Hansel ve Gretel'in Öteki Hikayesi (2015-2016)



 

Gerçekler acıtır mı?
Kan bağı size neler yaptırır?
Ahlaki değerler hangi durumlarda esneyebilir?
Sırlarla dolu iki kardeşin hikayesi bu sorulara cevap arayarak bize modern bir 
Hansel ve Gretel masalı anlatmaktadır....

Hansel Ve Gretel'in Öteki Hikayesi

 

Gerçekler acıtır mı?

Kan bağı size neler yaptırır?

Ahlaki değerler hangi durumlarda esneyebilir?

Sırlarla dolu iki kardeşin hikayesi bu sorulara cevap arayarak bize modern bir Hansel ve Gretel masalı anlatmaktadır....

 

Orijinal Adı

In a Forest, Dark and Deep

 

Yazan

Neil LaBute

Çeviren

Haluk Bilginer

Yöneten

Ali Altuğ

 

Sahne Tasarımı

Barış Dinçel


Müzik

Tolga Çebi

 

Işık Tasarımı

Kemal Yiğitcan

 

Video Tasarımı

Gülay Yiğitcan

 

Afiş Tasarımı

Berkcan Okar

 

Oynayanlar

 

Betty

Ayça Bingöl

 

Bobby
Salih Bademci

 

Yönetmen Asistanları

Gözde Başaran

Ilgın Bingöl

 

Afiş Fotoğrafları

Mikail Yılmaz

 

Oyun Fotoğrafları

Ali Karatuna

Emre Mollaoğlu

 

(Tek perde; 85')

 

Dekor için 'ya teşekkür ederiz.

 

 

 

 



Neil Labute
Yazan

 

ABD'li oyun yazarı ve bağımsız film yönetmeni Neil LaBute 19 Mart 1963'te Detroit, Michigan'da doğdu. 1981 yılında katıldığı Mormon Kilisesi'nden 2005 yılında ayrıldı. LaBute'un, bu dinle olan ilişkisi kafalarda her zaman bir soru işareti olmuştur. 1992'de sahnelenen oyunu In the Company Of Men Mormonlar Cemiyeti ödülüne layık görüldü. Yazdığı oyunlar kadar çektiği filmlerle de tartışma konusu olan LaBute'un film kariyeri, 1997 de In the Company Of Men'i senaryolaştırıp filmini yapması ve Sundance Film Festivali'nde ödül alması ile başladı. Bu başarısının getirdiği destekle senaryosu yine kendisine ait olan Your Friends and Neighbours'ı çekti. 1999'da yazdığı Bash:Latterday Plays ile bağlı olduğu kiliseyi kızdırdı. Daha sonra, 2001'de The Shape of Things, The Distance From Here 2002'de yazdı. 11 Eylül günü sevgilisinin evinde olduğu için ikiz kulelerdeki faciadan kurtulan evli bir iş adamının hikayesini anlatan Mecy Seat yazdı. LaBute oyunlarında en dikkat çekici nokta insan doğasındaki kötücüllüğün zaafların ve acımasızlığın olabilecek en estetik şekilde ortaya konmasıdır. 

Yazdığı bazı oyunlar: In The Company of Men, Bash: Latterday Plays, The Shape of Things (Şeylerin Şekli), The Distance From Here, The Mecy Seat (Kayıp), Autobahn, Fat Pig (Şişman Domuz), This is How It Goes, Reasons to be Pretty (Zorla Güzellik).

Haluk Bilginer

Çeviren

 

Ankara Devlet Konservatuvarı Yüksek Bölümü’nden 1977 yılında mezun oldu. Londra Müzik ve Drama Sanatları Akademisi'nde (LAMDA) ileri tiyatro öğrenimi gördü.

1980 ile 1991 arasından İngiltere’de çeşitli tiyatrolarda rol aldığı oyun ve müzikallerden başlıcaları: My Fair Lady, Kafkas Tebeşir DairesiMacbeth, Pal JoeyBelamiPhantom of the Opera (West End'de Ken Hill'in).

İngiltere’de televizyon ve sinema çalışmaları: (TV dizileri) Eastenders, Glory Boys, Murder of a Moderate Man, Bergerac, Memories of Midnight, The Bill (Filmler) Half Moon StreetChildren’s CrusadeIshtar, Buffalo SoldiersSpooksShe’s Gone, The InternationalW.E.The Reluctant FundamentalistRosewater, Winter Sleep (Kış Uykusu).

Başrolünü oynadığı Kış Uykusu filmi Cannes Film Festivali'nde Altın Palmiye ödülü kazandı. Ayrıca bu filmdeki rolü ile de Palm Spring Film Festivali'nde En İyi Erkek Oyuncu ödülünü aldı.

Winter Sleep (Kış Uykusu).
Başrolünü oynadığı Kış Uykusu filmi Cannes Film Festivali'nde Altın Palmiye ödülü kazandı. Ayrıca bu filmdeki rolü ile de Palm Spring Film Festivali'nde En İyi Erkek Oyuncu ödülünü aldı.

1990 yılında Tiyatro Stüdyosu’nun kurucuları arasında yer aldı. Tiyatro Stüdyosu’nun Aldatma, Kan Kardeşleri, Derin Bir Soluk Al, Çöplük, Histeri ve Balkon oyunlarında başrolleri üstlendi.

Ülkemizde sinema ve televizyon çalışmaları:

TV dizileri: Gecenin Öteki Yüzü, Ateşten Günler, Safiyedir Kızın Adı, Borsa, Son Söz Sevginin, Gülşen Abi, Eyvah Babam, Tatlı Hayat, Karanlıkta Koşanlar, Cesur Kuşku, Sayın Bakanım, Yine de Aşığım, Sevgili Dünürüm, Nerede Kalmıştık, Sıkı Dostlar, EzelCuma'ya Kalsa, İstanbul'un Altınları, Hayatımın Rolü, Kaçak.
Filmler: Kara Sevdalı Bulut, Ölürayak, İki Kadın, 80. Adım, İstanbul Kanatlarımın Altında, Nihavent Mucize, Masumiyet, Usta Beni Öldürsene, Harem Suare, Fasulye, Güle Güle, Filler ve Çimen, Neredesin Firuze?, Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü?PolisGüneşin Oğlu, Devrim Arabaları, New York'ta Beş Minare, Çanakkale Çocukları, Kış Uykusu.

Rol aldığı oyunlar ve filmlerle birçok ödül kazandı.

1999 yılında oyun atölyesi’ni Zuhal Olcay’la beraber kurdular. oyun atölyesi’nin Dolu Düşün Boş Konuş (1999), Ayrılış (2000), Ermişler ya da Günahkarlar (2002), Cimri (2004), Jeanne d’Arc’ın Öteki Ölümü (2005), Atinalı Timon (2006), Evlilikte Ufak Tefek Cinayetler (2007), "7" (şekspir müzikali) (2009), Don Juan'ın Gecesi (2011), Antonius ile Kleopatra (2012), Nehir (2013) oyunlarında oynadı ve Dolu Düşün Boş Konuş (2002), Nehir (2013) oyunlarını yönetti.

Ali Altuğ
Yöneten

 

İstanbul Üniversite Devlet Konservatuvarı'ndan 1998 yılında mezun oldu. Dokuz Eylül Üniversitesi’nde 2002 yılında yüksek lisansını yaptı. 2012 yılında yine aynı okulda doktorasını tamamladı. 1996 ve 2001 yılları arasında Dormen Tiyatrosu’nda sırasıyla, Amphitryon, Nice Yıllara, Olacak Şey Değil, Kare As oyunlarında rol aldı. 2002 yılında İstanbul Şehir Tiyatroları'na girdi. Oyun, Mefisto, Onlarlar Ermiş Muradına, Leonce İle Lena, Lüküs Hayat, Keşanlı Ali Destanı, Pazartesi Perşembe, Çalıkuşu, Yaban Ormanı, Kanlı Nigar, 12 Öfkeli Adam oynadığı oyunlardan bazıları olup, halen Şehir Tiyatroları'nda oyunculuk kariyerine devam etmektedir. Aynı zamanda Eğitmenlik yapmaktadır. Yeditepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tiyatro Bölümü’nde 2002-2008 yılları arasında Öğretim Görevlisi olarak çalışmıştır. Halen Haliç Üniversitesi Konservatuar'ı Tiyatro Bölümü'nde ve Beykent Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde Öğretim Görevlisi olarak çalışmaya devam etmektedir. Bunun yanı sıra; çeşitli liselerin tiyatro kulüplerinde ve Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde tiyatro eğitmenliği yapmıştır. Aksigorta’nın tiyatro kulübünde ki çalışmaları 2007 yılından bu yana devam etmektedir. Okullarda ve tiyatro kulüplerinde yönettiği oyunlardan bazıları; Keşanlı Ali Destanı, Cimri, Kim Kimi Kiminle, Hangisi Karısı, Bütün Oğullarım, Sevgili Doktor, Ay Işığı’nda Şamata, Karmakarışık, Vişne Bahçesi.

Profesyonel olarak yönettiği oyunlar; Kafes (İstanbul Şehir Tiyatroları), Patron Kim, Tom, Dick ve Harry (Tiyatro Akla Kara), Ölüm Diyalogları, Mükemmel (Tiyatro Sis).

Barış Dinçel

Sahne Tasarımı

 

Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Dekor ve Kostüm Tasarımı Bölümü'nden 1991 yılında mezun oldu. 1992 yılında İstanbul Şehir Tiyatroları'na girdi. Halen bu kurumda ve özel tiyatrolarda sahne tasarımlarına devam etmektedir. Mimar Sinan Üniversitesi'nde hocalık yapmaktadır. 

 

Tolga Çebi

Müzik

 

Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Keman Bölümü’nden 1995 yılında mezun oldu. Trakya Üniversitesi Devlet Konservatuarı’nda 3 yıl öğretim görevlisi olarak, Yaylı Sazlar Bölümü Ana Sanat Dalı Başkanlığı’nı yürüttü. İhtiyaç Molası adlı müzik grubunun kurucularındandır. 
Çeşitli prodüksiyonlarda prodüktörlük ve müzik direktörlüğü yaptı. Reklam cıngılları, film, dizi müzikleri ve çeşitli albümlere keman kayıtları, aranjörlük yaptı. Özel tiyatrolara ve kurum tiyatrolarına oyun müzikleri besteledi. 
oyun atölyesi’nin Azrail’in Gözyaşları (2004), Othello (2004), Atinalı Timon (2006), Evlilikte Ufak Tefek Cinayetler (2007), Testosteron (2008), “7”(şekspir müzikali) (2009), Macbeth (2010), Don Juan'ın Gecesi (2011), Antonius ile Kleopatra (2012), Pandaların Hikayesi (2012) ve Nehir (2013) oyunlarının müziklerini yaptı. Halen Bakırköy Belediye Tiyatroları Müzik Direktörü’dür.

 

Kemal Yiğitcan

Işık Tasarımı

 

İstanbul Teknik Üniversitesi, Elektrik ve Elektronik Fakültesi, Elektrik Mühendisliği Bölümü'nden mezun oldu. Lisans bitirme tezini Sahne Işıklandırması üzerine hazırladı. İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Akademisi'nde Dramaturji ve Tiyatro Eleştirisi üzerine yüksek lisans yaptı. Halen Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesinde Dekor Kostüm ve Kukla Bölümü'nde Sahne Aydınlatması ve Işık Tasarımı dersini vermektedir.    1998 yılında kadrolu olarak İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı Teknik İşler Yönetmeliği bünyesine katıldı. 2005 yılına kadar Uluslararası Tiyatro, Film, Müzik, Caz Festivallerinde ve Bienallerde ışık tasarımcılığı  ve prodüksiyon amirliği yaptı. Bu dönemde, Robert Wilson, Pina Bausch, La Fura Del Baus, Theodoros Terzopoulos, Heiner Goebbels, The Wooster Group, Deschamps&Deschamps, İsmael İvo Dans Tiyatrosu, Ute Lemper, Nick Cave, Buena Vista Social Club, Sting, PJ Harvey, Pink Martini, Eric Clapton, Lou Reed, Bryan Ferry, Michel Camilo, Compay Segundo, Daniela Mercury, Patti Smith, Loreena McKennitt, Suzanne Vega gibi bir çok farklı alanda önemli sanatçılarla çalışma olanağı buldu.  

Başlıca işleri; Ormanlardan Hemen Önceki Gece, Melis Tezkan- Okan Urun,  Biriken, 2015; Kara Vanilya Ormanı, Lerzan Pamir, Blackout, 2015; Her Yıl Kuşlar Geri Gelir, Ahmet Levendoğlu, Tiyatro Stüdyosu, 2014; İnsan Sesi, Cem Baza, Biteatral, 2012; Yola Çıktığım Gün Sakin Serin bir Sabahtı, Yeşim Özsoy Gülan, 2012; Kürklü Merkür, Murat Daltaban, DOT, 2007; Böcek, Murat Daltaban, 2006; İki Kişilik Bir Oyun, Murat Daltaban, 2006; Solum, Koreog. Mustafa Kaplan/Filiz Sızanlı, 2006; Aşk ve Anlayış, Murat Daltaban, 2006; Donmuş, Mustafa Avkıran, 2005; 4 Ayak, Koreog. Zeynep Tanbay, 2006; Oyunu Bozun, Mustafa Avkıran, 2006; Kassandra, Mustafa Avkıran, 2006; Çift Yönlü Ayna, Ahmet Levendoğlu / Özgür Erkekli, 2004; Zeynep Tanbay Dans Projesi, 2003; Nazım’a Armağan, Genco Erkal, 2002; 1995-2005 arası Tüm Festivallerin Açılış Kapanış Törenleri Işık Tasarımı; Ara’nın Anadolu Destanı Aslı Öngören, , 2005; Kara Sohbet, Arzu Bigat, 2005; Yaşamın Üç Yüzü, Ahmet Levendoğlu, 2003; Sonsuz Döngü, Ahmet Levendoğlu, 2002.

Ayça Bingöl

Betty

 

İstanbul Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü’nden 1998 yılında mezun oldu. 1996 yılından itibaren sırasıyla Dormen Tiyatrosu, Tiyatro Fora, Yeditepe Oyuncuları, Duru Tiyatro, Tiyatro Stüdyosu ve İstanbul Devlet Tiyatrosu’nda görev aldı. Reklam filmleri, sinema ve dizilerde oynamasının yanı sıra seslendirme sanatçılığı da yapmıştır.
Rol Aldığı Oyunlar:  Oyun Karıştı, Kare As, Zafer Madalyası, Olacak Şey DeğilYukarıda Biri mi Var, Bugün Git Yarın Gel (Dormen Tiyatrosu), KlaksonBorazan ve Bırtlar (Tiyatro Fora), Tıpkı Sen Tıpkı BenParamparça (Yeditepe Oyuncuları), Bana Bir Picasso Gerek (Duru Tiyatro), Nehrin Solgun YüzüŞölen (Tiyatro Stüdyosu), Çehov Makinası (İstanbul Devlet Tiyatrosu).
Rol Aldığı Diziler: Süper BabaSır DosyasıEvdeki YabancıAnne Babamla EvlenseneYadigarTaşların SırrıHayat KavgamBıçaksırtıİki AileKüçük KadınlarÖyle Bir Geçer Zaman ki

Rol Aldığı Filmler: TramvaySonsuzAy Büyürken UyuyamamMelekler ve KumarbazlarBenim Dünyam sinema filmlerinde rol aldı.
Aldığı Ödüller: 38. Altın Kelebek Ödülleri ‘Drama Dalında En İyi Kadın Oyuncu’  Öyle Bir Geçer Zaman ki-2011, Antalya TV Ödülleri ‘Yılın En İyi Kadın Oyuncusu’ Öyle Bir Geçer Zaman ki-2011/2012, 6. Tiyatro Tiyatro Ödülleri ‘Yılın Kadın Oyuncusu’ Bana Bir Picasso Gerek, Duru Tiyatro-2008, 12. Afife Tiyatro Ödülleri ‘Yılın En Başarılı Kadın Oyuncusu’ Bana Bir Picasso Gerek, Duru Tiyatro-2008, 13. Sadri Alışık Ödülleri ‘Yılın En İyi Kadın Oyuncusu’ Bana Bir Picasso Gerek, Duru Tiyatro-2008. 

oyun atölyesi'nin Nehir (2013) oyununda oynadı.

Salih Bademci

Bobby


İstanbul Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü’nden 2009 yılında mezun oldu. 2007 tarihinde Siyah Beyaz ve Renkli'yi kurdu.

2012 yılında Annemin Cinayet Listesi oyununu yönetti.

Rol aldığı tv dizileri: Öyle Bir Geçer Zamanki, Ulan İstanbul.

Rol aldığı sinema filmleri: Barda, Arkadaşlar Arasında, Eksik

Rol aldığı oyunlar: Ateş Yüzlü, Tesir  (Siyah Beyaz ve Renkli), Şark Dişçisi (Şehir Tiyatroları), Big Shoot (tiyatrOPS).

Gözde Başaran

Yönetmen Asistanı

 

İstanbul Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi Müzik Bölümü’nden 2001 yılında mezun oldu. Akabinde, İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü'ne girerek, 2005 yılında okulu bitirdi. Aynı Okulun Müzikal Bölümü’nde 2002-2004 yılları arasında Müzikal eğitimi aldı. Halen Otilya İpek ile şan çalışmalarına devam etmektedir. 2002-2003 yılında, Kartal Mizah Tiyatrosu’nda Papaz Kaçtı adlı oyunda oynadı. 2005 yılında, Tiyatro Fora’da Araba Kullanmayı Nasıl Öğrendim adlı oyunda "Ufaklık"rolünü oynadı. Hitit film belgeseli, Yedi Kocalı Hürmüz filmlerinde oynadı. Maki, Aman Annem Görmesin, Hatırla Sevgili, Akasya Durağı, Aşksın Sen, Farklı Desenler oynadığı dizilerden bazılarıdır. 2003 yılından bu yana seslendirme yapmaya devam etmektedir.  Kartal Halk Eğitim Merkezi’nde Tiyatro eğitmenliği, Çağın Öncüsü Okullarında Drama eğitmenliği yapmıştır. Kurumsal firmalarda Diem Akademi ile birlikte 2013 yılından beri eğitmenlik yapmaktadır.

oyun atölyesi'nin Hırçın Kız (2006) oyununda oynadı.

llgın Bingöl

Yönetmen Asistanı

 

Haliç Üniversitesi Konservatuvarı Tiyatro Bölümü’nde son sınıf öğrencisi olarak eğitimine devam etmektedir.

 


Eleştiriler ve Basında Çıkanlar

•  Erdoğan Mitrani, Şalom, 14.12.2016
•  Nermin Sayın, Dünya Gazetesi, 21.10.2015
•  Hande Sönmez, Akşam, 27.09.2015
•  Asu Maro, Milliyet, 12.05.2015
•  Ahmet Cemal, Cumhuriyet, 11.05.2015



 

 

LaBute’un ilk kez 2011’de sahnelenmiş olan ‘In a Forest, Dark and Deep / Bir Ormanda, Karanlık ve Derin’ oyunu, Haluk Bilginer tarafından Türkçeye kazandırılarak geçen mevsim ‘Hansel ve Gretel’in Öteki Hikâyesi’ adıyla Oyun Atölyesi repertuarına girmişti. Ayça Bingöl ile eşi Ali Altuğ’un çok beklenen ikiz bebeklerinin doğumu için verilen uzunca bir aradan sonra tekrar sahnelenmekte.
1963’de doğan LaBute, 18 yaşındayken 2005’de ayrılacağı Mormon Tarikatına girmiş, ilk oyunu ‘In the Company of Men / Erkekler Topluluğunda’, Mormon Yazın Birliği ödülünü almıştır. Oyunu filme alarak sinemaya geçen LaBute, bugüne kadar 25 oyun yazmış, çoğunun senaryosunu yazdığı 15 de film yönetmiştir.
LaBute’un yazın biçemi, argoya yatkın, kısa ve öz diliyle, en beğendiği yazarlardan David Mamet’den izler taşır. Mamet’in gözde temaları cinsiyetlerin ilişkilerine, siyasi dürüstlük ve erillik sorunlarına kendi yazdıklarında da bolca yer verir. Kadınlarla erkeklerin birbirlerini kandırmaktan zarar vermekten sanki zevk aldıkları oyunlarının belirgin özelliği, insan doğasındaki kötücüllüğün, zaafların, acımasızlığın olabilecek en estetik şekilde ortaya konmasıdır.
Hansel ve Gretel’in Öteki Hikâyesi Bobby’nin, ablası Betty’nin orman içindeki yazlık evine, fırtınalı bir gecede, aniden çekip gitmiş olan kiracının bıraktıklarını toparlayıp boşaltmak için yardıma gelmesiyle başlar. İlk repliklerden kardeşlerin çocukluklarından beri sorunlu bir ilişkileri olduğu, birbirlerini pek çekemedikleri, pek de görüşmedikleri anlaşılır. Marangoz kardeşine tepeden bakan, sanat fakültesi dekanı abla, kırklı yaşlarının başında, evli, çoluk çocuk sahibi, varlıklı, kültürlü, bakımlı, güzel bir kadındır. Sadece kendi doğrularına inanan, üniversite öğrencisi kiracının ‘etüd edilmiş’ düzensizliğine, çok sayıda kitabına ve gümüş çerçeveye konmuş fotoğrafına bakarak “kesin ibnedir” diyebilen, maço, kaba, kültürsüz Bobby, başarılı, kendine güvenen, entelektüel Betty’nin tam karşıtı gibidir.
Aslında, buluştukları andan itibaren atışmaya başlasalar da, hiç benzemeseler, hiç geçinemeseler de, iki kardeş, ihtiyaç duyulmaya olan ihtiyaçlarıyla birbirlerine çok da yakındırlar. Betty, kardeşine evi toplaması için değil, ona ihtiyacı olduğu için çağırdığını söyleyecek, Bobby, tartışmaları kavgaya ve didişmeye dönüştüğünde, evden kovulsa bile gitmeyecek, gidemeyecektir.
Tesadüfen Betty’yi zan altında bırakacak bir fotoğraf bulan Bobby’nin ablasını sorgulamaya kalkışmasıyla, Hansel ile Gretel’in öteki hikâyesi, olayların ilk bakışta sanılandan çok daha farklı öyküsü başlayacaktır.
Fırtına şiddetlenir, elektrikler gidip gelirken sadece olaylar değil, karakterler de aydınlanmaya başlar. Her şeye ve herkese kızan, seksist, ırkçı, öfkeli Bobby’nin, dini inançlara dayalı katı ahlaki kuralları olan bağnaz ve tutucu bir püriten olduğu, Betty’ninse, gerçeklerden kaçınan, amaçları doğrultusunda insanları ustalıkla yönlendirebilen içgüdüsel bir yalancı olduğu ortaya çıkar…
Gerçeğin belirsizliğinin ve görünümlerin aldatıcılığının ayrıntılarına daha fazla girerek izlemenin tadını kaçırmak istemem. LaBute’un izleyiciyi her iniş çıkışta yeni bir sürprizle finale kadar soluk soluğa götürdüğünü söylemek kanımca yeterli olacaktır.
Tiyatronun ajan provokatörü olarak adlandırılan Neil LaBute’un, 1980’li 90’lı yılların iki kişilik İngiliz-Amerikan oyunları tarzındaki çalışması, “in-yer-face”in her türlüsünü kanıksamış İstanbul seyircisine pek sert gelmese de, sürprizi kolaylıkla tahmin edilse de ilginç ve etkileyici bir metin. Oyun Atölyesi’nde ilk sahnelenişinden beri kapalı gişe oynamasının asıl sebebi, başarılı yorumlanması ve iki oyuncusunun müthiş performansı.
Deneyimli yönetmen Ali Altuğ, elektriği çok iyi uyuşan iki oyuncusundan dinamik ve inandırıcı bir yorum elde ediyor. Bu, sadece 15 yıllık eşi Ayça Bingöl için değil, Bobby’yi canlandıran Salih Bademci için de geçerli. İkili, olayların traji-komik gelişmesini Betty ile Bobby’nin inişli çıkışlı tartışmaları üzerinden 90 dakika buyunca soluk soluğa izletiyor. Kendi derinlerindeki ve karanlıklarındaki fırtınaları, acıları, hayal kırıklıklarını, kırgınlık ve kızgınlıklarını izleyiciye adım adım içirerek aktarıyor. Barış Dinçel’in tasarladığı son derecede gerçekçi mekânla, derin ve karanlık ormandaki fırtınayı aynı gerçekçilikle oluşturan Kemal Yiğitcan’ın ışık ve Gülay Yiğitcan’ın video tasarımlarının katkısını da unutmayalım.
İki oyuncusunun olağanüstü yorumu için bile izlenmeye değen iyi bir oyun. 

Erdoğan Mitrani, Şalom, 14.12.2016

 

Oyun Atölyesi’nden bir eski bir yeni Neil LaBute ‘Hansel ve Gretel’in öteki hikâyesi’

 

İstanbul seyircisi, ABD’li oyuncu, oyun ve senaryo yazarı, bağımsız film yönetmeni Neil LaBute’u, güzellik kavramı üzerine kaleme aldığı, ‘Şeylerin Şekli’, ‘Zorla Güzellik’ ve ‘Şişman Domuz’ üçlemesiyle tanımıştı.

 

LaBute’un ilk kez 2011’de sahnelenmiş olan ‘In a Forest, Dark and Deep / Bir Ormanda, Karanlık ve Derin’ oyunu, Haluk Bilginer tarafından Türkçeye kazandırılarak geçen mevsim ‘Hansel ve Gretel’in Öteki Hikâyesi’ adıyla Oyun Atölyesi repertuarına girmişti. Ayça Bingöl ile eşi Ali Altuğ’un çok beklenen ikiz bebeklerinin doğumu için verilen uzunca bir aradan sonra tekrar sahnelenmekte.

1963’de doğan LaBute, 18 yaşındayken 2005’de ayrılacağı Mormon Tarikatına girmiş, ilk oyunu ‘In the Company of Men / Erkekler Topluluğunda’, Mormon Yazın Birliği ödülünü almıştır. Oyunu filme alarak sinemaya geçen LaBute, bugüne kadar 25 oyun yazmış, çoğunun senaryosunu yazdığı 15 de film yönetmiştir.

LaBute’un yazın biçemi, argoya yatkın, kısa ve öz diliyle, en beğendiği yazarlardan David Mamet’den izler taşır. Mamet’in gözde temaları cinsiyetlerin ilişkilerine, siyasi dürüstlük ve erillik sorunlarına kendi yazdıklarında da bolca yer verir. Kadınlarla erkeklerin birbirlerini kandırmaktan zarar vermekten sanki zevk aldıkları oyunlarının belirgin özelliği, insan doğasındaki kötücüllüğün, zaafların, acımasızlığın olabilecek en estetik şekilde ortaya konmasıdır.

Hansel ve Gretel’in Öteki Hikâyesi Bobby’nin, ablası Betty’nin orman içindeki yazlık evine, fırtınalı bir gecede, aniden çekip gitmiş olan kiracının bıraktıklarını toparlayıp boşaltmak için yardıma gelmesiyle başlar. İlk repliklerden kardeşlerin çocukluklarından beri sorunlu bir ilişkileri olduğu, birbirlerini pek çekemedikleri, pek de görüşmedikleri anlaşılır. Marangoz kardeşine tepeden bakan, sanat fakültesi dekanı abla, kırklı yaşlarının başında, evli, çoluk çocuk sahibi, varlıklı, kültürlü, bakımlı, güzel bir kadındır. Sadece kendi doğrularına inanan, üniversite öğrencisi kiracının ‘etüd edilmiş’ düzensizliğine, çok sayıda kitabına ve gümüş çerçeveye konmuş fotoğrafına bakarak “kesin ibnedir” diyebilen, maço, kaba, kültürsüz Bobby, başarılı, kendine güvenen, entelektüel Betty’nin tam karşıtı gibidir.

Aslında, buluştukları andan itibaren atışmaya başlasalar da, hiç benzemeseler, hiç geçinemeseler de, iki kardeş, ihtiyaç duyulmaya olan ihtiyaçlarıyla birbirlerine çok da yakındırlar. Betty, kardeşine evi toplaması için değil, ona ihtiyacı olduğu için çağırdığını söyleyecek, Bobby, tartışmaları kavgaya ve didişmeye dönüştüğünde, evden kovulsa bile gitmeyecek, gidemeyecektir.

Tesadüfen Betty’yi zan altında bırakacak bir fotoğraf bulan Bobby’nin ablasını sorgulamaya kalkışmasıyla, Hansel ile Gretel’in öteki hikâyesi, olayların ilk bakışta sanılandan çok daha farklı öyküsü başlayacaktır.

Fırtına şiddetlenir, elektrikler gidip gelirken sadece olaylar değil, karakterler de aydınlanmaya başlar. Her şeye ve herkese kızan, seksist, ırkçı, öfkeli Bobby’nin, dini inançlara dayalı katı ahlaki kuralları olan bağnaz ve tutucu bir püriten olduğu, Betty’ninse, gerçeklerden kaçınan, amaçları doğrultusunda insanları ustalıkla yönlendirebilen içgüdüsel bir yalancı olduğu ortaya çıkar…

Gerçeğin belirsizliğinin ve görünümlerin aldatıcılığının ayrıntılarına daha fazla girerek izlemenin tadını kaçırmak istemem. LaBute’un izleyiciyi her iniş çıkışta yeni bir sürprizle finale kadar soluk soluğa götürdüğünü söylemek kanımca yeterli olacaktır.

Tiyatronun ajan provokatörü olarak adlandırılan Neil LaBute’un, 1980’li 90’lı yılların iki kişilik İngiliz-Amerikan oyunları tarzındaki çalışması, “in-yer-face”in her türlüsünü kanıksamış İstanbul seyircisine pek sert gelmese de, sürprizi kolaylıkla tahmin edilse de ilginç ve etkileyici bir metin. Oyun Atölyesi’nde ilk sahnelenişinden beri kapalı gişe oynamasının asıl sebebi, başarılı yorumlanması ve iki oyuncusunun müthiş performansı.

Deneyimli yönetmen Ali Altuğ, elektriği çok iyi uyuşan iki oyuncusundan dinamik ve inandırıcı bir yorum elde ediyor. Bu, sadece 15 yıllık eşi Ayça Bingöl için değil, Bobby’yi canlandıran Salih Bademci için de geçerli. İkili, olayların traji-komik gelişmesini Betty ile Bobby’nin inişli çıkışlı tartışmaları üzerinden 90 dakika buyunca soluk soluğa izletiyor. Kendi derinlerindeki ve karanlıklarındaki fırtınaları, acıları, hayal kırıklıklarını, kırgınlık ve kızgınlıklarını izleyiciye adım adım içirerek aktarıyor. Barış Dinçel’in tasarladığı son derecede gerçekçi mekânla, derin ve karanlık ormandaki fırtınayı aynı gerçekçilikle oluşturan Kemal Yiğitcan’ın ışık ve Gülay Yiğitcan’ın video tasarımlarının katkısını da unutmayalım.

İki oyuncusunun olağanüstü yorumu için bile izlenmeye değen iyi bir oyun. 

 

 

Nermin Sayın, Dünya Gazetesi, 21.10.2015

 

 

AYÇA BİNGÖL VE SALİH BADEMCİ OYNUYOR... Hansel ile Gretel ne kadar düşman olabilir? İki kardeş... Aynı kandan geliyorlar, sofra aynı, terbiye aynı. Fakat, netice: Beş parmağın beşi bir olmuyor atasözünü kanıtlarcasına başka iki insan... Ama oyun ilerledikçe göreceksiniz ki kanıtlanan bir atasözü daha var: Et tırnaktan ayrılmaz... Neil LaBute'un, Oyun Atölyesi'nce sahnelenen "Hansel ve Gretel'in Öteki Hikâyesi"nin karakterleri onlar: Betty ve Bobby. Betty, edebiyatçı, akademisyen. Bobby, marangoz ve yazmak çizmek gibi işlere değil, "gerçekten çalışan" insanlara saygı duyuyor. Pek de yakın olmadıklarını daha oyunun ilk dakikalarında hissettiğimiz bu iki insan, bardaktan boşanırcasına yağmur yağan bir gece, bir orman kulübesinde bir aradalar... Betty, kardeşini yarın kiraya vereceği bu kulübedeki eşyasını toplamak için yardıma çağırmış... Görünen neden bu. Fakat bu neden koskocayalanlar barındırıyor. Tabii ki hikâyeyi anlatmayacağım ama, oyunun sonunda elinizde kalan tek gerçeğin Betty'nin kardeşini "yardıma çağırması" olacağını söyleyebilirim. Bir ipucu daha, yine ilk sahnelerde andıkları, babalarının "Gerçekler acıtır!" cümlesi doğru çıkacak...

 

Oyunu Haluk Bilginer çevirmiş, reji Ali Altuğ'un, oyuncularsa son yılların bol alkış toplayan iki ismi: Ayça Bingöl ve Salih Bademci... Oyun, salondan çıktığınızda yakanızı bırakmayan metinlerden biri. Katman katman açılan bir ritm bulmuş yazar, gerçekçi. Fakat, neredeyse zorlana zorlana açılan bu detaylar karşısında seyirci kendini, 5 bin parçalık puzzle'ı kutudan ilk döktüğü andaki gibi "çaresiz" hissediyor. Sabırlı bir puzzleseverseniz, 25 dakika kadar sonra resim belli olmaya başlacak ve 90 dakika sonunda beğeneceksiniz de ama çağımızın hepimize bulaştırdığı sabırsızlık hastalığından muzdaripseniz, işiniz zor. Bu bağlamda yönetmenin oyunu belki biraz daha hızlandırması ya da gerilimi artırması yararlı olabilir, bence... Oyunda Ayça Bingöl, belki de sır saklayan, zor açılan taraf olduğu için, temkinli, Salih Bademci "Bobby"de iyi, çok doğal. Barış Dinçel'in kulübesi gerçekçi. Tolga Çebi'nin müzikleri vurucu. Gülay Yiğitcan'myağmur videosu tasarımı oyunu bir yerden bir yere taşımış adetâ. Neticeye gelirsek de; oyun Neil LaBute'un tarzını sevenlere göre, diyebiliriz. 

 

 

 

 

‘Gerçeklerden kaçış‘ hikâyesi
Oyun Atölyesi geçtiğimiz sezonun sonlarında tiyatro severlere şahane bir metin ve oyun armağan etti. İzleyenlerin izlemeyenlere ballandıra ballandıra anlattığı “Hansel ile Gretel’in Öteki Hikâyesi”, yeni sezonda mutlaka görülmesi gereken oyunlardan biri olarak öne çıkıyor.
AA
‘Ger%C3%A7eklerden+ka%C3%A7%C4%B1%C5%9F‘+hikâyesi
Hande Sönmez
[email protected]
Neil LaBute’nin kaleme aldığı, sevilen oyuncular Ayça Bingöl ile Salih Bademci’yi aynı sahnede buluşturan “Hansel ile Gretel’in Öteki Hikâyesi” katman katman açılıyor. Seyircinin ilgisini bir an bile kaybetmeyen oyunda, hem reji hem de oyuncuların özenli performansları oyunun dinamizmini yukarıda tutuyor.
HESAPLAŞMA ZAMANI
Birbiriyle hiç anlaşamayan, görüştüğü anda didişen, bu sebeple de mümkünse görüşmeyen iki kardeşten abla olanın kardeşten yardım istemesi üzerine şehirden uzak bir evde bir araya gelmeleriyle başlayan "Hansel ve Gretel'in Öteki Hikâyesi", iki kardeşin hem kendiyle hem de gerçeklerle hesaplaşmasına sahne oluyor. Bobby ile Betty'nin geçmişte kapanmayan hesapları Betty'nin evindeki eşyaları kolilerken bir kez daha önlerine çıkıyor. Ve bu hesabın bu kez kapanması gerekiyor. Katlanamadıkları her şeyi birbirlerinde gören ya da gördüklerinden dolayı birbirlerine katlanmamaya karar veren bu abla kardeşin arasındaki sevgi de nefret de sahneden taşıyor dersek abartmış olmayız herhalde
SALİH BADEMCİ HARİKALAR YARATIYOR
Ayça Bingöl ile Salih Bademci’yi sahnede görmek yeterince iyi bir şey izleyeceğimizin sinyali kuşkusuz. Bingöl ve Bademci 90 dakika boyunca son derece uyumlu ve başarılı bir takım oyunu sunuyor. Özellikle Salih Bademci «Bobby" rolünde harika bir iş çıkarıyor ve oyunu bir üst çıtaya taşıyor. 
"Hansel ve Gretel'in Öteki Hikâyesi", izlenmeye ve kafa yormaya değer hikâyesiyle Oyun Atölyesi'nde sahneleniyor. Bu sezonki ilk oyun 15 Ekim Perşembe sahnelenecek. 
Yerinizi şimdiden ayırmayı unutmayın.

Hande Sönmez, Akşam, 27.09.2015

 

"Gerçeklerden kaçış" hikâyesi

 

Oyun Atölyesi geçtiğimiz sezonun sonlarında tiyatro severlere şahane bir metin ve oyun armağan etti. İzleyenlerin izlemeyenlere ballandıra ballandıra anlattığı “Hansel ile Gretel’in Öteki Hikâyesi”, yeni sezonda mutlaka görülmesi gereken oyunlardan biri olarak öne çıkıyor.

 

Neil LaBute’nin kaleme aldığı, sevilen oyuncular Ayça Bingöl ile Salih Bademci’yi aynı sahnede buluşturan “Hansel ile Gretel’in Öteki Hikâyesi” katman katman açılıyor. Seyircinin ilgisini bir an bile kaybetmeyen oyunda, hem reji hem de oyuncuların özenli performansları oyunun dinamizmini yukarıda tutuyor.

 

HESAPLAŞMA ZAMANI

 

Birbiriyle hiç anlaşamayan, görüştüğü anda didişen, bu sebeple de mümkünse görüşmeyen iki kardeşten abla olanın kardeşten yardım istemesi üzerine şehirden uzak bir evde bir araya gelmeleriyle başlayan "Hansel ve Gretel'in Öteki Hikâyesi", iki kardeşin hem kendiyle hem de gerçeklerle hesaplaşmasına sahne oluyor. Bobby ile Betty'nin geçmişte kapanmayan hesapları Betty'nin evindeki eşyaları kolilerken bir kez daha önlerine çıkıyor. Ve bu hesabın bu kez kapanması gerekiyor. Katlanamadıkları her şeyi birbirlerinde gören ya da gördüklerinden dolayı birbirlerine katlanmamaya karar veren bu abla kardeşin arasındaki sevgi de nefret de sahneden taşıyor dersek abartmış olmayız herhalde

 

SALİH BADEMCİ HARİKALAR YARATIYOR

 

Ayça Bingöl ile Salih Bademci’yi sahnede görmek yeterince iyi bir şey izleyeceğimizin sinyali kuşkusuz. Bingöl ve Bademci 90 dakika boyunca son derece uyumlu ve başarılı bir takım oyunu sunuyor. Özellikle Salih Bademci «Bobby" rolünde harika bir iş çıkarıyor ve oyunu bir üst çıtaya taşıyor. 

"Hansel ve Gretel'in Öteki Hikâyesi", izlenmeye ve kafa yormaya değer hikâyesiyle Oyun Atölyesi'nde sahneleniyor. Bu sezonki ilk oyun 15 Ekim Perşembe sahnelenecek. 

Yerinizi şimdiden ayırmayı unutmayın.

 

 

 

bby, o fırtınalı gecede orman içindeki kulübesini boşaltmak zorunda olan ablasına yardım etmeye gittiğini düşünüyor. Her şey son derece sıradan; evet çok iyi geçinen iki kardeş olmamışlar hiçbir zaman, hatta adeta aynı ailede büyümemiş kadar zıt iki karakterler ama sonuçta güçlü kuvvetli bir erkek kardeş olarak ablasının kolilerini taşımayıp ne yapacak?  
Evin içinde de sıradan her şey; Betty, üniversite hocası, entelektüel, güzel, kendine güven fazlasından neredeyse ayakları yere basmayan Betty bir kadeh şarap eşliğinde sakin sakin kitaplarını ayırıp kutulara dolduruyor. Birazdan kardeşi gelecek, birbirlerine uzun süre katlanamadıkları için hızla işlerini bitirip bu orman kulübesini     terk edecekler.  
Bu, tablonun görünen yüzü. Bir orman kulübesinde arada atışıp arada gülüşerek eşyaları toplayan iki kardeş... Atışmalar daha baskın... Ablanın işi kitaplardan ibaret ve üstelik gayet de iyi para kazandığı bir hayatı var, marangoz olan kardeş ise ‘gerçekten çalışan’ insanlara saygı duyuyor, ‘oyuncu, yazar gibi düdük makarnalarına’ değil. Ablasının gözünde de o ailenin ‘kaybedeni’. Yine de sonuçta gördüğümüz; sıradan sayılabilecek iki kardeş.
Görünenden sert bir hikaye
Fakat ‘Hansel ve Gretel’in’ bir de ‘Öteki Hikayesi’ var. Ve bu bir Neil LaBute Oyunu olduğu için de tabii ki görünenden çok daha sert, acımasız, iç acıtan bir hikaye. Arada fırtına azıyor, elektrikler kesiliyor ve ev karardıkça olay aydınlanıyor.  
Bobby, o kulübeyi kaçarcasına terk ettiği anlaşılan genç öğrencinin kim olduğunu, neden kitapları toplamanın Betty’ye düştüğünü sorgulamaya, yalan yumağı da bir ucundan sökülüp açılmaya başlıyor. Üstelik biz de kırk dakikadır tanıdığımızı sandığımız iki karakterin soyunup gerçek yüzlerini göstermelerine tanık oluyoruz.  
Gayet faşist, kadın düşmanı, üstüne de her şeyi bir ‘günah’ iddiasıyla dinin emirlerine bağlamaya kalkan Bobby’nin içindeki gerçekle de karşılaşıyoruz, Betty’nin o özgüven abidesi maskesinin ardındakiyle de...    
‘Şeylerin Şekli’ oyunundan beri olayların ve insanların şekliyle meşgul olan Amerikalı yazar ve senarist LaBute’ten insan ruhu otopsisi daha; Haluk Bilginer’in çevirisi, Ali Altuğ’un rejisiyle Oyun Atölyesi’nde perde açan ‘Hansel ve Gretel’in Öteki Hikayesi’.  
İki iyi oyuncu; Ayça Bingöl ile Salih Bademci, iki kardeş arasındaki o tırmanıp düşen aşk - nefret ilişkisini çok güzel veriyorlar. Ortada her an patlayacak bir bomba, etrafa saçılacak karanlık sırlar olduğu duygusunu da...  
Tabii bu alaca karanlık kuşağı atmosferinde, fırtına altında olduğumuzdan bir an kuşku duyurmayan ışık (Kemal Yiğitcan) ve dekor (Barış Dinçel) tasarımının, Tolga Çebi’nin perde açılırken insanı hafifçe ürperten müziğinin de etkisi büyük.  
İlk yarım saat biraz ağır gidiyor, seyircinin hikayeye katılmasını hızlandıracak bir tempo da tutturulabilirse 90 dakikalık, ancak finalde açılacak bir sır perdesine, insan denen yaratığın muhtelif ikiyüzlü, acımasız ve güçsüz yanlarıyla yüzleşmeye hazır olun.  
İyi haber; bu yüzleşmenin sonunda     illa nefret etmeniz gerekmiyor gördüğünüzden; onu olduğu gibi kabullenip     sevebilirsiniz. Gerçek ne kadar ağır da     olsa maskelerden iyidir...

Asu Maro, Milliyet, 12.05.2015

 

İnsan Ruhu Otopsisi

Bobby, o fırtınalı gecede orman içindeki kulübesini boşaltmak zorunda olan ablasına yardım etmeye gittiğini düşünüyor. Her şey son derece sıradan; evet çok iyi geçinen iki kardeş olmamışlar hiçbir zaman, hatta adeta aynı ailede büyümemiş kadar zıt iki karakterler ama sonuçta güçlü kuvvetli bir erkek kardeş olarak ablasının kolilerini taşımayıp ne yapacak?  

Evin içinde de sıradan her şey; Betty, üniversite hocası, entelektüel, güzel, kendine güven fazlasından neredeyse ayakları yere basmayan Betty bir kadeh şarap eşliğinde sakin sakin kitaplarını ayırıp kutulara dolduruyor. Birazdan kardeşi gelecek, birbirlerine uzun süre katlanamadıkları için hızla işlerini bitirip bu orman kulübesini     terk edecekler.  

Bu, tablonun görünen yüzü. Bir orman kulübesinde arada atışıp arada gülüşerek eşyaları toplayan iki kardeş... Atışmalar daha baskın... Ablanın işi kitaplardan ibaret ve üstelik gayet de iyi para kazandığı bir hayatı var, marangoz olan kardeş ise ‘gerçekten çalışan’ insanlara saygı duyuyor, ‘oyuncu, yazar gibi düdük makarnalarına’ değil. Ablasının gözünde de o ailenin ‘kaybedeni’. Yine de sonuçta gördüğümüz; sıradan sayılabilecek iki kardeş.

 

Görünenden sert bir hikaye

Fakat ‘Hansel ve Gretel’in’ bir de ‘Öteki Hikayesi’ var. Ve bu bir Neil LaBute Oyunu olduğu için de tabii ki görünenden çok daha sert, acımasız, iç acıtan bir hikaye. Arada fırtına azıyor, elektrikler kesiliyor ve ev karardıkça olay aydınlanıyor.  

Bobby, o kulübeyi kaçarcasına terk ettiği anlaşılan genç öğrencinin kim olduğunu, neden kitapları toplamanın Betty’ye düştüğünü sorgulamaya, yalan yumağı da bir ucundan sökülüp açılmaya başlıyor. Üstelik biz de kırk dakikadır tanıdığımızı sandığımız iki karakterin soyunup gerçek yüzlerini göstermelerine tanık oluyoruz.  

Gayet faşist, kadın düşmanı, üstüne de her şeyi bir ‘günah’ iddiasıyla dinin emirlerine bağlamaya kalkan Bobby’nin içindeki gerçekle de karşılaşıyoruz, Betty’nin o özgüven abidesi maskesinin ardındakiyle de...    

‘Şeylerin Şekli’ oyunundan beri olayların ve insanların şekliyle meşgul olan Amerikalı yazar ve senarist LaBute’ten insan ruhu otopsisi daha; Haluk Bilginer’in çevirisi, Ali Altuğ’un rejisiyle Oyun Atölyesi’nde perde açan ‘Hansel ve Gretel’in Öteki Hikayesi’.  

İki iyi oyuncu; Ayça Bingöl ile Salih Bademci, iki kardeş arasındaki o tırmanıp düşen aşk - nefret ilişkisini çok güzel veriyorlar. Ortada her an patlayacak bir bomba, etrafa saçılacak karanlık sırlar olduğu duygusunu da...  

Tabii bu alaca karanlık kuşağı atmosferinde, fırtına altında olduğumuzdan bir an kuşku duyurmayan ışık (Kemal Yiğitcan) ve dekor (Barış Dinçel) tasarımının, Tolga Çebi’nin perde açılırken insanı hafifçe ürperten müziğinin de etkisi büyük.  

İlk yarım saat biraz ağır gidiyor, seyircinin hikayeye katılmasını hızlandıracak bir tempo da tutturulabilirse 90 dakikalık, ancak finalde açılacak bir sır perdesine, insan denen yaratığın muhtelif ikiyüzlü, acımasız ve güçsüz yanlarıyla yüzleşmeye hazır olun.  

İyi haber; bu yüzleşmenin sonunda     illa nefret etmeniz gerekmiyor gördüğünüzden; onu olduğu gibi kabullenip     sevebilirsiniz. Gerçek ne kadar ağır da     olsa maskelerden iyidir...

 

 

Ahmet Cemal, Cumhuriyet, 11.05.2015


‘Gerçek, hiçbir yalana benzemeyen bir şeydir...’

Başlık, geçen yüzyılın Orta Avrupalı deneme yazarlarından Mánes Sperber’e ait. Kulağa da güzel geliyor aslında. Ama gerçeğin ne olduğunu açıklamaya yetecek kadar somut mu? Diyelim ki bu saptamanın yardımıyla neyin yalan olduğunu daha bir kolay anlayabildik. Ama yalanlar apaçık ortaya çıkınca, geride yalnızca gerçek oldukları kuşku götürmeyen gerçekler mi kalacak? 

Geçtiğimiz cuma akşamı Oyun Atölyesi’nin yeni oyunu “Hansel ve Gretel’in Öteki Hikâyesi”ni seyrettiğimden bu yana, “Gerçek nedir?” sorusu yine peşimi bırakmaz oldu. Hani neredeyse şöyle diyesim geliyor: “Ne gereği vardı tam da şu sıralarda ve içinde yaşadığımız bu ortamda böyle bir oyunu seyretmenin? Çarpıtılmış gerçeklerle örülü bir dünyada paşa paşa yaşayıp gidiyorduk işte!”
Sanatın tokadı rahat bırakır mı? 
Daha doğrusu yaşayıp gittiğimizi sanıyorduk! Üstelik Beat kuşağının en büyüklerinden Allen Ginsberg’in şu satırlarını okuduğumdan bu yana aradan epey zaman da geçmişti: “Gerçek diye bir şeyin olduğuna inanmıyorum. Sadece bakış açıları var, o kadar...” 
Ama “Hansel ve Gretel’in Öteki Hikâyesi” gerçek konusunda neredeyse hiçbir açık kapı kalmasına olanak tanımıyor. Gerçek bir dünyada gerçeklerin ve yalanların yanından geçip gitmeyi neredeyse yasaklıyor. Oyunun ABD’li yazarı Neil LaBute, konuya damardan giriyor: “Gerçekler acıtır!” 
Peki tiyatro sahnesi bu kadar sarsıcı, bunca acıtıcı olabilir mi? Eğer Ali Altuğ gibi bir yönetmen bir oyun metnini böylesine bir beyin fırtınasının sahne diline aktarabilmişse, eğer karakterlere hayat verenler, Ayça Bingöl ve Salih Bademci adlarında yaşları genç, ama daha şimdiden sırılsıklam “tiyatro insanı” olabilmiş iki sanatçı ise, eğer oyunun sahne tasarımı Barış Dinçel gibi bir usta tarafından dekordaki tavan penceresinden sahneye yansıyan her şimşeğin yeni bir yalanı tuzla buz etmesini sağlayan bir kurgu ile gerçekleştirilmişse, eğer bir Tolga Çebi’nin müziği yalnızca eşlik etmenin sınırlarının çok ötesine geçip aynı zamanda sahnede olup bitenlerin yorumculuğunu da üstlenebilmişse, ve nihayet bir Haluk Bilginer’in çevirisi omurgasında Türkçenin argo dilinin bütün inceliklerini yansıtabiliyorsa – evet, bütün bunlar varsa ve olmuşsa eğer, o zaman o oyunun simgelediği tüm gerçekler de acıtır!
Neil LaBute ve Beat Kuşağı mirası 
Oyunun yazarı, kanımca Beat Kuşağı’nın has mirasçılarından. Bu kuşağın bireysel ve toplumsal bağlamda “gerçekleri hasıraltı etme” suçunu işleyenlere karşı acımasız tutumu, “Amerikan Rüyası” adı takılan madalyonun bütün öteki yüzlerini de sergilemekteki kararlılığı LaBute’ta da varlığını aynen sürdürüyor. Yıllardır gerçekleri saklamanın ve hep yalanlara sığınmanın neredeyse geleneksel bir siyasete dönüştüğü ülkemiz açısından bu oyu, aslında ne kadar kabarık sayıda “öteki hikâyelerle” karşı karşıya olduğumuza yönelik çok güçlü bir uyarı.

Başlık, geçen yüzyılın Orta Avrupalı deneme yazarlarından Mánes Sperber’e ait. Kulağa da güzel geliyor aslında. Ama gerçeğin ne olduğunu açıklamaya yetecek kadar somut mu? Diyelim ki bu saptamanın yardımıyla neyin yalan olduğunu daha bir kolay anlayabildik. Ama yalanlar apaçık ortaya çıkınca, geride yalnızca gerçek oldukları kuşku götürmeyen gerçekler mi kalacak? 

Geçtiğimiz cuma akşamı Oyun Atölyesi’nin yeni oyunu “Hansel ve Gretel’in Öteki Hikâyesi”ni seyrettiğimden bu yana, “Gerçek nedir?” sorusu yine peşimi bırakmaz oldu. Hani neredeyse şöyle diyesim geliyor: “Ne gereği vardı tam da şu sıralarda ve içinde yaşadığımız bu ortamda böyle bir oyunu seyretmenin? Çarpıtılmış gerçeklerle örülü bir dünyada paşa paşa yaşayıp gidiyorduk işte!”

 

Sanatın tokadı rahat bırakır mı? 

Daha doğrusu yaşayıp gittiğimizi sanıyorduk! Üstelik Beat kuşağının en büyüklerinden Allen Ginsberg’in şu satırlarını okuduğumdan bu yana aradan epey zaman da geçmişti: “Gerçek diye bir şeyin olduğuna inanmıyorum. Sadece bakış açıları var, o kadar...” 

Ama “Hansel ve Gretel’in Öteki Hikâyesi” gerçek konusunda neredeyse hiçbir açık kapı kalmasına olanak tanımıyor. Gerçek bir dünyada gerçeklerin ve yalanların yanından geçip gitmeyi neredeyse yasaklıyor. Oyunun ABD’li yazarı Neil LaBute, konuya damardan giriyor: “Gerçekler acıtır!” 

Peki tiyatro sahnesi bu kadar sarsıcı, bunca acıtıcı olabilir mi? Eğer Ali Altuğ gibi bir yönetmen bir oyun metnini böylesine bir beyin fırtınasının sahne diline aktarabilmişse, eğer karakterlere hayat verenler, Ayça Bingöl ve Salih Bademci adlarında yaşları genç, ama daha şimdiden sırılsıklam “tiyatro insanı” olabilmiş iki sanatçı ise, eğer oyunun sahne tasarımı Barış Dinçel gibi bir usta tarafından dekordaki tavan penceresinden sahneye yansıyan her şimşeğin yeni bir yalanı tuzla buz etmesini sağlayan bir kurgu ile gerçekleştirilmişse, eğer bir Tolga Çebi’nin müziği yalnızca eşlik etmenin sınırlarının çok ötesine geçip aynı zamanda sahnede olup bitenlerin yorumculuğunu da üstlenebilmişse, ve nihayet bir Haluk Bilginer’in çevirisi omurgasında Türkçenin argo dilinin bütün inceliklerini yansıtabiliyorsa – evet, bütün bunlar varsa ve olmuşsa eğer, o zaman o oyunun simgelediği tüm gerçekler de acıtır!

 

Neil LaBute ve Beat Kuşağı mirası 

 

Oyunun yazarı, kanımca Beat Kuşağı’nın has mirasçılarından. Bu kuşağın bireysel ve toplumsal bağlamda “gerçekleri hasıraltı etme” suçunu işleyenlere karşı acımasız tutumu, “Amerikan Rüyası” adı takılan madalyonun bütün öteki yüzlerini de sergilemekteki kararlılığı LaBute’ta da varlığını aynen sürdürüyor. Yıllardır gerçekleri saklamanın ve hep yalanlara sığınmanın neredeyse geleneksel bir siyasete dönüştüğü ülkemiz açısından bu oyu, aslında ne kadar kabarık sayıda “öteki hikâyelerle” karşı karşıya olduğumuza yönelik çok güçlü bir uyarı.

 

 


Prova Notları

•  8 Mayıs 2015 Cuma
•  7 Mayıs 2015 Perşembe
•  6 Mayıs 2015 Çarşamba
•  5 Mayıs 2015 Salı
•  4 Mayıs 2015 Pazartesi
•  3 Mayıs 2015 Pazar
•  2 Mayıs 2015 Cumartesi
•  1 Mayıs 2015 Cuma
•  30 Nisan 2015 Perşembe
•  28 Nisan 2015 Salı
•  27 Nisan 2015 Pazartesi
•  26 Nisan 2015 Pazar
•  25 Nisan 2015 Cumartesi
•  24 Nisan 2014 Cuma
•  23 Nisan 2015 Perşembe
•  22 Nisan 2015 Çarşamba
•  21 Nisan 2015 Salı
•  20 Nisan 2015 Pazartesi
•  19 Nisan 2015 Pazar
•  17 Nisan 2015 Cuma
•  16 Nisan 2015 Perşembe
•  15 Nisan 2015 Çarşamba
•  14 Nisan 2015 Salı
•  13 Nisan 2015 Pazartesi
•  12 Nisan 2015 Pazar
•  11 Nisan 2015 Cumartesi
•  9 Nisan 2015 Perşembe
•  8 Nisan 2015 Çarşamba
•  7 Nisan 2015 Salı
•  6 Nisan 2015 Pazartesi
•  5 Nisan 2015 Pazar
•  3 Nisan 2015 Cuma
•  2 Nisan 2015 Perşembe
•  31 Mart 2015 Salı
•  30 Mart 2015 Pazartesi
•  29 Mart 2015 Pazar
•  28 Mart 2015 Cumartesi
•  26 Mart 2015 Perşembe
•  25 Mart 2015 Çarşamba
•  24 Mart 2015 Salı
•  23 Mart 2015 Pazartesi
•  21 Mart 2015 Cumartesi
•  19 Mart 2015 Perşembe
•  18 Mart 2015 Çarşamba
•  17 Mart 2015 Salı
•  16 Mart 2015 Pazartesi
•  15 Mart 2015 Pazar



 

 

8 Mayıs 2015 
Kah güldük ve kah eğlendik, aslında biz hep eğlendik ve hep çok güldük, geldik işte o büyük güne, prömiyer tarihine! Bayanlar baylar, Modalılar, İstanbullular, bu hikayenin merakına düşüp de, diyar diyar gelip Oyun Atölyesi’ne, bir tat almaya uğrayanlar… Bugün Neil Labute’un yazdığı, Sevgili Haluk Bilginer’in çevirdiği, Ali Altuğ’un yönettiği,  sahne tasarımında Barış Dinçel, müziklerde Tolga Çebi, Işık tasarımında Kemal Yiğitcan, video tasarımında Gülay Yiğitcan'ın olduğu, Ayça Bingöl ve Salih Bademci’nin oynadığı “Hansel Ve Gretel’in Öteki Hikayesi” seyirciyle olan yolculuğuna çıkıyor, limandan ayrılıyor… 
Oyun limandan ayrılıyor da, yanında müthiş bir mürettebat var. Sahne arkasında, İsmail Abi ve sevgili Apo.  Gündüz kulisleri ve Greenroom’u oyunculara ve ekibe hazırlayan, hepimizin eli ayağı sevgili Asena ve Fatma ablamız. Işık odasında Hakan Abi, Emrah ve İlker. Ve ofisimizde Sevgili Müdiremiz Sümer, Ve halkla ilişkiler ve satış müdürümüz Rana, onlarla birlikte… 
Ve tabi ki hikayenin, ne yazarın , ne de bizim yazmadığımız ve kimsenin de yaşanmadan bilemeyeceği, seyircisiyle buluştuğundaki yolculuğu başlıyor bu gün. Betty ve Bobby onlarla büyüyecek… Onlarla olgunlaşacak… Ve bu gün, tam 46. Gün. 
Prova sürecimizde bize sonsuz desteklerini veren tüm Antre Cafe çalışanlarına, Şaşıbeş başta olmak üzere tüm kedilerine, Ve oyun atölyesi’nin bütün emekçilerine teşekkürlerimizi sunuyoruz. Sizlere Asistan’s olarak her şeyi birebir aktarmaya çalıştık… Her ne kadar bir ara şanımız Damdesion rahibeleri olup bizi küplere bindirse de, hadi kabul ettik gitti be Salih'ciğim. Kırmayalım seni son gün. Evet biz Asistans Damdesion ekibi olarak, bir oyun ortaya çıkarken, keyfine doyum olmayan, prova sürecimizi bizim dırdırlarımıza rağmen takip eden herkeslere teşekkürlerimizi sunarız. Ve yeni hikayelere doğru yelkenler Fora!
Ormandan Avlananlar :
Ayça: Gözünü seviyim! Hadi! 
Salih: Veee Kitaplaar!
Ali Abi: Haydi bakalım! İyi eğlenceler.
Asistans iç ses: Oh çok şükür! Gördük bu günleri! Haydi perde! 
Sakla tümceyi, gelir zamanı:
* “ Aşk etinden topuğuna kadar işlemiş bir nasırdır. Ya canın acıya acıya adım atacaksın. Ya da canını acıta acıta söküp atacaksın. Fakat her iki yolda da tek bir gerçek olacak; Canın çok ama çok acıyacak!” Mevlana.

8 Mayıs 2015 Cuma

 

Kah güldük ve kah eğlendik, aslında biz hep eğlendik ve hep çok güldük, geldik işte o büyük güne, prömiyer tarihine! Bayanlar baylar, Modalılar, İstanbullular, bu hikayenin merakına düşüp de, diyar diyar gelip Oyun Atölyesi’ne, bir tat almaya uğrayanlar… Bugün Neil Labute’un yazdığı, Sevgili Haluk Bilginer’in çevirdiği, Ali Altuğ’un yönettiği,  sahne tasarımında Barış Dinçel, müziklerde Tolga Çebi, Işık tasarımında Kemal Yiğitcan, video tasarımında Gülay Yiğitcan'ın olduğu, Ayça Bingöl ve Salih Bademci’nin oynadığı “Hansel Ve Gretel’in Öteki Hikayesi” seyirciyle olan yolculuğuna çıkıyor, limandan ayrılıyor… 

Oyun limandan ayrılıyor da, yanında müthiş bir mürettebat var. Sahne arkasında, İsmail Abi ve sevgili Apo.  Gündüz kulisleri ve Greenroom’u oyunculara ve ekibe hazırlayan, hepimizin eli ayağı sevgili Asena ve Fatma ablamız. Işık odasında Hakan Abi, Emrah ve İlker. Ve ofisimizde Sevgili Müdiremiz Sümer, Ve halkla ilişkiler ve satış müdürümüz Rana, onlarla birlikte… 

Ve tabi ki hikayenin, ne yazarın , ne de bizim yazmadığımız ve kimsenin de yaşanmadan bilemeyeceği, seyircisiyle buluştuğundaki yolculuğu başlıyor bu gün. Betty ve Bobby onlarla büyüyecek… Onlarla olgunlaşacak… Ve bu gün, tam 46. Gün. 

Prova sürecimizde bize sonsuz desteklerini veren tüm Antre Cafe çalışanlarına, Şaşıbeş başta olmak üzere tüm kedilerine, Ve oyun atölyesi’nin bütün emekçilerine teşekkürlerimizi sunuyoruz. Sizlere Asistan’s olarak her şeyi birebir aktarmaya çalıştık… Her ne kadar bir ara şanımız Damdesion rahibeleri olup bizi küplere bindirse de, hadi kabul ettik gitti be Salih'ciğim. Kırmayalım seni son gün. Evet biz Asistans Damdesion ekibi olarak, bir oyun ortaya çıkarken, keyfine doyum olmayan, prova sürecimizi bizim dırdırlarımıza rağmen takip eden herkeslere teşekkürlerimizi sunarız. Ve yeni hikayelere doğru yelkenler Fora!

 

Ormandan Avlananlar:

 

Ayça: Gözünü seviyim! Hadi! 

Salih: Veee Kitaplaar!

Ali Abi: Haydi bakalım! İyi eğlenceler.

Asistans iç ses: Oh çok şükür! Gördük bu günleri! Haydi perde! 

 

Sakla tümceyi, gelir zamanı:

* “ Aşk etinden topuğuna kadar işlemiş bir nasırdır. Ya canın acıya acıya adım atacaksın. Ya da canını acıta acıta söküp atacaksın. Fakat her iki yolda da tek bir gerçek olacak; Canın çok ama çok acıyacak!” Mevlana.

 

 


7 Mayıs 2015 Perşembe


Kalmış şurada 1 gün. Bugün son genel prova temsilimiz. Kendi içimizde son oyunumuz. Ve yine Haluk Abi dahil olmak üzere tüm ekip hazırız… Akış başlıyor, hikaye yaşanıyor ve tam 88,5 dakika sürüyor bu geceki perdemiz. Hemen akabinde Antre Cafe'de hazırlanan soframızda buluşuyoruz.
Salih’in Bobby’i oynarken, onu çağıran karakterinden bahsetmesi üstüne Haluk Abi, “O seni çağırmayacak, yok öyle bir şey. O senin içinden doğacak. Sadece sen varsın. Bırak seni kim çağırıyorsa! Haydi güle güle! Bobby senden çıkacak.”
Haluk Abi’nin söyledikleri oyuncunun kulağından hiç çıkmaması gereken küpeler gibi…  Oyun oynamayı bırakmanın keyfine değiniyor Haluk Abi. İşte ancak o zaman oyun, oyuncunun çok büyük bir keyifle yaptığı oluyor… Sen kendini oyuna bırakıyorsun, tıpkı kendini suyun akışına bırakan bir yaprak gibi, diyor…  Tüm betimlemeleri, Ali Abi’nin tüm prova süreci boyunca, Ayça ve Salih’e An’da kalmayı anlatışı gibi. Elbette ki oyuncu sahnede canlı ve gerçek olması için An’da olmalı. Ama özellikle bu metin, tüm nitelikleriyle bunu öyle aç bir şekilde istiyor ki oyuncularından.. Onu metne vermeden, seni götürmüyor… Haluk Abi devam ediyor ; “Oyunculuk ruhunu soyabilme becerisidir. Soyabiliyor musun ruhunu! O özü soyabildiğimiz an biz gerçeğe izin veririz. Evet bu zor bir iş! Ama tüm çaba sadece bu. Ruhunu soy. Başka bir şey yapma.” Güzel bir sohbetin sofrasından, gece yarısını geçince ayrılıyoruz…

Ormandan Avlananlar:

Salih: Onu böyle duyuyorum Haluk Abi.
Haluk Abi: Kimi?
Salih: Yani Bobby’i.. O karakteri hissediyorum.
Haluk Abi: Yok öyle bir şey! Kim o! Ona deki: Haydi. Haaydi güle güle! Kızlar ilaçlarını verdiniz mi bu Salih’in! Damdesion rahibeleri!
Asistans: Bugün kendi haline bıraktık Haluk abi.
Haluk Abi: Bırakmayın! Demir baş o ilaçlar!
Cümbür cemaat: Hahahahaaahahahaha!!! 

Sakla tümceyi, gelir zamanı:

* “ Ey İnsan! Kulak ver! Derin gece yarısı ne söyler? ‘Uyudum, uyudum, uyandım derin rüyalardan. Derindir Dünya. Daha derindir gündüzün düşündüğünden…” Nietzsche

 

 

Bugün ilk seyircili Genel provamız. Geriye doğru sayıyoruz. Tüm emeğin meyvesi, yaratılan dünyanın büyüsü hazırlanıyor yolculuğuna… Bugün oyun atölyesi'nde hava açık ve güneşli. Herkesin içinde canlı kıpır kıpır bir müzik çalıyor. Ekip arkadaşlarım uçuş için tüm detayları gözden geçiriyor. Uçuş eğitmenimiz Ali Altuğ uçuş süremizi 90 dk olarak tespit etti. Son komutları veriyor. Işık odasında uygun bir hava koşulu için, sevgili Hakan Abi, İlker ve Emrah hazırlıklarını tamamlıyor. Kabin amirlerimiz İsmail ve Apo sahne arkasında hazırlar. Kaptanlarımız nam-ı diğer Betty ve Booby...  Hansel Ve Gretel’in  Öteki Hikayesi için her türlü çalışma fevkalade bir ihtimamla yapılıyor. Salih ve Ayça'yı uçuştan önce odalarına, kulislerine yerleştiriyoruz. Biz ekibim Ilgın'la, hostesler olarak, akut bir durum ve oluşabilecek bir ihtiyaç için, hemen sahneye en yakın antre cafe'deyiz. Gerekli yaşam destek ünitelerimiz mevcut tetikteyiz. Su, peçete, enerji vs… 
 Baş kaptanımız Sevgili Haluk Abi, alan sorumlumuz müdiremiz Sümer, uçuş tarihleri ve lokasyon sorumlusu Rana, tüm müziklerin sorumlusu Tolga Çebi ve uçağın tasarımcısı Barış Dinçel, salondaki yerlerini alıyorlar…
Adrenalin herkeste baş gösterirken, Betty sahnedeki yerini, Bobby ilk antresini alıyor. Ve uçuş başlıyor..
Oyun ilk kez seyirciyle buluşunca hepimizde ayrı bir duygu, ama bütünün içinde herkeste bir renk mutluluk katılıyor resmimize.. Oyun ilk kez 88,5 dk sürüyor. Betty ve Bobby büyük güne, esas uçuşa doğru rotalarını iyice kilitliyorlar… Oyun sonrası tüm ekip antre cafe’de Haluk Abi ile birlikte her şeyin daha da güzel olması için oyunumuzun daha da parlaması için konuşmaya, devam ediyoruz….
Ormandan Avlananlar:
Haluk Abi:  Bakın orda ne yazıyor:  
“Sahneye ağır tonajlı aktörler giremez.  Bu sahnede tonlama yasaktır. Sahneye insan olarak girdiğinizden emin olunuz!” Hadi bakalım iyi oyunlar!
Ayça: Galiba kalbim çıkacak!
 
Sakla tümceyi, gelir zamanı:
* “ İnsanlar göründükleri gibi olmalıdır. Eğer değillerse hiç görünmesinler daha iyi!” Shakespeare.
6

6 Mayıs 2015 Çarşamba

 

Bugün ilk seyircili genel provamız. Geriye doğru sayıyoruz. Tüm emeğin meyvesi, yaratılan dünyanın büyüsü hazırlanıyor yolculuğuna… Bugün oyun atölyesi'nde hava açık ve güneşli. Herkesin içinde canlı kıpır kıpır bir müzik çalıyor. Ekip arkadaşlarım uçuş için tüm detayları gözden geçiriyor. Uçuş eğitmenimiz Ali Altuğ uçuş süremizi 90 dk olarak tespit etti. Son komutları veriyor. Işık odasında uygun bir hava koşulu için, sevgili Hakan Abi, İlker ve Emrah hazırlıklarını tamamlıyor. Kabin amirlerimiz İsmail ve Apo sahne arkasında hazırlar. Kaptanlarımız nam-ı diğer Betty ve Booby...  Hansel Ve Gretel’in  Öteki Hikayesi için her türlü çalışma fevkalade bir ihtimamla yapılıyor. Salih ve Ayça'yı uçuştan önce odalarına, kulislerine yerleştiriyoruz. Biz ekibim Ilgın'la, hostesler olarak, akut bir durum ve oluşabilecek bir ihtiyaç için, hemen sahneye en yakın antredeyiz. Gerekli yaşam destek ünitelerimiz mevcut tetikteyiz. Su, peçete, enerji vs… 

Baş kaptanımız Sevgili Haluk Abi, alan sorumlumuz müdiremiz Sümer, uçuş tarihleri ve lokasyon sorumlusu Rana, tüm müziklerin sorumlusu Tolga Çebi ve uçağın tasarımcısı Barış Dinçel, salondaki yerlerini alıyorlar…

Adrenalin herkeste baş gösterirken, Betty sahnedeki yerini, Bobby ilk antresini alıyor. Ve uçuş başlıyor..

Oyun ilk kez seyirciyle buluşunca hepimizde ayrı bir duygu, ama bütünün içinde herkeste bir renk mutluluk katılıyor resmimize.. Oyun ilk kez 88,5 dk sürüyor. Betty ve Bobby büyük güne, esas uçuşa doğru rotalarını iyice kilitliyorlar… Oyun sonrası tüm ekip antre cafe’de Haluk Abi ile birlikte her şeyin daha da güzel olması için oyunumuzun daha da parlaması için konuşmaya, devam ediyoruz….

Ormandan Avlananlar:

Haluk Abi:  Bakın orda ne yazıyor:  

“Sahneye ağır tonajlı aktörler giremez.  Bu sahnede tonlama yasaktır. Sahneye insan olarak girdiğinizden emin olunuz!” Hadi bakalım iyi oyunlar!

Ayça: Galiba kalbim çıkacak!

 

Sakla tümceyi, gelir zamanı:

* “ İnsanlar göründükleri gibi olmalıdır. Eğer değillerse hiç görünmesinler daha iyi!” Shakespeare.

 

 

 

5 Mayıs 2015 Salı


Heyecan dorukta… oyun atölyesi’nin kulisinde Greenroom'dayız artık tüm ekip. Burada tam bir aile enerjisindeyiz. Tiyatronun verdiği tüm keyif kuliste de yaşanıyor.
Haluk Abi bugün akıştan önceki ve sonraki sohbetlerimizde çok önemli şeyler aktardı. Oyunculuğun sadece doğru tepki vermek olduğunu anlattı. Ama buradaki hassas nokta, oyuncunun yaptığının, seyircinin ay bende yaparım bunu diyecek kadar kolay görünmesi. Ve seyirci bunu derken, aslında onu o kadar kolayca yapmanın zorluğu…  Genelde de aslında seyirci olarak algımız böyle değil mi, çünkü ancak o zaman bize ulaşabiliyor oyuncu, izlerken empati kurabiliyor ve o illüzyonun içinde o karakteri anlıyor yada yargılıyor seviyor yada sevmiyoruz… Ama karakteri , gerçekten bir karakteri ortaya koyduğumuzda, herkes haklı. En kötü olan bile…
Bugün genel prova akışlarımızdan önceki son akışımız oldu. Her oyun gibi seyirciyle buluştukça pişecek, büyüyecek Hansel ve Gretel’in Öteki Hikayesi…  Kaldı üç gün!                         

 


Ormandan Avlananlar:
Haluk Abi: Nasıl bir cambaz ipin üstünde ustalıkla yürür. Ve bunu yaparken öyle rahat ve kolaylıkla yapar ki, bende yaparım, hatta iki de takla atarım diyebilirsin. İşte oyunculukta da aynen böyle.


Sakla tümceyi, gelir zamanı:

* “Oyunu oynama, bırak oyun seni oynasın! Sen karakterine bırak kendini…” Haluk Bilginer  

 

 

4 Mayıs 2015 
Bugün akışımızı almadan önce teknik üstünde ciddi çalışmalar yapıldı. Sevgili ekibim Ilgın'cığım tüm gün kostüm koşturması yaptı dışarıda. Sahne ekibimizden, ışık ekibimize, tüm ekip vızır vızır…  Arı gibi. Tüm gün boyunca efektler, ışıklar derken saat 23.00'de akışa geçebildik. Haluk Abi yine bizimle bugün. Bu sefer elinde not defteri… Oyun başlıyor. Bu kendi içimizde bir akış… Oyun dünkü ilk akışımızın üstüne bugün, ikinci oyun sendromunda bir tatta… Genelde yaşanan bir durum, bugün Hansel ve Gretel’in Öteki Hikayesi içinde yaşandı. İlk günün sarhoşluğundan mı olur bilinmez, ikinci oyunlarda bir rehavet olur niyeyse. Oyun ilk kez 94 dakika sürdü…  Haluk Abi dünkü tebriklerinden sonra, bugün de ince detayları, işlenmesi gereken yönleri vurguladı… “Bu sahnede tonlama yapmak yasaktır ve ağır tonajlı aktörler giremez. Bunu sakın unutmayın!” Hemen her şey güllük gülistanlık olmaz tabi… Pek çok ayrıntı seyirciyle pişecek elbet. Ama doğru yolda olunan bir yolun parlatılması üzerinde durdu Haluk Abi..
Geriye kaldı 3 gün… 
Ormandan Avlananlar:
Haluk Abi: Bazı anlar var ki çok güzel. Ama onları asla söylemeyeceğim. Çünkü o zaman onu hemen bozar oyuncu. O an geldiğinde, o oyununun ne kadar beğenildiğini hatırlar. Sonra başlar kendini taklit etmeye. O yüzden iyi anlarınızı benden duyamayacaksınız!
Sakla tümceyi, gelir zamanı:
* “Vicdan yoksa bilgi ruha sadece zarar verir…” Rebelais.

 

4 Mayıs 2015 Pazartesi

 

Bugün akışımızı almadan önce teknik üstünde ciddi çalışmalar yapıldı. Sevgili ekibim Ilgın'cığım tüm gün kostüm koşturması yaptı dışarıda. Sahne ekibimizden, ışık ekibimize, tüm ekip vızır vızır…  Arı gibi. Tüm gün boyunca efektler, ışıklar derken saat 23.00'de akışa geçebildik. Haluk Abi yine bizimle bugün. Bu sefer elinde not defteri… Oyun başlıyor. Bu kendi içimizde bir akış… Oyun dünkü ilk akışımızın üstüne bugün, ikinci oyun sendromunda bir tatta… Genelde yaşanan bir durum, bugün Hansel ve Gretel’in Öteki Hikayesi içinde yaşandı. İlk günün sarhoşluğundan mı olur bilinmez, ikinci oyunlarda bir rehavet olur niyeyse. Oyun ilk kez 94 dakika sürdü…  Haluk Abi dünkü tebriklerinden sonra, bugün de ince detayları, işlenmesi gereken yönleri vurguladı… “Bu sahnede tonlama yapmak yasaktır ve ağır tonajlı aktörler giremez. Bunu sakın unutmayın!” Hemen her şey güllük gülistanlık olmaz tabi… Pek çok ayrıntı seyirciyle pişecek elbet. Ama doğru yolda olunan bir yolun parlatılması üzerinde durdu Haluk Abi..

Geriye kaldı 3 gün… 

 

 

Ormandan Avlananlar:

Haluk Abi: Bazı anlar var ki çok güzel. Ama onları asla söylemeyeceğim. Çünkü o zaman onu hemen bozar oyuncu. O an geldiğinde, o oyununun ne kadar beğenildiğini hatırlar. Sonra başlar kendini taklit etmeye. O yüzden iyi anlarınızı benden duyamayacaksınız!

 

Sakla tümceyi, gelir zamanı:

* “Vicdan yoksa bilgi ruha sadece zarar verir…” Rebelais.

 

 

3 Mayıs 2015 Pazar

Onca güzel ve tadı damağımızda kalan prova zamanlarımızın sonuna yaklaştık. Artık sahnede dekorumuz göründü. O noktada, seyirciye doğru bir yolculuğa çıkan her oyunun vardığı karaya yaklaşmışızdır artık. Evet kara göründü. Betty ve Bobby, ormanın derinlerinde bir yerde hikayelerini  yeniden ve yeniden yaşamaya doğru yürüdüler ve yürüdüler… Ve vardılar her yola çıkan yolcu gibi, bir yere, bir mekana ve bir zamana…
Bugün 41. prova. Betty ve Bobby bunu pek bilmese de bizden bir maşallah. Adettendir. Maşallahlı bugünden itibaren, sahne arkasındaki tüm ekiple birlikte, 8 Mayıs'a kadar ve sonrasında artık beraberiz. Teknik tüm detaylar ince ince çalışılıyor. Mizansenler dekorun sunduğu Dünyada tekrar tekrar deneniyor. Aksesuarlara alışma yaşanıyor. Ayça ve Salih, Betty ve Bobby’nin dünyasına tamamen giriyor.
Sevgili ışık tasarım ekibimiz, Kemal ve Gülay, Ali Abi ile birlikte ışık ve efektler üstüne konuşuyorlar. Sevgili Barış Dinçel dekorun detaylarını tamamlıyor. Biz ekibim Ilgın’la eksikleri belirliyoruz. Sevgili Tolga stüdyoda müziklerin son düzenlemelerini yapıyor… Ve derken içeri birden Haluk abi geliyor! Bizimkilerin hepsi sahnede, görmedi de kimse! Bir an şaşkınlık, sonrası mutluluk kıyamet. Teknik bir akıştan sonra, genel bir akışa başlıyoruz. Haluk Abi'ye tüm prova sonrası olan ürünümüzü izletiyoruz. Haluk Abi çok doğru ve seyirciyle buluştukça parlayacak bir yolda olduğumuzu söyleyerek oyuncularımızı ve Ali Abi'yi tebrik ediyor. Ve artık geriye doğru sayıyoruz. Hazırlanıyoruz. Büyük bir keyifle ve neşeyle “Perde!” demek için…

 

 


Ormandan Avlananlar:
Ali Abi: İşte burada bu tarafa geçebilirsin.
Ayça: Ha! Tamam tamam. Olur.
Haluk Abi: Dekor güzel!
Cümbür cemaat: Haluk abiii!!!  Hoşgeldiiin!

Sakla tümceyi, gelir zamanı:

 * “ Soğuk bir akşamda içini ısıtan bir söz, Karanlık gecede dolunay, Kapına kadar uzanan, keyifle yürüdüğün bir yol, seninle olsun…” Geleneksel İrlanda duası…

 

 

2 Mayıs 2015 prova 
Zevk-ü sefalı bir prova olduğu doğrudur. Allah için güzel ağırladı bizi sevgili Ayça. Verdim hakkını.
Provamıza önce güzel bir balkonun manzarasının göz doygunluğu, sonra şahane bir pizzayla midelerimizi doyurarak başladık.
Evet bugün Bingöl ve Altuğ’ların ev provasındayız. Çünkü bugün sahneye dekorumuz kuruluyor. Ali Abi’nin oyunu olduğu için, oyuncuları bize teslim etti. Bugün prova, karşılıklı ezber akıtmak şeklinde gelişti. Gecenin ilerleyen saatlerinde provayı tersine döndürdük. Başladı Salih Betty’i, Ayça Bobby’i oynamaya… İzlemesi pek keyifli geldi… Sonra Neil Labute’un teksti bizi kesmedi, gaza gelip kendimiz oyun yazdık. Çıkmaz senenin son çarşambası oynarız artık. Konu şöyle; biz dört kardeşiz. Gözde, mutaassıp bir rahibe ve müdire, Ayça dul kalmış, kötek yemiş feleğin çemberinden geçmiş dilber, Ilgın zapt edilemeyen ergen pozlarında sorunlu ilişkiler kraliçesi. Salih, Alamancı ruhunu bastırmaya çalışan kız kardeşlerini kollayan geçkin delikanlı.  Birbirlerini yer dururlar, kıyamet güldürü de buradan kopar. Körle yatan şaşı kalkar, artık hepimiz Salih gibi patlat patlat gül, dur oluruz !  
Sonra müdiremiz Sümer’den dekorumuzun kurulmuş fotoğrafı geldi. Gerçekten muazzam. Bunun üstüne Ayça açmaz mı en özel şarabını. Şarap, müthiş bir peynir tabağı, şahane bir manzara, gül gül muhabbet….  Zevk-ü sefa provası sonrası hemen gittik Salih’le ve Ilgın’la dekoru görmeye. Çok az kaldı büyük güne….
Ormandan Avlananlar: 
Salih: Yahu ben napcam sizle! Şu Gözdeyi Karadenizli mütahite vericem ha!
(terasın altında bir arabadan bir müzik girer. Arabesk bir parça başlar tam bu muhabbetin üstüne.)
Gözde: Hah! Geldi benimki… İdriiiiiisss! Tatlım!
Dört kardeş: Hahahahahaa!
Sakla tümceyi, gelir zamanı: 
* “Dostluk her zaman sevimli ve tatlı bir sorumluluktur, asla bir fırsat değil.” Halil Cibran
  

2 Mayıs 2015 Cumartesi

 

Zevk-ü sefalı bir prova olduğu doğrudur. Allah için güzel ağırladı bizi sevgili Ayça. Verdim hakkını.

Provamıza önce güzel bir balkonun manzarasının göz doygunluğu, sonra şahane bir pizzayla midelerimizi doyurarak başladık.

Evet bugün Bingöl ve Altuğ’ların ev provasındayız. Çünkü bugün sahneye dekorumuz kuruluyor. Ali Abi’nin oyunu olduğu için, oyuncuları bize teslim etti. Bugün prova, karşılıklı ezber akıtmak şeklinde gelişti. Gecenin ilerleyen saatlerinde provayı tersine döndürdük. Başladı Salih Betty’i, Ayça Bobby’i oynamaya… İzlemesi pek keyifli geldi… Sonra Neil Labute’un teksti bizi kesmedi, gaza gelip kendimiz oyun yazdık. Çıkmaz senenin son çarşambası oynarız artık. Konu şöyle; biz dört kardeşiz. Gözde, mutaassıp bir rahibe ve müdire, Ayça dul kalmış, kötek yemiş feleğin çemberinden geçmiş dilber, Ilgın zapt edilemeyen ergen pozlarında sorunlu ilişkiler kraliçesi. Salih, Alamancı ruhunu bastırmaya çalışan kız kardeşlerini kollayan geçkin delikanlı.  Birbirlerini yer dururlar, kıyamet güldürü de buradan kopar. Körle yatan şaşı kalkar, artık hepimiz Salih gibi patlat patlat gül, dur oluruz !  

Sonra müdiremiz Sümer’den dekorumuzun kurulmuş fotoğrafı geldi. Gerçekten muazzam. Bunun üstüne Ayça açmaz mı en özel şarabını. Şarap, müthiş bir peynir tabağı, şahane bir manzara, gül gül muhabbet….  Zevk-ü sefa provası sonrası hemen gittik Salih’le ve Ilgın’la dekoru görmeye. Çok az kaldı büyük güne….

 

Ormandan Avlananlar: 

Salih: Yahu ben napcam sizle! Şu Gözdeyi Karadenizli mütahite vericem ha!

(terasın altında bir arabadan bir müzik girer. Arabesk bir parça başlar tam bu muhabbetin üstüne.)

Gözde: Hah! Geldi benimki… İdriiiiiisss! Tatlım!

Dört kardeş: Hahahahahaa!

 

Sakla tümceyi, gelir zamanı: 

* “Dostluk her zaman sevimli ve tatlı bir sorumluluktur, asla bir fırsat değil.” Halil Cibran

 

 

 

 


1 Mayıs 2015 Cuma


Artık sahne tamamen bizim. Atölye’nin diğer oyunları ve oyuncuları  “Hansel ve Gretel’in Öteki Hikayesi” nin doğumu için, bir adım geriye çekildiler. 8’inde ki ilk temsile kadar sahne, Betty ve Bobby’nin. Ekip olarak dekorumuzu bekliyoruz artık. Eli kulağında önce bizi sonra sizi ağırlamak için…
Anlar çok değerli. Hayatta pek çok anı kaçırıyoruz. Tadını daha iyi duyumsamaya çalışırız bir an, sonra sıradanlaşırız en sevdiğimiz , bizi en mutlu eden şeyler bile. Ahengi kaçırıveririz. Hissederiz bir an ve belki de pek çok an... Ama bize sanki sonsuzca verilmiş zamanın içinde yaşarken , her şey hep böyle gidecek sanırız ya. Ve kaçırabiliriz bu yüzden pek çok anı… Sanki tekrarı olacakmış gibi gelir derinlerde bir yerde… Aslında öyle olmamasına rağmen… Yine de, bilmediğimiz ama bize uzunmuş gibi gelen bir zamanın kullanıcılarıyız…
Fakat  size verilmiş sadece 1,5 saatin içinde böyle bir lüksünüz yoktur. Hiçbir anı es geçemezsiniz. Sıradanlaştıramazsınız. İşte tam da bu yaşanıyor Hansel ve Gretel’in Öteki Hikayesi'nde… Betty ve Bobby’nin hikayesinin 1,5 saatlik kısmına şahitliğimizde…
Ali Abi her anı doldurmayı tekrar tekrar vurguluyor… Tüm konsantrasyonla orda olmayı. Oyundan bir an bile kopmamayı… “Tekst belli bir yerden sonra çok iyi bir at! Siz de üstüne binip, dörtnala giden iyi bir jokey olmalısınız!”

 

Ormandan Avlananlar:
Ali Abi: Size çeşitli finaller hazırlıyorum.
Salih: Nasıl abi ya!
Ali Abi: Oyunun sonu için.
Salih: Bende bize çeşitli sonlar hazırlıyorsun diye düşündüm! Korktum!
Asistan iç ses: İyice kaybetti kendini bu çocuk. Vah Vah!

Sakla tümceyi, gelir zamanı:
* “Kayıp diye bir şey yoktur. Her şey kazançtır!” Sevgi Ersoy

 


30 Nisan 2015 Perşembe



Bugünkü buluşmamız kısa bir prova olmakla birlikte, bazı mizansen değişiklikleri açısından   önemliydi. Belli başlı yerler çalışıldı. Detayların ve tiratların üzerinde duruldu. Bunun yanında diller dolandı. Ayça yine lafları unuttu. Kendi kendine saydı sövdü. Kimseye hacet bırakmadan. Ekibim Ilgın hepsini ezberledi maşallah! Ayça unuttukça Ilgın'cığımda ezberden verince, Salih Bey partner mi değiştirsem geyiklerinde bulundu. Vallahi yer seni sahnede Ayça'cım. Dikkat diyeyim. Aman ne olacaksa olsun, bizde izler eğleniriz. Sen konuş tatlım, konuş.
Oyunun bütününün inşasında 1. bölümün önemini Ali Abi sürekli vurguluyor. ‘50. oyunda da olsanız 1. bölümün tadına bakacağım. Bu çok önemli.’  Ve 1. bölüm çalışıldı.  Tabi ki, Dünkü akışın notları üstünde duruldu.  Ve detay görünen en önemli haber, Ali Abi yeni deftere başladı.  İki defter bitirdi adamcağız. Yaz yaz bitmedi. Salih diyemediğimi sağ duyusuyla kavradı. ‘Vay be iki defter bitirttik. Yaz yaz, yapamadık. Not almaktan gına geldi yönetmenimize…’ E yarısından çoğu seninkiler canım, diyemedik tabi. Neyse, kısa ama verimli bir çalışmayla ayrıldık atölyeden…

 


Ormandan Avlananlar:
Ayça: ………. Gerçekten çok teşekülülüüü…..
Ekip: Hahahahaha!
Ali: Efendim ayça! Teşekkürler diyecektin herhalde!
Cümbür cemaat: Hahaha!
Ayça: Çok teşekkkülülüüü!


Sakla tümceyi, gelir zamanı:
* “Mutluluk, öğrenmenin sevincidir…”  Sevgi Ersoy

 


28 Nisan 2015 Salı


Bugün sahnede çalışmamız yapıldı. Saat 15.00'e kadar detaylar çalışıldı. 1. ve 2. bölümün belli bir yerine kadar aktı prova. Tabi esas bugün fotoğraf çekimi var onun için 3’e kadardı çalışma. Bizde hazırlandık gittik. Fotoğraf çekimi ya. Neyse geldi çocuklar, başladı hazırlık. Ben zaten hazır geldim. Ilgın'cığımla da konuştuk, biz ekipçe hazırız yani. Yani çekim olacak, Ayça ile Salih hazırlanmadan gelmişler, pes!
Neyse sonra çekim başladı. Önce Ayça’yı Salih’i alacaklarmış. Peki dedim, bekleriz artık. Onlar bir denesin. Sonra müdirem geldi. Dedim, bizim resimler broşüre mi konacak, fuayeye mi, dediiim! O da “Yok biz de öyle bir adet, Asistanların fotosu internette.” dedi. Yıkıldım. Kendi kendimize selfie yaptık bizde. Onlar çekilirken, hazır ışık da iyi. Dedim selfie yap! Boş durma! Kader kısmet her şey. Ötesi olmuyor sayın seyirciler. Neyse çekildiler ettiler de bitti bu fasıl şükür! Amaann neymiş öyle! Orda foto, burada foto! Oyuncu milleti illa gösterecek kendini. Çektik selfimizi temiz temiz!
Aaa ama sonra ekip fotomuz oldu. Oldu oldu. Buna da şükür!  Resim filan derken baya da az kaldı ilk güne! Sayıyoruz geriye!


Ormandan Avlananlar :
Asistan: Bizim resimler broşüre mi müdirem?
Müdire Sümer: Yok sizin sadece internette.
Asistan: Hm. Tabi  gerek yok yani. Hı hı.
Asistan iç ses: Hey Allahım. Ne yapam nerelere gidem! Bi fotom bile yok yahu! Görünmez oyuncu asistan!


Sakla tümceyi, gelir zamanı:
* “Dans et kabuğun kırıldığında ; Dans et yaralarını saran sargıları söküp attığında ;
     Kavga kıyametin tam ortasında dans et ; Kanın kaynarken dans et ;
     Dans et tam anlamıyla Özgür olduğunda.” Mevlana.

 

27 Nisan 2015 Pazartesi 


İsabetli seçim olmuş. İyi ki aldık bu çocuğu.  Şu işi bir kotarsın da kahkahalarından fırsat bulup. Biz değerlendireceğiz onu. Değerlendirmeye alacağız, yüksek Asistans kurulunun baş damdesion ekibi olarak. Kendisi bizi bu mevkiye atadı. Sevgili ekibim Ilgın’cığımla özverili titiz çalışmalarımız sonucu gözüne dokunduk herhalde, bizleri damdesion rahibelerine benzetti ya geçenlerde. Düşmüyor dilinden, damdesion aşağı, damdesion yukarı!  Yani bu unvanın kaynağı tamamen kendisi. Biz de ilk oyun sonrası hakkını vereceğiz şanımızın, bakacağız artık ödül mü vereceğiz, yoksa ne yapacağız!
Neyse heyecanlı meselemizin özüne dönelim. Provamız bugün son kez kütüphane de alındı. Bir kütüphane klasiği olan langırt katiyetle atlanamazdı. Onun da hakkı verildi. İzlenen maçta kızlar erkekleri 10’a 9 yendi. Bugün alınan akış enerjisiyle, yönetmenimizin söylediklerinin tutulması unutulmaması ile, bir bütün olarak güzeldi. Prova, 19.00'da bitti.  

 

 


Ormandan Avlananlar:

Ali Abi: Canım şunu uzatır mısın?
Salih : Biz kalmışız böyle, bize hiç canım yok!
Asistan: Yönetmenin karısı olmayan oyuncu, oyuna beş kala krizlerde yine. Bak biz bir şey diyomuyuz! Teallaaahım!

Sakla tümceyi, gelir zamanı:
* “ Ne garip değil mi? Aklı yavaş olana değil de, ayağı yavaş olana; Yüreği kör olana değil de, gözü kör olana acırız!” Halil Cibran

 

 

26 Nisan 2014
Herkesin başına her şey geliyor şu hayatta. E bir oyun doğuyor kolay mı! Düşecek ve kalkacak elbet. Bugün sahnedeydik. Saat 18.00'de başlayıp, gece ucu açık olan bir provadır bu. Sevgili Tolga Çebi de gelir. Akışı izleyecek ki, müzikler de oradan şekillenecek tabi.  Ama şansına bizimkiler bir başladılar pir başladılar. Uçuyorlar sahnede. Ama nereye belli değil. İstikamet neresi, rota kaybolmuş, Ali Abi'nin dediği her şey unutulmuş, mizansenler karışıyor, laflar dolanıyor, enerji yerlerde… Ali Abi Hitchcock filmlerinden fırlamış gibi gülüyor. Gülüyor mu kızıyor mu, az sonra tufan mı tsunami mi kopacak belli değil. Bir şeyler kopacak belli. Her şey uçmuş gitmiş. İşte bu o gün. Nam-ı diğer kötü prova günü… 
Vallahi ben Salih’i ilk kez böyle gördüm. Yemek arası verdik. Ağzını bıçak açmadı. Sinirler bozuldu. Gülmeler başladı. Bu arada  Asistans da payına düşeni aldı. Canım Ilgın'cığım, oyuncu es verdi sandı, lafı vermedi yedi paparayı. Ali Abi ‘Laf veeer!’ diye gürledi. Ekibime yapılan bana da yapıldı tabi. Napalım. Hayat böyle işte! Prova, bir daha böyle bir prova hakkı olunmadığına dair verilen demeçlerle gece 00.00 civarı bitti. 
Ormandan Avlananlar: 
Ali Abi: Çok daha iyi konsantre olmalısınız. Her anlamda hakim olmalısınız. 
Asistan iç ses: Ah ah! Biz oynıyaydık Ilgıncığımla böyle oluverirmiydi! 
Sakla Tümceyi Gelir Zamanı: 
* “Sanat bir reklam aracı değil, ruhu özgürleştiren, yaratıcılığı provoke eden, insanların gelişimlerini, yaşamlarını daha ileriye götürmelerine yardım eden bir şey olmalıdır. Çünkü sanat insanlığı manipüle eden değil, kutlayan bir şeydir.”  Keith Haring.

26 Nisan 2015 Pazar


Herkesin başına her şey geliyor şu hayatta. E bir oyun doğuyor kolay mı! Düşecek ve kalkacak elbet. Bugün sahnedeydik. Saat 18.00 de başlayıp, gece ucu açık olan bir provadır bu. Sevgili Tolga Çebi de gelir. Akışı izleyecek ki, müzikler de oradan şekillenecek tabi.  Ama şansına bizimkiler bir başladılar pir başladılar. Uçuyorlar sahnede. Ama nereye belli değil. İstikamet neresi, rota kaybolmuş, Ali Abi'nin dediği her şey unutulmuş, mizansenler karışıyor, laflar dolanıyor, enerji yerlerde…  Ali Abi Hitchcock filmlerinden fırlamış gibi gülüyor. Gülüyor mu kızıyor mu, az sonra tufan mı tsunami mi kopacak belli değil. Bir şeyler kopacak belli. Her şey uçmuş gitmiş. İşte bu o gün. Nam-ı diğer kötü prova günü… 

Vallahi ben Salih’i ilk kez böyle gördüm. Yemek arası verdik. Ağzını bıçak açmadı. Sinirler bozuldu. Gülmeler başladı. Bu arada  Asistans da payına düşeni aldı. Canım Ilgın'cığım, oyuncu es verdi sandı, lafı vermedi yedi paparayı. Ali Abi ‘Laf veeer!’ diye gürledi. Ekibime yapılan bana da yapıldı tabi. Napalım. Hayat böyle işte! Prova, bir daha böyle bir prova hakkı olunmadığına dair verilen demeçlerle gece 00.00 civarı bitti.

 

 

 

Ormandan Avlananlar: 

Ali Abi: Çok daha iyi konsantre olmalısınız. Her anlamda hakim olmalısınız.

Asistan iç ses: Ah ah! Biz oynıyaydık Ilgıncığımla böyle oluverir miydi!

 

Sakla tümceyi, gelir zamanı:

* “ Sanat bir reklam aracı değil, ruhu özgürleştiren, yaratıcılığı provoke eden, insanların gelişimlerini, yaşamlarını daha ileriye götürmelerine yardım eden bir şey olmalıdır. Çünkü sanat insanlığı manipüle eden değil, kutlayan bir şeydir.”  Keith Haring.

 

 

25 Nisan 2015 Cumartesi


Dünkü akışımızın üstüne, Ali Abi’nin düne dair kritik notlarıyla başladık. Çok fazla sır veremiyorum ama en önemli durum abla kardeşin arasındaki doğal ilişkinin çıkması. Ve iki kişilik oyunların, özellikle bu metnin bir tahterevalli gibi olduğu… Aradaki uyumun ve dengenin takipçisi olmanın zorunluluğu…
Ali Abi’nin, oyuncuların kafasında fikir birliğinin oluşması için, kullandığı betimleme çok güzeldi. Tıpkı bir orkestrada olduğu gibi, rolün partisyonlarına hakim olursan, bir bölümünü kaçırsan bile, eseri yarı yolda bırakmazsın. Devam edersin. O partisyon kaçsa bile, bir şef, bütüne olan hakimiyetiyle yola devam eder. Burada metnin bütününe hakimiyetin önemi devreye giriyor. Aslında her şey birbirine benzer ya bazen. Başımıza gelmez mi hep, bazı ayrıntılara çok takılırsın, bütünü kaçırırsın. Orda pes etmeden ve topu bırakmadan yola devam etmelisin. Ama bunu ancak büyük resme hakimsen yapabilirsin.
Birde bugün 25 Nisan ya. Tatlı bir telaşımız vardı bir yandan. Ali Abi’nin doğum günüydü. Ve Ayça Abla’nın organizasyonuyla, sahneye, arka kapıdan Ali Abi'nin arkadaşlarının, dostlarının baskın yapması planlandı. Bunun için Ilgın, sürpriz ekibini ve pastayı arka kapıda karşılamakla görevliydi. Biz de durumu hiç çaktırmamakla… Ama tabi işler nasıl gidiyor diye, arka tarafa geçmek için, hepimiz sırayla zırt pırt tuvalet izni alınca, biraz çaktı mı ne… Ama herkes bir anda sahneye, hele ki kocaman bir Hansel Ve Gretel pastasıyla girince, Ali Abi'nin musmutlu yüzü görülmeliydi. Dostlar, muhabbet, sevmek ve sevilmek, neşe hakim olunca salona, Salih’le bir de şampanya patlattık Ali Abi'mizin 40 yaş şerefine.:) Ali Abi'miz iyi ki doğmuş. Nice güzel zamanlar, sağlık ve hiç bitmeyen bir neşe onunla olsun… Ve prova muhabbetle Antre de sonlandı.

 

 


Ormandan Avlananlar:
Ali Abi: Buradaki sahne zamanlamanız çok önemli.
Cümbür Cemaat: Happy birthdayyyyyy!!!
Ali Abi: Nasıl yaa!

Sakla tümceyi, gelir zamanı:

* “Gökler ; Köklerdir ve ağaçlar bunun farkında…” Mercan Dede

 

 

24 Nisan 2014
Bir Asistan’ın Günlüğü:
Yok yanlış oldu! Asistanların travma günlüğü!  Budur! Yani artık açıyoruz içimizi.
Zor zanaat asistan olmak vesselam. Bugün neredeyse seyircili genel prova tadında geçti. Ali Abi’nin öğrencileri geldi.  Derken Ayça’nın ve yine yönetmenimizin arkadaşları, derken derken baya seyirci oldu salonda. Şimdi kayıtta alıyorduk bu gün. Ne yapıyorlar ne ediyorlar bir görsün oyuncularımız dedik. Buraya kadar hikaye normal evet. İşin travmatik bölümüne dönecek olursam, giden bağırıyor gelen bağırıyor yahu! Tam böyle konsantre izlerken, Ayça Abla sahnede unutunca repliğini kıyamet gibi ‘NE!’ dediği an, zaten ben ruhumu teslim ediyorum. Elim ayağım birbirine giriyor. Vallahi ezbere biliyorsam bile unutuveriyorum lafını. Korkuyor insan yahu! Allahtan ekibim Ilgın giriyor devreye, bir an kendimi kaybetsem de bakıyorum kekeleyerek o veriyor lafı. Neyse sonra full konsantrasyon tekst takibinde oluyorsun haliyle, bir yeri unuttular gibi diyip lafı verecek oluyorum , derken “HAYIIIR!” Diye Salih efendi başlıyor. Sonra vermiyoruz, bu sefer de gerçekten unutuyor oluyorlar, oradan Ali Abi bağırıyor “LAF VERİİİN!”
Nerelere gidem, ne yapam! Öyle ebleh gibi kalıyorsun haliyle. Kaçacak bir yer yok yani. Lafı yiycen! Sinek gibi! Şapadanak yiyorsun lafı! 
Bugün sahnede alınan akışta, ilk kez prova ışığı alınıp, sadece sahneye ışık verilince, baya oyun psikolojisine girdik hepimiz.  Her zamankinden çok daha fazla misafirimiz olunca oyuncuların heyecanı da desteklendi. Bugün Işık tasarımcımız Kemal Yiğitcan da akışımızı izledi. 2. bölümün 13. durumuna kadar gelindi ve kestik. Prova Ali Abi'nin Ve Kemal Bey‘in toplantılarıyla devam etti. Saat 19.00 gibi ayrıldık.
Ormandan Avlananlar:
Ayça: Ben burada bunu söyleyemiyorum ya! Olmuyor sanki. Olmuyor bu laf buraya.
Ali Abi: Unuttuğunuz lafları atmaya çalışmayın!
Asistan iç ses: Çok şükür sağduyulu bir yorum! Durum bu yani! Ezberinizi yapın ya! Kalpten gidicez burada. Bir sağdan bir soldan.
Sakla tümceyi, gelir zamanı:
* “ Dünyada yapılmamış işler çoktur çocuğum, derlerse - ki bu işler bir işe yaramaz. De ki, bütün işe yarayanlar, işe yaramaz sanılanlardan çıkar.” Aziz Nesin.

 

24 Nisan 2014 Cuma

 

Bir Asistan’ın Günlüğü:

Yok yanlış oldu! Asistanların travma günlüğü!  Budur! Yani artık açıyoruz içimizi.

Zor zanaat asistan olmak vesselam. Bugün neredeyse seyircili genel prova tadında geçti. Ali Abi’nin öğrencileri geldi.  Derken Ayça’nın ve yine yönetmenimizin arkadaşları, derken derken baya seyirci oldu salonda. Şimdi kayıtta alıyorduk bu gün. Ne yapıyorlar ne ediyorlar bir görsün oyuncularımız dedik. Buraya kadar hikaye normal evet. İşin travmatik bölümüne dönecek olursam, giden bağırıyor gelen bağırıyor yahu! Tam böyle konsantre izlerken, Ayça Abla sahnede unutunca repliğini kıyamet gibi ‘NE!’ dediği an, zaten ben ruhumu teslim ediyorum. Elim ayağım birbirine giriyor. Vallahi ezbere biliyorsam bile unutuveriyorum lafını. Korkuyor insan yahu! Allahtan ekibim Ilgın giriyor devreye, bir an kendimi kaybetsem de bakıyorum kekeleyerek o veriyor lafı. Neyse sonra full konsantrasyon tekst takibinde oluyorsun haliyle, bir yeri unuttular gibi diyip lafı verecek oluyorum , derken “HAYIIIR!” Diye Salih efendi başlıyor. Sonra vermiyoruz, bu sefer de gerçekten unutuyor oluyorlar, oradan Ali Abi bağırıyor “LAF VERİİİN!”

Nerelere gidem, ne yapam! Öyle ebleh gibi kalıyorsun haliyle. Kaçacak bir yer yok yani. Lafı yiycen! Sinek gibi! Şapadanak yiyorsun lafı! 

Bugün sahnede alınan akışta, ilk kez prova ışığı alınıp, sadece sahneye ışık verilince, baya oyun psikolojisine girdik hepimiz.  Her zamankinden çok daha fazla misafirimiz olunca oyuncuların heyecanı da desteklendi. Bugün Işık tasarımcımız Kemal Yiğitcan da akışımızı izledi. 2. bölümün 13. durumuna kadar gelindi ve kestik. Prova Ali Abi'nin Ve Kemal Bey‘in toplantılarıyla devam etti. Saat 19.00 gibi ayrıldık.

 

 

Ormandan Avlananlar:

Ayça: Ben burada bunu söyleyemiyorum ya! Olmuyor sanki. Olmuyor bu laf buraya.

Ali Abi: Unuttuğunuz lafları atmaya çalışmayın!

Asistan iç ses: Çok şükür sağduyulu bir yorum! Durum bu yani! Ezberinizi yapın ya! Kalpten gidicez burada. Bir sağdan bir soldan.

 

Sakla tümceyi, gelir zamanı:

* “ Dünyada yapılmamış işler çoktur çocuğum, derlerse - ki bu işler bir işe yaramaz. De ki, bütün işe yarayanlar, işe yaramaz sanılanlardan çıkar.” Aziz Nesin.

 

 

23 Nisan 2015 Perşembe

 

Bugün bayram! Evet çocuklarımızın bayramı. Dünya da hiçbir ülkede olmayan, çağdaş bir gönlün aydınlık bir kalbin bizlere hediyesi bugün... Ve bugün, önce çocuklarımızın, sonra bizlere de çocukluğumuzu hatırlatan, unutmayın diyen, hepimizin bayramı. 

Atölye’ye paldır küldür geç kaldım diye koştururken, Moda’ya çıkan tramvaya atladım. Süslenmiş püslenmiş bugün için moda tramvay… Misafir edeceği yolcuları, çocuklar için. Bu hazırlıktan da olsa gerek, içinde anneler, babalar ve çocukları, iki genç kız palyaço, günlük güneşlik bir hava da elimizde bayraklarla geldik tiyatronun kapısına. 

Günün içimizde yarattığı enerjiyle Kütüphanede ki provamız langırtla başladı bugün daha da heyecanlı. Resimler çekildi görüldüğü üzere.:)

Ve iki kişilik oyunların avantajları ve dez avantajları üzerine konuşuldu. Birbirini sürekli takip etmenin ve sırt sırta olmanın önemini vurguladı Ali Abi. 32. provada artık her şeyin kendisi için çok net olduğunu ve bu netliği görmek istediğini belirtti.  Misal “Artık sizin vidalarınızın sıkmaya başlayacağım!”

Provamızı 19.00 gibi bırakan yönetmenimiz Salih’i bize bıraktı. Değişen mizansenleri çalışması için. Yapacak inşallah çocuk. Artık genel provada mı yapar, 10. oyunda mı yapar bilmem. Bir ışık var.

20.00'de azad ettik kendisini.

 

 

Ormandan Avlananlar:

Ali Abi: Güzel Ayça. Bağırmadığın zaman daha iyi olacak.

Ayça: Daha iyi hissettim kendimi.

Ali Abi: Evet. Yani!

 

Sakla tümceyi, gelir zamanı:

* “Sizler hepiniz; geleceğin bir Gül’ü ve ikbal ışığısınız. Memleketi asıl ışığa boğacak olan sizlersiniz.”  Atatürk

 

 

22 Nisan 2015 Çarşamba



Yok neymiş, ne dedi, ne dedi Ilgın?! Sisters mı! Yok efendim orda edecekmiş o küfürü! Tövbe tövbe! Biz etme dedikçe, çıktı adımız rahibelere! Bak bak, Sistersmış! İlla diyecek orda o lafı yahu. Efendim ne güzel izliyoruz fikrimizi söylüyoruz,  bir de demez mi sisters’ın üstüne Madame Damdösyon! Sen oyununu oyna! Neymiş, öyle rahibe gibi izliyormuşuz. Kendince bize takılıyor! Tabi ki Salih efendiden söz ediyorum. Neyse!
Vee tabi sonunda bunca kaybedilen maçın ve tüm yenilen lafların üzerine Asistans vurdu gol oldu. Aldık maçı ya! Durduk durduk vurduk hey maşallah. E hep böyle izle izle olmaz. Bazen de bize gülüyor hayat.
Bugün Ali Abi, basitlik üstünde durdu. Ne demiş bilge, basit güzeldir. Basit bakmayınca hayatta da işler karışır ya birden. İşte tam da o durumlar konuşuldu. Basitliğin içinden doğallığın belireceği ve ilişkinin buradan doğacağı konuşuldu. Eylemin hiçbir zaman önceliğimiz olmaması bugünkü provanın en önemli kısmıydı. Eylem öncelikli olduğu zaman, esas derinliğin ve mananın kaçırılması... Asıl olarak derinliğin aracı olmalı eylem, eylemin aracı olmamalı mana…
Velhasıl her ne yapıyorsan sahnede, hangi hareketteysen bunun neye hizmet ettiğine odaklan.
Bir de Ayça Abla'nın Serpil Çakmaklı tarzı taklitleri vardı bugün menüde. Salih’ten bir kelime kazandırdı bunun üzerine literatüre: Antipatisyon!
Provamız 18.00 sularında bitti.

 


Ormandan Avlananlar:
Salih: Şimdi bankacı olsaydık öğle yemeğimize çıkmıştık. Sahnelerde çürüyoruz be ya!
Asistan iç ses: Hey allahım! Sen sabır veriver! Bulup da bunamak budur!

Sakla tümceyi, gelir zamanı:

* “Umudunu asla kaybetme kalbim, mucizeler görünmezin içinde yaşar.” Mevlana

 

 

21 Nisan 2015
Heyhat! Gelmiş Nisan’ın 21’i! Çıkmış satışa “Hansel Ve Gretel’’in Öteki Hikayesi”nin biletleri!!!
Bugün elbette ki biletler satışa çıkıp, bir de gidince, daha da bir heyecan sardı hepimizi ekipçe. Tüm anların Betty’nin ve Bobby’nin gerçeğinde olması için çalışıldı. Değişik mizansenler denendi. Olmadı tekrar yapıldı. Olmadı bir daha… İşleri artık iyice sıkılaştırdı Ali Abi. Ne de olsa biletler satışta yani. Şakası yok! Bizi sıkacak hali yok ya artık. Neyse, bundan sonra oturur izleriz artık Ilgın'cığım. Oynasınlar. Action!  
Yaptıklarımıza inandığımız sürece, var olabildiğimiz üzerinde konuşuldu bugün. Ne kadar inanırsan o kadar var olabilirsin. Ve ancak kendine inandığın ölçüde, kendi oyuncu gücünü ortaya koyabilirsin.   Mesela hayatta kendini bir düşündüğünde, kendi karakterini düşündüğünde, inanmadığın birini ne kadar devam ettirebilirsin ki… Elbet bir gün, bir tümseğe takılır düşer ve hayat seni kendi gerçekliğine çeker. Her şartta devam edebildiğin sürece soluğun kesilmez ve her yere girer çıkar, hep istikrarla yürürsün. Her şey gerçekliğinle ilgili oluşur. Sahiciliğinle… İşte bir oyun kurarken, bir karakteri anlarken de her şey aynı böyle… Onun en sahici anlarını yakalamaya çalışırsın. İşte oyun atölyesi'nde şu ara havalar bu... Sahici.. Gerçek rüzgarlar esiyor ormanda… Betty ve Booby’nin ilişkisinde… “Hansel Ve Gretell’in Öteki Hikayesi”n de…. 
Prova 17.00'de bitti efenim.
Ormandan Avlananlar:
 Ayça: Burası biraz yalan oluyor…
 Ali Abi: Gerçek kıl!
Asistans, fısır fısır: Anaa işler sıkı ha! He!
Sakla tümceyi, gelir zamanı: 
* “Hep nefs çıkar karşıma, ölüp ölüp dirilsem; İnsandan kaçmak kolay, kendimden kaçabilsem…”       
     Necip Fazıl…

21 Nisan 2015 Salı

 

Heyhat! Gelmiş Nisan’ın 21’i! Çıkmış satışa “Hansel Ve Gretel’in Öteki Hikayesi”nin biletleri!!!

Bugün elbette ki biletler satışa çıkıp, bir de gidince, daha da bir heyecan sardı hepimizi ekipçe. Tüm anların Betty’nin ve Bobby’nin gerçeğinde olması için çalışıldı. Değişik mizansenler denendi. Olmadı tekrar yapıldı. Olmadı bir daha… İşleri artık iyice sıkılaştırdı Ali Abi. Ne de olsa biletler satışta yani. Şakası yok! Bizi sıkacak hali yok ya artık. Neyse, bundan sonra oturur izleriz artık Ilgın'cığım. Oynasınlar. Action!  

Yaptıklarımıza inandığımız sürece, var olabildiğimiz üzerinde konuşuldu bugün. Ne kadar inanırsan o kadar var olabilirsin. Ve ancak kendine inandığın ölçüde, kendi oyuncu gücünü ortaya koyabilirsin.   Mesela hayatta kendini bir düşündüğünde, kendi karakterini düşündüğünde, inanmadığın birini ne kadar devam ettirebilirsin ki… Elbet bir gün, bir tümseğe takılır düşer ve hayat seni kendi gerçekliğine çeker. Her şartta devam edebildiğin sürece soluğun kesilmez ve her yere girer çıkar, hep istikrarla yürürsün. Her şey gerçekliğinle ilgili oluşur. Sahiciliğinle… İşte bir oyun kurarken, bir karakteri anlarken de her şey aynı böyle… Onun en sahici anlarını yakalamaya çalışırsın. İşte oyun atölyesi'nde şu ara havalar bu... Sahici.. Gerçek rüzgarlar esiyor ormanda… Betty ve Booby’nin ilişkisinde… “Hansel Ve Gretell’in Öteki Hikayesi”n de…. 

Prova 17.00'de bitti efenim.

 

 

Ormandan Avlananlar:

Ayça: Burası biraz yalan oluyor…

Ali Abi: Gerçek kıl!

Asistans, fısır fısır: Anaa işler sıkı ha! He!

 

Sakla tümceyi, gelir zamanı: 

* “Hep nefs çıkar karşıma, ölüp ölüp dirilsem; İnsandan kaçmak kolay, kendimden kaçabilsem…” Necip Fazıl…

 

 


20 Nisan 2015
Bugün ısınma turları langırtla başladı. Resimde görüldüğü üzere… Maç yaparken, bir yandan ezber akıttılar muhterem oyuncular.  Şükür artık çok da bize ihtiyacı olmadan yürüyorlar. Emekleme dönemleri bitti. Ayağa da kaldırdık bin şükür. Şimdi baya baya koşuyorlar. Bir bir sıralıyorlar cümlelerini. Emeklerimiz boşa gitmeyecek belli. 
Bugün Ali Abi farklı bir teknikle oyuncularımızın algılayışlarını tazelemek üstünde egzersizler yaptırdı. İzlemesi pek keyifli oldu. Matematik soruları, bölmeler, toplamalar çıkarmalar. Bir an zihni boşaltalım,  her şeyin dışına çıkalım derken hatlar karıştı baya.  Ama nihayetinde amacına ulaşan bir egzersiz oldu. Sadeleşmek için önce, dolu olan zihni bambaşka bir şeyle sakinleştirmek…  Salih yine kahkaha krizlerine girerken, lisede fen-matematik mezunu Ayça Abla çatır çatır cevapladı cebir sorularını.
Prova sürecinde olağan durumlar. Tekrar tekrar alınırken sahneler, yeni ve diri bir yaratım için uzaklaşmak lazım geliyor bir an. Olayların içindeyken çok göremezsin hani parlak fikirleri, pratik çözümleri. Bunun için masayı bir toplaman,  her şeyi bırakman ve dikkatini bambaşka bir şeye yönlendirmen gerekir hani. Ve sen uzaklaştığın anda, başından beri aslında en yakınında duran çözümü görürsün tüm ışığıyla…. İşte öyle bir şey Ali abinin denettiği oyunculara… Uzaklaşınca olması gerekli denen takıntılardan, gevşeyince zihin tüm zorunluluklardan, kolaylıkla akan ve kendiliğinden gelen senin olur… O da senin en inandığın ve izlediğimizde bizde, çok inandım dediğimiz olur…
Gelgelelim dönünce egzersizin ardından oyuna, su gibi aktı Betty ve Bobby ormanda… İlişkileri tazelendi. Keyfimizde yerine geldi. Pek güldüm Salih’in hallerine.
Prova da nihayetlendi 20.00'de… Her şey netleşince…
Ormandan Avlananlar:
Ali Abi: 18 katlı bir apartmandasın Ayça. Aşağı indin asansörle, sonra iki kat yukarı çıktın merdivenle, sonra 8 kat yukarı çıktın, 5 kat da indin. Kaçıncı kattasın?
Asistan iç ses: Bu ne ya! İyi ki oyuncu değilim ha!!!!
Ayça: Beş! 
Asistan iç ses: Zehir zemberek maşallah.
Ali Abi: Salih  64-17 ?
Salih: 38  Hahahahaa…. 
Asistan’s sesli: Haaahahaaahaaa!
Sakla tümceyi, gelir zamanı
* “Aşkı kimseye sorma! Aşkı sadece aşka sor!” Mevlana…

20 Nisan 2015 Pazartesi

 

Bugün ısınma turları langırtla başladı. Resimde görüldüğü üzere… Maç yaparken, bir yandan ezber akıttılar muhterem oyuncular.  Şükür artık çok da bize ihtiyacı olmadan yürüyorlar. Emekleme dönemleri bitti. Ayağa da kaldırdık bin şükür. Şimdi baya baya koşuyorlar. Bir bir sıralıyorlar cümlelerini. Emeklerimiz boşa gitmeyecek belli. 

Bugün Ali Abi farklı bir teknikle oyuncularımızın algılayışlarını tazelemek üstünde egzersizler yaptırdı. İzlemesi pek keyifli oldu. Matematik soruları, bölmeler, toplamalar çıkarmalar. Bir an zihni boşaltalım,  her şeyin dışına çıkalım derken hatlar karıştı baya.  Ama nihayetinde amacına ulaşan bir egzersiz oldu. Sadeleşmek için önce, dolu olan zihni bambaşka bir şeyle sakinleştirmek…  Salih yine kahkaha krizlerine girerken, lisede fen-matematik mezunu Ayça Abla çatır çatır cevapladı cebir sorularını.

Prova sürecinde olağan durumlar. Tekrar tekrar alınırken sahneler, yeni ve diri bir yaratım için uzaklaşmak lazım geliyor bir an. Olayların içindeyken çok göremezsin hani parlak fikirleri, pratik çözümleri. Bunun için masayı bir toplaman,  her şeyi bırakman ve dikkatini bambaşka bir şeye yönlendirmen gerekir hani. Ve sen uzaklaştığın anda, başından beri aslında en yakınında duran çözümü görürsün tüm ışığıyla…. İşte öyle bir şey Ali abinin denettiği oyunculara… Uzaklaşınca olması gerekli denen takıntılardan, gevşeyince zihin tüm zorunluluklardan, kolaylıkla akan ve kendiliğinden gelen senin olur… O da senin en inandığın ve izlediğimizde bizde, çok inandım dediğimiz olur…

Gelgelelim dönünce egzersizin ardından oyuna, su gibi aktı Betty ve Bobby ormanda… İlişkileri tazelendi. Keyfimizde yerine geldi. Pek güldüm Salih’in hallerine.

Prova da nihayetlendi 20.00'de… Her şey netleşince…

 

 

Ormandan Avlananlar:

Ali Abi: 18 katlı bir apartmandasın Ayça. Aşağı indin asansörle, sonra iki kat yukarı çıktın merdivenle, sonra 8 kat yukarı çıktın, 5 kat da indin. Kaçıncı kattasın?

Asistan iç ses: Bu ne ya! İyi ki oyuncu değilim ha!!!!

Ayça: Beş! 

Asistan iç ses: Zehir zemberek maşallah.

Ali Abi: Salih  64-17 ?

Salih: 38  Hahahahaa…. 

Asistan’s sesli: Haaahahaaahaaa!

 

Sakla tümceyi, gelir zamanı:

* “Aşkı kimseye sorma! Aşkı sadece aşka sor!” Mevlana…

 

 


19 Nisan 2015 Pazar


 
‘Bütün kakafoniler bizim seçtiğimiz olmalı.’ Dedi bugün Ali Abi. Yani bazı şeyler karışık görünebilir. Ama onlar da senin kontrolünde olmalı. Evet bu hayatta çok mümkün değil. Ama yinede her şey karışsa bile kontrolünden çıkmasına müsaade etmemen gereken durumlar mevcut. Bir değerli söz vardır ki, paylaşmak isterim ; “Her şey karıştığında işler yolunda gidiyordur.” der… Karışıklığın içinden bir düzen gelir. İçinde mutlaka bir basitlik vardır, kargaşanın ortasında olsan da, onun senin kontrolünde olabilecek kısmına odaklanman çok değerli. Ve işte sahnede olan her an elbette hazırlanılmış ve çalışılmış bir an. Fakat bazı anlar, karışıklık kendi haline bırakıldığında anlaşılmaz olur her şey. İşte o nokta, netleşme zamanının ve anlaşılmaya odaklanmanın zamanıdır.
Betty ve Bobby’nin anlatılan hikayesi ve karışık görünen her şeyi evet önceden hazırlanmış belki. Ama asla ki, hazırlık kokmamalı hiç bir an. Taptaze. Ve duru. Bazen laflar ve durum kalabalık olsa bile… Bir sürü duygu ve geçiş yaşansa bile… Belki de hayattaki tek hedef bu olmalı. Karışık olsa dahi duruluğu görmek.. Ve karışıklıktaki netliği yakalamak.. Fark etmek…
Bugün bir gece provasıydı beni felsefelere sokan. 18.45 itibariyle başladık. 2. bölümün, 9. durumundan oyunun sonuna doğru akıttık. Ezberlerin üzerinde durduk. Sürekli takılınıp durulan yerler tekrar tekrar alındı. Ve iyice oturdu, netleşti. Oyunun en can alıcı olan yerleri var ki, buradan söyleyemeyeceğim, gelenin bilebileceği, işte oralar çalışıldı. Ritimler netleşirken, zaman da akıp gitti. Prova 00.50'de bitti.

 


Ormandan Avlananlar:


Ayça: (replik birbirine girer) Biz aynı yastığa başlık koymuyoruz tamam mı!
Cümbür cemaat : Ha hahahaha!!
Ali Abi: Yapamazsanız bir daha yapacağız. Yapamazsanız bir daha! Bir daha!
Asistan iç ses: Bundan sonra işler böyle sıkı tatlım! Ya!

Sakla tümceyi, gelir zamanı:
* “ Birçok insanın tüm hayatını, yaşamaya başlamayı bekleyerek geçirmesi, nadiren görülen bir şey değil.”  Echart Tolle.

 

 

17 Nisan 2015
Günlerden bir gün, yine buluşuldu Hansel Ve Gretel’in Öteki Hikayesi için… Henüz daha tanıtımları bile çok azken, duyan duymuş oyunumuzu, gişeye bilet bile soruluyormuş. Benden söylemesi, siz iyice sorun soruşturun sonra açıkta kalmayın. Ormandan gelen fısıltılar ulaşmış da yayılmış her yere a dostlar. Betty ve Bobby’nin seyirliği geldi geliyor… 8 Mayıs’a ne kaldı. Büyük gün! 8 Mayıs! 
Micheal Jackson’dan, Smooth Criminal ısınma parçalarıydı bugün. Yine attılar göbeklerini, seyreyledik bizde!
Sevgili Tolga Çebi de geldi. Akışı izledi. Ali Abi ile şöyle mi, böyle mi fısır fısır konuştular hep. Müzikler geldi geliyor az kaldı ona da. 
Bugün 2. bölümden başlayan provamız sahnedeydi.
Ali Abi bazı mizansenleri değiştirmeye başladı. Ve bu vakte kadar alınan mizansenler değiştikçe, oyuncularımıza bir supleks egzersizi olmaya başladı çalışma. Oradan değildi, buradan geçiyordum derken, yine eksik kalmadı Salih’in kahkahaları. 3. bölümle akış devam etti ve 18.00 sularında prova bitti. 
Ormandan Avlananlar: 
Ali Abi : Artık detay çalışırken söylediğim şeyleri tekrar etme noktasına geldik. Bu provada doğal bir şey.
Asistan iç ses: Tekrar tekrar nereye kadar!
Sakla tümceyi, gelir zaman :
* “Tırtıl’ın ‘yaşamın sonu’ dediğine biz, ‘kelebek’ deriz.” Eckhart Tolle.

17 Nisan 2015 Cuma 

 

Günlerden bir gün, yine buluşuldu Hansel Ve Gretel’in Öteki Hikayesi için… Henüz daha tanıtımları bile çok azken, duyan duymuş oyunumuzu, gişeye bilet bile soruluyormuş. Benden söylemesi, siz iyice sorun soruşturun sonra açıkta kalmayın. Ormandan gelen fısıltılar ulaşmış da yayılmış her yere a dostlar. Betty ve Bobby’nin seyirliği geldi geliyor… 8 Mayıs’a ne kaldı. Büyük gün! 8 Mayıs! 

Micheal Jackson’dan, Smooth Criminal ısınma parçalarıydı bugün. Yine attılar göbeklerini, seyreyledik bizde!

Sevgili Tolga Çebi de geldi. Akışı izledi. Ali Abi ile şöyle mi, böyle mi fısır fısır konuştular hep. Müzikler geldi geliyor az kaldı ona da. 

Bugün 2. bölümden başlayan provamız sahnedeydi.

Ali Abi bazı mizansenleri değiştirmeye başladı. Ve bu vakte kadar alınan mizansenler değiştikçe, oyuncularımıza bir supleks egzersizi olmaya başladı çalışma. Oradan değildi, buradan geçiyordum derken, yine eksik kalmadı Salih’in kahkahaları. 3. bölümle akış devam etti ve 18.00 sularında prova bitti. 

 

 

Ormandan Avlananlar: 

Ali Abi : Artık detay çalışırken söylediğim şeyleri tekrar etme noktasına geldik. Bu provada doğal bir şey.

Asistan iç ses: Tekrar tekrar nereye kadar!

 

Sakla tümceyi, gelir zaman :

* “Tırtıl’ın ‘yaşamın sonu’ dediğine biz, ‘kelebek’ deriz.” Eckhart Tolle.

 

 


16 Nisan 2015 Perşembe


Geldik yine bir prova gününe. Başladı oyuncular Mobiy ile coşmaya. Elektronik müzik üstadıymış efenim. Bilen bilir tabi. Baya kaybettiler kendilerini.  Hayır yani ne oluyoruz! Bir başlayamadık diyordum kendi kendime, ‘Isınıyoruz biz! He he’ dediler birden. Görmedim ömrü hayatımda böyle şey. İnsan bizi de davet eder, kendileri güldü eğlendi, çoştu. Yine bize izlemek düştü.
Başladılar 2. bölümden akıtmaya. Bugünde baya aferin aldılar ha! Betty’nin Ve Booby'nin tiradları üzerinde yoğunlaşıldı. Mizansenlerin kabaca ne olabileceği belirlenirken, bir haber geldi tam bunun üstüne, Barış Dinçel gelmiş. Maket dekorumuzla beraber! Hemen ara verildi. Koştuk Antre’ye. Çok güzel olmuş gerçekten. İyice heyecan sardı oyuncuları. E bizde de oldu tabi biraz. Ama canım biz çıkmayacağız ki sahneye. Hiç öyle çok heyecan yapamayacağım. Neyse!
Yalnız çok güzel olmuş ha! İşte karakterlerin dünyasının iyice netleştiği an! Mekanlar ne kadar tamamlıyor bizi. Mekanın sana anlattığı ve seninle bütünleşmesi ne kadar önemli hayatlarımızda. Böyle bakınca mekanların bize verdikleri, bizim onlara kattıklarımız. Ne kadar bütünüz. En büyük resimde mekanımız dünya. Ve en detaylara indiğimizde, mekanlar yaratıyoruz kendimize.
Ve işte Betty ve Bobby’i gerçek yapan, izlediğimiz anda bizi onlarla bütünleştiren vazgeçilmez unsur mekanları.. Çünkü orası hayatları.. Her detayında bize, onlara dair ipucu veren... Heyecan verici gerçekten… Tiyatronun büyüsünün cisimleştiği ilk an!
Bu arada dün Salih’in oyununu izledik ekipçe. Söylemeyi unuttum. Prova çıkışı bekledik hep beraber oyun saatini. Kıymetimizi bilsin. Atölyeye turneye geldiler efendim. Bak bak! Pek havalı! Bir bir aldık notlarımızı. Baktık neymiş, ne değilmiş bu oyuncu! İyiydi, hoştu. Beğendik.  Artık bizim oyunda da görürsünüz. Takdir sizin.

 

 

Ormandan Avlananlar:
Ali Abi : Güzel. Afferin Salih! Afferin Ayça!
Asisan iç ses: Başladı yine aferin baharları! Hep bir motivasyon. Nereye kadar.

Sakla tümceyi, gelir zamanı:
* “ İlk Öğretmeniniz kendi kalbinizdir.” Cheyenne Kabilesi Atasözü

 

 

15 Nisan 2015
Kütüphanede 12.00 sularında başlayan provamız, matkap seslerinden mütevellit greenroom'da devam etti. Şu sıralar Moda’ya her gün bir yer acılıyor. Tadilat, tamirattan geçilmiyor. Elbet biz de nasibimizi alıyoruz efendim.
 Greenroom kulisteki ofisin olduğu bölümümüzdü biliyorsunuz. Oraya marke sahne kurduk güzelce, geleni geçeni, ofise geçerken uğrayanı bol olsa da, akıttık provayı nam-diğer greenroom’da. 
Betty’nin ve Bobby’nin hikayesine az kala, haber ola. Bugün 1. bölümün, bütün detayları üzerinde durulurken, aralarındaki yer yer beliren gerilim, asistangirls’e dahi heyecanlı anlar yaşattı. Bir ara dalmışız, laf takibini bırakmışız, o derece. İlişkilerdeki incelikler belirlenip, işlendikçe tadından yenmez olacak belli.  Psikolojik gerilim tadındaki sahnelerin hakkı verildikçe iyice güzelleşecek. İyi gidiyorlar bu oyuncular şimdilik. Bir değişikliğe gerek yok. Hakkını verelim. Yoksa yedek kulübede boşuna durmuyoruz burada.
Sonra, Ayça Abla’nın röportajı filan varmış, ben erken çıkabilir miyim, dedi. Ama siz bence Bobby’nin bir tiradı vardı isterseniz devam edin, dedi. Haklı kadın, çalışması lazım çocuğun. Anca! Salih Bey'le tiradını çalıştık. Yarına unutmaz inşallah. 
Ormandan Avlananlar: 
Ali Abi: Panik yerine naptığınızı çözmeye çalışın. Panik sizi geriye çekiyor. Yiycem paniğinizi!
Asistan iç ses: Sonunda başladı gerçek provalar. Ne o öyle al gülüm ver gülüşüm, cicim canım. Prova dediğin böyle olur. Görelim bakalım şimdi incileri. Haha!
Sakla tümceyi, gelir zamanı: 
* “ Mutluluk; bir kişi ile o kişinin yaşamı arasındaki sade bir ahenkten başka nedir ki?” Albert Camus

15 Nisan 2015 Çarşamba

 

Kütüphanede 12.00 sularında başlayan provamız, matkap seslerinden mütevellit greenroom'da devam etti. Şu sıralar Moda’ya her gün bir yer acılıyor. Tadilat, tamirattan geçilmiyor. Elbet biz de nasibimizi alıyoruz efendim.

Greenroom kulisteki ofisin olduğu bölümümüzdü biliyorsunuz. Oraya marke sahne kurduk güzelce, geleni geçeni, ofise geçerken uğrayanı bol olsa da, akıttık provayı nam-diğer greenroom’da. 

Betty’nin ve Bobby’nin hikayesine az kala, haber ola. Bugün 1. bölümün, bütün detayları üzerinde durulurken, aralarındaki yer yer beliren gerilim, asistangirls’e dahi heyecanlı anlar yaşattı. Bir ara dalmışız, laf takibini bırakmışız, o derece. İlişkilerdeki incelikler belirlenip, işlendikçe tadından yenmez olacak belli.  Psikolojik gerilim tadındaki sahnelerin hakkı verildikçe iyice güzelleşecek. İyi gidiyorlar bu oyuncular şimdilik. Bir değişikliğe gerek yok. Hakkını verelim. Yoksa yedek kulübede boşuna durmuyoruz burada.

Sonra, Ayça Abla’nın röportajı filan varmış, ben erken çıkabilir miyim, dedi. Ama siz bence Bobby’nin bir tiradı vardı isterseniz devam edin, dedi. Haklı kadın, çalışması lazım çocuğun. Anca! Salih Bey'le tiradını çalıştık. Yarına unutmaz inşallah. 

 

 

Ormandan Avlananlar: 

Ali Abi: Panik yerine naptığınızı çözmeye çalışın. Panik sizi geriye çekiyor. Yiycem paniğinizi!

Asistan iç ses: Sonunda başladı gerçek provalar. Ne o öyle al gülüm ver gülüşüm, cicim canım. Prova dediğin böyle olur. Görelim bakalım şimdi incileri. Haha!

 

Sakla tümceyi, gelir zamanı: 

* “ Mutluluk; bir kişi ile o kişinin yaşamı arasındaki sade bir ahenkten başka nedir ki?” Albert Camus

 

 

14 Nisan 2015 Salı


Ve erdi muradına primadonnamız bugün. İlk günden beri, beri gitti ön oyun dedi, öte gitti ön oyun dedi. Az gitti uz gitti tekste, yürüdü, koştu, ya bu ön oyun, dedi. Napıcam ben burada dedi dedi, sonunda 14 Nisan günü geldi yönetmenimiz elinde bir şişe şarap ve kadehle, ön oyun aksesuarı olarak.  Ali Abi bayağı intro oyun yapmış Betty’ye. Mutlu oldu Betty'ciğim. Ve prova Ayça Abla’nın ön oyununun çalışılmasıyla başladı. Sahnede aldığımız provada, dekorumuzun netleşmesi sebebiyetiyle mizansen ve sahne üzerindeki trafik akışı ile ilgili de çalışıldı. Gerekli belirlemeler yapıldı. Şunun şurasında ne kaldı son güne. Her şey bir bir, ince ince işleniyor artık ona göre!
Bugünkü provamızda oyuncularımızın da işleri güçleri varmış, hemencecik bitiriverdik. Hiçbir şeyi beğenmeyen oyuncu takımımız bugün pek memnunlardı. Ali Abi'ye teşekkür ettiler. Yani gelmişiz kaçıncı provaya! Hele şükür beğendirebildik. Nihayet!

 

 


Ormandan Avlananlar:
Ayça: Ya hep niye böyle olur! Hep iyi prova erken bitmek zorunda kalır ya!
Asistan: Ya! Bir parmak bal gibi çalındı vallahi Ayça abla.
Asistan iç ses: Sanki benim işim var! Teallahhhıım!


Sakla tümceyi, gelir zamanı:

* “Bırak saraylarda mermer olmayı. Toprak ol bağrında güller yetişsin.” Mevlana.

 

 

13 Nisan 2015
Saat 12.00 sularındaki provamız önden bir Antre Cafe buluşması,  ardından 12.40 civarı, kütüphaneye geçiş ile başladı. Düne nispet Ayça Abla enerji patlamasıyla girdi provaya. Dünkü mehter marşı halinden eser yok maşallah!  Bir an bir şey soracak oldum bir anda cevabı yapıştırıverince dedim içimden kolay gelsin Salih Efendi!  Yok öyle hep ben patlatacağım espriyi kahkahayı, lafı. Yandın bugün dedim. E haliyle tahmin ettiğim üzere, karşıdaki enerjiyi taşıyamadı, başladı, seyirciye oyunu hiç geçmemişliği olmayan oyuncu, teklemeye. Yahu bir repliği söylemedi. Hep de aynı yerde takılıyor. Bildiğiniz bir hikaye efendim Salih ve güzellemeleri, biz provamızdaki esas meselelere geçelim. 
Bugün 1. bölümün, durumları üzerinde çalışıldı. O kadar detaylandık ki, 5. durumdan öteye geçemedik. Bir ara Ilgın'a verdim teksti her şeyi de çıktım hava aldım biraz. Döndüm baktım aynı yerdeler. Öyle bitmez bir provaydı bu açıdan, ama diğer taraftan güzel buluşlar, anlar vardı şimdi yalan söylemiyim. Beğendim. Olacak olacak bir şeyler. Afiş tasarımlarımız da geldi, üstünde konuşuldu. Sonunda da yine koydular bir langırt maçı. Ve yaptık finali 17.00 sularında Salih son golü yiyince. 
Ormandan Avlananlar: 
Ali Abi : Yalnız 3. Durum bende yok. Belirlemedik mi biz onu? (teksti parçalara ayırmıştı ya hani hocamız, o mesele!)
Gözde: Olur mu  Ali Abicim. Sayfa 7 de başlıyor ya. 
Ali Abi: Hayır yok. Şöyle yapalım ….
Asistan iç ses : Yani pes öldük burada bütün bölüm ve durumların sayfalarını ezberlemede. Şimdi de yok diyor! Olur mu yahu! Ah ah!
Sakla tümceyi, gelir zamanı:
* “Her şeyin bittiğini düşündüğün bir an gelir. İşte o an başlangıçtır.”  Anonim.

13 Nisan 2015 Pazartesi

 

Saat 12.00 sularındaki provamız önden bir Antre Cafe buluşması,  ardından 12.40 civarı, kütüphaneye geçiş ile başladı. Düne nispet Ayça Abla enerji patlamasıyla girdi provaya. Dünkü mehter marşı halinden eser yok maşallah!  Bir an bir şey soracak oldum bir anda cevabı yapıştırıverince dedim içimden kolay gelsin Salih Efendi!  Yok öyle hep ben patlatacağım espriyi kahkahayı, lafı. Yandın bugün dedim. E haliyle tahmin ettiğim üzere, karşıdaki enerjiyi taşıyamadı, başladı, seyirciye oyunu hiç geçmemişliği olmayan oyuncu, teklemeye. Yahu bir repliği söylemedi. Hep de aynı yerde takılıyor. Bildiğiniz bir hikaye efendim Salih ve güzellemeleri, biz provamızdaki esas meselelere geçelim. 

Bugün 1. bölümün, durumları üzerinde çalışıldı. O kadar detaylandık ki, 5. durumdan öteye geçemedik. Bir ara Ilgın'a verdim teksti her şeyi de çıktım hava aldım biraz. Döndüm baktım aynı yerdeler. Öyle bitmez bir provaydı bu açıdan, ama diğer taraftan güzel buluşlar, anlar vardı şimdi yalan söylemiyim. Beğendim. Olacak olacak bir şeyler. Afiş tasarımlarımız da geldi, üstünde konuşuldu. Sonunda da yine koydular bir langırt maçı. Ve yaptık finali 17.00 sularında Salih son golü yiyince. :)

 

 

Ormandan Avlananlar: 

Ali Abi : Yalnız 3. durum bende yok. Belirlemedik mi biz onu? (teksti parçalara ayırmıştı ya hani hocamız, o mesele!)

Gözde: Olur mu  Ali Abicim. Sayfa 7'de başlıyor ya. 

Ali Abi: Hayır yok. Şöyle yapalım ….

Asistan iç ses : Yani pes öldük burada bütün bölüm ve durumların sayfalarını ezberlemede. Şimdi de yok diyor! Olur mu yahu! Ah ah!

 

Sakla tümceyi, gelir zamanı:

* “Her şeyin bittiğini düşündüğün bir an gelir. İşte o an başlangıçtır.”  Anonim.

 

 

 

12 Nisan 2015
Nisan'ın 12’si gelmiş, provalarında 24’ü… Sen git tekstini evde bırak. Dikkat ederseniz unut demiyorum, bırak. Ne biliyim dışarıdaki işlerin eve yetişmeme izin vermeyeceğini. Çarşıdan pazardan attım kendimi provaya. E kaldı haliyle tekst evlerdeee… Ama suçsuzum hakim bey! Olay aynen budur. Allahın sopası yok. Geçen Salih tekstini unuttu. Dalga geçtim tüm gün. Şimdi de ben!  Devir o devir sevgili seyirciler. Kimi kınarsan başına gelir. Hani bir Kızılderili atasözü vardı; “Bir insanı yargılamadan önce, gökte 3 ay eskiyinceye kadar, onun makosenleriyle yürü!” 
Aslında unutmasam da, teknik olarak tablo öyle…  Düşmem dillerinden, ne yapacağım ben, dedim, hemen müdürem yetişti imdadıma. Dedim böyleyken böyle, kurtar beni!  Sen dedi üzülme, ben sana ofisten ayarlarım bir dane. Allah razı olsun. Aramızda sır olarak kalacak ebediyen. Dedim ya dün, bizbizeyiz. O kadar yazıyoruz çiziyoruz, prova notlarını okuyorlar mı anlarız da dedi. Sağ olsun müdürem. Oh şükür! 
Efenim bugün sahnede aldığımız provayı detay olarak vermem gerekirse, tamamen detaylama çalışmasıydı tüm olanlar. 1. bölüm üstünde ayrıntılar çalışıldı. Ayça Abla  detayları daha da detaylandırmaya adeta bayıldı bugün.   Parça pinçik detaycık  düşündükçe, başladı mı lafları unutmaya.  En başından yaptığımız şeyleri bir bir unuttu sayın seyirciler. İki ileri, bir geri gidiyor bugün... Hayırlara vesile olsun inşallah. Bir de tutturmaz mı oyunculuk kariyerim bitti galiba diye.  Tövbee! Zor telkin ettik. Ama bunların hepsi mükemmeliyetçilikten, biliyorum ben. Misal, Ali Abi sesleniyor, takılmayın o kadar, daha basit, diye. Basiiiiit!  
Neyse, bugün ayrıca,  dekorumuzla ilgili gelen eskiz üstüne ve sahnedeki trafik üstüne konuşuldu. Bir gece provası daha saat 00.00'da bitti. 
Ormandan Avlanalar:
Ali Abi: Önce bir gaz ve toz bulutuydu her şey, diye bir şey yok dramaturjide! Şu an her repliğe takılmıyoruz, Neden böyle diye! Basit.
Sakla Tümceyi, gelir zamanı:
 * “Öfkeye sarılmak, birine atmak için kavradığınız bir kömür parçası gibidir. Yanan aslında sizsinizdir.” Buddha.
 

12 Nisan 2015 Pazar

 

Nisan'ın 12’si gelmiş, provalarında 24’ü… Sen git tekstini evde bırak. Dikkat ederseniz unut demiyorum, bırak. Ne biliyim dışarıdaki işlerin eve yetişmeme izin vermeyeceğini. Çarşıdan pazardan attım kendimi provaya. E kaldı haliyle tekst evlerdeee… Ama suçsuzum hakim bey! Olay aynen budur. Allahın sopası yok. Geçen Salih tekstini unuttu. Dalga geçtim tüm gün. Şimdi de ben!  Devir o devir sevgili seyirciler. Kimi kınarsan başına gelir. Hani bir Kızılderili atasözü vardı; “Bir insanı yargılamadan önce, gökte 3 ay eskiyinceye kadar, onun makosenleriyle yürü!” 

Aslında unutmasam da, teknik olarak tablo öyle…  Düşmem dillerinden, ne yapacağım ben, dedim, hemen müdürem yetişti imdadıma. Dedim böyleyken böyle, kurtar beni!  Sen dedi üzülme, ben sana ofisten ayarlarım bir dane. Allah razı olsun. Aramızda sır olarak kalacak ebediyen. Dedim ya dün, bizbizeyiz. O kadar yazıyoruz çiziyoruz, prova notlarını okuyorlar mı anlarız da dedi. Sağ olsun müdürem. Oh şükür! 

Efenim bugün sahnede aldığımız provayı detay olarak vermem gerekirse, tamamen detaylama çalışmasıydı tüm olanlar. 1. bölüm üstünde ayrıntılar çalışıldı. Ayça Abla  detayları daha da detaylandırmaya adeta bayıldı bugün.   Parça pinçik detaycık  düşündükçe, başladı mı lafları unutmaya.  En başından yaptığımız şeyleri bir bir unuttu sayın seyirciler. İki ileri, bir geri gidiyor bugün... Hayırlara vesile olsun inşallah. Bir de tutturmaz mı oyunculuk kariyerim bitti galiba diye.  Tövbee! Zor telkin ettik. Ama bunların hepsi mükemmeliyetçilikten, biliyorum ben. Misal, Ali Abi sesleniyor, takılmayın o kadar, daha basit, diye. Basiiiiit!  

Neyse, bugün ayrıca,  dekorumuzla ilgili gelen eskiz üstüne ve sahnedeki trafik üstüne konuşuldu. Bir gece provası daha saat 00.00'da bitti. 

 

 

Ormandan Avlanalar:

Ali Abi: Önce bir gaz ve toz bulutuydu her şey, diye bir şey yok dramaturjide! Şu an her repliğe takılmıyoruz, Neden böyle diye! Basit.

 

Sakla tümceyi, gelir zamanı:

 * “Öfkeye sarılmak, birine atmak için kavradığınız bir kömür parçası gibidir. Yanan aslında sizsinizdir.” Buddha.

 

 

 

 

11 Nisan 2015
 Bak hiç unutmam, geçen yine Antre'deyiz bir gün. Güneş açmış. 11 gün geçmiş ama, Nisan henüz gelmiş. Oturuyoruz bir arkadaşımla, laf-ı güzar muhabbet, güneşe nazır. Nasıl gidiyor oyun dedi, ne alemdesiniz? Oyunun adı da güzel, neydi dedi, dedim aşk olsun! Ortalık yıkılıyor asistan Gözde'nin yeni oyunu “Hansel ve Gretel’in Öteki Hikayesi” diye dedim. Dedi ne diyorsun, dedim durum bu. Bugün de resim filan çekmeye gelecekler. Hadi ben hazırlanayım dedim ayrıldım hoş sohbetinden. Hazırlık mazırlık Ilgın'cığımla. Geldiler sonra, oyuncular takımı ve yönetmenimiz.
Salih’inde akşama başka bir yerde oyunu varmış . Allah gözünü doyursun. Kısa tuttuk provayı hem onun için, hem de resimler için. 1 ve 2. bölümü akıttık. Ardından geçtik resim faslına. Sonra Barış Dinçel ve Kemal Yiğitcan geldi. Oyunumuzun dekoru ve ışık tasarımı üstüne Ali Abi ile toplantı yapmak için. Resimler çekildi. Tam fotoğrafçımız Mikail beni çekecek, bir ışığa bakalım, seninle başlayalım, dedi. Farketti tabi ışığımı. Ali Abi geldi havlu istedi, lazımmış! Yani şansın böylesi! Neyse sonra resimleri çekildi Salih ve Ayça ablanın, afiş tasarımı için. Ardından ertesi gün görüşürüz diyip ayrıldık. 
Ormandan Avlananlar: 
Ayça: Bir şey diycem benim bu ön oyunumu ne zaman çalışacağız?!!
Ali Abi: Genel provadan son iki saat önce.
Ayça: !!! (sessizlik) (Türk dizilerine özgü bitmeyen bakışmalar, endişe, panik alametleri)
Asistan iç ses: Eveeet kestik. Yakın planlara geçelim. Ayça'cım o bakışı alıyım yakın planda.
Sakla tümceyi, gelir zamanı: 
* “Aşk meydanı, erenlerin ve bilenlerindir.” Hacı Bektaş Veli11 Nisan 2015

11 Nisan 2015 Cumartesi

 

Bak hiç unutmam, geçen yine Antre'deyiz bir gün. Güneş açmış. 11 gün geçmiş ama, Nisan henüz gelmiş. Oturuyoruz bir arkadaşımla, laf-ı güzar muhabbet, güneşe nazır. Nasıl gidiyor oyun dedi, ne alemdesiniz? Oyunun adı da güzel, neydi dedi, dedim aşk olsun! Ortalık yıkılıyor asistan Gözde'nin yeni oyunu “Hansel ve Gretel’in Öteki Hikayesi” diye dedim. Dedi ne diyorsun, dedim durum bu. Bugün de resim filan çekmeye gelecekler. Hadi ben hazırlanayım dedim ayrıldım hoş sohbetinden. Hazırlık mazırlık Ilgın'cığımla. Geldiler sonra, oyuncular takımı ve yönetmenimiz.

Salih’inde akşama başka bir yerde oyunu varmış . Allah gözünü doyursun. Kısa tuttuk provayı hem onun için, hem de resimler için. 1 ve 2. bölümü akıttık. Ardından geçtik resim faslına. Sonra Barış Dinçel ve Kemal Yiğitcan geldi. Oyunumuzun dekoru ve ışık tasarımı üstüne Ali Abi ile toplantı yapmak için. Resimler çekildi. Tam fotoğrafçımız Mikail beni çekecek, bir ışığa bakalım, seninle başlayalım, dedi. Farketti tabi ışığımı. Ali Abi geldi havlu istedi, lazımmış! Yani şansın böylesi! Neyse sonra resimleri çekildi Salih ve Ayça ablanın, afiş tasarımı için. Ardından ertesi gün görüşürüz diyip ayrıldık. 

 

 

Ormandan Avlananlar: 

Ayça: Bir şey diycem benim bu ön oyunumu ne zaman çalışacağız?!!

Ali Abi: Genel provadan son iki saat önce.

Ayça: !!! (sessizlik) (Türk dizilerine özgü bitmeyen bakışmalar, endişe, panik alametleri)

Asistan iç ses: Eveeet kestik. Yakın planlara geçelim. Ayça'cım o bakışı alıyım yakın planda.

 

Sakla tümceyi, gelir zamanı: 

* “Aşk meydanı, erenlerin ve bilenlerindir.” Hacı Bektaş Veli

 

 

 

9 Nisan 2015
O gün atölyede, her şey normal görünüyordu. Baharda bir kış günüydü. Havalar bile durumun farkındaydı. Her şeyde bir gariplik vardı. Dumanlar yükseliyordu provadan. Duman dediysek, evet mecazi, ama bazen gerçek! Sis efekti basılmış gibiydi dört bir yana. Beyin fırtınası yapılırken Betty ve Bobby için, ormanda gizli bir yerlerde kalmış, doğru çıkışı aramaktaydı herkes. 
Genel akışı, 1,2 ve 3. bölümleri almak şeklinde akıttıkta, ardından mazhar olduk oyunun temel çözümlemelerini duymaya yönetmenimizden. 
İnsanın en temel, en insani duygusu olan kıskançlık konusuna değinildi. Hayattaki pek çok ilişkimizi yönlendiren kıskançlık olabilir miydi? En saf halinde, gıpta ettim, özendim dediğimiz meselelerin altında, hakikaten neler vardı? İnsan kendine dönüp bir sormalı. Neyi niçin yapıyorum… Ve neden söylüyorum tam da burada ve bu zamanda bu kişiye bu lafı… Özenmenin gizli koridorlarında ne kadar bekliyordu seni kıskançlık… İtiraf etmek ve kendine hakikaten bir bakmak ve dürüst olmaktan geçiyor hepsinin cevapları. Provalarımızın başından beri her detayda Ali Abi’nin hatırlattığı, ölçü devreye giriyor yine, her şeyde… Her şey, ölçüsünde! Her şey tadında misali... Ve en sonunda kendini suçlamadan, asla yargılamadan fark etmek kalıyor sadece geriye…   
Ve işte böyle, Betty ve Bobby’nin ilişkisinin temellerine değindik. Akıttık baştan 3. bölüme kadar oyunu iki kere. Ve bitirdik provayı Fırat Tanış gelince bizi yine ziyarete, tam da 20.00 de. 
P.S : Finalde de langırt vardı bugün. Heyecanlı maçtı! Kalede ve defansta Fırat Tanış, forvette ve orta sahada Ayça Bingöl! Veee vurdu gol olduuu! Bizde spikerlik ettik. Naparsın!
Ormandan Avlananlar;
Ayça: Ya burası olmuyor sanki!
Ali Abi: Detay çalışmasını yapacağız yakında takılmayın.
Ayça: Ya ne zamannnn?!!
Ali Abi: Bir zaman…
(sessizlik)
Asistan iç ses: Hep panik! Hep panik! Nereye kadar… 
Sakla tümceyi, gelir zamanı: 
* “Kendimi her zaman mutlu hissederim. Neden biliyor musunuz? Çünkü kimseden bir şey ummam. Beklentiler daima yaralar.” Shakespeare.

9 Nisan 2015 Perşembe

 

O gün atölyede, her şey normal görünüyordu. Baharda bir kış günüydü. Havalar bile durumun farkındaydı. Her şeyde bir gariplik vardı. Dumanlar yükseliyordu provadan. Duman dediysek, evet mecazi, ama bazen gerçek! Sis efekti basılmış gibiydi dört bir yana. Beyin fırtınası yapılırken Betty ve Bobby için, ormanda gizli bir yerlerde kalmış, doğru çıkışı aramaktaydı herkes. 

Genel akışı, 1,2 ve 3. bölümleri almak şeklinde akıttıkta, ardından mazhar olduk oyunun temel çözümlemelerini duymaya yönetmenimizden. 

İnsanın en temel, en insani duygusu olan kıskançlık konusuna değinildi. Hayattaki pek çok ilişkimizi yönlendiren kıskançlık olabilir miydi? En saf halinde, gıpta ettim, özendim dediğimiz meselelerin altında, hakikaten neler vardı? İnsan kendine dönüp bir sormalı. Neyi niçin yapıyorum… Ve neden söylüyorum tam da burada ve bu zamanda bu kişiye bu lafı… Özenmenin gizli koridorlarında ne kadar bekliyordu seni kıskançlık… İtiraf etmek ve kendine hakikaten bir bakmak ve dürüst olmaktan geçiyor hepsinin cevapları. Provalarımızın başından beri her detayda Ali Abi’nin hatırlattığı, ölçü devreye giriyor yine, her şeyde… Her şey, ölçüsünde! Her şey tadında misali... Ve en sonunda kendini suçlamadan, asla yargılamadan fark etmek kalıyor sadece geriye…   

Ve işte böyle, Betty ve Bobby’nin ilişkisinin temellerine değindik. Akıttık baştan 3. bölüme kadar oyunu iki kere. Ve bitirdik provayı Fırat Tanış gelince bizi yine ziyarete, tam da 20.00 de. 

P.S: Finalde de langırt vardı bugün. Heyecanlı maçtı! Kalede ve defansta Fırat Tanış, forvette ve orta sahada Ayça Bingöl! Veee vurdu gol olduuu! Bizde spikerlik ettik. Naparsın!

 

 

Ormandan Avlananlar;

Ayça: Ya burası olmuyor sanki!

Ali Abi: Detay çalışmasını yapacağız yakında takılmayın.

Ayça: Ya ne zamannnn?!!

Ali Abi: Bir zaman…

(sessizlik)

Asistan iç ses: Hep panik! Hep panik! Nereye kadar… 

 

Sakla tümceyi, gelir zamanı: 

* “Kendimi her zaman mutlu hissederim. Neden biliyor musunuz? Çünkü kimseden bir şey ummam. Beklentiler daima yaralar.” Shakespeare.

 

 

 

Gönül isterdi ki bu kadar da üstüme gelinmesin. Her insanın bazen solundan, kimisine göre de sağından kalkmışlıkları olabilir. İnsanlık halidir demediler, beni bir böcek gibi ezdiler. 
Bugün tuttu mu bir anlamazlığım. Mevzular konuşuluyor. Benden en son bir ses geliyor. “Efendim? , Nasıl yani?, Kim? Bana mı dediniz? Buyurun? Hı?” Evet yakında, ben kimim, diyecekmişim gibi görünen bu sorular benden çıktı vesselam. Kendime sormuşluğum çoktur ben kimim diye, hayatın hızlı ritminde.  Bu sefer saftorozluğa dönmüştür mesele evet de, ama bu kadar da gelinmez ki canım insanın üstüne.  Zaten bir de soğuk bugün. Donduk. İki sobamız var ne güzel kütüphanede. İkisini de Ali Abi oyunculara yakın koydu. Üşümesinmiş oyuncuları. Ilgın da yok bugün. Her şeyi de benden istiyorlar.  Aşağı in, yukarı çık, laf neydi, şu nerdeydi!.... Sonra niye anlamadın. Yemin ediyorum ilkokuldaki dışlanmış çocukluk muhabbetine döndüm içimde bir yerlerde! İmdaaat!  Zaten Salih tekstini unutmuş. Öyle patlatmasın kahkahaları hocam ya. Bir de üşüyoruz burada! Onu demiştim, evet. Oh rahatladım. Paylaştım da iyi oldu. Amaan başları yoğun onların, okumuyorlar bunları, bizbizeyiz. 
Provada da 3. bölümden başladılar, Salih gülme oyununda gerçekten katıldı kaldı yine. Bugün gülüşü gerçek yapan, yarın tokadı da patlatıverir gerçekten. Korktum Ayça Abla için. Ödev aldılar yine. İyi oldu, unutmuşlardı ödev stresini dedim, meğer kıyafet ödeviymiş. Karakterlerine uygun giyinip geleceklermiş. O kadarını yapsınlar bir zahmet. Biz de ödev diyince bir şey sandık, şöyle ertesi güne seyirlik. Neyse.. İşte böyle geçti, bitiverdi prova saat 18.00’de. 
Ormandan Avlananlar :
Gözde: Nasıl? Nolmuş?
Ayça: Ayy yine mi ya? Ay yine anlamadı! (Hahhahaaha)
Salih: Hahahahaaha
Gözde iç ses: Gözdee topla kendini! Topla kendini kızım. Sakin ol. Derin nefes. Neyin var senin yahu!
Sakla tümceyi, gelir zamanı : 
* “ Ey Kör! Bu yer, bu gök, bu yıldızlar boştur boş!
      Bırak onu bunu da, gönlünü hoş tut hoş!
      Şu durmadan kurulup dağılan evrende bir nefestir alacağın, o da boştur boş!”  Ömer Hayyam

8 Nisan 2015 Çarşamba

 

Gönül isterdi ki bu kadar da üstüme gelinmesin. Her insanın bazen solundan, kimisine göre de sağından kalkmışlıkları olabilir. İnsanlık halidir demediler, beni bir böcek gibi ezdiler. 

Bugün tuttu mu bir anlamazlığım. Mevzular konuşuluyor. Benden en son bir ses geliyor. “Efendim? , Nasıl yani?, Kim? Bana mı dediniz? Buyurun? Hı?” Evet yakında, ben kimim, diyecekmişim gibi görünen bu sorular benden çıktı vesselam. Kendime sormuşluğum çoktur ben kimim diye, hayatın hızlı ritminde.  Bu sefer saftorozluğa dönmüştür mesele evet de, ama bu kadar da gelinmez ki canım insanın üstüne. Zaten bir de soğuk bugün. Donduk. İki sobamız var ne güzel kütüphanede. İkisini de Ali Abi oyunculara yakın koydu. Üşümesinmiş oyuncuları. Ilgın da yok bugün. Her şeyi de benden istiyorlar.  Aşağı in, yukarı çık, laf neydi, şu nerdeydi!.... Sonra niye anlamadın. Yemin ediyorum ilkokuldaki dışlanmış çocukluk muhabbetine döndüm içimde bir yerlerde! İmdaaat!  Zaten Salih tekstini unutmuş. Öyle patlatmasın kahkahaları hocam ya. Bir de üşüyoruz burada! Onu demiştim, evet. Oh rahatladım. Paylaştım da iyi oldu. Amaan başları yoğun onların, okumuyorlar bunları, bizbizeyiz. 

Provada da 3. bölümden başladılar, Salih gülme oyununda gerçekten katıldı kaldı yine. Bugün gülüşü gerçek yapan, yarın tokadı da patlatıverir gerçekten. Korktum Ayça Abla için. Ödev aldılar yine. İyi oldu, unutmuşlardı ödev stresini dedim, meğer kıyafet ödeviymiş. Karakterlerine uygun giyinip geleceklermiş. O kadarını yapsınlar bir zahmet. Biz de ödev diyince bir şey sandık, şöyle ertesi güne seyirlik. Neyse.. İşte böyle geçti, bitiverdi prova saat 18.00’de. 

 

 

Ormandan Avlananlar:

Gözde: Nasıl? Nolmuş?

Ayça: Ayy yine mi ya? Ay yine anlamadı! (Hahhahaaha)

Salih: Hahahahaaha

Gözde iç ses: Gözdee topla kendini! Topla kendini kızım. Sakin ol. Derin nefes. Neyin var senin yahu!

 

Sakla tümceyi, gelir zamanı: 

* “ Ey Kör! Bu yer, bu gök, bu yıldızlar boştur boş!

      Bırak onu bunu da, gönlünü hoş tut hoş!

      Şu durmadan kurulup dağılan evrende bir nefestir alacağın, o da boştur boş!”  Ömer Hayyam

 

 

 

 

7 Nisan 2015
Bir Salı'yı daha karşıladık. 7 Nisan 2015. Büyük resmin içinde, bizim üstümüze düşen rol bugün bir prova günü dahadır. Ama bu sefer sahnede. Kısmette ne varsa o dur. Biliyorum ki, provalarımızı aldığımız, “oyun atölyesi'nde kütüphane” özeldir  ve marke sahne denmiş kendisine. Esas buluşmayı yaşayacağı yere, sahneye doğru ilerler her şey… Daha önceki tüm provaların, bütün buluşların yatağı olan sahneye hazırlanılır kütüphanede… İşte bu yüzden kanımca, özel bir mekan kütüphane.
Evet, ama şimdi sahne! Bu sefer gerçek. Öyle marke olanından değil. 
Bugün 13.00 sularında başlayan çalışma, oyunun 3. bölümünü iyice fırına vermek şeklinde devam etti. Oyuncular tekstleriyle sahnede, kah yürüdüler, kah yuvarlandılar, bazen de koştular. Koşan tabi Salih. Aceleciliği dillere destan. Bende şaşkolozluk yaratan, Ayça Abla'nın körle yatıp şaşı kalkması. Bazen bir uyuyor Salih’e. Bunca yıl tanımasam alınacağım. Yani onun sandalına biniyor diye. Hadi neyse.
Sonra, Ali Abi bir an kesmişken provayı, bir reji verirken hararetle, birden kapıdan biri girdi. Kasketi, montu üstünde. Ali Abi bir an kaldı, tanımaya çalıştı. Sonrası çığlık, kıyamet.  Ali Abi ve Ayça Abla'nın çok sevdikleri ve uzun zamandır görmedikleri, oyuncu ağabeyleri Mehmet Abi gelmiş meğer. Mehmet Çerezcioğlu. Pek tatlı, çok sıcak, muhabbetli bir insan. Tanırdık ama hiç sohbetimiz olmamıştı. Pek sevdim. Hoş beş, latife, yemek derken tüm gün bizleydi. Provayı izledi, fikirlerini beyan etti. Eee zaman biz çalışırken durur mu! O da koşmuş gitmiş,  olmuş 18.00. Bir bakmışız, prova bitmiş. 
Ormandan Avlanalar :
Ali Abi: Bobby’nin ritmiyle, Betty’nin ritmi çok farklı. Salih’in ritmine girme burada.
Asistan iç ses: (kendi kendine) Ah. Ah! Sakalımız yok ki dinletelim. Uyuyor, gidiyor Salih’e.
Asistan Ilgın: Gözde Abla, yalnız sesin de yok. Sade sakalın değil.
Asistan Gözde: Sus kız! Ah ah! Bir konuşsam! Neyse. 
Sakla tümceyi, gelir bir vakti : 
* “Zannım hakikate yönelince, sevgim aşk oluverdi.” Fuzuli.

7 Nisan 2015 Salı

 

Bir Salı'yı daha karşıladık. 7 Nisan 2015. Büyük resmin içinde, bizim üstümüze düşen rol bugün bir prova günü dahadır. Ama bu sefer sahnede. Kısmette ne varsa o dur. Biliyorum ki, provalarımızı aldığımız, “oyun atölyesi'nde kütüphane” özeldir  ve marke sahne denmiş kendisine. Esas buluşmayı yaşayacağı yere, sahneye doğru ilerler her şey… Daha önceki tüm provaların, bütün buluşların yatağı olan sahneye hazırlanılır kütüphanede… İşte bu yüzden kanımca, özel bir mekan kütüphane.

Evet, ama şimdi sahne! Bu sefer gerçek. Öyle marke olanından değil. 

Bugün 13.00 sularında başlayan çalışma, oyunun 3. bölümünü iyice fırına vermek şeklinde devam etti. Oyuncular tekstleriyle sahnede, kah yürüdüler, kah yuvarlandılar, bazen de koştular. Koşan tabi Salih. Aceleciliği dillere destan. Bende şaşkolozluk yaratan, Ayça Abla'nın körle yatıp şaşı kalkması. Bazen bir uyuyor Salih’e. Bunca yıl tanımasam alınacağım. Yani onun sandalına biniyor diye. Hadi neyse.

Sonra, Ali Abi bir an kesmişken provayı, bir reji verirken hararetle, birden kapıdan biri girdi. Kasketi, montu üstünde. Ali Abi bir an kaldı, tanımaya çalıştı. Sonrası çığlık, kıyamet.  Ali Abi ve Ayça Abla'nın çok sevdikleri ve uzun zamandır görmedikleri, oyuncu ağabeyleri Mehmet Abi gelmiş meğer. Mehmet Çerezcioğlu. Pek tatlı, çok sıcak, muhabbetli bir insan. Tanırdık ama hiç sohbetimiz olmamıştı. Pek sevdim. Hoş beş, latife, yemek derken tüm gün bizleydi. Provayı izledi, fikirlerini beyan etti. Eee zaman biz çalışırken durur mu! O da koşmuş gitmiş,  olmuş 18.00. Bir bakmışız, prova bitmiş. 

 


Ormandan Avlanalar :

Ali Abi: Bobby’nin ritmiyle, Betty’nin ritmi çok farklı. Salih’in ritmine girme burada.

Asistan iç ses: (kendi kendine) Ah. Ah! Sakalımız yok ki dinletelim. Uyuyor, gidiyor Salih’e.

Asistan Ilgın: Gözde Abla, yalnız sesin de yok. Sade sakalın değil.

Asistan Gözde: Sus kız! Ah ah! Bir konuşsam! Neyse. 


Sakla tümceyi, gelir bir zamanı: 

* “Zannım hakikate yönelince, sevgim aşk oluverdi.” Fuzuli.

 

 

 

6 Nisan 2015
Bir varmış bir yokmuş. Masallardan bir masal, hayallerden bir hayal. Moda'nın bir mevkiinde, oyun atölyesi’nin kütüphanesinde, ormanın derinlerinde bir yerde, beliriyor ‘Hansel ve Gretel’in Öteki Hikayesi’… Açıyor gün be gün, taze çiçekler gibi...  Yeni anlar, buluşlar, insiyaki sancılar, denemeler, yanılmalar, güzel hissettiren zamanlar… Hepsi bir bütün olan durumlar…  Görünüyor ufukta, her şeyiyle iki hayat! Doğuyor Betty ve Bobby!
Bugün günlerden pazartesi… Gittikçe netleşiyor karakterlerin cüssesi. Yönetmenimiz memnun, geçiyor oyunun 3. bölüm zamanına. Giderek yaklaşıyoruz bütünü görmeye, az kaldı haber ola!
Oyunun birinci ve ikinci bölümünün yanına, ekleniyor artık bu hafta yenisi. Oturuyor ilk iki bölüm, ayaklanıyor 3. bölüm, oyuncuların ruhunda. 
Girizgahtan sonra gelelim, Asistangirls’ün yokluğunu fırsat bilip, yönetmenimizi hazırlıksız yakalayan ihtilalci oyunculara. (Bizim erken çıkmamız gerekti de bugün) Ne yapmış ne etmişler, elbette bir bir aldık haberleri. Doğrusu pek de şaşırtmadı bizi bu ayaklanma meselesi. Ali Abi gömülmüş tekste, izinliyiz diye bugün, bir yandan replikleri takipte, bir yandan rejiyi vermede. Oyuncularımız prova sırasında birden atmaya başlamış bir sürü önemli bölümü, bunlara gerek yok diye, atla birkaç sayfa. Tam paralel reji meselesi yine! (hani geçen gizli gizli oyun kuruyorlardı, hocadan habersiz) Duyunca, şöyle bir kaldık Ilgın’la. Kökünü kurutamamışız dedik. E haliyle ne olduğunu anlamış hoca. Demiş, ‘Napıyorsunuz! Napıyorsunuz  yahu?.. Her şeyi atıyorsunuz!’  Yemişler bir iki azar. Ertesi gün sus, pus gördük ikisini. Almışlar tek ayak cezasını:). Ama Ilgıncım, fark ettin mi tatlım, Ali Abimiz kıymetimizi daha da bir anlamış. Biz olmasak ne olur bu oyun bilmem. Gelgelelim bitmiş işte böyle, biraz şaka, biraz ciddi, saat 20.00'de, prova halleri…
Ormandan Avlananlar; 
Gözde: Alo? Ilgın duydun mu ortalık karışmış. Yakınsan koş hemen müdahale et! Geliyorum ben.
Ilgın  Koşuyorum, yetişeceğim şimdi Gözde Abla.
Gözde: Efferim. Asayiş berkemal olsun. Destek ekip lazım Ali Abi’ye. 
Ilgın: Şimdi girdim, Ali Abi’nin sesleri geliyor.
Ali Abi: NAPIYORSUNUUUZZ? Kızlaaar yok tabi. Ondan, hemen meydanı boş buldunuz.
Ilgın: Şimdi bitmiş prova!
Gözde: Hay Allah. Olsun. Sen zaptı tut! Sakla samanı, gelir zamanıııı. 
*Sakla tümceyi, gelir zamanı:
“İlk önce oyunun kurallarını öğrenmelisin. Sonra da herkesten iyi oynamayı…” Einstein.

6 Nisan 2015 Pazartesi

 

Bir varmış bir yokmuş. Masallardan bir masal, hayallerden bir hayal. Moda'nın bir mevkiinde, oyun atölyesi’nin kütüphanesinde, ormanın derinlerinde bir yerde, beliriyor ‘Hansel ve Gretel’in Öteki Hikayesi’… Açıyor gün be gün, taze çiçekler gibi...  Yeni anlar, buluşlar, insiyaki sancılar, denemeler, yanılmalar, güzel hissettiren zamanlar… Hepsi bir bütün olan durumlar…  Görünüyor ufukta, her şeyiyle iki hayat! Doğuyor Betty ve Bobby!

Bugün günlerden pazartesi… Gittikçe netleşiyor karakterlerin cüssesi. Yönetmenimiz memnun, geçiyor oyunun 3. bölüm zamanına. Giderek yaklaşıyoruz bütünü görmeye, az kaldı haber ola!

Oyunun birinci ve ikinci bölümünün yanına, ekleniyor artık bu hafta yenisi. Oturuyor ilk iki bölüm, ayaklanıyor 3. bölüm, oyuncuların ruhunda. 

Girizgahtan sonra gelelim, Asistangirls’ün yokluğunu fırsat bilip, yönetmenimizi hazırlıksız yakalayan ihtilalci oyunculara. (Bizim erken çıkmamız gerekti de bugün) Ne yapmış ne etmişler, elbette bir bir aldık haberleri. Doğrusu pek de şaşırtmadı bizi bu ayaklanma meselesi. Ali Abi gömülmüş tekste, izinliyiz diye bugün, bir yandan replikleri takipte, bir yandan rejiyi vermede. Oyuncularımız prova sırasında birden atmaya başlamış bir sürü önemli bölümü, bunlara gerek yok diye, atla birkaç sayfa. Tam paralel reji meselesi yine! (hani geçen gizli gizli oyun kuruyorlardı, hocadan habersiz) Duyunca, şöyle bir kaldık Ilgın’la. Kökünü kurutamamışız dedik. E haliyle ne olduğunu anlamış hoca. Demiş, ‘Napıyorsunuz! Napıyorsunuz  yahu?.. Her şeyi atıyorsunuz!’  Yemişler bir iki azar. Ertesi gün sus, pus gördük ikisini. Almışlar tek ayak cezasını:). Ama Ilgıncım, fark ettin mi tatlım, Ali Abimiz kıymetimizi daha da bir anlamış. Biz olmasak ne olur bu oyun bilmem. Gelgelelim bitmiş işte böyle, biraz şaka, biraz ciddi, saat 20.00'de, prova halleri…

 

 

Ormandan Avlananlar; 

Gözde: Alo? Ilgın duydun mu ortalık karışmış. Yakınsan koş hemen müdahale et! Geliyorum ben.

Ilgın: Koşuyorum, yetişeceğim şimdi Gözde Abla.

Gözde: Aferin. Asayiş berkemal olsun. Destek ekip lazım Ali Abi’ye. 

Ilgın: Şimdi girdim, Ali Abi’nin sesleri geliyor.

Ali Abi: NAPIYORSUNUUUZZ? Kızlaaar yok tabi. Ondan, hemen meydanı boş buldunuz.

Ilgın: Şimdi bitmiş prova!

Gözde: Hay Allah. Olsun. Sen zaptı tut! Sakla samanı, gelir zamanıııı. 

 

*Sakla tümceyi, gelir zamanı:

“İlk önce oyunun kurallarını öğrenmelisin. Sonra da herkesten iyi oynamayı…” Einstein.

 

 

 

Provamız 18.30'da bizim müzik eşliğinde hazırlığımız, (Müziksiz çalışmayız. Ruh katıyoruz işimize) oyuncularımız ve yönetmenimizin 19.00'da teşrifleriyle başlar. Bugün 2. bölümün ezber akışıyla başlayan çalışmamız, akabinde 1. ve 2. bölüme genel bir bakışla devam eder. 
Bugün bol yaşam parantezli bir gündür. Misal; Ayça Abla’ya ödev: ‘Eczaneden vitamin al.’  Efendim bu, uzun zamandır sözünü etmediğimiz, aramızda olan bir terim. Ali Abi ve Ayça Ablanın eş olmaları nedeniyle bezen yaptıkları özel konuşmalara ‘yaşam parantezi’ demekteyiz. Arada bir bunu bizden duyacaksınız. Haberlerimiz tarafsızdır. Her şey olduğu gibi aktarılır. E bu da devamlı geçen bir muhabbetimiz, söylemezsek eksik kalır. Aslında bu, bir nevi, çocuklar burada o yüzden, mutfak deyip, özel konuşma alanı yaratmaktır. Biz de aileden olduk artık. Arada bir kulak misafiri oluyoruz haliyle. Aslında bir aile olduk. Ama gerçektende, gece gündüz beraber, bir çocuğu hayata hazırlamak, onun hangi yollardan yürüyeceğini belirlediğiniz, özel bir zaman paylaşırsınız provalarda.. Kendini tanırsın, Karakteri oynarken ya da izlerken kendini ve birbirini keşfedersin… Bu yaratım sürecinin en keyifli zamanları tadılır,  belleklere kazınır… Yıllar sonra hatırlayacağın anılar biriktirirsin.. Ve son gün geldiğinde, neler neler yaşadık der, hayata bırakırsın o çocuğu, sonsuz deneyimine… Hayat gibi işte..
Evet bu gün yine felsefik tarafımdayım. Tamam Ilgııınn, sadede geliyorum. Allahtan ilgin beni dürtüyor. Yoksa uçar giderim. E bizde bir ekibiz. Asistan girls’üz. Beraber dengedeyiz.  
Neyse, ayaklarımız yere basıp, bulutlardan kendimizi alıp, dönelim provaya… Ali Abi bugün yine numerolojik konuşmaya başladı. “2’ ye 3'te ki durum, 2’ye 9’un önemi. 2’ye 12’de ki geçişin 3’ün 1’e bağlantısı.” 
Vallahi bulmaca gibi!!!  Bildiğiniz üzere, tekst bölümlere, bölümler de durumlara ayrılmıştı!... Hepsine de verildi bir numara! E biz bu numaraları ezberlemeyince, yapamıyoruz numara! Gerçekten ileriki yaşlara yatırım. Alzheimer olmamak için iyi egzersiz. Hani bulmaca iyi geliyormuş ya. Full canlı, aktif, beyin egzersizi. Sağ olsun hocamız iyilik ediyor bize, anlayacağız zamanla...
 Saatler öbür günü devirdiğinde provamız bitti. Kayıtlara 00.28 olarak geçti.
Ormandan avlananlar: 
Ali Abi: Barcelona  B.Munich gibi takımlar, 85. Dk da eğer oyun kurulmamışsa, şişirmeye çalışmazlar. Sizin de böyle bir lüksünüz yok. Gol de yiyebilirsiniz, yemediğiniz oyunlar da olacak.
Asistan iç ses: Bak hayat dersi yine. Her maçı alamazsın. Ilgın yaz bunu.
Ali: Ben kahverengiden, mora git derken zıplamadan bahsetmiyorum. Taşımaktan bahsediyorum.
* Sakla tümceyi, gelir zamanı:
“ Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil!..” Fuzuli.

5 Nisan 2015 Pazar

 

Provamız 18.30'da bizim müzik eşliğinde hazırlığımız, (Müziksiz çalışmayız. Ruh katıyoruz işimize) oyuncularımız ve yönetmenimizin 19.00'da teşrifleriyle başlar. Bugün 2. bölümün ezber akışıyla başlayan çalışmamız, akabinde 1. ve 2. bölüme genel bir bakışla devam eder. 

Bugün bol yaşam parantezli bir gündür. Misal; Ayça Abla’ya ödev: ‘Eczaneden vitamin al.’  Efendim bu, uzun zamandır sözünü etmediğimiz, aramızda olan bir terim. Ali Abi ve Ayça Ablanın eş olmaları nedeniyle bezen yaptıkları özel konuşmalara ‘yaşam parantezi’ demekteyiz. Arada bir bunu bizden duyacaksınız. Haberlerimiz tarafsızdır. Her şey olduğu gibi aktarılır. E bu da devamlı geçen bir muhabbetimiz, söylemezsek eksik kalır. Aslında bu, bir nevi, çocuklar burada o yüzden, mutfak deyip, özel konuşma alanı yaratmaktır. Biz de aileden olduk artık. Arada bir kulak misafiri oluyoruz haliyle. Aslında bir aile olduk. Ama gerçektende, gece gündüz beraber, bir çocuğu hayata hazırlamak, onun hangi yollardan yürüyeceğini belirlediğiniz, özel bir zaman paylaşırsınız provalarda.. Kendini tanırsın, Karakteri oynarken ya da izlerken kendini ve birbirini keşfedersin… Bu yaratım sürecinin en keyifli zamanları tadılır,  belleklere kazınır… Yıllar sonra hatırlayacağın anılar biriktirirsin.. Ve son gün geldiğinde, neler neler yaşadık der, hayata bırakırsın o çocuğu, sonsuz deneyimine… Hayat gibi işte..

Evet bu gün yine felsefik tarafımdayım. Tamam Ilgııınn, sadede geliyorum. Allahtan ilgin beni dürtüyor. Yoksa uçar giderim. E bizde bir ekibiz. Asistan girls’üz. Beraber dengedeyiz.  

Neyse, ayaklarımız yere basıp, bulutlardan kendimizi alıp, dönelim provaya… Ali Abi bugün yine numerolojik konuşmaya başladı. “2’ ye 3'te ki durum, 2’ye 9’un önemi. 2’ye 12’de ki geçişin 3’ün 1’e bağlantısı.” 

Vallahi bulmaca gibi!!!  Bildiğiniz üzere, tekst bölümlere, bölümler de durumlara ayrılmıştı!... Hepsine de verildi bir numara! E biz bu numaraları ezberlemeyince, yapamıyoruz numara! Gerçekten ileriki yaşlara yatırım. Alzheimer olmamak için iyi egzersiz. Hani bulmaca iyi geliyormuş ya. Full canlı, aktif, beyin egzersizi. Sağ olsun hocamız iyilik ediyor bize, anlayacağız zamanla...

 Saatler öbür günü devirdiğinde provamız bitti. Kayıtlara 00.28 olarak geçti.

 

Ormandan avlananlar: 

Ali Abi: Barcelona  B.Munich gibi takımlar, 85. Dk da eğer oyun kurulmamışsa, şişirmeye çalışmazlar. Sizin de böyle bir lüksünüz yok. Gol de yiyebilirsiniz, yemediğiniz oyunlar da olacak.

Asistan iç ses: Bak hayat dersi yine. Her maçı alamazsın. Ilgın yaz bunu.

Ali: Ben kahverengiden, mora git derken zıplamadan bahsetmiyorum. Taşımaktan bahsediyorum.

 

* Sakla tümceyi, gelir zamanı:

“ Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil!..” Fuzuli.

 

 

 

Ne! Kaçıncı prova Ilgın? On altı olduk mu yahu? Zaman nasıl geçiyor. Mevsimler dönüyor… Moda da Güneşli günler başlıyor. Cafeler de dost sohbetler, yeni açılan çikolata dükkanları, güzel insanlarıyla, tramvayıyla, can köpekleri, olmazsa olmaz kedileriyle, güzel Moda!.. Ama bizi sorarsanız, giriyoruz içeri gündüz güneşli, çıkıyoruz dışarı gece, ay’lı yıldızlı…. Yani, prova! Prova! Prova!
Ama dedik ya geçenlerde, bizde havalar hep güneşli maşallah! Yönetmenimiz genel gidişten oldukça memnun. Tabi bir bilse arka planda nasıl çalışıyoruz. Ama neyse Ilgıncım, her şey yerini bulur zamanla. Biz senle konuştuğumuz gibi yan proje üretmeye devam edelim. Baktık Salih yapamıyor, hemen bizim oyun hazır deriz. Kaptın. ;) 
Efendim Bugün sahnede aldık provamızı. Sevgili Ayça Abla'nın ve Ali Abi'nin eklerleriyle başladık provaya tatlı tatlı. Geçen biraz geç kaldılardı, hemen eksik etmediler geleneği. Geç gelen Ya şarkı söyler, ya tatlı alır. Böyle! 
Bugün, Ali Abi oyuna dair hissettiklerini anlatan müziklerle geldi. Ardından, bu müziklerin oyuncularda yarattığı algıyla, 1. bölüm genel akış alındı, arkasına 2. bölüm bağlandı. Salih’in sahne aksesuarıyla mücadelesi gözlemlendi. Kitabı atıcam derken, sektirmece de dünya rekoruna gittiği görüldü. (bir türlü kitap durmadı yerinde, suya atılan taş gibi sekti de sekti. ) “Asistan iç ses : Oyuncunun aksesuara hakimiyetini sorguluyor tabi insan.” 
Bobby’nin tiradı üzerinde çalışıldı. Prova 18.00'de sonlandı.
Ormandan Avlananlar: 
 Ali Abi: Daha ekonomik ol Salih. Beden ses, jest. Daha ekonomik.
Salih: Tamam abi.
Ali Abi: Hayır bak. Burda hemen harekete geçme. Yavaş yavaş. Bana creshondo Ali derler. 
Salih: Hmm..
Asistan iç ses : İşte Alice terimlerden biri. Burada yavaş yavaş yükseliş diyor hocamız. Creshendo! Biz de bir şeyler biliyoruz Salih bey!
Sakla tümceyi, gelir zamanı; 
* “ Yolu sevgiden geçen herkesle Bir gün bir yerde buluşuruz.”  Kayahan. 

3 Nisan 2015 Cuma

Ne! Kaçıncı prova Ilgın? On altı olduk mu yahu? Zaman nasıl geçiyor. Mevsimler dönüyor… Moda da Güneşli günler başlıyor. Cafeler de dost sohbetler, yeni açılan çikolata dükkanları, güzel insanlarıyla, tramvayıyla, can köpekleri, olmazsa olmaz kedileriyle, güzel Moda!.. Ama bizi sorarsanız, giriyoruz içeri gündüz güneşli, çıkıyoruz dışarı gece, ay’lı yıldızlı…. Yani, prova! Prova! Prova!

Ama dedik ya geçenlerde, bizde havalar hep güneşli maşallah! Yönetmenimiz genel gidişten oldukça memnun. Tabi bir bilse arka planda nasıl çalışıyoruz. Ama neyse Ilgıncım, her şey yerini bulur zamanla. Biz senle konuştuğumuz gibi yan proje üretmeye devam edelim. Baktık Salih yapamıyor, hemen bizim oyun hazır deriz. Kaptın. ;) 

Efendim Bugün sahnede aldık provamızı. Sevgili Ayça Abla'nın ve Ali Abi'nin eklerleriyle başladık provaya tatlı tatlı. Geçen biraz geç kaldılardı, hemen eksik etmediler geleneği. Geç gelen Ya şarkı söyler, ya tatlı alır. Böyle! 

Bugün, Ali Abi oyuna dair hissettiklerini anlatan müziklerle geldi. Ardından, bu müziklerin oyuncularda yarattığı algıyla, 1. bölüm genel akış alındı, arkasına 2. bölüm bağlandı. Salih’in sahne aksesuarıyla mücadelesi gözlemlendi. Kitabı atıcam derken, sektirmece de dünya rekoruna gittiği görüldü. (bir türlü kitap durmadı yerinde, suya atılan taş gibi sekti de sekti. ) “Asistan iç ses : Oyuncunun aksesuara hakimiyetini sorguluyor tabi insan.” 

Bobby’nin tiradı üzerinde çalışıldı. Prova 18.00'de sonlandı.

 

 

Ormandan Avlananlar: 

Ali Abi: Daha ekonomik ol Salih. Beden ses, jest. Daha ekonomik.

Salih: Tamam abi.

Ali Abi: Hayır bak. Burda hemen harekete geçme. Yavaş yavaş. Bana creshondo Ali derler. 

Salih: Hmm..

Asistan iç ses : İşte Alice terimlerden biri. Burada yavaş yavaş yükseliş diyor hocamız. Creshendo! Biz de bir şeyler biliyoruz Salih bey!

 

 

Sakla tümceyi, gelir zamanı; 

* “ Yolu sevgiden geçen herkesle Bir gün bir yerde buluşuruz.”  Kayahan. 

 

 

 

 

2 Nisan 2015 / 14. Prova 
Bugüne bir deyişle başlıyoruz. Özel istek üzerine, değerli oyuncumuz Salih’in, günün sözü olarak aktarımıdır. ‘Korkak vezirgan ne kar eder, ne ziyan!’ Laf bu. Ne alakaya derseniz, bizde pek anlamadık. Kendisi, teksti bırakıp sahneye çıkmak üstüne bu lafı etmiş. Ezberler tam yapılmadan bırakıyor ya teksti, yapacak bir şey yok demek istiyormuş. Herhalde aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık gibi bir şey demek istedi. Neyse…  Değerli bir vecizdir dedik, paylaştık ,kırmadık. Bu kıyağımızın geri dönüşümü olsun tabi.  Çünkü bu portaldan rezil de vezir de biz ederiz efendim. Biz Asistangirls’üz!  (Yönetmenimiz bizzat verdiği isimdir. Asistan girls)
Bugün genel bir ezber akışı alınırken, oyuncularımızın değişik şive deneyişlerine şahit olduk. Eğlenmemize vesile oldular, sağolsunlar. Ama Allahtan yönetmenimiz duruma el koydu, 
yoksa Hansel Ve Gretel’in Doğudaki hikayesi olacaktı oyun az daha   
Kütüphanede, marke sahne ile aldığımız provamızda ilk kez bugün (ayaklandığımızdan beri) 2. bölüme geçildi. 
Seyirciye, oyunu hiç geçmemişliği olmayan oyuncu (Salih’in kendine ait betimlemesi. Böyle bir oyuncuymuş. Maşallah ne özgüven!) -ama bize göre adı, yönetmenin karısı olmayan oyuncudur- Bugün yine kahkahalarıyla sahnenin tozunu attırmış, yankıları tüm Moda da çınlamıştır.
Vee öyle böyle derken, bir bahar akşamının ikinci gününde, provalardan on beşincide , gün geceye dönerken, göğüsledik 17.00'de finish ipini... Bir provamız daha, başta atölyemize, sonra yönetmenimize, sonra oyuncularımıza ve tüm camiaya ve tabiî ki Asistan Girls’e hayırlı uğurlu olsun! Amin!
Ormandan Avlananlar:
Salih : Böyle olur mu? 
Ali Abi : Sen dene. Dene istediğin gibi.
Asistan iç ses : Dene dene nereye kadar! Biz de burada yedek kulübe de bekliyoruz hocam. Ah ben olacaktım erkek kardeş! Neyse. 
Sakla tümceyi, gelir zamanı;
* “Kendini affetmeyen bir insanın, bütün kusurları affedilebilir.”  Shakespeare.

2 Nisan 2015 Perşembe

 

Bugüne bir deyişle başlıyoruz. Özel istek üzerine, değerli oyuncumuz Salih’in, günün sözü olarak aktarımıdır. ‘Korkak vezirgan ne kar eder, ne ziyan!’ Laf bu. Ne alakaya derseniz, bizde pek anlamadık. Kendisi, teksti bırakıp sahneye çıkmak üstüne bu lafı etmiş. Ezberler tam yapılmadan bırakıyor ya teksti, yapacak bir şey yok demek istiyormuş. Herhalde aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık gibi bir şey demek istedi. Neyse…  Değerli bir vecizdir dedik, paylaştık ,kırmadık. Bu kıyağımızın geri dönüşümü olsun tabi.  Çünkü bu portaldan rezil de vezir de biz ederiz efendim. Biz Asistangirls’üz!  (Yönetmenimiz bizzat verdiği isimdir. Asistan girls)

Bugün genel bir ezber akışı alınırken, oyuncularımızın değişik şive deneyişlerine şahit olduk. Eğlenmemize vesile oldular, sağolsunlar. Ama Allahtan yönetmenimiz duruma el koydu, 

yoksa Hansel Ve Gretel’in Doğudaki hikayesi olacaktı oyun az daha. :)

Kütüphanede, marke sahne ile aldığımız provamızda ilk kez bugün (ayaklandığımızdan beri) 2. bölüme geçildi. 

Seyirciye, oyunu hiç geçmemişliği olmayan oyuncu (Salih’in kendine ait betimlemesi. Böyle bir oyuncuymuş. Maşallah ne özgüven!) -ama bize göre adı, yönetmenin karısı olmayan oyuncudur- Bugün yine kahkahalarıyla sahnenin tozunu attırmış, yankıları tüm Moda da çınlamıştır.

Vee öyle böyle derken, bir bahar akşamının ikinci gününde, provalardan on beşincide , gün geceye dönerken, göğüsledik 17.00'de finish ipini... Bir provamız daha, başta atölyemize, sonra yönetmenimize, sonra oyuncularımıza ve tüm camiaya ve tabiî ki Asistan Girls’e hayırlı uğurlu olsun! Amin!

 

Ormandan Avlananlar:

Salih: Böyle olur mu? 

Ali Abi: Sen dene. Dene istediğin gibi.

Asistan iç ses: Dene dene nereye kadar! Biz de burada yedek kulübe de bekliyoruz hocam. Ah ben olacaktım erkek kardeş! Neyse. 

 


Sakla tümceyi, gelir zamanı;

* “Kendini affetmeyen bir insanın, bütün kusurları affedilebilir.”  Shakespeare.

 

 

 

31 Mart 2015 Salı

 

Bayanlar, Baylar, Çocuklar, Çocuk kalanlar! Atölyede Ne var ne yok derseniz, Çalışmaların On üçüncüsünde, inci inci dizmedeyiz provaları. Kah gülüp kah eğlenip, bol bol çalışmacadayız. 
 Ama esas olarak bugün, tarihi bir gündür! Bugün, Gerekli ekiplerin müdahalesiyle içeride kurulmuş olan paralel rejinin ayyuka çıktığı gündür. Ben ajan Gözde ve ekip arkadaşım ajan Ilgın, sizlere olay mahallinden bildiriyoruz. Bugün tarihi bir, gündür! (lütfen vurguyu 'gündür'e verin.)  İçeride gizli gizli kurulmuş olan paralel rejinin konuşlandıkları bölgeyi bastık. Kimden bahsediyorum diye merak içindesiniz biliyorum. Maalesef ki sükut-u hayal oldu bizim için kim oldukları. Evet! Oyuncularımız! Koordinatların gösterdiği bölgeyi bastığımızda, aslında her şeyin başından beri tabak gibi karşımızda olduğunu anladık. Bölge, tam da gözümüzün önündeydi. Sahnede gizli gizli buluştukları mekan koltuğun arkasıydı! (Foto 1 lütfen. Bakınız.) 
(Oyuncularımız, şurada şöyle yap, burada şöyle al diye, kendi kendilerine reji veriyorlar. Bak!)  
Bu içerideki ayaklanmanın açığa çıkması hakiki rejiyi oldukça şaşırttı. Ve egemenlik, rejinin ellerine geçerek, demokratik hükümdarlık sistemi, yönetmenimize, tarafımızdan yeniden verilmiştir.  Rejiler tek merkezden, yönetmenimizden gelmeye devam edecektir. Ben ajan gözde ve ekip arkadaşım ajan Ilgın, sizlere oyun atölyesi, sahne mevkiinden bildiriyoruz. Ve güneşli günler dileyerek, Bugün neler yaptığımıza birlik ve beraberlik içinde şöyle bir göz atalım diyoruz. :) Provamızı kütüphane de marke sahne eşliğinde yaptık. Sahne dolu olduğu için çözümümüz bu oldu. Hazır ayaklanmışken oyuncular, onları oturtmadık. 1. bölümün detayları üstünde çalıştık. Oyuncular aksesuarlarla oyunlarını denediler, ezberler üstünden geçildi. Oyunun diğer bölümlerinde kurulacak çatı açısından, birinci bölümün önemi üzerine konuşuldu. Ve provamız saat 19.45 sularında bitti. Olay mahalli terk edildi. 
Ormandan Avlananlar:
Ayça: Acaba burada şöyle mi yapsan. O zaman daha iyi olucak! (gösterir. Reji verir.)
Asistan iç ses: E yani napsın artık! Kendi gösteriyor kadın. 
Ali Abi: (katıla katıla gülerek) Ben daha bu kadar reji vermiyorum. Sabırsızlığınıza gülüyorum.
Salih : Korsan reji.
Ayça : Hayır canım. Kibar reji.
Ali Abi (Salih’e reji verir.): Aman Ayça’dan önce veriyim de. 
(P.s: Tüm bu konuşmalar az sonra fark edeceğimiz, koltuk arkası mevkiindeki, paralel rejinin ön habercisiymiş!)
Sakla tümceyi, gelir zamanı:
* “Bana yalan söylemiş olman değil, artık sana inanmamam sarstı beni!” Nietzsche.

Bayanlar, Baylar, Çocuklar, Çocuk kalanlar! Atölyede Ne var ne yok derseniz, Çalışmaların On üçüncüsünde, inci inci dizmedeyiz provaları. Kah gülüp kah eğlenip, bol bol çalışmacadayız. 

 Ama esas olarak bugün, tarihi bir gündür! Bugün, Gerekli ekiplerin müdahalesiyle içeride kurulmuş olan paralel rejinin ayyuka çıktığı gündür. Ben ajan Gözde ve ekip arkadaşım ajan Ilgın, sizlere olay mahallinden bildiriyoruz. Bugün tarihi bir, gündür! (lütfen vurguyu 'gündür'e verin.)  İçeride gizli gizli kurulmuş olan paralel rejinin konuşlandıkları bölgeyi bastık. Kimden bahsediyorum diye merak içindesiniz biliyorum. Maalesef ki sükut-u hayal oldu bizim için kim oldukları. Evet! Oyuncularımız! Koordinatların gösterdiği bölgeyi bastığımızda, aslında her şeyin başından beri tabak gibi karşımızda olduğunu anladık. Bölge, tam da gözümüzün önündeydi. Sahnede gizli gizli buluştukları mekan koltuğun arkasıydı! (Foto lütfen. Bakınız.) 

(Oyuncularımız, şurada şöyle yap, burada şöyle al diye, kendi kendilerine reji veriyorlar. Bak!)  

Bu içerideki ayaklanmanın açığa çıkması hakiki rejiyi oldukça şaşırttı. Ve egemenlik, rejinin ellerine geçerek, demokratik hükümdarlık sistemi, yönetmenimize, tarafımızdan yeniden verilmiştir.  Rejiler tek merkezden, yönetmenimizden gelmeye devam edecektir. Ben ajan gözde ve ekip arkadaşım ajan Ilgın, sizlere oyun atölyesi, sahne mevkiinden bildiriyoruz. Ve güneşli günler dileyerek, Bugün neler yaptığımıza birlik ve beraberlik içinde şöyle bir göz atalım diyoruz. :) Provamızı kütüphane de marke sahne eşliğinde yaptık. Sahne dolu olduğu için çözümümüz bu oldu. Hazır ayaklanmışken oyuncular, onları oturtmadık. 1. bölümün detayları üstünde çalıştık. Oyuncular aksesuarlarla oyunlarını denediler, ezberler üstünden geçildi. Oyunun diğer bölümlerinde kurulacak çatı açısından, birinci bölümün önemi üzerine konuşuldu. Ve provamız saat 19.45 sularında bitti. Olay mahalli terk edildi. 

 

Ormandan Avlananlar:

Ayça: Acaba burada şöyle mi yapsan. O zaman daha iyi olucak! (gösterir. Reji verir.)

Asistan iç ses: E yani napsın artık! Kendi gösteriyor kadın. 

Ali Abi: (katıla katıla gülerek) Ben daha bu kadar reji vermiyorum. Sabırsızlığınıza gülüyorum.

Salih: Korsan reji.

Ayça: Hayır canım. Kibar reji.

Ali Abi (Salih’e reji verir.): Aman Ayça’dan önce veriyim de. 

(P.s: Tüm bu konuşmalar az sonra fark edeceğimiz, koltuk arkası mevkiindeki, paralel rejinin ön habercisiymiş!)

 

Sakla tümceyi, gelir zamanı:

* “Bana yalan söylemiş olman değil, artık sana inanmamam sarstı beni!” Nietzsche.

 

 

30 Mart 2015 Pazartesi


Bugün provaya Ilgın’ın maceralarını dinleyerek başladık. Uzun süredir size ne zaman anlatacağımı şaşırdığım bir mesele. Ilgın ve oyuncu seçmeleri! Haftada iki, değişik bir macerayla gelir benim ekuri. Anlatma diyorum, Oyuncu Salih’e malzeme verme diyorum. Yok ille anlatıyor. E tabi oyuncu Salih durur mu! Patlatıyor kahkahasını anında!  Neyse, bizim kız çalışıyor ediyor, gidiyor, yaşamadığı talihsizlik kalmıyor. Bizleri de şaşırtıyor , pes dedirtiyor. Misal, sabahtan gitmiş bir komedi işinin seçmelerine, komiktir de kendisi hani, ama olmuş bir drama meselesi, niyeyse.  E şöyle yapmaya çalıştım aslında diye, başladı mı bize Seda Sayan taklitli, doğu şiveli oynamaya. E koptuk haliyle! :) Haklısınız bir görmek lazım. Zaten Ben Ali Abi’yle konuşacağım bundan sonraki projeyi biz yapcaz. Doğu şiveli Seda Sayan rolünde Ilgın, Süslü Şirin rolünde bendeniz! (Lakabım oldu bu alemde süslü şirin, üstüme başıma gösterdiğim itinadan) Neyse bakacağız önümüzdeki maçlara artık. Artık oyuncu Salih de asistanımız olur. (Kıs kıs gülüş. Evet.)

 Bu arada, bugünkü provamızda yine sahnede arz-ı endam eyledik. 1. bölümdeki, dinamikler üstüne konuştuk. Yönetmenimiz, oyuncuları sahnede özgür yaratımlarına bıraktılar ve 1. bölümün genel akışından sonra, provayı, 17.00'de sonlandırdılar.

 

 

Ormandan Avlananlar: 

Ayça: Bu da kafasında bir şey belirliyor, sonra düzeltmiyor hocam! 

Asistan iç ses: Salih seni kastediyor datlum pek tabii!

 

Sakla tümceyi, gelir zamanı:

* “Ben nerede canlı bir varlık bulduysam, orada kudrete yönelik iradeyi gördüm. Hizmet edenin iradesinde bile, efendi olabilmenin iradesini gördüm.” Nietzsche.

 

 

29 Mart 2015 Pazar

 

29 Mart 2015 
 Bir gece provasına daha  saat 18.00'de başlandı. Bugün oyuncular ilk kez sahneye çıktı. Sahnede arz-ı endam eylemek kolay değil. Bu bir kez daha anlaşıldı.  Eee her gün oyun var maşallah! Sahneyi almak mümkün mü! Genel olarak provaları kütüphanede ve kuliste , duvarları yeşil olması nedeniyle, adı gren room olan mekanda yaptık. Ve tabi  sahne bize kalınca kaçar mı! Hemen kaptık. Oyuncuları da ayağa aldık. 
“Duyduk duymadık demeyiiiin, peynir ekmek yemeyiiiin ; Hansel ve Gretel’in Öteki Hikayesi’ bugün ilk kez ayağa kalkmıştır!
Bu ayaklanmanın sancıları hissedildi elbet. Bir ara Salih, Micheal Jackson’dan Smootth Criminal şarkısını çalmaya başladı. Ben dedim hah tamam işte kaytarmaya başladı. Korktu tabi ayaklanınca. Ama neymiş efendim, oyunda varmış bu bölüm, biz müzik koymamışız da o açmışmış! (Asistanlara söylüyor) Bak bak bak! Hem sen oyna, kap fıstık gibi rolü, sonra bir de gidip, efendim bizim yapmamız gerekeni kendinin yaptığını söyle! Valla inanılır gibi değil sayın seyirciler. Her şeye de bir kahkahası var. Olur olmaz onu patlatıp duruyor! Hayır yani noluyor anlamıyorsun. Gök gürültüsü gibi maşallah! Neyse lafı uzatmıyım ben yine. Bir dokun bin ah işit oldu! Ah ah!
Evet bugün, yine 1. Bölümden çalışılmaya başlandı. Eller kollar nereye konacağını bilemedi, kahkaha krizleri baş gösterdi. Ah şu eller! Bi gidecekleri yeri bilseler. Suç hep onlarda. İlk ayağa kalkış da olur böyle küçük tatlar diyerek, Yönetmenimiz yine şefkatle sardı oyuncularımızı! Sonra bir anda Ayça abladan bir çığlık koptu, hah dedim sonunda isyan etti Salih’e. Olacağı buydu! Haklı kadın dedim, meğersem Fırat Tanış girmiş içeri. Ziyarete gelmiş. Fırat, Ayça abla ve Ali abi’nin okul arkadaşı. Yarım saatten hallice bizleydi, fikirlerini söyledi, hoş beş etti, gitti.  Sonra bir de, oyunun aksesuar ve dekorları üstüne konuşuldu. Oyuncularımızın acelecilikleri üstüne tatlı söylentiler eseri, Ali Abi tarafından seslendirildi. Provamız 00.00'da bitti.
Ormandan Avlananlar : 
Fırat Tanış: Ne durumdasınız?
Ali Abi: Oyuncunun elini kolunu nereye koyacağını bilemediği durumdayız! 
(Genel akış içinde daha sonra, Ali Abi Salih’e, repliğini nasıl istediğini söylüyor;)
Ali Abi: Biraz fıt fıt olsun!
Salih: ‘Fıt fıt ne abi?
Asistan iç ses: Yaa Salih efendi! Öyle her şeyi çözemezsiniz efenim. Onları da biz biliyoruz. Siz müziği açın!  
Ali Abi:  Alice. Zamanla öğrenirsin.
Asistanlar iç gülüş: Ha Ha Ha!  
(P.s : Şu fıt fıt ne biz de bilmiyoruz. ‘Biraz daha hızlı’ demek mi acaba Ilgın? Neyse sus, çaktırma!)
Sakla tümceyi, gelir zamanı : 
*”İnsan, evrende gövdesi kadar değil, yüreği kadar yer kaplar…” Yaşar Kemal

Bir gece provasına daha  saat 18.00'de başlandı. Bugün oyuncular ilk kez sahneye çıktı. Sahnede arz-ı endam eylemek kolay değil. Bu bir kez daha anlaşıldı.  Eee her gün oyun var maşallah! Sahneyi almak mümkün mü! Genel olarak provaları kütüphanede ve kuliste , duvarları yeşil olması nedeniyle, adı gren room olan mekanda yaptık. Ve tabi  sahne bize kalınca kaçar mı! Hemen kaptık. Oyuncuları da ayağa aldık. 

“Duyduk duymadık demeyiiiin, peynir ekmek yemeyiiiin ; Hansel ve Gretel’in Öteki Hikayesi’ bugün ilk kez ayağa kalkmıştır!

Bu ayaklanmanın sancıları hissedildi elbet. Bir ara Salih, Micheal Jackson’dan Smootth Criminal şarkısını çalmaya başladı. Ben dedim hah tamam işte kaytarmaya başladı. Korktu tabi ayaklanınca. Ama neymiş efendim, oyunda varmış bu bölüm, biz müzik koymamışız da o açmışmış! (Asistanlara söylüyor) Bak bak bak! Hem sen oyna, kap fıstık gibi rolü, sonra bir de gidip, efendim bizim yapmamız gerekeni kendinin yaptığını söyle! Valla inanılır gibi değil sayın seyirciler. Her şeye de bir kahkahası var. Olur olmaz onu patlatıp duruyor! Hayır yani noluyor anlamıyorsun. Gök gürültüsü gibi maşallah! Neyse lafı uzatmıyım ben yine. Bir dokun bin ah işit oldu! Ah ah!

Evet bugün, yine 1. Bölümden çalışılmaya başlandı. Eller kollar nereye konacağını bilemedi, kahkaha krizleri baş gösterdi. Ah şu eller! Bi gidecekleri yeri bilseler. Suç hep onlarda. İlk ayağa kalkış da olur böyle küçük tatlar diyerek, Yönetmenimiz yine şefkatle sardı oyuncularımızı! Sonra bir anda Ayça abladan bir çığlık koptu, hah dedim sonunda isyan etti Salih’e. Olacağı buydu! Haklı kadın dedim, meğersem Fırat Tanış girmiş içeri. Ziyarete gelmiş. Fırat, Ayça abla ve Ali abi’nin okul arkadaşı. Yarım saatten hallice bizleydi, fikirlerini söyledi, hoş beş etti, gitti.  Sonra bir de, oyunun aksesuar ve dekorları üstüne konuşuldu. Oyuncularımızın acelecilikleri üstüne tatlı söylentiler eseri, Ali Abi tarafından seslendirildi. Provamız 00.00'da bitti.

 

 

Ormandan Avlananlar : 

Fırat Tanış: Ne durumdasınız?

Ali Abi: Oyuncunun elini kolunu nereye koyacağını bilemediği durumdayız! 

 

(Genel akış içinde daha sonra, Ali Abi Salih’e, repliğini nasıl istediğini söylüyor;)

Ali Abi: Biraz fıt fıt olsun!

Salih: ‘Fıt fıt ne abi?

Asistan iç ses: Yaa Salih efendi! Öyle her şeyi çözemezsiniz efenim. Onları da biz biliyoruz. Siz müziği açın! :) 

Ali Abi:  Alice. Zamanla öğrenirsin.

Asistanlar iç gülüş: Ha Ha Ha! :)

(P.s : Şu fıt fıt ne biz de bilmiyoruz. ‘Biraz daha hızlı’ demek mi acaba Ilgın? Neyse sus, çaktırma!)

 

Sakla tümceyi, gelir zamanı : 

*”İnsan, evrende gövdesi kadar değil, yüreği kadar yer kaplar…” Yaşar Kemal

 

 

 

Bugün 12.00'de olan provamız, Antre’de ki sohbet muhabbetin üstüne, saat 12.50 itibariyle başladı.
Salih’in özel ilgi alaka talepleri devam etti. Ah bu oyuncular illa ki beğenilecekler. Zaten devamlı aferin alıyorsun bir de bugün sormaz mı, ‘Hocam siz bizi sevmiyor musunuz bugün?’ diye! Yani pes diyoruz!
Yok efendim yaptığını görmemişmiş. Bak Bak! Çok güzel oynamış orada. Biz tuttuğumuz notları, ince detayları hiç söylemiyoruz, göstermeye çalışmıyoruz. Neyse efendim, bugün provamızda neler yapıldığına geçip bu bahsi kapatalım. 
Bugün oyun baştan itibaren alınarak, gerekli görülen düzeltmeler yapıldı. Cümle cümle detay çalışıldı. Cümlelerin doğal akışında, ağza nasıl geliyorsa söylenişleri düzeltildi. Ve bugün oyunumuzun sahne tasarımını yapan, Barış Dinçel akşam üstü provamıza katıldı.  Oyunla ilgili fikirlerini, bizlerle paylaştı.  Prova akışı içinde yemek arası uygun görülmedi. Karşı büfeden burgerler, tostlar söylendi. Hatta o esnada bile çalışıldı. Bir dur durak bilinemedi. Provamız bugün de 17.00 sularında bitti.
Ormandan Avlananlar; 
* Salih: Abi gördünüz mü oyunu mu?
  Ali Abi: Yoo… O esnada teksteydim.
  Salih: Abi of ya! (Asistanlarda dudak altından gülüşler)
Sakla Tümceyi, gelir zamanı: 
* “Ve işte benim sırrım, çok basit bir sır: Kişi yalnızca yüreğiyle doğruyu görebilir; esas olan göze gözükmeyendir.”  Antonie De Saint-Exupery

28 Mart 2015 Cumartesi

 

Bugün 12.00'de olan provamız, Antre’de ki sohbet muhabbetin üstüne, saat 12.50 itibariyle başladı.

Salih’in özel ilgi alaka talepleri devam etti. Ah bu oyuncular illa ki beğenilecekler. Zaten devamlı aferin alıyorsun bir de bugün sormaz mı, ‘Hocam siz bizi sevmiyor musunuz bugün?’ diye! Yani pes diyoruz!

Yok efendim yaptığını görmemişmiş. Bak Bak! Çok güzel oynamış orada. Biz tuttuğumuz notları, ince detayları hiç söylemiyoruz, göstermeye çalışmıyoruz. Neyse efendim, bugün provamızda neler yapıldığına geçip bu bahsi kapatalım. 

Bugün oyun baştan itibaren alınarak, gerekli görülen düzeltmeler yapıldı. Cümle cümle detay çalışıldı. Cümlelerin doğal akışında, ağza nasıl geliyorsa söylenişleri düzeltildi. Ve bugün oyunumuzun sahne tasarımını yapan, Barış Dinçel akşam üstü provamıza katıldı.  Oyunla ilgili fikirlerini, bizlerle paylaştı.  Prova akışı içinde yemek arası uygun görülmedi. Karşı büfeden burgerler, tostlar söylendi. Hatta o esnada bile çalışıldı. Bir dur durak bilinemedi. Provamız bugün de 17.00 sularında bitti.

 

 

Ormandan Avlananlar; 

* Salih: Abi gördünüz mü oyunu mu?

  Ali Abi: Yoo… O esnada teksteydim.

  Salih: Abi of ya! (Asistanlarda dudak altından gülüşler)

 

Sakla tümceyi, gelir zamanı: 

* “Ve işte benim sırrım, çok basit bir sır: Kişi yalnızca yüreğiyle doğruyu görebilir; esas olan göze gözükmeyendir.”  Antonie De Saint-Exupery

 

 

 

26 Mart 2015 Perşembe

 

Evet provamız bugün Antre Cafe’de sohbet muhabbetle, saat 13.00 itibariyle başladı. Sizlere Moda’dan ben Gözde ve ekip arkadaşım Ilgın oyun atölyesi mevkiinden bildiriyoruz. Çok şükür açtığımız isyan bayrakları bugün yetkili merciler tarafından dikkate alınmıştır. 'Gerekli ilgi ve alakayı alamayınca, isyan ediyorlar resmen' benzetmesini teessüfle karşıladığımızı bildiririz. Bizim de kendi alanımızda çalışmakta olduğumuz görülmüştür çok şükür. Velhasıl aferinlerimizi aldık efendim. İnsan bir motivasyon bekliyor haliyle.. :)

Neyse, bugün tekstin tüm bölümleri Ali Abi tarafından dinlenmek istendi. Ve oyunumuz, baştan sona hiç kesilmeden bir akış şeklinde okundu. Yönetmenimizin yorumuyla, güzel An’lar yakalandı ve iyi bir okuma oldu.

Ve bugünün sürprizi artık bölümlerin hangi durumlarda başladığını anlamamız gerektiğiydi! Ali Abi bizimle rakamlarla konuşmaya başladı. ‘2 ye 1 in önemi!’, ‘2 ye 4 sayfa kaçta?’  Ilgın numeroloji biliyor muyduk biz? Neyse yapacak bir şey yok. Öğreneceğiz!

 

 

Ormandan Avlananlar; 

 

Ali Abi: Burada tutturduğun şeyi, bakalım sonra da yakalayacak mısın?

Salih: (derin bir sessizlik)

Asistanlar ‘iç ses’: Eee hep al gülüm ver gülüm olmaz tabi. :) (evet bu bir düşüncedir efenim,

dillenmemiştir.)

 

 

Sakla tümceyi, gelir zamanı:

* ‘Oyuncu olarak bazı insani anlar yakalayıp, onları taze tutmaktır derdimiz…’ Ali Altuğ 

 

25 Mart 2015 Çarşamba

 

Bugün çok enteresan şeyler olabilirdi. Biz şahsen farklı şeyler bekledik ama, yönetmenimizin sakinliği, akışına bırakışı an’a odaklanması kurtardı oyuncu arkadaşımızı! 
Bugün Salih uyuyakaldı! Provamız bir saat geç başladı! Allah korusun başımıza gelmesin ama, bir gün ola ki insanlık hali yapıverdik istemeden diyelim, insan bu tepkiye özeniyor vallahi! :)
Yönetmenimiz oyuncumuzu ihtimamla karşılayarak, olabilir dedi ve çay kahve bile söyledi! Maşallah!
Neyse, Bugün 3. bölümden çalışılmaya başlandı. Betty’nin tiradları üzerinde duruldu. Karakterlerin oyun içindeki temel aksiyonları üzerinde yoğunlaşıldı. Sevgili yönetmenimizin Salih’e içinde olduğu durumla ilgili anlatımı, nacizane asistanları tarafından pek beğenildi: ‘Akan repliklerin dışında senin zihninde giden başka bir yol var!’ Vallahi özlü söz gibi geldi, kim demiş bunu diye bir an kaldık. 
Aslında tıpkı hayat gibi… Birbirimize söylediklerimiz akar giderken, söylediklerimizin altında, başka bir nehir yok mu hepimizin? Söylenenlerin altındaki söylenmeyenler… 
Tamam, tamam. Bu anlatımın sorumlusu aslında filozof yaklaşımlarıyla yönetmenimizdir efenim. Oyuncularımızı itinayla An’da ve bulundukları gerçekliğe davet etmektedir.. O an da ne oluyorsa, ona.. E tabi haliyle an deyince, biraz biraz bize de bulaşıyor, bu derin ve gerçek düşünce halleri…
Ormandan Avlananlar : 
Ayça: Kendi kendine repliklerini silip, sonra yok vazgeçtim deyip, destan yazan oyuncu! Salih!
(Genel akış içinde bir an sonra)
Ali: Bazen üç replikte bir olay oluyor! Her şey olur orada.
Sakla Tümceyi, gelir zamanı: 
*”Hayat belirsizce kayıp gidiyor, ve Zaman yarın ya da bugün kazanacak.” W.H Auden

Bugün çok enteresan şeyler olabilirdi. Biz şahsen farklı şeyler bekledik ama, yönetmenimizin sakinliği, akışına bırakışı an’a odaklanması kurtardı oyuncu arkadaşımızı! 

Bugün Salih uyuyakaldı! Provamız bir saat geç başladı! Allah korusun başımıza gelmesin ama, bir gün ola ki insanlık hali yapıverdik istemeden diyelim, insan bu tepkiye özeniyor vallahi! :)

Yönetmenimiz oyuncumuzu ihtimamla karşılayarak, olabilir dedi ve çay kahve bile söyledi! Maşallah!

Neyse, Bugün 3. bölümden çalışılmaya başlandı. Betty’nin tiradları üzerinde duruldu. Karakterlerin oyun içindeki temel aksiyonları üzerinde yoğunlaşıldı. Sevgili yönetmenimizin Salih’e içinde olduğu durumla ilgili anlatımı, nacizane asistanları tarafından pek beğenildi: ‘Akan repliklerin dışında senin zihninde giden başka bir yol var!’ Vallahi özlü söz gibi geldi, kim demiş bunu diye bir an kaldık. 

Aslında tıpkı hayat gibi… Birbirimize söylediklerimiz akar giderken, söylediklerimizin altında, başka bir nehir yok mu hepimizin? Söylenenlerin altındaki söylenmeyenler… 

Tamam, tamam. Bu anlatımın sorumlusu aslında filozof yaklaşımlarıyla yönetmenimizdir efenim. Oyuncularımızı itinayla An’da ve bulundukları gerçekliğe davet etmektedir.. O an da ne oluyorsa, ona.. E tabi haliyle an deyince, biraz biraz bize de bulaşıyor, bu derin ve gerçek düşünce halleri…

 

 

Ormandan Avlananlar : 

Ayça: Hocam Salih,  kendi kendine replikleri silip, sonra yok vazgeçtim diyip, destan yazıyo!!!

Asistan iç ses: Konuş Ayça Abla! Evet! Takip edemiyoruz burada! (Sessiz düşünce)

(Genel akış içinde bir an sonra)

Ali Abi: Bazen üç replikte bir olay oluyor! Çocuk da haklı.

Asistan iç ses: Hep bir korumacılık hep bir pohpohlanma, hep bir haklı çıkma! Pes. (Evet bu sessiz bir düşünce. Yine!)

 

Sakla Tümceyi, gelir zamanı: 

*”Hayat belirsizce kayıp gidiyor, ve Zaman yarın ya da bugün kazanacak.” W.H Auden

 

 

 

24 Mart 2015 Salı

 

Tahmini olarak kalkışımız, saatler 12’yi gösterirken gerçekleşmiş olup, saat 17.00 sularında inişimiz mutlu mesut yapılmıştır efendim. Bugünkü hava oyun atölyesi'nde güneşli. Sebebi yönetmenimizin memnuniyeti... Her ne kadar oyuncularımızı, endişeden uzaklaştırma gayretleri sürse de, misal   "Henüz 7. prova kendinize bu kadar acımasız olmayın”,  esas olarak Ali Abi’nin istediği ve beklediği seviyelerde uçuşumuz sürmüştür. Biz kabin amirleri, Gözde ve Ilgın, sizlere alandan bildiriyoruz. (e bizim de bir ağırlığımız olsun artık, kaçıncı provaya geldik. Kendi kendimizi amir ettik.)

Bugün, Ali Abi’nin oyuncularımız ve bizim üzerimizde uyguladığı metodun konuşmaları yapıldı.

Kaçıncı bölümde nasıl bir durum olmuştu? O durumun sonucunda nereye bağlandı…. E kolay değil tabi! (Bildiğiniz üzere teksti bölümlere ayırmıştık ya, onu diyoruz. Evet yine hatırlattık. Ama kendimize hatırlattığımızdandır bu kadar altını çizmemiz:) Ne demişler, kişi herkesi kendi gibi bilirmiş.:)

 

Bugün müdiremiz sabah ve akşam olmak üzere yanımıza gelip, asayiş berkemal, ezberler ne alemde kontrolleri yaparak, zaten pimpirikli olan oyuncularımızı daha da bir heyecana sokmuştur.

 

 

Ormandan Avlananlar;

 

Salih: Yok biz yapamayacağız bunu!

Ayça: Abla kim olsun?... (kendi yerine başka bir oyuncu düşünüyor)

Salih: Ya bu oyun nasıl olacak ya?

Ali: Bitti mi geyiğiniz? Prova bu yahu, gayet iyi gidiyor. Devam.

 

Ali: İşte burada kaçacak bir yer yok artık. (tekste bir bölüm)

Ayça: Ama öyle oynamadı! (Salih’i kastediyor)

Ali: Yapacak ablası, yapacak çocuk güzel güzel…

Asistan iç ses: (Ay yazık ya hiç sesi çıkmıyor çocuğun öyle bakıyor. :))

 

Sakla tümceyi, gelir zamanı:

*”Kararlılık hem gözlerinizden okunacak bir şey, hem de içinizden yükselen bir çığlık gibi olmalıdır.” Fİ.

 

 

 

23 Mart 2015 Pazartesi
Bugün leb- i derya bir mekandayız. Enerjisiyle ev sahipleriyle şahane bir mekandır burası. Yönetmenimizin ve onun karısı olan oyuncumuzun evindeyiz efendim. Ha ev sahibi dedikte, esas sahipler içeri girdiğimiz andan itibaren bellidir, onu belirtelim. Arya ve Arwen. Kendileri gerek masamızda gerek tekstlerin üzerlerinde olarak biraz zor anlar yaşatmıştır. Ama tabi ev onların. İstedikleri yerde dururlar, diyecek bir şey yok. (bkz resim 1a) Uzun süren çabalardan sonra kendilerini odalarına götürmek zorunda kaldık, kilitlemek suretiyle. 
Provamızda bugün 1. ve 2. Bölümler okundu. Ali Abi’nin sahnelerle ilgili ince fırça darbeleri oyuncularımıza yol göstermeye devam etti. Salih’in aceleciliği kah güldürdü, kah yönetmenimizden zılgıt yemesine sebep oldu. E her zaman güllük gülistanlık olmaz tabi. Hayat bu! 
Prova bugün 00.30’da son buldu.
Ormandan Avlananlar; 
Ali Abi: Burası bize geçmedi Salih. (Bize aktaramadın demek istiyor.)
Salih: (Gülerek) Bugüne kadar seyirciye geçmeyen bir oyunum olmadı hiç!
Ali Abi: (Sessizlik) Vaay ! Görüceğiz bakalım. 
Asistan iç ses: “Vallahi pes bu kadar özgüven. Bak bak, baaak her oyunu seyirciye geçmiş. Katılıyorum yönetmenim görücez” (Bunlar içses ha, söylemiştim di mi, aramızda.) 
Bu muhabbetin üstüne Salih işin peşini bırakmadı. Başladı mı her oyunundan sonra "Abi geçti mi demeye?" Neyse, latifedir şakadır dedik güldük. Ama Ali Abi hep olumsuz yanıt verince;
Ayça  ‘Ben seni çalıştırabilirim istersen’ dediii………  E ama yani ne de olsa eski mezun. Alış Salihcim sen bu işe… ( asistanlar klasik kıs kıs gülüşte) 
Sakla tümceyi, gelir zamanı: 
* “Sanatçıyım diyebilmek için, ustanı geçeceksin ve kendini geçecek bir öğrenci yetiştireceksin.”
 (Bir Japon atasözü)

23 Mart 2015 Pazartesi

 

Bugün leb- i derya bir mekandayız. Enerjisiyle ev sahipleriyle şahane bir mekandır burası. Yönetmenimizin ve onun karısı olan oyuncumuzun evindeyiz efendim. Ha ev sahibi dedikte, esas sahipler içeri girdiğimiz andan itibaren bellidir, onu belirtelim. Arya ve Arwen. Kendileri gerek masamızda gerek tekstlerin üzerlerinde olarak biraz zor anlar yaşatmıştır. Ama tabi ev onların. İstedikleri yerde dururlar, diyecek bir şey yok. (bkz resim 1a) Uzun süren çabalardan sonra kendilerini odalarına götürmek zorunda kaldık, kilitlemek suretiyle. :)

Provamızda bugün 1. ve 2. bölümler okundu. Ali Abi’nin sahnelerle ilgili ince fırça darbeleri oyuncularımıza yol göstermeye devam etti. Salih’in aceleciliği kah güldürdü, kah yönetmenimizden zılgıt yemesine sebep oldu. E her zaman güllük gülistanlık olmaz tabi. Hayat bu! 

Prova bugün 00.30’da son buldu.

 

 

 

Ormandan Avlananlar; 

 

Ali Abi: Burası bize geçmedi Salih. (Bize aktaramadın demek istiyor.)

Salih: (Gülerek) Bugüne kadar seyirciye geçmeyen bir oyunum olmadı hiç!

Ali Abi: (Sessizlik) Vaay ! Görüceğiz bakalım. 

Asistan iç ses: “Vallahi pes bu kadar özgüven. Bak bak, baaak her oyunu seyirciye geçmiş. Katılıyorum yönetmenim görücez” (Bunlar içses ha, söylemiştim di mi, aramızda.) 

 

Bu muhabbetin üstüne Salih işin peşini bırakmadı. Başladı mı her oyunundan sonra "Abi geçti mi demeye?" Neyse, latifedir şakadır dedik güldük. Ama Ali Abi hep olumsuz yanıt verince;

Ayça  ‘Ben seni çalıştırabilirim istersen’ dediii………  E ama yani ne de olsa eski mezun. Alış Salihcim sen bu işe… ( asistanlar klasik kıs kıs gülüşte) 

 

Sakla tümceyi, gelir zamanı: 

* “Sanatçıyım diyebilmek için, ustanı geçeceksin ve kendini geçecek bir öğrenci yetiştireceksin.”

 (Bir Japon atasözü)

 

 

 

21 Mart 2015 Cumartesi

 

Bugün provamız saat 14.00'de başlar, ve güne Salih’in isyanları damgasını vurur. Ablasından yiyince zılgıtları, an an dert yandı. Aaa ama biz giremeyiz aile içi meselelere kusura bakma! (Ayça ve  Salih abla kardeş oynamaktadırlar) E bir de ayrıca, senden üst mezunlardan Ayça, O yüzden hiç söylenmeyelim Salihcim.:) 

Bugünkü akışta her iki oyuncumuzda aferinlerini aldılar. Okudukça ve akış aldıkça bazı lafların düzeltmeleri yapıldı. Salih’in karakteriyle sempatik bir bağ içine girdiği görüldü. ‘ Oy oy oy şuna bak! Bir de ablasına üzülüyor.’ Enteresan bir ilişki.  

Bugün müdiremiz Sümer de öğleden sonra bize katıldı. "Napıyorsunuz oyunu bölümlere, bölümleri durumlara boldünüz, şimdide durumları laflara mı bölüyorsunuz?":) 

Ek olarak, tekste gerekli görülen kısaltmalar yapıldı ve prova saat 19.00'da bitti. 
Ormandan Avlananlar ; 
Salih: Yalnız bana lafları giydiriyor hocam gizli gizli! Abla dedik bağrımıza bastık.
(Genel akış içinde az sonra)
Ayça: Aaaa pardon yaa! O senin lafındı.
Ali Abi: Hızını alamayan oyuncu Bobby’i de oynar.
Sakla tümceyi, gelir zamanı: 
* “Burada, şu an, Anda olun. Bir sonraki An’ınızı düşünerek Bu An’ı heba etmeyin!” Ali Altuğ. 
Asistan dip not: Hayat dersi bu vallahi:) 

 

Bugün provamız saat 14.00'de başlar, ve güne Salih’in isyanları damgasını vurur. Ablasından yiyince zılgıtları, an an dert yandı. Aaa ama biz giremeyiz aile içi meselelere kusura bakma! (Ayça ve Salih abla kardeş oynamaktadırlar) E bir de ayrıca, senden üst mezunlardan Ayça, O yüzden hiç söylenmeyelim Salihcim.:) 

Bugünkü akışta her iki oyuncumuzda aferinlerini aldılar. Okudukça ve akış aldıkça bazı lafların düzeltmeleri yapıldı. Salih’in karakteriyle sempatik bir bağ içine girdiği görüldü. "Oy oy oy şuna bak! Bir de ablasına üzülüyor." Enteresan bir ilişki.  

Bugün müdiremiz Sümer de öğleden sonra bize katıldı. "Napıyorsunuz oyunu bölümlere, bölümleri durumlara boldünüz, şimdide durumları laflara mı bölüyorsunuz?":) 

 

Ek olarak, tekste gerekli görülen kısaltmalar yapıldı ve prova saat 19.00'da bitti. 

 

 

Ormandan Avlananlar; 

 

Salih: Yalnız bana lafları giydiriyor hocam gizli gizli! Abla dedik bağrımıza bastık.

(Genel akış içinde az sonra)

Ayça: Aaaa pardon yaa! O senin lafındı.

Ali Abi: Hızını alamayan oyuncu Bobby’i de oynar.

 

Sakla tümceyi, gelir zamanı: 

* “Burada, şu an, Anda olun. Bir sonraki An’ınızı düşünerek Bu An’ı heba etmeyin!” Ali Altuğ. 

 

Asistan dip not: Hayat dersi bu vallahi:) 

 

 

19 Mart 2015 Perşembe


Bugün günlerden Perşembe. Provalardan etti mi size beş! Bugün 5. günün şerefine, oyuncumuz Salih bizim tarafımızdan görevlendirilmiştir. Zaten bir gün önce için söz vermişti ama unuttu, biz dün birşey demedik kıyak geçtik, hadi neyse!... Sözün özü, bugünkü, atıştırmalık, enerji depolamalık sorumlusu Salih’tir efenim. Allahtan Eli kolu dolu dolu geldi de, dünkü unutmasını unutturdu bize maşallah:)
Masa bilumum börek çörek, reçelli pofidikle donatıldı, provamız 12.30 da başladı.
Bugün, 2. bölümden çalışmaya başlandı ve 2. bölümün sonuna kadar ince ince işlendi oyunlar. İki oyuncumuz da yönetmenimizden kıvraklıklarıyla ilgili övgüler aldı. (Burada, asistanlar olarak bizi hiç fark edenin olmadığının altını çizmek isteriz. "Biz fena değil"den öteye geçemedik yaptığımız işlerde. Bu konuda müteessiriz a dostlar! Neyse.. Bir an açtık içimizi.. Bu bahsi kapatıyoruz, oyuncularımızın aferinlerine geçiyoruz. Kader!)

 

 


Ormandan Avlananlar;

Ayça: (fısıltıyla) Nasıl bir metottur yahu?... (Fısıltıyla da olsa asistanlardan kaçmaaaaz. :))
Salih: Şimdi biz bu bölümlerin hangi repliklerden başladığını ezbere bilecek miyiz?
Ali Abi: Tabi bileceksiniz!
(Derin bir sessizlik) (Asistanlar kıs kıs güler :))


Sakla tümceyi, gelir zamanı:

* “Yüce iyilik, ancak korkunç kötülüğün gösterilmesi ile ortaya çıkar.”
Neil LaBute.

 

18 Mart 2015 Çarşamba

 

Efendim provamızın dördüncü gününde, Saat 12.00’de Antre Cafe'de buluşuldu. Sevgili asistan Gözde’nin sağlıklı beslenme, oyuncuları ve yönetmeni fit tutma gayreti, bugün de devam etti. 
Yönetmenimiz tarafından beğenilmeyen krik kraklar, oyuncumuz Ayça tarafından tutuldu çok 
şükür…  
Bugün 1. Bölüm çalışıldı. Bu bölümde kurulacak olan çatının önemi Ali Abi tarafından vurgulandı.
İki karakterin ritim farklılıkları üzerine yoğunlaşıldı. Müzikalitenin üzerinde durularak, replik replik ince detaylar konuşuldu. Sevgili Salih’in özel ricası üzerine, yönetmenden aldığı aferin de, kayıtlara geçirilmiştir. Duyurulur efendim… 
Ormandan Avlananlar; 
Ali Abi: Baştan alın.
Ayça: Niye baştan alıyoruz?
Salih: Aaa.. niye, niye ?
Ali Abi: Baştan alın. Alın yahu… Relax!.. (Oyuncularımız 3. Provada koşmak istemekte )
Sakla tümceyi gelir bir zamanı;
* “Kendi yükselttiğin şeyi düşürme.”

Efendim provamızın dördüncü gününde, Saat 12.00’de Antre Cafe'de buluşuldu. Sevgili asistan Gözde’nin sağlıklı beslenme, oyuncuları ve yönetmeni fit tutma gayreti, bugün de devam etti. 

Yönetmenimiz tarafından beğenilmeyen krik kraklar, oyuncumuz Ayça tarafından tutuldu çok şükür… :) 

Bugün 1. Bölüm çalışıldı. Bu bölümde kurulacak olan çatının önemi Ali Abi tarafından vurgulandı.

İki karakterin ritim farklılıkları üzerine yoğunlaşıldı. Müzikalitenin üzerinde durularak, replik replik ince detaylar konuşuldu. Sevgili Salih’in özel ricası üzerine, yönetmenden aldığı aferin de, kayıtlara geçirilmiştir. Duyurulur efendim… 

 

 

Ormandan Avlananlar; 

 

Ali Abi: Baştan alın.

Ayça: Niye baştan alıyoruz?

Salih: Aaa.. niye, niye ?

Ali Abi: Baştan alın. Alın yahu… Relax!.. (Oyuncularımız 3. Provada koşmak istemekte :))

 

Sakla tümceyi, gelir zamanı;

* “Kendi yükselttiğin şeyi düşürme.”

 

 

 

Saatler 12.00’yi gösterirken, oyuncularımız, yönetmenimiz ve tabiî ki asistanları, Antre Cafe'de buluştu. 
Bugünün sürprizi, sevgili Tolga Çebi… Oyunumuzun müzikleri için, teksti dinlemeye ve bir tarz belirlemeye, güler yüzü, enerjisiyle, provaya can katmaya gelmiş adeta… 
Bu konuya az sonra dönmekle birlikte, esas bugünün en heyecanlı noktalarından biri, ödevler konusuna geçelim deriz…
Dün ayrılırken, yönetmenimizin, ödevleriniz diye tam prova sonunda verdiği sürpriz, oyuncularımızın şaşkınlık, asistanlarımızın ilgi alaka konusu oldu efendim. 
Sevgili Salih oturmuş, baya güzel, karakterinin oyundan önceki hikayesini yazmış, kendinden emin, oyununa hakim anlatmaya başladı.
Ve tabi Ayça’mız geri kalır mı, o da kurmuş tüm hikayesini, öncesini, sonrasını… Döktürdü de, döktürdü… Hikayelerinde ki bazı önemli benzerlikler (birbirlerinden hiç haberleri olmadan) aralarındaki uyumun imzalı, ispatlı kanıtı oldu adeta…. Ali Abi’den aferinler alınarak ilk ödevler başarıyla tamamlandı. 
Bugün müzikler üstüne yoğunlaşılırken, sevgili Tolga bize oyuna dair hissettiği müzik örneklerini dinletti…
Oyunlarını tüm boyutlarıyla anlatmak isteyen oyuncularımız, yönetmenimiz tarafından sakinleştirilirken görüldü.  Salih’in heyecanı üstüne Ali Abi ‘100 km ye 10 saniyede çıkan Porsche gibisin…’ benzetmesiyle ekibi kahkahaya boğarken, saatler 17.00'yi gösterdi. Prova bitti…
 
Ormandan Avlananlar;
Ayça: Ablaaann kurban olsun sanaaa…
Salih: Abi bu şarkı olmaz mı?
Tolga: Her şeyi radyodan vereceğiz anlaşılan!  (oyun dekorumuzda radyo var. O kastediliyor.)
Ayça: Biz burada dağıldık galiba biraz…
Ali Abi: Ben onu toplarım. Devam.  (  )
Sakla Tümceyi, Gelir Bir Zamanı: 
*100 km ye 10 saniyede çıkan Porsche gibisin… 

17 Mart 2015 Salı


Saatler 12.00’yi gösterirken, oyuncularımız, yönetmenimiz ve tabiî ki asistanları, Antre Cafe'de buluştu. 

Bugünün sürprizi, sevgili Tolga Çebi… Oyunumuzun müzikleri için, teksti dinlemeye ve bir tarz belirlemeye, güler yüzü, enerjisiyle, provaya can katmaya gelmiş adeta… 

Bu konuya az sonra dönmekle birlikte, esas bugünün en heyecanlı noktalarından biri, ödevler konusuna geçelim deriz…:)

Dün ayrılırken, yönetmenimizin, ödevleriniz diye tam prova sonunda verdiği sürpriz, oyuncularımızın şaşkınlık, asistanlarımızın ilgi alaka konusu oldu efendim. :)

Sevgili Salih oturmuş, baya güzel, karakterinin oyundan önceki hikayesini yazmış, kendinden emin, oyununa hakim anlatmaya başladı.

Ve tabi Ayça’mız geri kalır mı, o da kurmuş tüm hikayesini, öncesini, sonrasını… Döktürdü de, döktürdü… Hikayelerinde ki bazı önemli benzerlikler (birbirlerinden hiç haberleri olmadan) aralarındaki uyumun imzalı, ispatlı kanıtı oldu adeta…. Ali Abi’den aferinler alınarak ilk ödevler başarıyla tamamlandı. :)

Bugün müzikler üstüne yoğunlaşılırken, sevgili Tolga bize oyuna dair hissettiği müzik örneklerini dinletti…

Oyunlarını tüm boyutlarıyla anlatmak isteyen oyuncularımız, yönetmenimiz tarafından sakinleştirilirken görüldü.  Salih’in heyecanı üstüne Ali Abi ‘100 km ye 10 saniyede çıkan Porsche gibisin…’ benzetmesiyle ekibi kahkahaya boğarken, saatler 17.00'yi gösterdi. Prova bitti…

 

Ormandan Avlananlar;

Ayça: Ablaaann kurban olsun sanaaa…

Salih: Abi bu şarkı olmaz mı?

Tolga: Her şeyi radyodan vereceğiz anlaşılan! : (oyun dekorumuzda radyo var. O kastediliyor.)

 

Ayça: Biz burada dağıldık galiba biraz…

Ali Abi: Ben onu toplarım. Devam. :)

 

Sakla tümceyi, gelir zamanı: 

*100 km ye 10 saniyede çıkan Porsche gibisin… :)

 

 

 

İlk okuma günümüzün neşesi kulisten yükseliyordu. Yönetmenimiz Ali, oyuncularımız Ayça ve Salih, müdiremiz Sümer, emektar Rana, asistanlar Gözde ve Ilgın buluştuk tatlılar diyarı soframızda… (bir pasta dükkanı gibiydi masamız, çeşit çeşit pötifur) 
Esas iştah yeni oyumuza… 
İlk okumamızda yönetmenimiz Ali Abi'den oyun ile ilgili genel durum ve planlama üzerine verilen direktifler, asistan Gözde tarafından dikkate not alınırken, önümüzdeki prova sayısı düşünülünce, oyuncularımızı bir telaştır aldı, geriye doğru sayım başladı!   E kolay değil, yeni oyun geliyor! Işığı, oyunu, kostümü, dekoru, tekniği, heyecanı ve tabi asistanları 
Sevgili yönetmenimiz, daha önce oyuncularımızın alışık olmadığı bir tarzla çalışmaya başladı. Bu yeni tarza göre, tekst bölümlere, her bölümde bir sürü durumlara ayrılmaya başlandı. Bu durum ‘Az zaman vaaar. N’apcazz!’ diyen oyuncularımızı bir ferahlattı, bir rahatlattı, gönüllerine bir bardak su gibi... Oh iyi geldi diyemeyeceğiz. 
Bu yeni tarza dahil olarak, oyuncularımıza, karakterlerine ait hikaye ödevi verildi. Bakalım ertesi güne en güzel ödev kimin olacak? 
 Ormandan avlananlar ;
Salih : Ya bu perdeler…. Perdeler nasıl bir büyüdür…. Kalkar mı onlar yaa? Orada Dünya başlıyor! (tiyatro perdesinden söz ediliyor)
(Bir an sonra)
Ayça: Salih napıyorsun?
(Melül melül düşünürken görülen Salih, Bobby’e dalmış gitmiş, tekstine sıkı sıkı sarılmış.)
Soru: Yönetmenin karısı olmayan oyuncu provadan sonra yönetmenle çalışamayacak! Ya yönetmenin karısı olan oyuncu, evde yönetmenle çalışmaya devam ederseeee!!
(Can oyuncumuz Ayça ve biricik yönetmenimiz Ali’nin eş olmaları sebebiyle, sevgili Salih’te küçük bir kriz an’ı… )
Sakla tümceyi gelir bir zamanı;
*Perdeler, perdeler… Onlarsız olur mu? Orada dünya başlıyor…  
Bizi izlemeye devam edin ;)

16 Mart 2015 Pazartesi


İlk okuma günümüzün neşesi kulisten yükseliyordu. Yönetmenimiz Ali, oyuncularımız Ayça ve Salih, müdiremiz Sümer, emektar Rana, asistanlar Gözde ve Ilgın buluştuk tatlılar diyarı soframızda… (bir pasta dükkanı gibiydi masamız, çeşit çeşit pötifur) 

Esas iştah yeni oyumuza… :)

 

İlk okumamızda yönetmenimiz Ali Abi'den oyun ile ilgili genel durum ve planlama üzerine verilen direktifler, asistan Gözde tarafından dikkate not alınırken, önümüzdeki prova sayısı düşünülünce, oyuncularımızı bir telaştır aldı, geriye doğru sayım başladı!  E kolay değil, yeni oyun geliyor! Işığı, oyunu, kostümü, dekoru, tekniği, heyecanı ve tabi asistanları :)

 

Sevgili yönetmenimiz, daha önce oyuncularımızın alışık olmadığı bir tarzla çalışmaya başladı. Bu yeni tarza göre, tekst bölümlere, her bölümde bir sürü durumlara ayrılmaya başlandı. Bu durum ‘Az zaman vaaar. N’apcazz!’ diyen oyuncularımızı bir ferahlattı, bir rahatlattı, gönüllerine bir bardak su gibi... Oh iyi geldi diyemeyeceğiz.:)

 

Bu yeni tarza dahil olarak, oyuncularımıza, karakterlerine ait hikaye ödevi verildi. Bakalım ertesi güne en güzel ödev kimin olacak? 

 

Ormandan avlananlar;

 

Salih: Ya bu perdeler…. Perdeler nasıl bir büyüdür…. Kalkar mı onlar yaa? Orada Dünya başlıyor! (tiyatro perdesinden söz ediliyor)

 

 

(Bir an sonra)

Ayça: Salih napıyorsun?

(Melül melül düşünürken görülen Salih, Bobby’e dalmış gitmiş, tekstine sıkı sıkı sarılmış.)

Soru: Yönetmenin karısı olmayan oyuncu provadan sonra yönetmenle çalışamayacak! Ya yönetmenin karısı olan oyuncu, evde yönetmenle çalışmaya devam ederseeee!!

(Can oyuncumuz Ayça ve biricik yönetmenimiz Ali’nin eş olmaları sebebiyle, sevgili Salih’te küçük bir kriz an’ı… :))

 

Sakla tümceyi, gelir zamanı;

*Perdeler, perdeler… Onlarsız olur mu? Orada dünya başlıyor… :) 

Bizi izlemeye devam edin ;)

 

 

 

Yeni oyun, yeni oyuncular, yeni ekip, yeni heyecan… 
Efendim yeni oyunumuz Neil Labute’tan “HANSEL VE GRETEL’İN ÖTEKİ HİKAYESİ”
 
Haluk Bilginer’in çevirisini yaptığı oyunumuzu, Ali Gökmen Altuğ yönetecek. Oyuncularımız; Ayça Bingöl ve Salih Bademci oyunlarıyla iştirak ederken, müziklerimizi Tolga Çebi, sahne tasarımımızı Barış Dinçel yapacak. Asistanlar olarak biz, Gözde Başaran ve Ilgın Bingöl her provada hazır ve nazır bulunarak sizlere her şeyi bir bir aktaracağız…
İlk provamız daha çok Haluk Abi’nin ,tekstin çevirisi ile ilgili düzeltmeleri, teksti oyuncular tarafından dinleyerek yapacağı bir prova olacaktı.
Saat 13.00 de tiyatroda buluşuldu. Müdiremiz Sümer de bize katıldı. Aaa şampanyasız ilk prova olmaz dedik ve Haluk Abi geleneksel ilk prova şampanyasını patlattı. Kah güldük, kah eğlendik, kah yedik içtik…  Biraz oyun ile ilgili konuştuk, sonra tek tek repliklerin üstünden geçtik. Oyuncular okudu, Haluk Abi değiştirdi…
Ormandan avlananlar ; 
Bobby: Bruce’un yerinde olsam suratının ortasına tokadı yapıştırırdım.
Haluk Abi: (Salih’e) Sen ağzına göre düzelt cümleyi…
Salih: Bruce’un yerinde olsam suratına bir tane geçirmiştim.
Haluk Abi: Bruce’un yerinde olsam şimdi bir tane geçirmiştim suratına, yapalım o zaman. Ben severim cümle devrik… 
 Ekip: Hahahaha… Belli oluyor Haluk abii sevdiğin…. 
Saat 20.00’ye kadar bütün tekstin üstünden geçtik ve düzetmeleri yaptık. Haluk Abi, yarın ki ilk okuma provasında olamayacağı için, teksti bir kere daha baştan sona düzeltmelerle duymak istedi. Baştan sona bir kez daha okuduktan sonra ilk provamızı saat 22.30 itibariyle sonlandırdık efendim… Vee başladık. Kutlu Olsunn!....
Sakla tümceyi gelir zamanı;
*Ben severim cümle devrik… 

15 Mart 2015 Pazar


Yeni oyun, yeni oyuncular, yeni ekip, yeni heyecan… 

Efendim yeni oyunumuz Neil Labute’tan “HANSEL VE GRETEL’İN ÖTEKİ HİKAYESİ”

 

Haluk Bilginer’in çevirisini yaptığı oyunumuzu, Ali Gökmen Altuğ yönetecek. Oyuncularımız; Ayça Bingöl ve Salih Bademci oyunlarıyla iştirak ederken, müziklerimizi Tolga Çebi, sahne tasarımımızı Barış Dinçel yapacak. Asistanlar olarak biz, Gözde Başaran ve Ilgın Bingöl her provada hazır ve nazır bulunarak sizlere her şeyi bir bir aktaracağız…

İlk provamız daha çok Haluk Abi’nin ,tekstin çevirisi ile ilgili düzeltmeleri, teksti oyuncular tarafından dinleyerek yapacağı bir prova olacaktı.

Saat 13.00 de tiyatroda buluşuldu. Müdiremiz Sümer de bize katıldı. Aaa şampanyasız ilk prova olmaz dedik ve Haluk Abi geleneksel ilk prova şampanyasını patlattı. Kah güldük, kah eğlendik, kah yedik içtik… :) Biraz oyun ile ilgili konuştuk, sonra tek tek repliklerin üstünden geçtik. Oyuncular okudu, Haluk Abi değiştirdi…

 

Saat 20.00’ye kadar bütün tekstin üstünden geçtik ve düzetmeleri yaptık. Haluk Abi, yarın ki ilk okuma provasında olamayacağı için, teksti bir kere daha baştan sona düzeltmelerle duymak istedi. Baştan sona bir kez daha okuduktan sonra ilk provamızı saat 22.30 itibariyle sonlandırdık efendim… Vee başladık. Kutlu Olsunn!....

 

Ormandan avlananlar ; 

Bobby: Bruce’un yerinde olsam suratının ortasına tokadı yapıştırırdım.

Haluk Abi: (Salih’e) Sen ağzına göre düzelt cümleyi…

Salih: Bruce’un yerinde olsam suratına bir tane geçirmiştim.

Haluk Abi: Bruce’un yerinde olsam şimdi bir tane geçirmiştim suratına, yapalım o zaman. Ben severim cümle devrik… :)

 Ekip: Hahahaha… Belli oluyor Haluk abii sevdiğin…. 

 

 

Sakla tümceyi, gelir zamanı;

*Ben severim cümle devrik… :)

 

 

 


 

[yukarı]