Aşk Delisi (2015-2016)



 

Aşk Delisi


 

Kaçmaya çalıştıkça karanlık geçmişlerine gömülen bir kadın ve bir adam... Uçsuz bucaksız bir çölün yakınlarında köhne bir motel odası... 
Ortaya saçılan sırlar,  masumca başlayan aşkları kadar kopması imkansız güçlü bir bağ… Köksüzlük, aidiyetsizlik ve güvensizliğin tam ortasında birbirine sığınan May ve Eddie bir kararın eşiğinde: Birlikte olmak mı, ayrı olmak mı? 
Hangisi daha az acı verici?

Kaçmaya çalıştıkça karanlık geçmişlerine gömülen bir kadın ve bir adam... Uçsuz bucaksız bir çölün yakınlarında köhne bir motel odası... Ortaya saçılan sırlar,  masumca başlayan aşkları kadar kopması imkansız güçlü bir bağ… Köksüzlük, aidiyetsizlik ve güvensizliğin tam ortasında birbirine sığınan May ve Eddie bir kararın eşiğinde: Birlikte olmak mı, ayrı olmak mı? 

Hangisi daha az acı verici?

 

 

Orijinal Adı

Fool for Love

 

Yazan

Sam Shepard

 

Çeviren

Haluk Bilginer

 

Yöneten

Muharrem Özcan

 

Sahne Tasarımı

Barış Dinçel

 

Müzik

Çağrı Beklen

 

Işık Tasarımı

Kemal Yiğitcan

 

Yardımcı Yönetmen

Tuna Kırlı

 

Oynayanlar

 

May

Pınar Çağlar Gençtürk

 

Eddie

Berk Hakman

 

Martin

Beyti Engin

 

Yaşlı Adam

Avni Yalçın

 

Yönetmen Asistanı

Aynur Güçlü

 

 

(Tek perde; 70')

 

Dekor için 'ya teşekkür ederiz.

 

 

 

 



 

Sam Shepard

Yazan

 

Sam Shepard 5 Kasım 1943'te Fort Sheridan, İllionis'de doğdu. California'daki okul yıllarında yazarlığa ve oyunculuğa başladı, yine okul yıllarında daha sonraki yazarlık deneyimine de katkı sağlayacak olan Chino'daki bir at çiftliğinde çalıştı. 1961'de liseyi bitirmesinin ardından Mount San Antonio üniversitesinde ziraat üzerine bir sene ders aldı. Öğreciliği sırasında, şehire bir oyun için gelen Bishop's Company Repertory Players tiyatro topluluğuna dahil olup iki yıl boyunca onlarla gezdikten sonra New York'a taşındı ve tek perdelik absürt oyunlar yazmaya başladı. 1964 yılında ilk iki oyunu Cowboys ve The Rock Garden sahnelendi. İki sene sonra Chicago, Icarus's Mother ve Red Cross isimli oyunlarıyla OBIE ödülüne layık görüldü. 1967'de ilk uzun oyunu olan La Turista Shepard'a dördüncü OBIE ödülünü kazandırdı.

 

Shepard 1970'lerin sonlarına doğru sinema oyunculuğuna başladı. Rol aldığı ikinci film olan Days of Heaven'da başrol oynadı. Bu filmi 1981 ve 1982 yıllarında yer aldığı Raggedy Man ve Francis filmleri takip etti. 1983 yılında The Right Stuff filmiyle en iyi yardımcı erkek oyuncu dalında Oscar'a aday gösterildi. Sam Shepard 1980'den sonra yazdığı Fool for Love (Aşk Delisi), A Lie of Mind ve Simpicato isimli oyunlarla öne çıktı. 1993 yılından başlayarak The Pelican Brief, All the Pretty Horses, The Notebook, Black Hawk Down, Safe House ve The Mud isimli filmlerde oynadı.

 

Oyunlarından bazıları; Icarus's Mother, La Turista, Oh! Calcutta!, Operation Sidewinder, The Tooth of Crime, Buried Child, Tongues, True West, The God of Hell, Kicking a Dead Horse.

Haluk Bilginer

Çeviren

 

Ankara Devlet Konservatuvarı Yüksek Bölümü’nden 1977 yılında mezun oldu. Londra Müzik ve Drama Sanatları Akademisi'nde (LAMDA) ileri tiyatro öğrenimi gördü.

1980 ile 1991 arasından İngiltere’de çeşitli tiyatrolarda rol aldığı oyun ve müzikallerden başlıcaları: My Fair Lady, Kafkas Tebeşir DairesiMacbeth, Pal JoeyBelamiPhantom of the Opera (West End'de Ken Hill'in).

İngiltere’de televizyon ve sinema çalışmaları: (TV dizileri) Eastenders, Glory Boys, Murder of a Moderate Man, Bergerac, Memories of Midnight, The Bill (Filmler) Half Moon StreetChildren’s CrusadeIshtar, Buffalo SoldiersSpooksShe’s Gone, The InternationalW.E.The Reluctant FundamentalistRosewater, Winter Sleep (Kış Uykusu).

Başrolünü oynadığı Kış Uykusu filmi Cannes Film Festivali'nde Altın Palmiye ödülü kazandı. Ayrıca bu filmdeki rolü ile de Palm Spring Film Festivali'nde En İyi Erkek Oyuncu ödülünü aldı.

Winter Sleep (Kış Uykusu).
Başrolünü oynadığı Kış Uykusu filmi Cannes Film Festivali'nde Altın Palmiye ödülü kazandı. Ayrıca bu filmdeki rolü ile de Palm Spring Film Festivali'nde En İyi Erkek Oyuncu ödülünü aldı.

1990 yılında Tiyatro Stüdyosu’nun kurucuları arasında yer aldı. Tiyatro Stüdyosu’nun Aldatma, Kan Kardeşleri, Derin Bir Soluk Al, Çöplük, Histeri ve Balkon oyunlarında başrolleri üstlendi.

Ülkemizde sinema ve televizyon çalışmaları:

TV dizileri: Gecenin Öteki Yüzü, Ateşten Günler, Safiyedir Kızın Adı, Borsa, Son Söz Sevginin, Gülşen Abi, Eyvah Babam, Tatlı Hayat, Karanlıkta Koşanlar, Cesur Kuşku, Sayın Bakanım, Yine de Aşığım, Sevgili Dünürüm, Nerede Kalmıştık, Sıkı Dostlar, EzelCuma'ya Kalsa, İstanbul'un Altınları, Hayatımın Rolü, Kaçak.
Filmler: Kara Sevdalı Bulut, Ölürayak, İki Kadın, 80. Adım, İstanbul Kanatlarımın Altında, Nihavent Mucize, Masumiyet, Usta Beni Öldürsene, Harem Suare, Fasulye, Güle Güle, Filler ve Çimen, Neredesin Firuze?, Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü?PolisGüneşin Oğlu, Devrim Arabaları, New York'ta Beş Minare, Çanakkale Çocukları, Kış Uykusu.

Rol aldığı oyunlar ve filmlerle birçok ödül kazandı.

1999 yılında oyun atölyesi’ni Zuhal Olcay’la beraber kurdular. oyun atölyesi’nin Dolu Düşün Boş Konuş (1999), Ayrılış (2000), Ermişler ya da Günahkarlar (2002), Cimri (2004), Jeanne d’Arc’ın Öteki Ölümü (2005), Atinalı Timon (2006), Evlilikte Ufak Tefek Cinayetler (2007), "7" (şekspir müzikali) (2009), Don Juan'ın Gecesi (2011), Antonius ile Kleopatra (2012), Nehir (2013) oyunlarında oynadı ve Dolu Düşün Boş Konuş (2002), Nehir (2013) oyunlarını yönetti.

Muharrem Özcan

Yöneten

 

Dokuz Eylül Üniversitesi Sahne Sanatları Bölümü Oyunculuk Anasanat Dalı’ndan 2005 yılında mezun oldu. İzmir Devlet Tiyatrosu’nun Siyah Çoraplılar (2002-2003), Hollanda Theatre Rast’ın De Kus Van De Roos (2003-2004), Tiyatro Kedi’nin Kamelyalı Kadın (2004-2005), Sadri Alışık Tiyatrosu’nun Selvi Boylum Al Yazmalım (2005-2006), Tiyatro Siyah Beyaz ve Renkli’nin Ateş Yüzlü (2009-2010) adlı oyunlarında oynadı.

oyun atölyesi’nin Hırçın Kız (2006), Macbeth (2010), Don Juan'ın Gecesi (2011), Antonius ile Kleopatra (2012), Araf (2013) oyunlarında oynadı ve Araf (2013), Dolu Düşün Boş Konuş (2014) oyunlarını yönetti. 

Barış Dinçel

Sahne Tasarımı

 

Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Dekor ve Kostüm Tasarımı Bölümü'nden 1991 yılında mezun oldu. 1992 yılında İstanbul Şehir Tiyatroları'na girdi. Halen bu kurumda ve özel tiyatrolarda sahne tasarımlarına devam etmektedir. Mimar Sinan Üniversitesi'nde hocalık yapmaktadır. 

Çağrı Beklen

Müzik

 

9 yaşında gitar çalmaya başladı. Ortaokul ve lise döneminde kurdukları grup ile çeşitli konserlerde çaldı. Liseyi bitirdikten sonra müzik eğitimi almak için Viyana'ya gitti. Orada ilk 3 yıl caz gitar eğitimi, 1998 ile 2010 yılları arasında klasik kompozisyon eğitimi aldı. Bu esnada Avusturya'da çeşitli etkinliklerde sahne aldı, stüdyo kayıtlarında müzisyenlik yaptı. 2001 senesinde kurdukları Details isimli grup ile yaptıkları albümün Türkiye'deki ilk performansını İstanbul Caz Festivali Genç Caz'da gerçekleştirdi. Dönem içinde çeşitli dünya müziği sanatçılarına da eşlik etti. 2006'dan beri tiyatro müzikleri de yapmaktadır. 

Aldığı ödüller: 2012 Lions Tİyatro Ödülleri  "En İyi Müzik" Michelangelo, 2013 Tiyatro Tiyatro Ödülleri Sessizlik, 2014 Yeni Tiyatro Dergisi "Emek ve Başarı Ödülü" Beşinci Frank ve Eğer Bu Bir Film Olsaydı.

2012 senesinde Kocaeli Üniversitesi Devlet Konservatuarı'nda öğretim görevlisi olarak çalışmaya başlamıştır.

Kemal Yiğitcan

Işık Tasarımı

 

İstanbul Teknik Üniversitesi, Elektrik ve Elektronik Fakültesi, Elektrik Mühendisliği Bölümü'nden mezun oldu.

İstnabul Üniversitesi Sosyal Bilimler Akademisi, Dramaturji ve Tiyatro Eleştirisi Bölümü'nde yüksek lisans yaptı.

 

Işık tasarımını yaptığı bazı oyunlar: Hansel ve Gretel'in Öteki Hikayesi, Köprüden Görünüş (oyun atölyesi), Ormanlardan Hemen Önceki Gece (Biriken), Kara Vanilya Ormanı, Yoldan Çıkan Oyun (Talimhane Tiyatrosu), Her Yıl Kuşlar Geri Gelir, Çift Yönlü AynaYaşamın Üç YüzüSonsuz Döngü (Tiyatro Stüdyosu), İnsan Sesi (Biteatral), Yola Çıktığım Gün Sakin Serin Bir Sabahtı (Ve Diğer Şeyler Topluluğu), Kürklü MerkürBöcekİki Kişilik Bir OyunAşk ve AnlayışDonmuş (DOT),  Solum (Taldans), 4 Ayak (Zeynep Tanbay Dans Projesi), Kassandra (5. Sokak Tiyatro), Oyunu Bozun (Garaj İstanbul), Nazım'a Armağan (13. Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali), Ara'nın Anadolu Destanı (TKP Küba-Aslı Öngören), Kara Sohbet (Duru Tiyatro), 1995-2000 arası Uluslararası Tiyatro, Film, Müzik, Caz Festivalleri'nde ve Bienallerde açılış kapanış törenlerinin ışık tasarımını yaptı.  

Halen Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesinde Dekor Kostüm ve Kukla Bölümü'nde Sahne Aydınlatması ve Işık Tasarımı dersini vermektedir.

Pınar Çağlar Gençtürk

May


Akademi İstanbul Tiyatro Bölümü'nden 2003, Yeditepe Üniversitesi Tiyatro Bölümü'nden 2008 yılında mezun olmuştur. Kadir Has Üniversitesi Film ve Drama Bölümü'nde Yüksek Lisansını tamamlamıştır.

Rol Aldığı Oyunlar: Disosya (İkincikat), Yalnızlar Kulübü (İkincikat), Kurabiye Ev (Yanetki), Kar Küresinde Bir Tavşan (İkincikat), Hepimizin Öyküsü Aynı (Craft).

Rol Aldığı Yapımlar: 7 Kocalı Hürmüz, Siccin, Muhteşem Yüzyıl, Çalıkuşu.

Aldığı Ödüller: 17. Afife Tiyatro Ödülleri "Yılın En Başarılı Komedi Yardımcı Kadın Oyuncusu" Yalnızlar Kulübü, İkincikat-2013, 18. Sadri Alışık Ödülleri "Yardımcı Rolde Yılın En İyi Kadın Oyuncusu", Yalnızlar Kulübü, İkincikat-2013, XIII. Direklerarası Seyirci Ödülleri "Küçük Salon Kadın Oyuncu", Disosya, İkincikat-2013.

Berk Hakman

Eddie


1981'de Ankara'da doğdu. Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Ana Sanat Dalını bitirdi. 2003'ten beri çeşitli televizyon dizileri ve sinema projelerinde rol aldı. Aşk Delisi oyunu ilk profesyonel tiyatro projesi olacaktır.

Beyti Engin

Martin


Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümünden 2005 yılında mezun oldu. 2005 yılından itibaren Tiyatro Z, Dostlar Tiyatrosu, Talimhane Tiyatrosu, Çıplak Ayaklar Kumpanyası, Beşiktaş Belediyesi Prodüksiyon Tiyatrosu, Bakırköy Belediye Tiyatroları, Emek Sahnesi, Pangar, Altıdan Sonra Tiyatro, Tiyatro Beş ve Beşiktaş Kültür Merkezi'nde görev aldı. Tiyatronun yanı sıra eğitmenlik ve seslendirme sanatçılığı da yapmaya devam etmektedir. 

Rol Aldığı Oyunlar: Yıldızların Altında (Aysa Prodüksiyon), Krapp'ın Son Bandı (Tiyatro Z), Aymazoğlu ile Kundakçılar (Dostlar Tiyatrosu), M.E.D.E.A. (Tiyatro Z), Kız Tavlama Sanatı (Talimhane Tiyatrosu), Ayna(Çıplak Ayaklar Kumpanyası), Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım (Beşiktaş Belediyesi Prodüksiyon Tiyatrosu), Sokağa Çıkma YasağıDava, Aklı HavadaKülhanbeyi Müzikali (Bakırköy Belediye Tiyatroları),Macbeth (Pangar), Bekleme Salonu (Altından Sonra Tiyatro), Barış? (Tiyatro Beş), Kurusıkı (Beşiktaş Kültür Merkezi)

Yönettiği Oyunlar: Kırmızı Yorgunları (Emek Sahnesi), Barış? (Tiyatro Beş). 

Filmler: Şeytan Tüyü, Küçük Esnaf, Robinson Crusoe & Cuma, Güvercin Uçuverdi, 8 Saniye, Neden Tarkovski Olamıyorum, Eyvah Eyvah 3, İş Arıyoruz, Osmanlı Cumhuriyeti, Gölgesizler.

14. Afife Tiyatro Ödülleri "Yardımcı Rolde Yılın En Başarılı Müzikal ya da Komedi Erkek Oyuncusu" Sokağa Çıkma Yasağı - Bakırköy Belediye Tiyatroları.

Avni Yalçın

Yaşlı Adam


Lise yıllarından başlayarak; Şehir Tiyatroları, Gönül Ülkü - Gazanfer Özcan Tiyatrosu, Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu ve Dostlar Tiyatrosu'nda 100'e yakın oyunda yer aldı. Fırsat buldukça filmlerde ve dizilerde çalışmaktadır.

Tuna Kırlı

Yardımcı Yönetmen

 

İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü’nden 2003 yılında mezun oldu. Bakırköy Belediye Tiyatrosu’nda çeşitli çocuk oyunlarında, Mephisto Tiyatrosu’nda Estetik Dialektik, Titanlar, Hangisi Karısı, İstanbul Büyükşehir Tiyatrosu’nda Hamlet, Candan Can Koparmak, Bizans Düştü oyunlarında oynadı. Başka Dilde Aşk, Erkek Tarafı sinema filmlerinde; Kuzenlerim, Gurbet Kadını, Çiçek Taksi, Maki Hayat Devam Ediyor tv dizilerinde rol aldı. Ayrıca çeşitli tv dizilerinin senaryo ekiplerinde çalıştı.

oyun atölyesi’nin Othello (2004), Atinalı Timon (2006), Testosteron (2008) ve Dolu Düşün Boş Konuş (2014) oyunlarında oynadı.

 


Eleştiriler ve Basında Çıkanlar

•  Hande Sönmez, Akşam, 24.01.2016
•  Asu Maro, Milliyet Sanat, 14.01.2016



 

Sam Shepard'ın yazdığı 'Aşk Delisi', bizde neden çok tercih edilmediğini merak ettiğim bir metin. Mehmet Ergen rejisiyle hatırlanan oyun, şimdi Muharrem Özcan'ın etkili yorumuyla Oyun Atölyesi'nde
Aşık Veysel’e sorulduğu iddia edilir, “Aşk nedir?” diye; “Seversin kavuşamazsın, aşk olur” olmuş cevabı. Doğruluğunu test etmişizdir değil mi hayatımızda? Aşık olup kavuşmuş ve sonunda ne olduğunu görmüşüzdür.
 
Tam bu noktada “Aşkın yerini sevgi aldığında...” tesellileri baş gösterir, tabii ki inkar etmiyorum doğruluğunu. Öyledir mutlaka, durmuş oturmuş sevgiler de güzel ve çok kıymetlidir. Ama hâlâ ve hep en yazılası, anlatılası öyküler o kavuşamayan aşıklarınkidir.
 
Körü körüne, imkanlı mı imkansız mı hesaplamadan, “Benim için doğru kişi mi?” sorularını sormadan, uçurumdan atlar gibi içine atlananlar. “Aşkın gözü kördür” dedirtenler. ‘Deli gibi’ diye nitelediklerimiz.
 
Başka bir köşesinden baktığınızda ‘aptal gibi’ de görülecek olan aşklar. Kavuşulamadığı ve durulmayacağı için yıkıma neden olanlar. Sam Shepeard’ın ‘Aşk Delisi’ndeki (Fool for Love) gibi.
 
İlk kez çok yanlış bir kapının aralığında göz göze gelmiş iki çocuğun; aradan 15 yıl geçse de birbirleri için çocuk kalacak olan May ile Eddie’nin hikayesini 1980’lerde yazmış Shepard, 1985’te de Robert Altman’ın yönettiği filminde Kim Bassinger ile birlikte oynamış. Bizde neden çok tercih edilmediğini merak ettiğim bir metin.
 
Ülkemizde ilk kez sahneleyen Mehmet Ergen’in rejisiyle hatırlanıyor. Şimdi de Muharrem Özcan’ın sade ve etkili yorumuyla Oyun Atölyesi sahnesinde.
 
Kartlar açıldıkça sırlar çıkıyor
 
Çölün yakınlarında, eski püskü bir motel odasında bir araya geliyor, umutsuz aşkın iki kahramanı. Bir de yıkıcı geçmişlerinin hayat boyu onları izleyen en güçlü hayaleti.
 
Eddie çok uzun yoldan gelmiş May’in yüzünü görmek için. Yavaş yavaş, hangisi yalan, hangisi doğru, hangisi düş, hangisi gerçek belli olmayan hikayeler anlatıldıkça, kartlar tek tek açıldıkça çıkıyor ortaya May ile Eddie’nin sırları.
 
Bu bir kavuşma mı yoksa yeni bir ayrılığın başlangıcı mı, belli değil. Belli ki birlikte duramayacaklar, ayrı da kalamayacaklar, böyle sürüp gidecek bu.
 
Son yıllarda tiyatro sahnelerinde izlediğim en parlak genç kadın oyunculardan Pınar Çağlar Gençtürk oynuyor May’i. Eddie’yi ise televizyon ve sinemanın yeteneği tartışılmaz aktörü Berk Hakman. Onu nihayet tiyatro sahnesine çıkarmayı başardığı için Oyun Atölyesi’ni kutlamak lazım. Hem de böylesi zor bir karakterle. İkisini de izlemek büyük keyif. Yalnız iki karakterin arasındaki tutkunun seyirciye her zaman yansımadığını söyleyebilirim. Zamanla uyumun daha fazla yakalanacağına inanarak.
 
Özenli bir oyun
 
‘Aşk Delisi’nde ayrıca yine her zaman bayılarak izlediğim Beyti Engin var. Ama acaba mizahının altı fazla mı çiziliyor? Bu kadar gülmeli miydik sahiden? ‘Geçmişin hayaleti’ Avni Yalçın da bu kadar gülmeli miydi sebebi olduğu felaketlere, o da bir başka sorum, oyuna dair.
 
Sahne tasarımı her zamanki ince buluşlarıyla Barış Dinçel’in, ışık tasarımı, alanının büyücülerinden Kemal Yiğitcan’ın. Oyun Atölyesi’nin bütün işleri gibi iyi oyunculuk izleyebileceğiniz, özenli bir oyun, ‘Aşk Delisi’. Bir de çok çarpıcı bir metinle tanışabileceğiniz tabii...
 
Deli gibi de olsa, aptal gibi de olsa, yıkım gelecekse aşktan olsun, nefret yerine.

 

 

 

 

İki tarafın da suçsuz olduğu bir aşk hikâyesi
Oyun Atölyesi’nin sahnelemeye başladığı Aşk Delisi (orijinal adıyla Fool For Love) Pulitzer ödüllü yazar Sam Shepard’ın elinden çıkma bir metin. Ensest bir aşkın konu edildiği oyunda, ilwk kez sahnede izlediğimiz Berk Hakman, Pınar Çağlar Gençtürk, Avni Yalçın ve Beyti Engin ile birlikte yer alıyor. 
Bir otel odasında iki kişi ve sırtı seyirciye, yüzüyse bu iki kişiye dönük orta yaşlı bir adam. Kostüm ve dekor ilk başta bir western hikâyesi izleteceğimizi düşündürtse de esas meseleyi anlamakta gecikmiyoruz. Birbirine hâlâ âşık bir çiftin kaçış-kovalama ritüeliyle başlayıp, aşklarının imkânsızlığının su yüzüne çıkmasıyla derinleşen Aşk Delisi, seyirciye hatırı sayılır bir 70 dakika armağan ediyor.
ACI BİR GERÇEKLE KARŞILAŞIYORUZ
May ve Eddie, aşklarını -deyim yerindeyse- itişerek büyütmüş çiftlerden. Tutkuları tam da buradan geliyor diye düşünüp sahnede onlarla zaman zaman konuşan adamın varlığını sorgularken acı bir gerçekle karşılaşıyoruz. May ve Eddie’nin 13 sene önce yüzleştiği bir gerçek bu. Aslında durum gerçekten de en kaba tabirle “Durun siz birlikte olamazsınız, siz kardeşsiniz” durumu. Kardeş olduklarından habersiz birbirine âşık olan ve bu aşkın yükünden ömür boyu kurtulamayan May ve Eddie beraber olamadığı gibi ayrı da kalamıyor. Yani yasağın utancı, aşklarının büyüsünü yenemiyor. Ya da tam tersi...
HESAPLAŞMA YAŞANMIYOR
May ve Eddie’yle konuşan adamı ise artık tanıyoruz; umursamaz tavırlarıyla yıktıklarından en ufak bir üzüntüduymayan sarhoş bu adam onların babaları. Ya da zihinlerindeki babaları… Kızgınlıklarını yönelttikleri, annelerine ihanetini affedemedikleri bu adamdan en çok aşklarını gömmek zorunda oldukları için nefret ediyorlar. Ancak ilginçtir tam bu noktada beklediğimiz gibi bir hesaplaşma yaşanmıyor. Çünkü hesap aslında 13 yıl önce kapanmış ve geriye yıkıntıları kalmış. Tanık olduğumuz sadece o yıkıntılara rağmen yaşama savaşı… 
BERK HAKMAN’I SAHNEDE İZLEYİN
Aşk Delisi, ne mutludur ki konservatuvar mezunu olan ama bugüne kadar sahnede hiç izlemediğimiz Berk Hakman’ı tiyatro seyircisiyle buluşturuyor. Hakman, kendisinden beklendiği gibi sahnede çok ama çok iyi bir iş çıkartıyor. Eddie karakterini üstüne giymemiş, adeta dikmiş. Oyunun kadın başrolü May rolünde tiyatro izleyicisinin aşina olduğu Pınar Çağlar Gençtürk’ü yine hayranlıkla izliyoruz. Baba rolünde Avni Danyal ve Martin rolünde Beyti Engin de oyun için gayet doğru seçimler olmuş.İki tarafın da suçsuz olduğu bu ‘yasak’ aşk hikâyesini Oyun Atölyesi’nde izleyin, seveceksiniz.

Hande Sönmez, Akşam, 24.01.2016


İki tarafın da suçsuz olduğu bir aşk hikâyesi


Oyun Atölyesi’nin sahnelemeye başladığı Aşk Delisi (orijinal adıyla Fool For Love) Pulitzer ödüllü yazar Sam Shepard’ın elinden çıkma bir metin. Ensest bir aşkın konu edildiği oyunda, ilk kez sahnede izlediğimiz Berk Hakman, Pınar Çağlar Gençtürk, Avni Yalçın ve Beyti Engin ile birlikte yer alıyor. 

Bir otel odasında iki kişi ve sırtı seyirciye, yüzüyse bu iki kişiye dönük orta yaşlı bir adam. Kostüm ve dekor ilk başta bir western hikâyesi izleteceğimizi düşündürtse de esas meseleyi anlamakta gecikmiyoruz. Birbirine hâlâ âşık bir çiftin kaçış-kovalama ritüeliyle başlayıp, aşklarının imkânsızlığının su yüzüne çıkmasıyla derinleşen Aşk Delisi, seyirciye hatırı sayılır bir 70 dakika armağan ediyor.

ACI BİR GERÇEKLE KARŞILAŞIYORUZ

May ve Eddie, aşklarını -deyim yerindeyse- itişerek büyütmüş çiftlerden. Tutkuları tam da buradan geliyor diye düşünüp sahnede onlarla zaman zaman konuşan adamın varlığını sorgularken acı bir gerçekle karşılaşıyoruz. May ve Eddie’nin 13 sene önce yüzleştiği bir gerçek bu. Aslında durum gerçekten de en kaba tabirle “Durun siz birlikte olamazsınız, siz kardeşsiniz” durumu. Kardeş olduklarından habersiz birbirine âşık olan ve bu aşkın yükünden ömür boyu kurtulamayan May ve Eddie beraber olamadığı gibi ayrı da kalamıyor. Yani yasağın utancı, aşklarının büyüsünü yenemiyor. Ya da tam tersi...

HESAPLAŞMA YAŞANMIYOR

May ve Eddie’yle konuşan adamı ise artık tanıyoruz; umursamaz tavırlarıyla yıktıklarından en ufak bir üzüntüduymayan sarhoş bu adam onların babaları. Ya da zihinlerindeki babaları… Kızgınlıklarını yönelttikleri, annelerine ihanetini affedemedikleri bu adamdan en çok aşklarını gömmek zorunda oldukları için nefret ediyorlar. Ancak ilginçtir tam bu noktada beklediğimiz gibi bir hesaplaşma yaşanmıyor. Çünkü hesap aslında 13 yıl önce kapanmış ve geriye yıkıntıları kalmış. Tanık olduğumuz sadece o yıkıntılara rağmen yaşama savaşı… 

BERK HAKMAN’I SAHNEDE İZLEYİN

Aşk Delisi, ne mutludur ki konservatuvar mezunu olan ama bugüne kadar sahnede hiç izlemediğimiz Berk Hakman’ı tiyatro seyircisiyle buluşturuyor. Hakman, kendisinden beklendiği gibi sahnede çok ama çok iyi bir iş çıkartıyor. Eddie karakterini üstüne giymemiş, adeta dikmiş. Oyunun kadın başrolü May rolünde tiyatro izleyicisinin aşina olduğu Pınar Çağlar Gençtürk’ü yine hayranlıkla izliyoruz. Baba rolünde Avni Yalçın ve Martin rolünde Beyti Engin de oyun için gayet doğru seçimler olmuş.İki tarafın da suçsuz olduğu bu ‘yasak’ aşk hikâyesini Oyun Atölyesi’nde izleyin, seveceksiniz.

 

 

 

Sam Shepard'ın yazdığı 'Aşk Delisi', bizde neden çok tercih edilmediğini merak ettiğim bir metin. Mehmet Ergen rejisiyle hatırlanan oyun, şimdi Muharrem Özcan'ın etkili yorumuyla Oyun Atölyesi'nde
Aşık Veysel’e sorulduğu iddia edilir, “Aşk nedir?” diye; “Seversin kavuşamazsın, aşk olur” olmuş cevabı. Doğruluğunu test etmişizdir değil mi hayatımızda? Aşık olup kavuşmuş ve sonunda ne olduğunu görmüşüzdür.
 
Tam bu noktada “Aşkın yerini sevgi aldığında...” tesellileri baş gösterir, tabii ki inkar etmiyorum doğruluğunu. Öyledir mutlaka, durmuş oturmuş sevgiler de güzel ve çok kıymetlidir. Ama hâlâ ve hep en yazılası, anlatılası öyküler o kavuşamayan aşıklarınkidir.
 
Körü körüne, imkanlı mı imkansız mı hesaplamadan, “Benim için doğru kişi mi?” sorularını sormadan, uçurumdan atlar gibi içine atlananlar. “Aşkın gözü kördür” dedirtenler. ‘Deli gibi’ diye nitelediklerimiz.
 
Başka bir köşesinden baktığınızda ‘aptal gibi’ de görülecek olan aşklar. Kavuşulamadığı ve durulmayacağı için yıkıma neden olanlar. Sam Shepeard’ın ‘Aşk Delisi’ndeki (Fool for Love) gibi.
 
İlk kez çok yanlış bir kapının aralığında göz göze gelmiş iki çocuğun; aradan 15 yıl geçse de birbirleri için çocuk kalacak olan May ile Eddie’nin hikayesini 1980’lerde yazmış Shepard, 1985’te de Robert Altman’ın yönettiği filminde Kim Bassinger ile birlikte oynamış. Bizde neden çok tercih edilmediğini merak ettiğim bir metin.
 
Ülkemizde ilk kez sahneleyen Mehmet Ergen’in rejisiyle hatırlanıyor. Şimdi de Muharrem Özcan’ın sade ve etkili yorumuyla Oyun Atölyesi sahnesinde.
 
Kartlar açıldıkça sırlar çıkıyor
 
Çölün yakınlarında, eski püskü bir motel odasında bir araya geliyor, umutsuz aşkın iki kahramanı. Bir de yıkıcı geçmişlerinin hayat boyu onları izleyen en güçlü hayaleti.
 
Eddie çok uzun yoldan gelmiş May’in yüzünü görmek için. Yavaş yavaş, hangisi yalan, hangisi doğru, hangisi düş, hangisi gerçek belli olmayan hikayeler anlatıldıkça, kartlar tek tek açıldıkça çıkıyor ortaya May ile Eddie’nin sırları.
 
Bu bir kavuşma mı yoksa yeni bir ayrılığın başlangıcı mı, belli değil. Belli ki birlikte duramayacaklar, ayrı da kalamayacaklar, böyle sürüp gidecek bu.
 
Son yıllarda tiyatro sahnelerinde izlediğim en parlak genç kadın oyunculardan Pınar Çağlar Gençtürk oynuyor May’i. Eddie’yi ise televizyon ve sinemanın yeteneği tartışılmaz aktörü Berk Hakman. Onu nihayet tiyatro sahnesine çıkarmayı başardığı için Oyun Atölyesi’ni kutlamak lazım. Hem de böylesi zor bir karakterle. İkisini de izlemek büyük keyif. Yalnız iki karakterin arasındaki tutkunun seyirciye her zaman yansımadığını söyleyebilirim. Zamanla uyumun daha fazla yakalanacağına inanarak.
 
Özenli bir oyun
 
‘Aşk Delisi’nde ayrıca yine her zaman bayılarak izlediğim Beyti Engin var. Ama acaba mizahının altı fazla mı çiziliyor? Bu kadar gülmeli miydik sahiden? ‘Geçmişin hayaleti’ Avni Yalçın da bu kadar gülmeli miydi sebebi olduğu felaketlere, o da bir başka sorum, oyuna dair.
 
Sahne tasarımı her zamanki ince buluşlarıyla Barış Dinçel’in, ışık tasarımı, alanının büyücülerinden Kemal Yiğitcan’ın. Oyun Atölyesi’nin bütün işleri gibi iyi oyunculuk izleyebileceğiniz, özenli bir oyun, ‘Aşk Delisi’. Bir de çok çarpıcı bir metinle tanışabileceğiniz tabii...
 
Deli gibi de olsa, aptal gibi de olsa, yıkım gelecekse aşktan olsun, nefret yerine.

Asu Maro, Milliyet Sanat, 14.01.2016

 

 

Sam Shepard'ın yazdığı 'Aşk Delisi', bizde neden çok tercih edilmediğini merak ettiğim bir metin. Mehmet Ergen rejisiyle hatırlanan oyun, şimdi Muharrem Özcan'ın etkili yorumuyla Oyun Atölyesi'nde

Aşık Veysel’e sorulduğu iddia edilir, “Aşk nedir?” diye; “Seversin kavuşamazsın, aşk olur” olmuş cevabı. Doğruluğunu test etmişizdir değil mi hayatımızda? Aşık olup kavuşmuş ve sonunda ne olduğunu görmüşüzdür.

 

Tam bu noktada “Aşkın yerini sevgi aldığında...” tesellileri baş gösterir, tabii ki inkar etmiyorum doğruluğunu. Öyledir mutlaka, durmuş oturmuş sevgiler de güzel ve çok kıymetlidir. Ama hâlâ ve hep en yazılası, anlatılası öyküler o kavuşamayan aşıklarınkidir.

 

Körü körüne, imkanlı mı imkansız mı hesaplamadan, “Benim için doğru kişi mi?” sorularını sormadan, uçurumdan atlar gibi içine atlananlar. “Aşkın gözü kördür” dedirtenler. ‘Deli gibi’ diye nitelediklerimiz.

 

Başka bir köşesinden baktığınızda ‘aptal gibi’ de görülecek olan aşklar. Kavuşulamadığı ve durulmayacağı için yıkıma neden olanlar. Sam Shepeard’ın ‘Aşk Delisi’ndeki (Fool for Love) gibi.

 

İlk kez çok yanlış bir kapının aralığında göz göze gelmiş iki çocuğun; aradan 15 yıl geçse de birbirleri için çocuk kalacak olan May ile Eddie’nin hikayesini 1980’lerde yazmış Shepard, 1985’te de Robert Altman’ın yönettiği filminde Kim Bassinger ile birlikte oynamış. Bizde neden çok tercih edilmediğini merak ettiğim bir metin.

 

Ülkemizde ilk kez sahneleyen Mehmet Ergen’in rejisiyle hatırlanıyor. Şimdi de Muharrem Özcan’ın sade ve etkili yorumuyla Oyun Atölyesi sahnesinde.

 

Kartlar açıldıkça sırlar çıkıyor

 

Çölün yakınlarında, eski püskü bir motel odasında bir araya geliyor, umutsuz aşkın iki kahramanı. Bir de yıkıcı geçmişlerinin hayat boyu onları izleyen en güçlü hayaleti.

 

Eddie çok uzun yoldan gelmiş May’in yüzünü görmek için. Yavaş yavaş, hangisi yalan, hangisi doğru, hangisi düş, hangisi gerçek belli olmayan hikayeler anlatıldıkça, kartlar tek tek açıldıkça çıkıyor ortaya May ile Eddie’nin sırları.

 

Bu bir kavuşma mı yoksa yeni bir ayrılığın başlangıcı mı, belli değil. Belli ki birlikte duramayacaklar, ayrı da kalamayacaklar, böyle sürüp gidecek bu.

 

Son yıllarda tiyatro sahnelerinde izlediğim en parlak genç kadın oyunculardan Pınar Çağlar Gençtürk oynuyor May’i. Eddie’yi ise televizyon ve sinemanın yeteneği tartışılmaz aktörü Berk Hakman. Onu nihayet tiyatro sahnesine çıkarmayı başardığı için Oyun Atölyesi’ni kutlamak lazım. Hem de böylesi zor bir karakterle. İkisini de izlemek büyük keyif. Yalnız iki karakterin arasındaki tutkunun seyirciye her zaman yansımadığını söyleyebilirim. Zamanla uyumun daha fazla yakalanacağına inanarak.

 

Özenli bir oyun

 

‘Aşk Delisi’nde ayrıca yine her zaman bayılarak izlediğim Beyti Engin var. Ama acaba mizahının altı fazla mı çiziliyor? Bu kadar gülmeli miydik sahiden? ‘Geçmişin hayaleti’ Avni Yalçın da bu kadar gülmeli miydi sebebi olduğu felaketlere, o da bir başka sorum, oyuna dair.

 

Sahne tasarımı her zamanki ince buluşlarıyla Barış Dinçel’in, ışık tasarımı, alanının büyücülerinden Kemal Yiğitcan’ın. Oyun Atölyesi’nin bütün işleri gibi iyi oyunculuk izleyebileceğiniz, özenli bir oyun, ‘Aşk Delisi’. Bir de çok çarpıcı bir metinle tanışabileceğiniz tabii...

 

Deli gibi de olsa, aptal gibi de olsa, yıkım gelecekse aşktan olsun, nefret yerine.

 


Prova Notları

•  6 Ocak 2016 Çarşamba
•  5 Ocak 2015 Salı
•  4 Ocak 2016 Pazartesi
•  3 Ocak 2016 Pazar
•  2 Ocak 2016 Cumartesi
•  1 Ocak 2016 Cuma
•  31 Aralık 2015 Perşembe
•  30 Aralık 2015 Çarşamba
•  29 Aralık 2015 Salı
•  28 Aralık 2015 Pazartesi
•  27 Aralık 2015 Pazar
•  26 Aralık 2015 Cumartesi
•  25 Aralık 2015 Cuma
•  24 Aralık 2015 Perşembe
•  23 Aralık 2015 Çarşamba
•  22 Aralık 2015 Salı
•  20 Aralık 2015 Pazar
•  19 Aralık 2015 Cumartesi
•  18 Aralık 2015 Cuma
•  17 Aralık 2015 Perşembe
•  16 Aralık 2015 Çarşamba
•  15 Aralık 2015 Salı
•  14 Aralık 2015 Pazartesi
•  13 Aralık 2015 Pazar
•  11 Aralık 2015 Cuma
•  10 Aralık 2015 Perşembe
•  9 Aralık 2015 Çarşamba
•  8 Aralık 2015 Salı
•  7 Aralık 2015 Pazartesi
•  6 Aralık 2015 Pazar
•  4 Aralık 2015 Cuma
•  3 Aralık 2015 Perşembe
•  2 Aralık 2015 Çarşamba
•  1 Aralık 2015 Salı
•  30 Kasım 2015 Pazartesi
•  29 Kasım 2015 Pazar
•  28 Kasım 2015 Cumartesi
•  27 Kasım 2015 Cuma
•  26 Kasım 2015 Perşembe
•  25 Kasım 2015 Çarşamba
•  23 Kasım 2015 Pazartesi
•  22 Kasım 2015 Pazar
•  21 Kasım 2015 Cumartesi
•  20 Kasım 2015 Cuma
•  18 Kasım 2015 Çarşamba
•  17 Kasım 2012 Salı
•  16 Kasım 2015 Pazartesi
•  14 Kasım 2015 Cumartesi
•  13 Kasım 2015 Cuma
•  12 Kasım 2015 Perşembe
•  11 Kasım 2015 Çarşamba



 

 

Yapamam! Hayır, onu görmeye, onunla yüzleşmeye, aynı ortamda bulunmaya dayanamam! İnanmıyorum benden daha karizmatik, daha yakışıklı ve daha çekici olduğuna asla inanmıyorum! Ama yine de karşılaşmayacağım, görmeyeceğim onun kibirli, şımarık, havalı hallerini. Aldığı övgüleri, hayranlık gösterilerini, ilgiyi, alakayı! Bunca zaman beni yordular, yıprattılar, örselediler… Canları isteyince gelip gittiler… Her şeye katlandım hatta bizzat kendilerine katlandım, var mı ötesi? Ama onlar Prömiyer diye bir herif çıkardılar ortaya ve sadece ondan bahsedip, onunla ilgilenmeye başladılar. Ayıp! Ben bunu kabullenmem! Kabullenemem! Benim gibi bir adama yakışanı yapacağım ve çekip gideceğim buralardan. Sessiz olacak gidişim ve derin izler bırakacağım onlarda. Bay P. her zaman kalıcı izler bırakır. Seneler sonra bile beni hatırlayıp, benimle yaşadıkları anılardan bahsedecekler. Prömiyer denilen heriften değil! Benden öğrendikleriyle yola devam edecekler ve şunu biliyorum ki, bana her zaman muhtaçlar.  Beni görmek isteyecekler bir zaman sonra. İşte o zaman ben ne düşüneceğim bilmiyorum. Şimdi gidiyorum… Sırtımda paltom, başımda fötr şapkam ve eski bavulumla gecenin bir yarısı, ince yağan yağmurun altında, ıslak sokaklardan yavaşça yürüyerek uzaklaşacağım birazdan… Ve biliyorum ki içim burkularak bir kez kafamı çevirip yaşadığım bütün hatıralarıma derin bir solukla bakacağım… Hatıralarımın silinmemesini dileyerek. Bu arada bunca zaman beni dinlediğin için sana ayrıca teşekkür ederim… 
Sevgiler Bay P.

6 Ocak 2016 Çarşamba

 

Yapamam! Hayır, onu görmeye, onunla yüzleşmeye, aynı ortamda bulunmaya dayanamam! İnanmıyorum benden daha karizmatik, daha yakışıklı ve daha çekici olduğuna asla inanmıyorum! Ama yine de karşılaşmayacağım, görmeyeceğim onun kibirli, şımarık, havalı hallerini. Aldığı övgüleri, hayranlık gösterilerini, ilgiyi, alakayı! Bunca zaman beni yordular, yıprattılar, örselediler… Canları isteyince gelip gittiler… Her şeye katlandım hatta bizzat kendilerine katlandım, var mı ötesi? Ama onlar Prömiyer diye bir herif çıkardılar ortaya ve sadece ondan bahsedip, onunla ilgilenmeye başladılar. Ayıp! Ben bunu kabullenmem! Kabullenemem! Benim gibi bir adama yakışanı yapacağım ve çekip gideceğim buralardan. Sessiz olacak gidişim ve derin izler bırakacağım onlarda. Bay P. her zaman kalıcı izler bırakır. Seneler sonra bile beni hatırlayıp, benimle yaşadıkları anılardan bahsedecekler. Prömiyer denilen heriften değil! Benden öğrendikleriyle yola devam edecekler ve şunu biliyorum ki, bana her zaman muhtaçlar.  Beni görmek isteyecekler bir zaman sonra. İşte o zaman ben ne düşüneceğim bilmiyorum. Şimdi gidiyorum… Sırtımda paltom, başımda fötr şapkam ve eski bavulumla gecenin bir yarısı, ince yağan yağmurun altında, ıslak sokaklardan yavaşça yürüyerek uzaklaşacağım birazdan… Ve biliyorum ki içim burkularak bir kez kafamı çevirip yaşadığım bütün hatıralarıma derin bir solukla bakacağım… Hatıralarımın silinmemesini dileyerek. Bu arada bunca zaman beni dinlediğin için sana ayrıca teşekkür ederim… 

 

Sevgiler

Bay P.

 

 

5 Ocak 2015 Salı

 

Saat 16.00'da okuma yapmak üzere toplandılar. Heyecanlı görünüyorlardı ki öyleymiş. Özellikle Pınar heyecandan kıvranmak deyiminin tam karşılığıydı ve de çok bu hali çook tatlıydı. Sonra hızlı bir hatırlama provasının ardından yemek arası. Tabi bu aralarda sürekli bir sahne kontrolü, ses, ışık provası, detaylar detaylar…  İki gündür sana bahsettiğim şeyi hala yaşıyorum ki bu Prömiyer! Kimmiş bu Prömiyer! Kendine güveniyorsa çıksın karşıma hadi bakalım! Sinirlerim bozuluyor artık, her şey tersine döndü! Başlarda tüm ilgi bendeydi, hepsi beni konuşuyor, bana girmek için can atıyordu. Gelince gitmek bilmiyorlardı ne günler yaşadık beraber. Ama şimdi Prömiyer diye bir herif çıktı ortaya ve tüm karizmamı yok etti. Ben sıradan bir adam değilim Bay P'yim ben anlıyor musun Bay P! Beni böyle bir duruma düşüremezler! Akşamki akışta biraz seyircim vardı ve güzel reaksiyonlar aldılar. İzlemesi çok güzel ve heyecan vericiydi. İtiraf etmeliyim ki bu güne kadar söylediklerimi tersine çevirdiler… Akışın ardından yeni keşifler, yeni heyecanlar, eleştiriler, eklemeler oldu. Keşif hiç bitmez!

 

Görüşürüz

Bay P.

 

 

4 Ocak Pazartesi
Evet bu günler fizyolojik ve psikolojik olarak çook yoğun olunan günler… Hep bir koşturma, çalışma, daha iyisini bulma, detayları gözden geçirme şeklinde ilerliyor. Hayretler içinde izliyorum, bu kadar zor bir işin üstesinden nasıl geldiler üstelik hakkını vererek. Dilimin ucuna geliyor, tam söyleyecek oluyorum hatta neredeyse tebrik edeceğim ama serde erkeklik var tabi tutuyorum kendimi. Onca şey söyledim, o kadar tavır yaptım, sevmediğimi belli ettim şimdi de tebrik mi edeceğim! Sorma ne yapacağımı bilemez haldeyim, bunalımın eşiğindeyim resmen. Artık adımı anan, benden bahseden kimse de yok. Hep akış alalım, oyun oynayalım, haa birde şu meşhur prömiyer! Ağızlarından düşürmüyorlar, hayır yani nedir?! Benden daha mı yakışıklı! Daha mı karizmatik! Daha mı çekici! Hiç sanmam! Ayrıca iki ay eziyetinizi o mu çekti?! Nankörler! Bu akşam  ak sakallı adam, Sümer Hanım ve Birkan Abi yine geldiler. İzlemelere doyamadılar resmen ama anlarım. Bitince yine herkesin kısa, Uzaylı'nın  uzuun uzun değerlendirmeleri oldu. Çok yorulduk çok ama değdi! Görüşürüz Bay P.

4 Ocak 2016 Pazartesi

 

Evet bu günler fizyolojik ve psikolojik olarak çook yoğun olunan günler… Hep bir koşturma, çalışma, daha iyisini bulma, detayları gözden geçirme şeklinde ilerliyor. Hayretler içinde izliyorum, bu kadar zor bir işin üstesinden nasıl geldiler üstelik hakkını vererek. Dilimin ucuna geliyor, tam söyleyecek oluyorum hatta neredeyse tebrik edeceğim ama serde erkeklik var tabi tutuyorum kendimi. Onca şey söyledim, o kadar tavır yaptım, sevmediğimi belli ettim şimdi de tebrik mi edeceğim! Sorma ne yapacağımı bilemez haldeyim, bunalımın eşiğindeyim resmen. Artık adımı anan, benden bahseden kimse de yok. Hep akış alalım, oyun oynayalım, haa birde şu meşhur prömiyer! Ağızlarından düşürmüyorlar, hayır yani nedir?! Benden daha mı yakışıklı! Daha mı karizmatik! Daha mı çekici! Hiç sanmam! Ayrıca iki ay eziyetinizi o mu çekti?! Nankörler! Bu akşam  Ak Sakallı Adam, Sümer Hanım ve Birkan Abi yine geldiler. İzlemelere doyamadılar. Ak Sakallı Adam metinde yazmayanı oynamaktan bahsetti. Seyircinin güvenli olanı değil, tehlikeli olanı izlemek istediğini söyledi. Virgül kullanmayın dedi. Hiç sevmezmiş ve de kullanmazmış. Çünkü günlük konuşma dili öyle değil, dolayısıyla da sahnede de öyle olmamalı dedi.  Daha sonra Uzaylı'nın uzuun uzun değerlendirmeleri oldu!!

Çok yorulduk çok ama değdi! 

 

Görüşürüz

Bay P.

 

 

 

 

3 ocak pazar
Saat 16.00’da herkes buradaydı. Biraz ışık provasından sonra Uzaylı’nın istediği birkaç sahneyi detaylı çalıştılar ve en ince ayrıntılarına kadar müdahale etti. Çünkü neden?! Çok biliyor ve çünküüü karışmazsa çatlar. Sonra yemek çay ve dinlenme derkeeeen 20.30 büyük akış! Çok heyecanlı gerçekten izlemesi böyle hissettiriyorsa, oynaması nasıldır tahmin edemiyorum. Her şey çok acayip görünüyor çok! Bugün birkaç seyirci bile vardı, Sümer hanım, eski asistanlar Gözde ve Zeynep.
 Bu arada son günlerde durmadan prömiyerden bahsediliyor. Benim için sakıncalı bir şey olmadığını düşünüyordum fakat Avni Abi prömiyerden sonra Prova olmayacak değil mi diye sordu. Ne! Nasıl yani! Ne demek!... Başımdan aşağı kaynar sular boşaldı… ne oluyor yahu, duyduklarım ne! Ama Uzaylı tabiki yakamdan düşmeyeceklerini söyledi. Düşemezler zaten! Düşürtmem! Her şey bu kadar harika bir hale gelsin ve bunun eziyetini ben çekeyim sonra Bay P.’yi silin. Yok öyle bir şey! Yakarım tiyatroyu! 
Görüşürüz 
Bay P.

3 Ocak 2016 Pazar

 

Saat 16.00’da herkes buradaydı. Biraz ışık provasından sonra Uzaylı’nın istediği birkaç sahneyi detaylı çalıştılar ve en ince ayrıntılarına kadar müdahale etti. Çünkü neden?! Çok biliyor ve çünküüü karışmazsa çatlar. Sonra yemek çay ve dinlenme derkeeeen 20.30 büyük akış! Çok heyecanlı gerçekten izlemesi böyle hissettiriyorsa, oynaması nasıldır tahmin edemiyorum. Her şey çok acayip görünüyor çok! Bugün birkaç seyirci bile vardı, Sümer hanım, eski asistanlar Gözde ve Zeynep.

Bu arada son günlerde durmadan prömiyerden bahsediliyor. Benim için sakıncalı bir şey olmadığını düşünüyordum fakat Avni Abi prömiyerden sonra Prova olmayacak değil mi diye sordu. Ne! Nasıl yani! Ne demek!... Başımdan aşağı kaynar sular boşaldı… ne oluyor yahu, duyduklarım ne! Ama Uzaylı tabiki yakamdan düşmeyeceklerini söyledi. Düşemezler zaten! Düşürtmem! Her şey bu kadar harika bir hale gelsin ve bunun eziyetini ben çekeyim sonra Bay P.’yi silin. Yok öyle bir şey! Yakarım tiyatroyu! 

 

Görüşürüz 

Bay P.

 

 

 

 

2 ocak
Selam, artık çalışmalar biraz daha geç başlıyor. Uzaylı kafasında planlar kuruyor, hesaplar yapıyor ona göre çağırıyor herkesi. Neyin peşindeyse göreceğiz artık. Öncesindeki çalışma düzeni her gün değişse de istisnasız her akşam 20.30’da akış alıyorlar. Hatta öyle hararetli çalışıyorlar ki son akışta Berk işaret parmağını incitti, Beyti de dudağını patlattı. Nazar çıktı diyorlar, nazar var diyorlar falan ama size kim nazar değdirsin acaba!
Tüm bunların üstüne bugün bir anda klima bozuldu, aman Tanrım nasıl bir soğuk! Ama hiç oralı değiller çalışma tam gaz devam… Diyorum hiçbiri normal değil. Eziyeti işkenceyi zorluğu seviyorlar herhalde. İlk akışta konuşulan eleştirilerin üstüne ikinci akışta herkes çok memnundu. Uzaylı bile! Bu sefer fazla not almamış şaşırtıcı… Bu arada söylemeyi unutuyorum, bir süredir ekip daha kalabalık. Sahne gerisinde İsmail Abi ve Apo Abi dekorla aksesuarlarımla ilgileniyorlar. Gözüm tuttu onları, sevdim doğrusu diğerlerine benzemiyorlar. Işık ve ses masasında İlker ve Emrah var onları da sevdim. Bunca zaman sonra bu kadar çok sevilesi insan görmek iyi geldi doğrusu… 
Sevgiler 
Bay P.

2 Ocak 2016 Cumartesi

 

Selam, artık çalışmalar biraz daha geç başlıyor. Uzaylı kafasında planlar kuruyor, hesaplar yapıyor ona göre çağırıyor herkesi. Neyin peşindeyse göreceğiz artık. Öncesindeki çalışma düzeni her gün değişse de istisnasız her akşam 20.30’da akış alıyorlar. Hatta öyle hararetli çalışıyorlar ki son akışta Berk işaret parmağını incitti, Beyti de dudağını patlattı. Nazar çıktı diyorlar, nazar var diyorlar falan ama size kim nazar değdirsin acaba!

 

Tüm bunların üstüne bugün bir anda klima bozuldu, aman Tanrım nasıl bir soğuk! Ama hiç oralı değiller çalışma tam gaz devam… Diyorum hiçbiri normal değil. Eziyeti işkenceyi zorluğu seviyorlar herhalde. İlk akışta konuşulan eleştirilerin üstüne ikinci akışta herkes çok memnundu. Uzaylı bile! Bu sefer fazla not almamış şaşırtıcı… Bu arada söylemeyi unutuyorum, bir süredir ekip daha kalabalık. Sahne gerisinde İsmail Abi ve Apo Abi dekorla aksesuarlarımla ilgileniyorlar. Gözüm tuttu onları, sevdim doğrusu diğerlerine benzemiyorlar. Işık ve ses masasında İlker ve Emrah var onları da sevdim. Bunca zaman sonra bu kadar çok sevilesi insan görmek iyi geldi doğrusu… 

 

Sevgiler 

Bay P.

 

 

1 Ocak 2016 Cuma

 

Bugün de çoook soğuk. Akşam çalışması vardı bugün, iyi bari günün ortasında gelmediler hiç olmazsa. Gerçi ne fark eder, günün neresinde gelirlerse gelsinler aynı etki! Çaylar, kahvelere, dün neler yapıldı sohbetleri, aman da bir kahkahalar, keyifler bir şeyler… Bu ne yahu, hep bir tatlı sohbet muhabbet, azıcık da gerilin, tartışın falan bir aksiyon olsun ama yok. Hepsi uyumlu! Son derece sinir bozucu değil mi? Sahne hazırlandı, efektler, müzik ve ışık kontrol edildi, aksesuarlar yerleştirildi, herkes yerini aldı veee akış! Ne kadar güzel görünüyor bir bilsen, her şey bir bütün halinde, dekor, müzik, ışık ve bunu söylediğime inanamıyorum ama oyuncular. Uzaylı ve Çaki hala aynı ama ortada görünen tek sorun, tek uyumsuz ve gereksiz şey onlar. Bu kadar güzelliğin içinde nasıl göze batıyorlar, nasıl rahatsız ediciler anlatamam. Yahu Çaki, dekorun kapısına dil yuvası lazım dedi. Uzaylı ”Dil yuvası, dil yuvası en acı yuva imiş” diye şarkı söylemeye başladı. Düşün artık çirkinliğin boyutunu seviye yerlerde. Hayır bir de gevrek gevrek gülüyorlar, elim ayağım titriyor. İnsanda biraz utanma olur! Neyse daha fazla konuşmayacağım asabım bozuldu.

 

Görüşürüz

Bay P.

 

31 Aralık 2015 Perşembe

 

Yılın son günü… hava soğuk, her yer karla kaplı ve kar yağmaya devam etmekte. programları vardır, bugün de gelmezler artık dedim ve sıcacık, huzurlu, sakin tiyatromda istirahate çekildim. Sonra bir baktım saat 13.00’da teker teker gelmeye başladılar. Uzaylı herkese hediye almış. Neymiş efendim açar açmaz ilk gördükleri anda dilek dileyeceklermiş de o olacakmış! Nerden biliyorsun acaba ! Sanki geldiğin gezegende hediye diye bir şey vardı. İşte sarılıyorlar, mutlu oluyorlar, teşekkürler havada uçuşuyor, iyi seneler dilekleri… offf.. çok sıkıcısınız! Her neyse tüm bunların ardından nihayet sahneye geçip bir kez akış aldılar. Bu geceyi burada geçirirler, iş kolik uzaylı bırakmaz kimseyi diye düşünmüştüm ama insafa geldi nasıl olduysa. Ama vardır düşündüğü sinsice bir şey mutlaka. Akışın ardından nasıl hissettikleri üzerine, yapılanlar, yapılacaklar ve eksikler üzerine bir konuşma yapıldı ve bitirdiler. İnanmazsın belki ama Pınar “ Seneye görüşürüz” esprisi yaptı. Gerçekten yaptı ya, vallahi yemin ederim. Tabi seni de anlıyorum insan inanmak istemiyor ama oldu işte. Anlayacağın seneyi böyle kapattık.

 

Sevgiler

Bay P.

 

 

 

30 Aralık Çarşamba
Merhaba, Ben Bay P. Bildiğinizi biliyorum ama arada bazı şeyleri hatırlatmak lazım. Mesela çiviyi bir kerede çakamazsınız, süreklilik ister. Neyse , işte onlar da bu şekilde bugün yeniden çalışma yaptılar. Hep aynı şeyleri aynı şekilde, aynı duygularla farklı yapmayı becermeleri beni şaşırtıyor. Ha bu arada Pınar'în önceki provada yatağa çarpan poposunun (kaba et, netice mabad)sol çanağı bugün gelmedi. Yarım popolu May olmuyor, yapmayınız. 
Bu çalışmadan önce Ali Karatuna gözüyle bir fotoğraf çekimi yaparken, gözü sanki çok biliyormuş gibi meseleye dahil oldu. Hayır, sanane! Sen kimsin?! Uzaylı yine hafif gergin ve mazbuttu. Belki kendi kendi gezegeni aynı tip canlılarla doludur ama bana bir tanesi yetiyor. 
Başından beri anlamadığım iki meseleyi sizlerle paylaşmak isterim. Ama bu benim çok paylaşımcı değil, sizin aslında çok bir şey (arasını siz bulun) olduğunuzu gösteriyor. Birincisi; At (hayvan olarak).
İkinci; Safinaz. Hani şu sırık gibi reji masasında oturan Angaralı hevesli. Sen ne iş yaparsın! Sen kimsin!
Arada sinirlenmek iyidir. Hep sakin kalmayın, yada kalın banane. Neyse ben bir aşağı ineyim

30 Aralık 2015 Çarşamba

 

 

Merhaba, Ben Bay P. Bildiğinizi biliyorum ama arada bazı şeyleri hatırlatmak lazım. Mesela çiviyi bir kerede çakamazsınız, süreklilik ister. Neyse , işte onlar da bu şekilde bugün yeniden çalışma yaptılar. Hep aynı şeyleri aynı şekilde, aynı duygularla farklı yapmayı becermeleri beni şaşırtıyor. Ha bu arada Pınar'în önceki provada yatağa çarpan poposunun (kaba et, netice mabad)sol çanağı bugün gelemedi. Yarım popolu May olmuyor, yapmayınız.

 

Bu çalışmadan önce Ali Karatuna gözüyle bir fotoğraf çekimi yaparken, gözü sanki çok biliyormuş gibi meseleye dahil oldu. Uzun uzun fotograflar cektiler.... Herseyiniz tamamdi bir fotograflariniz eksikti zaten... Uzaylı yine hafif gergin ve mazbuttu. Belki kendi  gezegeni aynı tip canlılarla doludur ama bana bir tanesi yetiyor.

 

Başından beri anlamadığım iki meseleyi sizlerle paylaşmak isterim. Ama bu benim çok paylaşımcı değil, sizin aslında çok bir şey (arasını siz bulun) olduğunuzu gösteriyor. Birincisi; At (hayvan olarak).

İkinci; Safinaz. Hani şu sırık gibi reji masasında oturan Angaralı hevesli. Sen ne iş yaparsın! Sen kimsin!

Arada sinirlenmek iyidir. Hep sakin kalmayın, yada kalın banane. Neyse ben bir aşağı ineyim.

 

 

 

 

29 Aralık 2015 Salı

 

Son birkaç gündür farklı hissediyorum kendimi. Daha enerjik uyanıyorum, gün bir an önce başlasın istiyorum. Eksiklerin tamamlanması için sabırsızlanıyorum… Bugün erkenden geldiler ve dekorun ufak tefek eksikleri tamamlandı. Çok uğraştılar çok… İnce ince fark ettikleri her detayı daha güzelleştirmeye çalıştılar. Çünkü ben çektiğim bu çileye en iyisini hak ediyorum. Sonra yemek, çay, mola, sohbet derken çalışmaya başladılar. Akşam 20.30'da akış alınacakmış. Öncesinde bir kez akıttılar oyunu. Uzaylı ara ara müdahale etti tabi, durur mu çatlar kalır konuşmazsa! Kendi aralarında da oyunlarıyla ilgili fikir alış verişleri oldu. Bir saat ara verdikten sonra. Dınınınımmmm! Büyük akış. Ak sakallı adam ve Sümer Hanım da burada. Seyircileri var yani! Hadi bakalım göreceğiz, ne yapacaklar bugün. Gerçi her şey bu kadar güzelken araya kaynarlar belki.

Neyse akış başladı. Aman tanrım yine aynı şey oluyor. Herkes kitlenmiş oyuna, arada kahkahalar atıyorlar falan…

Bittikten sonra yine yorumlar eleştiriler, iyi dilekler ve teşekkürler… Gün bitmiş bulundu hadi bakalım…

 

Sevgiler

Bay P

 

 

 

Bugün ayrı bir enerjideydi herkes. Dekorun heyecanı hepsini sarmış. mutluluk, şımarıklık, ne ararsan vardı. Baktılar, incelediler,  yorum yaptılar konuşmaya doyamadılar.  Uzaylı'nın seti varmış neyse ki gelmedi. Bu arada Barış, Sümer Hanım ve Pınar kostümleri alıp geldiler. Kostümler çok güzel ama bana kalırsa hiçbirine yakışmadı. Taşıyamadılar bir kere, bütünleşemediler. Şaşırdım mı? Hayır.
 
Beyti geldikten sonra dekora alışmak, tanımak, deneyimlemek için teknik akış yaptılar. Yalnız herşey bir bütün haline dönüştükçe harika  bir hal alıyor. Yüksek sesle söylemiyorum tabiki ama görsen neler oluyor neler!
 
Sonra akşam ak sakallı adam geldi izlemeye. 20:30'da akış almaya başladılar. Dekor, kostüm ve efektlerle izledik ilk defa. Ama izledik yani izlettiler. Çaki durmadan notlar aldı ki bana kalırsa kıskanıyor ve nereye ne yazacağını şaşırdı. Akış bittikten sonra ak sakallı adam eleştirilerinden bahsetti ve pür dikkat dinledik. Büyü falan yapıyor olabilir şüpheleniyorum doğrusu. Bu denli dinlenir olabilmek nasıl açıklanır bilemiyorum. Neyse konuşmanın ardından gidip biraz dinlenmeye karar verdiler. Ha bu arada Uzaylı çalışmanın sonuna yetişti. Koşmuş gelmiş yine! Günü onun yüzünü görerek bitirdim ne yazık ki!
 
Görüşürüz Bay P.

28 Aralık 2015 Pazartesi

 

Bugün ayrı bir enerjideydi herkes. Dekorun heyecanı hepsini sarmış. mutluluk, şımarıklık, ne ararsan vardı. Baktılar, incelediler,  yorum yaptılar konuşmaya doyamadılar.  Uzaylı'nın seti varmış neyse ki gelmedi. Bu arada Barış, Sümer Hanım ve Pınar kostümleri alıp geldiler. Kostümler çok güzel ama bana kalırsa hiçbirine yakışmadı. Taşıyamadılar bir kere, bütünleşemediler. Şaşırdım mı? Hayır.

Beyti geldikten sonra dekora alışmak, tanımak, deneyimlemek için teknik akış yaptılar. Yalnız herşey bir bütün haline dönüştükçe harika  bir hal alıyor. Yüksek sesle söylemiyorum tabiki ama görsen neler oluyor neler!

Sonra akşam ak sakallı adam geldi izlemeye. 20:30'da akış almaya başladılar. Dekor, kostüm ve efektlerle izledik ilk defa. Ama izledik yani izlettiler. Çaki durmadan notlar aldı ki bana kalırsa kıskanıyor ve nereye ne yazacağını şaşırdı. Akış bittikten sonra ak sakallı adam eleştirilerinden bahsetti ve pür dikkat dinledik. Büyü falan yapıyor olabilir şüpheleniyorum doğrusu. Bu denli dinlenir olabilmek nasıl açıklanır bilemiyorum. Neyse konuşmanın ardından gidip biraz dinlenmeye karar verdiler. Ha bu arada Uzaylı çalışmanın sonuna yetişti. Koşmuş gelmiş yine! Günü onun yüzünü görerek bitirdim ne yazık ki!

 

 

Görüşürüz

Bay P.

 

 

 

Sürprizzzzz J Sonunda dekor geldi. Ama nasıl bir dekor inanamazsın. Çünkü ben bir süre inanamadım. Akşam Barış Dinçel ve ekibi dekorun her bir parçasını alıp gelmişler.
 
Uzaylı duramamış tabi hemen çıkmış gelmiş. Sümer Hanım desen eksik kalmamış. Ardından da Çaki geldi, dedim tamam. Bir beğendiler dekoru, bakmalara, övmelere doyamadılar. Tek tek her parçasını özenle kurdular. Ne yalan söyleyeyim bu kadarını beklemiyordum.
 
Bugün çalışma yoktu fakat Pınar dayanamamış dekoru görmeye gelmiş. Aman eksik kalma hemen gel! Bir gün daha bekleyememiş. Berk desen mesaj atıyor, dekor nasıl diye. Bir de meraklarıyla uğraşıyoruz. Neyse bugün kimse keyfimi bozamaz.
 
Dekor kurulumu bitince kostümler üzerine kısa bir toplantı yapıp dağıldılar. Bugünü de bitirdik neyse ki.
 
Sevgiler
Bay P

27 Aralık 2015 Pazar

 

Sürprizzzzz:) Sonunda dekor geldi. Ama nasıl bir dekor inanamazsın. Çünkü ben bir süre inanamadım. Akşam Barış Dinçel ve ekibi dekorun her bir parçasını alıp gelmişler.

Uzaylı duramamış tabi hemen çıkmış gelmiş. Sümer Hanım desen eksik kalmamış. Ardından da Çaki geldi, dedim tamam. Bir beğendiler dekoru, bakmalara, övmelere doyamadılar. Tek tek her parçasını özenle kurdular. Ne yalan söyleyeyim bu kadarını beklemiyordum.

Bugün çalışma yoktu fakat Pınar dayanamamış dekoru görmeye gelmiş. Aman eksik kalma hemen gel! Bir gün daha bekleyememiş. Berk desen mesaj atıyor, dekor nasıl diye. Bir de meraklarıyla uğraşıyoruz. Neyse bugün kimse keyfimi bozamaz.

Dekor kurulumu bitince kostümler üzerine kısa bir toplantı yapıp dağıldılar. Bugünü de bitirdik neyse ki.

 

Sevgiler

Bay P

 

 

 

26 Aralık Cumartesi
 
Klasik antre cafe sohbetlerinin ardından sahneye indiler. Aman bir günü de sohbetsiz geçirmeyin, kaynaşmadan, eğlenmeden gelemeyin içinize dert olur. Hayır dinliyorum bazen çook sıkıcı, çok saçma, çok anlamsız.
 
Uzaylı yine yaptı yapacağını! Setim var gelmeyeceğim dedi. Çalışmanın ortasında bir baktım baskın! Ne zaman vazgeçecek anlamadım. Yok, bulmayı amaçladığın şey yok. Son derece derli toplu olması gerektiği gibiyim.
 
Mert'le uzun bir beden çalışması yaptılar. Gerçi bana kalırsa çok beceremiyorlar ama anlayışlı çocuk Mert. Motive ediyor onları ama ben görüyorum, olmuyor.
 
Efektler geldi bugün. Önce hizli bir akışla efektlerin yerlerini belirlediler. Sonra Uzaylı geldi işte. Maalesef. Tekrar belirlenmiş haliyle akış aldılar. Yalnız çok acayip birşeye dönüşmeye başladı her şey. Anlamıyorum ne ara böyle oldu. Hiç beklemiyordum, iki aydır her şey son derece saçma ve anlamsızken bu hale nasıl geldi. Ama ben yine de renk vermem. Belli etmeyeceğim duygularımı.
 
Sevgiler
Bay P.

26 Aralık 2015 Cumartesi

 

Klasik antre cafe sohbetlerinin ardından sahneye indiler. Aman bir günü de sohbetsiz geçirmeyin, kaynaşmadan, eğlenmeden gelemeyin içinize dert olur. Hayır dinliyorum bazen çook sıkıcı, çok saçma, çok anlamsız.

Uzaylı yine yaptı yapacağını! Setim var gelmeyeceğim dedi. Çalışmanın ortasında bir baktım baskın! Ne zaman vazgeçecek anlamadım. Yok, bulmayı amaçladığın şey yok. Son derece derli toplu olması gerektiği gibiyim.

Mert'le uzun bir beden çalışması yaptılar. Gerçi bana kalırsa çok beceremiyorlar ama anlayışlı çocuk Mert. Motive ediyor onları ama ben görüyorum, olmuyor.

Efektler geldi bugün. Önce hizli bir akışla efektlerin yerlerini belirlediler. Sonra Uzaylı geldi işte. Maalesef. Tekrar belirlenmiş haliyle akış aldılar. Yalnız çok acayip birşeye dönüşmeye başladı her şey. Anlamıyorum ne ara böyle oldu. Hiç beklemiyordum, iki aydır her şey son derece saçma ve anlamsızken bu hale nasıl geldi. Ama ben yine de renk vermem. Belli etmeyeceğim duygularımı.

 

 

Sevgiler

Bay P.

 

 

 

12.00’de  daha kendine gelmeden, ben henüz ayılmadan karşımda belirdiler. Zaten hava kapalı, soğuk... dolayısıyla ben hiç havamda değilim. Ne olurdu sanki gelmeseler. Biraz antre cafe sohbetinden sonra sahneye indiler. Köprüden Görünüş’ün dekoru! Hani bana vaad ettikleri dekor, nerede?!
Mert’le beraber güzeeelce ısındılar önce. İyi ki geldi Mert.neydi o ısınma diye yaptıkları şeyler, aklını alır insanın. Isındıktan sonra oyunun başından itibaren oynamaya başladılar Uzaylı ara ara küçük müdahalelerde hatırlatmalarda bulundu. Sümer hanım ve Pencere oyununun yönetmeni Birkan Uz geldiler izlemek için. Yine baktım ben de izlemekten alamıyorum kendimi, aaa ne oluyor bana böyle yeter artık! Bittiğinde dedikodular başladı tabi aralarında fısır fısır. Sümer hanım “Merak uyandırıyor, temposu çok iyi, heyecanlanıyor insan dedi. Birkan bey desen çok beğenmiş, Uzaylı’ya elinize sağlık diyor. Hayır pozitif olan ne varsa benim eserim Uzaylı’ya teşekkür etmek nedir! İşte buna kızarım Provayım ben Prova! Neyse olay çıksın istemedim tuttum kendimi. Sonra yemek arası verdiler, dönünce tekrar başladılar çalışmaya. Yeter yahu tadında bırakın azıcık. Yeter! 
Sevgiler Bay P.

25 Aralık 2015 Cuma

 

12.00’de  daha kendine gelmeden, ben henüz ayılmadan karşımda belirdiler. Zaten hava kapalı, soğuk... dolayısıyla ben hiç havamda değilim. Ne olurdu sanki gelmeseler. Biraz antre cafe sohbetinden sonra sahneye indiler. Köprüden Görünüş’ün dekoru! Hani bana vaad ettikleri dekor, nerede?!

Mert’le beraber güzeeelce ısındılar önce. İyi ki geldi Mert.neydi o ısınma diye yaptıkları şeyler, aklını alır insanın. Isındıktan sonra oyunun başından itibaren oynamaya başladılar Uzaylı ara ara küçük müdahalelerde hatırlatmalarda bulundu. Sümer hanım ve Pencere oyununun yönetmeni Birkan Uz geldiler izlemek için. Yine baktım ben de izlemekten alamıyorum kendimi, aaa ne oluyor bana böyle yeter artık! Bittiğinde dedikodular başladı tabi aralarında fısır fısır. Sümer hanım “Merak uyandırıyor, temposu çok iyi, heyecanlanıyor insan dedi. Birkan bey desen çok beğenmiş, Uzaylı’ya elinize sağlık diyor. Hayır pozitif olan ne varsa benim eserim Uzaylı’ya teşekkür etmek nedir! İşte buna kızarım Provayım ben Prova! Neyse olay çıksın istemedim tuttum kendimi. Sonra yemek arası verdiler, dönünce tekrar başladılar çalışmaya. Yeter yahu tadında bırakın azıcık. Yeter! 

 

Sevgiler

Bay P.

 

 

 

 

 

 

 

Çaki ve Beyti yoktu bugün e diyorum işte bu da birşey. Az da olsa teselli sebebim. Ne bileyim bakarsın hiç gelmezler artık diyorum kendi kendime. Kütüphaneye indiler vakit kaybetmeden başladılar çalışmaya. Bugün pek enerjik, pek istekliler. Normalde ilgilenmiyorum biliyorsun, kendi hallerine bırakıyorum, hiç oralı olmuyorum falan ama bugün bir baktım izlerken yakaladım kendimi. Baya heyecanlı, hareketli, yoğun bir şeyler dönüyor ortada. Öylece baktım kaldım. Nasıl ya! Ne yapıyorlar öyle! Ben neden izliyorum? İnsanlar neden izliyor? Bir yanlışlık olmasın. Silkelendim, döndüm arkamı ama neler oluyor böyle?! Saat 17.00’a kadar sahneleri çalıştıktan sonra Mert geldi ve biraz beden çalışması yaptılar. Sonra Pınar oyunu olduğu için gitti. Giderse gitsin bunu zaten hep yapıyor ne kadar oyunlu bir insan kendisi! Çalışmadan herkes çok memnundu bugün, ayrı ayrı iyi hissetmişler. Kime neyse onların nasıl hissettiğinden birde paylaşıyorlar! Uzaylı da teşekkür etti onlara. Çünkü neden hemen açıklayayım; bu şekilde göz boyayıp, kibar, iyi, nazik falan olduğuna inandırmaya çalışıyor ama beni kandıramaz. Hatta kimse onu benden iyi çözmüş olamaz! Yorgunum! 
Görüşürüz
Bay P.24 Aralı

24 Aralık 2015 Perşembe

 

Çaki ve Beyti yoktu bugün e diyorum işte bu da birşey. Az da olsa teselli sebebim. Ne bileyim bakarsın hiç gelmezler artık diyorum kendi kendime. Kütüphaneye indiler vakit kaybetmeden başladılar çalışmaya. Bugün pek enerjik, pek istekliler. Normalde ilgilenmiyorum biliyorsun, kendi hallerine bırakıyorum, hiç oralı olmuyorum falan ama bugün bir baktım izlerken yakaladım kendimi. Baya heyecanlı, hareketli, yoğun bir şeyler dönüyor ortada. Öylece baktım kaldım. Nasıl ya! Ne yapıyorlar öyle! Ben neden izliyorum? İnsanlar neden izliyor? Bir yanlışlık olmasın. Silkelendim, döndüm arkamı ama neler oluyor böyle?! Saat 17.00’a kadar sahneleri çalıştıktan sonra Mert geldi ve biraz beden çalışması yaptılar. Sonra Pınar oyunu olduğu için gitti. Giderse gitsin bunu zaten hep yapıyor ne kadar oyunlu bir insan kendisi! Çalışmadan herkes çok memnundu bugün, ayrı ayrı iyi hissetmişler. Kime neyse onların nasıl hissettiğinden birde paylaşıyorlar! Uzaylı da teşekkür etti onlara. Çünkü neden hemen açıklayayım; bu şekilde göz boyayıp, kibar, iyi, nazik falan olduğuna inandırmaya çalışıyor ama beni kandıramaz. Hatta kimse onu benden iyi çözmüş olamaz! Yorgunum!

 

 

Görüşürüz

Bay P.

 

 

 

Offff sıkıldım artık! Her gün yüzlerini görmekten, muhabbetlerini dinlemekten, çalışmalarını izlemekten sıkıldım! Her geçen gün daha erken, daha istekli, daha mutlu geliyorlar. Üstelik benim için hain planlar kuruyorlar duyuyorum. Bugün Pınar Uzaylı’ya antre cafe’de Prova’nın bitmesine iki hafta kaldı dedi. Benim işimi bitirecekler, beni bitirecekler, ortadan kaldırıp buraya yerleşecekler, sahip oldukları şeylerin benim sayemde olduğunu yok sayacaklar. Korkuyorum! İlk defa bu kadar çok korkuyorum! Pınar iki hafta kaldı dediğinde Uzaylı’nın suratındaki o pis sırıtmayı unutamıyorum, sanki ben her şeyi ayarladım, o iş tamam der gibi gülüyordu. Sanki celladımı izliyor, katilimi görüyordum. Küçük siyah gözleri öyle bir parlıyordu ki eminim yok olduğum anı görüyordu hayalinde. Hemen kafamı toparlayıp kendimi savunma planları yapmalıyım. Uzaylı’nın geldiği gezegene bir mektup yazsam gelip almaları için ama gelmezler, niye gelsinler kesin onlar bırakmışlardır onu bir köprü altına falan. Beyti yoktu yine bugün bebeği olacakmış çünkü. Hadi bakalım gözü aydın ne diyeyim konu hassas ben de o kadar kaba biri değilim buna laf etmem yani. Beyti’nin girdiği sahneye kadar tekrar tekrar çalıştılar… Çalıştılar… Çalıştılar… ve gün bitti. Hadi bakalım geçmiş olsun. 

Görüşürüz 

 

Bay P.

23 Aralık 2015 Çarşamba

 

Offff sıkıldım artık! Her gün yüzlerini görmekten, muhabbetlerini dinlemekten, çalışmalarını izlemekten sıkıldım! Her geçen gün daha erken, daha istekli, daha mutlu geliyorlar. Üstelik benim için hain planlar kuruyorlar duyuyorum. Bugün Pınar Uzaylı’ya antre cafe’de Prova’nın bitmesine iki hafta kaldı dedi. Benim işimi bitirecekler, beni bitirecekler, ortadan kaldırıp buraya yerleşecekler, sahip oldukları şeylerin benim sayemde olduğunu yok sayacaklar. Korkuyorum! İlk defa bu kadar çok korkuyorum! Pınar iki hafta kaldı dediğinde Uzaylı’nın suratındaki o pis sırıtmayı unutamıyorum, sanki ben her şeyi ayarladım, o iş tamam der gibi gülüyordu. Sanki celladımı izliyor, katilimi görüyordum. Küçük siyah gözleri öyle bir parlıyordu ki eminim yok olduğum anı görüyordu hayalinde. Hemen kafamı toparlayıp kendimi savunma planları yapmalıyım. Uzaylı’nın geldiği gezegene bir mektup yazsam gelip almaları için ama gelmezler, niye gelsinler kesin onlar bırakmışlardır onu bir köprü altına falan. Beyti yoktu yine bugün bebeği olacakmış çünkü.

 

Hadi bakalım gözü aydın ne diyeyim konu hassas ben de o kadar kaba biri değilim buna laf etmem yani. Beyti’nin girdiği sahneye kadar tekrar tekrar çalıştılar… Çalıştılar… Çalıştılar… Ve gün bitti. Hadi bakalım geçmiş olsun. 

 

Görüşürüz 

Bay P.

 

 

 

Dün  iyice dinlenip kendime geldikten sonra bütün o karamsarlığımı, yorgunluğumu, yıpranmışlığımı attım üstümden. Silkelendim ve mücadele vermeye hazırım artık…
Güne iyi haberle başladım Çaki ve Beyti yoktu. Gelmemişlerdi ve gün içinde hiç gelmeyeceklerdi ve de gelmediler. Bende bir coşku bir heyecan sorma gitsin. Kütüphanede olmamıza bile takılmadım düşün işte o derece pozitiftim bugün J
Mert Öztekin geldi bugün çalışmaya, dansçıymış. Beden çalışması ve ısınma yaptırdı başlangıçta. Hiç onların yaptığı saçma sapan ısınmalara benzemiyor yaptırdıkları. Isınma neymiş görsünler işte, öğrensinler azıcık! Bundan sonra düzenli olarak katılacakmış çalışmalara. Yazık O da Uzaylı’nın ağına düşmüş.
Yeni bir yatak getirdiler bugün bana ama bu sefer de bavulumu kırmışlar, parçalamışlar hatta! Bu ne yahu nereye gidiyor bu işin sonu. Düşün ki ben neler çekiyorum. Umarım bu yeni yatağımı da kırmazlar. Gerçi yarın Beyti gelince ne olur bilemem. Uzaylı geçen çalışmada aldığı notları okuyarak başladı. Yine destan yazmış, okuya okuya, anlata anlata bitiremedi! Sonra Avni Abi'nin Berk ve Pınar’la olan sahnelerini çalıştılar. Daha çok zamanlamalar üzerine durdular ama yine bir sürü detay çalışıldı. Ardından Pınar ve Berk’in sahnesine baktıktan sonra Uzaylı insafa gelip çalışmayı bitirdi. Bugün şanslı günümdeyim erken gittiler. Yarın neler göreceğim bakalım… 
Görüşürüz Bay P.

22 Aralık 2015 Salı

 

Dün  iyice dinlenip kendime geldikten sonra bütün o karamsarlığımı, yorgunluğumu, yıpranmışlığımı attım üstümden. Silkelendim ve mücadele vermeye hazırım artık…

 

Güne iyi haberle başladım Çaki ve Beyti yoktu. Gelmemişlerdi ve gün içinde hiç gelmeyeceklerdi ve de gelmediler. Bende bir coşku bir heyecan sorma gitsin. Kütüphanede olmamıza bile takılmadım düşün işte o derece pozitiftim bugün J

 

Mert Öztekin geldi bugün çalışmaya, dansçıymış. Beden çalışması ve ısınma yaptırdı başlangıçta. Hiç onların yaptığı saçma sapan ısınmalara benzemiyor yaptırdıkları. Isınma neymiş görsünler işte, öğrensinler azıcık! Bundan sonra düzenli olarak katılacakmış çalışmalara. Yazık O da Uzaylı’nın ağına düşmüş.

 

 

Yeni bir yatak getirdiler bugün bana ama bu sefer de bavulumu kırmışlar, parçalamışlar hatta! Bu ne yahu nereye gidiyor bu işin sonu. Düşün ki ben neler çekiyorum. Umarım bu yeni yatağımı da kırmazlar. Gerçi yarın Beyti gelince ne olur bilemem. Uzaylı geçen çalışmada aldığı notları okuyarak başladı. Yine destan yazmış, okuya okuya, anlata anlata bitiremedi! Sonra Avni Abi'nin Berk ve Pınar’la olan sahnelerini çalıştılar. Daha çok zamanlamalar üzerine durdular ama yine bir sürü detay çalışıldı. Ardından Pınar ve Berk’in sahnesine baktıktan sonra Uzaylı insafa gelip çalışmayı bitirdi. Bugün şanslı günümdeyim erken gittiler. Yarın neler göreceğim bakalım… 

 

Görüşürüz

Bay P.

 

 

20 Aralık 2015 Pazar

 

 

 Akşam akşam başıma ekşidiler yine! Benim için gün bitmişti oysa, psikolojik olarak yarına hazırlanıyordum ki 19.30’da geldiler. Onları görünce nefesim kesik kesik oldu, omuzlarım düştü e haliyle çöktüm artık, yoruldum, hırpalandım, direnmeye gücüm kalmadı…
 Bugün yanlarında o daha önce bahsettiğim ak sakallı adam da var. "Haluk Bilginer".  Yine gelmiş, beni merak etmiş izlemek istemiş. Ooo gitgide çoğalıyorlar, giderek güçleniyorlar! Napalım dedim artık akışına bıraktım gelsin izlesin. Herkeste farklı bir enerji, farklı bir heyecan vardı bugün, ak sakallı adamı görünce herkes pek mutlu oldu. Niye bu kadar seviyorlar anlayamadım.
Bugün tam zamanında sahneye indiler, ön hazırlıklarını yaptılar ve baştan sona akış aldılar. Bittiğinde Uzaylı nasıl hissettiklerini sordu ve önce onları dinledik. Bir de meraklı ne yapacaksa ne hissettiklerini  keşke bana sorsa ne hissediyorum diye açacağım ağzımı yumacağım gözümü ama sormuyor işte! Sonrasında ak sakallı adam başladı konuşmaya “İzlediğiniz yol çok doğru, izlerken heyecanlandım, dinamizm çok iyi, izlediğim haliyle sonunda ne çıkabileceğini görebiliyorum” dedi. “ Bırakın oyun sizi oynasın, oyuna kendinizi bıraktığınız zaman biz izleyici olarak başka bir şey düşünmeyeceğiz” dedi. Yalnız adam çok güzel konuşuyor, onların yanında ne işi var, neden katlanıyor onlara hiç anlamadım. Gerçi Uzaylı’yla sürekli atışıyorlar, O da çözmüş Uzaylı’yı. Ha bu arada tabiki Uzaylı eksik kalmadı ve konuşmayı devraldı. Aman konuş eksikliğini hissederiz, kahroluruz, mahfoluruz! Sonra karşılıklı teşekkürler, memnuniyetler havalarda uçuştu. Peki ben bunun neresindeyim! Kim kime niye teşekkür ediyor! Her şeyin mimarı benim farkında değiller yazık! Çıkınca antre cafe’de oturup sohbet, muhabbet, şakalar, espriler, hoş vakitler falan hiç ilgilenmiyorum hiç! Ben yarın gelmeyecek olmalarının mutluluğuyla meşgulüm…  
Görüşürüz Bay P.

Akşam akşam başıma ekşidiler yine! Benim için gün bitmişti oysa, psikolojik olarak yarına hazırlanıyordum ki 19.30’da geldiler. Onları görünce nefesim kesik kesik oldu, omuzlarım düştü e haliyle çöktüm artık, yoruldum, hırpalandım, direnmeye gücüm kalmadı…

 

Bugün yanlarında o daha önce bahsettiğim ak sakallı adam da var. "Haluk Bilginer".  Yine gelmiş, beni merak etmiş izlemek istemiş. Ooo gitgide çoğalıyorlar, giderek güçleniyorlar! Napalım dedim artık akışına bıraktım gelsin izlesin. Herkeste farklı bir enerji, farklı bir heyecan vardı bugün, ak sakallı adamı görünce herkes pek mutlu oldu. Niye bu kadar seviyorlar anlayamadım.

 

Bugün tam zamanında sahneye indiler, ön hazırlıklarını yaptılar ve baştan sona akış aldılar. Bittiğinde Uzaylı nasıl hissettiklerini sordu ve önce onları dinledik. Bir de meraklı ne yapacaksa ne hissettiklerini  keşke bana sorsa ne hissediyorum diye açacağım ağzımı yumacağım gözümü ama sormuyor işte! Sonrasında ak sakallı adam başladı konuşmaya “İzlediğiniz yol çok doğru, izlerken heyecanlandım, dinamizm çok iyi, izlediğim haliyle sonunda ne çıkabileceğini görebiliyorum” dedi. “ Bırakın oyun sizi oynasın, oyuna kendinizi bıraktığınız zaman biz izleyici olarak başka bir şey düşünmeyeceğiz” dedi. Yalnız adam çok güzel konuşuyor, onların yanında ne işi var, neden katlanıyor onlara hiç anlamadım. Gerçi Uzaylı’yla sürekli atışıyorlar, O da çözmüş Uzaylı’yı. Ha bu arada tabiki Uzaylı eksik kalmadı ve konuşmayı devraldı. Aman konuş eksikliğini hissederiz, kahroluruz, mahfoluruz! Sonra karşılıklı teşekkürler, memnuniyetler havalarda uçuştu. Peki ben bunun neresindeyim! Kim kime niye teşekkür ediyor! Her şeyin mimarı benim farkında değiller yazık! Çıkınca antre cafe’de oturup sohbet, muhabbet, şakalar, espriler, hoş vakitler falan hiç ilgilenmiyorum hiç! Ben yarın gelmeyecek olmalarının mutluluğuyla meşgulüm…  

 

Görüşürüz

Bay P.

 

 

 

Pınar ve Çaki erkenden gelip antre cafe’de oturmaya başladı. Berk dersen sahnede çalışmaya gelmiş! Yüzlerini görmesem sesleri, seslerini duymasam enerjilerini hissediyorum ve dolayısıyla sıkıntım büyüdükçe büyüyor. Bıktım usandım artık! Bir süre sonra da Avni Abi geldi ama Beyti’nin işi varmış. İyi bari bir kişi bile olmasa seviniyorum derken geç de olsa geleceğini öğrendim. Ama asıl bomba Uzaylı’nın setinin olmasıydı. Ne mutlu bana ne kadar az görsem o kadar iyi. Çalışmanın sonuna doğru geldi ama, kaçırır mı!
Uzaylı gelene kadar çalışmayı Çaki yönlendirdi. Eller cepte, bir sağa bir sola düşünen adam pozlarında dolaştı durdu. Sık sık yeni fikirler sundu. Fikir derken düşün işte Çaki’den nasıl fikirler çıkabilir ama ona sorsan çok parlak. Detaylı detaylı anlatıyor, heyecanla bahsediyor, gülüyor falan… Diyecek söz yok durum bu işte. Tamam en çok sen biliyorsun. Tıpkı Uzaylı gibi! Saat 17.00 gibi geldi Uzaylı. Yorgun argın ama yine de geldi. kim bilir koşmuştur bile belki gelirken, durum o boyutta çünkü. Biraz moladan sonra çok kısa bir sahne çalışıp bitirdiler. Zaten Pınar’ın oyunu varmış, bir anda dağılıp gittiler. İyi ki… 
Görüşürüz
 Bay P.

19 Aralık 2015 Cumartesi

 

Pınar ve Çaki erkenden gelip antre cafe’de oturmaya başladı. Berk dersen sahnede çalışmaya gelmiş! Yüzlerini görmesem sesleri, seslerini duymasam enerjilerini hissediyorum ve dolayısıyla sıkıntım büyüdükçe büyüyor. Bıktım usandım artık! Bir süre sonra da Avni Abi geldi ama Beyti’nin işi varmış. İyi bari bir kişi bile olmasa seviniyorum derken geç de olsa geleceğini öğrendim. Ama asıl bomba Uzaylı’nın setinin olmasıydı. Ne mutlu bana ne kadar az görsem o kadar iyi. Çalışmanın sonuna doğru geldi ama, kaçırır mı!

 

Uzaylı gelene kadar çalışmayı Çaki yönlendirdi. Eller cepte, bir sağa bir sola düşünen adam pozlarında dolaştı durdu. Sık sık yeni fikirler sundu. Fikir derken düşün işte Çaki’den nasıl fikirler çıkabilir ama ona sorsan çok parlak. Detaylı detaylı anlatıyor, heyecanla bahsediyor, gülüyor falan… Diyecek söz yok durum bu işte. Tamam en çok sen biliyorsun. Tıpkı Uzaylı gibi! Saat 17.00 gibi geldi Uzaylı. Yorgun argın ama yine de geldi. kim bilir koşmuştur bile belki gelirken, durum o boyutta çünkü. Biraz moladan sonra çok kısa bir sahne çalışıp bitirdiler. Zaten Pınar’ın oyunu varmış, bir anda dağılıp gittiler. İyi ki… 

 

Görüşürüz

Bay P.

 

 

18 Aralık 2015 Cuma

 

 

Tam kadro, eksiksiz, hep beraber, topluca maalesef yine geldiler. 13.00’da sahneye indiler, bugün zamanlamaları fena değil geç başlamadılar hayret. Ama bu onları benim gözümde iyi bir yere getirmez. Oyunun başından başladılar ve Uzaylı’nın düzenli kesmeleri, hatırlatmaları ve yeni oyunlarıyla devam etti. Bir süre çalıştıktan sonra çay molası verdiler, çaysız kahvesiz günleri de geçmiyor. Molada Berk yine piyanonun başına geçti ve çaldığı müziğe oyunla ve karakterlerle ilgili sözler yazmaya başladılar. Son derece saçma, anlamsız ve gereksiz sözler ama bunlarla bir eğlendiler sorma. Bir ara Uzaylı, Çaki ve Beyti düet şeklinde devam ederken, bir baktım Avni Abi de onlara katıldı. Bari içlerinden biri normal olsaydı yahu!
Tekrar başladıklarında kaldıkları yerden devam ettiler, sahneleri detaylandırdılar ve üzerine konuştular. Sonuna kadar çalıştıktan sonra Uzaylı oyunla, çalışmayla, gidişatla ilgili konuşmak istedi ve genel olarak sürecin değerlendirmesini yaptılar. Talepler, eleştiriler, durum, kafalardaki sorular konuşuldu. Fark ettiysen yine konuşuyorlar ve konuşmayı kim başlatıyor? Tabiki Uzaylı! İşte böyle ben dinlemekten bıktım, onlar konuşmaktan bıkmadı. Böylece nihayet çalışma bitmiş oldu. 
Sevgiler 
Bay P.

Tam kadro, eksiksiz, hep beraber, topluca maalesef yine geldiler. 13.00’da sahneye indiler, bugün zamanlamaları fena değil geç başlamadılar hayret. Ama bu onları benim gözümde iyi bir yere getirmez. Oyunun başından başladılar ve Uzaylı’nın düzenli kesmeleri, hatırlatmaları ve yeni oyunlarıyla devam etti. Bir süre çalıştıktan sonra çay molası verdiler, çaysız kahvesiz günleri de geçmiyor. Molada Berk yine piyanonun başına geçti ve çaldığı müziğe oyunla ve karakterlerle ilgili sözler yazmaya başladılar. Son derece saçma, anlamsız ve gereksiz sözler ama bunlarla bir eğlendiler sorma. Bir ara Uzaylı, Çaki ve Beyti düet şeklinde devam ederken, bir baktım Avni Abi de onlara katıldı. Bari içlerinden biri normal olsaydı yahu!

 

 

Tekrar başladıklarında kaldıkları yerden devam ettiler, sahneleri detaylandırdılar ve üzerine konuştular. Sonuna kadar çalıştıktan sonra Uzaylı oyunla, çalışmayla, gidişatla ilgili konuşmak istedi ve genel olarak sürecin değerlendirmesini yaptılar. Talepler, eleştiriler, durum, kafalardaki sorular konuşuldu. Fark ettiysen yine konuşuyorlar ve konuşmayı kim başlatıyor? Tabiki Uzaylı! İşte böyle ben dinlemekten bıktım, onlar konuşmaktan bıkmadı. Böylece nihayet çalışma bitmiş oldu. 

 

Sevgiler 

Bay P.

 

 

 

 

Selam, az da olsa teselli bulabileceğim bir şey oldu bugün. Pınar’ın turnesi varmış, Avni abi de yoktu çünkü Uzaylı sadece Beyti ve Berk’in sahnelerini çalışmaya karar vermiş. Bu iyi haber tabi ama Uzaylı ve Çaki’yi görmek başlı başına işkence olduğu için eksik gelmiş olmaları tam anlamıyla teselli olmadı işte. Uzaylı çok yorgundu ona rağmen azıcık dinleneyim dememiş, bugün de gitmeyeyim dememiş, yorgun argın kalkmış gelmiş!
Kütüphaneye indik, Neymiş efendim Dolu Düşün Boş Konuş’un dekoru kuruluyormuş. Oynamaya doymadılar! Neyse o onların ayıbı, onlar düşünsün, bu konuda daha fazla konuşmak istemiyorum. Çalışmaya başladılar, Uzaylı Çaki’den Eddie ve Martin’in repliklerini okumalarını istedi ve eş zamanlı olarak onlarında bu cümleleri dinlerken, aslında ne düşündüklerini söylemelerini. Baktım sahnenin enerjisi bir anda değişti hiç beklemezdim doğrusu şaşırdım. Sonra biraz sahne ve karakterler üzerine konuştular, çay kahve derken tekrar başladılar çalışmaya. O sırada Beyti yatak kırma ritüelini gerçekleştirdi ama bu sefer Berk’in de desteğini alarak. En son da yatağın ayağı Uzaylı’nın elinde kaldı. Evet durmadı ona da karıştı. Bir sure daha çalıştıktan sonra bitirmeye karar verdi. Bu aralar erken bitiriyor fırtına öncesi sessizlik gibi sanki, yakında gece günüz demeden gelirler kesin. Zor günler beni bekler… 
Görüşürüz 
Bay P.

17 Aralık 2015 Perşembe

 

Selam, az da olsa teselli bulabileceğim bir şey oldu bugün. Pınar’ın turnesi varmış, Avni abi de yoktu çünkü Uzaylı sadece Beyti ve Berk’in sahnelerini çalışmaya karar vermiş. Bu iyi haber tabi ama Uzaylı ve Çaki’yi görmek başlı başına işkence olduğu için eksik gelmiş olmaları tam anlamıyla teselli olmadı işte. Uzaylı çok yorgundu ona rağmen azıcık dinleneyim dememiş, bugün de gitmeyeyim dememiş, yorgun argın kalkmış gelmiş!

 

Kütüphaneye indik, Neymiş efendim Dolu Düşün Boş Konuş’un dekoru kuruluyormuş. Oynamaya doymadılar! Neyse o onların ayıbı, onlar düşünsün, bu konuda daha fazla konuşmak istemiyorum. Çalışmaya başladılar, Uzaylı Çaki’den Eddie ve Martin’in repliklerini okumalarını istedi ve eş zamanlı olarak onlarında bu cümleleri dinlerken, aslında ne düşündüklerini söylemelerini. Baktım sahnenin enerjisi bir anda değişti hiç beklemezdim doğrusu şaşırdım. Sonra biraz sahne ve karakterler üzerine konuştular, çay kahve derken tekrar başladılar çalışmaya. O sırada Beyti yatak kırma ritüelini gerçekleştirdi ama bu sefer Berk’in de desteğini alarak. En son da yatağın ayağı Uzaylı’nın elinde kaldı. Evet durmadı ona da karıştı. Bir sure daha çalıştıktan sonra bitirmeye karar verdi. Bu aralar erken bitiriyor fırtına öncesi sessizlik gibi sanki, yakında gece günüz demeden gelirler kesin. Zor günler beni bekler… 

 

Görüşürüz 

Bay P.

 

 

 

16 Aralık 2015 Çarşamba

 

Daha kendime gelememişken saat 12.00’da toplanıp geldiler bugün. Aman geç kalmayın koşa koşa, hemen, vakit kaybetmeden gelin! Uzaylı gelmedi bugün seti varmış. Keşke hep orada kalsa, yani sette yaşasa gelmese. Gerçi gelmese bile aklı burada kalıyor, Çaki’ye nasıl olduğumu soruyor. Sorma! İlgilenme benimle bu kadar. Tamam başta ilgi beklerim dedim ama senden değil.

 İlk sahneden itibaren çalışmaya başladılar. Çaki'nin yönlendirmeleriyle bazı kısımları başa alıp tekrar çalıştılar. Uzaylı yok diye sevindim ama Çaki de en az onun kadar yorucu. Çalışma boyunca saçma bir enerjiyle sağa sola dolanıp durdu ne yaptığını sorsan o da bilmiyordur bence. Bir ara konuştu da konuştu ve konu yine postmodernizme geldi. Günde üç öğün bahsetmese eksik hissediyor herhalde. İkisinin de sıkıntısı aynı bence ve sıkıntı büyük!

 Kemal Yiğitcan beni izlemeye geldi. Oyunun ışık tasarımını yapacakmış, bir sürü notlar aldı. Heyecanlandım doğrusu her şeyim tamamlanıyor artık. Eksiksiz, özenli ve sağlam şekilleniyorum, bu konuda mütevazı olamayacağım.

Oyunun tamamını çalıştıktan sonra Çaki’nin istediği birkaç sahneye tekrar baktıktan sonra bitirdiler. Yorucu bir gündü hepimiz için ve daha yorucuları yaklaşıyor hissediyorum.
 
Görüşürüz Bay P.

 

 

 

Daha kendime gelememişken saat 12.00’da toplanıp geldiler bugün. Aman geç kalmayın koşa koşa, hemen, vakit kaybetmeden gelin! Uzaylı gelmedi bugün seti varmış. Keşke hep orada kalsa, yani sette yaşasa gelmese. Gerçi gelmese bile aklı burada kalıyor, Çaki’ye nasıl olduğumu soruyor. Sorma! İlgilenme benimle bu kadar. Tamam başta ilgi beklerim dedim ama senden değil.

 

 İlk sahneden itibaren çalışmaya başladılar. Çaki'nin yönlendirmeleriyle bazı kısımları başa alıp tekrar çalıştılar. Uzaylı yok diye sevindim ama Çaki de en az onun kadar yorucu. Çalışma boyunca saçma bir enerjiyle sağa sola dolanıp durdu ne yaptığını sorsan o da bilmiyordur bence. Bir ara konuştu da konuştu ve konu yine postmodernizme geldi. Günde üç öğün bahsetmese eksik hissediyor herhalde. İkisinin de sıkıntısı aynı bence ve sıkıntı büyük!

 Kemal Yiğitcan beni izlemeye geldi. Oyunun ışık tasarımını yapacakmış, bir sürü notlar aldı. Heyecanlandım doğrusu her şeyim tamamlanıyor artık. Eksiksiz, özenli ve sağlam şekilleniyorum, bu konuda mütevazı olamayacağım.

 

Oyunun tamamını çalıştıktan sonra Çaki’nin istediği birkaç sahneye tekrar baktıktan sonra bitirdiler. Yorucu bir gündü hepimiz için ve daha yorucuları yaklaşıyor hissediyorum.

 

 

 

Görüşürüz

Bay P.

 

 

15 Aralık 2015 Salı

 

Yine kütüphane! Çok sinirlendim fakat tuttum kendimi. Sabrım, metanetim ve ağırbaşlı duruşuma borçlular bütün bu sükunetimi bu da böyle bilinsin. Ama bozarım, gerekirse bozarım yani sorun değil gelmesinler üstüme!
Neyse indik, Beyti müzik açtı başladılar saçmalamaya. Garip garip danslar, kuş taklidi yapmalar, yamuk yamuk salınmalar… Şu maruz kaldığım duruma bak. Nihayet bütün bu saçmalıklar bitince final sahnesini çalışmaya başladılar. Bugünü tamamen bu sahneye ayırdılar.
Uzaylı arada kesip bir takım yönlendirmelerde bulundu. Aman bulun, lütfen bulun, bizi o nefes almadan yaptığın uzun uzun konuşmalarından mahrum etme! Biraz mola verdikten sonra sahneyi tekrar tekrar çalıştılar, çalışma boyunca cümleler üzerine tartışmalar devam etti. Uzaylı “ Cümlelerin altında yatan anlamları bulun, sizin gerçek duygularınızı görmek istiyoruz, güvenli alanınızdan çıkın, deneyin…” dedi ve yine böyle uzadıııı gitti.
Sonra ne mutlu ki 17.00 gibi bitirdi çalışmayı. Evet tahmin ettiğin gibi akşam oyun var onun sayesinde. Gerçi erken bitirse de gitmiyor, yukarıda antre cafe’de bir süre beni düşünüp, benimle ilgili konuşuyor. Bir Uzaylı tarafından kuşatılmış durumdayım ama şuraya yazıyorum kurtuluşum yakındır. 
Sevgiler 
Bay P.

Yine kütüphane! Çok sinirlendim fakat tuttum kendimi. Sabrım, metanetim ve ağırbaşlı duruşuma borçlular bütün bu sükunetimi bu da böyle bilinsin. Ama bozarım, gerekirse bozarım yani sorun değil gelmesinler üstüme!

 

Neyse indik, Beyti müzik açtı başladılar saçmalamaya. Garip garip danslar, kuş taklidi yapmalar, yamuk yamuk salınmalar… Şu maruz kaldığım duruma bak. Nihayet bütün bu saçmalıklar bitince final sahnesini çalışmaya başladılar. Bugünü tamamen bu sahneye ayırdılar.

 

Uzaylı arada kesip bir takım yönlendirmelerde bulundu. Aman bulun, lütfen bulun, bizi o nefes almadan yaptığın uzun uzun konuşmalarından mahrum etme! Biraz mola verdikten sonra sahneyi tekrar tekrar çalıştılar, çalışma boyunca cümleler üzerine tartışmalar devam etti. Uzaylı “ Cümlelerin altında yatan anlamları bulun, sizin gerçek duygularınızı görmek istiyoruz, güvenli alanınızdan çıkın, deneyin…” dedi ve yine böyle uzadıııı gitti.

Sonra ne mutlu ki 17.00 gibi bitirdi çalışmayı. Evet tahmin ettiğin gibi akşam oyun var onun sayesinde. Gerçi erken bitirse de gitmiyor,yukarıda antre cafe’de bir süre beni düşünüp, benimle ilgili konuşuyor. Bir Uzaylı tarafından kuşatılmış durumdayım ama şuraya yazıyorum kurtuluşum yakındır. 

 

Sevgiler 

Bay P.

 

 

14 Aralık 2015 Pazartesi

 

Güneşli ve güzel bir hava vardı bugün. Böyle bir havada gelip kendilerini akşama kadar sahneye kapatmazlar diye düşündüm ama yanılmışım. 13,30’da gelip 14.00’da sahneye indiler. Bu geç başlama konusunu da ayrıca konuşacağım o başlı başına bir sorun, hoş değil! Biraz ısınıp hazırlandıktan sonra Martin’in geldiği sahneyle başladılar. Bitince aynı sahneyi tekrar aldılar. Neden? Çünkü Uzaylı öyle istedi! Neymiş unutulan yerler varmış, hatırlayıp tekrar başlamalarını istedi. Hiçbir şeyi de unutmuyor. ben diyorum korkulur. Sahneyi tekrar oynadıktan sonra Uzaylı, karakterlerin bu sahnedeki amaçlarının, tepkilerinin, durumlarının ne olduğunu sordu. Yani anlayacağın ani bir sorgu daha. Önceden mi planlıyor artık o anda mı geliyor aklına bilmiyorum ama amaç belli, şaşırtıp köşeye sıkıştırmak. Herkes ne düşündüğünden bahsetti, Uzaylı da her konuşmanın üzerine eklemeler yaptı. Aman eksik kalmasın zaten!
 Sahnelerle ve karakterlerle alakalı “Nedenini oluşturmak, doğru bir şekilde o anın içine yerleşmek, bir sonraki adıma kendini taşımak, sahnedeki amaç, ön hazırlık…” daha devam etti tabiki ama benim içim çekildiği için devamını dinleyemedim.
 Yemek arası verdikten sonra oyunun başından itibaren biraz çalışıp bitirdiler. Çalışma sonunda Uzaylı herkese nasıl hissettiklerini sordu üzerine konuştular. Ve büyük şansım olan akşamki konuk oyun 'Yeraltından Notlar' sayesinde kurtuldum yine… 
Görüşürüz 
Bay P.

Güneşli ve güzel bir hava vardı bugün. Böyle bir havada gelip kendilerini akşama kadar sahneye kapatmazlar diye düşündüm ama yanılmışım. 13,30’da gelip 14.00’da sahneye indiler. Bu geç başlama konusunu da ayrıca konuşacağım o başlı başına bir sorun, hoş değil! Biraz ısınıp hazırlandıktan sonra Martin’in geldiği sahneyle başladılar. Bitince aynı sahneyi tekrar aldılar. Neden? Çünkü Uzaylı öyle istedi! Neymiş unutulan yerler varmış, hatırlayıp tekrar başlamalarını istedi. Hiçbir şeyi de unutmuyor. ben diyorum korkulur. Sahneyi tekrar oynadıktan sonra Uzaylı, karakterlerin bu sahnedeki amaçlarının, tepkilerinin, durumlarının ne olduğunu sordu. Yani anlayacağın ani bir sorgu daha. Önceden mi planlıyor artık o anda mı geliyor aklına bilmiyorum ama amaç belli, şaşırtıp köşeye sıkıştırmak. Herkes ne düşündüğünden bahsetti, Uzaylı da her konuşmanın üzerine eklemeler yaptı. Aman eksik kalmasın zaten!

 

 

Sahnelerle ve karakterlerle alakalı “Nedenini oluşturmak, doğru bir şekilde o anın içine yerleşmek, bir sonraki adıma kendini taşımak, sahnedeki amaç, ön hazırlık…” daha devam etti tabiki ama benim içim çekildiği için devamını dinleyemedim.

 

Yemek arası verdikten sonra oyunun başından itibaren biraz çalışıp bitirdiler. Çalışma sonunda Uzaylı herkese nasıl hissettiklerini sordu üzerine konuştular. Ve büyük şansım olan akşamki konuk oyun 'Yeraltından Notlar' sayesinde kurtuldum yine… 

 

 

Görüşürüz 

Bay P.

 

 

 

Akşama kadar ortalık sakin, her şey de yolundaydı. Ama saat 19.30’da toplanıp gelmeleriyle hareket, gürültü, curcuna başladı. Önce antre cafe’de toplanıp biraz sohbet ettiler, sonra bir zahmet sahneye indiler.
    Oyuncular ısınır gibi yaparak sağa sola dolanırken baktım Uzaylı içerde dolapları falan karıştırıyor. İzledim biraz ne yapıyor diye bir sürü alakasız malzeme toplayıp sahneye getirdi. Bu lamba olsun diyor, bank getirmiş bu küvet olsun diyor, küçük masa bulmuş bu diyor dolap olsun diyor! Beni saf sandı herhalde ben bana gösterilen dekoru istiyorum arkadaşım beni bu şekilde oyalayamazsınız o kadar!
     Bu ara iyice garipleşti, önceden de her şeye karışıyordu şimdi daha beter. Oyunun başından çalışmaya başladılar. “Bunu gerçekten sor, burada gerçekten kork, bu sahnenin heyecanını arıyoruz” sen heyecan arıyorsun diye herkes eziyet çekmek zorunda mı acaba! Herkesin canına okuduktan sonra biraz mola vermeyi akıl etti sonunda ve moladan sonra kaldıkları yerden devam ettiler. Her anını inceliyor, her anını. Enerjiye karışıyor, seslerine karışıyor, duygularına, konuşmalarına… Neden biliyor musun? Evet biliyorsun çünkü daha önce de söylediğim gibi çok biliyor! 
     Bugün yatak Beyti’yi üstünden attı ve intikamını aldı. Yine kırmak için oturduğu bir anda Beyti’yi yerde gördüm hatta öyle ki yatağa oturduğu anla yerde göründüğü an hemen hemen aynıydı ve bu kez yatak sağlamdı. Bir kahkaha bir kıyamet… İtiraf etmeliyim ki bu sefer ben bile güldüm. Bu daha başlangıç doğa hepsinden intikamını alacak hissediyorum. Uzaylı ve Çaki’den başlarsa eğer çok makbule geçer doğrusu. Görüşürüz Bay P.

13 Aralık 2015 Pazar

 

Akşama kadar ortalık sakin, her şey de yolundaydı. Ama saat 19.30’da toplanıp gelmeleriyle hareket, gürültü, curcuna başladı. Önce antre cafe’de toplanıp biraz sohbet ettiler, sonra bir zahmet sahneye indiler.

 

Oyuncular ısınır gibi yaparak sağa sola dolanırken baktım Uzaylı içerde dolapları falan karıştırıyor. İzledim biraz ne yapıyor diye bir sürü alakasız malzeme toplayıp sahneye getirdi. Bu lamba olsun diyor, bank getirmiş bu küvet olsun diyor, küçük masa bulmuş bu diyor dolap olsun diyor! Beni saf sandı herhalde ben bana gösterilen dekoru istiyorum arkadaşım beni bu şekilde oyalayamazsınız o kadar!

 

Bu ara iyice garipleşti, önceden de her şeye karışıyordu şimdi daha beter. Oyunun başından çalışmaya başladılar. “Bunu gerçekten sor, burada gerçekten kork, bu sahnenin heyecanını arıyoruz” sen heyecan arıyorsun diye herkes eziyet çekmek zorunda mı acaba! Herkesin canına okuduktan sonra biraz mola vermeyi akıl etti sonunda ve moladan sonra kaldıkları yerden devam ettiler. Her anını inceliyor, her anını. Enerjiye karışıyor, seslerine karışıyor, duygularına, konuşmalarına… Neden biliyor musun? Evet biliyorsun çünkü daha önce de söylediğim gibi çok biliyor! 

 

Bugün yatak Beyti’yi üstünden attı ve intikamını aldı. Yine kırmak için oturduğu bir anda Beyti’yi yerde gördüm hatta öyle ki yatağa oturduğu anla yerde göründüğü an hemen hemen aynıydı ve bu kez yatak sağlamdı. Bir kahkaha bir kıyamet… İtiraf etmeliyim ki bu sefer ben bile güldüm. Bu daha başlangıç doğa hepsinden intikamını alacak hissediyorum. Uzaylı ve Çaki’den başlarsa eğer çok makbule geçer doğrusu.

 

Görüşürüz

Bay P.

 

 

 

 

Dün yaptıkları hatanın farkına varmış olacaklar ki beni sahneye getirdiler bugün. Hem de Köprüden Görünüş’ün dekorunun içine. Oh olsun böyle de yerleşirim hazır dekorun içine, zordur benimle zaman geçirmek hoş tutmak lazım. Neyse yine sohbet muhabbetleriyle başladı gün. Yani son derece sıkıcı! Sonra Uzaylı oyunun başından itibaren akış almalarını istedi, son sahneye kadar olan kısmı oynadılar. Bu arada Uzaylı ve Çaki bir notlar tutmuşlar izledikleri sahnelerle ilgili, baya kitap basılır o derece. Birde o notları tek tek okudular, üzerine konuştular, tartıştılar… Dinlerken artık ruhumu teslim ediyordum neredeyse.
Kısa bir moladan sonra tekrar oyunun başından başlayıp, bu kez sahneleri çalışarak ilerlediler. Uzaylının yeni fikirleri, hatırlatmaları, soruları, oyunları, eleştirileriyle bir süre çalıştılar. Uzaylı ne isterse yapmaya çalışıyorlar, başları belaya girmesin diye bence. yoksa akıl işi değil onu dinlemek.
 Oyunun yarısına kadar çalıştıktan sonra, on dakika ara verdi ve çalıştıkları haliyle görmek istediğini söyledi. Beklenmedik ve sürpriz istekleriyle şaşırtır arada, çalışmanın bittiği düşünüldüğü anda akış isteyebilir falan. Yapmadığı şey değil, dikkat! Son akıştan sonra bitirmeye karar verdi. Akşamki oyun sağ olsun yoksa elinden kurtulmak öyle kolay değil. Veee en önemlisi de yarın yoklar. 
Sevgiler 
Bay P.

11 Aralık 2015 Cuma

 

Dün yaptıkları hatanın farkına varmış olacaklar ki beni sahneye getirdiler bugün. Hem de Köprüden Görünüş’ün dekorunun içine. Oh olsun böyle de yerleşirim hazır dekorun içine, zordur benimle zaman geçirmek hoş tutmak lazım. Neyse yine sohbet muhabbetleriyle başladı gün. Yani son derece sıkıcı! Sonra Uzaylı oyunun başından itibaren akış almalarını istedi, son sahneye kadar olan kısmı oynadılar. Bu arada Uzaylı ve Çaki bir notlar tutmuşlar izledikleri sahnelerle ilgili, baya kitap basılır o derece. Birde o notları tek tek okudular, üzerine konuştular, tartıştılar… Dinlerken artık ruhumu teslim ediyordum neredeyse.

 

Kısa bir moladan sonra tekrar oyunun başından başlayıp, bu kez sahneleri çalışarak ilerlediler. Uzaylının yeni fikirleri, hatırlatmaları, soruları, oyunları, eleştirileriyle bir süre çalıştılar. Uzaylı ne isterse yapmaya çalışıyorlar, başları belaya girmesin diye bence. yoksa akıl işi değil onu dinlemek.

 

Oyunun yarısına kadar çalıştıktan sonra, on dakika ara verdi ve çalıştıkları haliyle görmek istediğini söyledi. Beklenmedik ve sürpriz istekleriyle şaşırtır arada, çalışmanın bittiği düşünüldüğü anda akış isteyebilir falan. Yapmadığı şey değil, dikkat! Son akıştan sonra bitirmeye karar verdi. Akşamki oyun sağ olsun yoksa elinden kurtulmak öyle kolay değil. Veee en önemlisi de yarın yoklar. 

 

Sevgiler 

Bay P.

 

 

 

 

Bugün yine kütüphaneye getirildim! Neymiş Köprüden Görünüş’ün dekoru kuruluyormuş. Benden daha önemli sanki. Daha önce de söyledim, önceliğiniz ben olmalıyım dedim, bana iyi bakın dedim, beni dedim ihmal etmeyin dedim ama içlerinden birinin bile beni anladığı yok.
Çalışmaya oyunu okuyarak başladılar, Uzaylı böyle bir istekte bulundu artık ne varsa kafasında bilmiyorum. Herkesin teksti yanında mı diye sordu ve o sırada Beyti’den “Teskstsiz saadet neymiş tatmadım bilemem ki” diye mırıl mırıl sesler yükseldi. Hemen kafamı çevirdim duymamaya çalıştım ama artık çok geçti. Okuma sırasında sözler, durumlar, duygular üzerine konuşarak, bazı eklemeler, değişiklikler yaparak ve tabi ki arada şakalı esprili sandıkları şekilde okudular. Yani onlar öyle sandı yoksa yaptıkları şeyler şaka da değil espri de! Sonra mola verdiler. Hani daha önce bahsettiğim beyaz sakallı bir adam vardı Haluk Bilginer. Molada Çaki o adamın ayağını kaydırma planları yapmaya başladı. Yurt dışında işi olduğu için çalışmalarına ara verdikleri Pencere oyununda ben oynayayım diyor. Sakallarımı beyaza boyatır oynarım senelerdir izliyorum onu, yaparım diyor. Elinden gelse tiyatroyu boşaltıp, tek başına hakimiyet kuracak!
Mola dönüşü Avni Abi'yle Pınar’ın sahnesini, sonra da Berk ve Avni Abi'nin sahnesini çalıştılar ve çok şaşırtıcı ama Uzaylı kısa kesip, çalışmayı bitirdi. Erken gittiler yani. 
Görüşürüz 
Bay P.

10 Aralık 2015 Perşembe

 

Bugün yine kütüphaneye getirildim! Neymiş Köprüden Görünüş’ün dekoru kuruluyormuş. Benden daha önemli sanki. Daha önce de söyledim, önceliğiniz ben olmalıyım dedim, bana iyi bakın dedim, beni dedim ihmal etmeyin dedim ama içlerinden birinin bile beni anladığı yok.

 

Çalışmaya oyunu okuyarak başladılar, Uzaylı böyle bir istekte bulundu artık ne varsa kafasında bilmiyorum. Herkesin teksti yanında mı diye sordu ve o sırada Beyti’den “Teskstsiz saadet neymiş tatmadım bilemem ki” diye mırıl mırıl sesler yükseldi. Hemen kafamı çevirdim duymamaya çalıştım ama artık çok geçti. Okuma sırasında sözler, durumlar, duygular üzerine konuşarak, bazı eklemeler, değişiklikler yaparak ve tabi ki arada şakalı esprili sandıkları şekilde okudular. Yani onlar öyle sandı yoksa yaptıkları şeyler şaka da değil espri de! Sonra mola verdiler. Hani daha önce bahsettiğim beyaz sakallı bir adam vardı Haluk Bilginer. Molada Çaki o adamın ayağını kaydırma planları yapmaya başladı. Yurt dışında işi olduğu için çalışmalarına ara verdikleri Pencere oyununda ben oynayayım diyor. Sakallarımı beyaza boyatır oynarım senelerdir izliyorum onu, yaparım diyor. Elinden gelse tiyatroyu boşaltıp, tek başına hakimiyet kuracak!

 

Mola dönüşü Avni Abi'yle Pınar’ın sahnesini, sonra da Berk ve Avni Abi'nin sahnesini çalıştılar ve çok şaşırtıcı ama Uzaylı kısa kesip, çalışmayı bitirdi. Erken gittiler yani. 

 

Görüşürüz 

Bay P.

 

 

 

Selam, saat 13.30 Uzaylı ve Pınar antre cafe’de muhabbette, Berk’i söylememe bile gerek yok artık sanırım yine erkenden gelmiş sahnede! Artık bir saat önceden hazırlıyorum kendimi, kurtuluş yok anladım.
14.30’da sahneye indiler. Oyunda kullanılmak üzere kement gelmiş. Hepsi tek tek sandalyeye geçirmeyi denedi, bir coşku bir heyecan elden ele dolaştı. Hayır becerebilseler bari hepsi birbirinden beceriksiz. Bir ara Beyti kementin İngilizcesini sordu, Pınar “kemınt” dedi. Yaya yaya söyledi “ kyemınt!” git buradan uzaklaş! diye bağıracak oldum ama o anın şokuyla sesim çıkmadı.
 Martin’in giriş sahnesiyle başladılar, bir süre çalıştıktan sonra yoruldular ve biri cesaret edip mola diyebildi. Uzaylı “Burası bitsin mola verelim.” dedi. Orası bitti mola vermedi! Kandırdı yani, insanların duygularıyla oynadı, oyaladı, yordu, yıprattı… Hiç insafı yok.
 Moladan dönüşte Beyti’nin “Martin kapı şen olur le le le” diye mırıldandığını duydum, o dakikadan sonra yaşama sevincim söndü, benliğimden bir parça kopmakla birlikte hayata olan inancım yok oldu! Asla eskisi gibi olamam, derin izlerim, kalıcı yaralarım var artık.
 Sonra kaldıkları yerden çalışmaya devam ettiler. Uzaylı yine sağa sola, sahneye koşturdu durdu. Keşke diyorum, hızını alamasa da koşarken koşarken arka kapıdan çıksa ve çoook uzaklara doğru izini kaybettirse. Onu hiç bulamasak falan… Bakarsın o zaman diğerleri de dağılır gider. Ah be ne güzel hayal. Ama acı gerçek şu ki yarın yine gelecekler! En iyisi yarına kadar biraz dinlenip gücümü toparlamak. 
Görüşürüz 
Bay P.

9 Aralık 2015 Çarşamba

 

Selam, saat 13.30 Uzaylı ve Pınar antre cafe’de muhabbette, Berk’i söylememe bile gerek yok artık sanırım yine erkenden gelmiş sahnede! Artık bir saat önceden hazırlıyorum kendimi, kurtuluş yok anladım.

 

14.30’da sahneye indiler. Oyunda kullanılmak üzere kement gelmiş. Hepsi tek tek sandalyeye geçirmeyi denedi, bir coşku bir heyecan elden ele dolaştı. Hayır becerebilseler bari hepsi birbirinden beceriksiz. Bir ara Beyti kementin İngilizcesini sordu, Pınar “kemınt” dedi. Yaya yaya söyledi “ kyemınt!” git buradan uzaklaş! diye bağıracak oldum ama o anın şokuyla sesim çıkmadı.

 

Martin’in giriş sahnesiyle başladılar, bir süre çalıştıktan sonra yoruldular ve biri cesaret edip mola diyebildi. Uzaylı “Burası bitsin mola verelim.” dedi. Orası bitti mola vermedi! Kandırdı yani, insanların duygularıyla oynadı, oyaladı, yordu, yıprattı… Hiç insafı yok.

 

Moladan dönüşte Beyti’nin “Martin kapı şen olur le le le” diye mırıldandığını duydum, o dakikadan sonra yaşama sevincim söndü, benliğimden bir parça kopmakla birlikte hayata olan inancım yok oldu! Asla eskisi gibi olamam, derin izlerim, kalıcı yaralarım var artık.

 

Sonra kaldıkları yerden çalışmaya devam ettiler. Uzaylı yine sağa sola, sahneye koşturdu durdu. Keşke diyorum, hızını alamasa da koşarken koşarken arka kapıdan çıksa ve çoook uzaklara doğru izini kaybettirse. Onu hiç bulamasak falan… Bakarsın o zaman diğerleri de dağılır gider. Ah be ne güzel hayal. Ama acı gerçek şu ki yarın yine gelecekler! En iyisi yarına kadar biraz dinlenip gücümü toparlamak. 

 

Görüşürüz 

Bay P.

 

 

8 Aralık 2015 Salı 


Saat 14.00’da sahnede Testosteron oyununun dekoru içinde bulduk kendimizi. Berk baterinin başına geçti başladı çalmaya, Pınar ve Avni Abi de bunu bekliyormuş gibi anında çılgınlar gibi dans etmeye başladılar. Bir görsen hallerini neye uğradığımı şaşırdım. Bu neyin coşkusu, neyin heyecanı ve de neyin gereksiz enerjisi bilemedim!
 Sonra ortalık biraz sakinleşince Martin’in sahnesini çalışmaya başladılar ve yine tekrar ederek, bir durup bir başlayarak, bir ileri bir geri detay çalıştılar. Uzaylı, bir bakıyorum sahneye fırlıyor, bir bakıyorum merdivenlere oturmuş pür dikkat izliyor, arada deli bir enerjiyle hızlı hızlı sağa sola dolanıyor. Tedirgin etmeye başladı iyice…
Sonunda insafa geldi ve mola verdiler. Bir ara Berk “Bilentler ne zaman satışa çıkacak “ diye sordu. Evet tabi bilent çünkü o!  Ardından Beyti de “ Biletler ne renk olacak “ diye sordu ve bunlara yine güldüler yazık! Ben kime ne yaptım, ne günah işledim de bu bedeli ödüyorum! Her ne yaptıysam çok pişmanım gerçekten.
 Tekrar başladıklarında bir sonraki sahneyi çalıştılar. Yine niyetmiş, duygu tırmansınmış, şu anın duygusunda olmakmış, dekoru değerlendirmekmiş konuştu… Konuştuu… Konuştuuu!!! Yemek arasından sonra da kaldıkları yerden oyunun sonuna kadar çalışıp bitirdiler. Gerçi Pınar ve Berk’in sahnelerini biraz daha çalıştılar. Bırakmıyor adam.  birileri kurtulsa birilerini rehin alıyor. nereye varacak bunun sonu bilmiyorum.
 Hadi konuşmayı iyi haberle bitireyim. Afişin son hali geldi ve asıldı. Bir görsen nasıl güzel… Bir ara bak bence. Bir de biletler 10 Aralık Perşembe satışa çıkacakmış... Haberin olsun... 
Görüşürüz 
Bay P.

Saat 14.00’da sahnede Testosteron oyununun dekoru içinde bulduk kendimizi. Berk baterinin başına geçti başladı çalmaya, Pınar ve Avni Abi de bunu bekliyormuş gibi anında çılgınlar gibi dans etmeye başladılar. Bir görsen hallerini neye uğradığımı şaşırdım. Bu neyin coşkusu, neyin heyecanı ve de neyin gereksiz enerjisi bilemedim!

Sonra ortalık biraz sakinleşince Martin’in sahnesini çalışmaya başladılar ve yine tekrar ederek, bir durup bir başlayarak, bir ileri bir geri detay çalıştılar. Uzaylı, bir bakıyorum sahneye fırlıyor, bir bakıyorum merdivenlere oturmuş pür dikkat izliyor, arada deli bir enerjiyle hızlı hızlı sağa sola dolanıyor. Tedirgin etmeye başladı iyice…
Sonunda insafa geldi ve mola verdiler. Bir ara Berk “Bilentler ne zaman satışa çıkacak “ diye sordu. Evet tabi bilent çünkü o!  Ardından Beyti de “ Biletler ne renk olacak “ diye sordu ve bunlara yine güldüler yazık! Ben kime ne yaptım, ne günah işledim de bu bedeli ödüyorum! Her ne yaptıysam çok pişmanım gerçekten.
Tekrar başladıklarında bir sonraki sahneyi çalıştılar. Yine niyetmiş, duygu tırmansınmış, şu anın duygusunda olmakmış, dekoru değerlendirmekmiş konuştu… Konuştuu… Konuştuuu!!! Yemek arasından sonra da kaldıkları yerden oyunun sonuna kadar çalışıp bitirdiler. Gerçi Pınar ve Berk’in sahnelerini biraz daha çalıştılar. Bırakmıyor adam.  birileri kurtulsa birilerini rehin alıyor. nereye varacak bunun sonu bilmiyorum.
Hadi konuşmayı iyi haberle bitireyim. Afişin son hali geldi ve asıldı. Bir görsen nasıl güzel… Bir ara bak bence. Bir de biletler 10 Aralık Perşembe satışa çıkacakmış... Haberin olsun... 
Görüşürüz 
Bay P.

 

 

7 Aralık 2015 Pazartesi

Bugün benim için son derece sıkıcı, sinir bozucu ve yorucu bir gündü. Çünkü günün tamamını çılgınca gülerek, deliler gibi kahkahalar atarak, manyaklar gibi şakalaşarak, kaçıklar gibi espriler yaparak geçirdiler… Bitmedi, tükenmedi, sonu gelmedi…
 Kütüphanedeydik bugün, “Martin’in girdiği sahne” dedikleri bölümü çalıştılar başlangıçta. Çalıştılar derken, gülmekten çalışamadılar aslında. Uzaylı’nın aklına sürekli yeni oyunlar geliyor. yapıyorlar, başlıyorlar gülmeye. Baştan alıyorlar yine aynı. Azıcık ciddiyet! Lütfen! Bir ara Uzaylı’nın gülmekten nefesinin kesildiğini gördüm. İşteee sonunda nefes almaya çalışmaktan bir süre konuşamayacak diye sevinirken, o halde bile kesik kesik konuşmaya devam etti. Yahu adamın nefes almaya takati yok hala konuşmaya zorluyor. Nasıl bir canlı türü ben anlayamadım! Sonra bir ara tuhaf tuhaf yaratık gibi hareketler yapmaya başladı. Bence güvenliğimizi tehdit ediyor artık, kontrol altına alınması şart. Küçük bir moladan sonra yine aynı sahne çalışıldı. Pınar’ın oyunu varmış erken gitti. Giderse gitsin, zaten başka bir oyuna gidiyorsa hiç benim olmamış demektir. Dönerse zaten benimdir. Iyyy ne diyorum ben onlar gibi konuşmaya başladım, onlara mı benziyorum giderek!
Sonra Avni Abi de gitti, Beyti ve Berk’in sahneleri çalışıldı. Çaki fırsattan istifade Avni Abi'nin yerine geçti, onu taklit ediyor. Azıcık kendin ol, başkalarına benzemekten vazgeç diyecek oldum sonra vazgeçtim hemen. Belli mi olur Çaki bu o da bir tehdit unsuru. Yalnız baya Avni Abi'nin konuşmasının aynısını yaptı şaşırtıcı.
 Çalışmanın sonuna doğru bir felaket yaşandı. Replikler şöyle:
Martin (Beyti): Nesi var tam olarak
 Eddie (Berk): Şokta
Beyti buna karşılık “Şok’ta mı ben Migros’a gitti sanmıştım.” Dedi. Espriymiş, öyleymiş yani, şakaymış, latifeymiş herhalde.. güldüler çünkü! Bunun üzerine söyleyecek başka bir şey yok sende kusura bakma artık… 
Görüşürüz
Bay P.

 

Bugün benim için son derece sıkıcı, sinir bozucu ve yorucu bir gündü. Çünkü günün tamamını çılgınca gülerek, deliler gibi kahkahalar atarak, manyaklar gibi şakalaşarak, kaçıklar gibi espriler yaparak geçirdiler… Bitmedi, tükenmedi, sonu gelmedi…

 

Kütüphanedeydik bugün, “Martin’in girdiği sahne” dedikleri bölümü çalıştılar başlangıçta. Çalıştılar derken, gülmekten çalışamadılar aslında. Uzaylı’nın aklına sürekli yeni oyunlar geliyor. yapıyorlar, başlıyorlar gülmeye. Baştan alıyorlar yine aynı. Azıcık ciddiyet! Lütfen! Bir ara Uzaylı’nın gülmekten nefesinin kesildiğini gördüm. İşteee sonunda nefes almaya çalışmaktan bir süre konuşamayacak diye sevinirken, o halde bile kesik kesik konuşmaya devam etti. Yahu adamın nefes almaya takati yok hala konuşmaya zorluyor. Nasıl bir canlı türü ben anlayamadım! Sonra bir ara tuhaf tuhaf yaratık gibi hareketler yapmaya başladı. Bence güvenliğimizi tehdit ediyor artık, kontrol altına alınması şart. Küçük bir moladan sonra yine aynı sahne çalışıldı. Pınar’ın oyunu varmış erken gitti. Giderse gitsin, zaten başka bir oyuna gidiyorsa hiç benim olmamış demektir. Dönerse zaten benimdir. Iyyy ne diyorum ben onlar gibi konuşmaya başladım, onlara mı benziyorum giderek!

 

 

Sonra Avni Abi de gitti, Beyti ve Berk’in sahneleri çalışıldı. Çaki fırsattan istifade Avni Abi'nin yerine geçti, onu taklit ediyor. Azıcık kendin ol, başkalarına benzemekten vazgeç diyecek oldum sonra vazgeçtim hemen. Belli mi olur Çaki bu o da bir tehdit unsuru. Yalnız baya Avni Abi'nin konuşmasının aynısını yaptı şaşırtıcı.

 

Çalışmanın sonuna doğru bir felaket yaşandı. Replikler şöyle:

Martin (Beyti): Nesi var tam olarak

Eddie (Berk): Şokta

Beyti buna karşılık “Şok’ta mı ben Migros’a gitti sanmıştım.” Dedi. Espriymiş, öyleymiş yani, şakaymış, latifeymiş herhalde.. güldüler çünkü! Bunun üzerine söyleyecek başka bir şey yok sende kusura bakma artık… 

 

Görüşürüz

Bay P.

 

 

6 Aralık 2015 Pazar

 

Hava soğuk, üzerimde bir kırgınlık, biraz da halsizim bu günlerde… Ama tabiki halimden anlayan yok. Pınar bir saat önceden gelmiş ezber yapıyor, Berk dersen kütüphanede çalışıyor. Anladık en çalışkan sizsiniz tamam ama bir kere de söylediğiniz saatte gelin. Uzaylı’nın seti varmış, çalışmanın yarısına kadar ortalarda yoktu. İyi bari dedim yeter ki o olmasın, diğerlerine katlanırım artık. Derken bir anda baskın yaptı ve ben yaşadığım hayal kırıklığını anlatamam! Ne yani bu baskınlar! Ne görmeyi, ne bulmayı umuyorsun! Ha bu arada o gelene kadar çalışmayı Çaki yönetti ama tavırlarını, pozlarını, havalarını görmen lazım. Zaten bu Çaki hiç tekin değil, elinden gelse Uzaylı’nın ayağını kaydırır benden söylemesi.

 

Başlangıçta küçük bir ısınmadan sonra Çaki daha önceki çalışılmış sahneleri, yeni şeyler deneyerek oynamalarını istedi. Sürekli kulaklarına bir şeyler fısıldadı falan… Bir takım gizemli adam pozları… Çok sıkıcı!

 

Uzaylı gelince önce son sahneye kadar olan kısmı oynadılar, yemek arasından sonra sahne detaylarını çalıştırdı. Yine çılgınca kendini sahneye atıp durdu. Hatta bir ara tüfeği eline alıp, bir sağa bir sola anlamsız hareketler yapmaya başladı. neymiş FBI’larmış. FBI ne ya! Hayır verdiği örneğe mi yanayım, taklit etme biçimine mi yanayım… Yengeç dansı yapar gibi FBI taklidi yaptı. Kocaman adam hiç utanmadı, utanmadığı gibi azıcık yüzü bile kızarmadı ben daha ne diyeyim! Neyse o anları daha fazla hatırlamak istemiyorum.

 

Bugün yine Çağrı geldi beni izlemeye. Bir sürü notlar aldı falan Uzaylıyla da konuştular, duyduğum kadarıyla bana çok güzel müzikler yapacakmış. Sabırsızlıkla bekliyorum. Birde inanmayacaksın ama Beyti bugün yine yatağı kırdı ve bağımlı olduğunu kanıtladı. Sözün bittiği yer!

 

Görüşürüz

Bay P.

 

 

 Selam, Uzaylı ve Çaki’nin antre cafe’deki dedikodularıyla başladı bugün. Dekordan falan bahsediyorlardı, ne planları var anlayamadım ama yakında çıkar kokusu. Sonra 13.30 civarında sahneye teşrif edebildiler. 
Başlangıçta oyunun başından son sahneye kadar olan kısmını hızlı bir şekilde oynadılar. Sonra Uzaylı “ Niyetlerinizi gözden geçirin tekrar baştan alacağız.” dedi. Anlamıyor herhalde, durmadan başa mı alacak insanlar senin için. Memnuniyetsiz, takıntılı, detaycı bir baş belası resmen! 
Ara verdiklerinde Beyti, oyunda bahsedilen Barbara Mandrell’in fotoğrafını gösterdi, saçlarını ve pozunu Zeki Müren’e benzettiler. Hadi bu kadarına bir şey demedim ama sonra “İşte Benim Zeki Müren” şarkısını Barbara Mandrell’e uyarladılar. Bak şimdi şarkının melodisini hayal et. Ettin mi? Tamam şimdi de şunu o melodiye oturt “ Bara bara bara bara bara bara Mandrell… İşte benim Barbara Mandrell” işte buna hunharca güldüler. Evet yemin ederim güldüler . gözlerimle gördüm. O ara sinirden tansiyonum düştü, tam kendime geldim derken Çaki Uzaylıya “ telefonum şarjda” dedi buna karşılık Uzaylı da “şarjda Pekkan” diye bir espri yaptı. İnanabiliyor musun “şarjda Pekkan!” zaten o ara bayılmışım. Biliyorum duydukların korkunç şeyler ama metin olmalıyız, hepsi geçecek.
İkinci akışta Sümer Hanım izlemeye geldi. İzlerken bazı yerlerde çok güldü. Bunların işi gücü gülmek eğlenmek. Bittikten sonra Uzaylı ve Çaki akışla alakalı notlarını söylediler. Uzaylı  “ Duygu tutarlılığı, niyet tutarlılığı, zamanlama, anlar, durumu iyi kavramak…” gibi şeyler söyledi. Çünkü neden çok biliyor! Konuşulanlar üzerine, sahneleri biraz daha çalıştıktan sonra bitirdiler. Neyse ki yarın gelmeyeceklermiş. İşte bu iyi haber.
Görüşürüz 
Bay P.

4 Aralık 2015 Cuma


Selam, Uzaylı ve Çaki’nin antre cafe’deki dedikodularıyla başladı bugün. Dekordan falan bahsediyorlardı, ne planları var anlayamadım ama yakında çıkar kokusu. Sonra 13.30 civarında sahneye teşrif edebildiler. 

 

Başlangıçta oyunun başından son sahneye kadar olan kısmını hızlı bir şekilde oynadılar. Sonra Uzaylı “ Niyetlerinizi gözden geçirin tekrar baştan alacağız.” dedi. Anlamıyor herhalde, durmadan başa mı alacak insanlar senin için. Memnuniyetsiz, takıntılı, detaycı bir baş belası resmen! 

 

Ara verdiklerinde Beyti, oyunda bahsedilen Barbara Mandrell’in fotoğrafını gösterdi, saçlarını ve pozunu Zeki Müren’e benzettiler. Hadi bu kadarına bir şey demedim ama sonra “İşte Benim Zeki Müren” şarkısını Barbara Mandrell’e uyarladılar. Bak şimdi şarkının melodisini hayal et. Ettin mi? Tamam şimdi de şunu o melodiye oturt “ Bara bara bara bara bara bara Mandrell… İşte benim Barbara Mandrell” işte buna hunharca güldüler. Evet yemin ederim güldüler . gözlerimle gördüm. O ara sinirden tansiyonum düştü, tam kendime geldim derken Çaki Uzaylıya “ telefonum şarjda” dedi buna karşılık Uzaylı da “şarjda Pekkan” diye bir espri yaptı. İnanabiliyor musun “şarjda Pekkan!” zaten o ara bayılmışım. Biliyorum duydukların korkunç şeyler ama metin olmalıyız, hepsi geçecek.

 

İkinci akışta Sümer Hanım izlemeye geldi. İzlerken bazı yerlerde çok güldü. Bunların işi gücü gülmek eğlenmek. Bittikten sonra Uzaylı ve Çaki akışla alakalı notlarını söylediler. Uzaylı  “ Duygu tutarlılığı, niyet tutarlılığı, zamanlama, anlar, durumu iyi kavramak…” gibi şeyler söyledi. Çünkü neden çok biliyor! Konuşulanlar üzerine, sahneleri biraz daha çalıştıktan sonra bitirdiler. Neyse ki yarın gelmeyeceklermiş. İşte bu iyi haber.

 

Görüşürüz 

Bay P.

 

 

 

Bugün 14.00’da bekliyordum onları ama bir baktım daha vakit gelmeden Pınar antre cafe’de oturmuş ezber yapıyor. Neyse dedim görünmeden kütüphaneye ineyim orada da Berk çalışıyor. Kafayı benimle bozdular iyice,  sizin yüzünüzü bir saat fazladan görmek zorunda değilim yeter artık!
Sonra geç olsa da toplanıp kütüphaneye yanıma indiler. Başlangıçta şakalaşmalar, espriler, bir takım gereksiz konuşmalar yaptılar. Sanırım birbirlerine nasıl katlandıklarını hiçbir zaman anlayamayacağım. Önce Berk, Beyti ve Avni Abi'nin sahnesini çalıştılar. Sahne her bittiğinde Uzaylı yine sorguya başladı, soruların biri bitiyor biri başlıyor. Dikkat ettim, arada nefes alıyor mu diye baktım, almıyor. Evet resmen nefes almadan soru soruyor. Bir anlasam neyin peşinde?!?  İstediğini vereceğim gitsin diye ama tuhaf istekleri, soruları, hesapları bitmiyor! Bir ara doğallıktan bahsetmeye başladı. O saçlarla doğallıktan bahsediyor. Tanrım nasıl bir şeyin içindeyim? Bu yaşadıklarım gerçek mi? Kurtulmayı diliyorum artık!
Tartışmaları dersen bir türlü bitmiyor. Her cümle üzerine uzun uzun tartışıyorlar, konuşuyorlar, çözümlediklerini falan düşünüyorlar. İnanıyorlar buna yani! Nihayet susmayı başardıkları zaman Pınar’ın da olduğu son sahneyi çalıştılar ve bitirdiler.  Sonrasında Uzaylı ve Çaki’nin rutin dedikoduları tabi.
Neredeyse günün bombasını söylemeyi unutuyordum afiş ile ilgili bir taslak gördüm bugün.bir şey söyleyeyim mi afiş de çok güzel. Yani anla onların olmadığı her parça çok güzel tek sorunum bu ekip ama halledeceğim merak etme. 
Görüşürüz 
Bay P.

3 Aralık 2015 Perşembe

 

Bugün 14.00’da bekliyordum onları ama bir baktım daha vakit gelmeden Pınar antre cafe’de oturmuş ezber yapıyor. Neyse dedim görünmeden kütüphaneye ineyim orada da Berk çalışıyor. Kafayı benimle bozdular iyice,  sizin yüzünüzü bir saat fazladan görmek zorunda değilim yeter artık!

 

Sonra geç olsa da toplanıp kütüphaneye yanıma indiler. Başlangıçta şakalaşmalar, espriler, bir takım gereksiz konuşmalar yaptılar. Sanırım birbirlerine nasıl katlandıklarını hiçbir zaman anlayamayacağım. Önce Berk, Beyti ve Avni Abi'nin sahnesini çalıştılar. Sahne her bittiğinde Uzaylı yine sorguya başladı, soruların biri bitiyor biri başlıyor. Dikkat ettim, arada nefes alıyor mu diye baktım, almıyor. Evet resmen nefes almadan soru soruyor. Bir anlasam neyin peşinde?!?  İstediğini vereceğim gitsin diye ama tuhaf istekleri, soruları, hesapları bitmiyor! Bir ara doğallıktan bahsetmeye başladı. O saçlarla doğallıktan bahsediyor. Tanrım nasıl bir şeyin içindeyim? Bu yaşadıklarım gerçek mi? Kurtulmayı diliyorum artık!

 

Tartışmaları dersen bir türlü bitmiyor. Her cümle üzerine uzun uzun tartışıyorlar, konuşuyorlar, çözümlediklerini falan düşünüyorlar. İnanıyorlar buna yani! Nihayet susmayı başardıkları zaman Pınar’ın da olduğu son sahneyi çalıştılar ve bitirdiler.  Sonrasında Uzaylı ve Çaki’nin rutin dedikoduları tabi.

 

Neredeyse günün bombasını söylemeyi unutuyordum afiş ile ilgili bir taslak gördüm bugün.bir şey söyleyeyim mi afiş de çok güzel. Yani anla onların olmadığı her parça çok güzel tek sorunum bu ekip ama halledeceğim merak etme. 

 

Görüşürüz 

Bay P.

 

 

2 Aralık 2015 Çarşamba

Selam, sana bir iyi birde kötü haberim var. İyi haber, bugün Beyti yoktu. Bir kişi eksikti yani. Kötü haberse gıda zehirlenmesi geçirmiş ama konuştular gayet iyiymiş. Merak etme zaten hiçbirine bir şey olmaz, ancak onlar birine bir şey yaparlar net!
 Uzun bir aradan sonra kütüphaneye geldik. Özlememişim çünkü burası onlara layık bana değil! Uzaylı  “Bugün çalıştığımız sahnelere bakmayacağız, tiradlara çalışacağız” dedi. Hergün yeni bir icat çıkarıyor. işte bunlar hep dikkat çekme çabası. Sana kim dikkatini versin insanın sende dikkati dağılır. Sinirden doğru dürüst cümle kuramadım!
Başlangıçta oyuna uygun bir müzik açtı ve dans edip serbest hareketler yapmalarını istedi. Aynı zamanda seçtikleri bir repliği içinizden geldiği anlarda söyleyin dedi. Karakterin tavrını araştırmak içinmiş. Sen önce bir kendi tavrını bul demek geldi içimden ama sustum. Önce Berk’in tiradını ve Avni Abi'yle sahnesini çalıştılar sonra Pınar’ın tiradını. Uzaylı her cümlede bir şey soruyor, her cümleye bir fikri var, yükselen bir duygu grafiği varmış da, baştaki tavrı giderek değişsinmiş, hikayeyi karakterin şimdiki duygusuyla söylesinmiş geçmişe gitmesinmiş… Kafan karıştı değil mi? Çok normal, bence kendisi de ne söylediğini bilmiyor.
Bir ara Çaki içerden herkese kovboy şapkası buldu getirdi. Bir şımarıklıklar, gülmeler, taklitler, fotoğraf çekmeler… Yok yok onlarla zaman geçirmek çekilecek dert değil. Neyse ki bugün erken bitirdiler çalışmayı mutluyum. Ne kadar az görsem o kadar iyi sonuçta. 
Görüşürüz 
Bay P.

 

Selam, sana bir iyi birde kötü haberim var. İyi haber, bugün Beyti yoktu. Bir kişi eksikti yani. Kötü haberse gıda zehirlenmesi geçirmiş ama konuştular gayet iyiymiş. Merak etme zaten hiçbirine bir şey olmaz, ancak onlar birine bir şey yaparlar net!

 

Uzun bir aradan sonra kütüphaneye geldik. Özlememişim çünkü burası onlara layık bana değil! Uzaylı  “Bugün çalıştığımız sahnelere bakmayacağız, tiradlara çalışacağız” dedi. Hergün yeni bir icat çıkarıyor. işte bunlar hep dikkat çekme çabası. Sana kim dikkatini versin insanın sende dikkati dağılır. Sinirden doğru dürüst cümle kuramadım!

 

Başlangıçta oyuna uygun bir müzik açtı ve dans edip serbest hareketler yapmalarını istedi. Aynı zamanda seçtikleri bir repliği içinizden geldiği anlarda söyleyin dedi. Karakterin tavrını araştırmak içinmiş. Sen önce bir kendi tavrını bul demek geldi içimden ama sustum. Önce Berk’in tiradını ve Avni Abi'yle sahnesini çalıştılar sonra Pınar’ın tiradını. Uzaylı her cümlede bir şey soruyor, her cümleye bir fikri var, yükselen bir duygu grafiği varmış da, baştaki tavrı giderek değişsinmiş, hikayeyi karakterin şimdiki duygusuyla söylesinmiş geçmişe gitmesinmiş… Kafan karıştı değil mi? Çok normal, bence kendisi de ne söylediğini bilmiyor.

 

Bir ara Çaki içerden herkese kovboy şapkası buldu getirdi. Bir şımarıklıklar, gülmeler, taklitler, fotoğraf çekmeler… Yok yok onlarla zaman geçirmek çekilecek dert değil. Neyse ki bugün erken bitirdiler çalışmayı mutluyum. Ne kadar az görsem o kadar iyi sonuçta. 

 

Görüşürüz 

Bay P.

 

 

 

1 Aralık 2015 Salı

 

Bugün 13.00’da sahnedeydiler. Hayret sahneye vaktinde inilen ender günlerden biriydi, şaşkınım! Isınma başladı hemen, bugün baya hızlılar doğrusu. Isınırken birbirlerine sen bacak çalış, sen kol çalış, biri diyor benim elimde sorun var gibi, biri diyor senin duruşun şöyle... Uzaylı da eksik kalır mı sahnede dirilik diye başladı lafa hadi bakalım sustur susturabilirsen. "Kendini bırakma", "kaslarını tut", "diri ol" onu da en çok sen biliyorsun tamam.

 

 

Beyti işi olduğu için iki saat geç geldi, keşke de gelmeseydi bir eksik bir eksiktir. Ama maalesef geç de olsa mutlaka hepsi geliyor artık. Oyunun başından Beyti’nin sahnesine kadar bir kez akıttılar, devamını da o gelince çalıştılar. Kısa bir ara verdikten sonra baştan başlayıp Uzaylı’nın keyfine göre sık sık keserek sahnelerin ayrıntılarını çalıştılar. Takıntılı resmen!  En ince ayrıntısına kadar uğraşıyor bıkmadan. “Duygusu şöyle, niyeti böyle, eylemi öyle” uğraştı durdu. Birde sahneye koşuyor heyecanla anlatıyor biri de çıkıp sakin ol demiyor. Ne halleri varsa görsünler ne desem boş!

 

Bana yeni yatak getirdiler bugün ama değişen hiçbir şey yok Beyti bu yataktan da düşmeyi başardı. Bana kalırsa böyle bir alışkanlığı var. Bir insan her gün düzenli olarak düşemez çünkü kesin bağımlı. Aralarda Çaki ve Uzaylı’nın rutin dedikoduları, parlak sandıkları fikirleri, yaratıcı olduğunu düşündükleri düşünceleri… Kendi kendilerine konuşup kendi kendilerine heyecanlanıyorlar çekilecek gibi değiller doğrusu. Son sahneyi de çalışıp nihayet bitirdiler. Yine akşamki oyun sağ olsun.

 

Sevgiler

Bay P.

 

 

 

 

Evet dünün heyecanıyla bugüne gayet iyi ve pozitif başladım. Saat 14.00’da sahneye yanıma geldiler. Çaki bugün gaza geldi ve ısınmayı kendisi yaptırdı.  Yine aynı pozlar, şekiller, duruşlar… Birde sabah spora gittim falan diyor kendini kandırıyor işte ne yaparsın. Neyse bir takım sağa sola savrulmalardan, tuhaf hareketlerden sonra güzel dekorumun yeni yerleşimine göre hızlı hızlı sahne giriş çıkışlarını çalıştılar. Bıdı bıdı ağızlarının içinden söylüyorlar replikleri, ne dedikleri belli değil. Ne bileyim ayıp bir şeyler bile söylüyor olabilirler, yapabilirler bence öyle bir potansiyelleri var. Sonra Uzaylı coştu sürekli yeni oyunlar, acayip hareketler, anlamsız eylemler isteyip durdu. Neymiş o ondan kaçsınmış da, öbürü de kovalasınmış. O düşsünmüş de, diğeri kaldırsınmış. Gelsinmiş de gitsinmiş... Oooof çok anlamsız! Hayır yani insanlar senin oyuncağın mı?  bu gördüklerim nasıl zoruma gidiyor bilsen! İnsanlara o kadar eziyet çektirip sonra da “biraz dinlenmek ister misiniz? Bir çay için” falan diyor. İşte neden insanlar onu iyi sansın, isyan çıkmasın, ayaklanma olmasın. Çok uyanık çok!
Hayır bunları diğerlerine üzüldüğüm için söylemiyorum, yanlış anlama ne halleri varsa görsünler. Benim en büyük derdim Uzaylıyla.
Asıl ne diyeceğim bugün geçici dekorumdaki yatağı kırdılar! Utanmazlar! Üzerine atlaya zıplaya parçaladılar sonunda. En son Beyti'yle birlikte yerde gördüm yatağımı. Ne bir özür, ne bir mahcubiyet hunharca gülüp eğlendiler birde! 
Son sahneyi çalışarak bitirdiler bugünü. Gerçi Uzaylıya kalsa bitirmezdi ama akşam Dolu Düşün Boş Konuş oyunu varmış bitirmek zorunda kaldı. Bu oyunlar da olmasa ne yapardım bilmem. 
Sevgiler 
Bay P.

30 Kasım 2015 Pazartesi


Evet dünün heyecanıyla bugüne gayet iyi ve pozitif başladım. Saat 14.00’da sahneye yanıma geldiler. Çaki bugün gaza geldi ve ısınmayı kendisi yaptırdı.  Yine aynı pozlar, şekiller, duruşlar… Birde sabah spora gittim falan diyor kendini kandırıyor işte ne yaparsın. Neyse bir takım sağa sola savrulmalardan, tuhaf hareketlerden sonra güzel dekorumun yeni yerleşimine göre hızlı hızlı sahne giriş çıkışlarını çalıştılar. Bıdı bıdı ağızlarının içinden söylüyorlar replikleri, ne dedikleri belli değil. Ne bileyim ayıp bir şeyler bile söylüyor olabilirler, yapabilirler bence öyle bir potansiyelleri var. Sonra Uzaylı coştu sürekli yeni oyunlar, acayip hareketler, anlamsız eylemler isteyip durdu. Neymiş o ondan kaçsınmış da, öbürü de kovalasınmış. O düşsünmüş de, diğeri kaldırsınmış. Gelsinmiş de gitsinmiş... Oooof çok anlamsız! Hayır yani insanlar senin oyuncağın mı?  bu gördüklerim nasıl zoruma gidiyor bilsen! İnsanlara o kadar eziyet çektirip sonra da “biraz dinlenmek ister misiniz? Bir çay için” falan diyor. İşte neden insanlar onu iyi sansın, isyan çıkmasın, ayaklanma olmasın. Çok uyanık çok!

 

Hayır bunları diğerlerine üzüldüğüm için söylemiyorum, yanlış anlama ne halleri varsa görsünler. Benim en büyük derdim Uzaylıyla.

 

Asıl ne diyeceğim bugün geçici dekorumdaki yatağı kırdılar! Utanmazlar! Üzerine atlaya zıplaya parçaladılar sonunda. En son Beyti'yle birlikte yerde gördüm yatağımı. Ne bir özür, ne bir mahcubiyet hunharca gülüp eğlendiler birde! 

 

Son sahneyi çalışarak bitirdiler bugünü. Gerçi Uzaylıya kalsa bitirmezdi ama akşam Dolu Düşün Boş Konuş oyunu varmış bitirmek zorunda kaldı. Bu oyunlar da olmasa ne yapardım bilmem. 

 

Sevgiler 

Bay P.

 

 

 

 

29 Kasım 2015 Pazar
Biraz yorulmuş, yıpranmış ve sarsılmış olsam da çabuk toparladım kendimi. Kafamı topladım, sakinleştim, gardımı aldım ve beklemeye başladım. Bekledim… Bekledim… Bekledim… Gelmediler!
Yukarı çıktım  bir masanın etrafında toplanmış küçük bir maketi inceliyorlar. Bir heyecanlılar, bir beğeniyorlar, mutlular falan yine oyalanacak gereksiz bir şey bulmuşlar dedim ama bir baktım benim dekorumun maketiymiş. Barış Dinçer diye bir adam yapmış detaylarını anlatıyor. Önce çaktırmadan göz ucuyla şöyle bir baktım. Sonra baya baya diktim gözlerimi incelemeye başladım. Bunu söylediğime inanamıyorum ama çok güzel yapmış yahu. Her ayrıntısına kadar bütün parçaları yerleştirmiş, küçük ışık detayları bile koymuş şahane! Çok heyecanlandım tam bana layık bir dekor.
Uzaylıya baktım sevinçten dört köşe ona ne oluyorsa benim dekorum o! Hala üzerine konuşurlarken Sümer Kocagöz diye bir kadın geldi. Tiyatronun müdürü. Bugüne kadar neler çektim yanımda değildin, ben zor günler geçirirken hiç gelmedin de şimdi güzel dekorum gelince mi hatırladın beni! İyi gün dostuymuşsun diye haykırdım ama içimden. Henüz dışımdan haykırmak için hazır hissetmiyorum ama onun da zamanı gelecek merak etme intikam listemde onun adı da var artık! Birde yarın beni izlemek istediğini söyledi, şimdiye kadar yalnız çalışın diye gelmedim artık izleyeyim diyor ama yalan bence kesin dekorumu görünce gelmek istedi, öncesine de bahane uyduruyor.
Barış gidince yemek yerken dekoru konuşmaya devam ettiler. Benim dekorumda gözleri var resmen, ellerinden gelse çekip alacaklar elimden. Ama vermem! Bu uğurda her şeyi göze alırım ama yine de onlara vermem bu da böyle biline! Bay P.

29 Kasım 2015 Pazar

 

Biraz yorulmuş, yıpranmış ve sarsılmış olsam da çabuk toparladım kendimi. Kafamı topladım, sakinleştim, gardımı aldım ve beklemeye başladım. Bekledim… Bekledim… Bekledim… Gelmediler!

 

Yukarı çıktım  bir masanın etrafında toplanmış küçük bir maketi inceliyorlar. Bir heyecanlılar, bir beğeniyorlar, mutlular falan yine oyalanacak gereksiz bir şey bulmuşlar dedim ama bir baktım benim dekorumun maketiymiş. Barış Dinçel diye bir adam yapmış detaylarını anlatıyor. Önce çaktırmadan göz ucuyla şöyle bir baktım. Sonra baya baya diktim gözlerimi incelemeye başladım. Bunu söylediğime inanamıyorum ama çok güzel yapmış yahu. Her ayrıntısına kadar bütün parçaları yerleştirmiş, küçük ışık detayları bile koymuş şahane! Çok heyecanlandım tam bana layık bir dekor.

 

Uzaylıya baktım sevinçten dört köşe ona ne oluyorsa benim dekorum o! Hala üzerine konuşurlarken Sümer Kocagöz diye bir kadın geldi. Tiyatronun müdürü. Bugüne kadar neler çektim yanımda değildin, ben zor günler geçirirken hiç gelmedin de şimdi güzel dekorum gelince mi hatırladın beni! İyi gün dostuymuşsun diye haykırdım ama içimden. Henüz dışımdan haykırmak için hazır hissetmiyorum ama onun da zamanı gelecek merak etme intikam listemde onun adı da var artık! Birde yarın beni izlemek istediğini söyledi, şimdiye kadar yalnız çalışın diye gelmedim artık izleyeyim diyor ama yalan bence kesin dekorumu görünce gelmek istedi, öncesine de bahane uyduruyor.

 

Barış gidince yemek yerken dekoru konuşmaya devam ettiler. Benim dekorumda gözleri var resmen, ellerinden gelse çekip alacaklar elimden. Ama vermem! Bu uğurda her şeyi göze alırım ama yine de onlara vermem bu da böyle biline!

 

Bay P.

 

 

 

 Bugün 14.00’da geleceklerini söylemişlerdi ama baktım gelen giden yok. Sonra ilk aklıma gelen yerde buldum onları… Tabi ki  antre cafe’de. Bir de baktım ne göreyim oturmuşlar Pınar Uzaylı’ya fal bakıyor. Daha neler dedim yaklaştım, dinlemeye başladım. Kısmet diyor, şans diyor, denizkızının ayağı diyor. Denizkızının ayağı nedir ya, çıka çıka ayak mı çıkmış. Gerçi Uzaylı’ya müstahak oh olsun daha da bir şey demem!
Bitince sahneye yanıma geldiler. Pınar ve Berk vardı sadece. Yarım saat sonra da Beyti geldi. Ne gerek varsa gecikmişsin işte vazgeç, geri dön, gelmeyiver. Ama yok illaki gelecek! Çaki’nin oyunu varmış, Avni Abi'nin yine benden mühim işi!
 Önce işkenceyle başladılar. Uzaylı ısınma adı altında işkence yaptı Berk ve Pınar’a. Kendi de katıldı ki işkence olduğunu anlamasınlar diye. Zaten her şeyi tüm ayrıntısıyla planlar. İşkenceden sonra da hiçbir dekoru ve aksesuarı kullanmadan, sahneyi istedikleri gibi serbest oynamalarını söyledi. O dakikadan sonra bir coştular, bağrışmalar, koşturmalar, enteresan duygu geçişleri bu işin sonu nereye varacak çok merak ediyorum. Beyti de katıldı çalışmaya tekrar tekrar çalıştılar sahneleri, sonrasında da dünkü çalışmayla karşılaştırdılar, doğallıktan bahsettiler, karaktere yakınlık dediler, enerji dediler çok biliyorsunuz her şeyi!
Yemek arası verdiklerinde Çağrı Beklen diye bir adam geldi, oyunun müziklerini yapacakmış. Göreceğiz bakalım nasıl yapacak hiçbirinden umudum yok gerçi ama adettendir bekleyelim görelim. Uzaylı oyundan bahsetti, müzikler üzerine konuştular. Her şeyi sen biliyorsun değil mi buna da karış, müzikle alakalı da sen konuş aman bir konuda da susma hep sen konuş! Tamam artık yeter çok gerildim bugün daha fazla konuşamayacağım. 
Görüşmek üzere 
Bay P.

28 Kasım 2015 Cumartesi

 

Bugün 14.00’da geleceklerini söylemişlerdi ama baktım gelen giden yok. Sonra ilk aklıma gelen yerde buldum onları… Tabi ki  antre cafe’de. Bir de baktım ne göreyim oturmuşlar Pınar Uzaylı’ya fal bakıyor. Daha neler dedim yaklaştım, dinlemeye başladım. Kısmet diyor, şans diyor, denizkızının ayağı diyor. Denizkızının ayağı nedir ya, çıka çıka ayak mı çıkmış. Gerçi Uzaylı’ya müstahak oh olsun daha da bir şey demem!

 

Bitince sahneye yanıma geldiler. Pınar ve Berk vardı sadece. Yarım saat sonra da Beyti geldi. Ne gerek varsa gecikmişsin işte vazgeç, geri dön, gelmeyiver. Ama yok illaki gelecek! Çaki’nin oyunu varmış, Avni Abi'nin yine benden mühim işi!

 

Önce işkenceyle başladılar. Uzaylı ısınma adı altında işkence yaptı Berk ve Pınar’a. Kendi de katıldı ki işkence olduğunu anlamasınlar diye. Zaten her şeyi tüm ayrıntısıyla planlar. İşkenceden sonra da hiçbir dekoru ve aksesuarı kullanmadan, sahneyi istedikleri gibi serbest oynamalarını söyledi. O dakikadan sonra bir coştular, bağrışmalar, koşturmalar, enteresan duygu geçişleri bu işin sonu nereye varacak çok merak ediyorum. Beyti de katıldı çalışmaya tekrar tekrar çalıştılar sahneleri, sonrasında da dünkü çalışmayla karşılaştırdılar, doğallıktan bahsettiler, karaktere yakınlık dediler, enerji dediler çok biliyorsunuz her şeyi!

 

Yemek arası verdiklerinde Çağrı Beklen diye bir adam geldi, oyunun müziklerini yapacakmış. Göreceğiz bakalım nasıl yapacak hiçbirinden umudum yok gerçi ama adettendir bekleyelim görelim. Uzaylı oyundan bahsetti, müzikler üzerine konuştular. Her şeyi sen biliyorsun değil mi buna da karış, müzikle alakalı da sen konuş aman bir konuda da susma hep sen konuş! Tamam artık yeter çok gerildim bugün daha fazla konuşamayacağım. 

 

Görüşmek üzere 

Bay P.

 

 

 

Saat 14.00 itibariyle antre cafe’den sinir bozucu kahkahalar yükselmeye başladı. Her zamanki gibi bana gelmeden önceki kısa muhabbet faslı. Ne düşünüyorum biliyor musun birbirlerini seviyorlar bence çünkü sevmeseler çekilecek insanlar değiller, evlat olsalar sevilmezler o derece.
Sahneye geldik ama baya eksikler bugün Çaki, Pınar ve Avni Abi gelmemiş. Hayır gelmesinler zaten istediğimden değil ama bahanelerini dinle bak. Çaki’nin başka bir oyunu varmış, şaşırdım mı hayır daha önce yaşamadığım şey değil. Avni Abi'nin işi varmış ki benden daha önemli ne işi var anlayamadım. Pınar dersen bir dizi için okuma provası yapmaya gitmiş geç geldi. Bak seeen düşmanımla iş birliği ha bunu yazıyorum bir köşeye unutmam! 
Beyti ve Berk’in sahnelerini çalıştılar. Başlarken Uzaylı, istediğiniz zaman başlayın, zamana ihtiyacınız varsa lütfen söyleyin, hazır olduğunuzda başlayın gibi şeyler söyledi ve tamamen kendini iyi göstermek amacıyla yaptı bunu. Korkulur!
 Çalışma yine Uzaylı’nın egzersizleriyle başladı. Beyti ve Berk de nasıl memnun, neymiş bunlar iyi çalışmalarmış, faydalıymış, her tiyatroda yapılmayan ön çalışmalarmış. Sonra sahneyi olduğu haliyle çalışmaya başladılar. Uzaylı yine cümleleri sormaya başladı. Kesip kesip burada ne diyor? Aslında neyi kastediyor? Hayır yani neyin peşindesin? Anlamak istediğin ne? Paranoyak oldum senin yüzünden! Arada çay içmeler, sohbet etmeler, kafa dağıtmalar. Eee böyle olunca enerji toplayıp tekrar başlıyorlar haliyle gün bitmiyor. Şimdi kalkarlar, artık giderler diye diye yoruldum resmen.  Tam bitti gidiyorlar derken Uzaylı baştan çalıştığımız yere kadar oynayın dedi. Bitince yine sonu gelmeyen konuşmalar, uyarılar, tavsiyeler. Aldı mı beni bir sinir. Neyse sabrımın son damlasına kadar dayandım bugünde. Yarın için dinlenip hazırlamalıyım kendimi, malum işim zor her geçen gün şartlar ağırlaşmakta. Bana şans dile. Sevgiler Bay P.

27 Kasım 2015 Cuma

 

Saat 14.00 itibariyle antre cafe’den sinir bozucu kahkahalar yükselmeye başladı. Her zamanki gibi bana gelmeden önceki kısa muhabbet faslı. Ne düşünüyorum biliyor musun birbirlerini seviyorlar bence çünkü sevmeseler çekilecek insanlar değiller, evlat olsalar sevilmezler o derece.

 

Sahneye geldik ama baya eksikler bugün Çaki, Pınar ve Avni Abi gelmemiş. Hayır gelmesinler zaten istediğimden değil ama bahanelerini dinle bak. Çaki’nin başka bir oyunu varmış, şaşırdım mı hayır daha önce yaşamadığım şey değil. Avni Abi'nin işi varmış ki benden daha önemli ne işi var anlayamadım. Pınar dersen bir dizi için okuma provası yapmaya gitmiş geç geldi. Bak seeen düşmanımla iş birliği ha bunu yazıyorum bir köşeye unutmam! 

 

Beyti ve Berk’in sahnelerini çalıştılar. Başlarken Uzaylı, istediğiniz zaman başlayın, zamana ihtiyacınız varsa lütfen söyleyin, hazır olduğunuzda başlayın gibi şeyler söyledi ve tamamen kendini iyi göstermek amacıyla yaptı bunu. Korkulur!

 

Çalışma yine Uzaylı’nın egzersizleriyle başladı. Beyti ve Berk de nasıl memnun, neymiş bunlar iyi çalışmalarmış, faydalıymış, her tiyatroda yapılmayan ön çalışmalarmış. Sonra sahneyi olduğu haliyle çalışmaya başladılar. Uzaylı yine cümleleri sormaya başladı. Kesip kesip burada ne diyor? Aslında neyi kastediyor? Hayır yani neyin peşindesin? Anlamak istediğin ne? Paranoyak oldum senin yüzünden! Arada çay içmeler, sohbet etmeler, kafa dağıtmalar. Eee böyle olunca enerji toplayıp tekrar başlıyorlar haliyle gün bitmiyor. Şimdi kalkarlar, artık giderler diye diye yoruldum resmen.  Tam bitti gidiyorlar derken Uzaylı baştan çalıştığımız yere kadar oynayın dedi. Bitince yine sonu gelmeyen konuşmalar, uyarılar, tavsiyeler. Aldı mı beni bir sinir. Neyse sabrımın son damlasına kadar dayandım bugünde. Yarın için dinlenip hazırlamalıyım kendimi, malum işim zor her geçen gün şartlar ağırlaşmakta. Bana şans dile.

 

Sevgiler

Bay P.

 

 

26 Kasım 2015 Perşembe

 

Yağmurlu bir güne uyandım bugün. Normal şartlarda böyle yumuşak bir havada, ince ince yağan yağmur huzuru çağrıştırır,  sakinliği getirir ama az önce de söylediğim gibi normal şartlarda. Biliyorsun benimki tamamen kara baht ve kör talih üzerine kurulmuş bir hayat.

 

Bugün 14.00’da geleceklerini söylemişlerdi ve maalesef de öyle oldu. Gerçi geç kalmalar, bir takım sorumsuz hareketler, disiplinsiz davranışlar, önemsemez tavırlar görüyorum ama oralara hiç girmeyeceğim. Uzaylı her zamanki gibi herkesten önce geldi ve antre cafe’de oturdu. Bana fena taktı kafayı ve bana kalırsa günün her anında beni düşünüyor, ben odaklı yaşıyor. Prova. Prova. Prova  Adam kabus gibi resmen!

Neyse nihayet toplanabildikten sonra sahneye geldiler. Hayret sahne bu sefer boş sadece benim geçici dekorum var. iyi bari az da olsa rahatladım. Yine ısınmaya başladılar. ısınma derken anla işte nasıl ısındıklarını anlattım, rezillik. Sonra oyunun çalıştıkları ilk kısmını atlayıp sonrasını çalışmaya başladılar. Tabi Uzaylı yine her fırsatta konuşmaya başladı. Birde garip havalara giriyor; bu tirat ne anlatıyor? Bu adamın buna tepkisi nasıl olur? Bu cümlenin alt metni ne? Aslında amacı bir takım kelime oyunlarıyla onları köşeye sıkıştırmak. İşte bunlar hep kötü niyet. Birde durmadan bir sağa bir sola yürüyerek soruyor. Tam bir sorgu havasında. Neden?!? Çünkü ortam gerilsin, huzursuzluk çıksın, düzen bozulsun. Derdi bu. Ayıp!

 

Bir süre konuştular. Görsen hepsi ayrı ayrı ben düşünüyorum, ben sorguluyorum, ben kafa yoruyorum pozlarına girdiler. Hayır sanki düşünseler çözecekler. Aralarda Uzaylıyla Çaki yine çirkin dedikodular peşindeydiler. Sahneleri detay detay konuşup durdular. Zaten Çaki tutturmuş bir postmodernizm diye akşama kadar düzenli aralıklarla kalın çerçeveli gözlüğünü takıp postmodernizm diyor. İşte insanlar ona “ Aaa inanılmaz derecede entelektüel bir adam, aman allahım ne kadar da bilgili o gözlükleriyle, ooo acayip de tartışmacı bir kişi.” desin. Ben anlarım.

 

Akşama kadar sahneleri tekrar tekrar baştan çalıştılar bir kerede anlamıyorlarsa demek. Yine gereksiz gülmeler, bir takım şımarık hareketler, espri adı altında saçma sapan konuşmalar! Hepsinin çocukluklarına inmek şart bence ama oraya inen bir daha çıkar mı bilemem. O yüzden en iyisi hiç bulaşmamak.

 

Sevgiler

Bay P.

 

 

Bugüne ne kadar pozitif, ne kadar mutlu başlamıştım bilsen.. Ta ki onları karşımda görünceye kadar! Yine kendi kendilerine karar verip, toplanıp gelmişler. Hem de tam kadro. Onları birden karşımda görünce aldı mı beni bir titreme. Elim ayağım boşaldı, beynimden desen kaynar sular… Bu derdi başıma salan oyun atölyesi utansın! Daha da bir şey demem.
 Gereksiz bir enerjiyle sahneye indiler. Bu sefer de Dolu Düşün Boş Konuş oyununun dekoruna getirdiler beni. Psikolojim alt üst oldu artık; nereye aidim, kimim, neyim bilemez oldum. Yeterrrr!
 Isınmaya başladılar. Çaki yaptırdı ısınma çalışmasını. Isınma dediğim de işte yok kolunu kaldır, yok bacağını indir, aman da başını döndür. Ama tüm bunları yaptırırken Çaki’deki edaları pozları bir görsen sanırsın dünyanın en sportmen adamı. Koca göbeğinin farkında değilse demek! 
 Sonra Uzaylı dün çalıştırdığı şekilde sahneyi oynamalarını söyledi. Hayır bir kere de sen yap biz görelim sürekli bir talep, arkası gelmeyen istekler bu da yetmezmiş gibi sahne bitince bir saat konuştu. Tam sustu diyorum, yeniden başlıyor. Bitti herhalde diyorum, baştan alıyor. Bence kesin psikolojisi bozuk yani zaten o saçların başka izahı olamaz. Nihayet sustuğu bir anda oyunculardan biri cesaret edip çay içelim falan dedi de konuşması bitti. Dönünce Beyti,  Berk ve Pınar’ın sahnesini çalışmaya başladılar. Yine Uzaylının garip istekleri vardı. şunu da deneyin, bunu da görelim. Kimse de hayır demiyor herkes bir garip, nasıl bir şeyin içine düştüm! Bir de tutturmuş "sahnedeki niyetiniz"  diye sen önce kendi niyetine bak, azıcık iyilik var mı acaba niyetinde!
 Akşam  sahnede oyun var bugün fazla kalamazlar diye düşünürken Uzaylıyla Çaki buna rağmen yakamı bırakmadı. Bu sefer de beni kulise götürüp metin üzerinde çalıştılar. Cümle cümle inceleyip tartışıyorlar. İşte düşünen adam pozları, bir takım entelektüel tartışmalar yapıyorlarmış gibi davranmalar, çalışkan görünme çabaları herkese inandırabilirler ama bana asla! Sonum gelene kadar var gücümle onlara direneceğim ve beraber zafer kahkahaları atacağız.  Sabırla bekle… 
Sevgiler 
Bay P.

25 Kasım 2015 Çarşamba

 

Bugüne ne kadar pozitif, ne kadar mutlu başlamıştım bilsen.. Ta ki onları karşımda görünceye kadar! Yine kendi kendilerine karar verip, toplanıp gelmişler. Hem de tam kadro. Onları birden karşımda görünce aldı mı beni bir titreme. Elim ayağım boşaldı, beynimden desen kaynar sular… Bu derdi başıma salan oyun atölyesi utansın! Daha da bir şey demem.

 

Gereksiz bir enerjiyle sahneye indiler. Bu sefer de Dolu Düşün Boş Konuş oyununun dekoruna getirdiler beni. Psikolojim alt üst oldu artık; nereye aidim, kimim, neyim bilemez oldum. Yeterrrr!

 

Isınmaya başladılar. Çaki yaptırdı ısınma çalışmasını. Isınma dediğim de işte yok kolunu kaldır, yok bacağını indir, aman da başını döndür. Ama tüm bunları yaptırırken Çaki’deki edaları pozları bir görsen sanırsın dünyanın en sportmen adamı. Koca göbeğinin farkında değilse demek! 

 

Sonra Uzaylı dün çalıştırdığı şekilde sahneyi oynamalarını söyledi. Hayır bir kere de sen yap biz görelim sürekli bir talep, arkası gelmeyen istekler bu da yetmezmiş gibi sahne bitince bir saat konuştu. Tam sustu diyorum, yeniden başlıyor. Bitti herhalde diyorum, baştan alıyor. Bence kesin psikolojisi bozuk yani zaten o saçların başka izahı olamaz. Nihayet sustuğu bir anda oyunculardan biri cesaret edip çay içelim falan dedi de konuşması bitti. Dönünce Beyti,  Berk ve Pınar’ın sahnesini çalışmaya başladılar. Yine Uzaylının garip istekleri vardı. şunu da deneyin, bunu da görelim. Kimse de hayır demiyor herkes bir garip, nasıl bir şeyin içine düştüm! Bir de tutturmuş "sahnedeki niyetiniz"  diye sen önce kendi niyetine bak, azıcık iyilik var mı acaba niyetinde!

 

Akşam  sahnede oyun var bugün fazla kalamazlar diye düşünürken Uzaylıyla Çaki buna rağmen yakamı bırakmadı. Bu sefer de beni kulise götürüp metin üzerinde çalıştılar. Cümle cümle inceleyip tartışıyorlar. İşte düşünen adam pozları, bir takım entelektüel tartışmalar yapıyorlarmış gibi davranmalar, çalışkan görünme çabaları herkese inandırabilirler ama bana asla! Sonum gelene kadar var gücümle onlara direneceğim ve beraber zafer kahkahaları atacağız.  Sabırla bekle… 

 

Sevgiler 

Bay P.

 

 

 

23 Kasım 2015 pazartesi
Artık ne gündüzüm kaldı ne gecem! Yeni adet çıkardılar başıma, aksamları geliyorlar iki gündür. Gündüz Uzaylının seti varmış da çekime gidecekmiş. Madem set vardı bana niye başladın setine git o zaman. Pınar desen bir programa katılacakmış gündüz gelemezmiş. Bana bir şey soran yok, kafalarına göre konuşup karar alıyorlar. Hayır yani daha kaç gündür tanışıyoruz da akşamın köründe gelip, gecenin yarısına kadar kalıyorsunuz. Hep o Uzaylının başının altından çıkıyor. Birde seviniyorlar anlamsızca neymiş beni gece daha çok seviyorlarmış. Bakalım ben sizi seviyor muyum? Hayır tabiki!
 Bugün Pınar, ben Pınar Şentürk'üm diye geldi, Berk altta kalır mı, madem öyle bende Berk Sekman'ım bundan sonra dedi. Eski hallerinden ne hayır geldi de yeni hallerinden umudum olsun. Değişen bir şey yok kendi kendilerine havalara falan girdiler her şey Uzaylının istediği gibi son derece saçma ilerliyor! Sahneye inince yine anlamsız egzersizlere başladılar. Çaki futbol maçı anlattı Pınar ve Berk de duruma göre tepki verdiler. Bir görseniz kendilerini yerlere atmalar, ciyak ciyak bağırmalar, zıplamalar sıçramalar, inan ki yüreğin kaldırmaz. Birde nasıl gülüyorlar, eğlenceli olduklarını düşünüyorlar herhalde yazık.
Sonra çok bilmiş Uzaylı işte bu duyguları kullanın, oyundaki keskin duygu geçişlerinde bunlar aklınıza gelsin falan dedi. Resmen konuşmak için konuşuyor. Oyunu yarısına kadar tekrar tekrar çalıştılar. Uzaylının aklına her yeni sahnede bir şey geliyor, görsen bir heyecan bir coşku, kel kafasından çıkan dört tüy saçını sallaya sallaya sahneye koşuyor. Başlıyor anlatmaya;  buradaki niyet bu, şuradaki duygu bu. Her şeye bir lafı var. Sonra yine gülmeler eğlenmeler azıcık ciddi olun yahu! Arada çaylar kahveler içiyorlar kimsenin gitmeye niyeti yok. Birde çalışma bitince karşılıklı teşekkür ediyorlar önemli bir şey yapmışlar gibi. Neyse ki iyi bir haberim var yarın gelmeyecekler kafamı dinleyeceğim biraz. 
Sevgiler Bay P.

23 Kasım 2015 Pazartesi

 

Artık ne gündüzüm kaldı ne gecem! Yeni adet çıkardılar başıma, aksamları geliyorlar iki gündür. Gündüz Uzaylının seti varmış da çekime gidecekmiş. Madem set vardı bana niye başladın setine git o zaman. Pınar desen bir programa katılacakmış gündüz gelemezmiş. Bana bir şey soran yok, kafalarına göre konuşup karar alıyorlar. Hayır yani daha kaç gündür tanışıyoruz da akşamın köründe gelip, gecenin yarısına kadar kalıyorsunuz. Hep o Uzaylının başının altından çıkıyor. Birde seviniyorlar anlamsızca neymiş beni gece daha çok seviyorlarmış. Bakalım ben sizi seviyor muyum? Hayır tabiki!

 

Bugün Pınar, ben Pınar Şentürk'üm diye geldi, Berk altta kalır mı, madem öyle bende Berk Sekman'ım bundan sonra dedi. Eski hallerinden ne hayır geldi de yeni hallerinden umudum olsun. Değişen bir şey yok kendi kendilerine havalara falan girdiler her şey Uzaylının istediği gibi son derece saçma ilerliyor! Sahneye inince yine anlamsız egzersizlere başladılar. Çaki futbol maçı anlattı Pınar ve Berk de duruma göre tepki verdiler. Bir görseniz kendilerini yerlere atmalar, ciyak ciyak bağırmalar, zıplamalar sıçramalar, inan ki yüreğin kaldırmaz. Birde nasıl gülüyorlar, eğlenceli olduklarını düşünüyorlar herhalde yazık.

 

Sonra çok bilmiş Uzaylı işte bu duyguları kullanın, oyundaki keskin duygu geçişlerinde bunlar aklınıza gelsin falan dedi. Resmen konuşmak için konuşuyor. Oyunu yarısına kadar tekrar tekrar çalıştılar. Uzaylının aklına her yeni sahnede bir şey geliyor, görsen bir heyecan bir coşku, kel kafasından çıkan dört tüy saçını sallaya sallaya sahneye koşuyor. Başlıyor anlatmaya;  buradaki niyet bu, şuradaki duygu bu. Her şeye bir lafı var. Sonra yine gülmeler eğlenmeler azıcık ciddi olun yahu! Arada çaylar kahveler içiyorlar kimsenin gitmeye niyeti yok. Birde çalışma bitince karşılıklı teşekkür ediyorlar önemli bir şey yapmışlar gibi. Neyse ki iyi bir haberim var yarın gelmeyecekler kafamı dinleyeceğim biraz. 

 

Sevgiler

Bay P.

 

 

 

22 Kasım 2015 Pazar
Haberin olsun bunlar iyice yoldan çıktılar. Benden haber alamazsan bil ki başıma bir şey gelmiştir bu işin peşini sakın bırakma. Bugün 19.30’da geleceklerini söylediler, Berk hiç haber vermeden bir saat önce geldi. Neymiş efendim çalışacakmış. Bu ne ya benim de bir özelim var sonuçta, kendime ayırdığım zamanım var, ben seni bir saat fazladan çekmek zorunda mıyım! Sonra etrafı kolaçan ederken birde baktım Uzaylıyla Çaki Antre Cafe’de oturmuş dedikodu yapıyorlar. Tam olarak duyamadım ama afişten bahsediyorlardı. Ha birde Uzaylı benim dekorumun kaba bir taslağını çizdi. Çizdi dediysem lafın gelişi öyle aslında çizemedi çizdiğini sandı resmen. Birde açıklıyor yok şöyle olacak yok böyle olacak çok anlıyor sanki.
Avni Abi'yle Beyti gelmedi bugün. Sana bir şey söyleyeyim mi ben bu uzaylıdan şüpheleniyorum kesin ayaklarını kaydırdı, işlerinden etti, ekmekleriyle oynadı ne fenadır o. En yakın zamanda işin aslını öğrenip rezil edeceğim onu.
Bütün bunların üstüne birde Pınar geç geldi sabrımı deniyorlar resmen! Oyunu varmış da geç başlamış da dinlemedim bile umurumda değil!
İndiler sahneye ısınmaya başladılar, saçma sapan hareketler, sağa sola koşmalar, zıplamalar falan kocaman insanların düştüğü duruma bak ya onların yerine ben utandım resmen! Biraz dinlenip oyunu çalışmaya başladılar Uzaylı durmadan yeni bir şeyler yaptırıyor, nasıl gülüyorlar nasıl eğleniyorlar bir taklitler, garip hareketler bişeyler hayır yani komik değil komik olsa ben gülerim zaten. Değil! Ben sıkılıyorum o sıkılmıyor elinden gelse sabaha kadar gitmeyecek ayıp bir şey ayıp! bu yaştan sonra ayıbı ben mi öğreteyim.  Birde sakarlar sorma gitsin bugün sahnedeki yatağa yatarken hepsi sırayla düştü neredeyse. En son Çakiyi dekora doğru yuvarlanırken gördüm. Oh olsun diyeceğim ama düşünce bile gülüyorlar. Bunlar nasıl insanlar anlamadım  kendim için endişeliyim gözünü seveyim beni ihmal etme. 
Sevgiler 
Bay P.

22 Kasım 2015 Pazar

 

Haberin olsun bunlar iyice yoldan çıktılar. Benden haber alamazsan bil ki başıma bir şey gelmiştir bu işin peşini sakın bırakma. Bugün 19.30’da geleceklerini söylediler, Berk hiç haber vermeden bir saat önce geldi. Neymiş efendim çalışacakmış. Bu ne ya benim de bir özelim var sonuçta, kendime ayırdığım zamanım var, ben seni bir saat fazladan çekmek zorunda mıyım! Sonra etrafı kolaçan ederken birde baktım Uzaylıyla Çaki Antre Cafe’de oturmuş dedikodu yapıyorlar. Tam olarak duyamadım ama afişten bahsediyorlardı. Ha birde Uzaylı benim dekorumun kaba bir taslağını çizdi. Çizdi dediysem lafın gelişi öyle aslında çizemedi çizdiğini sandı resmen. Birde açıklıyor yok şöyle olacak yok böyle olacak çok anlıyor sanki.

Avni Abi'yle Beyti gelmedi bugün. Sana bir şey söyleyeyim mi ben bu uzaylıdan şüpheleniyorum kesin ayaklarını kaydırdı, işlerinden etti, ekmekleriyle oynadı ne fenadır o. En yakın zamanda işin aslını öğrenip rezil edeceğim onu.

 

Bütün bunların üstüne birde Pınar geç geldi sabrımı deniyorlar resmen! Oyunu varmış da geç başlamış da dinlemedim bile umurumda değil!

 

İndiler sahneye ısınmaya başladılar, saçma sapan hareketler, sağa sola koşmalar, zıplamalar falan kocaman insanların düştüğü duruma bak ya onların yerine ben utandım resmen! Biraz dinlenip oyunu çalışmaya başladılar Uzaylı durmadan yeni bir şeyler yaptırıyor, nasıl gülüyorlar nasıl eğleniyorlar bir taklitler, garip hareketler bişeyler hayır yani komik değil komik olsa ben gülerim zaten. Değil! Ben sıkılıyorum o sıkılmıyor elinden gelse sabaha kadar gitmeyecek ayıp bir şey ayıp! bu yaştan sonra ayıbı ben mi öğreteyim.  Birde sakarlar sorma gitsin bugün sahnedeki yatağa yatarken hepsi sırayla düştü neredeyse. En son Çaki'yi dekora doğru yuvarlanırken gördüm. Oh olsun diyeceğim ama düşünce bile gülüyorlar. Bunlar nasıl insanlar anlamadım  kendim için endişeliyim gözünü seveyim beni ihmal etme. 

 

Sevgiler 

Bay P.

 

 

 

21 Kasım 2015 Cumartesi
Sonunda bunu da yaptılar! Yani pes doğrusu! Bir kendini bilmezlik, bir aklı beş karış havadalık! Hemen anlatıyorum ama bak aramızda kalsın..
Dün, bugün için beni sahnede yapma kararı almışlardı. Ben de sahnede bekledim o kadar saat yine. Neyse geldiler, marke dekoru kurdular, aksesuarlar, reji masası vs yerleştirildi, her şey hazır: Dank! 'E Bugün Köprüden Görünüş'ün matinesi vaaardıııı!...'  Yani nevrim döndü! Matine de kim! Hem bana ne canım! Bir kere de köprüden görünmeyiversinler! Ama benim fikrimi soran yok tabii.. Bana ait ne varsa torlayıp toparlayıp kütüphaneye götürdüler, ben de peşlerinde tabii.. Sinir sıkışması yaşadım, ilaçlarla ayaktayım!..
Baktım gene ısınıyor bunlar. Bana ısınıyorlar sanki! (Aman siz de bozmayın beni hemen, biliyorum bana ısındıklarını)  Benim uzaylı, yorucu bir egzersiz yaptırdı ve ardından eline boş bir resim çerçevesi aldı. Yaratıcı bir günündeymiş izlenimi vermeye çalışır gibiydi oyunculara. Böyle gizemli haller falan..  Bana yutturamadı ama! Önce 'Boş Çerçeve' şarkısını söyletecek sandım ama öyle olmadı.. Pozlu pozlu yere koydu çerçeveyi ve oyunculara içine girmelerini, oyunu çerçevenin dışına asla çıkmadan oynamalarını söyledi. Vallaa kimse de itiraz etmedi. Bittiğinde herkes bir memnun bir memnun ki sormayın. Sanırsınız yeni bir gezegen keşfettiler! Galiba bunlar deli.. Kısa bir aradan sonra masa ve yatağıma yeniden kavuştum. Bu sefer beni kese kese ilerlediler.  Her kestiklerinde karakterlerin niyetlerinden bahsettiler. Benim niyetimi soran yok tabii..  Ah bilseler bende ne niyetleeer ne niyetler.. 
Sahne çalışması bitince gidecekler sandım ama beni de yanlarına alıp Antre Cafe'ye çıktılar. Hazal geldi yanımıza. Psikoloji bölümünde okuyormuş. Tam Hazal'a sorunlarımdan bahsedecektim ki uzaylı yönetmen araya girdi, karakterlerin psikolojileri ve yönelimlerine, davranış biçimlerine yansıması konusunda tartışma başlattı. Oldukça koyu, derin bir sohbet oldu. Anal dönemler, oral dönemler, idler, egolar, aidiyet yoksunlukları, güven-emniyet problemleri havalarda uçuştu. Bir kere bile bana dönüp "Bi sıkıntın var mı, anal dönemin nasıl, iyi mi?" diye soran olmadı. Tatsızlık çıkmasın diye camı çerçeveyi indirmedim. 
Uzaylı ve Çaki bir ara fısır fısır konuşmaya başladılar.. Biliyorum benim hakkımda, kesin! Hatta bir ara Prömiyer adında birinden bahsettiler. Kim olduğunu çok merak ediyorum. Ocak gibi gelecekmiş galiba.  Hiç hayra alamet değil bence bu konuşmalar ya bakalım, yarın çıkar kokusu..
Biliyorum hep kendimden bahsettim ama bir tek sana güvenebilirim, bunların hepsi deli. Sen nasılsın bu arada?
Bay P  

21 Kasım 2015 Cumartesi

 

Sonunda bunu da yaptılar! Yani pes doğrusu! Bir kendini bilmezlik, bir aklı beş karış havadalık! Hemen anlatıyorum ama bak aramızda kalsın...

 

Dün, bugün için beni sahnede yapma kararı almışlardı. Ben de sahnede bekledim o kadar saat yine. Neyse geldiler, marke dekoru kurdular, aksesuarlar, reji masası vs yerleştirildi, her şey hazır: Dank! 'E Bugün Köprüden Görünüş'ün matinesi vaaardıııı!...'  Yani nevrim döndü! Matine de kim! Hem bana ne canım! Bir kere de köprüden görünmeyiversinler! Ama benim fikrimi soran yok tabii.. Bana ait ne varsa torlayıp toparlayıp kütüphaneye götürdüler, ben de peşlerinde tabii.. Sinir sıkışması yaşadım, ilaçlarla ayaktayım!..

 

Baktım gene ısınıyor bunlar. Bana ısınıyorlar sanki! (Aman siz de bozmayın beni hemen, biliyorum bana ısındıklarını)  Benim uzaylı, yorucu bir egzersiz yaptırdı ve ardından eline boş bir resim çerçevesi aldı. Yaratıcı bir günündeymiş izlenimi vermeye çalışır gibiydi oyunculara. Böyle gizemli haller falan..  Bana yutturamadı ama! Önce 'Boş Çerçeve' şarkısını söyletecek sandım ama öyle olmadı.. Pozlu pozlu yere koydu çerçeveyi ve oyunculara içine girmelerini, oyunu çerçevenin dışına asla çıkmadan oynamalarını söyledi. Vallaa kimse de itiraz etmedi. Bittiğinde herkes bir memnun bir memnun ki sormayın. Sanırsınız yeni bir gezegen keşfettiler! Galiba bunlar deli.. Kısa bir aradan sonra masa ve yatağıma yeniden kavuştum. Bu sefer beni kese kese ilerlediler.  Her kestiklerinde karakterlerin niyetlerinden bahsettiler. Benim niyetimi soran yok tabii..  Ah bilseler bende ne niyetleeer ne niyetler.. 

 

Sahne çalışması bitince gidecekler sandım ama beni de yanlarına alıp Antre Cafe'ye çıktılar. Hazal geldi yanımıza. Psikoloji bölümünde okuyormuş. Tam Hazal'a sorunlarımdan bahsedecektim ki uzaylı yönetmen araya girdi, karakterlerin psikolojileri ve yönelimlerine, davranış biçimlerine yansıması konusunda tartışma başlattı. Oldukça koyu, derin bir sohbet oldu. Anal dönemler, oral dönemler, idler, egolar, aidiyet yoksunlukları, güven-emniyet problemleri havalarda uçuştu. Bir kere bile bana dönüp "Bi sıkıntın var mı, anal dönemin nasıl, iyi mi?" diye soran olmadı. Tatsızlık çıkmasın diye camı çerçeveyi indirmedim. 

 

Uzaylı ve Çaki bir ara fısır fısır konuşmaya başladılar.. Biliyorum benim hakkımda, kesin! Hatta bir ara Prömiyer adında birinden bahsettiler. Kim olduğunu çok merak ediyorum. Ocak gibi gelecekmiş galiba.  Hiç hayra alamet değil bence bu konuşmalar ya bakalım, yarın çıkar kokusu..

 

Biliyorum hep kendimden bahsettim ama bir tek sana güvenebilirim, bunların hepsi deli. Sen nasılsın bu arada?

 

Sevgiler

Bay P  

 

 


20 Kasım 2015 Cuma
     
Dünden beri sahnede ekibin bana gelmesini bekliyorum. Oysa onlar Antre'de çay keyfindeler. Bana muhtaç olduklarını anlayınca patır patır döküldüler sahneye. 'Nooldu?!' dedim "Bensiz yapamayacağınızı anladınız değil mi?" 
Her buluşmamızda farklı bir dekorla karşılaşıyorum. Bugün de "Köprüden Görünüş" dekorunda buldum kendimi. Ben kendi dekorumu istiyorum! Barış Dinçel diye bir adam yapacakmış benimkini. Duyuyorum konuşuyorlar arada fısır fısır ama tam olarak neler döndüğünü henüz anlamadım. Yine ısınmayla başladılar bana. Sanki ben yeterince sıcak değilim. Hah!  Bir takım tuhaf egzersizler falan! Ama ben biliyorum hep o tuhaf saçlı yönetmenin başının altından çıkıyor bunlar. Sanırım birileri de onun kafasında bazı tuhaf egzersizler yapmış. Kel kafasının tepesinde tuhaf bir saç adacığı var ve o adacıktan geriye doğru örgülü bir uzantısı var. Belki dokungaç olarak kullanıyordur bilmiyorum ama uzaylı gibi. Yardımcısı da tuhaf. Konuşmayı bilmiyor bence. Örneğin "Sallanan santalye" dedi bugün. Kocaman gözleri var ve iyice açtığında Çakiye benziyor. Korkuyorum. 
Uzaylı yönetmen herkese oyunun geçtiği mekanı ve bu mekanın dışını nasıl hayal ettiklerini sordu. Bana sormadı. Bozuldum ama belli etmedim. Pınar'ın tarif ettiği şekilde mekanı oluşturup bu mekanın karakterlerin yönelimlerine etkisi ve olanakları üzerine çalıştılar. Seyir keyfi yüksek pek çok an oluştuğu şeklinde konuşmalar duydum. Eeeeh yeter artık be! Küçük dağları siz yarattınız!  Ben olmasam görürdüm halinizi! Hepsi benim sayemde oldu! diye bağırdım. (Tabi içimden)
Size daha önce bahsettiğim bir konuda haklı çıktım maalesef. Hani bu ekibe  alışmaya başlasam da temkinli olmam gerektiğini söylemiştim. Haklıymışım işte. Beyti beni başka bir provayla aldattı! İnkar da etmedi. Açık açık benim kollarımdan başka bir provanın kollarına atılmak için beni bırakıp gitti. Pınar da  başka bir oyuna kaçtı. Ama elbet bana dönecekler. İşte o zaman geniş kenarlı beyaz şapkamla döner sandalyeden yavaşça onlara dönüp 'Bir zamanlar bırakıp gittiğiniz fakir ama gururlu provanıza dönmek için yalvarıyorsunuz demek!' Diyeceğim. Kendimi ağırdan satmaya kararlıyım. Yarın görüşürüz. İyi olan kazansın!
Bay P  

20 Kasım 2015 Cuma

 

Dünden beri sahnede ekibin bana gelmesini bekliyorum. Oysa onlar Antre'de çay keyfindeler. Bana muhtaç olduklarını anlayınca patır patır döküldüler sahneye. 'Nooldu?!' dedim "Bensiz yapamayacağınızı anladınız değil mi?" 

 

Her buluşmamızda farklı bir dekorla karşılaşıyorum. Bugün de "Köprüden Görünüş" dekorunda buldum kendimi. Ben kendi dekorumu istiyorum! Barış Dinçel diye bir adam yapacakmış benimkini. Duyuyorum konuşuyorlar arada fısır fısır ama tam olarak neler döndüğünü henüz anlamadım. Yine ısınmayla başladılar bana. Sanki ben yeterince sıcak değilim. Hah!  Bir takım tuhaf egzersizler falan! Ama ben biliyorum hep o tuhaf saçlı yönetmenin başının altından çıkıyor bunlar. Sanırım birileri de onun kafasında bazı tuhaf egzersizler yapmış. Kel kafasının tepesinde tuhaf bir saç adacığı var ve o adacıktan geriye doğru örgülü bir uzantısı var. Belki dokungaç olarak kullanıyordur bilmiyorum ama uzaylı gibi. Yardımcısı da tuhaf. Konuşmayı bilmiyor bence. Örneğin "Sallanan santalye" dedi bugün. Kocaman gözleri var ve iyice açtığında Çakiye benziyor. Korkuyorum. 

 

Uzaylı yönetmen herkese oyunun geçtiği mekanı ve bu mekanın dışını nasıl hayal ettiklerini sordu. Bana sormadı. Bozuldum ama belli etmedim. Pınar'ın tarif ettiği şekilde mekanı oluşturup bu mekanın karakterlerin yönelimlerine etkisi ve olanakları üzerine çalıştılar. Seyir keyfi yüksek pek çok an oluştuğu şeklinde konuşmalar duydum. Eeeeh yeter artık be! Küçük dağları siz yarattınız!  Ben olmasam görürdüm halinizi! Hepsi benim sayemde oldu! diye bağırdım. (Tabi içimden)

 

Size daha önce bahsettiğim bir konuda haklı çıktım maalesef. Hani bu ekibe  alışmaya başlasam da temkinli olmam gerektiğini söylemiştim. Haklıymışım işte. Beyti beni başka bir provayla aldattı! İnkar da etmedi. Açık açık benim kollarımdan başka bir provanın kollarına atılmak için beni bırakıp gitti. Pınar da  başka bir oyuna kaçtı. Ama elbet bana dönecekler. İşte o zaman geniş kenarlı beyaz şapkamla döner sandalyeden yavaşça onlara dönüp 'Bir zamanlar bırakıp gittiğiniz fakir ama gururlu provanıza dönmek için yalvarıyorsunuz demek!' Diyeceğim. Kendimi ağırdan satmaya kararlıyım. Yarın görüşürüz. İyi olan kazansın!

 

Sevgiler

Bay P.  

 

 

 

18 Kasım 2015 Çarşamba
Sözün bittiği yer! Ne diyeyim artık bilemiyorum… Yönetmen bugün de ortada yok! setteymiş de çekimdeymişmiş! Olacak şey mi? Soruyorum size? Gelme tamam ama beni bu yardımcı yönetmenin eline de verme, böyle olmaz bu şartlarda devam edemem.
Bugün sadece Pınar ve Berk’in sahneleri çalışıldı. Çalışma başlayalı yarım saat kadar olmuştu ki birde baktım ne göreyim yönetmen pat diye çıktı geldi. Anlayın işte baskın yaptı yani, suçüstü gibi, hani sanki bir takım sinsilikler gibi de denilebilir. Ayıp bir şey! Çekim erken bitti geldim dedi ama kesin yalan söylüyor bence, beni gafil avlamaya çalıştı amacı o. Ama sonuç olarak beni bulması gerektiği gibi buldu. Önce birer çay içtiler, sohbet ettiler sonra bana geri geldiler ama bu bir gelip bir gitmelerden hiç hoşlanmıyorum bilginiz olsun. 
Tekrar başladıklarında yönetmen artık kontrolü eline aldı ve hızlı ve net ilerlemeye başladılar. Artık hayal edilen somut olarak canlanmaya başladı ve böyle olunca sahneler yaşayan anlara dönüşmeye başladı. Sonra hiç beklemediğim bir anda ilk gün gelen beyaz sakallı adam geldi. Adını öğrendim bu sefer Haluk Bilginer'miş. Oturdu beni izledi. Çalışma sonunda konuşulurken Haluk Bilginer, gittikleri yolun çok doğru olduğunu, merak uyandırdığını, içine çektiğini ve çok güzel olacağına inandığını söyledi. Birde dedi ki; “Seyirci, oyundan çıkınca arabasını nereye park ettiğini unutursa işte o zaman iyi bir şey izlemiştir. Arabayı nereye park ettiklerini unutturmalıyız.” Bunun üzerine çok düşündüm, azıcık da siz düşünün. 
Sevgiler Bay P.

18 Kasım 2015 Çarşamba


Sözün bittiği yer! Ne diyeyim artık bilemiyorum… Yönetmen bugün de ortada yok! setteymiş de çekimdeymişmiş! Olacak şey mi? Soruyorum size? Gelme tamam ama beni bu yardımcı yönetmenin eline de verme, böyle olmaz bu şartlarda devam edemem.

 

Bugün sadece Pınar ve Berk’in sahneleri çalışıldı. Çalışma başlayalı yarım saat kadar olmuştu ki birde baktım ne göreyim yönetmen pat diye çıktı geldi. Anlayın işte baskın yaptı yani, suçüstü gibi, hani sanki bir takım sinsilikler gibi de denilebilir. Ayıp bir şey! Çekim erken bitti geldim dedi ama kesin yalan söylüyor bence, beni gafil avlamaya çalıştı amacı o. Ama sonuç olarak beni bulması gerektiği gibi buldu. Önce birer çay içtiler, sohbet ettiler sonra bana geri geldiler ama bu bir gelip bir gitmelerden hiç hoşlanmıyorum bilginiz olsun. 

 

Tekrar başladıklarında yönetmen artık kontrolü eline aldı ve hızlı ve net ilerlemeye başladılar. Artık hayal edilen somut olarak canlanmaya başladı ve böyle olunca sahneler yaşayan anlara dönüşmeye başladı. Sonra hiç beklemediğim bir anda ilk gün gelen beyaz sakallı adam geldi. Adını öğrendim bu sefer Haluk Bilginer'miş. Oturdu beni izledi. Çalışma sonunda konuşulurken Haluk Bilginer, gittikleri yolun çok doğru olduğunu, merak uyandırdığını, içine çektiğini ve çok güzel olacağına inandığını söyledi. Birde dedi ki; “Seyirci, oyundan çıkınca arabasını nereye park ettiğini unutursa işte o zaman iyi bir şey izlemiştir. Arabayı nereye park ettiklerini unutturmalıyız.” Bunun üzerine çok düşündüm, azıcık da siz düşünün. 

 

Sevgiler

Bay P.

 

 

 

 

17 Kasım 2015 Salı
Merhaba, bilginiz olsun bugün biraz ağır konuşacağım! Söylemeyim söylemeyim diyorum ama nereye kadar. Her gün mü gelinir arkadaş her gün mü?!!! Tamam tanıştık, kaynaştık, zaman geçirdik ama yeter artık! Hayır birde saat 15.00’da.  Tam günün ortasında toplanmış gelmişler. Görseniz bir istekliler bir hevesliler, azıcık kendi halime bırakın beni yahu!
Tabi bunları söyleyemedim çünkü yönetmen ortada yoktu. Neymiş çekimi varmış! Hayır kendisinin gelmediği yetmezmiş gibi birde beni yardımcı yönetmene emanet etmiş. Bu adamı ilk gördüğüm günden beri gözüm tutmadı diyorum tutmuyor, tutmayacak! 
Her neyse ben beyefendi kişiliğimi bozmayacağım. Onlar ne kadar zorlasa da sakinliğimi koruyacağım,  bir Bay Prova kolay yetişmiyor. 
Geldiler çalışmaya başladılar ama ben başlarda ikna olmadım tabi, sonra baktım baya güzel çalışıyorlar kaptırdım gittim bende onlara. Ama sağım solum da belli olmaz her an vazgeçebilirim. Ayrıca zor bir adamımdır ve ilk gün de söylediğim gibi ilgi beklerim. Bugün sahnedeydik ve Testosteron oyununun dekoru eşliğinde bol hareketli bir çalışma oldu. Hatta o kadar hareketliydi ki bir ara Pınar masanın üstünden düşmekten son anda kurtuldu Berk de parmağını kesti. Gerçi bana geldikleri ilk günden beri her gün ayrı bir kaza oldu ama bununla benim uzaktan yakından alakam yok. Sonra biraz ara verdiler çay kahve, egzersiz, oyun derken.... Neyseki bugün kısa sürdü, bakalım artık yarın belki gelmezler. Sevgiler Bay P.

17 Kasım 2015 Salı


Merhaba, bilginiz olsun bugün biraz ağır konuşacağım! Söylemeyim söylemeyim diyorum ama nereye kadar. Her gün mü gelinir arkadaş her gün mü?!!! Tamam tanıştık, kaynaştık, zaman geçirdik ama yeter artık! Hayır birde saat 15.00’da.  Tam günün ortasında toplanmış gelmişler. Görseniz bir istekliler bir hevesliler, azıcık kendi halime bırakın beni yahu!

Tabi bunları söyleyemedim çünkü yönetmen ortada yoktu. Neymiş çekimi varmış! Hayır kendisinin gelmediği yetmezmiş gibi birde beni yardımcı yönetmene emanet etmiş. Bu adamı ilk gördüğüm günden beri gözüm tutmadı diyorum tutmuyor, tutmayacak! 

Her neyse ben beyefendi kişiliğimi bozmayacağım. Onlar ne kadar zorlasa da sakinliğimi koruyacağım,  bir Bay Prova kolay yetişmiyor. 

Geldiler çalışmaya başladılar ama ben başlarda ikna olmadım tabi, sonra baktım baya güzel çalışıyorlar kaptırdım gittim bende onlara. Ama sağım solum da belli olmaz her an vazgeçebilirim. Ayrıca zor bir adamımdır ve ilk gün de söylediğim gibi ilgi beklerim. Bugün sahnedeydik ve Testosteron oyununun dekoru eşliğinde bol hareketli bir çalışma oldu. Hatta o kadar hareketliydi ki bir ara Pınar masanın üstünden düşmekten son anda kurtuldu Berk de parmağını kesti. Gerçi bana geldikleri ilk günden beri her gün ayrı bir kaza oldu ama bununla benim uzaktan yakından alakam yok. Sonra biraz ara verdiler çay kahve, egzersiz, oyun derken.... Neyseki bugün kısa sürdü, bakalım artık yarın belki gelmezler.

 

Sevgiler

Bay P.

 

 

 

 Merhaba, bugün beni yine kütüphaneye getirdiler. Artık takılmıyorum bu duruma. Hava değişimi diye, arada farklılık oluyor diye bakıyorum. Artık ne kadar pozitif ve uyumlu olduğumu siz düşünün. Biz provalar hep böyleyizdir zaten, bilin istedim.
     Bugün ekip tam kadro buradaydı. Herkesin olduğu günleri çok seviyorum enerjim değişiyor bir anda. Başlangıçta oyundaki karakterlerle alakalı; nasıl konuştuğu, tepkileri, davranışları hakkında yeni şeyler ortaya çıkarmak için hikaye anlatma egzersizi yaptılar ve üzerine çalışmada hissettikerini ve birbirleriyle alakalı gözlemlerini konuştular.
     Sonra metinle beraber oyunu çalışmaya başladılar ama bu sefer daha sık keserek ve konuşmalar, niyetler üzerine daha fazla sorup tartışarak ilerlediler. Her kelimesine kadar ince ince düşünüp gerek duyduklarında çeviriyle alakalı düzeltmeler yaptılar. Durum bu kadar titiz ilerliyor söyleyeyim.
  1.       Beş gündür size yemeklerden hiç söz etmedim. Zaten niye etmeliyim ki dimi. Ama bir süredir şunu fark ettim ki beş gündür yemekte herkes istisnasız hep aynı şeyi söylüyor “çorbalar harika” . ekibin hiç değişmeyen ortak noktası bu. Adeta bir ritüel haline geldi; çorba masaya geldiği anda herkes hep bir ağızdan- tek ekip tek yürek şeklinde- çorbayı övüyor. Şimdi bunu niye anlattın demeyin çünkü artık bu konuda duygularımı gizleyemiyorum, çorbalara hafif bir kıskanma duygusuyla karışık kafayı taktım. Hiç kimseyi hiçbir şeyi benim kadar sevmesinler istiyorum. Aman Tanrım ben baya bağ kurmaya başlıyorum bunlarla!16 Kası

16 Kasım 2015 Pazartesi

 

Merhaba, bugün beni yine kütüphaneye getirdiler. Artık takılmıyorum bu duruma. Hava değişimi diye, arada farklılık oluyor diye bakıyorum. Artık ne kadar pozitif ve uyumlu olduğumu siz düşünün. Biz provalar hep böyleyizdir zaten, bilin istedim.

 

Bugün ekip tam kadro buradaydı. Herkesin olduğu günleri çok seviyorum enerjim değişiyor bir anda. Başlangıçta oyundaki karakterlerle alakalı; nasıl konuştuğu, tepkileri, davranışları hakkında yeni şeyler ortaya çıkarmak için hikaye anlatma egzersizi yaptılar ve üzerine çalışmada hissettikerini ve birbirleriyle alakalı gözlemlerini konuştular.

 

Sonra metinle beraber oyunu çalışmaya başladılar ama bu sefer daha sık keserek ve konuşmalar, niyetler üzerine daha fazla sorup tartışarak ilerlediler. Her kelimesine kadar ince ince düşünüp gerek duyduklarında çeviriyle alakalı düzeltmeler yaptılar. Durum bu kadar titiz ilerliyor söyleyeyim.

Beş gündür size yemeklerden hiç söz etmedim. Zaten niye etmeliyim ki dimi. Ama bir süredir şunu fark ettim ki beş gündür yemekte herkes istisnasız hep aynı şeyi söylüyor “çorbalar harika” . ekibin hiç değişmeyen ortak noktası bu. Adeta bir ritüel haline geldi; çorba masaya geldiği anda herkes hep bir ağızdan- tek ekip tek yürek şeklinde- çorbayı övüyor. Şimdi bunu niye anlattın demeyin çünkü artık bu konuda duygularımı gizleyemiyorum, çorbalara hafif bir kıskanma duygusuyla karışık kafayı taktım. Hiç kimseyi hiçbir şeyi benim kadar sevmesinler istiyorum. Aman Tanrım ben baya bağ kurmaya başlıyorum bunlarla!

 

 

 

Merhababugün tam dört gün oldu. Dört gündür hayattayım ve kısa bir süre sonra birlikte çalıştığım ekiple beraber yeni bir şey getireceğiz hayata, bu bir oyun.. Baya kanlı canlı yaşamaya başlayacak. Çok heyecanlı… Bugün biraz duygusal mıyım ne?
Neyse bilirsiniz uzatmayı sevmem, hem bu duygusal havayı da dağıtayım yoksa…
Bugün bana egzersizlerle başladılar.  Pınar Berk ve Avni Abi'nin birbirleriyle teması kesmeden, ağar hareketlerle sürekli bir devinimde oldukları bir egzersizdi bu. Bir süre sonra harika bir şeye dönüştü. Resmen iki dakika içinde karakterlerin yaşadıkları ilişkiyi, ruh hallerini ve hikayeyi anladığımız bir ana dönüştü. Bu anlar oyuncuları da beni de heyecanlandırdı. Yani uzun lafın kısası bana bunlarla gelin!
Çalışmaya ara verildiğinde kuliste dinlenirken Berk bize piyano çaldı ve işte günün bomba anı o an gelişti. Herkes sakince çayını içip müziği dinlerken Muharrem bir anda “Avni Abi dans edelim mi?” dedi ve Avni Abi bu soruyu bekliyormuş gibi hemen cevap verdi “Evet”. Dans etmediler ama dinlenmek için gittiğimiz kuliste gülmekten yorulduk 
Sonra metin üzerinden konuşarak, daha çok deneyerek devam ettiler. Bugün de herkes memnun, yine teşekkürler birşeyler… Hepsini üstüme alıyorum. Aslında birbirlerine ediyorlar ama buradaki baş kahraman benim. teşekkür en çok benim hakkım! İşte böyle… Yine gel laflarız. Sevgiler Bay P.
 

14 Kasım 2015 Cumartesi

 

Merhaba, bugün tam dört gün oldu. Dört gündür hayattayım ve kısa bir süre sonra birlikte çalıştığım ekiple beraber yeni bir şey getireceğiz hayata, bu bir oyun.. Baya kanlı canlı yaşamaya başlayacak. Çok heyecanlı… Bugün biraz duygusal mıyım ne?

 

Neyse bilirsiniz uzatmayı sevmem, hem bu duygusal havayı da dağıtayım yoksa…

 

Bugün bana egzersizlerle başladılar.  Pınar Berk ve Avni Abi'nin birbirleriyle teması kesmeden, ağar hareketlerle sürekli bir devinimde oldukları bir egzersizdi bu. Bir süre sonra harika bir şeye dönüştü. Resmen iki dakika içinde karakterlerin yaşadıkları ilişkiyi, ruh hallerini ve hikayeyi anladığımız bir ana dönüştü. Bu anlar oyuncuları da beni de heyecanlandırdı. Yani uzun lafın kısası bana bunlarla gelin!

 

Çalışmaya ara verildiğinde kuliste dinlenirken Berk bize piyano çaldı ve işte günün bomba anı o an gelişti. Herkes sakince çayını içip müziği dinlerken Muharrem bir anda “Avni Abi dans edelim mi?” dedi ve Avni Abi bu soruyu bekliyormuş gibi hemen cevap verdi “Evet”. Dans etmediler ama dinlenmek için gittiğimiz kuliste gülmekten yorulduk.:)

 

Sonra metin üzerinden konuşarak, daha çok deneyerek devam ettiler. Bugün de herkes memnun, yine teşekkürler birşeyler… Hepsini üstüme alıyorum. Aslında birbirlerine ediyorlar ama buradaki baş kahraman benim. teşekkür en çok benim hakkım! İşte böyle… Yine gel laflarız. Sevgiler Bay P.

 

 

 

 

13 Kasım 2015 Cuma

 

Geldin demek, yine buradasın. Bende biri gelse de konuşsam diye bekliyordum.

 

Bana kalırsa dün hissettiklerimi anlayıp gönlümü almak istediler ve sahneye geldik. Oh bee geniş, ferah, güzel… En çok burada olmayı seviyorum evet.

 

Her neyse uzatmayı çok sevmem! Bugün yine bana geldiler. Biraz daha alışmış olduğumu hissetsem de, belli de olmaz tanımıyorum kimseyi henüz temkinli olmakta fayda var. Şimdilik biraz daha zaman geçireyim sonra karar veririm. Provayım sonuçta benim gözüme girmek öyle kolay değil, her şey benimle iyi geçinmeye bakar benden söylemesi.

 

Zaman kaybetmeden, önce biraz ısınma egzersizleri yaptılar (bu benimle iyi vakit geçirmek için çok gerekli) sonra yine derin konulardan konuşmaya başladılar. Üstelik bu sefer daha detaylı; karakterlerin özellikleri, duygu durumları, olayların temelinde nelerin olduğu… bu yaşıma geldim hala kelimelerin altından nasıl bu kadar derin anlamlar çıkarıyorlar şaşırıyorum, bravo doğrusu…

 

 

Her şey yolunda giderken bir ara yönetmen Pınar ve Berk’ten özgür bir yemek tarifi istedi ve o zamandan beri çok tedirginim! Şöyle ki tarifin içinde; cam, ayakkabı, ruj sosu ve aklınızdan bile geçmeyecek malzemeler. Ha birde yemek koltukla, içecekler basket topuyla, ayağın iç kısmıyla vurmak suretiyle servis edilecekmiş. Ürktüm! Evet tam manasıyla ürktüm. Daha sonra anladım ki bu oyundaki karakterlerden bir şeyler bulmak ve açığa çıkarmak için yapılan bir egzersizmiş. Rahatladım, her şey yolunda. Benden ayrılırken herkes çok mutluydu, teşekkürler havada uçuştu falan… Yarın yine gelecekler benden söylemesi.

 

Sevgiler Bay P.

 

 

12 Kasım 2015 Perşembe

 

Merhaba, “Yine mi sen?” demeyin çünkü sonum gelene kadar her gün buralardayım. Bittiğim güne kadar uğradığınız her gün karşınızda beni bulacaksınız.
 Bugün beni kütüphaneye götürdüler, sahnede dekor kurulduğu için çalışma burada yapılacakmış. Önce ne münasebet benim yerim sahne benimle zaman geçirilecekse bu sahnede olmalı dedim. Başlarda biraz gerildim ne yalan söyleyeyim azıcık da içerledim hani. Ama baktım herkes çok iyi, uyumlu, tatlı. Sonra canları sağ olsun, şartlar her zaman uygun olmayabilir dedim ve girdiğim yanlıştan hemen döndüm.
Saat 12.00’da toplanıp bana geldiler. Önce oyuncular ısınmak için bir ön çalışma yaptılar, sonra oyun üzerine konuşuldu. Konuşmalar çok ilgi çekici, derinliği olan konuşmalardı; aidiyet duygusundan, köksüz olmaktan, suçluluk duygusundan ve daha çook şeyden bahsettiler. Sonra hemen oyunu çalışmaya başladılar. Yönetmen, oyunculara istedikleri, düşündükleri, hissettikleri ne varsa o şekilde oynamalarını her şeyi deneyebileceklerini söyledi. Bu zamana kadar bana çok gelen oldu, gözlemlediğim kadarıyla bir oyuncu için kendisine özgür alan tanınması çok büyük şans. Özgür prova, evet resmen özgürüm… Giderlerken yine beklerim dedim konuştuk uygun zaman belirledik yarın gelecekler. Yarın bu taraflarda olursanız görüşelim kim bilir ilginç haberlerim olur belki… 
Görüşürüz, sevgiler Bay P.

Merhaba, “Yine mi sen?” demeyin çünkü sonum gelene kadar her gün buralardayım. Bittiğim güne kadar uğradığınız her gün karşınızda beni bulacaksınız.

Bugün beni kütüphaneye götürdüler, sahnede dekor kurulduğu için çalışma burada yapılacakmış. Önce ne münasebet benim yerim sahne benimle zaman geçirilecekse bu sahnede olmalı dedim. Başlarda biraz gerildim ne yalan söyleyeyim azıcık da içerledim hani. Ama baktım herkes çok iyi, uyumlu, tatlı. Sonra canları sağ olsun, şartlar her zaman uygun olmayabilir dedim ve girdiğim yanlıştan hemen döndüm.

 

Saat 12.00’da toplanıp bana geldiler. Önce oyuncular ısınmak için bir ön çalışma yaptılar, sonra oyun üzerine konuşuldu. Konuşmalar çok ilgi çekici, derinliği olan konuşmalardı; aidiyet duygusundan, köksüz olmaktan, suçluluk duygusundan ve daha çook şeyden bahsettiler. Sonra hemen oyunu çalışmaya başladılar. Yönetmen, oyunculara istedikleri, düşündükleri, hissettikleri ne varsa o şekilde oynamalarını her şeyi deneyebileceklerini söyledi. Bu zamana kadar bana çok gelen oldu, gözlemlediğim kadarıyla bir oyuncu için kendisine özgür alan tanınması çok büyük şans. Özgür prova, evet resmen özgürüm… Giderlerken yine beklerim dedim konuştuk uygun zaman belirledik yarın gelecekler. Yarın bu taraflarda olursanız görüşelim kim bilir ilginç haberlerim olur belki… 

 

Görüşürüz, sevgiler Bay P.

 

 

 

 

11 Kasım 2015 Çarşamba

 

Meraba; benim adım prova. Sizin adınız ne?

 

Her şeye başlamadan önce size biraz kendimden bahsetmek isterim; ben Prova, kısaca Bay P. okkadar!

Ha birde bugün benim doğum günüm :)

 

Neyse; bugün tüm oyuncular, yönetmen, yardımcı yönetmen, asistan (bunlar benim olmazsa olmazımdır) tiyatro müdürü Sümer, Rana (çünkü onun title’ı da ismiyle aynı) ve kim olduğunu kesinlikle anlamadığım beyaz sakallı bir adam bana girdiler. Mana aramayın, ben yalınımdır.

 

 ‘’Aşk delisi’’ diye bir oyun seçmişler; Sam Shepard diye bir adam oyunu yazmış, Muharrem Özcan adında bir adam oyunu yönetecekmiş (ki sanırım Moğol asıllı bir sanatçı), Pınar Çağlar Gençtürk adında bir kadın ‘’May’’ karakterini, Berk Hakman adında bir adam ‘’Eddie’’, Beyti Engin adında bir adam ‘’Martin’’ ve Avni Yalçın isimli bir adam da ‘’Yaşlı adam’’ karakterini oynayacakmış.  Sahne tasarımını Barış Dinçel diye bir adam müzikleri Çağrı Beklen adında bir adam, ışıkları da Kemal Yiğitcan diye bir başka adam yapacakmış. Yardımcı yönetmenliği Tuna Kırlı (hiç gözüm tutmadı) yaparken, asistanlığı da Aynur Güçlü adında bir kadın yapacakmış. ‘’Bana mı yapıyosunuz, hadi başlayın!’’ diye haykırmak geldi içimden ama ben haykıramam, onun yerine daha çetrefilli ve psikolojik yöntemlerim vardır, mesela kahkaha atabilsem atardım burada (kötü adam kahkahası-her şeyi ben mi söyleyeceğim!!-), neyse. Bu arada bu beyaz sakallı adamın adı da Haldun Bilgili miydi, Hardun Boyner miydi, Haluk Bilginer miydi neyse işte öyle bir şeydi, ben ona ‘’Uçan Hollandalı’’ diyeceğim. Oyunu da o çevirmiş, peh. Neyse.

Green roomda oturup oyunu bir güzel okudular, bitirdiklerinde herkes çok etkilenmişti, derin bir sessizlik oldu ve yönetmen vaveylalar atarak ortalıkta bir müddet dans ettikten sonra, provaya gerek yok, haftaya oynayalım bu oyunu, yapın hemen dekoru diye talimat verdi. Şaka tabi. Sancılıdır benim ilk dönemlerim, hele ilk okumalarda en deneyimli oyuncu bile bocalar, onlar da her şeye en başından başlar benim gibi, ve ben yaş aldıkça onlar da bilgeleşir.

Okumadan sonra bir iki oyun üzerine konuşma, biraz susma, sonra yine konuşma, acık kahkaha, hafif tebessüm, bakışmalar, sessizlik ve yeniden konuşmalar yaşandı. Hep böyledir zaten. Sonunda da yarın saat 13:00’da kütüphanede buluşup bana girmek üzerine anlaşıp birer birer ayrıldılar birbirlerinden. Herkes ayrılırken benden bir parça almayı da unutmadı. Çünkü; bana başladın mı artık hep yanındayımdır, çünkü ayrılıklar sevdaya, molalar da yolculuğa dahildir.

Serüvenimiz böylece başladı işte okuyucu, ve ben de her serüven gibi; dikkat, sevgi ve ilgi beklerim unutma.

 

Kendine iyi bak, yarın görüşürüz.

 

Not: alıntı yaparsak isim ya da kaynak yazmayız biz, sen elektriği açınca Edison diyor musun?!! Öyleyse hadi ordan!

 

Sevgiler

Bay P.

 


       

 

[yukarı]