Arzu Tramvayı (2016-2017)



Arzu Tramvayı

 

 

Orijinal Adı

A Streetcar Named Desire

 

Yazan

Tennessee Williams

 

Çeviren

Haluk Bilginer

 

Yöneten

Hira Tekindor

 

Sahne Tasarımı

Şirin Dağtekin Yenen

 

Müzik

Tolga Çebi

 

Işık Tasarımı

Yakup Çartık

 

 

Afiş Tasarımı
Ethem Onur Bilgiç

Afiş Tasarımı

Ethem Onur Bilgiç

 

 

Oynayanlar

 

Blanche

Zerrin Tekindor

 

Stanley

Deniz U. Tansel Öngel

 

Stella

Özlem Zeynep Dinsel

 

Mitch

İbrahim Selim

 

Eunice

Melisa İclal Yamanarda

 

Steve

Onur Gürçay

 

Pablo

Erdem Kaynarca

 

Doktor

Melih Düzenli

 

Genç Adam

Özer Keçeci

 

Yönetmen Asistanları

Aynur Güçlü

Kader Karadeniz

Beste Güven

 

Sahne Tasarımı Asistanı

Dilek Kaplan

 

 

 

Dekor için 'ya teşekkür ederiz.



Prova Notları

•  26 Mart 2017 Pazar
•  24 Mart 2017 Cuma
•  23 Mart 2017 Perşembe
•  22 Mart 2017 Çarşamba
•  21 Mart 2017 Salı
•  20 Mart 2017 Pazartesi
•  18 Mart 2017 Cumartesi
•  17 Mart 2017 Cuma
•  16 Mart 2017 Perşembe
•  15 Mart 2017 Çarşamba
•  13 Mart 2017 Pazartesi
•  12 Mart 2017 Pazar
•  11 Mart 2017 Cumartesi
•  8 Mart 2017 Çarşamba
•  5 Mart 2017 Pazar
•  4 Mart 2017 Cumartesi
•  3 Mart 2017 Cuma
•  1 Mart 2017 Çarşamba
•  28 Şubat 2017 Salı
•  26 Şubat 2017 Pazar
•  25 Şubat 2017 Cumartesi
•  24 Şubat 2017 Cuma
•  23 Şubat 2017 Perşembe
•  22 Şubat 2017 Çarşamba
•  21 Şubat 2017 Salı
•  19 Şubat 2017 Pazar
•  18 Şubat 2017 Cumartesi
•  16 Şubat 2017 Perşembe
•  15 Şubat 2017 Çarşamba
•  14 Şubat 2017 Salı
•  13 Şubat 2017 Pazartesi
•  12 Şubat 2017 Pazar
•  11 Şubat 2017 Cumartesi
•  10 Şubat 2017 Cuma
•  9 Şubat 2017 Perşembe
•  8 Şubat 2017 Çarşamba
•  7 Şubat 2017 Salı
•  6 Şubat 2017 Pazartesi
•  4 Şubat 2017 Cumartesi
•  3 Şubat 2017 Cuma
•  2 Şubat 2017 Perşembe
•  1 Şubat 2017 Çarşamba
•  31 Ocak 2016 Salı
•  30 Ocak 2016 Pazartesi



 

 

26.03.2017
Araştırdım soruşturdum nefesi kuvvetli bir hoca buldum. Ne yapayım? Hayır ne yapayım! Baktım onları kendi gücümle, aklımla o müthiş harikulade zekamla alt edemedim ben de bir arkadaşımın tavsiyesi ile okutup üflettiğim şekerleri vişne sularının içine katıp bunların o giden akıllarını yerine getireceğim. Hmm neden vişne suyu olduğunu bilmiyorum, aklıma içecek olarak o geldi ondan galiba. Aaa, acaba okunmuş tekst diye bir şey de olabilir mi? Dur ben yarın bunu da sorayım...  Bugün provayı aklı gidiklerin üçüyle yaptık. En aklı gidik olanlar bunlar çünkü en çok prova yapanlarda bunlar. Bugün Stella – Stanley – Blanche sahnelerine çalıştık. Birinci ve ikinci sahneden başladık ve geçen gün alınan notları baz alarak, yine bu sahnelerin daha ritmik ve sıkıştırılmış olmasına özen gösterdik. Bu sahnelerin iyice oturduğunu düşünen provacılar daha sonra doğum günü sahnesini çalıştılar. Yemek arasından sonra Tansel gidince Stella – Blanche sahnelerini çalışarak devam ettik. Biraz çalıştıktan sonra da günü tamamlamış bulunduk. Saygılar...

26 Mart 2017 Pazar

 

Araştırdım soruşturdum nefesi kuvvetli bir hoca buldum. Ne yapayım? Hayır ne yapayım! Baktım onları kendi gücümle, aklımla o müthiş harikulade zekamla alt edemedim ben de bir arkadaşımın tavsiyesi ile okutup üflettiğim şekerleri vişne sularının içine katıp bunların o giden akıllarını yerine getireceğim. Hmm neden vişne suyu olduğunu bilmiyorum, aklıma içecek olarak o geldi ondan galiba. Aaa, acaba okunmuş tekst diye bir şey de olabilir mi? Dur ben yarın bunu da sorayım...  Bugün provayı aklı gidiklerin üçüyle yaptık. En aklı gidik olanlar bunlar çünkü en çok prova yapanlarda bunlar. Bugün Stella – Stanley – Blanche sahnelerine çalıştık. Birinci ve ikinci sahneden başladık ve geçen gün alınan notları baz alarak, yine bu sahnelerin daha ritmik ve sıkıştırılmış olmasına özen gösterdik. Bu sahnelerin iyice oturduğunu düşünen provacılar daha sonra doğum günü sahnesini çalıştılar. Yemek arasından sonra Tansel gidince Stella – Blanche sahnelerini çalışarak devam ettik. Biraz çalıştıktan sonra da günü tamamlamış bulunduk. Saygılar...

 

 

 

 

 

24.03.2017
Bir akış gününden daha merhaba. Bugün bir ilk daha yapıp ikinci perde akış almak için bütün ekip kütüphanede buluştuk. Gaz geldi tabi bunlara "Abicim birincisini akıttıysak ikincisini de yaparız." diye ama tabii o iş öyle olmadı. İkinci perdeyi biraz unutarak biraz takılarak tamamladılar. Ben nasıl mesudum nasıl bahtiyarım anlatamam. Dedim işte buraya kadarmış…. Akıştan sonra bir ara verip çay kahve içip kendilerine geldiler. Hira herkes toparlanınca aldığı notları okudu ve üzerine konuştular. Bu perdenin de biraz kısaltılması gerektiğini söylediler. Umarım sahneleri kısa kısa oyunu tamamen ortadan kaldırırlar! Neyse ikinci perde akış yapılmasına karar verildi ve bir akış daha yapıldı böylelikle. İkinci akış maalesef ki iyi geçti. Birkaç yerde takılmaları dışında aktı gitti su gibi. Bu akış sonunda ki notlarda okunduktan sonra provayı bitirdik. Panik içerisindeyim panik! Çok az kaldı. Yarın öbürsü gün kostüm dekor derken hoop bir bakmışım oyun sahnede. Korkutucu! Çok korkutucu…
Tramvay Kazaları
Sahne ile ilgili notlar okunurken Tansel bir şey sorduktan sonra;
İbrahim: O sonraki sahne öncesini sordun. Oraya da geleceğim.
Tansel: Ben sahne sırasına göre notları var diye orayı sordum.
İbrahim: Yönetmen notları karışık almış. Üçteyken canı sıkılmış, şimdi sekizin notunu alayım demiş.

24 Mart 2017 Cuma 


Bir akış gününden daha merhaba. Bugün bir ilk daha yapıp ikinci perde akış almak için bütün ekip kütüphanede buluştuk. Gaz geldi tabi bunlara "Abicim birincisini akıttıysak ikincisini de yaparız." diye ama tabii o iş öyle olmadı. İkinci perdeyi biraz unutarak biraz takılarak tamamladılar. Ben nasıl mesudum nasıl bahtiyarım anlatamam. Dedim işte buraya kadarmış…. Akıştan sonra bir ara verip çay kahve içip kendilerine geldiler. Hira herkes toparlanınca aldığı notları okudu ve üzerine konuştular. Bu perdenin de biraz kısaltılması gerektiğini söylediler. Umarım sahneleri kısa kısa oyunu tamamen ortadan kaldırırlar! Neyse ikinci perde akış yapılmasına karar verildi ve bir akış daha yapıldı böylelikle. İkinci akış maalesef ki iyi geçti. Birkaç yerde takılmaları dışında aktı gitti su gibi. Bu akış sonunda ki notlarda okunduktan sonra provayı bitirdik. Panik içerisindeyim panik! Çok az kaldı. Yarın öbürsü gün kostüm dekor derken hoop bir bakmışım oyun sahnede. Korkutucu! Çok korkutucu…

 

 

Tramvay Kazaları

 

Sahne ile ilgili notlar okunurken Tansel bir şey sorduktan sonra;

İbrahim: O sonraki sahne öncesini sordun. Oraya da geleceğim.

Tansel: Ben sahne sırasına göre notları var diye orayı sordum.

İbrahim: Yönetmen notları karışık almış. Üçteyken canı sıkılmış, şimdi sekizin notunu alayım demiş.

 

 

23 Mart 2017 Perşembe

 

Merhaba. Bugün biraz geç geldim provaya. Ben gelene kadar birinci perde akışı alınmış. Ne cesaret anlamıyorum,  ben yokken akış almak. Aslında bu kanlı işin daha fazla parçası olmadığım anlarda mutlu oluyorum ama aralarında olmayınca da ne yaptıklarını merak etmiyor değilim... Ben geldiğimde yemek arası verilmişti. Yemek yediler, çaylarını içtiler, dinlediler ve tekrar sahnede buluştular. Yemekten sonra İbrahim erken çıkacağı için birinci perdenin son sahnesi olan Mitch – Blanche sahnesiyle başladık. Sahnenin bir yerinde mumu yakan üstün yetenekli insan İbrahim, yaktığı kibriti söndüreyim derken mumu da söndürdü. Kısa bir gülme arası verip kaldıkları yerden devam ettiler. İbrahim gittikten sonra bugün ki akışın değerlendirmesi yapıldı ve bazı sahnelerin biraz daha sıkıştırılarak daha yüksek ritimli oynanmasına karar verildi. Bunun üzerine ilk sahne olan Eunice – Stella – Blanche – Stanley sahnesi ile çalışmaya başladılar. Birinci ve ikinci perdeyi keserek ve sıkıştırmaya karar verdikleri yerleri tespit ederek çalışmaya devam ettik. Bu iki sahneyi çalıştıktan sonra biraz da Blanche ve Stella sahnelerini çalışıp provayı bitirdik.

 

 

22.03.2017
19 Nisan! Dile kolay bana zor kardeşim. Yakında bunlar beni delirtir, akıl hastanesine yollarlar haberiniz olsun. Arkamdan sakın ağlamayın. Görevi için gazi oldu deyin. Bu insanlar iyilikten anlamadı, doğru yola sevk edilemediler, bu kızcağızın da ömrünü yediler deyin... Saat 14:00’da sahnede buluştuk ve Stella – Blanche ile hızlı bir başlangıç yaptık çünkü Zeynep’in görüşmesi olduğu için aramızdan çabuk ayrılması gerekiyordu. Zeynep bugün gözüme girdi çünkü bu bir tiyatro değil reklam görüşmesiydi. Kızımıza da bu yakışır… Vakit kısa olduğu için aynı sahne üzerine gidildi daha çok ve başka sahneye geçmedik. Zeynep ayrılırken Genç Adam Özer geldi sahneye ve onunla da biraz çalıştıktan sonra yemek arası verdik. Yemekten sonra Tansel ve Melisa katıldılar provaya. Sahnede biraz daha çalıştıktan sonra kütüphaneye geçip orada devam ettik. Stanley ve Blanche’ın hareketli ve aksiyonlu bir sahnesine uzunca çalıştıktan sonra Eunice - Stanley sahnesini çalışmaya geçtik. Bu sahnede birkaç değişiklik yapıp sonra tekrarladılar. Melisa ve Özer’i uğurladıktan sonra çalışma biraz daha devam etti ve sonrasında günü bitirdik.

22 Mart 2017 Çarşamba

 

19 Nisan! Dile kolay bana zor kardeşim. Yakında bunlar beni delirtir, akıl hastanesine yollarlar haberiniz olsun. Arkamdan sakın ağlamayın. Görevi için gazi oldu deyin. Bu insanlar iyilikten anlamadı, doğru yola sevk edilemediler, bu kızcağızın da ömrünü yediler deyin... Saat 14:00’da sahnede buluştuk ve Stella – Blanche ile hızlı bir başlangıç yaptık çünkü Zeynep’in görüşmesi olduğu için aramızdan çabuk ayrılması gerekiyordu. Zeynep bugün gözüme girdi çünkü bu bir tiyatro değil reklam görüşmesiydi. Kızımıza da bu yakışır… Vakit kısa olduğu için aynı sahne üzerine gidildi daha çok ve başka sahneye geçmedik. Zeynep ayrılırken Genç Adam Özer geldi sahneye ve onunla da biraz çalıştıktan sonra yemek arası verdik. Yemekten sonra Tansel ve Melisa katıldılar provaya. Sahnede biraz daha çalıştıktan sonra kütüphaneye geçip orada devam ettik. Stanley ve Blanche’ın hareketli ve aksiyonlu bir sahnesine uzunca çalıştıktan sonra Eunice - Stanley sahnesini çalışmaya geçtik. Bu sahnede birkaç değişiklik yapıp sonra tekrarladılar. Melisa ve Özer’i uğurladıktan sonra çalışma biraz daha devam etti ve sonrasında günü bitirdik.

 

 

 

 

21.03.2017
Bu sabah Tansel kısık sesiyle birlikte provaya gelen ilk kişi oldu. Ardından Zeynep ve Hira girdiler içeriye. Şu iki sinsi asistan Aynur ve Beste’yi saymıyorum. Onlar hep oralardan buralardan çıkıyorlar zaten. Şu korku filmlerinde boş yetimhaneden ya da perili köşkten çıkan korkunç ruhlar gibiler. Sanki ömürlerinin tamamı orada geçmiş. Birinin koca gözleri, diğerinin de kısık sinsi bakışlarının altında prova yapıyoruz resmen. Benim diye demiyorum ama bal gibi bir asistanım. Tiyatro herkesi olduğu gibi bu iki kızı da mahvetmiş. Halbuki bir hemşire... ya da ne bileyim vatana hayırlı bir resim öğretmeni falan olabilirlerdi… Tansel sesi kısıldığı için meşhur teresinden bir demet yemiş ama sesi daha tam açılmamıştı geldiğinde. Neyse Zerrin de gelince doğum günü sahnesi ve ilk sahneyle çalışmamıza başladık. Çalışma bitince biraz sahne üzerine konuşuldu. Birkaç öneri ve değişiklik yapıldıktan sonra tekrar çalıştılar. Zeynep’in erken çıkması gerekince biraz hızlandırarak tekrar aldılar. Yemek arası verildikten sonra Zeynep gidince, bir süre Blanche – Stanley sahnelerine çalıştıktan sonra provayı bugünlük bitirmiş bulunduk. Sağlıcakla kalın…

21 Mart 2017 Salı

 

Bu sabah Tansel kısık sesiyle birlikte provaya gelen ilk kişi oldu. Ardından Zeynep ve Hira girdiler içeriye. Şu iki sinsi asistan Aynur ve Beste’yi saymıyorum. Onlar hep oralardan buralardan çıkıyorlar zaten. Şu korku filmlerinde boş yetimhaneden ya da perili köşkten çıkan korkunç ruhlar gibiler. Sanki ömürlerinin tamamı orada geçmiş. Birinin koca gözleri, diğerinin de kısık sinsi bakışlarının altında prova yapıyoruz resmen. Benim diye demiyorum ama bal gibi bir asistanım. Tiyatro herkesi olduğu gibi bu iki kızı da mahvetmiş. Halbuki bir hemşire... ya da ne bileyim vatana hayırlı bir resim öğretmeni falan olabilirlerdi… Tansel sesi kısıldığı için meşhur teresinden bir demet yemiş ama sesi daha tam açılmamıştı geldiğinde. Neyse Zerrin de gelince doğum günü sahnesi ve ilk sahneyle çalışmamıza başladık. Çalışma bitince biraz sahne üzerine konuşuldu. Birkaç öneri ve değişiklik yapıldıktan sonra tekrar çalıştılar. Zeynep’in erken çıkması gerekince biraz hızlandırarak tekrar aldılar. Yemek arası verildikten sonra Zeynep gidince, bir süre Blanche – Stanley sahnelerine çalıştıktan sonra provayı bugünlük bitirmiş bulunduk. Sağlıcakla kalın…

 

 

 

20.03.2017
Bugün sahneyi ne zamandır dekorsuz, boş bir halde bulamayan provacılar, fırsattan istifade edip sahneyi işgal ettiler. Akış almak üzere Tansel hariç herkes 12:00’da tiyatroya geldi. Tansel’in gelişini beklediğimiz için akış öncesinde sahneleri hatırlamak üzere tekrarlar yapıldı. Bazı sahnelerin bazı kısımlarına çalışıldı. Hazır fırsat bulmuşken ve herkes bir aradayken oyunun son sahnesine de birkaç kez çalışıldı. Sonra kısa bir mola verip birinci perde akış dendi. Akıştan önce Yakup Bey geldi. Kendisi oyunun ışıkçısıymış. Bana ışıkçı müzikçi deyince kızıyorlar. Neymiş efendim müzisyen ve ışık tasarımcısı diyecekmişim. Aman! Ne yapayım. Bana mı tasarlıyorlar? Bana ne... Akış sırasında poker sahnesinde bir masa kırdık. Şimdi siz akışı kestiler devam edemediler sandınız değil mi? Ben size gördüğümü anlatayım en iyisi. Kah masayı tutup devam ettiler kah masayı yerine takıp oynadılar... Tansel’in kısılan sesinin aksiliklere eklenmesinde rağmen, inanmayacaksınız ama ilk akışı bitirdiler. Doğrusu pes diyorum başka da bir şey demiyorum! Bugün anladım ki prömiyer için düşündüğüm tuzaklar ve engeller bu oyunu oynanmaktan alıkoyamaz… Akış sonrası verdiğimiz uzun bir aradan sonra Hira aldığı notları söyledi ve üzerine konuştular. Yakup bey de ışıklarla ilgili fikirlerini paylaştı bizlerle. 22:00’a kadar çalışıp sonrasında provayı bitirdik. 

20 Mart 2017 Pazartesi

 

Bugün sahneyi ne zamandır dekorsuz, boş bir halde bulamayan provacılar, fırsattan istifade edip sahneyi işgal ettiler. Akış almak üzere Tansel hariç herkes 12:00’da tiyatroya geldi. Tansel’in gelişini beklediğimiz için akış öncesinde sahneleri hatırlamak üzere tekrarlar yapıldı. Bazı sahnelerin bazı kısımlarına çalışıldı. Hazır fırsat bulmuşken ve herkes bir aradayken oyunun son sahnesine de birkaç kez çalışıldı. Sonra kısa bir mola verip birinci perde akış dendi. Akıştan önce Yakup Bey geldi. Kendisi oyunun ışıkçısıymış. Bana ışıkçı müzikçi deyince kızıyorlar. Neymiş efendim müzisyen ve ışık tasarımcısı diyecekmişim. Aman! Ne yapayım. Bana mı tasarlıyorlar? Bana ne... Akış sırasında poker sahnesinde bir masa kırdık. Şimdi siz akışı kestiler devam edemediler sandınız değil mi? Ben size gördüğümü anlatayım en iyisi. Kah masayı tutup devam ettiler kah masayı yerine takıp oynadılar... Tansel’in kısılan sesinin aksiliklere eklenmesinde rağmen, inanmayacaksınız ama ilk akışı bitirdiler. Doğrusu pes diyorum başka da bir şey demiyorum! Bugün anladım ki prömiyer için düşündüğüm tuzaklar ve engeller bu oyunu oynanmaktan alıkoyamaz… Akış sonrası verdiğimiz uzun bir aradan sonra Hira aldığı notları söyledi ve üzerine konuştular. Yakup bey de ışıklarla ilgili fikirlerini paylaştı bizlerle. 22:00’a kadar çalışıp sonrasında provayı bitirdik. 

 

 

18 Mart 2017 Cumartesi

 

Bugün sakin bir prova günüydü. Sadece Stella ve Blanche ile prova yaptık. Zeynep, Zerrin ve provası olmayan günlerde bile provaya gelmeye bayılan Erdem vardı... Saat 12:00’da Hansel ve Gretel dekorunun içinde buluştuk. Erdem’in yüzünde dünden kalan morluk aradım ama bulamadım. Bunlara ne yapsan nafile… çizgi film kahramanı gibiler kazayı atlatıp kaldıkları yerden hiçbir şey olmamış gibi devam ediyorlar. Sabah provaya başlamadan önce sucuklu tost yeme fikriyle güne başladık. Sonra fikirde kalmasın yiyelim bari deyip önce bir tost molası verildi. Sonrasında daha önce çalışılmış sahneleri oyuncuların çalışmak istediği sırayla çalıştık. Yemek arasından sonra Stanley’i markelediğimiz bir sahneyi ve devamında da Stella ve Blanche’ın olduğu kısımları çalıştık. Atraksiyonsuz, sakin, bol molalı, verimli bir prova günüydü. Ne yazık ki öyleydi. Anlatacaklarım bu kadar…

Teşekkür ederim.

 

 

 

 

17 Mart 2017 Cuma

 

Bugün yine erkenci olan ekip 10:30 gibi sahnede buluştu. Genç adam hariç herkesin bir arada olduğu bir prova günü geçirdik. Ekibin toplanmasını beklerken oyunun yeni gelen müziklerini dinledik. Prova öncesi saçma danslar olmazsa olmazımızdır. Isınma ile dans arası bir şeylere benzeyen hareket dizini tamamlandıktan sonra kalanları beklerken “çay kahve şeklindeki” sıralamaya uyuldu. Ben kafeye çıkıp döndüğümde sahnede yüzüstü yere uzanmış Tansel’i, Erdem’in boğduğu düşündüm. Ohh neyse ki biraz daha yaklaşınca Erdem'in Tansel’e masaj yaptığını fark ettim... Hayır birbirlerini boğsunlar sorun değil işime gelir ama ben bir cinayete tanık olmak istemem. Git ifade ver falan uzun iş… Neyse herkes toparlanınca çalışma başlamış oldu. Daha önce üzerine konuşulan ve ekibin tamamı olmadığı için yapılamayan değişiklikler teker teker denendi. Çabuk kavrayan ve uygulayan bu bela ekip tabii ki anında güzelim bir sahne yarattı ve farkını koydu ortaya. Sadece sahnenin oturması için birkaç tekrar daha gerektiğinden, yemek arasından sonra sahneden ayrılıp kütüphaneye geçtik. Birkaç tekrar yaptıktan sonra hazır herkes buradayken poker sahnesine çalışalım dendi. Poker sahnesinin başlarında bir yerde İbrahim’in yaptığı şeylere o kadar güldük ki sahnesinin devamı nasıl ilerleyecek bilemedik. Sahnenin sonuna doğru arbede sırasında Erdem’in yumruğu gerçekten yemesi üzerine ufak bir ara verdik. Önce biraz telaşlandılar ama neyse ki önemli bir şey değildi. Açıkçası ben o kadar telaşlandığımı söyleyemem. Hatta Erdem’in sinirlenip bir tane de Tansel’e geçirmesi hoşuma bile giderdi. Poker sahnesi çalışması bitince herkesi uğurlayıp Mitch ve Blanche ile baş başa kaldık. İkisinin sahnelerine birkaç kere çalıştıktan sonra bugün ki provayı sonlandırdık.

 

 

16.02.2017
Bugün 12:00’da başlayan provaya 14:00’de gitme saadetine erişmiş bir kişi olarak size benden önceki iki saatte ne olduğunu anlatamayacağım. Ah çok üzüldüm! Eminim siz de çok üzülmüşsünüzdür. Zaten ben gitmeden bile size söyleyebilirim ne yapmış olabileceklerini... Soluksuz çalışmış, arada çay kahve molası verince de bunlar tam muhabbeti koyulaştıracakken yönetmen hadi prova demiştir. Bu tiyatro aşığı topluluk da itiraz etmeden başlamıştır çalışmaya. En ilginç olanı kısmı da iki dakika fırsat bulduklarında dünyanın en eğlenceli insanları olurken, bazen de anlamsızca oyundaki karakterleri üzerine konuşup vakit harcamalarıdır... Neyse. Sahne çalıştıkları için sessizce sahneye süzülüp, sinsice izlemeye başladım. Ooh maşallah iki saat yoktum Blanche  - Stanley sahnesine dünyaları katmışlar. Ben bunların yemeklerine falan bir şey karıştırıldığını düşünüyorum. Efendim bir iksir olur, büyülü efsunlu bir şeyler olur bilemem artık. Ama her şeyi hemen yap, bul, uygula... bu kadarı da fazla yani! Bu sahneyi tekrar çalıştıktan sonra birinci ve ikinci sahneyi çalışmaya başladılar. Sahnenin genelinin iyi olduğunu fakat bazı yerlerinde ritim sorunu olduğunu söyleyince Hira, o kısımlara tekrar çalışıldı. Tansel aramızdan yine erken ayrıldığı için Stella – Eunice - Blanche sahnesi ile çalışmaya devam ettik.  Son olarak da Stella ve Blanche’ın poker sonrası olan sahnesine çalışıp bugünü bitirmiş olduk. 

16 Mart 2017 Perşembe

 

Bugün 12:00’da başlayan provaya 14:00’de gitme saadetine erişmiş bir kişi olarak size benden önceki iki saatte ne olduğunu anlatamayacağım. Ah çok üzüldüm! Eminim siz de çok üzülmüşsünüzdür. Zaten ben gitmeden bile size söyleyebilirim ne yapmış olabileceklerini... Soluksuz çalışmış, arada çay kahve molası verince de bunlar tam muhabbeti koyulaştıracakken yönetmen hadi prova demiştir. Bu tiyatro aşığı topluluk da itiraz etmeden başlamıştır çalışmaya. En ilginç olanı kısmı da iki dakika fırsat bulduklarında dünyanın en eğlenceli insanları olurken, bazen de anlamsızca oyundaki karakterleri üzerine konuşup vakit harcamalarıdır... Neyse. Sahne çalıştıkları için sessizce sahneye süzülüp, sinsice izlemeye başladım. Ooh maşallah iki saat yoktum Blanche  - Stanley sahnesine dünyaları katmışlar. Ben bunların yemeklerine falan bir şey karıştırıldığını düşünüyorum. Efendim bir iksir olur, büyülü efsunlu bir şeyler olur bilemem artık. Ama her şeyi hemen yap, bul, uygula... bu kadarı da fazla yani! Bu sahneyi tekrar çalıştıktan sonra birinci ve ikinci sahneyi çalışmaya başladılar. Sahnenin genelinin iyi olduğunu fakat bazı yerlerinde ritim sorunu olduğunu söyleyince Hira, o kısımlara tekrar çalışıldı. Tansel aramızdan yine erken ayrıldığı için Stella – Eunice - Blanche sahnesi ile çalışmaya devam ettik.  Son olarak da Stella ve Blanche’ın poker sonrası olan sahnesine çalışıp bugünü bitirmiş olduk. 

 

 

 

 

15.03.2017
Boşver diyorum... Birgün bir yıldız olduğunda bu yaşadıklarına gülüp geçeceksin bir yıldız ... Ne yıldızı? Hmm şey … Film… Yok dizi… Ya da Oscar yıldızı. Ne biliyim işte bir şeyin yıldızı olurum herhalde. İşte o zaman bana bu kütüphanede yaşattıkları işkenceleri gülerek hatırlayacağım. Ödül törenimde ” Hayatımın bir döneminde- benim yaptığım bu işe aşkla bağlanmamı sağlayan- aşırı dozda kötü tiyatroya maruz kaldığım günler geçirdim.” diyeceğim. Acılarımdan beslenerek bu günlere geldiğimi göğsümü gere gere haykıracağım. Hem de sesimi titreterek...
12:00’da başlayan provaya ilk gelenler yine Eunice, Stella ve Blanche oldu. Oyunun son sahnesinin bu oyuncuları içeren kısmına çalışıldı. İki gün önce yapılan değişiklikler oturmuş gözüktü sahne genelinde. Bugün de birkaç değişiklik yapıldı. Tabii o değişiklik yapılmadan önce ortamda yine bir beyin fırtınası döndü. Bu sırada Tansel geldi. Spordan geliyormuş ve sonra da oyuna gitmesi gerekiyormuş. “Aferin kardeşim aynen böyle devam et” diyeceğim geldi. Gerçi tiyatro yerine sete gitse daha memnun olurdum ama şimdilik buna da razıyım. Taş koysun yeter! Tansel gelince onun sahnelerini çalışmaya başladık iki arada bir derede. Madem gidecek, bir bedel ödettirelim dedik. Yani onlar dediler bence içlerinden. Hayır siz çalışıyorsanız geçin köşeye çalışın, benim ne mecburiyetim var anlamıyorum. Benim bir acelem yok, acelesi olan düşünsün. Tansel’i gönderirken İbrahim elindeki güzel çiçeklerle içeriye girdi. Blanche için getirmiş. Vayy be! Eskiden bir yerde bir kadına çiçek geldiyse o kadın kesinlikle ben olurdum. Ben böyle düşüş yaşamamıştım... İbrahim gelince bir mola verilip çaylar, kahveler içildi, sohbetler edildi. Sonra hooop hadi bakalım provaya... Zeynep ve Melisa’ya da hoşçakal diyip Mitch – Blanche sahnelerini çalışmaya başladık.Çalışma bittikten sonra ayıla bayıla izlediğimiz bu sahnelere bir yorumumuz olup olmadığı soruldu. Ben bu kadar güzel olması durumunu sindiremedim tabii... hemen konuşmaya başladım. Ortalığı karıştırmayı denedim ama yemedi! İşte öyleyken böyle oldu ve her şey yolunda gidince provayı da bitirdiler.
Görüşmek üzere… 

15 Mart 2017 Çarşamba

 

Boşver diyorum... Birgün bir yıldız olduğunda bu yaşadıklarına gülüp geçeceksin bir yıldız ... Ne yıldızı? Hmm şey … Film… Yok dizi… Ya da Oscar yıldızı. Ne biliyim işte bir şeyin yıldızı olurum herhalde. İşte o zaman bana bu kütüphanede yaşattıkları işkenceleri gülerek hatırlayacağım. Ödül törenimde ” Hayatımın bir döneminde- benim yaptığım bu işe aşkla bağlanmamı sağlayan- aşırı dozda kötü tiyatroya maruz kaldığım günler geçirdim.” diyeceğim. Acılarımdan beslenerek bu günlere geldiğimi göğsümü gere gere haykıracağım. Hem de sesimi titreterek...

12:00’da başlayan provaya ilk gelenler yine Eunice, Stella ve Blanche oldu. Oyunun son sahnesinin bu oyuncuları içeren kısmına çalışıldı. İki gün önce yapılan değişiklikler oturmuş gözüktü sahne genelinde. Bugün de birkaç değişiklik yapıldı. Tabii o değişiklik yapılmadan önce ortamda yine bir beyin fırtınası döndü. Bu sırada Tansel geldi. Spordan geliyormuş ve sonra da oyuna gitmesi gerekiyormuş. “Aferin kardeşim aynen böyle devam et” diyeceğim geldi. Gerçi tiyatro yerine sete gitse daha memnun olurdum ama şimdilik buna da razıyım. Taş koysun yeter! Tansel gelince onun sahnelerini çalışmaya başladık iki arada bir derede. Madem gidecek, bir bedel ödettirelim dedik. Yani onlar dediler bence içlerinden. Hayır siz çalışıyorsanız geçin köşeye çalışın, benim ne mecburiyetim var anlamıyorum. Benim bir acelem yok, acelesi olan düşünsün. Tansel’i gönderirken İbrahim elindeki güzel çiçeklerle içeriye girdi. Blanche için getirmiş. Vayy be! Eskiden bir yerde bir kadına çiçek geldiyse o kadın kesinlikle ben olurdum. Ben böyle düşüş yaşamamıştım... İbrahim gelince bir mola verilip çaylar, kahveler içildi, sohbetler edildi. Sonra hooop hadi bakalım provaya... Zeynep ve Melisa’ya da hoşçakal diyip Mitch – Blanche sahnelerini çalışmaya başladık.Çalışma bittikten sonra ayıla bayıla izlediğimiz bu sahnelere bir yorumumuz olup olmadığı soruldu. Ben bu kadar güzel olması durumunu sindiremedim tabii... hemen konuşmaya başladım. Ortalığı karıştırmayı denedim ama yemedi! İşte öyleyken böyle oldu ve her şey yolunda gidince provayı da bitirdiler.

Görüşmek üzere… 

 

 

 

13.03.2017
Bu sabah güne yine kütüphanede merhaba dedik. “Merhabaa, merhabaaa” diye deli gibi kütüphanede bağırırken kütüphaneden de “Yine mi siz?” diye cevap geldi. Yani kütüphane dile geldi… Emin olun dili olsa bu duvarlar konuşur “Tanrım yeter artık aynı şeyleri tekrarlayıp durmayın! Bıktım!” diye.  Buna rağmen ben hala sükunetimi koruyorum. Gün geçmiyor ki bu insanların başına yaralanma, düşme gibi şeyler gelmesin. Dün Zeynep’i dışarıda yemek yerken kedi tırmalamış. Sen nereden buldun da kediyi kendini yemek yerken tırmalattırdın? Bir de bu insanlar yarın öbür gün sahneye çıkıp oyun oynayacaklar da ben de göreceğim. Aşı yaptırıp yaptırmadığını sorduk … tabii herkes tedirgin kudurur da bize bir şey yapar mı diye. Neyse geçmiş olsun dileklerinden sonra Eunice - Blanche - Stella sahnesiyle çalışmaya başladık. Eunice ve Stella'nın olduğu kısımlara çalışıldı öncelikle. Ağırlıklı olarak Eunice’in bu sahnesindeki niyetlerine ve karakterin tavrına öneriler getirildi. Bu önerilerle birlikte tekrar tekrar çalışıldı sahne. Sonra Blanche ile birlikte sahnenin devamını çalıştık. Sahnenin sonu için bazı değişiklikler düşünüldü fakat herkes olmadığı için bir sonraki provaya bırakıldı.
Yemek arasından sonra Tansel gelince bir süredir çalışılmayan Blanche - Stanley sahnesine başladık. Bir hatırlamadan sonra sahneye yeni eklenen şeyler oldu. Böyle daha güzel oldu dediler. Dediler demesine de sanmayın ki bununla yetinirler. Yarın gelir biri “Gece dörtte aklıma bir şey geldi.” der, öbürü gelir “Uyurken bir şey düşündüm.” der. Yine değiştirirler! Neyse sonra Zerrin’in gitmesi gerektiği ve Tansel’in de sporu olduğu için provayı bitirdik. Prova bitince Hira, Zeynep’e “Seninle geleyim istersen iğne vurduralım.”  dedi. “Ayy ne düşünceli.” demeyin sakın çünkü kesinlikle oyuncuya bir şey olmasından korkuyor. Sonuçta bir Stella kolay yetişmiyor. İyi günler, Görüşmek üzere…
 
Arzu Tramvayı
 
Ezber şaşarsa;
Zerrin: Kafama devlet tuşu kondu.
(Asıl replik) Başıma talih kuşu kondu.

13 Mart 2017 Pazartesi

 

Bu sabah güne yine kütüphanede merhaba dedik. “Merhabaa, merhabaaa” diye deli gibi kütüphanede bağırırken kütüphaneden de “Yine mi siz?” diye cevap geldi. Yani kütüphane dile geldi… Emin olun dili olsa bu duvarlar konuşur “Tanrım yeter artık aynı şeyleri tekrarlayıp durmayın! Bıktım!” diye.  Buna rağmen ben hala sükunetimi koruyorum. Gün geçmiyor ki bu insanların başına yaralanma, düşme gibi şeyler gelmesin. Dün Zeynep’i dışarıda yemek yerken kedi tırmalamış. Sen nereden buldun da kediyi kendini yemek yerken tırmalattırdın? Bir de bu insanlar yarın öbür gün sahneye çıkıp oyun oynayacaklar da ben de göreceğim. Aşı yaptırıp yaptırmadığını sorduk … tabii herkes tedirgin kudurur da bize bir şey yapar mı diye. Neyse geçmiş olsun dileklerinden sonra Eunice - Blanche - Stella sahnesiyle çalışmaya başladık. Eunice ve Stella'nın olduğu kısımlara çalışıldı öncelikle. Ağırlıklı olarak Eunice’in bu sahnesindeki niyetlerine ve karakterin tavrına öneriler getirildi. Bu önerilerle birlikte tekrar tekrar çalışıldı sahne. Sonra Blanche ile birlikte sahnenin devamını çalıştık. Sahnenin sonu için bazı değişiklikler düşünüldü fakat herkes olmadığı için bir sonraki provaya bırakıldı.

Yemek arasından sonra Tansel gelince bir süredir çalışılmayan Blanche - Stanley sahnesine başladık. Bir hatırlamadan sonra sahneye yeni eklenen şeyler oldu. Böyle daha güzel oldu dediler. Dediler demesine de sanmayın ki bununla yetinirler. Yarın gelir biri “Gece dörtte aklıma bir şey geldi.” der, öbürü gelir “Uyurken bir şey düşündüm.” der. Yine değiştirirler! Neyse sonra Zerrin’in gitmesi gerektiği ve Tansel’in de sporu olduğu için provayı bitirdik. Prova bitince Hira, Zeynep’e “Seninle geleyim istersen iğne yaptıralım.”  dedi. “Ayy ne düşünceli.” demeyin sakın çünkü kesinlikle oyuncuya bir şey olmasından korkuyor. Sonuçta bir Stella kolay yetişmiyor. İyi günler, Görüşmek üzere…

 

Arzu Tramvayı

 

Ezber şaşarsa;

Zerrin: Kafama devlet tuşu kondu.

(Asıl replik) Başıma talih kuşu kondu.

 

 

 

 

12.03.2017
Bu aralar diyet yapıyorum formumu korumak için. Bana sezonun bu zamanlarında mutlaka hep dizi, film teklifi gelir. Hiç şaşmaz! Ama Zerrin’in inadıma yapar gibi getirdiği tatlılar ve börekler kesinlikle beni rakip gördüğü için, biliyorum... Tatlılar ve kahveler eşliğinde bir prova gününü daha açmış bulunduk. Provaya sahnede başladık bugün. Zeynep Tansel ve Zerrin geldiler. Tansel’in daraldığı için bütün tişörtlerinin yakasını kestiğini biliyor musunuz? Nereden bileceksiniz. Bugün henüz yakasını kesmediği bir tişörtle gelip “Ben daralıyorum bununla, bir makas bulun.” deyince hepimiz el birliğiyle engel olmaya çalıştık  ama nafile. Daha önce bahsettiğim bir adam vardı ya, “Şekbir” hah… onun tiyatrosu varmış işte “Şekbir Glob”. Oradan aldığı güzelim tişörtün yakasını kesti attı acımadan…  Rahata kavuşan Tansel yine o geçen gün gördüğüm garip yoga hareketlerinden yapmaya başladı. Sonra aniden hep birlikte vücutlarımızın esnekliğine bakmaya başladık. Bacaklarımızı düz yapıp kollarımızla ayakucumuza dokunmaya çalıştık. İnanmıyorsunuz değil mi? Yaka kesmeden oraya nasıl geçtiniz diye. İnanın ki aniden gelişiyor bunlarda her şey. Başı göğe eren olmadı tabii bunu test edenler arasında. En esnek olmayan Hira çıktı aramızda, o kadar. Bu bilgiyle ne yapacağımızı bilemediğimiz için bari prova yapalım dedik. Çalışmaya doğum günü sahnesinden başladık. Stella - Stanley kısımlarıyla... Detaylandırarak yavaş yavaş çalışıldı bu sahne. Zeynep’in bir ara balonla olan imtihanını gördük. Hansel ve Gratel dekorunun içinde olduğumuz için zamanın nasıl geçtiğini anlamadan, pılımızı pırtımızı toplayıp sahneden ayrılarak kütüphaneye geçtik. Kütüphanede sahnenin devamı niteliğindeki Blanche  - Stella – Stanley sahnesini çalıştık. Sahne sonlarındaki müzikleri dinleyerek ilerlettik bütün çalışmayı. Ara verdiğimizde Tolga yeni yaptığı müzikleri atınca onları açıp hangisinin daha güzel olduğuna karar veremeden sonlandırdık provayı.
 
Tramvay Kazaları
 
Zeynep ne söylediğini unutup can havliyle repliğini bulmaya çalışırken Tansel oynamaya devam ederse;
Zeynep: Lan bi dur yetişemiyorum, çat orada çat burada.

12 Mart 2017 Pazar

 

Bu aralar diyet yapıyorum formumu korumak için. Bana sezonun bu zamanlarında mutlaka hep dizi, film teklifi gelir. Hiç şaşmaz! Ama Zerrin’in inadıma yapar gibi getirdiği tatlılar ve börekler kesinlikle beni rakip gördüğü için, biliyorum... Tatlılar ve kahveler eşliğinde bir prova gününü daha açmış bulunduk. Provaya sahnede başladık bugün. Zeynep Tansel ve Zerrin geldiler. Tansel’in daraldığı için bütün tişörtlerinin yakasını kestiğini biliyor musunuz? Nereden bileceksiniz. Bugün henüz yakasını kesmediği bir tişörtle gelip “Ben daralıyorum bununla, bir makas bulun.” deyince hepimiz el birliğiyle engel olmaya çalıştık  ama nafile. Daha önce bahsettiğim bir adam vardı ya, “Şekbir” hah… onun tiyatrosu varmış işte “Şekbir Glob”. Oradan aldığı güzelim tişörtün yakasını kesti attı acımadan…  Rahata kavuşan Tansel yine o geçen gün gördüğüm garip yoga hareketlerinden yapmaya başladı. Sonra aniden hep birlikte vücutlarımızın esnekliğine bakmaya başladık. Bacaklarımızı düz yapıp kollarımızla ayakucumuza dokunmaya çalıştık. İnanmıyorsunuz değil mi? Yaka kesmeden oraya nasıl geçtiniz diye. İnanın ki aniden gelişiyor bunlarda her şey. Başı göğe eren olmadı tabii bunu test edenler arasında. En esnek olmayan Hira çıktı aramızda, o kadar. Bu bilgiyle ne yapacağımızı bilemediğimiz için bari prova yapalım dedik. Çalışmaya doğum günü sahnesinden başladık. Stella - Stanley kısımlarıyla... Detaylandırarak yavaş yavaş çalışıldı bu sahne. Zeynep’in bir ara balonla olan imtihanını gördük. Hansel ve Gratel dekorunun içinde olduğumuz için zamanın nasıl geçtiğini anlamadan, pılımızı pırtımızı toplayıp sahneden ayrılarak kütüphaneye geçtik. Kütüphanede sahnenin devamı niteliğindeki Blanche  - Stella – Stanley sahnesini çalıştık. Sahne sonlarındaki müzikleri dinleyerek ilerlettik bütün çalışmayı. Ara verdiğimizde Tolga yeni yaptığı müzikleri atınca onları açıp hangisinin daha güzel olduğuna karar veremeden sonlandırdık provayı.

 

Tramvay Kazaları

 

 

Zeynep ne söylediğini unutup can havliyle repliğini bulmaya çalışırken Tansel oynamaya devam ederse;

Zeynep: Lan bi dur yetişemiyorum, çat orada çat burada.

 

 

 

11.03.2017
Sabah içeriye girdiğimde kütüphanenin merdivenlerindeki hamile kediye “Doğur hadi, bekliyorum!” diyen bir yönetmenle karşılaştım. Yani gel de prova yap şimdi bütün gün... Sonra sanırım vicdan yaptı, kendi elleriyle kedi maması alıp yedirdi kediye. Zeynep ve Tansel gelince önce birazcık sohbet ettik. Hira hoparlörü telefona bağlayınca içimden “Allah… eğlence var! Biraz daha geç başlayacağız provaya.” dedim. Ama Tolga yaptığı besteleri yollamış meğersem. Açıp dinlemeye başlayınca resmen dinlemelere doyamadık. Müzikçi çok güzel şeyler yapmış doğrusu. Tam müzikler kulağıma hoş gelip ruhumu tazelerken Hira elinde bir hediye paketiyle önümden u dönüşü yapıp Aynur’a paketi uzattı. Aynur’u haftanın asistanı seçmiş. Siz iyi asistandan ne anlarsınız! Benim ödüllerim bile var en iyi organizasyon yapan öğrenci diye. Lisedeydim o zaman. Okulca toplanıp bana bu ödülü layık görmüşlerdi. Sakinleşmeye çalıştığım sırada Zerrin gelince birinci sahneden itibaren müziklerle birlikte geçişlerin nasıl olacağına bakıldı. Sahneler çalışılmaya devam edildikçe provaya diğer oyuncular eklendi yavaş yavaş. Onur, Erdem, Özer, Melisa, İbrahim ve Melih Abi geldi. Ben anlam veremedim önce bu duruma. Sonradan öğrendim kostümcüler gelecekmiş, ölçüleri alınacakmış hepsinin. Ölçülerin alınmasına kadar boş durmadık tabii, Mitch ve Blanche sahnelerine çalıştık. Ben Hira’dan izin aldığım için provadan erken ayrıldım. Tam zamanında almışım iznimi de. Acı sona yaklaşmayı gözlerimle görmek acı veriyor bana. Kostümleri bile yapıldı. Önlenemez bir yükselişe geçtiler. Hakkımda hayırlısı olsun. Gözyaşları içinde tiyatronun kapısından çıkıp koşarak uzaklaştım. Hıçkırık seslerim moda sokaklarında inledi.
 
Arzu Tramvayı
 
Hira: Tansel parayı masaya değil, komodinin üstüne yatağın başucuna koy yani…
Tansel: Ayıp olmaz mı ama öyle?

11 Mart 2017 Cumartesi

 

Sabah içeriye girdiğimde kütüphanenin merdivenlerindeki hamile kediye “Doğur hadi, bekliyorum!” diyen bir yönetmenle karşılaştım. Yani gel de prova yap şimdi bütün gün... Sonra sanırım vicdan yaptı, kendi elleriyle kedi maması alıp yedirdi kediye. Zeynep ve Tansel gelince önce birazcık sohbet ettik. Hira hoparlörü telefona bağlayınca içimden “Allah… eğlence var! Biraz daha geç başlayacağız provaya.” dedim. Ama Tolga yaptığı besteleri yollamış meğersem. Açıp dinlemeye başlayınca resmen dinlemelere doyamadık. Müzikçi çok güzel şeyler yapmış doğrusu. Tam müzikler kulağıma hoş gelip ruhumu tazelerken Hira elinde bir hediye paketiyle önümden u dönüşü yapıp Aynur’a paketi uzattı. Aynur’u haftanın asistanı seçmiş. Siz iyi asistandan ne anlarsınız! Benim ödüllerim bile var en iyi organizasyon yapan öğrenci diye. Lisedeydim o zaman. Okulca toplanıp bana bu ödülü layık görmüşlerdi. Sakinleşmeye çalıştığım sırada Zerrin gelince birinci sahneden itibaren müziklerle birlikte geçişlerin nasıl olacağına bakıldı. Sahneler çalışılmaya devam edildikçe provaya diğer oyuncular eklendi yavaş yavaş. Onur, Erdem, Özer, Melisa, İbrahim ve Melih Abi geldi. Ben anlam veremedim önce bu duruma. Sonradan öğrendim kostümcüler gelecekmiş, ölçüleri alınacakmış hepsinin. Ölçülerin alınmasına kadar boş durmadık tabii, Mitch ve Blanche sahnelerine çalıştık. Ben Hira’dan izin aldığım için provadan erken ayrıldım. Tam zamanında almışım iznimi de. Acı sona yaklaşmayı gözlerimle görmek acı veriyor bana. Kostümleri bile yapıldı. Önlenemez bir yükselişe geçtiler. Hakkımda hayırlısı olsun. Gözyaşları içinde tiyatronun kapısından çıkıp koşarak uzaklaştım. Hıçkırık seslerim moda sokaklarında inledi.

 

Arzu Tramvayı

 

Hira: Tansel parayı masaya değil, komodinin üstüne yatağın başucuna koy yani…

Tansel: Ayıp olmaz mı ama öyle?

 

 

 

08.03.2017
Baharın geldiğini müjdeleyen bu tatlı, cıvıl cıvıl havadan geçerek kütüphanedeki ortama girmek çok zoruma gidiyor. Yönetmen şimdi de provayı saat 15:00’a koymuş. Sanırım günün ve havanın en güzel vakitlerinde, tam da en zevk aldıkları dakikalarda “Sevinçlerini kursaklarında bırakayım.” dedi kendince. İyice zalimleşti vallahi! 
Herkes toplandığında iki günlük reponun üzerimizde yarattığı histen bahsettik önce. Sanki iki günlük repo yapmamışlarda alp dağlarında temiz hava alıp gelmişler gibi kanlanıp, canlanmışlar. Yoo!! Bunu hesaba katmadım. Dinlenen provacılar daha zinde ve azimle geldiler bugün. Ben önceden daha zekiydim ya, ne oldu bana böyle? Bu arayı iyi bir şey zannetmiştim... 15:00’da poker sahnesiyle başladık çalışmamıza. Oyuncularımız eksik olduğu için markeleme yöntemiyle çalıştık. Programların karışıklığından ötürü bu birkaç gün boyunca hatırlama provası yapmaya karar verdi yönetmenimiz. Poker sahnesinden sonra Stanley ve Stella sahnesine çalıştık. Bu kısmı biraz çalışıp geçtik. Stanley’in yönelimleri üzerine biraz konuştuktan sonra önce Tansel bir şeyler denedi ardından da Hira’nın önerileri doğrultusunda tekrar çalışıldı sahne. Onları izledikçe gözümün önünden stil yarışmaları, parlak ışıklar, simli kıyafetler, renkli otrişler geçti. Ahh be! Ne güzel olurdu bu ekiple. Ben de jüri olsaydım. Hadi tamam tamam … Hira da jüri olabilir. Ne eleştirirdim, nasıl yerin dibine sokardım hepsini! Bizim böyle kanlı canlı eleştiri programlarına ihtiyacımız var halk olarak.... Ben bu hayallerde gezerken aramıza İbrahim katıldı. İbrahim’le birlikte yine poker sahnesine çalıştık. Ardından da Beste Blanche’ı markeledi ve Mitch - Blanche sahnelerini de hatırlamış olduk. 

8 Mart 2017 Çarşamba

 

Baharın geldiğini müjdeleyen bu tatlı, cıvıl cıvıl havadan geçerek kütüphanedeki ortama girmek çok zoruma gidiyor. Yönetmen şimdi de provayı saat 15:00’a koymuş. Sanırım günün ve havanın en güzel vakitlerinde, tam da en zevk aldıkları dakikalarda “Sevinçlerini kursaklarında bırakayım.” dedi kendince. İyice zalimleşti vallahi! 

 

Herkes toplandığında iki günlük reponun üzerimizde yarattığı histen bahsettik önce. Sanki iki günlük repo yapmamışlarda alp dağlarında temiz hava alıp gelmişler gibi kanlanıp, canlanmışlar. Yoo!! Bunu hesaba katmadım. Dinlenen provacılar daha zinde ve azimle geldiler bugün. Ben önceden daha zekiydim ya, ne oldu bana böyle? Bu arayı iyi bir şey zannetmiştim... 15:00’da poker sahnesiyle başladık çalışmamıza. Oyuncularımız eksik olduğu için markeleme yöntemiyle çalıştık. Programların karışıklığından ötürü bu birkaç gün boyunca hatırlama provası yapmaya karar verdi yönetmenimiz. Poker sahnesinden sonra Stanley ve Stella sahnesine çalıştık. Bu kısmı biraz çalışıp geçtik. Stanley’in yönelimleri üzerine biraz konuştuktan sonra önce Tansel bir şeyler denedi ardından da Hira’nın önerileri doğrultusunda tekrar çalışıldı sahne. Onları izledikçe gözümün önünden stil yarışmaları, parlak ışıklar, simli kıyafetler, renkli otrişler geçti. Ahh be! Ne güzel olurdu bu ekiple. Ben de jüri olsaydım. Hadi tamam tamam … Hira da jüri olabilir. Ne eleştirirdim, nasıl yerin dibine sokardım hepsini! Bizim böyle kanlı canlı eleştiri programlarına ihtiyacımız var halk olarak.... Ben bu hayallerde gezerken aramıza İbrahim katıldı. İbrahim’le birlikte yine poker sahnesine çalıştık. Ardından da Beste Blanche’ı markeledi ve Mitch - Blanche sahnelerini de hatırlamış olduk. 

 

 

 

05.03.2017
merhaba, ekibi dağıtma ve birbirine düşürme projem hiç iyi gitmiyor... Yani bırakın kavgayı gürültüyü birisi azcık surat asıyor olsa ona bile razıyım. Bugün biraz geç geldim; yine ortalık güllük gülistanlık. Çaylar kahveler içilmiş, çalışmalar yapılmış, yemekler yenmiş…  Ben gelmeden önce de birinci ve ikinci sahne çalışılmış. Eunice – Stella – Blanche – Stanley sahneleri üzerinden gidilmiş… Ben geldikten sonra ise Eunice’in Stanley ile olan bir sahnesine çalıştık. Burada eksiklikler olduğunu söyleyen Hira birkaç öneride bulundu. Bu öneriler doğrultusunda sahneyi yavaş yavaş detaylandırarak tekrar çalıştık. Bu halinin daha iyi olduğuna karar verilince hep birlikte başka bir sahne çalışmaya karar verdik. Tansel’in plastik çatalı hatur hutur yediği sahne olan doğum günü sahnesine çalışalım diye yola çıkarak elimizde kalan plastik çatalları masaya yerleştirdik. Bu, “Oyuncular kendi aksesuarını kursun” fikrine ne oldu bilmiyorum yani. Her gün biz hazırlıyoruz hala. Söyleyeceğim, bozulacaklar. Sonra verecek bir cevap bulamayacaklar. Yaparım da yani… hoş değil. Koca koca insanlar sonuçta. Neyse çalışma başladıktan bir süre sonra ben arkalarda bir şeyle uğraşırken Erdem birden acayip sesler çıkarmaya başladı. “Ay nihayet kafayı yedi içlerinden biri. Aynı şeyleri konuş konuş, izle izle hah işte olacağı buydu” derken meğersem Erdem Zerrin’e papağanların nasıl ses çıkardığını gösteriyormuş. Anlayacağınız bana yine hüsran… Zaten iyi çalışılmış olan bu sahneye mini mini hoşluklar, güzel detaylar ekleyerek uzun bir süre devam ettiler. Erdem ve Melisa provaları olduğu için aramızdan biraz erken ayrıldılar. Kalanlarla biraz daha çalıştıktan sonra çalışmayı bitirdik.
 
Tramvay Kazaları
 
Prova kafaları ; 
Hira: ( Zerrin’e) Kombinezonun üstüne ne giyeceksin?
Zerrin: Boynuz giyeceğim, keçi boynuzu.
Tansel: Beyin formatçısı bulucam kendime.
Hira: Notumu aldım beyin formatçısı bulunacak. 
 
 
Doğum günü sahnesi dekoru kurulurken;
 
Zerrin: Bu çatalların hepside kırılmış sağlamı yok mu?
Tansel: Ben iki prova sadece çatal yedim ya.

5 Mart 2017 Pazar

 

Merhaba, ekibi dağıtma ve birbirine düşürme projem hiç iyi gitmiyor... Yani bırakın kavgayı gürültüyü birisi azcık surat asıyor olsa ona bile razıyım. Bugün biraz geç geldim; yine ortalık güllük gülistanlık. Çaylar kahveler içilmiş, çalışmalar yapılmış, yemekler yenmiş…  Ben gelmeden önce de birinci ve ikinci sahne çalışılmış. Eunice – Stella – Blanche – Stanley sahneleri üzerinden gidilmiş… Ben geldikten sonra ise Eunice’in Stanley ile olan bir sahnesine çalıştık. Burada eksiklikler olduğunu söyleyen Hira birkaç öneride bulundu. Bu öneriler doğrultusunda sahneyi yavaş yavaş detaylandırarak tekrar çalıştık. Bu halinin daha iyi olduğuna karar verilince hep birlikte başka bir sahne çalışmaya karar verdik. Tansel’in plastik çatalı hatur hutur yediği sahne olan doğum günü sahnesine çalışalım diye yola çıkarak elimizde kalan plastik çatalları masaya yerleştirdik. Bu, “Oyuncular kendi aksesuarını kursun” fikrine ne oldu bilmiyorum yani. Her gün biz hazırlıyoruz hala. Söyleyeceğim, bozulacaklar. Sonra verecek bir cevap bulamayacaklar. Yaparım da yani… hoş değil. Koca koca insanlar sonuçta. Neyse çalışma başladıktan bir süre sonra ben arkalarda bir şeyle uğraşırken Erdem birden acayip sesler çıkarmaya başladı. “Ay nihayet kafayı yedi içlerinden biri. Aynı şeyleri konuş konuş, izle izle hah işte olacağı buydu” derken meğersem Erdem Zerrin’e papağanların nasıl ses çıkardığını gösteriyormuş. Anlayacağınız bana yine hüsran… Zaten iyi çalışılmış olan bu sahneye mini mini hoşluklar, güzel detaylar ekleyerek uzun bir süre devam ettiler. Erdem ve Melisa provaları olduğu için aramızdan biraz erken ayrıldılar. Kalanlarla biraz daha çalıştıktan sonra çalışmayı bitirdik.

 

Tramvay Kazaları

 

Prova kafaları ; 

Hira: ( Zerrin’e) Kombinezonun üstüne ne giyeceksin?

Zerrin: Boynuz giyeceğim, keçi boynuzu.

Tansel: Beyin formatçısı bulucam kendime.

Hira: Notumu aldım beyin formatçısı bulunacak. 

 

 

Doğum günü sahnesi dekoru kurulurken;

 

Zerrin: Bu çatalların hepside kırılmış sağlamı yok mu?

Tansel: Ben iki prova sadece çatal yedim ya.

 

 

 

 

 

 

04.02.2017
Bugünkü çalışmamızı kütüphanede yaptık. Hira ellerinde börekler ve krokanlarla girdi içeriye. Tam “Yönetmen ne kadar tatlı.” diyecekken ve henüz içeriye giren kimse soluklanmamışken “Evet 11. Sahne ile başlıyoruz.” dedi. “İyide bir tatlarına baksaydık bari şunların!” diyemedik tabi. Üstelik oyunun son sahnesi olan bu sahneyi sadece bir kere çalışmış oyuncular. Tabii onlar da şaşkına döndüler yönetmenden gelen bu ters köşeyle. Oyuncu eksiğimiz olduğu için Eunice – Blanche - Stella ‘nın olduğu yerlerden başladık çalışmaya. İlk çalışmaları ısınma turundan halliceydi. Yönetmen ilk buldukları ritmin ve oyunların daha güzel olduğunu söyleyince daha önce buldukları şeyleri hatırlamaya ve yapmaya çalıştılar. Doktor’un olduğu yerleri Hira markelemeye kalkıp her seferinde repliğini başka söyleyince çok güldük. Biraz da bu sahnedeki niyetler üzerine konuşuldu. Sonrasında yine uzun zamandır çalışmadığımız ve adına mektup sahnesi dediğimiz bir Stanley - Blanche  - Stella sahnesini çalıştık. 
 Biz yemek arasındayken İbrahim geldi. Yemekte, üzerine giydiği hırkayı geçen prova burada nasıl unuttuğunu çözmeye çalıştığımız bir muhabbet döndü. Oyununun olduğu gün kafası dalgın oluyormuş. Çekimleri olan tatlı oyuncu tipi… Kafası da dalgın… En sevdiğim model. Poker sahnesiyle başladık yemekten sonra çalışmaya. Stella- Blanche ve Mitch’in olduğu kısımları çalıştık. Gelecek dekor ve ona göre ayarlanması gereken mesafeyle ilgili biraz uzun bir konuşma yapıldı. Hangi aksesuar nerede olur, çalışırken neyin nerede olduğunu farz edelim derken İbrahim’in mekanın dar olması ile ilgili esprileri art arda gelmeye başladı. Herkes gittikten sonra Mitch ve Blanche sahneleriyle devam ettik. İçimizin parçalandığı, gözlerimizin buğulandığı sahneyi de oynadıktan sonra provayı bitirdik.
 
Tramvay  Kazaları
 
Zerrin: İbrahim o yaptığın şey çok güzel biraz seyirciye de göster bana dönük kaldı biraz.
İbrahim: Ben ikimizin arasında diye şeetmiştim.
 
 
Zerrin’in pudra kullandığı sahneyle ilgili;
 
Hira: İbrahim sen bilirsin o dönem nasıl pudralar kullanılıyordu?
İbrahim: Biz komple başımızı pudraya sokup çıkarıyorduk yönetmenim.

4 Mart 2017 Cumartesi 

 

Bugünkü çalışmamızı kütüphanede yaptık. Hira ellerinde börekler ve krokanlarla girdi içeriye. Tam “Yönetmen ne kadar tatlı.” diyecekken ve henüz içeriye giren kimse soluklanmamışken “Evet 11. Sahne ile başlıyoruz.” dedi. “İyide bir tatlarına baksaydık bari şunların!” diyemedik tabi. Üstelik oyunun son sahnesi olan bu sahneyi sadece bir kere çalışmış oyuncular. Tabii onlar da şaşkına döndüler yönetmenden gelen bu ters köşeyle. Oyuncu eksiğimiz olduğu için Eunice – Blanche - Stella ‘nın olduğu yerlerden başladık çalışmaya. İlk çalışmaları ısınma turundan halliceydi. Yönetmen ilk buldukları ritmin ve oyunların daha güzel olduğunu söyleyince daha önce buldukları şeyleri hatırlamaya ve yapmaya çalıştılar. Doktor’un olduğu yerleri Hira markelemeye kalkıp her seferinde repliğini başka söyleyince çok güldük. Biraz da bu sahnedeki niyetler üzerine konuşuldu. Sonrasında yine uzun zamandır çalışmadığımız ve adına mektup sahnesi dediğimiz bir Stanley - Blanche  - Stella sahnesini çalıştık. 

 

Biz yemek arasındayken İbrahim geldi. Yemekte, üzerine giydiği hırkayı geçen prova burada nasıl unuttuğunu çözmeye çalıştığımız bir muhabbet döndü. Oyununun olduğu gün kafası dalgın oluyormuş. Çekimleri olan tatlı oyuncu tipi… Kafası da dalgın… En sevdiğim model. Poker sahnesiyle başladık yemekten sonra çalışmaya. Stella- Blanche ve Mitch’in olduğu kısımları çalıştık. Gelecek dekor ve ona göre ayarlanması gereken mesafeyle ilgili biraz uzun bir konuşma yapıldı. Hangi aksesuar nerede olur, çalışırken neyin nerede olduğunu farz edelim derken İbrahim’in mekanın dar olması ile ilgili esprileri art arda gelmeye başladı. Herkes gittikten sonra Mitch ve Blanche sahneleriyle devam ettik. İçimizin parçalandığı, gözlerimizin buğulandığı sahneyi de oynadıktan sonra provayı bitirdik.

 

Tramvay  Kazaları

 

Zerrin: İbrahim o yaptığın şey çok güzel biraz seyirciye de göster bana dönük kaldı biraz.

İbrahim: Ben ikimizin arasında diye şeetmiştim.

 

 

Zerrin’in pudra kullandığı sahneyle ilgili;

 

Hira: İbrahim sen bilirsin o dönem nasıl pudralar kullanılıyordu?

İbrahim: Biz komple başımızı pudraya sokup çıkarıyorduk yönetmenim.

 

 

 

03.02.2017
Benim gözüm uzağı pekiyi görmüyor. Sahneye indiğimde bir adamı yerde garip hareketler yaparken buldum. Biraz daha yaklaşınca fark ettim ki Tansel,  Kundakçı dekorunun ortasına atmış matını yoga yapıyor. Bir gerilmeler, bir açılmalar gören ıssız adada yaşam mücadelesi için kendini ayakta tutması lazım der. Neyse  yogasını bitirince birlikte çay içmeye karar verdik. Sonrasında Zeynep, Zerrin ve Hira dahil oldular. Yönetmen hiç çalışılmamış sahne bırakmadığı için daha önce çalıştığımız birinci ve ikinci sahneyi çalışmaya başladık. Tansel ve Zeynep geçen gün rahatladık içimize sindi dedikleri yerden yine çok memnun olmadılar. Bu oyuncu milletini anlamıyorum. Kardeşim o gün çalıştınız ” Tamam bu içimize sindi dediniz.” Ee sonra ne oldu? Evde kafalarında kurup kurup geliyolar bunlar kesin. Ne gerek var eve gidince bunları düşünmeye, git yemeğini ye, aç dizini izle. Hepsinin çıtası da pek yüksek!... Hira sahneyi izleyip önerilerde bulundu. Sonra birkaç teknik detay daha verildi Stanley - Stella sahnesi için. “Güzel, güzel oldu, güzel güzel, güzel değil mi?” kreşandosuyla birlikte sahnenin güzel olduğuna karar verdik sonunda. Blanche – Stella- Stanley sahnelerine çalışıldı birazda. Kundakçı oyunu prova yapacağı için sahneyi biraz erken bırakıp kütüphaneye inildi. Zerrin gitmeden önce yarım saat ezber provası yapıldı. Stella – Stanley ile bugün çalıştıkları yeri pekiştirmek için pek çok kez tekrar aldılar. Tabii aralarda bunların acayip sohbet konuları açılıp kapanarak devam ettik çalışmaya. 17:00 gibi bugünkü provanın sonuna geldik. Esen kalın…

3 Mart 2017 Cuma

 

Benim gözüm uzağı pekiyi görmüyor. Sahneye indiğimde bir adamı yerde garip hareketler yaparken buldum. Biraz daha yaklaşınca fark ettim ki Tansel,  Kundakçı dekorunun ortasına atmış matını yoga yapıyor. Bir gerilmeler, bir açılmalar gören ıssız adada yaşam mücadelesi için kendini ayakta tutması lazım der. Neyse  yogasını bitirince birlikte çay içmeye karar verdik. Sonrasında Zeynep, Zerrin ve Hira dahil oldular. Yönetmen hiç çalışılmamış sahne bırakmadığı için daha önce çalıştığımız birinci ve ikinci sahneyi çalışmaya başladık. Tansel ve Zeynep geçen gün rahatladık içimize sindi dedikleri yerden yine çok memnun olmadılar. Bu oyuncu milletini anlamıyorum. Kardeşim o gün çalıştınız ” Tamam bu içimize sindi dediniz.” Ee sonra ne oldu? Evde kafalarında kurup kurup geliyolar bunlar kesin. Ne gerek var eve gidince bunları düşünmeye, git yemeğini ye, aç dizini izle. Hepsinin çıtası da pek yüksek!... Hira sahneyi izleyip önerilerde bulundu. Sonra birkaç teknik detay daha verildi Stanley - Stella sahnesi için. “Güzel, güzel oldu, güzel güzel, güzel değil mi?” kreşandosuyla birlikte sahnenin güzel olduğuna karar verdik sonunda. Blanche – Stella- Stanley sahnelerine çalışıldı birazda. Kundakçı oyunu prova yapacağı için sahneyi biraz erken bırakıp kütüphaneye inildi. Zerrin gitmeden önce yarım saat ezber provası yapıldı. Stella – Stanley ile bugün çalıştıkları yeri pekiştirmek için pek çok kez tekrar aldılar. Tabii aralarda bunların acayip sohbet konuları açılıp kapanarak devam ettik çalışmaya. 17:00 gibi bugünkü provanın sonuna geldik. Esen kalın…

 

 

 

01.03.2017
Sabah aşağıya indiğimde bomboş bir sahne ile karşılaştım. İçime nasıl huzur doldu, kafamda nasıl melodiler dönmeye başladı anlatamam. Merdivenleri uçarak inip sahnede solo dans gösterisi yapmak istedim. Fakat merdivenlerden biraz daha inince, olay yerinde önce Zeynep ve Beste’nin çantalarını gördüm ve  sonra da kulisten çıkan varlıklarına şahit oldum. İkisi yeterince rahatsız edici değillermiş gibi Onur belirdi bir de merdivenlerin başında. Yüzümdeki kan çekilmesini gördüklerinden olacak ki “İyi misin?” dediler. “Sormayın ya çok uykusuzum, çok yorgunum bu aralar.” deyip geçiştirdim.… Onur’un dün reklam çekimi vardı. Nasıl geçtiğini sorduk. Onur çekimin nasıl geçtiğinden bahsedince herkes kendi reklam deneyimlerini paylaştı. Hem bu sektörün ekmeğini yiyin hem de gelin burada tiyatro yapın! Utanmaları da yok! Muhabbet devam ederken Zerrin, Hira’nın bize aldiği ama evden çıkarken unuttuğu tatlılari getirince kahve eşliğinde ezber tekrarı yaptik. Blanche - Stella sahnesi çalışılmaya başlandığında oyuncular birkaç yerde durup niyetlerle ilgili konuşmalar yaptılar. Son olarak bir fikir birliği oluşur oluşmaz kaldıkları yerden devam ettiler. Çalışma arasında kaçırılan ve iptal edilen konserlerden konu açıldı. Hira iptal olduğu için Michael Jackson konserini kaçırmış ve hala üzülürmüş. Ama Zeynep, Michael Jackson konserine gidebilmiş... Ben bilemiyorum artık aralarında çözsünler… Biliyor musunuz?... Tabii nerden bileceksiniz, benim sesim o kadar güzeldir ki… Israrcı olacaklar, albüm yapmalısın sen şarkıcı olmalısın diye beni daraltacaklar korkusuyla hiç şarkı söylemem insanların yanında… Isrardan hoşlanmıyorum! Bilirsiniz o duyguyu, tatsız bir şeydir yani... Konser sohbeti bitince kaldığımız yerden devam ettik. “Oyuncular aksesuar değişimini kendileri yapsın” mantığıyla yola çıkarak çalıştığımız bu sahnenin sonundaki trafiği belirlemiş olduk. Zeynep’in bu değişimler konusundaki performansına diyecek yok doğrusu. Biz çalışmayı sürdürürken Tansel ve Erdem geldiler. Tansel’in gelmesiyle birlikte uzun zamandır çalışılmayan bir Stanley - Blanche sahnesine bakmaya karar verildi. Sahne teknik detaylara ihtiyaç duyduğu için çalışmaları biraz uzun sürdü. Sen kolunu buradan getir, yok sen şuraya bak, buraya kaç... derken yavaş yavaş oturan sahnenin yaratım sürecinde biz çok gülüp eğlendik. 
Yemekten sonra Zerrin’le biraz daha çalıştık. Aramızdan ayrılmasıyla birlikte Stella - Stanley sahnelerine geçtik. Bu sahnelerde daha çok niyetler üzerinde duruldu. Oyuncuların rahat edemedikleri birkaç yere bakıldı ve çalışmanın sonunda kendilerini daha iyi hissettiklerini söylediler. Çokta umrumda iyi hissetmeniz! Ay ne kadar da tatlılar! Öff... neyse ki yönetmenin afiş toplantısına çıkması gerekince Zeynep ve Tansel biraz daha çalıştılar ve kısa bir süre sonra da provayı bitirmiş bulunduk.
Tramvay Kazaları
Hira Tansel’e reji verirken;
Hira: Tansel istersen burada tuvalete gitsin.
Zerrin: Sürekli tuvalete gitmesin. Prostatlı bir bey mi bu??? 

1 Mart 2017 Çarşamba

 

Sabah aşağıya indiğimde bomboş bir sahne ile karşılaştım. İçime nasıl huzur doldu, kafamda nasıl melodiler dönmeye başladı anlatamam. Merdivenleri uçarak inip sahnede solo dans gösterisi yapmak istedim. Fakat merdivenlerden biraz daha inince, olay yerinde önce Zeynep ve Beste’nin çantalarını gördüm ve  sonra da kulisten çıkan varlıklarına şahit oldum. İkisi yeterince rahatsız edici değillermiş gibi Onur belirdi bir de merdivenlerin başında. Yüzümdeki kan çekilmesini gördüklerinden olacak ki “İyi misin?” dediler. “Sormayın ya çok uykusuzum, çok yorgunum bu aralar.” deyip geçiştirdim.… Onur’un dün reklam çekimi vardı. Nasıl geçtiğini sorduk. Onur çekimin nasıl geçtiğinden bahsedince herkes kendi reklam deneyimlerini paylaştı. Hem bu sektörün ekmeğini yiyin hem de gelin burada tiyatro yapın! Utanmaları da yok! Muhabbet devam ederken Zerrin, Hira’nın bize aldiği ama evden çıkarken unuttuğu tatlılari getirince kahve eşliğinde ezber tekrarı yaptik. Blanche - Stella sahnesi çalışılmaya başlandığında oyuncular birkaç yerde durup niyetlerle ilgili konuşmalar yaptılar. Son olarak bir fikir birliği oluşur oluşmaz kaldıkları yerden devam ettiler. Çalışma arasında kaçırılan ve iptal edilen konserlerden konu açıldı. Hira iptal olduğu için Michael Jackson konserini kaçırmış ve hala üzülürmüş. Ama Zeynep, Michael Jackson konserine gidebilmiş... Ben bilemiyorum artık aralarında çözsünler… Biliyor musunuz?... Tabii nerden bileceksiniz, benim sesim o kadar güzeldir ki… Israrcı olacaklar, albüm yapmalısın sen şarkıcı olmalısın diye beni daraltacaklar korkusuyla hiç şarkı söylemem insanların yanında… Isrardan hoşlanmıyorum! Bilirsiniz o duyguyu, tatsız bir şeydir yani... Konser sohbeti bitince kaldığımız yerden devam ettik. “Oyuncular aksesuar değişimini kendileri yapsın” mantığıyla yola çıkarak çalıştığımız bu sahnenin sonundaki trafiği belirlemiş olduk. Zeynep’in bu değişimler konusundaki performansına diyecek yok doğrusu. Biz çalışmayı sürdürürken Tansel ve Erdem geldiler. Tansel’in gelmesiyle birlikte uzun zamandır çalışılmayan bir Stanley - Blanche sahnesine bakmaya karar verildi. Sahne teknik detaylara ihtiyaç duyduğu için çalışmaları biraz uzun sürdü. Sen kolunu buradan getir, yok sen şuraya bak, buraya kaç... derken yavaş yavaş oturan sahnenin yaratım sürecinde biz çok gülüp eğlendik. 

 

Yemekten sonra Zerrin’le biraz daha çalıştık. Aramızdan ayrılmasıyla birlikte Stella - Stanley sahnelerine geçtik. Bu sahnelerde daha çok niyetler üzerinde duruldu. Oyuncuların rahat edemedikleri birkaç yere bakıldı ve çalışmanın sonunda kendilerini daha iyi hissettiklerini söylediler. Çokta umrumda iyi hissetmeniz! Ay ne kadar da tatlılar! Öff... neyse ki yönetmenin afiş toplantısına çıkması gerekince Zeynep ve Tansel biraz daha çalıştılar ve kısa bir süre sonra da provayı bitirmiş bulunduk.

 

 

 

Tramvay Kazaları

 

Hira Tansel’e reji verirken;

 

Hira: Tansel istersen burada tuvalete gitsin.

Zerrin: Sürekli tuvalete gitmesin. Prostatlı bir bey mi bu??? 

 

 

 

 

28.02.2017
Bugün biraz mayışık bir gündü. Bizim çılgınlar biraz daha durgunlardı. 11 gibi başlayan provada ilk çalıştığımız sahneler Blanche - Eunice - Stella sahneleriydi. Ardından Stanley provaya dahil olunca birinci ve ikinci sahnenin tamamını çalıştılar. Haaa unutmadan müzikçi geldi yine bugün... Tolga Çebi. Hira ve Tolga müzik konulacak yerleri kararlaştırmak için sahneler çalışılırken kendi aralarında bol bol konuştular. Böyle sessiz sakin gitmedi tabi... Çalışmanın ilerleyen saatlerinde ekibin geri kalanının toplanmasıyla birlikte aşka gelen topluluk “Birinci perdenin akışını alalım, ne de olsa herkes burada.” ayaklanmasıyla birlikte yönetmeni de galeyana getirdiler. Bugünkü akışta bir ilk daha gerçekleştirdiler. Lakin gerçekleştiremediler! Sahne sonlarında aksesuar değişimlerini oyuncuların kendilerinin yapmaları söylendi. Tabii ki yapamadılar. Zaten ben olmadan hiçbir şey yapamıyorlar. Dedim “Durun ben hallederim, müzikçi de gelmiş izliyor bari rezil olmayın.” Ha yok… yok tabii ki bunu yüksek sesle söylemedim… mırıldandım ama duymuşlardır bence… Yüzlerine de söylerim, sorun yok yani. Sadece o an tatsızlık çıksın istemedim. Neyse benim de yardımlarımla akış alınmış oldu ve “Yemek arasıııı!” sesini duymuş olduk.
Yemekten sonra İbrahim ve Zerrin’in gitmesi gerektiği için Mitch - Blanche sahnelerine öncelik tanındı. Daha önceden çalışılmış olan bu sahnelerin üzerinde birkaç düzeltme yapıp onlarla olan çalışmamızı bitirdik. Ama Zerrin’in set saatinin uzadığını öğrenince kendisine gün doğan Hira bunu fırsat bilip -inanmazsınız ama- hemen hemen bütün sahneleri çalıştı. Bugün herkesin biraz yorgun, argın, tuzsuz helva, şekersiz puding, kremşantisiz… neyse saçmaladım, söyle özetleyeyim;  Herkesin biraz yorgun olduğu bir günü sonlandırmanın doğru olabileceği konuşulurken, bunun üzerine Pencere oyunu için de sahne ile vedalaşma vakti gelince 18:30 gibi provayı bitirdik. Yorgun savaşçılarda evlerine dağıldı. 

28 Şubat 2017 Salı

 

Bugün biraz mayışık bir gündü. Bizim çılgınlar biraz daha durgunlardı. 11 gibi başlayan provada ilk çalıştığımız sahneler Blanche - Eunice - Stella sahneleriydi. Ardından Stanley provaya dahil olunca birinci ve ikinci sahnenin tamamını çalıştılar. Haaa unutmadan müzikçi geldi yine bugün... Tolga Çebi. Hira ve Tolga müzik konulacak yerleri kararlaştırmak için sahneler çalışılırken kendi aralarında bol bol konuştular. Böyle sessiz sakin gitmedi tabi... Çalışmanın ilerleyen saatlerinde ekibin geri kalanının toplanmasıyla birlikte aşka gelen topluluk “Birinci perdenin akışını alalım, ne de olsa herkes burada.” ayaklanmasıyla birlikte yönetmeni de galeyana getirdiler. Bugünkü akışta bir ilk daha gerçekleştirdiler. Lakin gerçekleştiremediler! Sahne sonlarında aksesuar değişimlerini oyuncuların kendilerinin yapmaları söylendi. Tabii ki yapamadılar. Zaten ben olmadan hiçbir şey yapamıyorlar. Dedim “Durun ben hallederim, müzikçi de gelmiş izliyor bari rezil olmayın.” Ha yok… yok tabii ki bunu yüksek sesle söylemedim… mırıldandım ama duymuşlardır bence… Yüzlerine de söylerim, sorun yok yani. Sadece o an tatsızlık çıksın istemedim. Neyse benim de yardımlarımla akış alınmış oldu ve “Yemek arasıııı!” sesini duymuş olduk.

 

 

Yemekten sonra İbrahim ve Zerrin’in gitmesi gerektiği için Mitch - Blanche sahnelerine öncelik tanındı. Daha önceden çalışılmış olan bu sahnelerin üzerinde birkaç düzeltme yapıp onlarla olan çalışmamızı bitirdik. Ama Zerrin’in set saatinin uzadığını öğrenince kendisine gün doğan Hira bunu fırsat bilip -inanmazsınız ama- hemen hemen bütün sahneleri çalıştı. Bugün herkesin biraz yorgun, argın, tuzsuz helva, şekersiz puding, kremşantisiz… neyse saçmaladım, söyle özetleyeyim;  Herkesin biraz yorgun olduğu bir günü sonlandırmanın doğru olabileceği konuşulurken, bunun üzerine Pencere oyunu için de sahne ile vedalaşma vakti gelince 18:30 gibi provayı bitirdik. Yorgun savaşçılarda evlerine dağıldı. 

 

 

 

26.02.2017
Merhaba. Şükür ki bugün saat 11:30’ daydı provamız. Güne çok güzel çikolatalarla başladık. Zerrin bize günümüzü tatlı geçirelim diye bir sürü çikolata almış...Dün çalıştığımız sahneleri pekiştirmek için önce onlarla başladık. Düzelttiğimiz ve eklediğimiz şeylerin tekrarını yaptık. Farkı ne oldu derseniz zaten gözümüzü ayırmadan izlediğimiz sahneleri şimdi ağzımız açık izler olduk. Çalıştığımız bir sahne için balon lazım olunca Aynur eliyle koymuş gibi bize 5 dakika içinde balon getirdi. Birden hepsi eline bir balon alıp şişirmeye başladı. Balondan sonra; bugüne kadar duyduğumuz değişik isimler ve soy isimler muhabbetine geçildi… Neyse dağılan oyuncular toparlandı ve çalışmaya devam ettik. Stella- Stanley sahnesine çalıştık. Sahneye başlamadan önce Zeynep ve Tansel’i kafa kafaya vermiş, sahnede kullandıkları valizlerini tatlı tatlı konuşarak toparlarken gördüm. Gerçekten çok tatlılar. Tamam, kabul ediyorum ben bazen bu oyuncuları çok tatlı buluyorum… ne var sevemem mi arada sırada?! Bu sahne çalışması bittikten sonra kahve molası verip biraz sohbet ettik. 
Hansel ve Gretel oyunu bitince saat 18:00 gibi kütüphaneden sahneye geçtik. Hira, sahneye geçtiğimizde  poker sahnesini kastederek “Bu sahne bugün olana kadar buradayız.” dedi. Sonra aniden sahne içeriye çöktü ve demir parmaklıklar çıktı dört bir taraftan. Etrafı su bastı ve Hira bir gemiyle suyun üzerine çıkıp kendini kurtardı… Ben sanırım çok çalışmaktan halüsü… halisilü… Halüsyasyon gördüm. Her şey normaldi ve biz poker sahnesini çalışmaya başladık.  Çok heyecanlı bir sahne bu sahne. Aksiyonu bol, izlemesi keyifli. Uzun zamandır eksiksiz ilk defa alındığı için önce bir hatırlatma provası yapıldı. Önce sakin başlayan sahne birkaç tekrardan sonra kızılca kıyamete döndü. Sahne bittiğinde kim neredeydi, hangi eşya nereye uçtu, kim kimin repliğini çaldı tespit edemedik. En sonunda hem Hira hem oyuncular çıkan işten tatmin olunca bugünlük dağılmaya karar verdiler.
 
 
 Tramvay Kazaları:
 
Zerrin çalışırken bir yerde duraksadığında not aldığını gördüğü Hira’ya;
Zerrin: Acele ettim biliyorum alma hemen notunu oraya. 
 

26 Şubat 2017 Pazar

 

Merhaba. Şükür ki bugün saat 11:30’ daydı provamız. Güne çok güzel çikolatalarla başladık. Zerrin bize günümüzü tatlı geçirelim diye bir sürü çikolata almış...Dün çalıştığımız sahneleri pekiştirmek için önce onlarla başladık. Düzelttiğimiz ve eklediğimiz şeylerin tekrarını yaptık. Farkı ne oldu derseniz zaten gözümüzü ayırmadan izlediğimiz sahneleri şimdi ağzımız açık izler olduk. Çalıştığımız bir sahne için balon lazım olunca Aynur eliyle koymuş gibi bize 5 dakika içinde balon getirdi. Birden hepsi eline bir balon alıp şişirmeye başladı. Balondan sonra; bugüne kadar duyduğumuz değişik isimler ve soy isimler muhabbetine geçildi… Neyse dağılan oyuncular toparlandı ve çalışmaya devam ettik. Stella- Stanley sahnesine çalıştık. Sahneye başlamadan önce Zeynep ve Tansel’i kafa kafaya vermiş, sahnede kullandıkları valizlerini tatlı tatlı konuşarak toparlarken gördüm. Gerçekten çok tatlılar. Tamam, kabul ediyorum ben bazen bu oyuncuları çok tatlı buluyorum… ne var sevemem mi arada sırada?! Bu sahne çalışması bittikten sonra kahve molası verip biraz sohbet ettik. 

 

Hansel ve Gretel oyunu bitince saat 18:00 gibi kütüphaneden sahneye geçtik. Hira, sahneye geçtiğimizde  poker sahnesini kastederek “Bu sahne bugün olana kadar buradayız.” dedi. Sonra aniden sahne içeriye çöktü ve demir parmaklıklar çıktı dört bir taraftan. Etrafı su bastı ve Hira bir gemiyle suyun üzerine çıkıp kendini kurtardı… Ben sanırım çok çalışmaktan halüsü… halisilü… Halüsyasyon gördüm. Her şey normaldi ve biz poker sahnesini çalışmaya başladık.  Çok heyecanlı bir sahne bu sahne. Aksiyonu bol, izlemesi keyifli. Uzun zamandır eksiksiz ilk defa alındığı için önce bir hatırlatma provası yapıldı. Önce sakin başlayan sahne birkaç tekrardan sonra kızılca kıyamete döndü. Sahne bittiğinde kim neredeydi, hangi eşya nereye uçtu, kim kimin repliğini çaldı tespit edemedik. En sonunda hem Hira hem oyuncular çıkan işten tatmin olunca bugünlük dağılmaya karar verdiler.

 

 

 Tramvay Kazaları:

 

Zerrin çalışırken bir yerde duraksadığında not aldığını gördüğü Hira’ya;

Zerrin: Acele ettim biliyorum alma hemen notunu oraya. 

 

 

 

 

25.02.2017
Bilin bakalım bugün kaçta buluştuk? Yine sabah 10:00’da! Yönetmen yakında hepimizi sıva haline getirip tiyatronun duvarlarına, yerlerine sıvayacak ve bir bütün olacağız diye çok korkuyorum. Pencere dekoru içinde Stella - Blanche - Eunice sahnesiyle çalışmaya başlandı bugün. Bu dekor içerisinde o kadar çok çalışmaya başladık ki oyuncular illa o dekoru isteriz diyecekler diye çok korkuyorum. Ya da bir saniye niye korkuyorum ki? İnşallah isterlerde kriz çıkar aralarında. Neyse önce ezberine bakıldı sahnenin. Ardından zaten çok eksiği olmayan bu sahnelere birkaç ufak detay eklenip öyle çalışılmaya başlandı. Çalışma devam ederken Onur, Erdem ve Tansel geldiler. Sahneyi izleyip onlar da birkaç öneri ve eleştiride bulundular. Bu arada Erdem bize çikolatalar almış. İşte bana bunlarla gelin  Zerrin’in sete gitme saati yaklaşınca bir kara haber aldık. Set iptal olmuştu. Herkesin mutlu olduğu bu haber beni yıkmıştı. O zaman programı değiştirmek gerekecekti. İbrahim acaba gelebilir mi diye sordu Hira? Biz asistanlar bunun cevabını ararken biraz uzun bir ara verildi. Bu arada Onur sahneye çıkıp farklı ruh halindeki oyuncunun selam verme şekillerini canlandırdı bize. En sevdiğimiz selam şekli yanındaki partnerini sevmeyen oyuncu selamıydı. Sabah sabah çok eğlendiğimiz doğrudur. Melisa’dan gelen “Bunu yemek arasına mı çevirsek acaba?” önerisini Hira çok beğendi. Tabii canım niye ziyan olsun ki zaman… Neden azıcık kaytaralım ki?!
Yemekten sonra pılımızı pırtımızı toplayıp kütüphaneye döndük. Sahneye başlamadan önce Tansel’i  Erdem’e boks öğretirken gördüm. Hira yumruklarını sıkıp Aynur’la benim karşıma dikildi ve “Hadi kızlar.” dedi. Benim siyah kuşağım var aslında karateden ama bokstan çok anlamam. Zaten Hira bizden iş çıkmadığını görünce kendine Onur’u buldu partner olarak. Ben tam “Belki şöyle ağız burun dağıtırlarda bir hafta da olsa rapor alırlar .” derken Tansel Erdem’in karnına bir tane geçirdi kazayla. En samimi şeklimle ”İyi misin Erdem?” dedim. Acıdan travma geçiren Erdem Hira’ya dönüp “Sizin Köprüden Oyunuşta’da vardı değil mi böyle bir sahne?” dedi.  Aha “ Çocuk konuşma yetisini kaybetti.” dedim. Neyse ki sonradan geçti. Biraz parmak ucuna yükselerek gezdi acıdan ama kısa bir süre sonra atlattı. İbrahim’in gelemeyeceği belli olunca poker sahnesinin ezberi yapıldı sahneyi bir kez hatırlamış olduk. Sonrasında Stanley - Stella - Blanche sahnesini çalışmaya başladılar. Birkaç durum değerlendirmesi yapıldı bu ortak sahneler için. İlişkiler tekrar gözden geçirildi ve tekrar çalışıldı. En son herkes kendi köşesine çekilip gözlerini yumdu ve ezber yaptılar. İnsafa gelen yönetmen bizleri azat etti.
 
Tramvay Kazaları: 
 
Tansel İngilizce bir şeyler söyleyince;
Zerrin:  Maşallah lisanı da kuvvetli.

25 Şubat 2017 Cumartesi

 

Bilin bakalım bugün kaçta buluştuk? Yine sabah 10:00’da! Yönetmen yakında hepimizi sıva haline getirip tiyatronun duvarlarına, yerlerine sıvayacak ve bir bütün olacağız diye çok korkuyorum. Pencere dekoru içinde Stella - Blanche - Eunice sahnesiyle çalışmaya başlandı bugün. Bu dekor içerisinde o kadar çok çalışmaya başladık ki oyuncular illa o dekoru isteriz diyecekler diye çok korkuyorum. Ya da bir saniye niye korkuyorum ki? İnşallah isterlerde kriz çıkar aralarında. Neyse önce ezberine bakıldı sahnenin. Ardından zaten çok eksiği olmayan bu sahnelere birkaç ufak detay eklenip öyle çalışılmaya başlandı. Çalışma devam ederken Onur, Erdem ve Tansel geldiler. Sahneyi izleyip onlar da birkaç öneri ve eleştiride bulundular. Bu arada Erdem bize çikolatalar almış. İşte bana bunlarla gelin  Zerrin’in sete gitme saati yaklaşınca bir kara haber aldık. Set iptal olmuştu. Herkesin mutlu olduğu bu haber beni yıkmıştı. O zaman programı değiştirmek gerekecekti. İbrahim acaba gelebilir mi diye sordu Hira? Biz asistanlar bunun cevabını ararken biraz uzun bir ara verildi. Bu arada Onur sahneye çıkıp farklı ruh halindeki oyuncunun selam verme şekillerini canlandırdı bize. En sevdiğimiz selam şekli yanındaki partnerini sevmeyen oyuncu selamıydı. Sabah sabah çok eğlendiğimiz doğrudur. Melisa’dan gelen “Bunu yemek arasına mı çevirsek acaba?” önerisini Hira çok beğendi. Tabii canım niye ziyan olsun ki zaman… Neden azıcık kaytaralım ki?!

 

Yemekten sonra pılımızı pırtımızı toplayıp kütüphaneye döndük. Sahneye başlamadan önce Tansel’i  Erdem’e boks öğretirken gördüm. Hira yumruklarını sıkıp Aynur’la benim karşıma dikildi ve “Hadi kızlar.” dedi. Benim siyah kuşağım var aslında karateden ama bokstan çok anlamam. Zaten Hira bizden iş çıkmadığını görünce kendine Onur’u buldu partner olarak. Ben tam “Belki şöyle ağız burun dağıtırlarda bir hafta da olsa rapor alırlar .” derken Tansel Erdem’in karnına bir tane geçirdi kazayla. En samimi şeklimle ”İyi misin Erdem?” dedim. Acıdan travma geçiren Erdem Hira’ya dönüp “Sizin Köprüden Oyunuşta’da vardı değil mi böyle bir sahne?” dedi.  Aha “ Çocuk konuşma yetisini kaybetti.” dedim. Neyse ki sonradan geçti. Biraz parmak ucuna yükselerek gezdi acıdan ama kısa bir süre sonra atlattı. İbrahim’in gelemeyeceği belli olunca poker sahnesinin ezberi yapıldı sahneyi bir kez hatırlamış olduk. Sonrasında Stanley - Stella - Blanche sahnesini çalışmaya başladılar. Birkaç durum değerlendirmesi yapıldı bu ortak sahneler için. İlişkiler tekrar gözden geçirildi ve tekrar çalışıldı. En son herkes kendi köşesine çekilip gözlerini yumdu ve ezber yaptılar. İnsafa gelen yönetmen bizleri azat etti.

 

Tramvay Kazaları: 

 

Tansel İngilizce bir şeyler söyleyince;

Zerrin:  Maşallah lisanı da kuvvetli.

 

 

 

24.02.2017 
Merhaba. Nasılsınız? Ben pek iyi değilim de. Oyunun çıkmasına bir ay kaldı ve ben bu çalışma disiplininden hiç memnun değilim. Çalışma bugün 10’da başladı. Tamam ben 11’e razıyım. Lütfen şu 10’u kaldırsınlar. Ama hiç niyetleri yok gibi...Bugün Blanche – Stella sahnelerini çalışarak başladık çünkü Blanche’ın seti vardı. Sevdiğim oyuncu modeli kesinlikle bu… Bu prova gününün adını “İçe sinmeyen prova günü” koydum. Blanche ve Stella birlikte olan bu sahnelerinde bir türlü içlerine sinmeyen şeyler olduğunu söylüyorlardı. Bugün bu halledilecekti… başka yolu yoktu! Daha ne kadar sinecekse içlerine. Mis gibi  sahne işte. Yani tabi ben saçmalıyorum arada, öyle mis falan dediğime bakmayın. Neyse öyle yaptılar olmadı böyle yaptılar olmadı. Tartıştılar, denediler derken zaten güzel olan sahne daha da güzelleşti.  Aferin! Ben zaten demiştim bu sahnede bir sıkıntı var diye. Demedim mi? Dedim tabii ki! Bunun üzerine biz mutlu anlar yaşarken -yani onlar bu mutlu anları yaşayıp ben izlerken- Tansel eli kolu dolu geldi. Bize muzlar, sodalar almış. Kendisi sağlıklı bir sporcu ya, bize de yediklerinden getirmiş. Ben çikolatalar kekler severim ama… 
Blanche gittikten sonra Stella, Stanley  ve Hira’nın içine sinmeyen sahnelerle devam ettik. Zeynep ve Tansel çalışmayı durdurup adeta bir karı koca edasında ilişkileri üzerine tartışmalar gerçekleştirdiler. Buna olumlu tartışma diyorlarmış. Tartışmanın olumlusu mu olurmuş ya… Benim bildiğim tartışma haklı çıkmak için yapılır. Bunlar karşı tarafı da haklı buluyor, çok enteresan. Birbirlerine hak verdikten sonra bir mola verip sohbet ettik. Bu sohbet sırasında Tansel’in sıkı bir kampçı olduğunu öğrendik. Çıkmadığı dağ bayır kalmamış. Hira ve Zeynep’in de çadır hayatını çok sevmediklerini ve birazcık zorlandıklarını öğrendik. Sohbet bittikten sonra konuşmaların neticesinde güzel anlar ve eylemler bulundu. Bir içe sinmeyen sahnenin daha sonuna gelmiş olduk böylece ve provayı bitirdik...

24 Şubat 2017 Cuma

 

Merhaba. Nasılsınız? Ben pek iyi değilim de. Oyunun çıkmasına bir ay kaldı ve ben bu çalışma disiplininden hiç memnun değilim. Çalışma bugün 10’da başladı. Tamam ben 11’e razıyım. Lütfen şu 10’u kaldırsınlar. Ama hiç niyetleri yok gibi...Bugün Blanche – Stella sahnelerini çalışarak başladık çünkü Blanche’ın seti vardı. Sevdiğim oyuncu modeli kesinlikle bu… Bu prova gününün adını “İçe sinmeyen prova günü” koydum. Blanche ve Stella birlikte olan bu sahnelerinde bir türlü içlerine sinmeyen şeyler olduğunu söylüyorlardı. Bugün bu halledilecekti… başka yolu yoktu! Daha ne kadar sinecekse içlerine. Mis gibi  sahne işte. Yani tabi ben saçmalıyorum arada, öyle mis falan dediğime bakmayın. Neyse öyle yaptılar olmadı böyle yaptılar olmadı. Tartıştılar, denediler derken zaten güzel olan sahne daha da güzelleşti.  Aferin! Ben zaten demiştim bu sahnede bir sıkıntı var diye. Demedim mi? Dedim tabii ki! Bunun üzerine biz mutlu anlar yaşarken -yani onlar bu mutlu anları yaşayıp ben izlerken- Tansel eli kolu dolu geldi. Bize muzlar, sodalar almış. Kendisi sağlıklı bir sporcu ya, bize de yediklerinden getirmiş. Ben çikolatalar kekler severim ama… 

 

Blanche gittikten sonra Stella, Stanley  ve Hira’nın içine sinmeyen sahnelerle devam ettik. Zeynep ve Tansel çalışmayı durdurup adeta bir karı koca edasında ilişkileri üzerine tartışmalar gerçekleştirdiler. Buna olumlu tartışma diyorlarmış. Tartışmanın olumlusu mu olurmuş ya… Benim bildiğim tartışma haklı çıkmak için yapılır. Bunlar karşı tarafı da haklı buluyor, çok enteresan. Birbirlerine hak verdikten sonra bir mola verip sohbet ettik. Bu sohbet sırasında Tansel’in sıkı bir kampçı olduğunu öğrendik. Çıkmadığı dağ bayır kalmamış. Hira ve Zeynep’in de çadır hayatını çok sevmediklerini ve birazcık zorlandıklarını öğrendik. Sohbet bittikten sonra konuşmaların neticesinde güzel anlar ve eylemler bulundu. Bir içe sinmeyen sahnenin daha sonuna gelmiş olduk böylece ve provayı bitirdik...

 

 

23 Şubat 2017 Perşembe



Bugün provamız 11:00'de başladı ama ben 14:00 gibi katıldım çalışmaya. Yönetmen beni hiç kırmıyor, ne zaman izin istesem veriyor sağ olsun. Ben sette çalışırken de böyleydi. Yönetmenler bir dediğimi iki etmezdi. Gerçi bir gün en yakın arkadaşım bana ”Adam seni görmektense, bir yıllık izin verir.” demişti. Bence kıskançlık ve çekememezlik… ya da… hmm… Acaba Hira da… yok canım daha neler…

 


Sahneye indiğimde bir baktım ki prova olduğunu duyan gelmiş. Pencere dekoru içinde çalışmaya başlamışlar. Genç Adam ve Melisa dışında tam kadro oradaydılar. Oyunun final sahnesini çalışmak için buluşulmuş. Sahnenin bir kısmına dün Blanche, Eunice ve Stella ile çalışıldığı için bugün önce diğer kısmına çalıştılar. Epey hareketli bir sahne olduğu için trafiğini çözmek biraz zaman aldı tabii ki. Yavaş yavaş üzerine konuşup, tartışarak ilerlediler. Sahne biraz oturdu derken Melisa geldi. Melisa’yı da dahil edip sahneyi baştan çalışmaya başladılar. Tabii Melisa öncesinde olmadığı için bir süre trafiğin içinde oradan oraya savrulup durdu. Tekrar tekrar çalışılınca, sahne yerli yerine oturmaya başladı. Çay, kahve molasını hak ettiler güya! Bana kalsa su bile vermem bunlara. Tabii aralarda da bitmek bilmeyen oyun üzerine konuşmalar...

 


Çalışmaya doymayasıcalar son olarak günü bitirmeden “Poker sahnesine çalışalım.” dediler. Erdem’in sahnenin hareketlendiği yerlerde Pencere dekorundaki halıya takılıp havada uçtuğuna şahit oldum. Uça da biliyormuş!...  Ortalığı yeterince dağıttıklarına ve poker sahnesi de iyi geçtiğine göre provayı bitirme vakti gelmişti.


Tramvay Kazaları

Poker sahnesinde Erdem’in ayağı kaydığı zaman;

Erdem: Düşerken Mitch’e tutunuyorum.
İbrahim: Allahtan arkamdan tutunuyor.



Hira: 1940’ları bilen var mı, bir şey soracağım?
İbrahim: Tabii canım ben ordanım işte.

 

 

22.022017
Ay vallahi ben bıktım bunlar bıkmadı konuş konuş aynı şeyleri… Bir aydır içime fenalıklar geldi artık. Her gün gelip aynı saatte buluşup aynı şeyleri yapmaktan sıkılmadılar. Her gün aynı şevkle geliyorlar. Bugün sahneyi kullandığımız günlerden biriydi. Saat 11:00’da Blanche, Stella ve Eunice ile buluştuk. Bu sahneyi ilk defa çalışacakları için öncelikle masa başında kahveler eşliğinde sahneyi okuyarak başladılar. Sonra ayaklanıp Hira’nın yaptığı yönlendirmelerle sahneyi çalışmaya başladılar. Oyuncu eksiği olmasına rağmen hiçbir engel tanımayan bu çılgın provacı türleri eksik oyuncuların markelenmesi suretiyle sahneyi baştan sona tamamladılar. Birkaç kez çalıştıktan sonra Tansel de provaya dahil oldu. Bu arada Erdem turneden dönmüş klasik beslenme poşetiyle ve yüksek enerjisiyle çalışmanın ortasında geliverdi. Hoş geldin nasıl geçti muhabbetlerine girildi. Güya iyi geçmiş. Kesin ona öyle gelmiştir. Sanmam iyi geçtiğini.
Provaya bugün yeni biri daha dahil oldu. Genç Adamı oynayacak olan Özer geldi. Rolünün hakkını verecek kadar genç bir arkadaşımız hakikaten. Belki fırsatını bulursam “Kaç kurtar kendini” derim. Henüz yaşı küçükken aklı başına gelir belki. Stella-Blanche sahnesi çalışıldıktan sonra karakterler ve karakter ilişkileri üzerine oldukça uzun süren bir konuşma yapıldı. Yani o kadar uzundu ki neredeyse Pencere oyunu başlayacaktı. Biz de dekorun içinde kalacaktık... Diğer oyuncular dağılırken Hira, masum Genç Adam ve Blanche’ı ele geçirip kütüphaneye sürükledi. Sahnelerine birkaç kez kabaca baktıktan sonra provayı bitirdik.
 
Tramvay Kazaları
 
Zerrin: Hmm mezarımda bir patlama… ay mezarımda ne ya! Bavulumda bir patlama meydana gelmiş.
Zerrin “pazuların” diyemezse:
Zerrin: Ay ne güzel pazıların… pazı dolmaların!

22 Şubat 2017 Çarşamba

 

Ay vallahi ben bıktım bunlar bıkmadı konuş konuş aynı şeyleri… Bir aydır içime fenalıklar geldi artık. Her gün gelip aynı saatte buluşup aynı şeyleri yapmaktan sıkılmadılar. Her gün aynı şevkle geliyorlar. Bugün sahneyi kullandığımız günlerden biriydi. Saat 11:00’da Blanche, Stella ve Eunice ile buluştuk. Bu sahneyi ilk defa çalışacakları için öncelikle masa başında kahveler eşliğinde sahneyi okuyarak başladılar. Sonra ayaklanıp Hira’nın yaptığı yönlendirmelerle sahneyi çalışmaya başladılar. Oyuncu eksiği olmasına rağmen hiçbir engel tanımayan bu çılgın provacı türleri eksik oyuncuların markelenmesi suretiyle sahneyi baştan sona tamamladılar. Birkaç kez çalıştıktan sonra Tansel de provaya dahil oldu. Bu arada Erdem turneden dönmüş klasik beslenme poşetiyle ve yüksek enerjisiyle çalışmanın ortasında geliverdi. Hoş geldin nasıl geçti muhabbetlerine girildi. Güya iyi geçmiş. Kesin ona öyle gelmiştir. Sanmam iyi geçtiğini.

 

Provaya bugün yeni biri daha dahil oldu. Genç Adamı oynayacak olan Özer geldi. Rolünün hakkını verecek kadar genç bir arkadaşımız hakikaten. Belki fırsatını bulursam “Kaç kurtar kendini” derim. Henüz yaşı küçükken aklı başına gelir belki. Stella-Blanche sahnesi çalışıldıktan sonra karakterler ve karakter ilişkileri üzerine oldukça uzun süren bir konuşma yapıldı. Yani o kadar uzundu ki neredeyse Pencere oyunu başlayacaktı. Biz de dekorun içinde kalacaktık... Diğer oyuncular dağılırken Hira, masum Genç Adam ve Blanche’ı ele geçirip kütüphaneye sürükledi. Sahnelerine birkaç kez kabaca baktıktan sonra provayı bitirdik.

 

Tramvay Kazaları

 

Zerrin: Hmm mezarımda bir patlama… ay mezarımda ne ya! Bavulumda bir patlama meydana gelmiş.

 

Zerrin “pazuların” diyemezse:

Zerrin: Ay ne güzel pazıların… pazı dolmaların!

 

 

 

 

 

21.02.2017 
Kadın tiyatronun kapısından içeriye girdiğinde Yağmur’la karşılaştı. Yağmur, güler yüzlü esmer bir kızdı. Bu sırada kafede gözüne çarpan ve sonradan adının Tolga olduğunu öğrendiği; hafif kırlaşmış saçlarını at kuyruğu yapmış, orta boylu genç adama uzaktan el sallayıp günaydın dedi. Ağır adımlarla tiyatronun merdivenlerinden aşağı inmeye başladı… Ben size roman yazdığımı söylemiş miydim? Yayın evleri, romanım yüzünden birbirlerini yemeye başlayınca basılmasını istemedim. İnsanlık daha önemli benim için… Neyse ben sıkıcı provaları size anlatmaya devam edeyim.... Bugün iki kişiydiler. Tansel ve Zeynep’le birlikte. Ne kadar güzeldi. Kimsecikler yok! En önemlisi Erdem yok! Korkumdan soramadım nerede diye. Babaannem “Adını anma yoksa gelir.” derdi hep sevmediği kişiler için. Sonradan öğrendim turnedeymiş. Bugün yarın gelir yani… Tansel sabah spordan gelir gelmez Beste ile ezber provası yapmaya başladı. Hira geldikten sonra ezber provası biraz daha devam etti. Sonra Zeynep gelene kadar Stanley’in sahnede yalnız kaldığı bir kısma çalıştık. Zeynep geldikten sonra kahve molası verip,  Stanley - Stella sahnelerine geçtik. Yine her zamanki gibi karakter şöyle yapar mı? Böyle yapar mı? diye sorgulamalarda bulundular. Sonra bu konuşmaların üzerine tekrar oynadılar sahneyi. Değişikler! 
Yemekten sonra tatlıya direnç gösterebilecek miyiz diye ufak testler yapıldı. Hatta Hira “Artık tatlı yemeyeceğim.” dedikten hemen sonra “Yani en azından bugünlük.” dedi. Fakat Tolga elindeki tatlı tabağını önüne bıraktıktan sonra  “Bu zaten hafif bir tatlı değil mi?“ deyince hepimiz can havliyle  “Evet, evet.” diye onaylayıp mideye indirdik. Tatlının da verdiği huzurla kütüphaneye döndük tekrar. Stanley - Stella sahneleriyle çalışmaya devam ettik.  Aynı sahneleri tekrar çalışarak başı dönen oyuncular Beste’nin Blanche’ı markelemesiyle birlikte başka sahneleri de çalışabildiler. Durmadan çalışmak istiyorlar, nasıl kaytarırım gibi bir dertleri hiç yok, enteresanlar. İyice yorulup, bugünlük çalışacak bir şey kalmayınca -çok şükür- provayı bitirdiler. 

21 Şubat 2017 Salı 

 

Kadın tiyatronun kapısından içeriye girdiğinde Yağmur’la karşılaştı. Yağmur, güler yüzlü esmer bir kızdı. Bu sırada kafede gözüne çarpan ve sonradan adının Tolga olduğunu öğrendiği; hafif kırlaşmış saçlarını at kuyruğu yapmış, orta boylu genç adama uzaktan el sallayıp günaydın dedi. Ağır adımlarla tiyatronun merdivenlerinden aşağı inmeye başladı… Ben size roman yazdığımı söylemiş miydim? Yayın evleri, romanım yüzünden birbirlerini yemeye başlayınca basılmasını istemedim. İnsanlık daha önemli benim için… Neyse ben sıkıcı provaları size anlatmaya devam edeyim.... Bugün iki kişiydiler. Tansel ve Zeynep’le birlikte. Ne kadar güzeldi. Kimsecikler yok! En önemlisi Erdem yok! Korkumdan soramadım nerede diye. Babaannem “Adını anma yoksa gelir.” derdi hep sevmediği kişiler için. Sonradan öğrendim turnedeymiş. Bugün yarın gelir yani… Tansel sabah spordan gelir gelmez Beste ile ezber provası yapmaya başladı. Hira geldikten sonra ezber provası biraz daha devam etti. Sonra Zeynep gelene kadar Stanley’in sahnede yalnız kaldığı bir kısma çalıştık. Zeynep geldikten sonra kahve molası verip,  Stanley - Stella sahnelerine geçtik. Yine her zamanki gibi karakter şöyle yapar mı? Böyle yapar mı? diye sorgulamalarda bulundular. Sonra bu konuşmaların üzerine tekrar oynadılar sahneyi. Değişikler! 

 

Yemekten sonra tatlıya direnç gösterebilecek miyiz diye ufak testler yapıldı. Hatta Hira “Artık tatlı yemeyeceğim.” dedikten hemen sonra “Yani en azından bugünlük.” dedi. Fakat Tolga elindeki tatlı tabağını önüne bıraktıktan sonra  “Bu zaten hafif bir tatlı değil mi?“ deyince hepimiz can havliyle  “Evet, evet.” diye onaylayıp mideye indirdik. Tatlının da verdiği huzurla kütüphaneye döndük tekrar. Stanley - Stella sahneleriyle çalışmaya devam ettik.  Aynı sahneleri tekrar çalışarak başı dönen oyuncular Beste’nin Blanche’ı markelemesiyle birlikte başka sahneleri de çalışabildiler. Durmadan çalışmak istiyorlar, nasıl kaytarırım gibi bir dertleri hiç yok, enteresanlar. İyice yorulup, bugünlük çalışacak bir şey kalmayınca -çok şükür- provayı bitirdiler. 

 

 

 

19.02.2017
Bugün kütüphaneden sahneye terfi ettiğimiz günlerden biriydi. Sabah 11’ de sahnede Mitch - Blanche sahnesini çalışmak üzere bir araya geldiler fakat ben yoktum. Yani güne şahane başladım. Ne olup ne bittiğini diğer iki beceriksiz asistan Aynur ve Beste’ye sordum. Sahneleri daha da güzelleşmiş miş … İzlerken gözleri dolmuş muş ?!?... Nasıl yalancı bu iki kız anlatamam. Geldiğimde masanın üstünde tatlı kalıntıları vardı. Hira, Zeynep ve İbrahim yemişler. Her gün tatlı yediklerinden bahsettim mi? Çikolatalar, pastalar… Her yeriniz löp löp et olsun da prömiyerde kostümlere giremeyin e mi! Hira’nın canı istiyormuş. O yönetmen, o ister size ne oluyor? 
Ben geldikten sonra Blanche - Stella sahnesini  çalışmaya başladılar. Oyunun içindeki farklı sahnelerini tekrar tekrar aldılar. Arada konuşmalar ve Hira’nın yönlendirmeleri oldu. Yalnız bu ekiple şunu öğrendim; çalışmanın ortasında sizin anlam veremediğiniz bir şekilde konuyu garip bir yere getiriyorlar. Bugün inanmazsınız - ki ben de zaten inanamadım -  konu aniden Teletabilere geldi. Evet evet… Şu bildiğimiz çizgi film karakterlerine… Ayrıca bunu sahne için reji düşünürken yaptılar. Neyse ki uzun bir beyin fırtınası sonunda o kısma içlerine sinen bir eylem bulup devam ettiler. Oyuncular biraz yorulunca…. Bıraktılar diyeceğim sandınız değil mi? Tabii ki hayır ezber yapmak üzere masa başında devam ettiler. Hiç sıkılmıyorlar, hiç... Sonrasında da bir zahmet evlerine dağıldılar. 
 
Tramvay Kazaları
 
Hira’nın eline yelpaze parçası batarsa:
Hira: Elime yelpaze girdi.
Zeynep: Nasıl çıkarsak acaba?
Hira:  Neyse böyle de yaşarım.
Zerrin: Aa biz sana yelpaze aşısı yaptırdık ya.

19 Şubat 2017 Pazar

 

Bugün kütüphaneden sahneye terfi ettiğimiz günlerden biriydi. Sabah 11’ de sahnede Mitch - Blanche sahnesini çalışmak üzere bir araya geldiler fakat ben yoktum. Yani güne şahane başladım. Ne olup ne bittiğini diğer iki beceriksiz asistan Aynur ve Beste’ye sordum. Sahneleri daha da güzelleşmiş miş … İzlerken gözleri dolmuş muş ?!?... Nasıl yalancı bu iki kız anlatamam. Geldiğimde masanın üstünde tatlı kalıntıları vardı. Hira, Zeynep ve İbrahim yemişler. Her gün tatlı yediklerinden bahsettim mi? Çikolatalar, pastalar… Her yeriniz löp löp et olsun da prömiyerde kostümlere giremeyin e mi! Hira’nın canı istiyormuş. O yönetmen, o ister size ne oluyor? 

Ben geldikten sonra Blanche - Stella sahnesini  çalışmaya başladılar. Oyunun içindeki farklı sahnelerini tekrar tekrar aldılar. Arada konuşmalar ve Hira’nın yönlendirmeleri oldu. Yalnız bu ekiple şunu öğrendim; çalışmanın ortasında sizin anlam veremediğiniz bir şekilde konuyu garip bir yere getiriyorlar. Bugün inanmazsınız - ki ben de zaten inanamadım -  konu aniden Teletabilere geldi. Evet evet… Şu bildiğimiz çizgi film karakterlerine… Ayrıca bunu sahne için reji düşünürken yaptılar. Neyse ki uzun bir beyin fırtınası sonunda o kısma içlerine sinen bir eylem bulup devam ettiler. Oyuncular biraz yorulunca…. Bıraktılar diyeceğim sandınız değil mi? Tabii ki hayır ezber yapmak üzere masa başında devam ettiler. Hiç sıkılmıyorlar, hiç... Sonrasında da bir zahmet evlerine dağıldılar. 

 

Tramvay Kazaları

 

Hira’nın eline yelpaze parçası batarsa:

Hira: Elime yelpaze girdi.

Zeynep: Nasıl çıkarsak acaba?

Hira:  Neyse böyle de yaşarım.

Zerrin: Aa biz sana yelpaze aşısı yaptırdık ya.

 

 

 

 

 

18.02.2017
Arzu travması son hızıyla devam ediyor. Neden?... Neden?... Bu disiplinli çalışma ortamına alet olmaktan nefret ediyorum! Sabah geldiğimde kütüphanede Beste ve Zeynep vardı. Zeynep oturmuş ezber yapmaya çalışıyordu. Belki lafa tutup engelleyebilirim diye düşündüm ama işe yaramadı. “Yardım edebilirim istersen .” deyip mevzunun içine sızmaya çalıştım. Bu sırada Tansel içeri girip “Bensiz ezber mi yapıyorsunuz?” dedi. Gel! Aman kaçırma hiçbir şeyi… Vücut geliştir, kursa git, oyuna git, buraya gel! Sakın kaçma provadan!... Yönetmen de gelince Stella ve Stanley ile çalışmaya başladık. Bugün daha çok, önceden çalıştığımız Stenlay - Stella sahnelerinin detaylarına bakıldı. Hira aralarındaki şehvetin daha görünür ve fazla olması gerektiğiyle ilgili fikirlerini paylaştı ve bu doğrultuda devam etti çalışmalar. Merdivenlerden Zerrin göründü bu sırada. Zaten güzel olan kadın setten geldiği için gözüme daha da bir güzel gözüktü. Zerrin’in gelmesiyle birlikte bir kahve molası verildi… Yemekte köfte yedik… evet köfte yedik yanında da patates vardı… ve pilav vardı…  nereden çıktı bu diyebilirsiniz ben de bilmiyorum, çok severim paylaşmak istedim birden.
Yemekten sonra Stella – Blanche – Stanley – Eunice sahnelerine çalışıldı. Yine daha önceden çalışılan sahnelerin detaylarına bakıldı. Sonra yemek sahnesine geçtik. Hatırlamayanlar için hatırlatayım; Tansel’in marke çatalı yediği sahne bu!!! Çalışmanın ortasında yine nasıl olduğunu hiç bilemediğim bir şekilde konuşma Guinness rekorlarına oradan da masaj yapmaya geldi. Bunlar her şeyi uygulamalı yapıyorlar. Zeynep Zerrin’in sırtına masaj yapmaya başladı. Melisa da masaja dahil oldu ve birbirlerinin kulunçlarını tespit etmeye başladılar. Allahtan yönetmen oyuncuları kendilerine getirecek provaya devam çağrısını yaptı da daha fazla maruz kalmadık bu duruma. Çalışmaya devam ettikleri bir sırada ara vererek koyu bir sohbet başlattılar. Oyundaki ilişkiler, karakterler, yaşamış olabilecekleri durumlar üzerine uzun uzun konuşuldu. Tansel bu tartışmada ekibin karşısında yer aldı. Oooh düşün birbirinize! Umarım bu ufak fikir ayrılıkları büyür ve felaketiniz olur. 
 
Tramvay Kazaları
Stella ve Stanley’in yakınlaşma anlarında;
Tansel: (Zeynep’in kulağına fısıldar) İtsene beni.
Zeynep: Ne?
Tansel: İtsene, it beni.
(Gülüşmeler)
Tansel: Nerede kalmıştık?
Zeynep: İtsene beni de kalmıştık.
 
 
Stella ve Stanley’in yakınlaşma sahneleri başlamadan önce;
Tansel: Bu konudaki pis esprileri baştan yapalım da sonra başa dönmeyelim 

18 Şubat 2017 Cumartesi

 

Arzu travması son hızıyla devam ediyor. Neden?... Neden?... Bu disiplinli çalışma ortamına alet olmaktan nefret ediyorum! Sabah geldiğimde kütüphanede Beste ve Zeynep vardı. Zeynep oturmuş ezber yapmaya çalışıyordu. Belki lafa tutup engelleyebilirim diye düşündüm ama işe yaramadı. “Yardım edebilirim istersen.” deyip mevzunun içine sızmaya çalıştım. Bu sırada Tansel içeri girip “Bensiz ezber mi yapıyorsunuz?” dedi. Gel! Aman kaçırma hiçbir şeyi… Vücut geliştir, kursa git, oyuna git, buraya gel! Sakın kaçma provadan!... Yönetmen de gelince Stella ve Stanley ile çalışmaya başladık. Bugün daha çok, önceden çalıştığımız Stenlay - Stella sahnelerinin detaylarına bakıldı. Hira aralarındaki şehvetin daha görünür ve fazla olması gerektiğiyle ilgili fikirlerini paylaştı ve bu doğrultuda devam etti çalışmalar. Merdivenlerden Zerrin göründü bu sırada. Zaten güzel olan kadın setten geldiği için gözüme daha da bir güzel gözüktü. Zerrin’in gelmesiyle birlikte bir kahve molası verildi… Yemekte köfte yedik… evet köfte yedik yanında da patates vardı… ve pilav vardı…  nereden çıktı bu diyebilirsiniz ben de bilmiyorum, çok severim paylaşmak istedim birden.

 

 

Yemekten sonra Stella – Blanche – Stanley – Eunice sahnelerine çalışıldı. Yine daha önceden çalışılan sahnelerin detaylarına bakıldı. Sonra yemek sahnesine geçtik. Hatırlamayanlar için hatırlatayım; Tansel’in marke çatalı yediği sahne bu!!! Çalışmanın ortasında yine nasıl olduğunu hiç bilemediğim bir şekilde konuşma Guinness rekorlarına oradan da masaj yapmaya geldi. Bunlar her şeyi uygulamalı yapıyorlar. Zeynep Zerrin’in sırtına masaj yapmaya başladı. Melisa da masaja dahil oldu ve birbirlerinin kulunçlarını tespit etmeye başladılar. Allahtan yönetmen oyuncuları kendilerine getirecek provaya devam çağrısını yaptı da daha fazla maruz kalmadık bu duruma. Çalışmaya devam ettikleri bir sırada ara vererek koyu bir sohbet başlattılar. Oyundaki ilişkiler, karakterler, yaşamış olabilecekleri durumlar üzerine uzun uzun konuşuldu. Tansel bu tartışmada ekibin karşısında yer aldı. Oooh düşün birbirinize! Umarım bu ufak fikir ayrılıkları büyür ve felaketiniz olur. 

 

 

Tramvay Kazaları

Stella ve Stanley’in yakınlaşma anlarında;

Tansel: (Zeynep’in kulağına fısıldar) İtsene beni.

Zeynep: Ne?

Tansel: İtsene, it beni.

(Gülüşmeler)

Tansel: Nerede kalmıştık?

Zeynep: İtsene beni de kalmıştık.

 

 

Stella ve Stanley’in yakınlaşma sahneleri başlamadan önce;

Tansel: Bu konudaki pis esprileri baştan yapalım da sonra başa dönmeyelim.

 

 

15.02.2017
Sabah geldiğimde güne Onur, Aynur, Beste ve Erdem’le merhaba dedim. Hemen ardından Zerrin ve Hira, ardından da İbrahim geldi. Provaya başlamadan önce İbrahim’in okul anılarını dinledik. Üniversitedeyken alt sınıfların dans derslerine girip kendini dans hocası olarak tanıtıyormuş. Zalim! Kim bilir ne kadar eğleniyordu. Neyse ki askerlik anılarına geçmeden prova zili çaldı ve Mitch - Blanche sahneleriyle çalışmaya başladık. Saat iki gibi Tansel spordan dönünce  İbrahim’i gönderdik.  Tansel geldiğinde,  bugün Stanley’nin aksiyon dolu poker sahnesi çalışılacak sanmıştım ama o bugün değilmiş.  Bu oyun baya ilgi çekici bir oyunmuş bu arada. Ben bu oyunun metnini senaryoya çevirir, filmini çekerim diyordum ama sanırım çekilmiş bu film ya...  Tüh… Marlon Brando oynamış bir de. O da sevdiğimiz başka bir büyüğümüzdür. Ben tanışmıştım aslında Marlon’la beş sene önce falan. Nasıl heyecanlanmıştım anlatamam. O da biraz heyecanlanmıştı. 
Yemekten sonra Hira “Tatlı isteyen var mı?” deyince kimse hayır demedi tabii ki. Bu arada Tansel ben gidiyorum deyip ortadan kaybolduktan on dakika sonra elinde bir kutu tatlıyla geri döndü. Ya başrollerden birini kapmışsın zaten ne gerek var böyle şeylere anlamıyorum. Ben de alırdım sette yönetmene çikolata çiçek ama içimden gelirdi benim. Candan, gönülden yapardım… Tatlılar da afiyetle mideye inince Blanche - Mitch sahnesi çalışmak üzere kütüphaneye döndük. Bu yeni sahne çok zor olduğu için adım adım ve sakin bir çalışma yapıldı. Bu sahnenin de altından tüy gibi kalkan oyunculara bakıp içimden “Bu da mı gol değil be?” iç konuşmasıyla günü kapattım. Sinir Krizinin Eşiğindeki Kadın diye bir film çekeceğim. Efendim?...  Anlamadım… Öyle bir film mi var?…  Dikkatli okursanız o kadınlar diye bitiyor ben kadın diyorum! Hoşçakalın… 
16.07.2017
Provacılar bu sabah erken toplandılar fakat benim işim olduğu için biraz geç teşrif ettim aralarına. Bugün çoğunluğun olduğu bir sahne çalışılacağı için hemen hemen bütün ekip bir araya gelmişti. Neyse sahneyi çalışmaya başlamadan önce kütüphane küçük ve dar olduğu için “Burayı tüm detaylarıyla almayalım, Tansel bugünlük masadan atlama.” denildi. Sonrasında “Ben atlarım bir şey olmaz.” “Atlama abi! Atlarım abi!.” derken Tansel masanın üzerinden Kara Murat misali atlayarak dediğini yapmış bulundu. Bütün ekip toplanıp Tansel’i tutmaya çalıştılar. Bu sefer herkes korkudan civciv gibi etrafa dağılmadı ama bir kaos yaşanmadı desem yalan olur. Birincisinde kırdılar ikincisinde döktüler derken yavaş yavaş sahne oturmaya başladı. Hira sahnenin son haliyle ilgili fikirlerini paylaştıktan sonra provaya ara verildi.
Biraz ara verdikten sonra provacılar dün çalışılan sahnelere çalışmak üzere yine kütüphaneye indiler. Biraz çalıştıktan sonra kostüm ve dekorumuzu yapacak olan Şirin geldi aniden. Denk geldiği sahneyi provayı bölmeden izledi ve çok beğendiğini söyledi. Ara verilince herkes Şirin’e hoş geldin deyip işini ne kadar iyi yaptığını söylediler. Resmen körler sağırlar birbirini ağırlar! Tamam ben de çok duydum Şirin’in işini ne kadar iyi yaptığını ama… Ama…Üff… Bulmuşlar yine kendilerine en iyi kostümcü dekorcuyu. İşimi kolaylaştıracak bir tane insan yok. Neyse Şirin belli ki yapacaklarıyla ilgili konuşmaya gelmiş ama bir rahat bırakmadılar kadını. Sazı eline alıp çalan bir diğerine veriyor. Allahtan fırsatını bulup o da konuşabildi biraz. Oyun, bir dönem oyunu olduğu için ince detaylar var tabii. Ne nasıl olabilir, ne giyilebilir, renkleri nasıl olur? Bu tiyatrocular her şeyi çok iyi biliyor! Efendim hangi kostüm ne anlam taşır, hangi renk neyi ifade eder?  Ya dizide moda neyse onu giyersin, elbisenin rengi de zaten insana bir şey söylemez. Kafayı yemiş bunlar!  Biri “Cümlem yaşamıyor.” der, öbürü gelir “Elbisenin rengi şunu söyler.” der.
Şirin çalışmasını tamamlayıp aramızdan ayrıldıktan sonra provaya doyamayan bu cengaverler biraz daha sahne çalışmak istediler. Birinci ve ikinci sahneyi hatırlayıp tekrar çalıştıktan sonra bugünkü provayı 19:00 gibi bitirdiler. Görüşmek üzere…

16 Şubat 2017 Perşembe

 

Provacılar bu sabah erken toplandılar fakat benim işim olduğu için biraz geç teşrif ettim aralarına. Bugün çoğunluğun olduğu bir sahne çalışılacağı için hemen hemen bütün ekip bir araya gelmişti. Neyse sahneyi çalışmaya başlamadan önce kütüphane küçük ve dar olduğu için “Burayı tüm detaylarıyla almayalım, Tansel bugünlük masadan atlama.” denildi. Sonrasında “Ben atlarım bir şey olmaz.” “Atlama abi! Atlarım abi!.” derken Tansel masanın üzerinden Kara Murat misali atlayarak dediğini yapmış bulundu. Bütün ekip toplanıp Tansel’i tutmaya çalıştılar. Bu sefer herkes korkudan civciv gibi etrafa dağılmadı ama bir kaos yaşanmadı desem yalan olur. Birincisinde kırdılar ikincisinde döktüler derken yavaş yavaş sahne oturmaya başladı. Hira sahnenin son haliyle ilgili fikirlerini paylaştıktan sonra provaya ara verildi.

 

 

Biraz ara verdikten sonra provacılar dün çalışılan sahnelere çalışmak üzere yine kütüphaneye indiler. Biraz çalıştıktan sonra kostüm ve dekorumuzu yapacak olan Şirin geldi aniden. Denk geldiği sahneyi provayı bölmeden izledi ve çok beğendiğini söyledi. Ara verilince herkes Şirin’e hoş geldin deyip işini ne kadar iyi yaptığını söylediler. Resmen körler sağırlar birbirini ağırlar! Tamam ben de çok duydum Şirin’in işini ne kadar iyi yaptığını ama… Ama…Üff… Bulmuşlar yine kendilerine en iyi kostümcü dekorcuyu. İşimi kolaylaştıracak bir tane insan yok. Neyse Şirin belli ki yapacaklarıyla ilgili konuşmaya gelmiş ama bir rahat bırakmadılar kadını. Sazı eline alıp çalan bir diğerine veriyor. Allahtan fırsatını bulup o da konuşabildi biraz. Oyun, bir dönem oyunu olduğu için ince detaylar var tabii. Ne nasıl olabilir, ne giyilebilir, renkleri nasıl olur? Bu tiyatrocular her şeyi çok iyi biliyor! Efendim hangi kostüm ne anlam taşır, hangi renk neyi ifade eder?  Ya dizide moda neyse onu giyersin, elbisenin rengi de zaten insana bir şey söylemez. Kafayı yemiş bunlar!  Biri “Cümlem yaşamıyor.” der, öbürü gelir “Elbisenin rengi şunu söyler.” der.

 

Şirin çalışmasını tamamlayıp aramızdan ayrıldıktan sonra provaya doyamayan bu cengaverler biraz daha sahne çalışmak istediler. Birinci ve ikinci sahneyi hatırlayıp tekrar çalıştıktan sonra bugünkü provayı 19:00 gibi bitirdiler.

 

Görüşmek üzere…

 

 

 

 

 

15.02.2017
Sabah geldiğimde güne Onur, Aynur, Beste ve Erdem’le merhaba dedim. Hemen ardından Zerrin ve Hira, ardından da İbrahim geldi. Provaya başlamadan önce İbrahim’in okul anılarını dinledik. Üniversitedeyken alt sınıfların dans derslerine girip kendini dans hocası olarak tanıtıyormuş. Zalim! Kim bilir ne kadar eğleniyordu. Neyse ki askerlik anılarına geçmeden prova zili çaldı ve Mitch - Blanche sahneleriyle çalışmaya başladık. Saat iki gibi Tansel spordan dönünce  İbrahim’i gönderdik.  Tansel geldiğinde,  bugün Stanley’nin aksiyon dolu poker sahnesi çalışılacak sanmıştım ama o bugün değilmiş.  Bu oyun baya ilgi çekici bir oyunmuş bu arada. Ben bu oyunun metnini senaryoya çevirir, filmini çekerim diyordum ama sanırım çekilmiş bu film ya...  Tüh… Marlon Brando oynamış bir de. O da sevdiğimiz başka bir büyüğümüzdür. Ben tanışmıştım aslında Marlon’la beş sene önce falan. Nasıl heyecanlanmıştım anlatamam. O da biraz heyecanlanmıştı. 
Yemekten sonra Hira “Tatlı isteyen var mı?” deyince kimse hayır demedi tabii ki. Bu arada Tansel ben gidiyorum deyip ortadan kaybolduktan on dakika sonra elinde bir kutu tatlıyla geri döndü. Ya başrollerden birini kapmışsın zaten ne gerek var böyle şeylere anlamıyorum. Ben de alırdım sette yönetmene çikolata çiçek ama içimden gelirdi benim. Candan, gönülden yapardım… Tatlılar da afiyetle mideye inince Blanche - Mitch sahnesi çalışmak üzere kütüphaneye döndük. Bu yeni sahne çok zor olduğu için adım adım ve sakin bir çalışma yapıldı. Bu sahnenin de altından tüy gibi kalkan oyunculara bakıp içimden “Bu da mı gol değil be?” iç konuşmasıyla günü kapattım. Sinir Krizinin Eşiğindeki Kadın diye bir film çekeceğim. Efendim?...  Anlamadım… Öyle bir film mi var?…  Dikkatli okursanız o kadınlar diye bitiyor ben kadın diyorum! Hoşçakalın… 
16.07.2017
Provacılar bu sabah erken toplandılar fakat benim işim olduğu için biraz geç teşrif ettim aralarına. Bugün çoğunluğun olduğu bir sahne çalışılacağı için hemen hemen bütün ekip bir araya gelmişti. Neyse sahneyi çalışmaya başlamadan önce kütüphane küçük ve dar olduğu için “Burayı tüm detaylarıyla almayalım, Tansel bugünlük masadan atlama.” denildi. Sonrasında “Ben atlarım bir şey olmaz.” “Atlama abi! Atlarım abi!.” derken Tansel masanın üzerinden Kara Murat misali atlayarak dediğini yapmış bulundu. Bütün ekip toplanıp Tansel’i tutmaya çalıştılar. Bu sefer herkes korkudan civciv gibi etrafa dağılmadı ama bir kaos yaşanmadı desem yalan olur. Birincisinde kırdılar ikincisinde döktüler derken yavaş yavaş sahne oturmaya başladı. Hira sahnenin son haliyle ilgili fikirlerini paylaştıktan sonra provaya ara verildi.
Biraz ara verdikten sonra provacılar dün çalışılan sahnelere çalışmak üzere yine kütüphaneye indiler. Biraz çalıştıktan sonra kostüm ve dekorumuzu yapacak olan Şirin geldi aniden. Denk geldiği sahneyi provayı bölmeden izledi ve çok beğendiğini söyledi. Ara verilince herkes Şirin’e hoş geldin deyip işini ne kadar iyi yaptığını söylediler. Resmen körler sağırlar birbirini ağırlar! Tamam ben de çok duydum Şirin’in işini ne kadar iyi yaptığını ama… Ama…Üff… Bulmuşlar yine kendilerine en iyi kostümcü dekorcuyu. İşimi kolaylaştıracak bir tane insan yok. Neyse Şirin belli ki yapacaklarıyla ilgili konuşmaya gelmiş ama bir rahat bırakmadılar kadını. Sazı eline alıp çalan bir diğerine veriyor. Allahtan fırsatını bulup o da konuşabildi biraz. Oyun, bir dönem oyunu olduğu için ince detaylar var tabii. Ne nasıl olabilir, ne giyilebilir, renkleri nasıl olur? Bu tiyatrocular her şeyi çok iyi biliyor! Efendim hangi kostüm ne anlam taşır, hangi renk neyi ifade eder?  Ya dizide moda neyse onu giyersin, elbisenin rengi de zaten insana bir şey söylemez. Kafayı yemiş bunlar!  Biri “Cümlem yaşamıyor.” der, öbürü gelir “Elbisenin rengi şunu söyler.” der.
Şirin çalışmasını tamamlayıp aramızdan ayrıldıktan sonra provaya doyamayan bu cengaverler biraz daha sahne çalışmak istediler. Birinci ve ikinci sahneyi hatırlayıp tekrar çalıştıktan sonra bugünkü provayı 19:00 gibi bitirdiler. Görüşmek üzere…

15 Şubat 2017 Çarşamba

 

Sabah geldiğimde güne Onur, Aynur, Beste ve Erdem’le merhaba dedim. Hemen ardından Zerrin ve Hira, ardından da İbrahim geldi. Provaya başlamadan önce İbrahim’in okul anılarını dinledik. Üniversitedeyken alt sınıfların dans derslerine girip kendini dans hocası olarak tanıtıyormuş. Zalim! Kim bilir ne kadar eğleniyordu. Neyse ki askerlik anılarına geçmeden prova zili çaldı ve Mitch - Blanche sahneleriyle çalışmaya başladık. Saat iki gibi Tansel spordan dönünce  İbrahim’i gönderdik.  Tansel geldiğinde,  bugün Stanley’nin aksiyon dolu poker sahnesi çalışılacak sanmıştım ama o bugün değilmiş.  Bu oyun baya ilgi çekici bir oyunmuş bu arada. Ben bu oyunun metnini senaryoya çevirir, filmini çekerim diyordum ama sanırım çekilmiş bu film ya...  Tüh… Marlon Brando oynamış bir de. O da sevdiğimiz başka bir büyüğümüzdür. Ben tanışmıştım aslında Marlon’la beş sene önce falan. Nasıl heyecanlanmıştım anlatamam. O da biraz heyecanlanmıştı. 

 

Yemekten sonra Hira “Tatlı isteyen var mı?” deyince kimse hayır demedi tabii ki. Bu arada Tansel ben gidiyorum deyip ortadan kaybolduktan on dakika sonra elinde bir kutu tatlıyla geri döndü. Ya başrollerden birini kapmışsın zaten ne gerek var böyle şeylere anlamıyorum. Ben de alırdım sette yönetmene çikolata çiçek ama içimden gelirdi benim. Candan, gönülden yapardım… Tatlılar da afiyetle mideye inince Blanche - Mitch sahnesi çalışmak üzere kütüphaneye döndük. Bu yeni sahne çok zor olduğu için adım adım ve sakin bir çalışma yapıldı. Bu sahnenin de altından tüy gibi kalkan oyunculara bakıp içimden “Bu da mı gol değil be?” iç konuşmasıyla günü kapattım. Sinir Krizinin Eşiğindeki Kadın diye bir film çekeceğim. Efendim?...  Anlamadım… Öyle bir film mi var?…  Dikkatli okursanız o kadınlar diye bitiyor ben kadın diyorum!

 

Hoşçakalın… 

 

 

 

 

 

14.02.2016 
Efendim bugün yine 11:00 sularında kütüphanede buluşarak günün startını vermiş bulunduk. Zerrin bize yoğun sürecek çalışma saatlerine ve yorgunluğuna karşı enerji deposu olabilecek tatlılar ve portakal getirmiş. Bu sabah oyuncular biraz yorgun gibilerdi ben de “Bugün sakin geçer de bunların deli enerjisiyle uğraşmam.” diye düşünmüştüm. Ama yine öyle olmadı! Her şey yönetmenin daha önce çalışılmayan yemek sahnesini çalışalım demesiyle başladı. Önce sakin sakin oturdular;  tabaklar, bardaklar yerleşti masaya ve çalışmaya başladılar. Her şey çok olağan görünürken Tansel “Muhtemelen bu sahnede tavuk yersiniz.” diyen Hira’dan aldığı teşvikle masadaki plastik çatalı yemeye başladı. Doğru duydunuz! Yutmamak suretiyle azgının içinde kırıp çiğnedi. Çatalın parçası boğazına ha kaçtı, ha kaçacak diye bütün sahneyi panikle izledim. Sahne çalışmaları yetmiyor gibi bir de eğleniyorlar ki sinir oluyorum. Hira, Zeynep ve Tansel en son gördüğümde yerde şınav çekiyorlardı. Çalışmaları zaten yeteri kadar sinir bozucuyken, çalışırken eğlenmeleri tahammül edilir gibi değil!! Sahnenin sonunu çalışmak için çok şükür yerden kalkıp masaya geçtiler… Çalışmanın sonlarına doğru Blanche’ın durumuna üzülen Zeynep ve Zerrin hüngür şakır ağlamaya başladılar. Ne yalan söyleyeyim o kadar iyi oynadılar ki benim de gözlerim doldu… Ama hemen geçer bende öyle şeyler… Şey yapmam yani… Uzatmam.
Yemek arasından sonra tamamlanan sahnelerle birlikte birinci perdeyi akıtalım önerisi geldi. Fakat Melisa olmadığı için vazgeçildi. Oyuncuların “ Olsun o kısımları atlarız.”  ısrarıyla birinci perdeyi çalışmaya başladılar. Hepsi de pek hevesliymiş! İlaç verilmiş gibi, efsunlanmış gibiler. Ha unutmadan bugünün tartışmalarından biri de “Ağzı kemçük mü denir, yoksa çemçük mü?” Şimdi bu tartışmanın neresinden nasıl tutacaksınız? Konunun nereden açıldığını da ne siz sorun ne ben söyleyeyim. Sen aklı olmayanlara akıl ver yarabbi! Neyse ki yeni bir gariplik daha olmadan birinci perdeyi tamamlayıp bu günü bitirdiler.
 
Tramvay Kazaları
 
İbrahim, Mitch’in Blanche’a götürmesi için kendisine verdiğimiz marke plastik çiçeği beğenmeyince;
İbrahim: Abi ben bu kadına niye her seferinde pazı götürüyorum?
 
İbrahim oynadığı şeyden memnun değilken içeri Tansel girer;
Tansel: İbrahim beni mi marke ediyor?
İbrahim: Yok kendimi marke ediyorum.
 
 
Zerrin: Sesini çok titreterek şarkı söylenmesini sevmiyorum.
Hira: Micheal Jackson da öyle söylüyordu ama.
İbrahim: Hira çok ayıp ölünün arkasından konuşulmaz.

14 Şubat 2017 Salı

 

Efendim bugün yine 11:00 sularında kütüphanede buluşarak günün startını vermiş bulunduk. Zerrin bize yoğun sürecek çalışma saatlerine ve yorgunluğuna karşı enerji deposu olabilecek tatlılar ve portakal getirmiş. Bu sabah oyuncular biraz yorgun gibilerdi ben de “Bugün sakin geçer de bunların deli enerjisiyle uğraşmam.” diye düşünmüştüm. Ama yine öyle olmadı! Her şey yönetmenin daha önce çalışılmayan yemek sahnesini çalışalım demesiyle başladı. Önce sakin sakin oturdular;  tabaklar, bardaklar yerleşti masaya ve çalışmaya başladılar. Her şey çok olağan görünürken Tansel “Muhtemelen bu sahnede tavuk yersiniz.” diyen Hira’dan aldığı teşvikle masadaki plastik çatalı yemeye başladı. Doğru duydunuz! Yutmamak suretiyle azgının içinde kırıp çiğnedi. Çatalın parçası boğazına ha kaçtı, ha kaçacak diye bütün sahneyi panikle izledim. Sahne çalışmaları yetmiyor gibi bir de eğleniyorlar ki sinir oluyorum. Hira, Zeynep ve Tansel en son gördüğümde yerde şınav çekiyorlardı. Çalışmaları zaten yeteri kadar sinir bozucuyken, çalışırken eğlenmeleri tahammül edilir gibi değil!! Sahnenin sonunu çalışmak için çok şükür yerden kalkıp masaya geçtiler… Çalışmanın sonlarına doğru Blanche’ın durumuna üzülen Zeynep ve Zerrin hüngür şakır ağlamaya başladılar. Ne yalan söyleyeyim o kadar iyi oynadılar ki benim de gözlerim doldu… Ama hemen geçer bende öyle şeyler… Şey yapmam yani… Uzatmam.

 

Yemek arasından sonra tamamlanan sahnelerle birlikte birinci perdeyi akıtalım önerisi geldi. Fakat Melisa olmadığı için vazgeçildi. Oyuncuların “ Olsun o kısımları atlarız.”  ısrarıyla birinci perdeyi çalışmaya başladılar. Hepsi de pek hevesliymiş! İlaç verilmiş gibi, efsunlanmış gibiler. Ha unutmadan bugünün tartışmalarından biri de “Ağzı kemçük mü denir, yoksa çemçük mü?” Şimdi bu tartışmanın neresinden nasıl tutacaksınız? Konunun nereden açıldığını da ne siz sorun ne ben söyleyeyim. Sen aklı olmayanlara akıl ver yarabbi! Neyse ki yeni bir gariplik daha olmadan birinci perdeyi tamamlayıp bu günü bitirdiler.

 

Tramvay Kazaları

 

İbrahim, Mitch’in Blanche’a götürmesi için kendisine verdiğimiz marke plastik çiçeği beğenmeyince;

İbrahim: Abi ben bu kadına niye her seferinde pazı götürüyorum?

 

İbrahim oynadığı şeyden memnun değilken içeri Tansel girer;

Tansel: İbrahim beni mi marke ediyor?

İbrahim: Yok kendimi marke ediyorum.

 

 

Zerrin: Sesini çok titreterek şarkı söylenmesini sevmiyorum.

Hira: Micheal Jackson da öyle söylüyordu ama.

İbrahim: Hira çok ayıp ölünün arkasından konuşulmaz.

 

 

 

 

13 Şubat 2017 Pazartesi

 

Bu sabah provaya geldim masanın üstünde bir hediye paketi gördüm. Bu hediye kesinlikle bana alınmıştır diye düşündüm. Zaten bir yerde bir hediye varsa ancak benim gibi tatlı, yetenekli, muhteşem bir asistana olmalıydı. Yanılmışım! Hira Beste’yi haftanın asistanı seçmiş ve ona bir kitap hediye almış. Yazıklar olsun, ne diyebilirim! Kimse görmeden yüzümdeki morluğu ve kaymayı toparlayıp yeni gelen adamı incelemeye başladım. Tolga Çebi diye biri geldi bugün provaya oyunun müziklerini yapacakmış. Ne gerek var beste yapmaya anlamıyorum aç YouTube’u bin tane hazır yapılmışı var,  kullanırsın. Doğrusu birazcık cahiller. Kendi kendilerine gereksiz, garip işler yapıyorlar…

 

 

Bugün öncelikle Eunice – Blanche sahnesiyle çalışmaya başladık. Tolga sahneleri izleyip Hira ile birlikte oyunda nasıl müzikler olabileceğiyle ilgili konuşmalar yaptı. Önce pek gözüm tutmadı bu müzikçiyi ama yiğidi öldürüp hakkını yemeyeceksin, işini çok iyi yapıyor. Güzel önerileri, havalı buluşları var. Her gün, işinde iyi olan birini daha bu tiyatro batağında gördükçe üzüntüden kahroluyorum. Bu müzikçiyi de aklıma yazdım. Buradan çıkınca tamamen dizi film sektörüne yönlendireceğim.

 

Bir saat sonra İbrahim’in katılmasıyla birlikte Stella – Blanche- Mitch sahnesi, sonrasında da Blanche ve Mitch sahnelerine çalışıldı.Tansel de dahil olduktan sonra dönüşümlü olarak sahneleri çalışmaya başladık. Tansel Zerrin’le olan sahnesini çalışılırken bir ara durdurup heyecanla dün gece 01.00’da aklına bu kısımla ilgili bir şey geldiğini söyledi. Tabii herkesin gece saat 01.00’da gelen fikre ve ilhama saygısı sonsuzdu. Hatta İbrahim’den “Artık provaları gece 01.00’da yapalım Tansel için.” önerisi bile geldi. Neyse bugün prova boyunca her sahne sonunda ara vererek müziklerle ilgili konuşmalar yaptık. Ayrıca bugün yönetmen ilk defa oyunculara oyunun final sahnesinin nasıl olacağını anlattı. Hira’nın final fikri herkesi çok heyecanlandırdı. Ben hariç! Sonra bir baktım herkes oyunun finaliyle ilgili esprili,  şakalı sonlar yazmaya başladı ve baya eğlendiler. Ben de eğlenebilirdim şayet bu şakalı şeyler oyunun başına gelmiş olsaydı! Bir mutlu gün daha bitmiş oldu. Mutsuz, kötü haberler verebileceğim günlerde görüşmek üzere…

 

Tramvay Kazaları

 

Zerrin: Bu hangi sahneydi?

İbrahim: Gösterip  vermeme sahnesi.

 

 

Hira: (Tolga Çebi’ye) O sahnede radyo için nasıl bir müzik düşündün?

İbrahim: Ben halay düşündüm oraya.

 

 

Tansel: (Sahne çalışırken mizanseni unutup) Ben ayağa kalktım ama burada niye kalktığımı hatırlamıyorum.

İbrahim: (Sahnedeki banyoyu göstererek) Oyunda da hatırlamazsan git duşa gir.

 

 

Hira: Şimdi altıncı sahneyi alıyoruz.

Zerrin: Altıncı sahne hangisiydi?

İbrahim: Tanrı istemezse yaprak düşmezmiş sahnesi.

 

Tansel: Stellaaaaa!

Zerrin: (Zeynep’e ) Ayy sizin bey geldi ben kaçayım.

 

 

 

 

12.02.2017
Bugün Pazar. Herkes evinde yeni uyanmış, pazar kahvaltısı ederken biz 11’de prova için sahnede buluştuk. Türk kahvesi eşliğinde ayılmaya çalıştıktan sonra hiç çalışılmayan bir Blanche - Mitch sahnesiyle provaya başladık. İçimden “Bu sahne zor. Hadi bakalım burayı da hemen oynayın da görelim!” derken ne olduğunu anlamadan sahne çıktı bile. Bir de yalandan “Ay çok zor, ay çok kazık.” Hepsine gıcık oluyorum! Biz çalışmaya devam ederken olmazsa olmaz Erdem geldi yine! Bir de her gün elinde piknik sepeti gibi poşetiyle geliyor. Görende burada aç bırakıyorlar zanneder..
Kısa bir çay molası verdik. Bu molaları çok seviyorum. Kısa süreli de olsa iş aksıyor ne de olsa… Ardından tekrar çalışmaya başladık. Açıkçası sahnede İbrahim ve Zerrin olduğu için acaba yine ne olacak diye beklerken neyse ki bu provayı da kazasız belasız atlatmış olduk. Sanırım kibrit ya da mum gibi yanıcı, patlayıcı, çatlayıcı bir madde olmadığı için günü böyle atlatabildik. Yoksa İbrahim formundan bir şey kaybetmiş değil…  Dekorla ilgili toplantı yapılması gerektiği için bugün biraz erken bitirildi prova. Bakalım, belki de dekorla ilgili bir şeyler yolunda gitmez de hayalleri suya düşer inşallah! Bu arada sahnenin boşalmasını fırsat bilen Erdem, Hamlet oynamaya başlayıp insanları rehin aldı. Ben boş bir anını yakalayıp kurtulmayı başardım çok şükür. Yemekte mantı olduğunu öğrenince rehinelerden birine telefonla ulaşıp menüden haberdar ettim. Ben rehineler kurtulur diye düşünürken kafeye koşarak ilk gelen Erdem oldu… Yarın görüşmek dileğiyle…
 
Tramvay Kazaları:
 
İbrahim’in ödülle ilgili konuşmasından sonra Zerrin içeri gittiğinde arkadan sesler gelmeye başlayınca;
İbrahim: Ödül almama kızdı herhalde bir şeyler kırıyor sanırım.
Hira: Benden başkası ödül alamaz diye düşündü herhalde…
 
 
Zerrin: O flamingoların ayakları da ters duruyor ya. Ne garip.
İbrahim:  Tövbe estağfurullah kıyamet alameti.
Aynur sufle verirken kafası karışırsa. Efendim repliğin aslı “Askerler sendeleye sendeleye dönerlerdi.”
Aynur: Askerler sandalye sandalye dönerlerdi.
 
 
Erdem Hamlet oynarken iki koltuk arasında kalınca;
Hira: Şimdi sıkışmışlık hissini görmek istiyorum.
İbrahim: Hocam ama koltuğa sıçıyor gibi duruyor böyle. 
 
 
 
Zerrin: Bu oyun çok kazık ama bize böyle söylemediler.
İbrahim: Evet, bize böyle bir bilgi vermediler.

12 Şubat 2017 Pazar

 

Bugün Pazar. Herkes evinde yeni uyanmış, pazar kahvaltısı ederken biz 11’de prova için sahnede buluştuk. Türk kahvesi eşliğinde ayılmaya çalıştıktan sonra hiç çalışılmayan bir Blanche - Mitch sahnesiyle provaya başladık. İçimden “Bu sahne zor. Hadi bakalım burayı da hemen oynayın da görelim!” derken ne olduğunu anlamadan sahne çıktı bile. Bir de yalandan “Ay çok zor, ay çok kazık.” Hepsine gıcık oluyorum! Biz çalışmaya devam ederken olmazsa olmaz Erdem geldi yine! Bir de her gün elinde piknik sepeti gibi poşetiyle geliyor. Görende burada aç bırakıyorlar zanneder..

 

 

Kısa bir çay molası verdik. Bu molaları çok seviyorum. Kısa süreli de olsa iş aksıyor ne de olsa… Ardından tekrar çalışmaya başladık. Açıkçası sahnede İbrahim ve Zerrin olduğu için acaba yine ne olacak diye beklerken neyse ki bu provayı da kazasız belasız atlatmış olduk. Sanırım kibrit ya da mum gibi yanıcı, patlayıcı, çatlayıcı bir madde olmadığı için günü böyle atlatabildik. Yoksa İbrahim formundan bir şey kaybetmiş değil…  Dekorla ilgili toplantı yapılması gerektiği için bugün biraz erken bitirildi prova. Bakalım, belki de dekorla ilgili bir şeyler yolunda gitmez de hayalleri suya düşer inşallah! Bu arada sahnenin boşalmasını fırsat bilen Erdem, Hamlet oynamaya başlayıp insanları rehin aldı. Ben boş bir anını yakalayıp kurtulmayı başardım çok şükür. Yemekte mantı olduğunu öğrenince rehinelerden birine telefonla ulaşıp menüden haberdar ettim. Ben rehineler kurtulur diye düşünürken kafeye koşarak ilk gelen Erdem oldu… Yarın görüşmek dileğiyle…

 

Tramvay Kazaları:

 

İbrahim’in ödülle ilgili konuşmasından sonra Zerrin içeri gittiğinde arkadan sesler gelmeye başlayınca;

İbrahim: Ödül almama kızdı herhalde bir şeyler kırıyor sanırım.

Hira: Benden başkası ödül alamaz diye düşündü herhalde…

 

 

Zerrin: O flamingoların ayakları da ters duruyor ya. Ne garip.

İbrahim:  Tövbe estağfurullah kıyamet alameti.

 

Aynur sufle verirken kafası karışırsa. Efendim repliğin aslı “Askerler sendeleye sendeleye dönerlerdi.”

Aynur: Askerler sandalye sandalye dönerlerdi.

 

 

 

Erdem Hamlet oynarken iki koltuk arasında kalınca;

Hira: Şimdi sıkışmışlık hissini görmek istiyorum.

İbrahim: Hocam ama koltuğa sıçıyor gibi duruyor böyle. 

 

 

 

Zerrin: Bu oyun çok kazık ama bize böyle söylemediler.

İbrahim: Evet, bize böyle bir bilgi vermediler.

 

 

 

11.02.2017
Bu sabah Hira’nın müzikleriyle prova başladık.  “Ay ne güzel havamı buluyorum, ooooh.” derken “Artık başlayalım!” sesiyle kendimize geldik. Saat 11’de Stella ve Blanche sahnesiyle başladık. Zeynep ve Zerrin önce bir hatırlama provası aldı, sonra tekrar çalışılıp ara verildi. Arada karakterlerin niyetleri, yaşadıkları dönemin koşulları ve kadınların o dönem içinde bulundukları duruma istinaden konuşmalar yapıldı. Bir ara arkamı dönüp baktım ama bakmaz olaydım. Erdem gelmişti!  Dün yok diye çok sevinmiştim. Bugün koştura koştura yine gelmiş. “Aaa Erdem dün yoktun, neden gelmedin ya? Eksikliğini hissettik valla.” dedik. Yarım saate kalmadan Melisa da dahil oldu provaya. Provası olmayan oyuncu niye provaya gelir ki.... Neyse dönem üzerine yapılan konuşmadan sonra başka bir Blanche - Stella sahnesine geçtiler. Bu sahneyi çalıştıktan sonra Hira, sahnenin daha yüksek enerjiyle oynanması gerektiğini söyledi ve tekrar çalışıldı.
Yemekten sonra İbrahim geldi ve Blanche -Mitch sahnelerine bakıldı. İbrahim’in oturup kalktığı bir yerde Zerrin repliğini tekrar edince İbrahim’in hareketleri acayip gözükmeye başladı. “Ben buraya lirik düşündüm hocam.” dedi ama yönetmen bunu bir açıklama olarak kabul edemezdi tabii ki. Birkaç düzeltmeden sonra sahneleri tekrar çalıştılar. Bir kahve molası verip bugün çalıştığımız Stella ve Blanche sahnelerini tekrarlayarak günü bitirdik. 
 
Tramvay Kazaları:
 
Zerrin: Buraya şöyle mi gelsem acaba ?
Hira: Tamam ama komik olmasın.
Zerrin: Bana ne komik olcam işte.
 
 
Hira: (İbrahim'e) Bu sahnede senin ezberin tam herhalde.
İbrahim: Ben oyunu baştan sona ezberledim. Şu an Stanley’e bir şey olsun sahnedeyim merak etmeyin.

11 Şubat 2017 Cumartesi

 

Bu sabah Hira’nın müzikleriyle prova başladık.  “Ay ne güzel havamı buluyorum, ooooh.” derken “Artık başlayalım!” sesiyle kendimize geldik. Saat 11’de Stella ve Blanche sahnesiyle başladık. Zeynep ve Zerrin önce bir hatırlama provası aldı, sonra tekrar çalışılıp ara verildi. Arada karakterlerin niyetleri, yaşadıkları dönemin koşulları ve kadınların o dönem içinde bulundukları duruma istinaden konuşmalar yapıldı. Bir ara arkamı dönüp baktım ama bakmaz olaydım. Erdem gelmişti!  Dün yok diye çok sevinmiştim. Bugün koştura koştura yine gelmiş. “Aaa Erdem dün yoktun, neden gelmedin ya? Eksikliğini hissettik valla.” dedik. Yarım saate kalmadan Melisa da dahil oldu provaya. Provası olmayan oyuncu niye provaya gelir ki.... Neyse dönem üzerine yapılan konuşmadan sonra başka bir Blanche - Stella sahnesine geçtiler. Bu sahneyi çalıştıktan sonra Hira, sahnenin daha yüksek enerjiyle oynanması gerektiğini söyledi ve tekrar çalışıldı.

 

 

Yemekten sonra İbrahim geldi ve Blanche -Mitch sahnelerine bakıldı. İbrahim’in oturup kalktığı bir yerde Zerrin repliğini tekrar edince İbrahim’in hareketleri acayip gözükmeye başladı. “Ben buraya lirik düşündüm hocam.” dedi ama yönetmen bunu bir açıklama olarak kabul edemezdi tabii ki. Birkaç düzeltmeden sonra sahneleri tekrar çalıştılar. Bir kahve molası verip bugün çalıştığımız Stella ve Blanche sahnelerini tekrarlayarak günü bitirdik. 

 

Tramvay Kazaları:

 

Zerrin: Buraya şöyle mi gelsem acaba ?

Hira: Tamam ama komik olmasın.

Zerrin: Bana ne komik olcam işte.

 

 

Hira: (İbrahim'e) Bu sahnede senin ezberin tam herhalde.

İbrahim: Ben oyunu baştan sona ezberledim. Şu an Stanley’e bir şey olsun sahnedeyim merak etmeyin.

 

 

 

Bu sabah biraz geç geldim provaya. Geldiğimde masanın üstü yine laboratuvara dönmüştü. Beste’den aldığım bilgilere göre Tansel, Hira, Zeynep ve Beste bu seferde kolaya karbonat ve kabartma tozu katmak suretiyle bir köpürtme denemesinde bulunmuşlardı. Fakat her türlü denemeye rağmen köpürtmeyen Allah yine köpürtmemişti. Bunların başka işleri yok muymuş diye sorarsanız, varmış efendim. Prova almaları gerekliymiş. İşte bu yüzden deneyin peşini bırakıp provaya dönmüşler ve Zeynep’le Tansel’in sahnelerini çalışmışlar.
 
Ben geldiğimde yemek arası verelim dediler. Hay Allah halbuki ben koşarak çalışmaya gelmiştim. Ama tabii itiraz etmek olmaz, haliyle itiraz etmedim bu duruma. Yemekten sonra aynı sahnelere tekrar baktılar. Bir ara Tansel ve Zeynep, sahneler ve bazı anlar üzerine hararetli konuşmalar yaptılar. Bu konuşmaların üzerine sahneyi tekrar denemek istediler. Bittiğinde ikisi de memnun kaldılar. Hira da bu halinin iyi olduğunu söyledi ve sahne içindeki bazı detayları netleştirmek için kullanılacak mekan ayrıntılarından bahsetti. Bu sahneyi tekrar aldıktan sonra ikisinin olduğu yeni bir sahneye göz atıp çalışmayı bugünlük bitirdiler. Yarın görüşmek üzere…
Tramvay Kazaları
Stella- Stanley sahnesinde Tansel içeriden Blanche’a sesleneceğine sahnedeki partnerine seslenirse;
Tansel: Stellaaaaaaa!  Ne Stellası? Pardon. Blaaaaanche!

10 Şubat 2017 Cuma

 

Bu sabah biraz geç geldim provaya. Geldiğimde masanın üstü yine laboratuvara dönmüştü. Beste’den aldığım bilgilere göre Tansel, Hira, Zeynep ve Beste bu seferde kolaya karbonat ve kabartma tozu katmak suretiyle bir köpürtme denemesinde bulunmuşlardı. Fakat her türlü denemeye rağmen köpürtmeyen Allah yine köpürtmemişti. Bunların başka işleri yok muymuş diye sorarsanız, varmış efendim. Prova almaları gerekliymiş. İşte bu yüzden deneyin peşini bırakıp provaya dönmüşler ve Zeynep’le Tansel’in sahnelerini çalışmışlar.

 

Ben geldiğimde yemek arası verelim dediler. Hay Allah halbuki ben koşarak çalışmaya gelmiştim. Ama tabii itiraz etmek olmaz, haliyle itiraz etmedim bu duruma. Yemekten sonra aynı sahnelere tekrar baktılar. Bir ara Tansel ve Zeynep, sahneler ve bazı anlar üzerine hararetli konuşmalar yaptılar. Bu konuşmaların üzerine sahneyi tekrar denemek istediler. Bittiğinde ikisi de memnun kaldılar. Hira da bu halinin iyi olduğunu söyledi ve sahne içindeki bazı detayları netleştirmek için kullanılacak mekan ayrıntılarından bahsetti. Bu sahneyi tekrar aldıktan sonra ikisinin olduğu yeni bir sahneye göz atıp çalışmayı bugünlük bitirdiler. Yarın görüşmek üzere…

 

 

Tramvay Kazaları

Stella- Stanley sahnesinde Tansel içeriden Blanche’a sesleneceğine sahnedeki partnerine seslenirse;

Tansel: Stellaaaaaaa!  Ne Stellası? Pardon. Blaaaaanche!

 

 

 

09.02.2017
Bugün Stella ve Stanley’nin sahnesiyle başladık. Şimdi bunlar karı koca oldukları için eve gelen baldız yüzünden pek baş başa vakit geçirememişlerdi. Ben de üzülüyordum bunlar da bir türlü yalnız kalamadılar diye. Nihayet bugün baş başa kalabildiler. Zeynep ve Tansel’le yeni bir sahneye başlamış olduk böylelikle. İzleyicilerimiz de eksik değildi sağ olsun. Erdem yetmiyormuş gibi birkaç gündür Onur ve  Melisa da eklendi çağrılmadan gelenler ekibine! Gerçekten anlamıyorum, senin sahnen çalışılmıyorsa sen niye provaya geliyorsun kardeşim. Ama en büyük izleyici de benim tabii ki. Benim elim armut toplarken yönetmen oyunu çıkardı bile resmen. Bazen o kadar güzel oynuyorlar ki ağzımı açıp sahneyi izliyorum, öyle hayallere dalıp gidiyorum. Yani… Şeyy… İyi oynuyorlar derken... İşte kendi çaplarında yani… Ben bir kere bir dizide figüranlık yapmıştım. Yemin ederim bunlardan çok daha iyi oynamıştım. Ben çok çaresizmiş bakışları atabilir, kanı donmuşçasına şok olabilir, içi dışına çıkmışçasına ağlayabilirim. Yani demem o ki bütün parantez içlerini kusursuz canlandırabilirim. Jestlerim, mimiklerim çok iyidir benim,  sonuçta kapalı çarşıdan, en iyi jest mimikçiden taze taze alıyorum. Adını vermeyeyim de okuyup bunlar öğrenmesin...
Neyse, yemek arası verildikten sonra sabah alınan sahneye tekrar baktılar. Ardından da  daha önce alınmamış olan bir sahneye geçtik. Bu sahne oyunun en zor, en can alıcı sahnelerinden biri olduğu için biraz temkinli yaklaştılar. Meşhur poker sahnesinde Stella ve Stanley’nin kavga ettikleri bölümü çalışmaya başlamadan önce Hira bu sahne için “Lütfen her şey o an oluyormuş gibi olsun. İstediğiniz gibi alın. Kırılıp dökülen şeyler olursa da devam edin ne çıkacağını görmek istiyorum.” dedi. Hira hatayı işte tam olarak burada yaptı. Bu serbest çalışma alanını duyan Tansel’i tutabilene aşk olsun. Masanın üzerinden uzak doğu film sahnelerini aratmayacak bir atlayış yapan Tansel’in altında ezilen Erdem, gördüğüm son şeydi. Zeynep’in repliklerini söylemeden sahneden süzülür gibi kaçması da unutulamaz tabii ki. Tansel’in attığı sandalye ön koltuklara denk geldi bu arada. Sandalyeyi kaldırırken yaptığım hesaba göre sezon sonuna kadar ortalama elli seyircinin ölmesi demekti bu sahnenin oynanması. Uff  tamam ya… Sadece masanın yanına düştü sandalye. Siz yine de her zaman söylediğim gibi evde dizinizi izleyin. Risksiz bir hayatla uzun ve güzel yaşayın. Esen kalın..
Tramvay Kazaları
Tansel: (Partneri Zeynep için mizansen gereği masaj yaparken aşırıya kaçınca) Orada kulunç olunca ben dayanamadım. Kusura bakma.
Hira: Kulunç ne? (Geçen gün yaşanan tere eğitimi misali bir saat de kulunç üzerine tartıştılar.)
Tansel: (Oyununa gitmek için alışveriş merkezinden geçmesi gerektiğinden bahsederken) Alışveriş merkezindeki insanların belgeselini çekmek lazım.
 

9 Şubat 2017 Perşembe

 

Bugün Stella ve Stanley’nin sahnesiyle başladık. Şimdi bunlar karı koca oldukları için eve gelen baldız yüzünden pek baş başa vakit geçirememişlerdi. Ben de üzülüyordum bunlar da bir türlü yalnız kalamadılar diye. Nihayet bugün baş başa kalabildiler. Zeynep ve Tansel’le yeni bir sahneye başlamış olduk böylelikle. İzleyicilerimiz de eksik değildi sağ olsun. Erdem yetmiyormuş gibi birkaç gündür Onur ve  Melisa da eklendi çağrılmadan gelenler ekibine! Gerçekten anlamıyorum, senin sahnen çalışılmıyorsa sen niye provaya geliyorsun kardeşim. Ama en büyük izleyici de benim tabii ki. Benim elim armut toplarken yönetmen oyunu çıkardı bile resmen. Bazen o kadar güzel oynuyorlar ki ağzımı açıp sahneyi izliyorum, öyle hayallere dalıp gidiyorum. Yani… Şeyy… İyi oynuyorlar derken... İşte kendi çaplarında yani… Ben bir kere bir dizide figüranlık yapmıştım. Yemin ederim bunlardan çok daha iyi oynamıştım. Ben çok çaresizmiş bakışları atabilir, kanı donmuşçasına şok olabilir, içi dışına çıkmışçasına ağlayabilirim. Yani demem o ki bütün parantez içlerini kusursuz canlandırabilirim. Jestlerim, mimiklerim çok iyidir benim,  sonuçta kapalı çarşıdan, en iyi jest mimikçiden taze taze alıyorum. Adını vermeyeyim de okuyup bunlar öğrenmesin...

 

 

Neyse, yemek arası verildikten sonra sabah alınan sahneye tekrar baktılar. Ardından da  daha önce alınmamış olan bir sahneye geçtik. Bu sahne oyunun en zor, en can alıcı sahnelerinden biri olduğu için biraz temkinli yaklaştılar. Meşhur poker sahnesinde Stella ve Stanley’nin kavga ettikleri bölümü çalışmaya başlamadan önce Hira bu sahne için “Lütfen her şey o an oluyormuş gibi olsun. İstediğiniz gibi alın. Kırılıp dökülen şeyler olursa da devam edin ne çıkacağını görmek istiyorum.” dedi. Hira hatayı işte tam olarak burada yaptı. Bu serbest çalışma alanını duyan Tansel’i tutabilene aşk olsun. Masanın üzerinden uzak doğu film sahnelerini aratmayacak bir atlayış yapan Tansel’in altında ezilen Erdem, gördüğüm son şeydi. Zeynep’in repliklerini söylemeden sahneden süzülür gibi kaçması da unutulamaz tabii ki. Tansel’in attığı sandalye ön koltuklara denk geldi bu arada. Sandalyeyi kaldırırken yaptığım hesaba göre sezon sonuna kadar ortalama elli seyircinin ölmesi demekti bu sahnenin oynanması. Uff  tamam ya… Sadece masanın yanına düştü sandalye. Siz yine de her zaman söylediğim gibi evde dizinizi izleyin. Risksiz bir hayatla uzun ve güzel yaşayın. Esen kalın...

 

Tramvay Kazaları

Tansel: (Partneri Zeynep için mizansen gereği masaj yaparken aşırıya kaçınca) Orada kulunç olunca ben dayanamadım. Kusura bakma.

Hira: Kulunç ne? (Geçen gün yaşanan tere eğitimi misali bir saat de kulunç üzerine tartıştılar.)

 

Tansel: (Oyununa gitmek için alışveriş merkezinden geçmesi gerektiğinden bahsederken) Alışveriş merkezindeki insanların belgeselini çekmek lazım.

 

 

 

 

 

 

 

Merhaba. Hala nedenini çözemediğim bir şekilde yine saat 11’de provaya başladık. Yönetmen acaba totem mi yapıyor diye merak etmekten alamıyorum kendimi. Bugün yepyeni bir sahne çalışmaya başladık. Yönetmenimiz; Blanche, Stella ve Stanley’nin olduğu bu sahnenin atmosferinden ve karakterlerin o an ki duygu durumlarından bahsetti. Ardından çalışmaya başladılar. Bir ara sahnenin bir yerinde Zerrin yine aniden durup gözlerini kocaman açarak,  cümlenin bir yerinde aksaklık olduğunu tak diye tespit etti. Bu arada bugün verilen molalardan birinde Zerrin’in bir konuşmasına kulak misafiri oldum. Uff tamam dinledim. Gizlice dinledim… Ne var? “Ben uzun yıllar sonra ilk defa geçen sezon tiyatro yapmadım.” dedi. İnanır mısınız başımdan aşağıya kaynar sular döküldü. Bu fevkalade insan, yetenek abidesi oyuncunun hayatını bir hiç uğruna harcamasına yüreğim parçalandı. Bunca sene tiyatro yapmak. Neden?!? Bütün günüm sersem gibi geçti. Nerede kalmıştım… Hah... Sahneyi denediler, düzelttiler, tekrar çalıştılar derken baya izlenir bir şeye dönüştü. Tansel’in bu sahnenin bitiminde “Eee artık bir de prömiyerde bakarız bu sahneye.” demesiyle Hira’nın yüzünü görmeliydiniz. Çünkü kendisi aynı sahneyi hiç ara vermeden milyon kere almayı çok sever! Ben sette ışık şefi iken de böyle işkolik bir yönetmenle çalışmıştım. Kendisine son ziyaretimi yaptığımda parmaklıklar ardından, elindeki hayali kamerasına gülümsememi istemişti.  Ne adamdı be yazık oldu. Yanlış anlamayın öyle olsun istediğimden değil, Allah sonunu benzetmesin. Lafı fazla uzatmadan, size sonra ne yaptığımızı anlatayım. Bu sahneden sonra Eunice ve Blanche’ın  aynı zamanda oyununda açılışını yapan sahnesine  bakıldı. Eunice karakterinin genel tavrının nasıl olması gerektiği üzerine fikirler paylaşıldı. Melisa; Eunice ve Blanche sahnesinde Blanche’a öyle bir çemkirdi ki kahkahalarımızı tutmadık. Sahne bittiğinde Hira bu sahneyi ve Melisa’nın bulduğu oyunları beğendiğini söyledi. Tam da bu sırada sahne amirimiz İsmail Abi’den bir telefon aldık ve bize ayrılan sürenin sonuna geldiğimizi öğrendik. Kütüphaneye geçme vakti gelmişti artık. Bir de baktım yönetmen hiç ses çıkarmadan sinsice yukarıya çıkmaya başladı. Kütüphaneye geçtiği için bir isyan, bir bezginlik göremiyordum. Sonradan anladım ki kendi oyunu olan Köprüden Görünüş’ün dekoru kuruluyormuş. “Çık bakalım.” dedim içimden. O oyun çıkmış olabilir ama acaba bunu çıkarmana izin verecek miyim? Yemekten sonra çalışmaya kütüphanede devam ettik. Tansel’in günlerdir bitmeyen tiyatro oyununa yetişebilmesi için önce Stanley ve Blanche sahnesiyle başlamaya karar verdiler fakat başlamadan bu sahnenin öncesinde neler olduğuyla ilgili biraz konuştular.
Gelgelelim günün asıl bombasına.. . Blanche ve Stella sahnesi çalışılırken bardaktan taşması gereken kola en doğal haliyle nasıl taşar? İşte asıl meselemiz bu olmuştu. Hepinizin kafasından kola zaten taşar seslerinin yükseldiğini biliyorum çünkü provayı izleyen Onur, Erdem, Melisa, Beste, Aynur’dan da aynı sesler yükseldi. Hayır efendim hiç de öyle değil! Kolanın bugün taşmayan bir şey olduğunu bardağa döküp döküp “E bu taşmıyor.” diye teyit ettik. Efendim taşmayan kola yapmışlar sanki bizim için. Sonra aramızdan işgüzarın biri, hangisi hatırlamıyorum “Polo şeker atalım içine şöyle patlar böyle köpürür.” dedi. Dedi ve şeker, bardak, kola üçlüsünün olduğu deney masasının etrafında toplanmamız beş dakikamızı aldı. Bunları bir görün sanki hepsinin hayali kimyager olmakmış da zorla oyunculuk okumuşlar. Deney anını viledalar hazırlayıp, nefeslerimizi tutarak karşıladık fakat kola şekerle buluşunca bütün hevesimiz ufak bir fıss sesiyle yok oldu. Ooooh iyi oldu. Çok da güzel oldu. Görüşmek üzere…
Tramvay Kazaları:
Zerrin: (Replik karışınca) Erkeklerin parmakları sarma gibi… Suşi gibi... Ayy neydi ya? 
Aynur: Dolma gibi.
Melisa: (Eunice'ın Blache'ı yanına çağırdığı yer için yorumu) Benim burada Blanche’a gel bacım diyesim geliyor.

8 Şubat 2017 Çarşamba

 

Merhaba. Hala nedenini çözemediğim bir şekilde yine saat 11’de provaya başladık. Yönetmen acaba totem mi yapıyor diye merak etmekten alamıyorum kendimi. Bugün yepyeni bir sahne çalışmaya başladık. Yönetmenimiz; Blanche, Stella ve Stanley’nin olduğu bu sahnenin atmosferinden ve karakterlerin o an ki duygu durumlarından bahsetti. Ardından çalışmaya başladılar. Bir ara sahnenin bir yerinde Zerrin yine aniden durup gözlerini kocaman açarak,  cümlenin bir yerinde aksaklık olduğunu tak diye tespit etti. Bu arada bugün verilen molalardan birinde Zerrin’in bir konuşmasına kulak misafiri oldum. Uff tamam dinledim. Gizlice dinledim… Ne var? “Ben uzun yıllar sonra ilk defa geçen sezon tiyatro yapmadım.” dedi. İnanır mısınız başımdan aşağıya kaynar sular döküldü. Bu fevkalade insan, yetenek abidesi oyuncunun hayatını bir hiç uğruna harcamasına yüreğim parçalandı. Bunca sene tiyatro yapmak. Neden?!? Bütün günüm sersem gibi geçti. Nerede kalmıştım… Hah... Sahneyi denediler, düzelttiler, tekrar çalıştılar derken baya izlenir bir şeye dönüştü. Tansel’in bu sahnenin bitiminde “Eee artık bir de prömiyerde bakarız bu sahneye.” demesiyle Hira’nın yüzünü görmeliydiniz. Çünkü kendisi aynı sahneyi hiç ara vermeden milyon kere almayı çok sever! Ben sette ışık şefi iken de böyle işkolik bir yönetmenle çalışmıştım. Kendisine son ziyaretimi yaptığımda parmaklıklar ardından, elindeki hayali kamerasına gülümsememi istemişti.  Ne adamdı be yazık oldu. Yanlış anlamayın öyle olsun istediğimden değil, Allah sonunu benzetmesin. Lafı fazla uzatmadan, size sonra ne yaptığımızı anlatayım. Bu sahneden sonra Eunice ve Blanche’ın aynı zamanda oyunun da açılışını yapan sahnesine bakıldı. Eunice karakterinin genel tavrının nasıl olması gerektiği üzerine fikirler paylaşıldı. Melisa; Eunice ve Blanche sahnesinde Blanche’a öyle bir çemkirdi ki kahkahalarımızı tutmadık. Sahne bittiğinde Hira bu sahneyi ve Melisa’nın bulduğu oyunları beğendiğini söyledi. Tam da bu sırada sahne amirimiz İsmail Abi’den bir telefon aldık ve bize ayrılan sürenin sonuna geldiğimizi öğrendik. Kütüphaneye geçme vakti gelmişti artık. Bir de baktım yönetmen hiç ses çıkarmadan sinsice yukarıya çıkmaya başladı. Kütüphaneye geçtiği için bir isyan, bir bezginlik göremiyordum. Sonradan anladım ki kendi oyunu olan Köprüden Görünüş’ün dekoru kuruluyormuş. Çık bakalım dedim içimden. O oyun çıkmış olabilir ama acaba bunu çıkarmana izin verecek miyim? Yemekten sonra çalışmaya kütüphanede devam ettik. Tansel’in günlerdir bitmeyen tiyatro oyununa yetişebilmesi için önce Stanley ve Blanche sahnesiyle başlamaya karar verdiler fakat başlamadan bu sahnenin öncesinde neler olduğuyla ilgili biraz konuştular.

 

 

Gelgelelim günün asıl bombasına.. . Blanche ve Stella sahnesi çalışılırken bardaktan taşması gereken kola en doğal haliyle nasıl taşar? İşte asıl meselemiz bu olmuştu. Hepinizin kafasından kola zaten taşar seslerinin yükseldiğini biliyorum çünkü provayı izleyen Onur, Erdem, Melisa, Beste, Aynur’dan da aynı sesler yükseldi. Hayır efendim hiç de öyle değil! Kolanın bugün taşmayan bir şey olduğunu bardağa döküp döküp “E bu taşmıyor.” diye teyit ettik. Efendim taşmayan kola yapmışlar sanki bizim için. Sonra aramızdan işgüzarın biri, hangisi hatırlamıyorum “Polo şeker atalım içine şöyle patlar böyle köpürür.” dedi. Dedi ve şeker, bardak, kola üçlüsünün olduğu deney masasının etrafında toplanmamız beş dakikamızı aldı. Bunları bir görün sanki hepsinin hayali kimyager olmakmış da zorla oyunculuk okumuşlar. Deney anını viledalar hazırlayıp, nefeslerimizi tutarak karşıladık fakat kola şekerle buluşunca bütün hevesimiz ufak bir fıss sesiyle yok oldu. Ooooh iyi oldu. Çok da güzel oldu. Görüşmek üzere…

 

Tramvay Kazaları:

 

Zerrin: (Replik karışınca) Erkeklerin parmakları sarma gibi… Suşi gibi... Ayy neydi ya? 

Aynur: Dolma gibi.

 

Melisa: (Eunice'ın Blache'ı yanına çağırdığı yer için yorumu) Benim burada Blanche’a gel bacım diyesim geliyor.

 

 

 

Merhaba,
Dün evlere dağılırken. Zerrin’un seti var denmiş. Nasıl mutluyum nasıl huzurluyum birinin seti var diye. Huzur ve huşu içinde tam uykuya dalacakken bir mesaj. Set ayarlandı yarın gelebiliyorum! Ayy nasıl sinirlendim nasıl canım sıkıldı anlatamam. Belki şakadır, sakin ol uyu dedim ama sabah provaya gittiğimde kara haber kesinleşmişti. Psikolojimi bozdu bunlar yeminle. Kendimi biraz toparladım tuvalete gittim biraz tokatladım kendimi derken aralarına katıldım tekrar. Biz sahne düzenini oluştururken Zeynep ve Tansel, Tanrının onlara verdiği zeka ve akıl gibi şeyleri ezber ve sahne üzerine konuşmak için harcamaktaydılar. Biz her şeyi tamamladıktan sonra Hira geldi ve çalışmaya başladık. O da her gün neşeyle, şevkle geliyor provaya. Az geril, sorun çıkar, bağır çağır bir şey yap. Arada sinirlendirmeye çalışıyorum ama durum bana patladığından beri artık ondan da vazgeçtim. Ne halleri varsa görsünler. Bugün daha önce çalıştığımız Stella ve Stanley sahnelerine tekrar bakarak başladık. Oyunun genel grafiği zaten inişli çıkışlı, izlemesi çok heyecanlı olacak galiba. Sahnenin sonuna doğru bir yerde karşılıklı olarak yükselen bir an oluştu ve Hira orayı beğendiği için öyle tutmalarını istediğini söyledi. Keşke tiyatroda çekirdek mısır yense böyle heyecanlı sahnelerde. Ne güzel olurdu. Birkaç kez daha alırken Zerrin geldi. Üşenmemiş hiç hazırlanmış, dişini tırnağına takmış gelmiş. Hiç ara vermeden katıldı çalışmaya ve önce Stanley ile daha önce çalışılmış olan sahnesine baktık. Önceden bakılmayan birkaç detay ekledi Hira sahneye ve sonrasında tekrar alındı. Daha sonra Blanche ve Stella sahnesine geçtik. Bu sefer izlerken gözler doldu hüzünlerimiz yüzlerimize yansıdı. Yani şey… doldu dediysem onların, benim değil. Ben ancak gülerim böyle şeylere!
Yemek arasından sonra beklenilen Poker sahnesine geldik. Sanırım oyuncularında dört gözle beklediği bir sahneydi bu. Bira var, poker var muhabbet var daha ne olabilir ki bir sahnede? Sahneyi bir kez alalım iki kez alalım derken bir de baktık sahne çıkmış neredeyse. Bir ara oyuncular kendilerini poker masasında değil okey masasında sanınca doğaçlamalar havada uçuştu tabi.Ama Hira hemen müdahale edip sakinleştirdi tabi ortalığı. Bugünü de poker masasında bitirdik. 
Tramvay Kazaları
Bir ara poker masasında tavuk fıkrası anlatılırken yanıma yaklaşan İbrahim, sessizce: Bu sahnede “Tavukları Pişirmişem” türküsü çalacak, not al hemen ama Hira dedi diye yaz, üstüme kalmasın!

7 Şubat 2017 Salı

 

 

Merhaba,

 

Dün evlere dağılırken. Zerrin’in seti var denmiş. Nasıl mutluyum nasıl huzurluyum birinin seti var diye. Huzur ve huşu içinde tam uykuya dalacakken bir mesaj. Set ayarlandı yarın gelebiliyorum! Ayy nasıl sinirlendim nasıl canım sıkıldı anlatamam. Belki şakadır, sakin ol uyu dedim ama sabah provaya gittiğimde kara haber kesinleşmişti. Psikolojimi bozdu bunlar yeminle. Kendimi biraz toparladım tuvalete gittim, tokatladım derken aralarına katılabildim tekrar. Biz sahne düzenini oluştururken Zeynep ve Tansel, Tanrının onlara verdiği zeka ve akıl gibi şeyleri ezber ve sahne üzerine konuşmak için harcamaktaydılar. Biz her şeyi tamamladıktan sonra Hira geldi ve çalışmaya başladık. O da her gün neşeyle, şevkle geliyor provaya. Az geril, sorun çıkar, bağır çağır bir şey yap. Arada sinirlendirmeye çalışıyorum ama durum bana patladığından beri artık ondan da vazgeçtim. Ne halleri varsa görsünler. Bugün daha önce çalıştığımız Stella ve Stanley sahnelerine tekrar bakarak başladık. Oyunun genel grafiği zaten inişli çıkışlı, izlemesi çok heyecanlı olacak galiba. Sahnenin sonuna doğru bir yerde karşılıklı olarak yükselen bir an oluştu ve Hira orayı beğendiği için öyle tutmalarını istediğini söyledi. Keşke tiyatroda çekirdek, mısır yense böyle heyecanlı sahnelerde. Ne güzel olurdu. Birkaç kez daha alırken Zerrin geldi. Üşenmemiş hiç, hazırlanmış, dişini tırnağına takmış gelmiş. Hiç ara vermeden katıldı çalışmaya ve önce Stanley ile daha önce çalışılmış olan sahnesine baktık. Hira bu sahneye önceden bakılmayan birkaç detay ekledi ve sonrasında tekrar alındı. Daha sonra Blanche ve Stella sahnesine geçtik. Bu sefer izlerken gözler doldu hüzünlerimiz yüzlerimize yansıdı. Yani şey, doldu dediysem onların, benim değil. Ben ancak gülerim böyle şeylere!

 

 

Yemek arasından sonra beklenilen poker sahnesine geldik. Sanırım oyuncularında dört gözle beklediği bir sahneydi bu. Bira var, poker var, muhabbet var daha ne olabilir ki bir sahnede? Sahneyi bir kez alalım iki kez alalım derken bir de baktık sahne çıkmış neredeyse. Bir ara oyuncular kendilerini poker masasında değil okey masasında sanınca doğaçlamalar havada uçuştu tabi. Ama Hira hemen müdahale edip sakinleştirdi tabi ortalığı. Bugünü de poker masasında bitirdik. 

 

 

Tramvay Kazaları

 

Bir ara poker masasında tavuk fıkrası anlatılırken yanıma yaklaşan İbrahim, sessizce: Bu sahnede “Tavukları Pişirmişem” türküsü çalacak, not al hemen ama Hira dedi diye yaz, üstüme kalmasın!

 

 

 

 

Bu sabah yine iki kişilik bir provaya merhaba dedik fakat çok geçmeden beş kişi olduk. Tansel, Onur ve Erdem’de bizleri yalnız bırakmadılar. Böyle yalnız bırakmadılar falan dememe bakmayın! Sahte cümleler bunlar. Sabah görünce kafamdan aşağıya kaynar sular boşaldı. Tek tesellim sahneye çıkmamaları. Bugün İbrahim ve Zerrin Tekindor’un oynayacakları Blanche ve Mitch sahnelerine çalışıldı. İkisinin yerine on kişi gelse tercih ederim. Nasıl bir bitmek bilmeyen enerjidir bu böyle. Ama ben biliyorum sebebini. Bu sabah farklı bir yöntem deneyen Hira oyunculara bu günlük kahve içmek için zaman tanıyarak provaya başladı. Olaylar yine mum kibrit ve İbrahim’in bir araya gelmesiyle başladı. Altı üstü sahnenin bir yerinde mum yakacaklar görmeniz lazım. “Dur o öyle konmaz şöyle koyalım.” , “Ay yok şu şişeye daha iyi olur.” “Şu kibritlerin büyüğü olsa iyi olur.” Derken mevzu şuraya kadar geldi. “Aslında şu bakkallarda satılan basit mumlar var ya sapık gibi akan.” Ya bırak bunların çalışmaya niyeti yok ben söyleyeyim. Neyse nihayet mumlar yakıldı da sahne ilerleyebildi. Sonra ilerleyen kısımlarda İbrahim’in Zerrin’i kucaklayıp kaldırdığı sahneye gelinince ipler iyice koptu. Önce nasıl daha rahat kaldırabilir diye yöntemler denendi. Yönetmen ve oyuncular yeni yeni öneriler getirirken izleyicilerden de öneriler gelmeye başladı. Neyse ki sonunda denklem çözüldü ve kimsenin kolu bacağı çıkmadan sorun halledildi. 
Yemekten sonra bir araya gelindi ve bugün çalışılan sahnenin tekrarı alındı. Hira’nın sahnenin bir yerinde ”Tamam burada tren sesi” dediğinde İbrahim’in “Tren, öpsün seni Zeki Müren” esprisi günün Arzu Travması olarak içimize yer ederek provadan ayrılmış bulunduk.
Tramvay Kazaları 
Hira: İbrahim kadını sandalyeden kucaklayarak kaldır.
İbrahim: Sandalyeyle birlikte mi kaldırayım. Ha tamam anladım sahneyle birlikte kaldıracağım.
Kucaklama sahnesinde
Zerrin Tekindor: (Can havliyle) Ay dur dur kaburgalarım kırılacak.
İbrahim: Aa kırdım oyuncuyu.
İbrahim: (Elindeki oyuncak ayıyı öperek) Adamın kadını öpesi var ya sakinleşmek için ayıya yumulmuş.

6 Şubat 2017 Pazartesi

 

Bu sabah yine iki kişilik bir provaya merhaba dedik fakat çok geçmeden beş kişi olduk. Tansel, Onur ve Erdem’de bizleri yalnız bırakmadılar. Böyle yalnız bırakmadılar falan dememe bakmayın. Sahte cümleler bunlar. Sabah görünce kafamdan aşağıya kaynar sular boşaldı. Tek tesellim sahneye çıkmamaları. Bugün İbrahim ve Zerrin'in oynayacakları Blanche ve Mitch sahnelerine çalışıldı. İkisinin yerine on kişi gelse tercih ederim. Nasıl bir bitmek bilmeyen enerjidir bu böyle. Ama ben biliyorum sebebini. Bu sabah farklı bir yöntem deneyen Hira oyunculara bu günlük kahve içmek için zaman tanıyarak provaya başladı. E tabii alınan kafein gün boyu yaşanacak olayların zeminini hazırlamış oldu. Olaylar yine mum, kibrit ve İbrahim’in bir araya gelmesiyle başladı. Altı üstü sahnenin bir yerinde mum yakacaklar ama görmeniz lazım. “Dur o öyle konmaz şöyle koyalım.”, “Ay yok şu şişeye daha iyi olur.”, “Şu kibritlerin büyüğü olsa iyi olur.” derken mevzu şuraya kadar geldi. “Aslında şu bakkallarda satılan basit mumlar var ya sapık gibi akan.” Ya bırak bunların çalışmaya niyeti yok ben söyleyeyim. Neyse nihayet mumlar yakıldı da sahne ilerleyebildi. Sonra ilerleyen kısımlarda İbrahim’in Zerrin’i kucaklayıp kaldırdığı sahneye gelinince ipler iyice koptu. Önce nasıl daha rahat kaldırabilir diye yöntemler denendi. Yönetmen ve oyuncular yeni yeni öneriler getirirken izleyicilerden de öneriler gelmeye başladı. Neyse ki sonunda denklem çözüldü ve kimsenin kolu bacağı çıkmadan sorun halledildi. 

 

Yemekten sonra bir araya gelindi ve bugün çalışılan sahnenin tekrarı alındı. Hira’nın sahnenin bir yerinde ”Tamam burada tren sesi.” dediğinde İbrahim’in “Tren, öpsün seni Zeki Müren.” esprisi günün Arzu Travması olarak içimize yer ederek provadan ayrılmış bulunduk.

 

 

 

Tramvay Kazaları 

 

 

 

Hira: İbrahim kadını sandalyeden kucaklayarak kaldır.

 

İbrahim: Sandalyeyle birlikte mi kaldırayım. Ha tamam anladım, sahneyle birlikte kaldıracağım.

 

 

 

Kucaklama sahnesinde;

 

Zerrin Tekindor: (Can havliyle) Ay dur dur kaburgalarım kırılacak.

 

İbrahim: Aa kırdım oyuncuyu.

 

 

İbrahim: (Elindeki oyuncak ayıyı öperek) Adamın kadını öpesi var ya sakinleşmek için ayıya yumulmuş.

 

 

 

Merhaba,
Bugün çok mutluyum doğrusu, çünkü oyuncu sayısı ikiye inmiş bir prova gününe merhaba dedik bu sabah. Sabah dediysem saat 12, fakat ben erken uyanmayı pek sevmeyenlerdenim. Aslında havalar soğuk olmasa içeride bir isyan başlatıp hepsini birden çayıra, çimene, çay bahçelerine, lunaparklara göndermenin yollarını arayabilirdim. Bu sabah erkenden gelip, bu boş ve kocaman salonda beklerken düşüncelere daldım. Sanırım kış olduğu için çok da gidecek bir yerleri yok , üstü çatılı bir yer aradıklarından buraya geliyorlar diye düşünürken görev aşkı gözlerinden okunan Erdem, kolası ve poğaçasıyla kapıda beliriverince, işin çok da öyle olmadığı gerçeğiyle bir kez daha yüzleşmiş bulundum. Gerçekler acıydı malumunuz ama görev aşkı da kutsal.Yıllar sonra sorduklarında röportajlarımda bu tiyatro bağımlısı oyuncuları topluma nasıl kazandırdığımı dergilerde, gazetelerde boy boy anlatacağım.
Neyse şekerlerim herkes toparlanınca Blanche ve Stella sahnelerini çalışmaya başladık. Ara ara sahne üzerine konuşmalar yapıldı. Sahne bitince yönetmen fikirlerini söyledi ve oyuncuların nasıl hissettiğini sordu. Oyuncular bu soru karşısında eh işte, daha eksik çok bilmem ne dediler. Bunlar da pek mütevazı çıktılar. Ay ben olsam ruhum bedenimden ayrıldı başka diyarlarda gezdi, inanın ne oynadığımı bile hatırlamıyorum, kendimde değildim, resmen karakterin ruhunu bedenime giyindim derdim. Neyse yönetmen birkaç detay daha ekledi ve tekrar alındı sahne. En sonunda Hira sahneyi nasıl bulduğumuza dair bizlerin fikirlerini de sordu. Ben ne diyeceğimi bilemedim tabi iyi desem benim işim baltalanır. Kötü desem kimse inanmaz. Dedim en iyisi sen sus otur oturduğun yerde. Yani düşündüm de aslında bugün onları izlerken, böyle canlı canlı izliyor olmak oyuncuları.. Sanırım heyecanlı bir şey bu yaptıkları… Ne biliyim tatlı yani..Güzel bir his sanırım..Şey.. Şey bir durum… Yani biraz da…Özverili galiba. Ne diyorum ben ya! Unutun, hemen unutun bu dediğimi! Aynı şeyleri tekrar tekrar oyna, tekrar tekrar aynı replikleri söyle içimi şişirdiler valla! Kesin onlarında şişti ama çaktırmadılar. Hiç renk veren yok. Sonra yemek arası verildi çay, kahve derken aradan sonra bugün çalıştığımız sahnelerin tekrarı yapıldı. Ve bir günün daha sonuna geldik. Yarın görüşmek üzere..

4 Şubat 2017 Cumartesi

 

Merhaba,

 

Bugün çok mutluyum doğrusu, çünkü bu sabah oyuncu sayısı ikiye inmiş bir prova gününe merhaba dedik. Sabah dediysem saat 12 fakat ben erken uyanmayı pek sevmeyenlerdenim. Aslında havalar soğuk olmasa içeride bir isyan başlatıp hepsini birden çayıra, çimene, çay bahçelerine, lunaparklara göndermenin yollarını arayabilirdim. Bu sabah erkenden gelip, bu boş ve kocaman salonda beklerken düşüncelere daldım. Sanırım kış olduğu için çok da gidecek bir yerleri yok , üstü çatılı bir yer aradıklarından buraya geliyorlar diye düşünürken görev aşkı gözlerinden okunan Erdem, kolası ve poğaçasıyla kapıda beliriverince, işin çok da öyle olmadığı gerçeğiyle bir kez daha yüzleşmiş bulundum. Gerçekler acıydı malumunuz ama görev aşkı da kutsal.Yıllar sonra sorduklarında röportajlarımda bu tiyatro bağımlısı oyuncuları topluma nasıl kazandırdığımı dergilerde, gazetelerde boy boy anlatacağım.

 

 

 

Neyse şekerlerim herkes toparlanınca Blanche ve Stella sahnelerini çalışmaya başladık. Ara ara sahne üzerine konuşmalar yapıldı. Sahne bitince yönetmen fikirlerini söyledi ve oyuncuların nasıl hissettiğini sordu. Oyuncular bu soru karşısında eh işte... daha eksik çok... bilmem ne dediler. Bunlar da pek mütevazı çıktılar. Ay ben olsam ruhum bedenimden ayrıldı başka diyarlarda gezdi, inanın ne oynadığımı bile hatırlamıyorum, kendimde değildim, resmen karakterin ruhunu bedenime giyindim derdim. Neyse yönetmen birkaç detay daha ekledi ve tekrar alındı sahne. En sonunda Hira sahneyi nasıl bulduğumuza dair bizlerin fikirlerini de sordu. Ben ne diyeceğimi bilemedim tabii. İyi desem benim işim baltalanır kötü desem kimse inanmaz. Dedim en iyisi sen sus otur oturduğun yerde. Yani düşündüm de aslında bugün onları izlerken, böyle canlı canlı izliyor olmak oyuncuları.. Sanırım heyecanlı bir şey bu yaptıkları… Ne biliyim tatlı yani… Güzel bir his sanırım… Şey… Şey bir durum… Yani biraz da… Özverili galiba. Ne diyorum ben ya! Unutun, hemen unutun bu dediğimi! Aynı şeyleri tekrar tekrar oyna, tekrar tekrar aynı replikleri söyle içimi şişirdiler valla! Kesin onların da şişti ama çaktırmadılar. Hiç renk veren yok. Sonra yemek arası verildi ve çay, kahve derken aradan sonra bugün çalıştığımız sahnelerin tekrarı yapıldı. Böylelikle bir günün daha sonuna geldik. Yarın görüşmek üzere..

 

 

 

Siz hiiiç merak etmeyin ben görevimin başındayım. Bu oyuncuların hepsini yakında birbirinden gözde, şahane dizilerde izlemek üzere ekranlarınıza göndereceğim. Fakat görevimin ne kadar zor olduğunu her geçen gün daha da iyi anlıyorum. Ben sette görüntü yönetmeniyken çekimi olmadığı gün sete gelenini hiç görmemiştim mesela. Burada bu delilerden var. Ay nedir bu görev aşkı, tiyatro aşkı?! Altın veriyorlar sanki bu oyunculara benden habersiz.
Neyse bugün yine provaya Stella ve Blanche sahnesiyle başladık. Hem ezberler oturmuş hem de sahneler daha da güzelleşmişti. Ha bu arada sahneye büyük bir yatak getirmişlerdi marke olarak. Ne gerek var bu kadarına anlamıyorum. Yapın yapın tabi her türlü olanağı sunun oyunculara, kımıldamasınlar sonra bir yere. Oldu olacak hepsini nüfusunuza da geçirin. Benim tepemi attırıyorlar resmen! Neyse sonrasında Stanley’le olan sahnelere geçildi. Tansel bugün yönetmene sahnesi için mısır patlaklarıyla kola şişeleri getirmişti. Ben önce Stanley ile Stella pikniğe çıksın bu sahnede diyecek sandım ama neyse ki önerisi başkaymış. Bu sahnelere bakıldıktan bir süre sonra Tansel’in diğer oyununa yetişmesi gerektiği için bitirdik. Tansel çıkarken bu ay 12 oyunu olduğunu söyleyince İbrahim “Tiyatroyu üzerine mi yaptılar abi” dedi. Ağzına sağlık valla diyeceğim ama sanki kendisinin başka oyunu yok. Beyefendilere tek tiyatro yetmemiş. Dur ben buradan lafa girip ortalığı karıştırayım derken Hira provaya devam dedi. Blanche ve Mitch sahnesiyle devam edelim dedik ama İbrahim yanan kibriti kutuya koymak suretiyle kibrit kutusunu patlatıp dekora düşürdü. Nasıl yaptı derseniz buna herhangi bir cevabımız yok. Daha da garibi kendisinin de bir fikri yok. Ben tam “Ohh gitti tiyatro elden ” diye sevinirken zerre zarar gelmeden sönüverdi ateş. Üstüne bir de İbrahim “ Dekor yanacaktı nerdeyse” deyince Zerrin Tekindor patlayan kutu için “Elinde tutsaydın, dekora zarar gelmeseydi” demez mi! Bence İbrahim’i hiç sevmedi. Aa bu çok iyi fikir en iyisi ben ilk fırsatta İbrahim’i Zerrin’e karşı doldurayım. Bayıldım bu fikrime. Neyse sahnenin en sonunda Hira burada minik bir dans olsun diyince ufak ufak sallanmalar başladı. Zeynep “Ben burada sap gibi dikilecek miyim?” diyince Hira “Burası zaten çok sürmez” deyip resmen gözümüzün önünde kandırdı oyuncusunu. Ben çok anlamıyor olabilirim ama kızın canı istemiş, iki sallansa ne olur? Aa ben en iyisi Zeynep’i de yarın Hira’ya karşı doldurayım. Böyle böyle bir gün daha bitti. 
Tramvay Kazaları
Minik asistanımız Beste sahneye çıkınca;
Zerrin Tekindor: (Beste’yi süzerek) Sen diyet mi yapıyorum demiştin?
İbrahim: Nerenden vermeyi düşünüyorsun, saçından mı? J

3 Şubat 2017 Cuma

 

Siz hiiiç merak etmeyin ben görevimin başındayım. Bu oyuncuların hepsini yakında birbirinden gözde, şahane dizilerde izlemek üzere ekranlarınıza göndereceğim. Fakat görevimin ne kadar zor olduğunu her geçen gün daha da iyi anlıyorum. Ben sette görüntü yönetmeniyken çekimi olmadığı gün sete gelenini hiç görmemiştim mesela. Burada bu delilerden var. Ay nedir bu görev aşkı, tiyatro aşkı?! Altın veriyorlar sanki bu oyunculara benden habersiz.

 

 

Neyse bugün yine provaya Stella ve Blanche sahnesiyle başladık. Hem ezberler oturmuş hem de sahneler daha da güzelleşmişti. Ha bu arada sahneye büyük bir yatak getirmişlerdi marke olarak. Ne gerek var bu kadarına anlamıyorum. Yapın yapın tabii her türlü olanağı sunun oyunculara, kımıldamasınlar sonra bir yere. Oldu olacak hepsini nüfusunuza da geçirin. Benim tepemi attırıyorlar resmen! Neyse sonrasında Stanley’le olan sahnelere geçildi. Tansel bugün yönetmene sahnesi için mısır patlaklarıyla kola şişeleri getirmişti. Ben önce Stanley ile Stella pikniğe çıksın bu sahnede diyecek sandım ama neyse ki önerisi başkaymış. Bu sahnelere bakıldıktan bir süre sonra Tansel’in diğer oyununa yetişmesi gerektiği için bitirdik. Tansel çıkarken bu ay 12 oyunu olduğunu söyleyince İbrahim “Tiyatroyu üzerine mi yaptılar Abi?” dedi. Ağzına sağlık valla diyeceğim ama sanki kendisinin başka oyunu yok. Beyefendilere tek tiyatro yetmemiş. Dur ben buradan lafa girip ortalığı karıştırayım derken, Hira provaya devam dedi. Blanche ve Mitch sahnesiyle devam edelim dedik ama İbrahim yanan kibriti kutuya koymak suretiyle kibrit kutusunu patlatıp dekora düşürdü. Nasıl yaptı derseniz buna herhangi bir cevabımız yok. Daha da garibi kendisinin de bir fikri yok. Ben tam “Ohh gitti tiyatro elden.” diye sevinirken zerre zarar gelmeden sönüverdi ateş. Üstüne bir de İbrahim “Dekor yanacaktı neredeyse…” deyince Zerrin patlayan kutu için “Elinde tutsaydın, dekora zarar gelmeseydi.” demez mi! Bence İbrahim’i hiç sevmedi. Aa bu çok iyi fikir en iyisi ben ilk fırsatta İbrahim’i Zerrin’e karşı doldurayım. Bayıldım bu fikrime. Neyse sahnenin en sonunda Hira burada minik bir dans olsun deyince ufak ufak sallanmalar başladı. Zeynep “Ben burada sap gibi dikilecek miyim?” deyince Hira “Burası zaten çok sürmez.” deyip oyuncuyu resmen gözümüzün önünde kandırdı. Ben çok anlamıyor olabilirim ama kızın canı istemiş, iki sallansa ne olur? Aa ben en iyisi yarın Zeynep’i de Hira’ya karşı doldurayım. Böyle böyle bir gün daha bitti. 

 

 

 

Tramvay Kazaları

 

Minik asistanımız Beste sahneye çıkınca;

 

Zerrin Tekindor: (Beste’yi süzerek) Sen diyet mi yapıyorum demiştin?

 

İbrahim: Nerenden vermeyi düşünüyorsun, saçından mı? :)

 

 

Eee? Bunlar her gün prova yapıyorlar. Ne yani bu böyle mi devam edecek? Ben tiyatronun bu kadar zahmetli olduğunu bilmiyordum. Zannettim ki haftada iki üç gün gelir, bir iki saat takılır, sonra gideriz. Neyse bugün Aynur, ben ve Beste kütüphaneyi provaya hazırlamak için erkenden geldik. Sonra yavaş yavaş herkes toplanmaya başladı. Önce Zeynep geldi, hemen arkasından İbrahim “Ben 12’de gelecekmişim, mesaj atmışsınız” deyip içeri girdi. Ama düşünün ki o sırada saat 11’di ve biz bunu hiç sorgulamadık. Ben setten bilirim, oyuncu milletini sorgulamaya gelmez. Sonra Erdem, o gün provası olmadığı halde merdivenlerde gözüktü. Ona da “Senin provan yok bugün, mesajımızı aldın değil mi?” deyince “Ben Hamlet oynamaya geldim” dedi. O an gözlerimde yaş belirdi resmen acıdan. Siz hesap edin artık bu ekiple bugün ne yapılabilir?
Hira provaya önce dün çalışılan sahnelere tekrar bakarak başladı. Sonra yeni sahnelere geçtik. Bir ara oyundaki Arzu Tramvayıyla ilgili sorular geldi. Bu kadın bu tramvaya bindi mi? Bu bir metafor mu? Bu sahnede kullanılma amacı neydi? Yani bu kadar merak niye bilemiyorum. Bunlar ne saçma sorular böyle? Ama şunu itiraf etmeliyim ki çatır çatır sahne çıkarıyorlar, sonra ne çalışacaklar ben anlamadım doğrusu. Bence yönetmen her gün prova almamalı. Aksine oyuncular sahne çalışmak istediğinde uzun çay ve kahve molaları vermeli. Ama Hira iki dakika nefes aldırmıyor oyunculara. Böyle giderse bu oyun bir haftada çıkacak haberi yok. Benim de kendime göre hayat tecrübelerim var. Ben de zamanında sette asistanlık yaparken bir iki kere yönetmen “Canım ben yarın gelemeyeceğim, işi öğrendin artık. Sen çeker misin yarın ki sahneleri?” demişliği var. Şimdilik karışmıyorum işine ama duruma göre bakarız tabi. Neyse sonrasında Blanche ve Mitch sahnelerine çalışılmaya başladılar. İbrahim’in yaptıklarına o kadar güldük ki Zerrin bir ara gülmekten nefes alamayacak hale gelip “Beni değiştirin, yapamayacağım” deyince İbrahim’de “Aa rica ederim asıl beni değiştirin” dedi.
Çok çalışılınca karınlar acıktı tabi. Yemek arası verildi ve hep beraber yukarı çıktık. Aşağıda acıktın mı diye sorduğumda yok değilim diyen İbrahim’i görmeliydiniz. Bütün yemek boyunca Zeynep’i dürterek ekmek sepetini boşalttı resmen. Bu tiyatro bu masrafı karşılayabilecek mi pek bilmiyorum. Prömiyer geç bir tarihte olursa sanırım zaten bana gerek kalmayacak. İbrahim kepenkleri kapattırmaya yeter gibi gözüküyor. Zeynep de artık ne yapsın tatlı gelince “Hadi bakalım İbrahim bunu da ekmeksiz ye. ” diyerek tavrını koydu. Yemekten sonra sahne çalışmak için tekrar döndük. Biraz sahne üzerine konuşup ardından çalışmaya devam ettiler. Yemekler rehavet yaptı sanırım ki ezberler bir ara birbirine girdi. En Son Zerrin’den şöyle bir cümle duyduk. “Stella iyi değil, bunaltıya itilmiş.” Yönetmen için prova çok verimli geçince herkes mutlu mutlu evlerine dağıldı.
Bir prova daha böyle mutlu bitmemeliydi! Bu mutluluğun içine çekilmekten çok korkuyorum. Yarın görüşmek üzere.
Tramvay Kazaları
İbrahim: (Zerrin Tekindor’a) Siz elinizi tuttuğumda çekin isterseniz.
Zerrin Tekindor: Bu kadın elini çeker mi? Çekmez sanmıyorum.
İbrahim: Yok çekmez. Ben nasıl tuhaf gözükebilirimin peşindeyim.

2 Şubat 2017 Perşembe


Eee? Bunlar her gün prova yapıyorlar. Ne yani bu böyle mi devam edecek? Ben tiyatronun bu kadar zahmetli olduğunu bilmiyordum. Zannettim ki haftada iki üç gün gelir, bir iki saat takılır, sonra gideriz. Neyse bugün Aynur, ben ve Beste kütüphaneyi provaya hazırlamak için erkenden geldik. Sonra yavaş yavaş herkes toplanmaya başladı. Önce Zeynep geldi, hemen arkasından İbrahim “Ben 12’de gelecekmişim, mesaj atmışsınız.” deyip içeri girdi. Ama düşünün ki o sırada saat 11’di ve biz bunu hiç sorgulamadık. Ben setten bilirim, oyuncu milletini sorgulamaya gelmez. Sonra Erdem, o gün provası olmadığı halde merdivenlerde göründü. Ona da “Senin provan yok bugün, mesajımızı aldın değil mi?” deyince “Ben Hamlet oynamaya geldim.” dedi. O an gözlerimde acıdan yaş belirdi resmen. Siz hesap edin artık bu ekiple bugün ne yapılabilir?

 

 

 

Hira provaya önce dün çalışılan sahnelere tekrar bakarak başladı. Sonra yeni sahnelere geçtik. Bir ara oyundaki Arzu Tramvayı'yla ilgili sorular geldi. Bu kadın bu tramvaya bindi mi? Bu bir metafor mu? Bu sahnede kullanılma amacı neydi? Yani bu kadar merak niye bilemiyorum. Bunlar ne saçma sorular böyle! Ama şunu itiraf etmeliyim ki çatır çatır sahne çıkarıyorlar, sonra ne çalışacaklar ben anlamadım doğrusu. Bence yönetmen her gün prova almamalı. Aksine oyuncular sahne çalışmak istediğinde uzun çay ve kahve molaları vermeli. Ama Hira iki dakika nefes aldırmıyor oyunculara. Böyle giderse bu oyun bir haftada çıkacak haberi yok. Benim de kendime göre hayat tecrübelerim var. Ben de zamanında sette asistanlık yaparken bir iki kere yönetmen “Canım ben yarın gelemeyeceğim, işi öğrendin artık. Sen çeker misin yarın ki sahneleri?” demişliği var. Şimdilik karışmıyorum işine ama duruma göre bakarız tabii. Neyse sonrasında Blanche ve Mitch sahnelerini çalışılmaya başladılar. İbrahim’in yaptıklarına o kadar güldük ki Zerrin bir ara gülmekten nefes alamayacak hale gelip “Beni değiştirin, yapamayacağım.” deyince İbrahim de “Aa rica ederim asıl beni değiştirin.” dedi.

 

 

 

Çok çalışılınca karınlar acıktı tabii. Yemek arası verildi ve hep beraber yukarı çıktık. "Aşağıda acıktın mı?" diye sorduğumda yok acıkmadım diyen İbrahim’i görmeliydiniz. Bütün yemek boyunca Zeynep’i dürterek ekmek sepetini boşalttı resmen. Bu tiyatro bu masrafı karşılayabilecek mi pek bilmiyorum. Prömiyer geç bir tarihte olursa sanırım zaten bana gerek kalmayacak. İbrahim kepenkleri kapattırmaya yeter gibi görünüyor. Zeynep de artık ne yapsın tatlı gelince “Hadi bakalım İbrahim bunu da ekmeksiz ye artık. ” diyerek tavrını koydu. Yemekten sonra sahne çalışmak için tekrar döndük. Biraz sahne üzerine konuşup ardından çalışmaya devam ettiler. Yemekler rehavet yaptı sanırım ki ezberler bir ara birbirine girdi. En son Zerrin’den şöyle bir cümle duyduk. “Stella iyi değil, bunaltıya itilmiş.” Yönetmen için prova çok verimli geçince herkes mutlu mutlu evlerine dağıldı.

 

 

 

Bir prova daha böyle mutlu bitmemeliydi! Bu mutluluğun içine çekilmekten çok korkuyorum. Yarın görüşmek üzere.

 

 

 

Tramvay Kazaları

 

İbrahim: (Zerrin Tekindor’a) Siz elinizi tuttuğumda çekin isterseniz.

 

Zerrin Tekindor: Bu kadın elini çeker mi? Çekmez sanmıyorum.

 

İbrahim: Yok çekmez. Ben nasıl tuhaf gözükebilirimin peşindeyim.

 

 

Güne resmen kafa karışıklığıyla başladım. Bu sabah Zerrin Tekindor elinde poşetlerle kapıdan içeri girince, dedim herhalde kendi mutfak alışverişini yaptı, buraya geldi. Ama öyle değilmiş, bizlere yiyecek bir sürü şey almış. Tere bile almış. Evet doğru duydunuz bildiğimiz şu yeşil, yenen tereden. Çünkü bir gün önce Tansel, kısılan sesimin üzerine konuşurken terenin insan sesini açtığını iddia etmişti. Ve inanmazsınız bu koca koca insanlar dakikalarca terenin ne olduğunu tartıştılar. Ayy inanamıyorum ya. Bunları hiç bir şeyin ıslah edemeyeceğini o an anladım. En sonunda terenin avokado ya da brokoli olmağına ikna olup hem fikir oldular, hep beraber rahatladık. Yalnız işin enteresan tarafı tereyi yedikten sonra kısık sesim üç saate kalmadı açıldı. Ne kadar sinsiler, bilmedikleri şeyde yok yani. Birinin bilmediğini öbürü biliyor bu ekipte. Sonra Hira sahne düzeninden ve mekandan bahsetti oyunculara. Anladılar mı çok emin değilim ama bana daha çok yatak bulunca uzandılar, sandalye bulunca oturdular falan gibi geldi. Birinci sahneyle; Blanche karakterini oynayan Zerrin Tekindor ve Eunice karakterini oynayan Melisa Gürmen ile birlikte çalışmaya başladık. Sahne ve karakterler üzerine konuşmalar yapıldı. Baya hızlı ilerlediler doğrusu, şu oyuncular burada çürüyor ya ne diyeyim. Blanche’ın bavulu üzerine dönen tartışmalar sonunda “Ayyyy hayatta şu bavuldan başka hiçbir şeyi yok yaa, ne acıklı “diye üzülüp karakterle gözümün önünde özdeşleştiler resmen. Biz de böyle şeyler olmaz. Bizim sektöre ters bu kadar duygusallık. Sahneni çeker sonra gider çayını içersin yani. Sonra sahnenin devamına Stanley ve Stella eklenerek kalan kısmına çalışıldı birazda. Çalışmaya ara vererek Blanche ve Stanley’nin ilk karşılaşması üzerine konuşmalar yapıldı. Bir ara bu konuşmalar sırasında Zeynep’in sahneye çıkarken merdivenin üzerinden tam düşeceği sırada bacağını yukarı kaldırıp estetik bir bale hareketi yapıyormuşçasına kıvırmaya çalıştığını yakaladım. Bir insan bu kadar oyuncu olabilir ancak. Kimse görmedi sandı bu talihsiz anı ama ben hep bu anlara denk gelip kaçırmayanlardanım. Gözüm artık bu kadının da üzerinde. Ee saat ilerleyince karınlar acıktı tabi, bu kadar gazla sahne çalışılırsa ne olacak? Yemek yenildikten sonra tekrar sahneye indik. Birinci ve ikinci sahneyi baştan sona akıttıktan sonra prova bitti ve bugün de dağıldık.
Yarın görüşmek üzere ..Sevgiler.

1 Şubat 2017 Çarşamba

 

Bugüne resmen kafa karışıklığıyla başladım. Bu sabah Zerrin elinde poşetlerle kapıdan içeri girince, dedim herhalde kendi mutfak alışverişini yaptı, buraya geldi. Ama öyle değilmiş, bizlere yiyecek bir sürü şey almış. Tere bile almış. Evet doğru duydunuz bildiğimiz şu yeşil, yenen tereden. Çünkü bir gün önce Tansel, kısılan sesimin üzerine konuşurken, terenin insan sesini açtığını iddia etmişti. Ve inanmazsınız bu koca koca insanlar dakikalarca terenin ne olduğunu tartıştılar. Ayy inanamıyorum ya! Bunları hiçbir şeyin ıslah edemeyeceğini o an anladım. En sonunda terenin avokado ya da brokoli olmağına ikna olup hem fikir oldular da hepimiz rahatladık. Yalnız işin enteresan tarafı tereyi yedikten sonra kısık sesim üç saate kalmadı açıldı. Ne kadar sinsiler, bilmedikleri şey de yok yani. Birinin bilmediğini öbürü biliyor bu ekipte.

 

 

 

 

 

Hira provaya sahne düzeninden ve mekandan bahsederek başladı. Anladılar mı çok emin değilim ama bana daha çok yatak bulunca uzandılar, sandalye bulunca oturdular falan gibi geldi. Birinci sahneyi; Blanche karakterini oynayan Zerrin Tekindor ve Eunice karakterini oynayan Melisa Gürmen ile birlikte çalışmaya başladık. Sahne ve karakterler üzerine konuşmalar yapıldı. Baya hızlı ilerlediler doğrusu, şu oyuncular burada çürüyor ya ne diyeyim. Blanche’ın bavulu üzerine dönen tartışmalar sonunda “Ayyyy hayatta şu bavuldan başka hiçbir şeyi yok yaa, ne acıklı. “diye üzülüp karakterle gözümün önünde özdeşleştiler resmen. Biz de böyle şeyler olmaz. Bizim sektöre ters bu kadar duygusallık. Sahneni çeker sonra gider çayını içersin yani. Sonra sahnenin devamına Stanley ve Stella eklenerek kalan kısmına çalışıldı biraz da. Çalışmaya ara vererek Blanche ve Stanley’nin ilk karşılaşması üzerine konuşmalar yapıldı. Bir ara bu konuşmalar sırasında Zeynep’in sahneye çıkarken merdivenin üzerinden düşeceği sırada bacağını yukarı kaldırıp estetik bir bale figürü yapıyormuşçasına kıvırmaya çalıştığını yakaladım. Bir insan bu kadar oyuncu olabilir ancak. Kimse görmedi sandı bu talihsiz anı ama ben hep bu anlara denk gelip kaçırmayanlardanım. Gözüm artık bu kadının da üzerinde. Ee saat ilerleyince karınlar acıktı tabii bu kadar gazla sahne çalışılırsa ne olacak? Yemek yenildikten sonra tekrar sahneye indik. Birinci ve ikinci sahneyi baştan sona akıttıktan sonra prova bitti ve bugün de dağıldık.

 

 

Yarın görüşmek üzere... 

Sevgiler..

 

 

 

Bu sabah kalktım, düştüm yollara. Malum yolum taş dolu, zorluk dolu, acı ve ıstırap dolu. Ben bunlar sahnede prova alır diye düşünmüştüm ama kütüphanede alacakmışız. Neyse sorun değil ayarladık masa sandalye bir şeyler düzene girdi bir şekilde. Oyuncular aşağıda okuma yaparken, Hira ve Beste yukarıda harıl harıl metin düzenlemesi yaptılar.

Sonrasında öğlen yemeği arası verdik. Bu arada buranın yemekleri çok güzelmiş. Aslında bunlara çok tahammül edemiyorum, yemekte bir saat kafamı dinleyip yüzlerini görmesem iyiydi ama güzel yemekler hatırına çıkarım bir 20 dakika, yüzlerine gülerim artık yapacak bir şey yok.

Yemekten sonra metin düzenlemesi için tekrar kütüphaneye inildi. Ara ara tartışmalar yükseldi. Şu sanki biraz doğal değil, yok bu cümle yaşamıyor. Pardon? Yaşamıyor derken? Vallahi şu yaşıma geldim cümlenin ölü olanını da bunlardan duydum doğrusu. Bir ara ben ne olduğunu anlamadan Tansel’in “Ya dekor nasıl olacak acaba merak ediyorum?” sorusuyla başlayan bir dekor ve kostüm dedikodusu dönmeye başladı. Yönetmen provaya baskın yapınca tabi metin düzenlemesine devam edildi. Amaan! Bir de bunların meslek anıları, hikayeleri hiç bitmiyor. Ha bire yok şurada tiyatro yaptım, yok burada şu çileleri çektim. Çekme! Çekerken bana mı sordun? Gel kardeşim şu televizyon piyasasını canlandıralım diyen yok tabi. ”Ya kardeşim siz deli misiniz niye bunları bile isteye çekiyorsunuz?” diye dilime geliyor ama susuyorum. Bu çılgınların oklarını üstüme çekemem.
Neyse yarın sahnede olacakmışız. Aman ne lütuf! Ben her şeyi size aktaracağım merak etmeyin. Görüşmek üzere..

31 Ocak 2016 Salı

 

 

Bu sabah kalktım, düştüm yollara. Malum yolum taş dolu, zorluk dolu, acı ve ızdırap dolu. Ben bunlar sahnede prova alır diye düşünmüştüm ama kütüphanede alacakmışız. Neyse sorun değil masa sandalye ayarlandı, düzene girdi bir şekilde. Oyuncular aşağıda okuma yaparken Hira ve Beste yukarıda harıl harıl metin düzenlemesi yaptılar.

 

Sonrasında öğlen yemeği arası verildi. Bu arada buranın yemekleri çok güzelmiş. Aslında bunlara çok tahammül edemiyorum. Yemekte bir saat kafamı dinleyip yüzlerini görmesem iyi ama bu güzel yemekler hatırına çıkıp yüzlerine gülerim artık yapacak bir şey yok.

 

 

 

Yemekten sonra metin düzenlemesi için tekrar kütüphaneye indik. Ara ara tartışmalar yükseldi. Şu sanki biraz doğal değil, yok bu cümle yaşamıyor. Pardon? Yaşamıyor derken? Vallahi şu yaşıma geldim cümlenin ölü olanını da bunlardan duydum doğrusu. Bir ara ben ne olduğunu anlamadan Tansel’in “Ya dekor nasıl olacak acaba merak ediyorum?” sorusuyla başlayan bir dekor ve kostüm dedikodusu dönmeye başladı. Yönetmen provaya baskın yapınca metin düzenlemesine devam ettiler. Amaan! Bir de bunların meslek anıları, hikayeleri hiç bitmiyor. Ha bire yok şurada tiyatro yaptım, yok burada şu çileleri çektim. Çekme! Çekerken bana mı sordun? Gel kardeşim şu televizyon piyasasını canlandıralım diyen yok tabii. “Ya kardeşim siz deli misiniz? Niye bunları bile isteye çekiyorsunuz?” diye dilime geliyor ama susuyorum. Bu çılgınların oklarını üstüme çekemem.

 

Neyse yarın sahnede olacakmışız. Aman ne lütuf! Ben her şeyi size aktaracağım merak etmeyin. Görüşmek üzere..

 

30 Ocak 2016 Pazartesi

 

 

Merhaba,
Sektörün kanayan yarasına parmak basmaya geldim!
Şimdi sevgili okurlar ben buraların biraz yabancısıyım. Kendi mis gibi sektörümü bırakıp buralara gelmemin bir sebebi var tabi ki. Biz setlerde bu tiyatro aşığı oyunculardan ne çekiyoruz bilemezsiniz. ”Provam var da provam var, seti ayarlayın provam var.” Para pul deseniz veriyoruz, bir dediklerini iki etmiyoruz. Yine gelip bu prova denen garip gurup şeye katılıyorlar. Bizim de canımıza tak etti. Dedim şu prova dedikleri şey neymiş bir de gidip kendi gözlerimle göreyim. İşte on yıldır dişimle tırnağımla kazıyarak elde ettiğim asistan yardımcılığını bırakıp buralara geldim. Ben de az çılgın değilim yani. Provanın ilk günü prova notları diye bir şey olacak dediler. Dedim “Bu prova notu nasıl bir şey?” anlattılar, hemen atladım “Ben yazarım” dedim. Halkı bilinçlendirmek bir görevdi benim için. Bu tiyatroyu özellikle seçtim. Haluk Bey’i camiadan tanırız, severiz, saygımız sonsuzdur. En iyisi onun tiyatrosuna gidiyim dedim. Hem de merak ettim doğrusu o kadar şöhretin var yaşını başını almışsın, gelmiş burada niye tiyatroyla uğraşıyorsun? 
Bugün provanın ilk günüydü. Okuma provası mıymış neymiş, öyle bir şey yaptılar. Hepimize kitabı beyaz kağıda basıp getirmişler. İnsan paraya kıyar da orjinalini hediye eder be. Dedim işte şimdi kıyamet kopar burada. Bir de baktım hepsi mutlu, bir sorun yok. Ama bunlara sette yemek beğendiremezsiniz biliyor musunuz? Beyinleri yıkanmış bunların! Gerçi Haluk Bey bir şampanya falan patlattı. Gerçi burada adettenmiş ilk gün. Hayır ne yani isteseler biz de çekimin ilk günü açarız bir kasa şampanya. Gel gelelim oyunun detaylarına. Oyunun adı Arzu Tramvayı. Çevirisini Haluk Bilginer yapmış ve Hira Tekindor yönetecek. Efendim oyuncular Zerrin Tekindor, Tansel Öngel, Zeynep Dinsel, İbrahim Selim, Melisa İclal Gürmen, Onur Gürçay, Erdem Kaynarca, Melih Düzenli, Sahne Tasarımı Şirin Dağtekin Yenen, Müzik Tolga Çebi, Işık Tasarımı Yakup Çartık, Sahne Tasarımı Asistanı Dilek Kaplan, Yönetmen Asistanı Aynur Güçlü, Kader Karadeniz, Beste Güven. Ben size bir şeyi açıkça bir şey söyleyeyim benim gördüğüm bu ekipten çıksa çıksa Arzu Travması çıkar başkada bir şey olmaz.
Biraz da provadan bahsedeyim. Öncelikle oyunun ilk perdesi okundu. Arada metin üzerine konuşuldu ve birinci perdeyi okuduktan sonra ara verildi. Ekip hoş sohbet tatlı insanlar çıktı. Haluk bey oyunda geçen Fransızca kelimelerin telaffuzuyla alakalı tartışmalara, Fransızca doğaçlamalarıyla bir son verdi. Benim de çok gülesim geldi bazen ama tuttum kendimi, hiç taviz vermedim. Biraz canımı sıktı bu durum doğrusu, işim zor olacak gibi. Bu ekibi nasıl tiyatrodan koparabilirim bilemiyorum. Ben bu kadar şuursuzca zevk alma görmedim. En iyisi ben “Suya Düşen Arzu Otobüsü” diye bir dizi uyarlaması yapayım da önümüzdeki sezon görsünler. Aradan sonra ikinci perdeyi okumaya devam ettiler. Okuma bittikten sonra “Kaç saat sürdü ?” , “Ne kadar da uzunmuş” gibi yorgunluk cümleleri dökülmeye başladı. Zerrin Tekindor - bakın tam olarak altını çizerek söylüyorum - “Bu kadar uzun olduğunu bilseydim istemezdim bu oyunu” dedi. Dedim “hah işte bana bunlarla gelin”. Herhalde doğru yolu buldu diye düşünürken hemen arkasından gülüşmeler falan, meğersem şaka yapmış. Sonrasında dekor ve müzikle ilgili konuşulup ertesi gün görüşmek üzere dağıldık.
Tramvay Kazaları
Haluk Bilginer: Zerrin’in bir şarkısı olacak değil mi şimdi Tolga?
Zerrin Tekindor: Çocukken beste yapmıştım ben “Eskimiş Süpürgem Ağlar” onu kullanalım :) 

Merhaba,

Sektörün kanayan yarasına parmak basmaya geldim!

 

Şimdi sevgili okurlar ben buraların biraz yabancısıyım. Kendi mis gibi sektörümü bırakıp buralara gelmemin bir sebebi var tabii. Biz setlerde bu tiyatro aşığı oyunculardan ne çekiyoruz bilemezsiniz. ”Provam var da provam var, seti ayarlayın provam var.” Para pul deseniz veriyoruz, bir dediklerini iki etmiyoruz. Yine gelip bu prova denen garip gurup şeye katılıyorlar. Bizim de canımıza tak etti. Dedim şu prova dedikleri şey neymiş bir de gidip kendi gözlerimle göreyim. İşte on yıldır dişimle tırnağımla kazıyarak elde ettiğim asistan yardımcılığını bırakıp buralara geldim. Ben de az çılgın değilim yani. Provan  ın ilk günü prova notları diye bir şey olacak dediler. Dedim “Bu prova notu nasıl bir şey?” anlattılar, hemen atladım ben yazarım dedim. Halkı bilinçlendirmek bir görevdi benim için. Bu tiyatroyu özellikle seçtim. Haluk Bey’i camiadan tanırız, severiz, saygımız sonsuzdur. En iyisi onun tiyatrosuna gideyim dedim. Hem de merak ettim doğrusu o kadar şöhretin var yaşını başını almışsın, gelmiş burada niye tiyatroyla uğraşıyorsun? 

 

 

 

Bugün provanın ilk günüydü. Okuma provası mıymış neymiş, öyle bir şey yaptılar. Hepimize kitabı beyaz kağıda basıp getirmişler. İnsan paraya kıyar da orijinalini hediye eder be. Dedim işte şimdi kıyamet kopar burada. Bir de baktım hepsi mutlu, bir sorun yok. Ama bunlara sette yemek beğendiremezsiniz biliyor musunuz? Beyinleri yıkanmış bunların! Gerçi Haluk Bey bir şampanya falan patlattı burada ilk gün adettenmiş. Hayır ne yani isteseler biz de çekimin ilk günü açarız bir kasa şampanya. Gelgelelim oyunun detaylarına. Oyunun adı Arzu Tramvayı. Çevirisini Haluk Bilginer yapmış ve Hira Tekindor yönetecek. Efendim oyuncular Zerrin Tekindor, Tansel Öngel, Zeynep Dinsel, İbrahim Selim, Melisa İclal Gürmen, Onur Gürçay, Erdem Kaynarca, Melih Düzenli, Sahne Tasarımı Şirin Dağtekin Yenen, Müzik Tolga Çebi, Işık Tasarımı Yakup Çartık, Sahne Tasarımı Asistanı Dilek Kaplan, Yönetmen Asistanları Aynur Güçlü, Kader Karadeniz, Beste Güven. Ben size açıkça bir şey söyleyeyim benim gördüğüm bu ekipten çıksa çıksa Arzu Travması çıkar başka da bir şey çıkmaz.

 

 

Biraz da provadan bahsedeyim. Öncelikle oyunun ilk perdesini okudular. Arada metin üzerine konuşuldu ve birinci perdeyi okuduktan sonra ara verildi. Ekip hoş sohbet tatlı insanlar çıktı. Haluk Bey oyunda geçen Fransızca kelimelerin telaffuzuyla alakalı tartışmalara, Fransızca doğaçlamalarıyla bir son verdi. Benim de çok gülesim geldi bazen ama tuttum kendimi, hiç taviz vermedim. Biraz canımı sıktı bu durum doğrusu, işim zor olacak gibi. Bu ekibi nasıl tiyatrodan koparabilirim bilemiyorum. Ben bu kadar şuursuzca zevk alma görmedim. En iyisi ben önümüzdeki sezon“Suya Düşen Arzu Otobüsü” diye bir dizi uyarlaması yapayım da görsünler. Efendim aradan sonra ikinci perdeyi okumaya devam ettiler. Okuma bittikten sonra “Kaç saat sürdü ?”, “Ne kadar da uzunmuş.” gibi yorgunluk cümleleri dökülmeye başladı. Zerrin Tekindor - bakın tam olarak altını çizerek söylüyorum - “Bu kadar uzun olduğunu bilseydim istemezdim bu oyunu.” dedi. Dedim “Hah işte bana bunlarla gelin.” Herhalde doğru yolu buldu diye düşünürken hemen arkasından gülüşmeler falan, meğersem şaka yapmış. Sonrasında dekor ve müzikle ilgili konuşulup ertesi gün görüşmek üzere dağıldık.

 

 

 

Tramvay Kazaları

Haluk Bilginer: Zerrin’in bir şarkısı olacak değil mi şimdi Tolga?

Zerrin Tekindor: Çocukken beste yapmıştım ben “Eskimiş Süpürgem Ağlar” onu kullanalım. :)

 

[yukarı]