış  bir risk. Çünkü insanın kim olduğuna, nasıl yazdığına ve ne çektiğine bakarsınız. Ne istediğini görürsünüz konuşmalarında. Ben Onur Ünlü ile konuşmaya başladıktan sonra  o adamın kötü bir film çekemeyeceğini anladım ve haklıda çıktım. Gerçekten çok iyi bir film oldu. Tabii söz artık izleyicinindir, biz çektik ve bitti. Bu filimin değişik olduğu kesin. Sevilir, sevilmez o ayrı hikaye. Ben kendi adıma çok sevdim filmi. Anlatımdaki değişiklik ve alışılmışın dışında olması ayrıca  filmi çekici kılıyor.

 

-Filmde Musa Rami çok enteresan bir karakter... Birini öldürüyor sonra camiye gidiyor dua ediyor… Musa Rami kim?

Musa Rami tam bir insan aslında. Tabii çok fazla çelişki barındıran bir adam içinde. Tanrıyla ilişkisinde de farklı bir adam. Cumaya gidiyor.  Dindar ama aynı zamanda adam öldürüyor besmele çekerek. 23  yaşında bir kıza aşık oluyor.  2 ay sonra öleceğini bilmesine rağmen hiç ölmeyecekmiş gibi davranıyor. Mafyanın peşine düşüyor, aşkın peşine düşüyor… Bazen psikopat mı diyoruz. Bütün bu çelişkileri içinde barındırması, kahramandan ziyade bana gerçek bir insanı anımsatıyor … 

 

-Yılda iki sinema filmi çekiyorsunuz, bunun yanında tiyatro oyununuz var… Geri çekilmeyi düşünmediniz mi en azından bir süre… İzleyici biraz özlesin demiyor musunuz?

Evet doğru yılda iki kez sinema filminde oynuyorum. Zaman zaman öyle tehlikelerin olacağı dönemler oldu, ama şuanda öyle bir durum yok. Ama haklısınız çekilip dinlenmek gerekiyor. Bir süre dinleneceğim.

-Polis filmini izlerken, acaba Haluk Bilginer sinirli biri mi diye aklımızdan geçmedi değil… 

Öyle mi görünüyorum? Oynadığım roldür yoksa hiç sinirli biri değilim. Pamuk gibi bir adamım(gülüyor)  Aslında beni tanıyanlara sorun ben yalan söyleyebilirim…(gülüyor)

 

-Musa Rami “Şiddete meyyalim vallahi dertten” diyor.  Bugünün Türkiye’sine baktığınızda şiddetti nasıl değerlendiriyorsunuz?

Çok tehlikeli buluyorum. Ama bence burada hepimiz sorumluyuz. Sorumluluğu başkalarının üzerine atarak sanki başkalarının suçuymuş gibi düşünmek çok yanlış.

Ben şuna inanıyorum, bizim toplumsal bilinç altımızda ırkçılık vardır. Akıllı başında insanlar olarak ırkçılığı bilinç altımızdan atmamız lazım. Çünkü bunun doğru olmadığını biliyoruz. Akıllı başında her insan bunun doğru olmadığını biliyor. Mesela “Anladıysam Arap olayım” diyoruz  İkinci kez düşünmüyoruz, son derece doğal bir şeymiş gibi geliyor. Ama bunun altında toplumun bilinç altında ‘ötekine’ nasıl baktığının cevabı yatıyor.  “Çingene pazarlığı yapma” deniliyor vs. Bunların hep içinde ırk var. Başka bir ırka yönelik bir şey var. Buradaki bütün kelimeleri çıkarıp yerine “Türk” koysak aynı rahatlıkta olacak mıyız acaba?  Ben merak ediyorum. Ama olamayacağımızı da biliyorum. O yüzden bence bundan kendimizi ne kadar arındırırsak, ne kadar insan görmeye çalışırsak baktığımız yerde, renk körü olursak daha iyi bir toplum olacağız diye düşünüyorum. Mesela insan doğasında renk sonradan öğretilen bir şeydir. Irkçılıkta sonradan öğretilir. Biz öğretiyoruz, sen beyazsın o zenci vs diye. Ötekileştirme bize öğretilen bir şey

 

-Peki şiddet özendiriliyor diye televizyonlarda şiddet içeren dizilerin  yasaklanması çözüm mü?

Bence sorunu çok basite indirgiyor. Sorun bu kadar basit değil. Keşke bu kadar basit olsaydı. Televizyonda şiddeti yasaklardık olur biterdi. O zaman sırf aşık filmleri çekelim, peki o zaman herkes birbirine aşık olur muydu?Sanmıyorum.

Bireydeki öfke doğru yönlendirilmezse öfke şiddete dönüşür. Çünkü öfke bir enerjidir. Sizin o öfkeyi nasıl kullandığınıza bağlı. Öfke size cinayette işletir, tiyatro salonu da yaptırır. Ben bu tiyatro salonunu öfkeyle yaptım. Ama siz yarından hiç umudu olmayan gençlere, içindeki öfkeyi boşaltacak bir alan yaratamazsanız, o öfke şiddet olarak dışa vurur. Başka çaresi de yoktur. Mesela aşk filmleri var, Türkiye’de aşk arttı mı yani? Artmadı. Şiddet niye artıyor? İşte bu dediğimizden  kendini var etmenin bir yoludur diye düşünüyor. Çünkü kendini var edecek başka bir alanı yok. Meslek yok, kültür yok, eğitim yok… eee nasıl var edecek? Ben buradayım diyerek, kahraman olmaya çalışarak. Gençlerdeki öfkenin yönetimi çok önemli, burada tabii ki topluma, devlete ve devletin kurumalarına çok büyük bir iş düşüyor.

 

- Tiyatro bitti artık diye yıllardır hep söylenir…

Tiyatro bitmez. O sadece sayıklama. Biz istesek de  bitemez. Tiyatro, insanlık var olduğundan bu yana var. Bundan sonra da varolmaya devam edecek. Herhangi bir teknolojik gelişme, televizyon, sinema vs asla tiyatroyu öldürmez. Tiyatro sevişmek gibi bir şeydir. Ne zaman ki sevişmenin modası geçer yerine başka bir şey koyarız o zaman tiyatroda bitebilir. Ama sevişmenin modası geçecek gibi gözükmüyor.

 

-Çekici bir yanı var de mi?

Tiyatroyu diğer sanat dallarından ayıran en önemli şey,  her gün yeniden tekrarlamanız  Bir kenara koymuyorsunuz. Bunun güzelliği ve insana yakınlığı burada.

 

-İzleyici bazında düşünürsek tiyatroyu…

Türkiye’deki tiyatro izleyicisi çok kötü. Rezillik. 70 milyonluk ülkede 50 bin tiyatro seyircisi vardır, yoktur. Ama keşke tiyatro daha popüler olsaydı, keşke insanlar daha çok zaman ayırsalardı.  Çünkü tiyatro insana soru sorduruyor. Sora sora insan kendini yineliyor. Tiyatro daha popüler olsaydı mesela Hrant Dink öldürülmezdi bu ülkede. Bu kadar basit.

 

-Tiyatro geçtiğimiz ay 1 YTL'ydi...

Popülizm. Tiyatro 1 YTL olunca seyirci sayısı arttı mı acaba? Bence artmadı. Ben bir yerde okudum bir salonda 7 kişi varmış. Halk pahalı diye tiyatroya gitmemezlik etmez ki. Şunu düşünün  200 YTL  bilet parası verip futbol seyrediyor insanlar. Tiyatro isteği yoksa  bedava olsa da gitmez.

 

Kutu kutu

-Uzun süre yurt dışında kaldıktan sonra Türkiye’ye dönüş yaptınız ve “iyi ki de döndüm, oyun atölyesini kurdum” dediniz. Bugünün şartlarını düşündüğünüzde de aynı şeyi düşünüyor musunuz?

Tabii. Böyle bir zevkten mahrum kalacaktım. Bu günkü şartları düşünüyorum daha iyi değil mi? Cehennem içinde cennet yaratmaya çalışıyoruz dememiş miydi Hrant Dink. Cennetin içinde hurilerle dolaşmaktansa, cehennemin içinde cennet yaratmaya çalışıyoruz daha iyi. Benim için daha tatmin edici.

 

-Dünyayı değiştirme gayretindesiniz sanırım…

Sanatçı zaten dünyayı değiştireceğini düşünmezse yapamaz ki bir şey. Kitap yazmaya başladığınızda dünyayı değiştireceğinize inanarak yazarsınız. Tabi ki ama tiyatro düzen değiştirmez. Sanat kışkırtır belki ama devrim yapmaz. Sanatın işi değil.  Ben sizin beyin kıvrımlarınıza bir soru tıkarım bırakırım. Sanat başka bir şey değiştirip dönüştürür.

 

-Ama izlediğimiz her şeyde sanat olmayabilir de mi?

Tabii ki. Sahne üzerinde yapılan her şey sanat değil.  Mesela televizyon benim için  bir eğlence,  üstelik para veriyorlar  tiyatro yapasın diye. ( gülüyor) Daha güzeli var mı? Dünyanın en büyük  lüksü. Şimdi bakıyorum hayatıma ben 35 yıldır çalışamıyorum.

 

-Nasıl yani?

Çalıştım tabii. Bir haftanın sonunda bugünün parasıyla 50 YTL’yi  çok bekledim.

 

-Hangi dönemlerdi?

İngiltere’de olduğum dönemler. Çok  hamallık, garsonluk,  ofis temizliği yaptım. Evet o zaman çalışıyordum ama şimdi çalışmıyorum.  Çok büyük bir lüks, Allah herkese nasip etsin. (gülüyor)

 

-Sanatta vazgeçme noktasına geldiniz mi?

Hayrı asla.  Kendimden vazgeçmektir. Yaşamamış olurum. Yaşamayı seçtim ve buradayım. 

 

-Bugün vazgeçemediğiniz nokta?

Çok tabii, ama bugün artık bir kızım var…  Dünyanın en güçlü enerjisi. Yaşama başka bir pencereden bakıyorsunuz.  İlk öncelik sıranız o oluyor.

 

KUTU KUTU

-Siyaset beyaz perdeye yansımaya başladı... Nasıl bakıyorsunuz?

Olumlu tabii. Bir sanatçı film çekerken yaşadığı toplumdan etkilenerek yapar. Onun yaptığında yansır. Hangi tortularla o filmi çektiği çok önemlidir. Ama sadece siyasi bir mesaj vererek film yaparsanız sanat olmaz. Çünkü önce sanat yapmanız gerekir.  Eğlendirici olmak zorundasınız. Bethoven o piyanonun başına “ben nasıl mesaj vereyim” diye oturmaz. Amaç beste yapmaktır. Sinema yönetmeni de film çekmek için geçer kameranın arkasına,  ne olduğunu anlatır ve ip uçları verir. Slogan ve  sanat asla yan yana gelmez.  Sanat cümle kurar çünkü.

 

-Mesela bir 12 Eylül filmi izleyebildiniz mi?

Ben 6 aydır sinemaya gitmiyorum. Henüz izlemedim. Keşke yapılsa, çok az yapıldı hatta deneniyor 80’den beri. Ama bence 12 Eylül filmi hala çekilemedi. Otosansür başımızın en büyük belası. Otosansür olunca eliniz kolunuz bağlanıyor, hiçbir şey yapamıyorsunuz.

 

-Sizde var mı otosansür?

Ben mümkün olduğu kadar direnmeye çalışıyorum.

 

-Var mı peki yapmak isteyip yapamadığınız şeyler?

Hayır yok. Her şeyi yaptım.  Ama denetimli bir şey bu. Yani denetlemezseniz otosansür var.