Köprüden Görünüş (2015-2016)



Köprüden Görünüş

 

Liman işçisi Eddie Carbone, İtalya'dan özgürlükler ülkesi Amerika'ya kaçak olarak gelen karısının kuzenlerine evini açar. Ama kuzenlerden biri, Eddie'nin güzel yeğeni Catherine'e aşık olunca, Eddie'nin tutkusu onu trajik sona doğru götürecektir.

 

Liman işçisi Eddie Carbone, karısının İtalya'dan özgürlükler ülkesi Amerika'ya kaçak olarak gelen kuzenlerine evini açar. Ama kuzenlerden biri, Eddie'nin karısının güzel yeğeni Catherine'e aşık olunca, Eddie'nin tutkusu onu trajik sona doğru götürecektir.

 

 

 

Orijinal Adı

A View from the Bridge

 

Yazan

Arthur Miller


Çeviren

Gül Yuyucu Yıldırım

Yöneten

Hira Tekindor

 

Sahne Tasarımı

Zerrin Tekindor


Müzik

Orhan Enes Kuzu

 

Işık Tasarımı

Kemal Yiğitcan

 

 

Oynayanlar

 

Eddie

Bülent İnal

 

Beatrice

Aslı Yılmaz

 

Catherine

Nazlı Bulum

 

Alfieri

Kubilay Karslıoğlu

 

Rodolpho

Aykut Akdere

 

Marco

Ercüment Acar 

 

Tony

Sedat Bilenler

 

Memur

Melih Pamukçu

 

Yönetmen Asistanları

Ilgın Bingöl

Melih Pamukçu

 

Sahne Tasarımı Asistanı

Dilek Kaplan

 

 

(2 perde; ara ile birlikte 110')

 

Dekor için 'ya teşekkür ederiz.



Arthur Miller
Yazan

 

1915'te doğan Amerikalı oyun yazarı.

Yazdığı oyunlardan bazıları: Bütün Oğullarım (1947), Satıcının Ölümü (1949), Cadı Kazanı (1953), Köprüden Görünüş (1955), Vichy'deki Olay (1964), Bedel (1968)

2005 yılında, 89 yaşında vefat etti.

 

 

Gül Yuyucu Yıldırım

Çeviren


Eğitim: Marmara Üniversitesi İngilizce Öğretmenliği Bölümü ve Anadolu Üniversitesi Sosyoloji Bölümü

Çevirdiği oyunlar: Köprüden Görünüş (Arthur Miller), Vichy'de Olay (Arthur Miller) 

 

 

 

Hira Tekindor

Yöneten

 

 

Eğitim: University of Kent - Film Studies

Yönettiği oyunlar: Kim Korkar Hain Kurttan (oyun atölyesi) 

Çevirisini yaptığı oyunlar: Nehir (Jez Butterworth)

Yönettiği kısa filmlerden bazıları: Portre, Derin Darbe, Adisyon, Örümcek (Uluslararası Santiago Kısa Film Festivali - En iyi film ödülü), Tiyatro, Labirent

Zerrin Tekindor

Sahne Tasarımı

 

Eğitim: Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü ve Bilkent Üniversitesi

Resim Bölümü

Kostüm Tasarımını yaptığı oyunlar: Fay Hattı (Doslar Tiyatrosu)

Dekor Tasarımını yaptığı oyunlar: Köprüden Görünüş dekor tasarımını yaptığı ilk tiyatro oyunudur.

Oynadığı oyunlardan bazıları: Kim Korkar Hain Kurttan (18. Afife Tiyatro Ödülleri: Yılın En Başarılı Kadın Oyuncusu), Antonius ile Kleopatra (oyun atölyesi & Shakespeare's Globe -Globe to Globe Festivali kapsamında); Vahşet Tanrısı (14. Afife Tiyatro Ödülleri: Yılın En Başarılı Müzikal ya da Komedi Kadın Oyuncusu Ödülü), Dünyanın Ortasında Bir Yer, Müfettiş (8. Afife Tiyatro Ödülleri: Yılın En Başarılı Müzikal ya da Komedi Yardımcı Kadın Oyuncusu Ödülü) (İstanbul Devlet Tiyatrosu); Aşk Öldürür, Geyikler Lanetler, Göğe Açılan Pencere, Büyük Aşıkların Sonuncusu, İstanbul Efendisi, Ölüm, Gürültülü Patırtılı Bir Hikaye, Ferhat ile Şirin, Çamaşırhane, Bir Kadın Bir Düş Bir Oyun (Ankara Devlet Tiyatrosu)

Film: Pek Yakında

Televizyon: Kurt Seyit ve Şura, Kuzey Güney (4. Antalya Televizyon Ödülleri: Dram Dizisi En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Ödülü), Aşk-ı Memnu, Mars Kapıdan Baktırır, Cafe Casablanca.

Orhan Enes Kuzu

Müzik

 

Eğitim: Yıldız Teknik Üniversitesi Müzik Kompozisyon Bölümü

Müzik bestelediği oyunlar: Kim Korkar Hain Kurttan (oyun atölyesi); Paşa Paşa Tiyatro Yahut Ahmet Vefik Paşa (19. Afife Tiyatro Ödülleri: Yılın En Başarılı Sahne Müziği Ödülü), Inishmore'lu Yüzbaşı (İstanbul Devlet Tiyatrosu); Constellations (Pürtelaş); Cahide Sonku Müzikali, Öykülerden Oyunlar (Tiyatro Keyfi); 3 Nokta (Ak'la Kara); Yüzbaşı Voight (Tiyatro Lab); Çılgın Dünya, İstibdat Kumpanyası (Tiyatro İstanbul); Kara Vanilya Ormanı (Talimhane); Uzak Adalar, Normal (Ölü Aktörler Tiyatro Topluluğu); Canlı Maymun Lokantası (İzmit Şehir Tiyatrosu)

Kemal Yiğitcan

Işık Tasarımı

 

Eğitim: İstanbul Teknik Üniversitesi, Elektrik ve Elektronik Fakültesi, Elektrik Mühendisliği Bölümü 

Işık tasarımını yaptığı bazı oyunlar: Hansel ve Gretel'in Öteki Hikayesi (oyun atölyesi), Ormanlardan Hemen Önceki Gece (Biriken), Kara Vanilya Ormanı, (Talimhane), İnsan Sesi (Biteatral), Yola Çıktığım Gün Sakin Serin bir Sabahtı (Ve Diğer Şeyler Topluluğu), Kürklü Merkür, Böcek, İki Kişilik Bir Oyun, Aşk ve Anlayış, (DOT),  Kassandra (5. Sokak Tiyatro), Her Yıl Kuşlar Geri Gelir, Çift Yönlü Ayna, Yaşamın Üç Yüzü, Sonsuz Döngü (Tiyatro Stüdyosu)

Halen Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesinde Dekor Kostüm ve Kukla Bölümü'nde Sahne Aydınlatması ve Işık Tasarımı dersini vermektedir.

Bülent İnal

Eddie

 

Eğitim: 9 Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tiyatro Bölümü

Film: Balık, Cenneti Beklerken, Vizontele Tuuba, Hiçbiryerde, Dar Alanda Kısa Paslaşmalar

Televizyon: Urfalıyam Ezelden, Tatar Ramazan, Bir Çocuk Sevdim, Bitmeyen Şarkı, Bu Kalp Seni Unutur Mu?, Kalpsiz Adam, Kara Yılan, Ihlamurlar Altında, Kurşun Yarası, Azad, Karanlıkta Koşanlar, Cesur Kuşku

Aslı Yılmaz

Beatrice

 

Eğitim: İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü

Tiyatro: Tesir (Siyah Beyaz ve Renkli) (19. Afife Tiyatro Ödülleri: Yılın En Başarılı Kadın Oyuncusu Ödülü); Bahar Noktası, Dün Gece Yolda Giderken Çok Komik Bir Şey Oldu, Mariana Pineda, Julius Caesar (İstanbul Devlet Tiyatrosu); Bir Kış Masalı, Hasır Şapka, Suç ve Ceza, Kral Ölüşüyor (İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları), Prandello Üçlemesi

Televizyon: Maki, Kısa Devre, Aşk Kapıyı Çalınca, Hayat Türküsü, Bizim Sınıf, Öncüler Kulübü

İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda öğretim üyeliği görevini sürdürmektedir.

Nazlı Bulum

Catherine

 

Kadir Has Üniversitesi, Sanat ve Tasarım Fakültesi Tiyatro Bölümü'nden 2015 yılında mezun oldu. 2008- 2009 Sezonunda, Dot Tiyatrosu’nun Karatavuk oyununda çocuk oyuncu olarak rol aldı. 2009 Yılında katıldığı Yeni Metin, Yeni Tiyatro projesinin Liseli Gençler Oyun Yazıyor! atölyesi kapsamında Kişi Çevrimdışı ve PlastikSınır isimli iki kısa oyun yazdı. Plastik Sınır’ın Galata Perform bünyesinde, Özlem Özhabeş yönetmenliğinde 2009-2010 sezonundaki sahnelemesinde rol aldı. 2011 sezonu boyunca Galata Perform’da, Ceren Ercan’ın yönetiminde gerçekleşen Balkon, Böyle Şeyler Neden Alışveriş Merkezlerinde Olmaz? ve Sen de Mutlu Olma Amy! isimli kolektif performanslarda yer aldı. Ümit Ünal’ın yönetmenliğini yaptığı Çıplak Gerçek (2012) TV dizisinde rol aldı. Zeynep Dadak ile Merve Kayan’ın yönettikleri Mavi Dalga (2013) sinema filminde rol aldı ve 20. Sadri Alışık Tiyatro ve Sinema Ödülleri’nde Özel Ekrem Bora Umut Vadeden Oyuncu Ödülü’nü filmdeki genç kadın rol arkadaşlarıyla paylaştı. 2014 yılında, ekip arkadaşlarıyla kolektif olarak ürettikleri Ben Bir Slogan Buldum: Annem Benim Yanımda isimli ilk uzun metraj belgesel filmini tamamladı. 2015 yılında Saim Güveloğlu yönetmenliğindeki Hayaller Gerçek Olsa (Kafka, Mine Söğüt, Ursula Le Guin’in hikayelerinden uyarlanmıştır.) oyununda ve Gri Bölge (yön; Derya Durmaz),Çocuk Oyuncağı (yön; Gizem Bayıksel) ve Balık Havuzu (yön;Ezgi Kaplan)kısa metraj filmlerde rol aldı. Galata Perform bünyesinde Kum Havuzu (2014), TrashStory (2014) ve Güzel Günler (2015) okuma oyunlarında oyuncu olarak, 13. İstanbul Bianeli kapsamında, İnci Eviner küratörlüğündeki Co-Action Device: A Study dahil olmak üzere çeşitli etkinlik ve projelerde oyuncu, performansçı olarak yer aldı. Kadir Has Üniversitesi bünyesinde Yazlıkçılar (2014, yön; Özlem Özhabeş) ve Kafana Göre ( As YouLikeIt ) (2015, yön:Serdar Biliş)okul oyunlarında oynadı ve Uluslararası Leonardo Oyun Yazarlığı Müfredat ve Eğitimi Geliştirme Projesi’ne katıldı. 21.Saraybosna Film Festivali, Genç Yetenek Kampüsü’ne seçildi ve oyunculuk stüdyolarına katıldı.

Eğitim: Kadir Has Üniversitesi Tiyatro Bölümü

Tiyatro: Hayaller Gerçek Olsa (Boş Sahne); Balkon, Böyle Şeyler Neden Alışveriş Merkezlerinde Olmaz?, Sen de Mutlu Olma Amy!, Plastik Sınır (Galata Perform); Karatavuk (DOT)

Film: Mavi Dalga (Sadri Alışık Oyuncu Ödülleri: Ekrem Bora Umut Vadeden Oyuncu Ödülü), Ben Bir Slogan Buldum: Annem Benim Yanımda (yaratıcı ekip)

Kısa Film: Balık Havuzu, Çocuk Oyuncağı, Gri Bölge

Televizyon: Çıplak Gerçek

Kubilay Karslıoğlu

Alfieri

 

Eğitim: Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tiyatro Oyunculuk Bölümü

Oynadığı oyunlar: Üç Kız Kardeş, Ay Ecesi, Baştan Çıkarma, Fesleğen Çıkmazı, Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Bahar Noktası, Sersemler Evi, Müfettiş, Şapka, Arturo Ui'nin Önlenebilir Tırmanışı, Cyrano de Bergerac, Bir Anarşistin Kaza Sonucu Ölümü, Ay Işığında Şamata, Maymun Davası (İstanbul Devlet Tiyatrosu); Cadı Kazanı, Ada, Göğsü Lenin Dövmeli Adam, Godot Geldi, Fehim Paşa Konağı, Bebek Uykusu, Kafkas Tebeşir Dairesi, Meşhedi İbad (Bursa Devlet Tiyatrosu); Leonce ile Lena, Çılgın Dünya, Çınar ile Ihlamur (Ankara Devlet Tiyatrosu); Uyanış (Tiyatro Oyun Bandı); Macbeth (Pangar)

Yönettiği oyunlar: Gülünç Kibarlar (Sivas Devlet Tiyatrosu); Temiz Ev (İstanbul Devlet Tiyatrosu)

Televizyon: Kuzey Güney, OKS Anneleri, Ateş Dansı

Halen İstanbul Bilgi Üniversitesi'nde ders vermektedir.

Aykut Akdere

Rodolpho

 

Eğitim: Beykent Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Oyunculuk Bölümü

Tiyatro: Yüksek (DOT)

Ercüment Acar

Marco

 

Eğitim: 9 Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne Sanatları Oyunculuk Bölümü

Tiyatro: Dört Bacaklı Şey, Güzel Gezegenlerin en Berbatı (Galata Perform), Kafkas Tebeşir Dairesi (Sadri Alışık Tiyatrosu); Generaller Savaş Ve Barbekü (Tiyatro Adam); Dorian Gray Yeniden Doğuyor (Tiyatro Kutu); Karım Duymasın (Izmir Belediye Tiyatrosu)

Film: Piyasadan Büyük Alacağımız Var, Güz Sancısı, Son Ders: Aşk ve Üniversite

Televizyon: Seddülbahir 32 Saat, Mihrap Yerinde, Muhteşem Yüzyıl, 20 Dakika, Çıplak Gerçek, Herşeye Rağmen

Sedat Bilenler

Tony

 

Eğitim: Halk Eğitim Merkezi

Tiyatro: Gizli Özne, Baş Belası (Tiyatro Esen); Şahmeran (Tiyatro Nil)

Televizyon: Fabrika Kızı, Şimdi Onlar Düşünsün, Papatyam; Aşk Olsun, Aşk Olsun 2, Geceler, Yasaklar, Deliler (Devekuşu Kabare)

Melih Pamukçu

Memur

 

Eğitim: Nazım Hikmet Akademisi Tiyatro Bölümü

Tiyatro: Köprüden Görünüş oynadığı ilk tiyatro oyunudur.

Ilgın Bingöl

Yönetmen Yardımcısı

Eğitim: Haliç Üniversitesi Konservatuarı Tiyatro Bölümü
Yönetmen Yardımcılığı: Hansel Ve Gretel'in Öteki Hikayesi  (oyun atölyesi) , Taşra Kabaree 

Melih Pamukçu

Yönetmen Yardımcısı

 

Eğitim: Nazım Hikmet Akademisi Tiyatro Bölümü

Tiyatro: Köprüden Görünüş oynadigi ilk tiyatro oyunudur.

Dilek Kaplan

Sahne Tasarımı Asistanı

 


Eleştiriler ve Basında Çıkanlar

•  Erdoğan Mitrani, Şalom Gazetesi, 20.01.2016
•  Metin Boran, Evrensel Gazetesi, 20.01.2016
•  Fatma Onat, Evrensel Gazetesi, 10.01.2016
•  İhsan Ata, www.tiyatonline.com, 30.12.2015
•  Rengin Uz, www.dirensanat.com, 29.12.2015
•  Onur Şimşek, Agos, 24.10.2015
•  Yaşam Kaya, www.tiyatronline.com, 19.10.2015
•  Hıncal Uluç, Sabah, 15.10.2015
•  Zeynep Kılıç, Zaman, 13.10.2015
•  Seçkin Selvi, Milliyet Sanat, 09.10.2015
•  Merve Yıldırım, www.ranini.tv, 10.04.2016
•  Yusuf Dündar, www.zorunlusahne.com, 09.05.2016



 

 

Oyun Atölyesi'nde ‘Köprüden Görünüş’
20.yüzyılın en önemli dram yazarlarından Arthur Miller’ın (1915-2005),
kahramanlarının haşin bir toplum içerisinde vicdanlarıyla, suç ve
sorumluluklarıyla uzlaşmaya çalıştıkları oyunları, aile hikâyeleri
anlatan bireysel dramalar gibi görünseler de, çağlarının toplumsal,
siyasi ve ahlaki sorunlarını eleştiren metinlerdir. 1950’li yıllarda,
İtalyan kökenli Amerikalıların çoğunlukta olduğu Red Hook’da geçen ‘A
View From the Bridge / Köprüden Görünüş’, Brooklyn Köprüsünün tam
altındaki mahallede yaşanan trajediyi öykülerken, tek ekmek kapısı
rıhtımda çalışmak olan göçmenler için, zor bulunmuş işlerinden her an
kovulabilme korkusunun, ‘Amerikan Rüyası’nı ‘Amerikan Karabasanı’na
dönüştürmesini de irdeler.
Miller, Köprüden Görünüş’ü 1955’te, duyduğu gerçek bir olaydan, bir
liman işçisinin, Amerika’ya kaçak olarak giren akrabasını yeğeniyle
nişanlandığında göçmen bürosuna ihbar etmesinden yola çıkarak tek
perdelik bir oyun olarak yazmış, iki perde versiyonunu 1956’da
Londra’da, oyunu yöneten Peter Brook’la birlikte geliştirmişti.
Liman işçisi Eddie Carbone, karısı Beatrice ve çocukluğundan beri
üzerine titrediği, babadan çok babalık ettiği karısının yeğeni
Catherine’le yaşamaktadır. Beatrice’nin kuzenleri Marco ve Rodolpho,
savaş sonrası işsizliğin açlık sınırını aştığı İtalya’dan kaçak olarak
gelerek Eddie’nin evine sığınırlar. Marco’nun amacı biraz para kazanıp
ailesine dönmek; yakışıklı, bekâr Rodolpho’nun niyetiyse, fırsatlar
ülkesine demir atmaktır. Catherine ile Rodolpho arasında başlayan
çekim aşka dönüştükçe Eddie, baştan beri hazzetmediği yemek
pişirmesini ve dikiş dikmesini bilen, sarışın genç adama düşmanca
davranacak, Güneyli İtalyan tutuculuğu gibi görünen baskının altında,
kendisine bile itiraf edemediği takıntılı tutkusu su yüzüne
çıkacaktır…
Miller, köprünün üstünden geçenlerin altlarında yaşanmakta olan
dramların farkında olmadığını söyler. Köprünün üstünden geçenler
aşağıdakilerden ne kadar habersizse, işsizliğin doğal kabul edildiği,
onurun tokluktan değerli olduğu, farklının aşağılandığı, her şeyin
farkında olan annelerin, baba-kız arasındaki aşırı bağımlılığa yanlış
algıladıklarını düşünerek göz yumdukları bir mikro-İtalya olan
1950’lerin Red Hook’unda yaşayanlar da köprünün ötesindeki Amerika’dan
habersizdirler.
Öyküyü çağcıl bir tragedya olarak gören Arthur Miller’ın bakış
açısıyla bizim Akdenizli görüşümüz tabiî ki farklıdır. Miller’e,
tragedyayı çağrıştıranlar, her gün daha da beterine şahit olan bizler
için maalesef fazla bildik, fazla yaşanmış gelmekte.
Köprüden Görünüş’ü Oyun Atölyesinde sahneye koyan Hira Tekindor, bu
tanıdık trajik boyutu ikinci plana çekerek, net, sade ve gerçekçi bir
yorumla insanî tarafına odaklanmayı seçmiş ki, kanımca en doğrusunu
yakalamış. Hira’nın başarısı, metinle hiç oynamadan, hiçbir süslemeye
yeltenmeden, yalın bir sahnelemeyle, yaşlanmaya yatkın, başka birinin
elinde orta yaşını iyice gösterebilecek oyuna taze bir nefes üflemiş
olmasında.
Miller’ın, 60 yıl öncesine göre çok modern bir yaklaşımla, öyküyü
anlatma ve seyirciyle bire bir konuşarak yorumlama görevini,
izleyeceklerinin ipuçlarını daha oyun başlarken veren avukat
karakterine yüklemiş olan çağcıl ve sağlam metninin gücüne güvenen
Hira, dekorla aksesuarları minimale indirgeyen bir sahneleme yeğlemiş.
Ödüllü oyunculuğunun yanında ünlü bir ressam olan Zerrin Tekindor’un
sadece iki banktan oluşan dekoruyla kostümleri yönetmenin yaklaşımına
tam oturmuş. Fonda, yarı soyut yarı gerçekçi bir tablo gibi, tüm
zamanların göçlerini çağrıştıran pano çok etkileyici.
Yönetmen oyuncularından, teatrallik tuzağına düşmeyen, gerçekçi ve
doğal bir performans almayı başarmış. Eddie’de, tiyatro öğrenimi
görmesine karşın, ilk kez sahnede izlediğimiz Bülent İnal, her şeyin
farkında olsa da susmayı yeğleyen Beatrice’de Aslı Yılmaz, avukat
Alfieri’de deneyimli oyuncu Kubilay Karslıoğlu, ailenin Amerikalılaşma
yoluna girmiş tek bireyi Catherine’de Nazlı Bulum çok iyiler. Cüsseli
İnal’ın yanında fizik olarak biraz zayıf da kalsa, Ercüment Acar’ın
Marco yorumu da etkileyici. Rodolpho’yu canlandıran Aykut Akdere’yi
2013’de, Overspill’in prömiyerinde izledikten sonra, ilk kez o gece
profesyonel olarak sahneye çıkan bu gencecik oyuncu için “oyunun büyük
sürprizi; özellikle kendi karakteri dışındakilere de gömlek değiştirir
gibi başarı ile anında girip çıkabilen üst düzey bir oyunculuk
sergiliyor” demiştim. Rodolpho’ya getirdiği sımsıcak ve inandırıcı
yorum, kuşağının önemli oyuncularından olma yolunda sağlam adımlarla
ilerlediğini gösteriyor.
Köprüden Görünüş, Miller’ın oyununa getirdiği çağcıl ve taptaze
yorumla, Hira Tekindor’un, artık başarılı genç kuşak yönetmenlerimiz
arasında yerini aldığının da göstergesi. Mevsimin izlenmesi
gerekenlerinden.

Erdoğan Mitrani, Şalom Gazetesi, 20.01.2016Erdoğan Mitrani, Şalom Gazetesi, 20.01.2016Erdoğan Mitrani, Şalom Gazetesi, 20.01.2016

 

 

Erdoğan Mitrani, Şalom Gazetesi, 20.01.2016

 

Oyun Atölyesi'nde ‘Köprüden Görünüş’

 

20.yüzyılın en önemli dram yazarlarından Arthur Miller’ın (1915-2005),

kahramanlarının haşin bir toplum içerisinde vicdanlarıyla, suç ve

sorumluluklarıyla uzlaşmaya çalıştıkları oyunları, aile hikâyeleri

anlatan bireysel dramalar gibi görünseler de, çağlarının toplumsal,

siyasi ve ahlaki sorunlarını eleştiren metinlerdir. 1950’li yıllarda,

İtalyan kökenli Amerikalıların çoğunlukta olduğu Red Hook’da geçen ‘A

View From the Bridge / Köprüden Görünüş’, Brooklyn Köprüsünün tam

altındaki mahallede yaşanan trajediyi öykülerken, tek ekmek kapısı

rıhtımda çalışmak olan göçmenler için, zor bulunmuş işlerinden her an

kovulabilme korkusunun, ‘Amerikan Rüyası’nı ‘Amerikan Karabasanı’na

dönüştürmesini de irdeler.

 

Miller, Köprüden Görünüş’ü 1955’te, duyduğu gerçek bir olaydan, bir

liman işçisinin, Amerika’ya kaçak olarak giren akrabasını yeğeniyle

nişanlandığında göçmen bürosuna ihbar etmesinden yola çıkarak tek

perdelik bir oyun olarak yazmış, iki perde versiyonunu 1956’da

Londra’da, oyunu yöneten Peter Brook’la birlikte geliştirmişti.

 

Liman işçisi Eddie Carbone, karısı Beatrice ve çocukluğundan beri

üzerine titrediği, babadan çok babalık ettiği karısının yeğeni

Catherine’le yaşamaktadır. Beatrice’nin kuzenleri Marco ve Rodolpho,

savaş sonrası işsizliğin açlık sınırını aştığı İtalya’dan kaçak olarak

gelerek Eddie’nin evine sığınırlar. Marco’nun amacı biraz para kazanıp

ailesine dönmek; yakışıklı, bekâr Rodolpho’nun niyetiyse, fırsatlar

ülkesine demir atmaktır. Catherine ile Rodolpho arasında başlayan

çekim aşka dönüştükçe Eddie, baştan beri hazzetmediği yemek

pişirmesini ve dikiş dikmesini bilen, sarışın genç adama düşmanca

davranacak, Güneyli İtalyan tutuculuğu gibi görünen baskının altında,

kendisine bile itiraf edemediği takıntılı tutkusu su yüzüne

çıkacaktır…

 

Miller, köprünün üstünden geçenlerin altlarında yaşanmakta olan

dramların farkında olmadığını söyler. Köprünün üstünden geçenler

aşağıdakilerden ne kadar habersizse, işsizliğin doğal kabul edildiği,

onurun tokluktan değerli olduğu, farklının aşağılandığı, her şeyin

farkında olan annelerin, baba-kız arasındaki aşırı bağımlılığa yanlış

algıladıklarını düşünerek göz yumdukları bir mikro-İtalya olan

1950’lerin Red Hook’unda yaşayanlar da köprünün ötesindeki Amerika’dan

habersizdirler.

 

Öyküyü çağcıl bir tragedya olarak gören Arthur Miller’ın bakış

açısıyla bizim Akdenizli görüşümüz tabiî ki farklıdır. Miller’e,

tragedyayı çağrıştıranlar, her gün daha da beterine şahit olan bizler

için maalesef fazla bildik, fazla yaşanmış gelmekte.

 

Köprüden Görünüş’ü Oyun Atölyesinde sahneye koyan Hira Tekindor, bu

tanıdık trajik boyutu ikinci plana çekerek, net, sade ve gerçekçi bir

yorumla insanî tarafına odaklanmayı seçmiş ki, kanımca en doğrusunu

yakalamış. Hira’nın başarısı, metinle hiç oynamadan, hiçbir süslemeye

yeltenmeden, yalın bir sahnelemeyle, yaşlanmaya yatkın, başka birinin

elinde orta yaşını iyice gösterebilecek oyuna taze bir nefes üflemiş

olmasında.

 

Miller’ın, 60 yıl öncesine göre çok modern bir yaklaşımla, öyküyü

anlatma ve seyirciyle bire bir konuşarak yorumlama görevini,

izleyeceklerinin ipuçlarını daha oyun başlarken veren avukat

karakterine yüklemiş olan çağcıl ve sağlam metninin gücüne güvenen

Hira, dekorla aksesuarları minimale indirgeyen bir sahneleme yeğlemiş.

Ödüllü oyunculuğunun yanında ünlü bir ressam olan Zerrin Tekindor’un

sadece iki banktan oluşan dekoruyla kostümleri yönetmenin yaklaşımına

tam oturmuş. Fonda, yarı soyut yarı gerçekçi bir tablo gibi, tüm

zamanların göçlerini çağrıştıran pano çok etkileyici.

 

Yönetmen oyuncularından, teatrallik tuzağına düşmeyen, gerçekçi ve

doğal bir performans almayı başarmış. Eddie’de, tiyatro öğrenimi

görmesine karşın, ilk kez sahnede izlediğimiz Bülent İnal, her şeyin

farkında olsa da susmayı yeğleyen Beatrice’de Aslı Yılmaz, avukat

Alfieri’de deneyimli oyuncu Kubilay Karslıoğlu, ailenin Amerikalılaşma

yoluna girmiş tek bireyi Catherine’de Nazlı Bulum çok iyiler. Cüsseli

İnal’ın yanında fizik olarak biraz zayıf da kalsa, Ercüment Acar’ın

Marco yorumu da etkileyici. Rodolpho’yu canlandıran Aykut Akdere’yi

2013’de, Overspill’in prömiyerinde izledikten sonra, ilk kez o gece

profesyonel olarak sahneye çıkan bu gencecik oyuncu için “oyunun büyük

sürprizi; özellikle kendi karakteri dışındakilere de gömlek değiştirir

gibi başarı ile anında girip çıkabilen üst düzey bir oyunculuk

sergiliyor” demiştim. Rodolpho’ya getirdiği sımsıcak ve inandırıcı

yorum, kuşağının önemli oyuncularından olma yolunda sağlam adımlarla

ilerlediğini gösteriyor.

 

Köprüden Görünüş, Miller’ın oyununa getirdiği çağcıl ve taptaze

yorumla, Hira Tekindor’un, artık başarılı genç kuşak yönetmenlerimiz

arasında yerini aldığının da göstergesi. Mevsimin izlenmesi

gerekenlerinden.

 

 

 

 

 

Köprüden Görünüş
Modern Amerikan tiyatrosunun en önemli temsilcilerinden Arthur
Miller’ın (1915-2005) Köprüden Görünüş adlı yapıtı Hira Tekindor’un
yorumuyla Oyun Atölyesinde sahnelenmeye devam ediyor. Arthur Miller
tiyatro seyircisinin yakından tanıdığı bir isim. Türkiye’de defalarca
sahnelenen Cadı Kazanı, Bütün Oğullarım ve Satıcının Ölümü adlı
oyunları hâlâ hafızalarda. Köprüden Görünüş bir özel tiyatroda ilk
defa sahneleniyor.
Arthur Miller, 1955 yılında bitirdiği Köprüden Görünüş’te, I. Dünya
Savaşı’ndan sonra Avrupa ve Amerika’da başlayan göçmenlik ve göçmenler
sorununu, körpe bir aşk ilişkisi üzerinden kurgulayarak şehvet, tutku
kıskançlık ve ihanet gibi kavramlarla tartışmaya açıyor. Usta yazar
Miller, sorunu ortaya koyarken yerlilerin ve lümpen proletaryanın
insan ilişkilerini, göçmenlere yaklaşımını, aile anlayışlarını, ahlaki
deformasyonunu ve yozlaşmaya yüz tutmuş toplumsal ve kültürel
özelliklerini de somut olaylarla ortaya koyuyor.
Oyunda Amerika’ya pasaportsuz giren İtalyan iki kardeşin göçmen olarak
kaldıkları evde, küçük kardeşin evin hanımının akrabası genç bir kıza
tutkusu üzerinden gelişen olaylarla, ihanet ve öldürmeyle sonuçlanan
dramatik bir akış söz konusu.
Oyun Atölyesinde ikinci oyunun yöneten genç Yönetmen Adayı Hira
Tekindor yorumunda başat görev üstlenen avukatı anlatıcı olarak
kullanarak hukuku ve adaleti ön plana çıkarıyor. Müziklerini Orhan
Enes Kuzu’nun yaptığı Köprüden Görünüş’ün sahne tasarımı ise Zerrin
Tekindor’un imzasını taşıyor. Toplumsal adaletsizliği ve ön yargılı
bakış açısındaki aksaklıkları aşk ve hukuk üzerinden irdeleyen oyunun
ışık tasarımı ise titiz çalışmalarıyla bilinen Kemal Yiğitcan’a ait.
Köprüden Görünüş ile Oyun Atölyesi, güncel bir sorunu sahneye
taşıyarak kanayan bir yara olan ve toplumsal kesimleri sarsan
göçmenlik ve göçmenler sorununa bir başka bağlamda dikkat çekiyor.
Savaşlar, açlık, işsizlik ve yoksulluk gibi yaşamsal sorunlarla baş
başa kalan insanların zorunlu olarak tercih ettiği göçmen hayatının
zorlukları, karşılaştıkları sahte dostluklar ve ihanetler açık bir
dille aktarılıyor oyunda.
Son yıllarda yaşanan bölgesel savaşlar ve iç çatışmalarla yeniden su
yüzüne çıkarak belirgin olarak kamusal alanda ve resmi kurumlarda
tartışılıp çözüm arayışının sürdüğü şu günlerde Körüden Görünüş önemli
bir sorunsalı ramp ışıklarına çıkararak, tartışmaya açıyor. Dizilerin
aşina yüzü Oyuncu Bülent İnal’ın uzun bir aradan sonra yeniden sahneye
döndüğü oyunda deneyimli oyuncular görev alıyor. Oyunda Aslı Yılmaz,
Nazlı Bulum, Kubilay Karslıoğlu, Aykut Akdere, Ercüment Acar, Sedat
Bilenler ve Melih Pamukçu önemli roller üstleniyorlar. Oyuncular
dönemin toplumsal özelliklerini, yerlilerle göçmenler arasında
ilişkideki gizli ırkçı tutumları, özenli ve sahici bir yansılama ile
seyirci karşısına getiriyorlar. Hira Tekindor’un söze ve harekete
dayalı yorumu ritim ve performans açısından genel olarak başarılı
denilebilir. Zerrin Tekindor’un sade dekor tasarımı, Orhan Enes
Kuzu’nun müzik yorumu metnin görsel ve işitsel anlatımına önemli
katkılar sunuyor. Oyun dönüşümlü olarak her hafta sonu Oyun
Atölyesinde izlenebilir.
Metin Boran, Evrensel Gazetesi, 20.01.2016

Metin Boran, Evrensel Gazetesi, 20.01.2016

 

Köprüden Görünüş

 

Modern Amerikan tiyatrosunun en önemli temsilcilerinden Arthur

Miller’ın (1915-2005) Köprüden Görünüş adlı yapıtı Hira Tekindor’un

yorumuyla Oyun Atölyesinde sahnelenmeye devam ediyor. Arthur Miller

tiyatro seyircisinin yakından tanıdığı bir isim. Türkiye’de defalarca

sahnelenen Cadı Kazanı, Bütün Oğullarım ve Satıcının Ölümü adlı

oyunları hâlâ hafızalarda. Köprüden Görünüş bir özel tiyatroda ilk

defa sahneleniyor.

Arthur Miller, 1955 yılında bitirdiği Köprüden Görünüş’te, I. Dünya

Savaşı’ndan sonra Avrupa ve Amerika’da başlayan göçmenlik ve göçmenler

sorununu, körpe bir aşk ilişkisi üzerinden kurgulayarak şehvet, tutku

kıskançlık ve ihanet gibi kavramlarla tartışmaya açıyor. Usta yazar

Miller, sorunu ortaya koyarken yerlilerin ve lümpen proletaryanın

insan ilişkilerini, göçmenlere yaklaşımını, aile anlayışlarını, ahlaki

deformasyonunu ve yozlaşmaya yüz tutmuş toplumsal ve kültürel

özelliklerini de somut olaylarla ortaya koyuyor.

 

Oyunda Amerika’ya pasaportsuz giren İtalyan iki kardeşin göçmen olarak

kaldıkları evde, küçük kardeşin evin hanımının akrabası genç bir kıza

tutkusu üzerinden gelişen olaylarla, ihanet ve öldürmeyle sonuçlanan

dramatik bir akış söz konusu.

 

Oyun Atölyesinde ikinci oyunun yöneten genç Yönetmen Adayı Hira

Tekindor yorumunda başat görev üstlenen avukatı anlatıcı olarak

kullanarak hukuku ve adaleti ön plana çıkarıyor. Müziklerini Orhan

Enes Kuzu’nun yaptığı Köprüden Görünüş’ün sahne tasarımı ise Zerrin

Tekindor’un imzasını taşıyor. Toplumsal adaletsizliği ve ön yargılı

bakış açısındaki aksaklıkları aşk ve hukuk üzerinden irdeleyen oyunun

ışık tasarımı ise titiz çalışmalarıyla bilinen Kemal Yiğitcan’a ait.

 

Köprüden Görünüş ile Oyun Atölyesi, güncel bir sorunu sahneye

taşıyarak kanayan bir yara olan ve toplumsal kesimleri sarsan

göçmenlik ve göçmenler sorununa bir başka bağlamda dikkat çekiyor.

Savaşlar, açlık, işsizlik ve yoksulluk gibi yaşamsal sorunlarla baş

başa kalan insanların zorunlu olarak tercih ettiği göçmen hayatının

zorlukları, karşılaştıkları sahte dostluklar ve ihanetler açık bir

dille aktarılıyor oyunda.

 

Son yıllarda yaşanan bölgesel savaşlar ve iç çatışmalarla yeniden su

yüzüne çıkarak belirgin olarak kamusal alanda ve resmi kurumlarda

tartışılıp çözüm arayışının sürdüğü şu günlerde Körüden Görünüş önemli

bir sorunsalı ramp ışıklarına çıkararak, tartışmaya açıyor. Dizilerin

aşina yüzü Oyuncu Bülent İnal’ın uzun bir aradan sonra yeniden sahneye

döndüğü oyunda deneyimli oyuncular görev alıyor. Oyunda Aslı Yılmaz,

Nazlı Bulum, Kubilay Karslıoğlu, Aykut Akdere, Ercüment Acar, Sedat

Bilenler ve Melih Pamukçu önemli roller üstleniyorlar. Oyuncular

dönemin toplumsal özelliklerini, yerlilerle göçmenler arasında

ilişkideki gizli ırkçı tutumları, özenli ve sahici bir yansılama ile

seyirci karşısına getiriyorlar. Hira Tekindor’un söze ve harekete

dayalı yorumu ritim ve performans açısından genel olarak başarılı

denilebilir. Zerrin Tekindor’un sade dekor tasarımı, Orhan Enes

Kuzu’nun müzik yorumu metnin görsel ve işitsel anlatımına önemli

katkılar sunuyor. Oyun dönüşümlü olarak her hafta sonu Oyun

Atölyesinde izlenebilir.

 

 

 

 

Fatma Onat, Evrensel Gazetesi, 10.01.2016

 

HAKİKAT OYUNU

Bir Arthur Miller metnini izlenilmeyecek hale sokmak zor olandır
kanaatimce. Çünkü siz gözünüzü kapatıp sadece akan diyaloglara bile
odaklandığınızda ne söylediğini fazlasıyla bilen, etkileyici bir
hikâye dinlemiş olursunuz. “Sıradan” olanın güçlü bir biçimde
anlatılabildiği şahane oyunlardır söz ettiklerimiz. Ekonomik ve sosyal
koşullar katman katman oturur inşa edilen metne. O koşullar oyun
kişilerine her türlü sirayet etmiştir. Kör göze parmak değildir
söylenenler, birileri yaşar ve biz tanıklık ederiz. Köprüden Görünüş
de bu oyunlardan biri. Liman işçisi Eddie Carbone, karısı Beatrice’in
İtalya’dan gelen kuzenlerini evinde ağırlar. Kuzenler için kaçak da
olsa Amerika’da olmak “rüya”nın en güzel başlangıcıdır. Dayanışma
içinde başlayan hikâye kuzenlerden birinin Beatrice’in yeğeni
Catherine’e aşık olmasıyla başka bir boyut kazanır.
İzleyenler hatırlar, Trier’in Nymphomaniac’ında ana karakterin cinsel
çözümlemeler için girdiği ilegal işinin bir sahnesinde oturtulduğu
sandalyede sorguya alınmış bir adam vardır. Fakat o ne yaparsa yapsın
sandalyedeki adamı etkilemeyi başaramaz. Ta ki bir erkek çocuğuyla
ilgili anlattığı erotik hikâyeye kadar... Sahnenin içeriğinde asıl
“erdemli” davranışın sapkın eğilimleri olmasına rağmen kişinin bunları
bastırabilmesi, acı çekse de gizleyebilmesi, kendine engel
olabilmesidir minvalinden tartışmaya çokça açık bir söylem çıkar. O an
için karakterin alkışına değer bulunan, çokları için affedilemez
olandır. Buralar derin sular, kritik eşikler. Oyun Atölyesi’nin
“Köprüden Görünüş”ünü izledikten sonra da akla böyle bir söylem
düşüverebiliyor. Karakterin büyüttüğü kız çocuğuna karşı duyduğu
arzuları bir yere kadar bastırmış olması, genç kıza ilgisini 50’ler
Amerikası olduğu da göz önünde bulundurulunca muhafazakar, erkek,
emanetçi bir bakışa yerleştirmesi karakterin tavrını
olağanlaştırabiliyor izlediğimiz okumada. Söylem tehlikeli sulara
kayıyor böylece.
Antik bir tragedya gibi olacakların bilgisini baştan vermeye
çekinmeyen, bunu teknik olarak anlatıcısıyla, duygusal olarak daha ilk
sahnenin enerjisiyle hissettiren bir oyun bu. Kulağımıza sürekli
olacakları fısıldayan bir avukat da var sahnede. Rasyonel bir akıl
gibi bu ses. Oyunun akışı, bu aklın istemediği bir yere saparak
kuvvetlendiriyor çatışmasını, marifet de buralarda ortaya çıkıyor.
Akışı durdurmanın çok da mümkün olmadığı bir sürece tanık oluyoruz hep
beraber. Göz göre göre gerçekleşiyor her şey. Sadece arzuların top
koşturduğu bir saha değil söz etttiğimiz. Sadece güzel kızla yakışıklı
oğlan buluşması değil Catherine ve Rodolpho’nunki. Sınıfsal ve
ekonomik koşulların temas etmediği bir alan bulmak zor. Bir melodramın
içinde olmadığımız her daim hissettiriliyor. Hira Tekindor metnin
katmanlı gücünün farkındalığıyla büyük hareketler içine girmek derdine
düşmemiş. Daha çok karakterlerin sahnedeki varoluşuna odaklanmış gibi.
Ki zaten karakterlerimiz dışında kalabalıklar var sahnede. Başka başka
insanların izi kalmış sahnenin duvarlarında. Silüetler bir sürü başka
göçmen hikâyesi belki de. Anlatıyı görsel olarak da derinleştirmek
noktasında iyi bir boyut yakalanmış. Fakat karakterlerin sempati
antipati çizgisini bulanıklaştırma konusunda biraz zorlanmış yönetmen.
Belki bu durum oyuncuların üslup farklarından kaynaklı da olabilir.
Sesinde “hayat” olan bir oyuncu olarak var Nazlı Bulum. Catherine’in
varlığını umutlu bir genç kız çizgisinden, arzularının farkına yavaşça
varan bir kadın olma çizgisine taşırken “lolita” olma riskini bertaraf
etmeyi iyi beceriyor. Sesiyle ve tavrıyla iyi niyetli duygularını
göstermekten çekinmeyen bir karakter karşımızdaki. Teyzesi ve Eddie
ile kurduğu ilişki, eve gelen genç adama duyduğu ilgi, yaptığı akılcı
planlar içinde bile hissettirdiği yoğun duygusallık özel bir yerde
tutuyor performansını. Hile barındırmayan, birçok duruma teyzesinin
nasihatleriyle uyanan organik bir masumiyeti var. Zarar görmeden,
umutla çıksın bu hikâyeden istiyorsunuz. Aynı hisleri uyandıran diğer
karakter ise Aykut Akdere’nin oynadığı Rodolpho. Karın tokluğuna
çalışmakla yetinecek biri değil. Şehri, müziği, seyahati, dansı
seviyor. Hayalleri var. Bu hayaller uğruna ne yapıp yapmayacağı biraz
daha bulanık bırakılsa tadından yenmez bir hal alabilirdi. Ama sempati
çizgisinin ağırlığı bu tadı almayı engelliyor. Akdere ve Bulum’un
oyunculuk kimyası oyun için değerli bir birleşme yakalamış.
Birbirlerine yakın tutmak istediğiniz, bulundukları yerden
kaçabildikleri noktada ayrı ayrı hayatlar da yaşabilecekleri duygusu
veren karakterlere dönüşüyorlar. Her şeye rağmen hakikatle bağlarını
koparmayan karakterler. Aslı Yılmaz ve Bülent İnal’da diğer
partnerlerinin tersi bir durum seziliyor. Onlar hikâyenin hakikatiyle
değil de oyunun kendisiyle kurdukları bağı hissettiriyorlar daha çok.
İnal’ın seyircinin varlığını hissede hissede oynaması bedenini ve
sesini daha abartılı bir noktaya taşıyor. Yılmaz’ın ise karakterin
kontrollülüğünün de üstünde bir kontrolü var sanki. Dili, üsturuplu
tavrı başka bir atmosferin içinden ses veriyor gibi. Biraz
deformasyon, az da olsa aksaklık istiyor insan Beatrice’ten.
Buralardan sonrası daha çok göçmenlerin çalıştığı limandan gelen kahve
kokusu, bu kokunun verdiği huzuru dağıtan gerçekler, bu gerçekleri
üslubunca anlatan etkileyici bir oyun vadediyor.
FATMA ONAT, Evrensel Gazetesi, 10.01.2016

HAKİKAT OYUNU

 

Bir Arthur Miller metnini izlenilmeyecek hale sokmak zor olandır

kanaatimce. Çünkü siz gözünüzü kapatıp sadece akan diyaloglara bile

odaklandığınızda ne söylediğini fazlasıyla bilen, etkileyici bir

hikâye dinlemiş olursunuz. “Sıradan” olanın güçlü bir biçimde

anlatılabildiği şahane oyunlardır söz ettiklerimiz. Ekonomik ve sosyal

koşullar katman katman oturur inşa edilen metne. O koşullar oyun

kişilerine her türlü sirayet etmiştir. Kör göze parmak değildir

söylenenler, birileri yaşar ve biz tanıklık ederiz. Köprüden Görünüş

de bu oyunlardan biri. Liman işçisi Eddie Carbone, karısı Beatrice’in

İtalya’dan gelen kuzenlerini evinde ağırlar. Kuzenler için kaçak da

olsa Amerika’da olmak “rüya”nın en güzel başlangıcıdır. Dayanışma

içinde başlayan hikâye kuzenlerden birinin Beatrice’in yeğeni

Catherine’e aşık olmasıyla başka bir boyut kazanır.

 

İzleyenler hatırlar, Trier’in Nymphomaniac’ında ana karakterin cinsel

çözümlemeler için girdiği ilegal işinin bir sahnesinde oturtulduğu

sandalyede sorguya alınmış bir adam vardır. Fakat o ne yaparsa yapsın

sandalyedeki adamı etkilemeyi başaramaz. Ta ki bir erkek çocuğuyla

ilgili anlattığı erotik hikâyeye kadar... Sahnenin içeriğinde asıl

“erdemli” davranışın sapkın eğilimleri olmasına rağmen kişinin bunları

bastırabilmesi, acı çekse de gizleyebilmesi, kendine engel

olabilmesidir minvalinden tartışmaya çokça açık bir söylem çıkar. O an

için karakterin alkışına değer bulunan, çokları için affedilemez

olandır. Buralar derin sular, kritik eşikler. Oyun Atölyesi’nin

“Köprüden Görünüş”ünü izledikten sonra da akla böyle bir söylem

düşüverebiliyor. Karakterin büyüttüğü kız çocuğuna karşı duyduğu

arzuları bir yere kadar bastırmış olması, genç kıza ilgisini 50’ler

Amerikası olduğu da göz önünde bulundurulunca muhafazakar, erkek,

emanetçi bir bakışa yerleştirmesi karakterin tavrını

olağanlaştırabiliyor izlediğimiz okumada. Söylem tehlikeli sulara

kayıyor böylece.

 

Antik bir tragedya gibi olacakların bilgisini baştan vermeye

çekinmeyen, bunu teknik olarak anlatıcısıyla, duygusal olarak daha ilk

sahnenin enerjisiyle hissettiren bir oyun bu. Kulağımıza sürekli

olacakları fısıldayan bir avukat da var sahnede. Rasyonel bir akıl

gibi bu ses. Oyunun akışı, bu aklın istemediği bir yere saparak

kuvvetlendiriyor çatışmasını, marifet de buralarda ortaya çıkıyor.

Akışı durdurmanın çok da mümkün olmadığı bir sürece tanık oluyoruz hep

beraber. Göz göre göre gerçekleşiyor her şey. Sadece arzuların top

koşturduğu bir saha değil söz etttiğimiz. Sadece güzel kızla yakışıklı

oğlan buluşması değil Catherine ve Rodolpho’nunki. Sınıfsal ve

ekonomik koşulların temas etmediği bir alan bulmak zor. Bir melodramın

içinde olmadığımız her daim hissettiriliyor. Hira Tekindor metnin

katmanlı gücünün farkındalığıyla büyük hareketler içine girmek derdine

düşmemiş. Daha çok karakterlerin sahnedeki varoluşuna odaklanmış gibi.

Ki zaten karakterlerimiz dışında kalabalıklar var sahnede. Başka başka

insanların izi kalmış sahnenin duvarlarında. Silüetler bir sürü başka

göçmen hikâyesi belki de. Anlatıyı görsel olarak da derinleştirmek

noktasında iyi bir boyut yakalanmış. Fakat karakterlerin sempati

antipati çizgisini bulanıklaştırma konusunda biraz zorlanmış yönetmen.

Belki bu durum oyuncuların üslup farklarından kaynaklı da olabilir.

 

Sesinde “hayat” olan bir oyuncu olarak var Nazlı Bulum. Catherine’in

varlığını umutlu bir genç kız çizgisinden, arzularının farkına yavaşça

varan bir kadın olma çizgisine taşırken “lolita” olma riskini bertaraf

etmeyi iyi beceriyor. Sesiyle ve tavrıyla iyi niyetli duygularını

göstermekten çekinmeyen bir karakter karşımızdaki. Teyzesi ve Eddie

ile kurduğu ilişki, eve gelen genç adama duyduğu ilgi, yaptığı akılcı

planlar içinde bile hissettirdiği yoğun duygusallık özel bir yerde

tutuyor performansını. Hile barındırmayan, birçok duruma teyzesinin

nasihatleriyle uyanan organik bir masumiyeti var. Zarar görmeden,

umutla çıksın bu hikâyeden istiyorsunuz. Aynı hisleri uyandıran diğer

karakter ise Aykut Akdere’nin oynadığı Rodolpho. Karın tokluğuna

çalışmakla yetinecek biri değil. Şehri, müziği, seyahati, dansı

seviyor. Hayalleri var. Bu hayaller uğruna ne yapıp yapmayacağı biraz

daha bulanık bırakılsa tadından yenmez bir hal alabilirdi. Ama sempati

çizgisinin ağırlığı bu tadı almayı engelliyor. Akdere ve Bulum’un

oyunculuk kimyası oyun için değerli bir birleşme yakalamış.

Birbirlerine yakın tutmak istediğiniz, bulundukları yerden

kaçabildikleri noktada ayrı ayrı hayatlar da yaşabilecekleri duygusu

veren karakterlere dönüşüyorlar. Her şeye rağmen hakikatle bağlarını

koparmayan karakterler. Aslı Yılmaz ve Bülent İnal’da diğer

partnerlerinin tersi bir durum seziliyor. Onlar hikâyenin hakikatiyle

değil de oyunun kendisiyle kurdukları bağı hissettiriyorlar daha çok.

İnal’ın seyircinin varlığını hissede hissede oynaması bedenini ve

sesini daha abartılı bir noktaya taşıyor. Yılmaz’ın ise karakterin

kontrollülüğünün de üstünde bir kontrolü var sanki. Dili, üsturuplu

tavrı başka bir atmosferin içinden ses veriyor gibi. Biraz

deformasyon, az da olsa aksaklık istiyor insan Beatrice’ten.

Buralardan sonrası daha çok göçmenlerin çalıştığı limandan gelen kahve

kokusu, bu kokunun verdiği huzuru dağıtan gerçekler, bu gerçekleri

üslubunca anlatan etkileyici bir oyun vadediyor.

 


 

 

 

 

Görünüşe Aldanmayanların Hikayesi… 
Oyun Atölyesi’nin 13 Ağustos’ta provalarına başladığı Köprüden Görünüş 1 Ekim’de prömiyer yaptı. Amerika’daki göçmenlerin arasında yer alan bir ailenin aşk ve kıskançlık krizini ele alan oyun Hira Tekindor yönetiminde sahneye taşınıyor...
Oyun Atölyesi’nin 13 Ağustos’ta provalarına başladığı Köprüden Görünüş 1 Ekim’de prömiyer yaptı. Amerika’daki göçmenlerin arasında yer alan bir ailenin aşk ve kıskançlık krizini ele alan oyun Hira Tekindor yönetiminde sahneye taşınıyor. Zerrin Tekindor’un sahne tasarımını yaptığı oyunun müzikleri Orhan Enes Kuzu’ya, ışık tasarımı ise Kemal Yiğitcan’a ait. Oyunda Bülent İnal, Aslı Yılmaz, Nazlı Bulum, Kubilay Karslıoğlu, Aykut Akdere, Ercüment Acar, Sedat Bilenler ve Melih Pamukçu’dan oluşan güçlü bir kadro rol alıyor. 
 
Oyun Atölyesi’nin yeni incisi Köprüden Görünüş oldukça durağan bir tekst. Miller’in oyunlarında sıkça vurguladığı Amerikan rüyası teması bu oyunda daha da ön plana çıkmış. İyi ve düzgün bir liman işçisi olan Eddie’nin herkesten sakladığı şeyin ellerinin arasından kayıp gitme ihtimali doğduğunda o ana kadar kabul etmediği duygular ve yarattığı domino etkiler bir bir yıkılmaya başlar. 
Pulitzer ödüllü Arthur Miller (Satıcının Ölümü; 1949) oyunlarında sıkça aile hikayeleri üzerinden toplumsal bir hesaplaşma içerisindedir. Çağın en önemli toplumsal, siyasi ve ahlaki sorunlarına eğilen Miller’in ideal birey kavramını yaşadığı dönemi, aileyi ve toplumu da içine katarak onun dönüşümlerini çok katmanlı bir şekilde ele alır. Tıpkı bu oyunda olduğu gibi. Miller, Eddie üzerinden toplumsal bir hesaplaşmaya gider. Ahlak, siyaset, aile kavramları ele alınır. Köprüden Görünüş idealist bir birey olan Eddie’nin hikayesini konu ederken onu insan yapan tüm duyguları kamuoyunda gözler önüne serer.
 
Metin üzerinden ilerleyen oyunun durağan olması oyuncuların performansıyla doğrudan ilişkili olmasına karşın izlemeye başladığımız ilk 10 dakikadan itibaren finali hakkında fikir sahibi olmamızı ne yazık ki engelleyememiş. Bu noktada Hira Tekindor’un sade yönetimi metne sadık kalmasından kaynaklanıyor olsa da oyuncuların performans anlamında hakkını da yememek lazım. Yine oyunun anlaşılır olması gereksiz uzamalardan kaçınıldığının da hakkını teslim etmek gerekir. 
Şüphesiz eylemden çok iç tempolarla ilerleye bu tür metinlerde seyircinin algısını nasıl diri tutarız üzerine belki biraz daha düşülebilirdi reji anlamında. Çok sade bir dekor, soft geçişler ve durağan bir metinle karşı karşıyayken ister istemez form bozulmadan daha fazla atraksiyon, ters köşeler gibi kimi illüzyonlar beklerdim bir seyirci olarak. 
Oyunun sahne tasarımını üstlenen Zerrin Tekindor bana kalırsa oyunda hayati bir rol üstlenmiş. Bol geçişli, değişimli oyunu tek dekorla üstelik sanatsal bir estetik katarak rahatlamasını sağlamış. Kemal Yiğitcan’ın dekorla birlikte sade ve yine soft geçişleri özellikle kendini ikinci planda tutmak istercesine oyunun gizli kahramanı olmuş. 
Yine oyunda öne çıkan müzikler hem yaşanan dönemin tanığı olmamıza hem oynanan o sahnenin daha net algılanmasına olanak sağlamış. Orhan Enes Kuzu bir orkestrayı yönetir gibi sahnelere olan hakimiyetiyle çıkarmak istediği temayı ön planda tutmuş. 
Bülent İnal’ın oyun boyunca ruh değişimleri o kadar yumuşak (insani boyutlarda) geçiyor ki izlerken gerçek dünyada bir insan samimiyetinden çok daha fazla şey buluyorsunuz. Bu kadar sade bir oyunculukla gerçek bir Eddie profili yarattığına tanık oluyorsunuz. Tek sıkıntı sanki her duyguda aynı ses tonuyla konuşuyormuş gibi gelmesiydi. 
Oyunun bana kalırsa gizli kahramanı oyun boyunca tek saniye bile teklemeden, karakterinin duygusundan vazgeçmeyen, oyunculuğun şaşmaz ilkelerinden biri olan duru ve daha önemlisi “doğru” oyunculuğuyla bilinçli olarak ikinci planda kalmayı yeğleyen, izlerken hayran olduğum, benim kahramanım olan Aslı Yılmaz’ın oyunculuğuydu. 
   
Bülent İnal, Aslı Yılmaz, Nazlı Bulum, Kubilay Karslıoğlu, Aykut Akdere, Ercüment Acar, Sedat Bilenler ve Melih Pamukçu’dan oluşan güçlü kadro, ayakları yere sağlam basan, karakterin ne istediğini bilen müthiş bir ekip olmuş. Sadece Ercüment Acar’ın metinde geçen “güçlü kuvvetli, iri yarı” söylemlerine uymadığını ve Kubilay Karslıoğlu’nun karakterini biraz karikatürize bulduğumu söyleyebilirim. 
Özetle, Oyun Atölyesi bu kez bir klasiği ele alarak evirip çevirmeden, gayet net derdini anlatabilen, sade, temiz, dipdiri bir oyunla seyircinin karşısına çıkıyor. 
IHSAN ATA
tiyatronline.com

İhsan Ata, www.tiyatonline.com, 30.12.2015


Görünüşe Aldanmayanların Hikayesi… Köprüden Görünüş


Oyun Atölyesi’nin 13 Ağustos’ta provalarına başladığı Köprüden Görünüş 1 Ekim’de prömiyer yaptı. Amerika’daki göçmenlerin arasında yer alan bir ailenin aşk ve kıskançlık krizini ele alan oyun Hira Tekindor yönetiminde sahneye taşınıyor...

 

Oyun Atölyesi’nin 13 Ağustos’ta provalarına başladığı Köprüden Görünüş 1 Ekim’de prömiyer yaptı. Amerika’daki göçmenlerin arasında yer alan bir ailenin aşk ve kıskançlık krizini ele alan oyun Hira Tekindor yönetiminde sahneye taşınıyor. Zerrin Tekindor’un sahne tasarımını yaptığı oyunun müzikleri Orhan Enes Kuzu’ya, ışık tasarımı ise Kemal Yiğitcan’a ait. Oyunda Bülent İnal, Aslı Yılmaz, Nazlı Bulum, Kubilay Karslıoğlu, Aykut Akdere, Ercüment Acar, Sedat Bilenler ve Melih Pamukçu’dan oluşan güçlü bir kadro rol alıyor. 

 

Oyun Atölyesi’nin yeni incisi Köprüden Görünüş oldukça durağan bir tekst. Miller’in oyunlarında sıkça vurguladığı Amerikan rüyası teması bu oyunda daha da ön plana çıkmış. İyi ve düzgün bir liman işçisi olan Eddie’nin herkesten sakladığı şeyin ellerinin arasından kayıp gitme ihtimali doğduğunda o ana kadar kabul etmediği duygular ve yarattığı domino etkiler bir bir yıkılmaya başlar. 

 

Pulitzer ödüllü Arthur Miller (Satıcının Ölümü; 1949) oyunlarında sıkça aile hikayeleri üzerinden toplumsal bir hesaplaşma içerisindedir. Çağın en önemli toplumsal, siyasi ve ahlaki sorunlarına eğilen Miller’in ideal birey kavramını yaşadığı dönemi, aileyi ve toplumu da içine katarak onun dönüşümlerini çok katmanlı bir şekilde ele alır. Tıpkı bu oyunda olduğu gibi. Miller, Eddie üzerinden toplumsal bir hesaplaşmaya gider. Ahlak, siyaset, aile kavramları ele alınır. Köprüden Görünüş idealist bir birey olan Eddie’nin hikayesini konu ederken onu insan yapan tüm duyguları kamuoyunda gözler önüne serer.

 

Metin üzerinden ilerleyen oyunun durağan olması oyuncuların performansıyla doğrudan ilişkili olmasına karşın izlemeye başladığımız ilk 10 dakikadan itibaren finali hakkında fikir sahibi olmamızı ne yazık ki engelleyememiş. Bu noktada Hira Tekindor’un sade yönetimi metne sadık kalmasından kaynaklanıyor olsa da oyuncuların performans anlamında hakkını da yememek lazım. Yine oyunun anlaşılır olması gereksiz uzamalardan kaçınıldığının da hakkını teslim etmek gerekir. 

 

Şüphesiz eylemden çok iç tempolarla ilerleye bu tür metinlerde seyircinin algısını nasıl diri tutarız üzerine belki biraz daha düşülebilirdi reji anlamında. Çok sade bir dekor, soft geçişler ve durağan bir metinle karşı karşıyayken ister istemez form bozulmadan daha fazla atraksiyon, ters köşeler gibi kimi illüzyonlar beklerdim bir seyirci olarak. 

 

Oyunun sahne tasarımını üstlenen Zerrin Tekindor bana kalırsa oyunda hayati bir rol üstlenmiş. Bol geçişli, değişimli oyunu tek dekorla üstelik sanatsal bir estetik katarak rahatlamasını sağlamış. Kemal Yiğitcan’ın dekorla birlikte sade ve yine soft geçişleri özellikle kendini ikinci planda tutmak istercesine oyunun gizli kahramanı olmuş. 

 

Yine oyunda öne çıkan müzikler hem yaşanan dönemin tanığı olmamıza hem oynanan o sahnenin daha net algılanmasına olanak sağlamış. Orhan Enes Kuzu bir orkestrayı yönetir gibi sahnelere olan hakimiyetiyle çıkarmak istediği temayı ön planda tutmuş. 

 

Bülent İnal’ın oyun boyunca ruh değişimleri o kadar yumuşak (insani boyutlarda) geçiyor ki izlerken gerçek dünyada bir insan samimiyetinden çok daha fazla şey buluyorsunuz. Bu kadar sade bir oyunculukla gerçek bir Eddie profili yarattığına tanık oluyorsunuz. Tek sıkıntı sanki her duyguda aynı ses tonuyla konuşuyormuş gibi gelmesiydi. 

 

Oyunun bana kalırsa gizli kahramanı oyun boyunca tek saniye bile teklemeden, karakterinin duygusundan vazgeçmeyen, oyunculuğun şaşmaz ilkelerinden biri olan duru ve daha önemlisi “doğru” oyunculuğuyla bilinçli olarak ikinci planda kalmayı yeğleyen, izlerken hayran olduğum, benim kahramanım olan Aslı Yılmaz’ın oyunculuğuydu. 

 

Bülent İnal, Aslı Yılmaz, Nazlı Bulum, Kubilay Karslıoğlu, Aykut Akdere, Ercüment Acar, Sedat Bilenler ve Melih Pamukçu’dan oluşan güçlü kadro, ayakları yere sağlam basan, karakterin ne istediğini bilen müthiş bir ekip olmuş. Sadece Ercüment Acar’ın metinde geçen “güçlü kuvvetli, iri yarı” söylemlerine uymadığını ve Kubilay Karslıoğlu’nun karakterini biraz karikatürize bulduğumu söyleyebilirim. 

 

Özetle, Oyun Atölyesi bu kez bir klasiği ele alarak evirip çevirmeden, gayet net derdini anlatabilen, sade, temiz, dipdiri bir oyunla seyircinin karşısına çıkıyor. 

 

 

 

 

 

HEPSİNİN HAYALİ AMA BİRİNİN TUTKUSU VARDI
Oyun Atölyesi, Arthur Miller’in, gerçek bir olaya dayanarak yazdığı
‘Köprüden Görünüş’ü sahneliyor. Hira Tekindor’un sahneye koyduğu bu
toplumsal suçlama, can acıtıcı kıskançlık ve göçmen dramı, sezonun en
iyilerinden.
‘Amerikan Rüyası’nı, insan ruhunun derinliklerinde gezinerek,
çoğunlukla aile içinde irdeleyen Arthur Miller, bireysel dramlar
anlatıyor gibi görünse de aslında çağının önemli ahlakı, siyasi ve
toplumsal olaylarına eğilir. Bu sezon Oyun Atölye’sinde perde açan ‘ A
View from the Bridge / Köprüden Görünüş’, yazarın Satıcının Ölümü,
Bedel, Bütün Oğullarım, oyunlarında olduğu gibi, insanın içini acıtan
bir toplumsal suçlama ve isyan barındırıyor. Hira Tekindor’un sahneye
koyduğu Köprüden Görünüş’ün çevirmeni, Gül Y. Yıldırım (başarılı bir
çeviri)
Amerika, en büyük göç dalgasını Birinci ve İkinci Dünya Savaşı’ndan
sonra, ekonomisi tamamen çöken Avrupa’dan aldı. Daha iyi bir hayat
yaşamak, para kazanmak amacıyla evlerini, ailelerini terk edip
‘Amerikan Rüyası’nın peşine takılanlar kendilerini bu kıtada buldu.
New York’un Harlem mahallesinde dünyaya gelen Miller de, babası
Macaristan’tan ABD’ye gelmiş bir göçmen çocuğuydu. Köprüden Görünüş,
İkinci Dünya Savaşı sonrasında, Sicilya’dan ABD’ye göçmek zorunda
kalmış kaçak işçilerin ve yanlarına sığındıkları ailenin, iyi niyetle
başlayan, giderek kıskançlık ve tutkunun göz göre felaketi hazırladığı
çağdaş bir tragedya.
Arthur Miller, 1987 yılında, ‘Köprüden Görünüş’ oyunu üzerine, BBC
kanalında yaptığı konuşmasında şunları söylemiş; Red Hook bölgesi ve
rıhtımı Brooklyn Köprüsü’nün tam altında yer almaktadır. O köprünün
üstünde gece gündüz akan o müthiş trafik beni her zaman çok
etkilemiştir; İnsanlar New York’un zengin mahallelerinden fakir
mahallelerine-ya da başka yerlerine- durmaksızın yolculuk ederler.
Köprünün üstünden geçerken, tam altlarında yaşanan bu Yunan
tragedyasının farkında değildir hiçbiri. Kimse düşünmez o mahallede ne
yaşandığını, bilmez kimse.”
Yazar oyunu, Vincent Longhi adındaki avukat arkadaşından dinlediği
gerçek bir olaya dayandırarak yazmış; Brooklyn’de İtalyan kökenli
Amerikalıların çoğunlukta olduğu Red Hook semtinin göçmen nüfusu,
ekmek peşinde koşarken, rüyalarını tüketip hayatın acımasız gerçeği
ile karşı karşıya kalırlar. Onlar için Özgürlükler ülkesi Amerika,
sadece köprünün altından gördüklerinden ibarettir. Tıpkı, bu semtte
yaşam kavgası veren liman işçisi Eddie Carbone gibi. Eddie, karısı
Beatrice, onun genç ve güzel yeğeni Catherine ile birlikte
yaşamaktadır. Evliliğindeki mutlu günler çoktan geride kalmış, onu
yaşama bağlayan, dinlendiren tek şey, üzerine titrediği, her zaman
gözünün önünde olmasını istediği yeğenidir. Beatrice’in iki kuzeni
Marco ve Rodolpho’nun, Sicilya’dan gelerek, onların evine
sığınmasıyla, monoton yaşamları altüst olur. Kaçak göçmenlerden, bekar
ve yakışıklı Rodolpho’nun Catherine’le aşk yaşaması, Eddie’nin
bastırdığı büyük tutkusunu gün ışığına çıkarır. Edde’nin, inatla,
gözünü kör eden tutkusunun peşinden gitmesi, çok büyük yaralar açacak,
onun ve aslında hepsinin trajik sonunu hazırlayacaktır.
İLK TİYATRO DENEYİMİ
Yine Oyun Atölye’sinde ‘Kim Korkar Hain Kurttan’ ile ilk yönetmenlik
deneyimini yaşayan Hira Tekindor, bu ikinci sınavında da başarılı
olmuş. Oyun hakkında hiçbir fikri olmayan seyirci bile yönetmenin
yarattığı atmosferden, olayların giderek tırmanacağını ve içinden
çıkılmaz bir hal alacağı sezebiliyor. Seyirci gelecek felaketi
bekliyor sanki. Genç Tekindor, çağdaş tragedya mantığında yazılmış
oyunu, o ruha sadık kalarak sahnelemiş. Olayların akıcılığını,
tragedyalardaki koro başına ve yazara ilham veren avukata gönderme
yapan, sağ duyunun sesi, Eddie’nin avukatı Alfieri sağlıyor. Sahnenin
neredeyse boş olması da yönetmene olanak tanıyor. Hani temiz iş derler
ya, aynen öyle bir iş çıkmış ortaya.
Sürpriz bir isim var kadroda; Adını televizyon dizileriyle duyuran
Bülent İnal, liman işçisi Eddie rolünde. Tiyatro kökenli olduğunu
bilmediğim için şaşırdım. Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar
Fakültesi Tiyatro Bölümü mezunuymuş. Yine şaşırdım. İnsan bu kadar iyi
bir tiyatro okulunu bitirir de, neden tiyatrodan bunca zaman uzak
kalır? Ailesinin tüm sorumluluğunu üstlenmiş, ayakta kalmak için hep
çalışmış, hep didinmiş, bedenen ve ruhen yıpranmış, eskimiş evliliğini
zoraki sürdürmüş, yeğenine duyduğu yasak aşkı ve tutkuyu bastırmış,
vicdanı ve sorumluluklarıyla hesaplaşan, dürüst ve ahlaklı Eddie’de
Bülent İnal’ı başarılı buldum. Güçlü kuvvetli olması gereken liman
işçisine fizik olarak yakışmış olsa da önce sert vurgularını, yüksek
perdeden konuşmasını yadırgadım. Ama çok geçmeden Eddie’nin böyle
olması gerektiğine beni ikna etti. Oyun ilerledikçe, ‘İyi ki bu rol
için onu seçmişler’ bile dedim. Bülent İnal’ın Eddie Carbone’si,
sezonun sürpriz performanslarından biri oldu benim için. Umarım geçici
bir heves değildir, tiyatroda kalıcı olur.
Eniştesinin koruması altında, büyümesine, ayakları üzerinde
durulmasına izin verilmediği için kendini tam olarak bulamamış, genç
ve güzel Catherine‘de Nazlı Bulum var. Hem fizik hem oyun tarzı olarak
bana Canan Ergüder’i hatırlattı. Yetenekli ve sahne sempatisi var.
Geçtiğimiz sezon ‘Tesir’ oyununda çok beğendiğim, bu rolle tiyatro
ödüllerini toplayan Aslı Yılmaz, kendi halinde, elinden kayıp giden
kocasıyla kızı gibi sevdiği yeğeni arasında kalmış, yaklaşmakta olan
tehlikenin farkında, çaresizce çırpınan Beatrice’i oynuyor. Olması
gerektiği gibi öne çıkmadan görevini yapıyor.
Olayları birbirine bağlayan, tragedyalardaki korobaşı görevini
üstlenen, Eddie’nin avukat Alfieri rolünde Kubilay Karslıoğlu,
ağırbaşlı yorumu ile oyunun denge unsuru. Fırsatlar ülkesinde fırsat
arayan, genç, yakışıklı, aklı havada, heyecan dolu ve Catherine’e aşık
olan Rodolpho’da, Aykut Akdere, yüksek tempolu bir oyunculuk
sergiliyor. Ailesine para göndermek için çalışan kaçak göçmen Marco’da
Ercüment Acar yönetmenin istediğini veriyor. Diğer rollerde, kadroya
ayak uyduran Sedat Bilenler (Tony) ve Melih Pamukçu’yu (Memur)
izliyoruz.
Köprüden Görünüş’ün sahne tasarımı, Zerrin Tekindor imzasını taşıyor.
Tablolarına bayıldığım için beni heyecanlandırdı. Köstüm tasarımı
belirtilmemiş ama benim gibi bu durumu merak edecekler için bir
açıklama var oyun dergisinde: Oyun Atölyesi’ne göre ‘Sahne Tasarımı’
terimi, hem dekor hem kostüm tasarımı öğelerini içeriyormuş. Soyut bir
dekor tercih edilmiş. Arkada bir kapı, iki tane de bank. Asıl dikkat
çeken ise, üzerinde belli belirsiz figürlerin yer aldığı renkli fon
perdesi. Zerrin Tekindor ressamlığını konuşturmuş. Sanki köprünün
üstünde, göçmenlere çok uzaklardaki başka dünyalar var karşımızda…
Kostümlere gelince… Eddie’nin kostümü dışındakileri pek beğenmedim.
Hep aynı zevksiz elbiseyle dolaşan yoksul işçi karısı Beatrice’in evde
neden yeşil topuklu ayakkabı giydiğini ise anlayamadım! Köprüden
Görünüş’ün müzik ve ışık tasarımında da iki marka isim, Orhan Enes
Kuzu ve Kemal Yiğitcan var.
Arthur Miller’in Köprüden Görünüş oyununu, sezonun izlenmesi
gerekenleri listesine kaydedebilirsiniz…
RENGİN UZ
dirensanat.com

Rengin Uz, www.dirensanat.com, 29.12.2015

 


HEPSİNİN HAYALİ AMA BİRİNİN TUTKUSU VARDI

 

Oyun Atölyesi, Arthur Miller’in, gerçek bir olaya dayanarak yazdığı

‘Köprüden Görünüş’ü sahneliyor. Hira Tekindor’un sahneye koyduğu bu

toplumsal suçlama, can acıtıcı kıskançlık ve göçmen dramı, sezonun en

iyilerinden.

 

‘Amerikan Rüyası’nı, insan ruhunun derinliklerinde gezinerek,

çoğunlukla aile içinde irdeleyen Arthur Miller, bireysel dramlar

anlatıyor gibi görünse de aslında çağının önemli ahlakı, siyasi ve

toplumsal olaylarına eğilir. Bu sezon Oyun Atölye’sinde perde açan ‘ A

View from the Bridge / Köprüden Görünüş’, yazarın Satıcının Ölümü,

Bedel, Bütün Oğullarım, oyunlarında olduğu gibi, insanın içini acıtan

bir toplumsal suçlama ve isyan barındırıyor. Hira Tekindor’un sahneye

koyduğu Köprüden Görünüş’ün çevirmeni, Gül Y. Yıldırım (başarılı bir

çeviri)

 

Amerika, en büyük göç dalgasını Birinci ve İkinci Dünya Savaşı’ndan

sonra, ekonomisi tamamen çöken Avrupa’dan aldı. Daha iyi bir hayat

yaşamak, para kazanmak amacıyla evlerini, ailelerini terk edip

‘Amerikan Rüyası’nın peşine takılanlar kendilerini bu kıtada buldu.

New York’un Harlem mahallesinde dünyaya gelen Miller de, babası

Macaristan’tan ABD’ye gelmiş bir göçmen çocuğuydu. Köprüden Görünüş,

İkinci Dünya Savaşı sonrasında, Sicilya’dan ABD’ye göçmek zorunda

kalmış kaçak işçilerin ve yanlarına sığındıkları ailenin, iyi niyetle

başlayan, giderek kıskançlık ve tutkunun göz göre felaketi hazırladığı

çağdaş bir tragedya.

 

Arthur Miller, 1987 yılında, ‘Köprüden Görünüş’ oyunu üzerine, BBC

kanalında yaptığı konuşmasında şunları söylemiş; Red Hook bölgesi ve

rıhtımı Brooklyn Köprüsü’nün tam altında yer almaktadır. O köprünün

üstünde gece gündüz akan o müthiş trafik beni her zaman çok

etkilemiştir; İnsanlar New York’un zengin mahallelerinden fakir

mahallelerine-ya da başka yerlerine- durmaksızın yolculuk ederler.

Köprünün üstünden geçerken, tam altlarında yaşanan bu Yunan

tragedyasının farkında değildir hiçbiri. Kimse düşünmez o mahallede ne

yaşandığını, bilmez kimse.”

 

Yazar oyunu, Vincent Longhi adındaki avukat arkadaşından dinlediği

gerçek bir olaya dayandırarak yazmış; Brooklyn’de İtalyan kökenli

Amerikalıların çoğunlukta olduğu Red Hook semtinin göçmen nüfusu,

ekmek peşinde koşarken, rüyalarını tüketip hayatın acımasız gerçeği

ile karşı karşıya kalırlar. Onlar için Özgürlükler ülkesi Amerika,

sadece köprünün altından gördüklerinden ibarettir. Tıpkı, bu semtte

yaşam kavgası veren liman işçisi Eddie Carbone gibi. Eddie, karısı

Beatrice, onun genç ve güzel yeğeni Catherine ile birlikte

yaşamaktadır. Evliliğindeki mutlu günler çoktan geride kalmış, onu

yaşama bağlayan, dinlendiren tek şey, üzerine titrediği, her zaman

gözünün önünde olmasını istediği yeğenidir. Beatrice’in iki kuzeni

Marco ve Rodolpho’nun, Sicilya’dan gelerek, onların evine

sığınmasıyla, monoton yaşamları altüst olur. Kaçak göçmenlerden, bekar

ve yakışıklı Rodolpho’nun Catherine’le aşk yaşaması, Eddie’nin

bastırdığı büyük tutkusunu gün ışığına çıkarır. Edde’nin, inatla,

gözünü kör eden tutkusunun peşinden gitmesi, çok büyük yaralar açacak,

onun ve aslında hepsinin trajik sonunu hazırlayacaktır.

 

İLK TİYATRO DENEYİMİ

 

Yine Oyun Atölye’sinde ‘Kim Korkar Hain Kurttan’ ile ilk yönetmenlik

deneyimini yaşayan Hira Tekindor, bu ikinci sınavında da başarılı

olmuş. Oyun hakkında hiçbir fikri olmayan seyirci bile yönetmenin

yarattığı atmosferden, olayların giderek tırmanacağını ve içinden

çıkılmaz bir hal alacağı sezebiliyor. Seyirci gelecek felaketi

bekliyor sanki. Genç Tekindor, çağdaş tragedya mantığında yazılmış

oyunu, o ruha sadık kalarak sahnelemiş. Olayların akıcılığını,

tragedyalardaki koro başına ve yazara ilham veren avukata gönderme

yapan, sağ duyunun sesi, Eddie’nin avukatı Alfieri sağlıyor. Sahnenin

neredeyse boş olması da yönetmene olanak tanıyor. Hani temiz iş derler

ya, aynen öyle bir iş çıkmış ortaya.

 

Sürpriz bir isim var kadroda; Adını televizyon dizileriyle duyuran

Bülent İnal, liman işçisi Eddie rolünde. Tiyatro kökenli olduğunu

bilmediğim için şaşırdım. Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar

Fakültesi Tiyatro Bölümü mezunuymuş. Yine şaşırdım. İnsan bu kadar iyi

bir tiyatro okulunu bitirir de, neden tiyatrodan bunca zaman uzak

kalır? Ailesinin tüm sorumluluğunu üstlenmiş, ayakta kalmak için hep

çalışmış, hep didinmiş, bedenen ve ruhen yıpranmış, eskimiş evliliğini

zoraki sürdürmüş, yeğenine duyduğu yasak aşkı ve tutkuyu bastırmış,

vicdanı ve sorumluluklarıyla hesaplaşan, dürüst ve ahlaklı Eddie’de

Bülent İnal’ı başarılı buldum. Güçlü kuvvetli olması gereken liman

işçisine fizik olarak yakışmış olsa da önce sert vurgularını, yüksek

perdeden konuşmasını yadırgadım. Ama çok geçmeden Eddie’nin böyle

olması gerektiğine beni ikna etti. Oyun ilerledikçe, ‘İyi ki bu rol

için onu seçmişler’ bile dedim. Bülent İnal’ın Eddie Carbone’si,

sezonun sürpriz performanslarından biri oldu benim için. Umarım geçici

bir heves değildir, tiyatroda kalıcı olur.

 

Eniştesinin koruması altında, büyümesine, ayakları üzerinde

durulmasına izin verilmediği için kendini tam olarak bulamamış, genç

ve güzel Catherine‘de Nazlı Bulum var. Hem fizik hem oyun tarzı olarak

bana Canan Ergüder’i hatırlattı. Yetenekli ve sahne sempatisi var.

Geçtiğimiz sezon ‘Tesir’ oyununda çok beğendiğim, bu rolle tiyatro

ödüllerini toplayan Aslı Yılmaz, kendi halinde, elinden kayıp giden

kocasıyla kızı gibi sevdiği yeğeni arasında kalmış, yaklaşmakta olan

tehlikenin farkında, çaresizce çırpınan Beatrice’i oynuyor. Olması

gerektiği gibi öne çıkmadan görevini yapıyor.

 

Olayları birbirine bağlayan, tragedyalardaki korobaşı görevini

üstlenen, Eddie’nin avukat Alfieri rolünde Kubilay Karslıoğlu,

ağırbaşlı yorumu ile oyunun denge unsuru. Fırsatlar ülkesinde fırsat

arayan, genç, yakışıklı, aklı havada, heyecan dolu ve Catherine’e aşık

olan Rodolpho’da, Aykut Akdere, yüksek tempolu bir oyunculuk

sergiliyor. Ailesine para göndermek için çalışan kaçak göçmen Marco’da

Ercüment Acar yönetmenin istediğini veriyor. Diğer rollerde, kadroya

ayak uyduran Sedat Bilenler (Tony) ve Melih Pamukçu’yu (Memur)

izliyoruz.

 

Köprüden Görünüş’ün sahne tasarımı, Zerrin Tekindor imzasını taşıyor.

Tablolarına bayıldığım için beni heyecanlandırdı. Köstüm tasarımı

belirtilmemiş ama benim gibi bu durumu merak edecekler için bir

açıklama var oyun dergisinde: Oyun Atölyesi’ne göre ‘Sahne Tasarımı’

terimi, hem dekor hem kostüm tasarımı öğelerini içeriyormuş. Soyut bir

dekor tercih edilmiş. Arkada bir kapı, iki tane de bank. Asıl dikkat

çeken ise, üzerinde belli belirsiz figürlerin yer aldığı renkli fon

perdesi. Zerrin Tekindor ressamlığını konuşturmuş. Sanki köprünün

üstünde, göçmenlere çok uzaklardaki başka dünyalar var karşımızda…

Kostümlere gelince… Eddie’nin kostümü dışındakileri pek beğenmedim.

Hep aynı zevksiz elbiseyle dolaşan yoksul işçi karısı Beatrice’in evde

neden yeşil topuklu ayakkabı giydiğini ise anlayamadım! Köprüden

Görünüş’ün müzik ve ışık tasarımında da iki marka isim, Orhan Enes

Kuzu ve Kemal Yiğitcan var.

 

Arthur Miller’in Köprüden Görünüş oyununu, sezonun izlenmesi

gerekenleri listesine kaydedebilirsiniz…

 

 

 

 

 

Göç, aşk ve trajik son
Oyun Atölyesi’nin bu sezon sahneye koyduğu ‘Köprüden Görünüş’, Arthur Miller’ın klasikleşmiş eserine yeni ve hareketli bir yorum getiriyor. Hira Tekindor yönetiminde hazırlanan oyun, sezonun öne çıkanlarından olmaya aday.
Oyun Atölyesi 2015-2016 sezonunu Arthur Miller’ın ‘Köprüden Görünüş’ adlı oyunuyla açtı. 1960’larda Ankara Meydan Sahnesi’nde Semiramis Pekkan, Çetin Köroğlu, Kerem Yılmazer, Muhittin Yılmaz gibi isimlerden oluşan bir kadroyla, ‘Brooklyn Köprüsü’ başlığı altında sahnelenen oyun, orta yaşlı bir liman işçisi olan Eddie’nin, karısının genç yeğeni Catherine’e duyduğu hislere odaklanıyor. Arkaplanda ise 1950’lerin Amerika’sının sosyal yapısı, göçmenlik, aile ilişkileri, kişisel çatışmalar ve vicdan sorgulamalarına değiniliyor. Gül Yuyucu Yıldırım’ın çevirisiyle sahneye taşınan oyunu Hira Tekindor yönetiyor.
‘Köprüden Görünüş’ün merkezinde, ülkelerinde fakirlik ve açlıkla mücadele yolları tükendiğinde, ailelerini dahi geride bırakarak, İtalya’dan Amerika’ya göç eden bir grup insan var. Olaylar, o dönemde New York’taki İtalyan göçmenlerin yoğun olarak yaşadığı Brooklyn Köprüsü civarlarında geçiyor. Ülkeye kaçak yollarla giren bir abi-kardeş, teyze Beatrice, enişte Eddie ve genç yeğenleri Catherine’den oluşan çekirdek ailenin ortasına bomba gibi düşer. Önce neşe getirdikleri bu evde, dönüşü olmayan olayları da ateşlerler. Eddie’nin zamanla serpilerek güzelleşen yeğeni Catherine’e duyduğu zaaf, genç kadının hayalleri ve heyecanları, evlerine sığınan yakışıklı ve enerjik Rodolpho’ya duyduğu hayranlık, ikili arasında alevlenen aşk, kıskançlık, kin, intikam ve trajik bir ölüm...
Yönetmen Hira Tekindor, tam da Artur Miller’ın tercih edeceği gibi, her türlü süsten arındırılmış, hikâye dışında hiçbir şeyi ön plana çıkarmayan bir atmosfer yaratmaya çalışmış. Dekorun sadeliği, izleyicinin olay örgüsüne odaklanmasını kolaylaştıran bir unsur olmuş.
Temsilin en önemli bileşenlerinden biri, başlangıçtan son âna kadar izleyiciyi yalnız bırakmayan müzik. Yönetmenin bir önceki oyunu ‘Kim Korkar Hain Kurttan’ın da müziklerini yapan Orhan Enes Kuzu, yaptığı düzenlemelerle, oyunun sinematografik özelliklerine katkıda bulunmuş.
Televizyondan tiyatro sahnesine
Kadroda, Bülent İnal hariç, televizyon izleyicisi tarafından pek tanınmayan isimler var. İnal, tiyatro sahnesine ilk kez çıktığı halde, Eddie Carbone karakteriyle, ‘tiyatroya izleyici çeken ünlü oyuncu’ görevinden çok daha fazlasını yapıyor. Özellikle ilk sahnelerde ses kullanımının durağanlığı, “Ben tiyatro yapıyorum” tavrıyla konuşması ve karakterine yakışmayan birtakım repliklerle oyunculuğuna dair soru işaretleri oluştursa da, ikinci yarıda tempo arttıkça, baştaki ‘deneyimsiz sahne oyuncusu’ izleniminden eser kalmıyor.
Geçen sezon ‘Tesir’deki performansıyla ve aldığı ödüllerle tiyatro izleyicisinin dikkatini çeken Aslı Yılmaz, bu oyunda Beatrice rolünde. Yılmaz, performansıyla bu role uygun olduğunu kanıtlıyor. En iyi iki performans ise Catherine ve Rodol- pho karakterlerini canlandıran Nazlı Bulum ve Aykut Akdere’ye ait. Oyuna hâkim olan psikolojik dramın merkezine bağlı kalarak, izleyiciyi güldürmeyi başaran karakterler de onlar.
Metni birtakım ufak revizyonlarla, kasvetli ruhundan ve saf dram olmaktan kurtaran yönetmen Hira Tekindor’u da unutmayalım. Tekindor’un bu tarzı, klasik eserlerin çok sayıda izleyiciyle buluşması açısından dikkate değer. Kısa filmleriyle ödüller alan, uzun metraj film yapma planlarından söz eden Tekindor, ‘Köprüden Görünüş’te, izleyiciye üstün görsel ve işitsel destekli, film tadında bir temsil sunuyor. 110 dakika süren iki perdelik oyun, sezonun en çok ses getirenlerinden olmaya aday.

Onur Şimşek, Agos, 24.10.2015

 

Göç, aşk ve trajik son

 

Oyun Atölyesi’nin bu sezon sahneye koyduğu ‘Köprüden Görünüş’, Arthur Miller’ın klasikleşmiş eserine yeni ve hareketli bir yorum getiriyor. Hira Tekindor yönetiminde hazırlanan oyun, sezonun öne çıkanlarından olmaya aday.

 

Oyun Atölyesi 2015-2016 sezonunu Arthur Miller’ın ‘Köprüden Görünüş’ adlı oyunuyla açtı. 1960’larda Ankara Meydan Sahnesi’nde Semiramis Pekkan, Çetin Köroğlu, Kerem Yılmazer, Muhittin Yılmaz gibi isimlerden oluşan bir kadroyla, ‘Brooklyn Köprüsü’ başlığı altında sahnelenen oyun, orta yaşlı bir liman işçisi olan Eddie’nin, karısının genç yeğeni Catherine’e duyduğu hislere odaklanıyor. Arkaplanda ise 1950’lerin Amerika’sının sosyal yapısı, göçmenlik, aile ilişkileri, kişisel çatışmalar ve vicdan sorgulamalarına değiniliyor. Gül Yuyucu Yıldırım’ın çevirisiyle sahneye taşınan oyunu Hira Tekindor yönetiyor.

 

‘Köprüden Görünüş’ün merkezinde, ülkelerinde fakirlik ve açlıkla mücadele yolları tükendiğinde, ailelerini dahi geride bırakarak, İtalya’dan Amerika’ya göç eden bir grup insan var. Olaylar, o dönemde New York’taki İtalyan göçmenlerin yoğun olarak yaşadığı Brooklyn Köprüsü civarlarında geçiyor. Ülkeye kaçak yollarla giren bir abi-kardeş, teyze Beatrice, enişte Eddie ve genç yeğenleri Catherine’den oluşan çekirdek ailenin ortasına bomba gibi düşer. Önce neşe getirdikleri bu evde, dönüşü olmayan olayları da ateşlerler. Eddie’nin zamanla serpilerek güzelleşen yeğeni Catherine’e duyduğu zaaf, genç kadının hayalleri ve heyecanları, evlerine sığınan yakışıklı ve enerjik Rodolpho’ya duyduğu hayranlık, ikili arasında alevlenen aşk, kıskançlık, kin, intikam ve trajik bir ölüm...

 

Yönetmen Hira Tekindor, tam da Artur Miller’ın tercih edeceği gibi, her türlü süsten arındırılmış, hikâye dışında hiçbir şeyi ön plana çıkarmayan bir atmosfer yaratmaya çalışmış. Dekorun sadeliği, izleyicinin olay örgüsüne odaklanmasını kolaylaştıran bir unsur olmuş.

 

Temsilin en önemli bileşenlerinden biri, başlangıçtan son âna kadar izleyiciyi yalnız bırakmayan müzik. Yönetmenin bir önceki oyunu ‘Kim Korkar Hain Kurttan’ın da müziklerini yapan Orhan Enes Kuzu, yaptığı düzenlemelerle, oyunun sinematografik özelliklerine katkıda bulunmuş.

 

Televizyondan tiyatro sahnesine

 

Kadroda, Bülent İnal hariç, televizyon izleyicisi tarafından pek tanınmayan isimler var. İnal, tiyatro sahnesine ilk kez çıktığı halde, Eddie Carbone karakteriyle, ‘tiyatroya izleyici çeken ünlü oyuncu’ görevinden çok daha fazlasını yapıyor. Özellikle ilk sahnelerde ses kullanımının durağanlığı, “Ben tiyatro yapıyorum” tavrıyla konuşması ve karakterine yakışmayan birtakım repliklerle oyunculuğuna dair soru işaretleri oluştursa da, ikinci yarıda tempo arttıkça, baştaki ‘deneyimsiz sahne oyuncusu’ izleniminden eser kalmıyor.

 

Geçen sezon ‘Tesir’deki performansıyla ve aldığı ödüllerle tiyatro izleyicisinin dikkatini çeken Aslı Yılmaz, bu oyunda Beatrice rolünde. Yılmaz, performansıyla bu role uygun olduğunu kanıtlıyor. En iyi iki performans ise Catherine ve Rodol- pho karakterlerini canlandıran Nazlı Bulum ve Aykut Akdere’ye ait. Oyuna hâkim olan psikolojik dramın merkezine bağlı kalarak, izleyiciyi güldürmeyi başaran karakterler de onlar.

 

Metni birtakım ufak revizyonlarla, kasvetli ruhundan ve saf dram olmaktan kurtaran yönetmen Hira Tekindor’u da unutmayalım. Tekindor’un bu tarzı, klasik eserlerin çok sayıda izleyiciyle buluşması açısından dikkate değer. Kısa filmleriyle ödüller alan, uzun metraj film yapma planlarından söz eden Tekindor, ‘Köprüden Görünüş’te, izleyiciye üstün görsel ve işitsel destekli, film tadında bir temsil sunuyor. 110 dakika süren iki perdelik oyun, sezonun en çok ses getirenlerinden olmaya aday.

 

 

 

Oyun Atölyesi yeni dönem tiyatro sezonuna dünyaca ünlü Amerikalı yazar Arthur MİLLER’IN ‘Köprüden Görünüş’ adlı oyunuyla başladı. Haluk Bilginer’in sanat yönetmenliğinde her zaman yeni başlangıçları kendisine hedef yapan grup, birbirinden yetenekli oyuncularla sürdürdüğü teatral macerasını farklı konularla harmanlayıp seyircisine sunuyor. Genç isim Hira Tekindor’un yönetmen koltuğuna oturduğu gösteride sahnede Bülent İnal, Aslı Yılmaz, Nazlı Bulum, Kubilay Karslıoğlu, Aykut Akdere, Ercüment Acar, Sedat Bilenler ve Melih Pamukçu görev alıyor. Orhan Enes Kuzu’nun etkili müzik tasarımı ile bir Amerikan rüyasının realist öyküsünü anlatan topluluğun başarılı çıkışı, ‘Köprüden Görünüş’ü sezonun ‘en iyi’ gösterilerinden birisine dönüştürmüş. Tabi burada Arthur Miller gibi yazarın etkili kalemini unutmamalıyız.
Sosyalizme ilgi duymakla suçlanarak 1950’li yıllarda senatör McCarthy tarafından Amerikan Karşıtı Faaliyetleri İzleme Komitesi’nde yargılanan Miller, sırf bu olayları yatıştırmak, Amerikan hükümetine ‘sosyalist’ olmadığını inandırmak için dönemin seksi kadın oyuncusu Marilyn Monroe ile zoraki evlenmiş, sonucunda kendi ülkesinde özgürce (!) yazılarını yazmayı sürdürmüştür. Yazdıklarımın konuyla pek alakalı olmadığını düşünebilirsiniz; ama ‘Köprüden Görünüş’ oyunu yazarın sosyalist bakış açısından çıkan etkili bir psikolojik dram! İşçi Eddie’ nin dünyasından Amerika’da yaşanılan yoksulluğa uzanan konu, İtalya’dan kaçak yolla ABD’nin yolunu tutan bir grup fakir göçmenin Eddie ile aynı evde karşılaşmasını, bu karşılaşma sonucunda dürüst liman işçisinin elinde büyüyen genç bir kıza karşı bastırılmış duygularının açığa çıkmasını anlatır. Her ne kadar ortada ‘aykırı aşk’ konusu varmış gibi gözükse de, Eddie ve ailesinin Red Hool bölgesi rıhtımında yaşadığı hayat kavgası pembe rüyalarla süslü ‘Amerikan Hayalinin’ ne derece sahte olgulardan oluştuğunu bizlere gösteriyor. Brooklyn Köprüsü’nün hemen altındaki fakir semtte gelişen olayları izlerken yoksullarla zenginlerin yaşam standartları zihnimizde büyük şimşeklerin çakmasına neden oluyor. Miller’ın anlatımına bakarak şunu rahatlıkla söyleyebiliriz; göçmenlerin rahat yaşamak umuduyla göç ettikleri batı toprakları kendi içinde çok büyük yoksul trajedileri barındırmakta!
Hira Tekindor’ un, Eddie ile Beatrice’ in görünüşte mutlu giden evliliklerini çok detaylandırmadan İtalyan göçmen kardeşler Marco ve Rodolpho’ nun yaşadıklarına ulaşması oyunun özüne uygun bir yaklaşım olmuş. Eddie, evinde büyüyen karısının yeğeni Catherine’a karşı beslediği aşkla büyük çatışmaların oluşmasına neden olurken, anlatıcı unsurunun sayesinde bu yasak aşk izleyicinin belleğinde şaşırtıcı noktalara ulaşıyor. Sahneye gelen anlatıcı Alfieri, Eddie’nin avukatı. Yaşanıp biten olayları sil baştan aktaran avukat araya katılan duygusal yaklaşımlarla konunun sürükleyici olmasını sağlıyor. Bir solukta akıp giden olaylar silsilesine bakarak Eddie’ nin dünyasını sorguluyor, yoksul evi ayakta tutmaya çalışan Beatrice’ in çırpınışlarını anlıyoruz. Burada Beatrice karakterini olayın kilidi haline getiren Tekindor, Catherine’a karşı bastırdığı aşkı açığa çıkaran Eddie’yi ‘suçlu-suçsuz’ sorgusunun dışında tutmuş. Kaçak göçmen Rodolpho ile evlilik hazırlıkları yapan genç kıza içindeki aşkı belli eden işçi Eddie bundan ne kadar pişmanlık duysa da, kalbindeki duygulara yenik düşüp kendi sonunu hazırlamış. Yönetmenin sahne geçişlerini hızlandırmak için soyut dekor kullanması, oyuncuları fazlaca gerçekçi biçimde oyunun içine yerleştirmesi gösterinin başarısının açık kanıtı! Tüm bunlarla beraber oyuncu seçimlerindeki doğru yaklaşım Hira Tekindor’u oyunda birkaç adım öne çıkaran ayrıntı.
Bülent İnal’ın ‘Eddie’nin fakir dünyasını oynarken karakterine karşı özellikle sert yorum sunması çok doğru bir yaklaşım. Konunun en önemli açmazı olan ‘yasak aşk’ olgusunun her alanda tüm olaylara hakim olduğunu düşünürsek, oyuncunun katı tutum içinde Eddie’ye gerçekçi noktadan eğildiğini söyleyebilirim. Özellikle bastırılmış duyguların patladığı sahnelerde İnal’ın oyunculuğu seyirciyi büyülüyor. Beatrice’de Aslı Yılmaz’ın çaresiz çırpınışlarına tanık olup, oyundaki tek duygusal görüntünün oyuncunun rol yeteneği sayesinde belleklere kazındığı aşikar. Catherin karakterinin Nazlı Bulum’la önemli bir yerde durduğunu düşünüyorum. Genç oyuncunun başarılı grafiği ‘rol psikolojisini’ iyi çözümlemesinden geliyor. Catherin’in Beraber büyüdüğü insanı ‘baba’ olarak görecekken yaşadığı inanılmaz şok dalgasını oyuncu çok iyi karşılıyor. Rodolpho’da Aykut Akdere’nin ‘yakışıklı ve çıkarcı İtalyan’ betimlemesi dört dörtlük!
Hira Tekindor’un genç bakış açısında muhteşem şekilde yoğrulan Arthur Miller, günümüz dünyasında gizli gizli yaşanan Freudyen bir öykü üzerinden işçi sınıfının hayatına ayna tutmuş. Oyun Atölyesi sağlam kadrosuyla yazarın anlatmak istediğini eksiksiz ortaya koyuyor!

Yaşam Kaya, www.tiyatronline.com, 19.10.2015

 

Arthur Miller'ın köprüsünden gerçek bir Amerikan masalı!

 

Oyun Atölyesi yeni dönem tiyatro sezonuna dünyaca ünlü Amerikalı yazar Arthur MİLLER’IN ‘Köprüden Görünüş’ adlı oyunuyla başladı. Haluk Bilginer’in sanat yönetmenliğinde her zaman yeni başlangıçları kendisine hedef yapan grup, birbirinden yetenekli oyuncularla sürdürdüğü teatral macerasını farklı konularla harmanlayıp seyircisine sunuyor. Genç isim Hira Tekindor’un yönetmen koltuğuna oturduğu gösteride sahnede Bülent İnal, Aslı Yılmaz, Nazlı Bulum, Kubilay Karslıoğlu, Aykut Akdere, Ercüment Acar, Sedat Bilenler ve Melih Pamukçu görev alıyor. Orhan Enes Kuzu’nun etkili müzik tasarımı ile bir Amerikan rüyasının realist öyküsünü anlatan topluluğun başarılı çıkışı, ‘Köprüden Görünüş’ü sezonun ‘en iyi’ gösterilerinden birisine dönüştürmüş. Tabi burada Arthur Miller gibi yazarın etkili kalemini unutmamalıyız.

 

Sosyalizme ilgi duymakla suçlanarak 1950’li yıllarda senatör McCarthy tarafından Amerikan Karşıtı Faaliyetleri İzleme Komitesi’nde yargılanan Miller, sırf bu olayları yatıştırmak, Amerikan hükümetine ‘sosyalist’ olmadığını inandırmak için dönemin seksi kadın oyuncusu Marilyn Monroe ile zoraki evlenmiş, sonucunda kendi ülkesinde özgürce (!) yazılarını yazmayı sürdürmüştür. Yazdıklarımın konuyla pek alakalı olmadığını düşünebilirsiniz; ama ‘Köprüden Görünüş’ oyunu yazarın sosyalist bakış açısından çıkan etkili bir psikolojik dram! İşçi Eddie’ nin dünyasından Amerika’da yaşanılan yoksulluğa uzanan konu, İtalya’dan kaçak yolla ABD’nin yolunu tutan bir grup fakir göçmenin Eddie ile aynı evde karşılaşmasını, bu karşılaşma sonucunda dürüst liman işçisinin elinde büyüyen genç bir kıza karşı bastırılmış duygularının açığa çıkmasını anlatır. Her ne kadar ortada ‘aykırı aşk’ konusu varmış gibi gözükse de, Eddie ve ailesinin Red Hool bölgesi rıhtımında yaşadığı hayat kavgası pembe rüyalarla süslü ‘Amerikan Hayalinin’ ne derece sahte olgulardan oluştuğunu bizlere gösteriyor. Brooklyn Köprüsü’nün hemen altındaki fakir semtte gelişen olayları izlerken yoksullarla zenginlerin yaşam standartları zihnimizde büyük şimşeklerin çakmasına neden oluyor. Miller’ın anlatımına bakarak şunu rahatlıkla söyleyebiliriz; göçmenlerin rahat yaşamak umuduyla göç ettikleri batı toprakları kendi içinde çok büyük yoksul trajedileri barındırmakta!

 

Hira Tekindor’ un, Eddie ile Beatrice’ in görünüşte mutlu giden evliliklerini çok detaylandırmadan İtalyan göçmen kardeşler Marco ve Rodolpho’ nun yaşadıklarına ulaşması oyunun özüne uygun bir yaklaşım olmuş. Eddie, evinde büyüyen karısının yeğeni Catherine’a karşı beslediği aşkla büyük çatışmaların oluşmasına neden olurken, anlatıcı unsurunun sayesinde bu yasak aşk izleyicinin belleğinde şaşırtıcı noktalara ulaşıyor. Sahneye gelen anlatıcı Alfieri, Eddie’nin avukatı. Yaşanıp biten olayları sil baştan aktaran avukat araya katılan duygusal yaklaşımlarla konunun sürükleyici olmasını sağlıyor. Bir solukta akıp giden olaylar silsilesine bakarak Eddie’ nin dünyasını sorguluyor, yoksul evi ayakta tutmaya çalışan Beatrice’ in çırpınışlarını anlıyoruz. Burada Beatrice karakterini olayın kilidi haline getiren Tekindor, Catherine’a karşı bastırdığı aşkı açığa çıkaran Eddie’yi ‘suçlu-suçsuz’ sorgusunun dışında tutmuş. Kaçak göçmen Rodolpho ile evlilik hazırlıkları yapan genç kıza içindeki aşkı belli eden işçi Eddie bundan ne kadar pişmanlık duysa da, kalbindeki duygulara yenik düşüp kendi sonunu hazırlamış. Yönetmenin sahne geçişlerini hızlandırmak için soyut dekor kullanması, oyuncuları fazlaca gerçekçi biçimde oyunun içine yerleştirmesi gösterinin başarısının açık kanıtı! Tüm bunlarla beraber oyuncu seçimlerindeki doğru yaklaşım Hira Tekindor’u oyunda birkaç adım öne çıkaran ayrıntı.

 

Bülent İnal’ın ‘Eddie’nin fakir dünyasını oynarken karakterine karşı özellikle sert yorum sunması çok doğru bir yaklaşım. Konunun en önemli açmazı olan ‘yasak aşk’ olgusunun her alanda tüm olaylara hakim olduğunu düşünürsek, oyuncunun katı tutum içinde Eddie’ye gerçekçi noktadan eğildiğini söyleyebilirim. Özellikle bastırılmış duyguların patladığı sahnelerde İnal’ın oyunculuğu seyirciyi büyülüyor. Beatrice’de Aslı Yılmaz’ın çaresiz çırpınışlarına tanık olup, oyundaki tek duygusal görüntünün oyuncunun rol yeteneği sayesinde belleklere kazındığı aşikar. Catherin karakterinin Nazlı Bulum’la önemli bir yerde durduğunu düşünüyorum. Genç oyuncunun başarılı grafiği ‘rol psikolojisini’ iyi çözümlemesinden geliyor. Catherin’in Beraber büyüdüğü insanı ‘baba’ olarak görecekken yaşadığı inanılmaz şok dalgasını oyuncu çok iyi karşılıyor. Rodolpho’da Aykut Akdere’nin ‘yakışıklı ve çıkarcı İtalyan’ betimlemesi dört dörtlük!

 

Hira Tekindor’un genç bakış açısında muhteşem şekilde yoğrulan Arthur Miller, günümüz dünyasında gizli gizli yaşanan Freudyen bir öykü üzerinden işçi sınıfının hayatına ayna tutmuş. Oyun Atölyesi sağlam kadrosuyla yazarın anlatmak istediğini eksiksiz ortaya koyuyor!

 

 

 

Son günlerde, hatta yıllarda izlediğim, beni en etkileyen, en çarpan oyundu, Köprüden Görünüş.. 
Perde kapandığında oyunda rol alan sekiz sanatçı yan yana selam verdiler seyirciye.. Alkış.. Kıyamet.. Bir daha selam.. Gene yan yana, gene birlikte. Perde defalarca açıldı, kapandı, hep yan yana, hep el ele..
Hani tiyatrolarda adet vardır. Tek sıra dizilirler ama, baş oyuncular teker teker öne çıkar alkış alırlar.. Ya da hepsi kaybolur, sonra birer birer sahneye gelirler, herkes kendi alkışını ayrı toplar.. Öylesi yok.. Dakikalar boyu alkış, defalarca perde açılıp kapanması, hep el ele, hep yan yana, hep birlikte..
Neden öyleydiler..
Çünkü başarının sırrı oydu..
Takım oyunu!..
İtiraf ederim o sekiz oyuncunun tümünü ilk defa izliyorum. İzlediğim varsa da hatrımda değil, unutmuşum..
Oyun Atölyesi'ne beni Haluk Bilginer'in adı götürdü. Arthur Miller'in bu müthiş oyununu, hiçbiri şöhret olmayan bir kadroya ve Hira Tekindor gibi, gencecik bir yönetmene emanet ettiği, ortaya 16 yıl emek verdiği tiyatrosunun adını koyduğu için, güvenerek, inanarak gittim, ama inanın böylesi bir başarıyı beklemiyordum..
Müthişti, muhteşemdi Köprüden Görünüş..
Arthur Miller bu oyununda, New York'un zengin Manhattan'ını, fakir Brooklyn'e bağlayan, üzerine şarkılar yazılan, filmler çekilen köprünün altında yaşayanları anlatır. Üstünden geçenlerin hiç farkında olmadıkları binlerce trajediden birini..
Orada İtalyan asıllı bir karı koca vardır. Bir de, kadının yeğeni yetim bir genç kız.. Gene kadının iki akrabası, İtalya'dan kaçak gelirler, New York'a.. Çalışıp para kazanacaklardır. O evde saklanacaklardır onlar da.
Gelenler iki kardeş.. Biri evli.. Öteki genç.. Amacı Amerika'da kalıp, Frank Sinatra olmak heveslerinde..
Evin babası.. Evde yaşayan genç kız.. Eve yerleşen genç erkek..
Kızla, delikanlı yakınlaşır. Baba çıldırır.. Neden?. Karısının yeğenine o da mı ilgi duymaktadır?. Genç adam kızı gerçekten sevmekte midir, yoksa onunla evlenip Amerikan vatandaşı olmanın peşinde midir?.
Arthur Miller nasıl haince işlemiş öyküyü.. Nasıl çarpıyor, nasıl dövüyor?.
Ama takım da nasıl oynuyor?. Miller'i müthiş çeviren Hira nasıl yönetmiş oyuncularını ve ne harika bir takım oyunu oynatmış onlara..
Tabii, Zerrin Tekindor'un, sergilerinde hayran kaldığım tabloları (Birisi şu an karşımda) gibi boyadığı dekor da rol çalmıyor değil.. Bence Zerrin oyun bitince o duvar dekorunu sergilemeli..
Gidin, mutlak gidin ve Bülent İnal (Harika), Aslı Yılmaz (Muhteşem) ve Nazlı Bulum (Olağanüstü) başta, Kubilay Karslıoğlu, Aykut Akdere, Ercüment Acar, Sedat Bilenler ve Melih Pamukçu'dan oluşan müthiş ekipten Arthur Miller'i izleyin ve tiyatroya doyun..
Bu arada erken ve aç gidin.. Tiyatro kulisinde Antrecafe diye fevkalade ambiyanslı, havalı, şirin, hoş, sıcak ve lezzetli bir yer de var. Hıncal Uluç, Sabah, 15.10.2015Hıncal Uluç, Sabah, 15.10.2015

Hıncal Uluç, Sabah, 15.10.2015

 

Bir müthiş oyun!..

 

Son günlerde, hatta yıllarda izlediğim, beni en etkileyen, en çarpan oyundu, Köprüden Görünüş.. 

Perde kapandığında oyunda rol alan sekiz sanatçı yan yana selam verdiler seyirciye.. Alkış.. Kıyamet.. Bir daha selam.. Gene yan yana, gene birlikte. Perde defalarca açıldı, kapandı, hep yan yana, hep el ele..

Hani tiyatrolarda adet vardır. Tek sıra dizilirler ama, baş oyuncular teker teker öne çıkar alkış alırlar.. Ya da hepsi kaybolur, sonra birer birer sahneye gelirler, herkes kendi alkışını ayrı toplar.. Öylesi yok.. Dakikalar boyu alkış, defalarca perde açılıp kapanması, hep el ele, hep yan yana, hep birlikte..

Neden öyleydiler..

Çünkü başarının sırrı oydu..

Takım oyunu!..

İtiraf ederim o sekiz oyuncunun tümünü ilk defa izliyorum. İzlediğim varsa da hatrımda değil, unutmuşum..

Oyun Atölyesi'ne beni Haluk Bilginer'in adı götürdü. Arthur Miller'in bu müthiş oyununu, hiçbiri şöhret olmayan bir kadroya ve Hira Tekindor gibi, gencecik bir yönetmene emanet ettiği, ortaya 16 yıl emek verdiği tiyatrosunun adını koyduğu için, güvenerek, inanarak gittim, ama inanın böylesi bir başarıyı beklemiyordum..

Müthişti, muhteşemdi Köprüden Görünüş..

Arthur Miller bu oyununda, New York'un zengin Manhattan'ını, fakir Brooklyn'e bağlayan, üzerine şarkılar yazılan, filmler çekilen köprünün altında yaşayanları anlatır. Üstünden geçenlerin hiç farkında olmadıkları binlerce trajediden birini..

Orada İtalyan asıllı bir karı koca vardır. Bir de, kadının yeğeni yetim bir genç kız.. Gene kadının iki akrabası, İtalya'dan kaçak gelirler, New York'a.. Çalışıp para kazanacaklardır. O evde saklanacaklardır onlar da.

Gelenler iki kardeş.. Biri evli.. Öteki genç.. Amacı Amerika'da kalıp, Frank Sinatra olmak heveslerinde..

Evin babası.. Evde yaşayan genç kız.. Eve yerleşen genç erkek..

Kızla, delikanlı yakınlaşır. Baba çıldırır.. Neden?. Karısının yeğenine o da mı ilgi duymaktadır?. Genç adam kızı gerçekten sevmekte midir, yoksa onunla evlenip Amerikan vatandaşı olmanın peşinde midir?.

Arthur Miller nasıl haince işlemiş öyküyü.. Nasıl çarpıyor, nasıl dövüyor?.

Ama takım da nasıl oynuyor?. Miller'i müthiş çeviren Hira nasıl yönetmiş oyuncularını ve ne harika bir takım oyunu oynatmış onlara..

Tabii, Zerrin Tekindor'un, sergilerinde hayran kaldığım tabloları (Birisi şu an karşımda) gibi boyadığı dekor da rol çalmıyor değil.. Bence Zerrin oyun bitince o duvar dekorunu sergilemeli..

Gidin, mutlak gidin ve Bülent İnal (Harika), Aslı Yılmaz (Muhteşem) ve Nazlı Bulum (Olağanüstü) başta, Kubilay Karslıoğlu, Aykut Akdere, Ercüment Acar, Sedat Bilenler ve Melih Pamukçu'dan oluşan müthiş ekipten Arthur Miller'i izleyin ve tiyatroya doyun..

Bu arada erken ve aç gidin.. Tiyatro kulisinde Antrecafe diye fevkalade ambiyanslı, havalı, şirin, hoş, sıcak ve lezzetli bir yer de var. 

 

 

 

Köprüden görünmeyen Amerikan rüyası…
Amerikalı yazar Arthur Miller'in ünlü oyunu Köprüden Görünüş, sezonun iddialı yapımlarından. Oyun Atölyesi'nin sahnelediği yapımda, eserin Eddie karakterini Bülent İnal canlandırıyor. Televizyondan aşina olduğumuz İnal'ın ilk tiyatro deneyimi görülmeye değer.
“Onu dinlediğimden çok gözlerinin içine baktım. Doğrusu ne konuştuğumuzu güçlükle hatırlıyorum ama bana baktığında odanın nasıl bir karanlığa gömüldüğünü hiçbir zaman unutmayacağım. Gözleri bir tünel gibiydi.”
Amerikalı oyun yazarı Arthur Miller'ın Köprüden Görünüş adlı eserinden akıllarda kalan en çarpıcı replik bu. En azından bahsi geçen kişiyi canlandıran oyuncunun Bülent İnal olduğu düşünüldüğünde… Oyun Atölyesi'nin yeni oyunu ‘Köprüden Görünüş'ün saplantılı karakteri Eddie'nin odayı karanlığa gömen bakışları İnal'da fazlasıyla mevcut çünkü. Dizilerden aşina olduğumuz İnal, oyunda  ‘tiyatro sahnesinde daha sık görürüz inşallah' dedirten bir performans sergiliyor. Hikâye ise göçmenlik, aşk, kıskançlık, tutku gibi konuların iç içe geçtiği bir dram.
Eddie, Brooklyn'de kendi halinde bir liman işçisidir. Hayatı ‘çok çalışıp evi döndürmekten' ibaret olan bu adamın çevresi tarafından bilinen özellikleri ise dürüst ve ahlaklı oluşudur. Fakat yıllar sonra bütün bu iyi hasletleri bir anda silinir gider. Eddie'nin herkesten hatta kendisinden bile sakladığı tutkusunu açığa çıkaran olaylar, İtalya'dan gelen uzak akrabanın, eşinin yeğenine âşık olması ile başlar. Çünkü Eddie de yeğen Catherine'e karşı karmaşık hisler beslemektedir. Eddie'nin, Catherine'e ‘büyüyeceğini hesap edemedim' sözleri ile belli belirsiz verdiği mesaj, genç kızın evden uçup gitme zamanı geldiğinde saplantıya dönüşür.
Aynı zamanda anlatıcı olan avukat rolündeki Alfieri (Kubilay Karslıoğlu) ete kemiğe bürünmüş bir vicdan gibidir Eddie için. Eddie'ye sürekli yanlış yolda olduğunu anlatmaya çalışır. Fakat tutkularının esiri olmuş bir adama ‘doğruyu anlatmak' yetmez.
Bu bir maharet mi bilinmez ama Köprüden Görünüş, ‘ben tiyatro eseriyim' diye bas bas bağıran yapımlardan değil. Arthur Miller'ın söylemek istediğini, lafı dolandırmadan veren berrak metnine, abartısız oyunculuklar –yeğen rolü için aynı şeyi demek çok mümkün olmasa da- ve sade bir dekor ile müzikler eklenince ortaya sinema tadında, izleyiciyi hiç sıkmadan oyunda tutan 110 dakikalık bir performans çıkmış.
Rüya kâbusa dönüşürken…
Köprüden Görünüş'ü, aşk-tutku-kıskançlık üçgeni ile örülü klasik bir dramdan ayıran şey oyunun isminde saklı. Olayın geçtiği semt, Brooklyn Köprüsü'nün altındaki Red Hook. Semtin varlığından sadece orada yaşayanlar haberdar. Bir de köprüden gelip geçenler biliyor. O da başlarını o yöne doğru çevirirlerse… Semtin nüfusunun çoğu Amerikan rüyasının peşinden gelen İtalyanlar. Sıradan Amerikalılar ise bu yeni misafirleri ya üçüncü sayfa haberlerinden ya da kulaktan kulağa dolaşan hikâyelerden tanıyor.
Köprüden Görünüş'ün iskeletini Miller'ın avukat bir arkadaşından dinlediği gerçek bir olay oluşturuyor. Rüyanın kâbusa dönüşmeye başlaması önce evlerin içinde hissediliyor. Tıpkı Eddie ile eşi Beatrice'in evliliğinde olduğu gibi. Buram buram bunalım kokan eve nefes aldıran yeğen Catherine'in (Nazlı Bulum) varlığı mühim o yüzden. Beatrice'in iki İtalyan akrabasının Brooklyn'e gelmesi ve bunlardan birinin Catherine'e âşık olması, yeğenin evdeki ‘mühim' varlığını tehlikeye atıyor. Ve Eddie'nin durağan hayatına hiç olmadığı kadar aksiyon geliyor. Keşke hiç gelmeseydi dedirten türde bir aksiyon… Sahnede gerçek bir hayat ve inandırıcı bir performans görmek isteyenler, ajandasına Oyun Atölyesi için bir tik atabilir.

Zeynep Kılıç, Zaman, 13.10.2015

 

Köprüden görünmeyen Amerikan rüyası…

 

Amerikalı yazar Arthur Miller'in ünlü oyunu Köprüden Görünüş, sezonun iddialı yapımlarından. Oyun Atölyesi'nin sahnelediği yapımda, eserin Eddie karakterini Bülent İnal canlandırıyor. Televizyondan aşina olduğumuz İnal'ın ilk tiyatro deneyimi görülmeye değer.

 

“Onu dinlediğimden çok gözlerinin içine baktım. Doğrusu ne konuştuğumuzu güçlükle hatırlıyorum ama bana baktığında odanın nasıl bir karanlığa gömüldüğünü hiçbir zaman unutmayacağım. Gözleri bir tünel gibiydi.”

 

Amerikalı oyun yazarı Arthur Miller'ın Köprüden Görünüş adlı eserinden akıllarda kalan en çarpıcı replik bu. En azından bahsi geçen kişiyi canlandıran oyuncunun Bülent İnal olduğu düşünüldüğünde… Oyun Atölyesi'nin yeni oyunu ‘Köprüden Görünüş'ün saplantılı karakteri Eddie'nin odayı karanlığa gömen bakışları İnal'da fazlasıyla mevcut çünkü. Dizilerden aşina olduğumuz İnal, oyunda  ‘tiyatro sahnesinde daha sık görürüz inşallah' dedirten bir performans sergiliyor. Hikâye ise göçmenlik, aşk, kıskançlık, tutku gibi konuların iç içe geçtiği bir dram.

 

Eddie, Brooklyn'de kendi halinde bir liman işçisidir. Hayatı ‘çok çalışıp evi döndürmekten' ibaret olan bu adamın çevresi tarafından bilinen özellikleri ise dürüst ve ahlaklı oluşudur. Fakat yıllar sonra bütün bu iyi hasletleri bir anda silinir gider. Eddie'nin herkesten hatta kendisinden bile sakladığı tutkusunu açığa çıkaran olaylar, İtalya'dan gelen uzak akrabanın, eşinin yeğenine âşık olması ile başlar. Çünkü Eddie de yeğen Catherine'e karşı karmaşık hisler beslemektedir. Eddie'nin, Catherine'e ‘büyüyeceğini hesap edemedim' sözleri ile belli belirsiz verdiği mesaj, genç kızın evden uçup gitme zamanı geldiğinde saplantıya dönüşür.

 

Aynı zamanda anlatıcı olan avukat rolündeki Alfieri (Kubilay Karslıoğlu) ete kemiğe bürünmüş bir vicdan gibidir Eddie için. Eddie'ye sürekli yanlış yolda olduğunu anlatmaya çalışır. Fakat tutkularının esiri olmuş bir adama ‘doğruyu anlatmak' yetmez.

 

Bu bir maharet mi bilinmez ama Köprüden Görünüş, ‘ben tiyatro eseriyim' diye bas bas bağıran yapımlardan değil. Arthur Miller'ın söylemek istediğini, lafı dolandırmadan veren berrak metnine, abartısız oyunculuklar –yeğen rolü için aynı şeyi demek çok mümkün olmasa da- ve sade bir dekor ile müzikler eklenince ortaya sinema tadında, izleyiciyi hiç sıkmadan oyunda tutan 110 dakikalık bir performans çıkmış.

 

Rüya kâbusa dönüşürken…

 

Köprüden Görünüş'ü, aşk-tutku-kıskançlık üçgeni ile örülü klasik bir dramdan ayıran şey oyunun isminde saklı. Olayın geçtiği semt, Brooklyn Köprüsü'nün altındaki Red Hook. Semtin varlığından sadece orada yaşayanlar haberdar. Bir de köprüden gelip geçenler biliyor. O da başlarını o yöne doğru çevirirlerse… Semtin nüfusunun çoğu Amerikan rüyasının peşinden gelen İtalyanlar. Sıradan Amerikalılar ise bu yeni misafirleri ya üçüncü sayfa haberlerinden ya da kulaktan kulağa dolaşan hikâyelerden tanıyor.

 

Köprüden Görünüş'ün iskeletini Miller'ın avukat bir arkadaşından dinlediği gerçek bir olay oluşturuyor. Rüyanın kâbusa dönüşmeye başlaması önce evlerin içinde hissediliyor. Tıpkı Eddie ile eşi Beatrice'in evliliğinde olduğu gibi. Buram buram bunalım kokan eve nefes aldıran yeğen Catherine'in (Nazlı Bulum) varlığı mühim o yüzden. Beatrice'in iki İtalyan akrabasının Brooklyn'e gelmesi ve bunlardan birinin Catherine'e âşık olması, yeğenin evdeki ‘mühim' varlığını tehlikeye atıyor. Ve Eddie'nin durağan hayatına hiç olmadığı kadar aksiyon geliyor. Keşke hiç gelmeseydi dedirten türde bir aksiyon… Sahnede gerçek bir hayat ve inandırıcı bir performans görmek isteyenler, ajandasına Oyun Atölyesi için bir tik atabilir.

 

 

 

Köprünün üstünden değil altından bakmak
Oyun Atölyesi, Arthur Miller’ın “Köprüden Görünüş” adlı oyunuyla çağdaş bir tragedya örneği sunuyor
KÖPRÜDEN GÖRÜNÜŞ-Yazan: Arthur Miller, Çeviren: Gül Y. Yıldırım, Yöneten: Hira Tekindor, Sahne Tasarımı: Zerrin Tekindor, Müzik: Orhan Enes Kuzu, Işık Tasarımı: Kemal Yiğitcan, Oynayanlar: Bülent İnal/ Aslı Yılmaz/ Nazlı Bulum/ Kubilay Karslıoğlu/ Aykut Akdere/ Ercüment Acar/ Sedat Bilenler/ Melih Pamukçu.
 
Amerika, Kristof Kolomb’dan bu yana göç alan bir kıta. Özellikle ABD’nin nüfusu büyük ölçüde o göçmenlerden oluşmuş. Ama en büyük göç dalgalarını Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarından sonra, harabeye dönen, ekonomisi çöken Avrupa’dan “Amerikan rüyası”na kapılıp gelenler oluşturuyor. Arthur Miller’ın “Köprüden Görünüş” adlı oyunu, İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki göçmenlerin 1950’lerdeki yaşamından bir kesit aktarıyor.
 
Brooklyn’de İtalyan kökenli Amerikalıların çoğunlukta olduğu Red Hook semti. Brooklyn Köprüsünün altında kalıyor. Köprüden Manhattan’a geçerken başınızı sola çevirirseniz görünen yer. New York şehrinin rıhtımında yer alan bu mahalle halkı, doğal olarak rıhtımda iş arıyor, rıhtımda iş buluyor, rıhtımda çalışıyor. Tıpkı Yenibosna’da ya da halk arasında Mavi Bidon mahallesi diye bilinen yörede veya Çatalca tarafındaki Arnavutköy’de yaşayanlar, nasıl çoğunlukla o yörede çalışıyor, çoğu denizi bile hiç görmeden yaşıyor ve İstanbul’la ilişkileri sadece köyden gelen mektup zarflarının üzerindeki  “İstanbul” ibaresiyle sınırlı kalıyorsa, Red Hook semtinin göçmen nüfusu da Amerika’yı o kadar tanıyor. Köprünün üstünden geçenler orada yaşayanların dramını ne kadar biliyorsa, onların görüp bildikleri Amerika da aşağıdan köprüye bakış noktasında tükeniyor. Zar zor bulunmuş işlerinden kovulma korkusuyla sinmiş insanlar, peşine takılıp geldikleri Amerikan rüyasının kâbusunu yaşıyor her gün. O sindirilmişlik, o eziklik içinde de, her gün tanık olduğumuz üçüncü sayfa haberlerinin kahramanları oluyorlar.  
 
Bülent İnal, ilk sahne deneyiminde Nazlı Bulum ve Aslı Yılmaz’la birlikte oynuyor.
 
Oyun
 
Arthur Miller, “Köprüden Görünüş”ü bir avukat arkadaşından dinlediği gerçek bir olaydan yola çıkarak yazmış. Oyuna bakışını, "Yazarken orijinal hikâyeye bağlı kalmaya çalıştım. Hikâyeyi duyduğumda beni etkileyen şey, çok net oluşu ve olayların nefes kesen bir sadelikte gelişmesiydi," diye açıklamış. Yaşamları cinsellik ve töreler temeline oturan Latin ırkından olanların basit hayat hikâyeleri de doğal olarak yazarı etkileyen netlikte ve sadelikte oluyor. Biz üçüncü sayfa okurları bu tür olaylara ne kadar alışıksak, McCarthy faşizminden geçmiş Arthur Miller’in entelektüel zihni için bir o kadar yadırgatıcı. Uygarlık farkı dediğimiz de bu işte. Oysa biz kadınların gün ortasında, yol ortasında defalarca bıçaklanarak öldürülmesini bile erkek onuruna bağlayıp hafifletici sebep diye gören bir ülkede yaşıyoruz. Başka ölülere neler yapıldığını bile kanıksıyoruz.   
 
Oyun Eddie Carbone ve ailesinin yaşadığı bir olaya düğümleniyor. Eddie limanda işçi. Vahşi kapitalizmin her şeyini ezip geçtiği koşullarda, elinde kala kala onuru kalmış. Onurunu korumak için göze alamayacağı şey yok. Beatrice’yle evli, ama üzerine ölü tozu serpilmiş bir evlilik bu. Karısının yeğeni Catherine de onlarla birlikte yaşıyor. Gencecik bir kız. Üstelik ayaklarının üstünde durmak gibi güçlü bir özlemi ve kişiliği var. Enişte ise onun çalışma isteğine sürekli karşı çıkıyor. Bunda töresel tutuculuk ağır bassa da, geri planda Eddie’nin kendisine bile itiraf etmediği tutkulu aşk yatıyor.
 
Büyük bir barış ve huzur içinde geçmese de yaşamları, bir biçimde idare edip gidiyorlar. Ta ki, Beatrice’nin iki kuzeni Marco ve Rodolpho fırsat ve kısmet aramak için Amerika’ya gelene kadar. Hem de kaçak göçmen olarak. Marco evli, çoluk çocuk sahibi. Rodolpho ise hem genç, hem bekâr, hem yakışıklı, hem ille de tuttuğunu kopartmak niyetinde. İşte o zaman işler karışıyor.
 
Oyunun Yorumu
 
Arthur Miller, oyunu çağdaş bir tragedya çerçevesi içine oturtmuş. Tragedyanın koro başı da (gerçek olayı yazara anlatan avukata gönderme olarak) avukat Alfieri. Oyunun başında kör kâhin gibi, olacakların ipucunu veriyor seyirciye. Oyun boyunca da araya girip olayların akışını bağlıyor.
 
Oyunu “Kim Korkar Hain Kurttan” adlı ilk yönetmenlik deneyimini başarıyla gerçekleştiren Hira Tekindor yönetmiş. Oyun düzenini de yazarı çok etkileyen o sadelik ve netlik üzerine kurmuş. Bu yaklaşım, ilk kez birlikte çalıştığı oyuncularla başarıyı yakalama fırsatını vermiş. Sahneyi de olabildiğince ekonomik kullanarak, farklı mekânlarda yer alan bölümlerin, oyun akışını aksatmamasını sağlamış. Hira Tekindor’un rejisi ölçülü, biçili, oyunu iyi okuyan, incelikli bir çalışma. Zerrin Tekindor’un sahne tasarımı da yönetmenin yaklaşımına olanak yaratıyor. Yalnızca iki bankın ve bir kapı boşluğunun yer aldığı dekorun tek derinliği ve renkliliği, zaman içinde gelmiş geçmiş göçmen dalgalarını çağrıştıran katmanlardan oluşmuş fon panosu.
 
 
Eddie’yi oynayan Bülent İnal, tiyatro öğrenimi görmüş olmasına karşın, bugüne kadar onu sadece TV ve sinema dallarında izledik. “Köprüden Görünüş” onun ilk sahne deneyimi. Biraz abartılı oynuyor. Özellikle sesini baştan sona yüksek kullanması, oyunun sonundaki kreşendo etkisini azaltıyor. Ama sağlam tiyatro öğrenimi, sahnede rahatlığını ve diğer oyuncularla uyumunu sağlıyor. Beatrice’de Aslı Yılmaz, Marco’da Ercüment Acar, Tony’de Sedat Bilenler ve memurda Melih Pamukçu, metinden kaynaklandığını sandığım iki boyutlu karakterlerin ötesine pek geçemiyorlar. Avukat Alfieri’yi oynayan Kubilay Karslıoğlu, deneyimli bir oyuncu olmanın rahatlığı içinde. Catherine’i oynayan Nazlı Bulum, fiziğiyle rolüne öylesine uyuyor ki, fazladan bir şey yapmasına gerek kalmıyor. Rodolpho’yu canlandıran Aykut Akdere, inandırıcı oyunuyla, oyunculuk kumaşının iyi olduğunu gösteriyor.
 
“Köprüden Görünüş” yeni tiyatro döneminin izlenilmesi gereken başarılı oyunlarından biri olarak öne çıkıyor.
 
Online Bilet: http://www.oyunatolyesi.com/online-bilet/koltuk-secimi 
Gişe Tel: 0216 345 39 39
 
 

Seçkin Selvi, Milliyet Sanat, 09.10.2015

 

Köprünün üstünden değil altından bakmak

 

Oyun Atölyesi, Arthur Miller’ın “Köprüden Görünüş” adlı oyunuyla çağdaş bir tragedya örneği sunuyor.

 

Amerika, Kristof Kolomb’dan bu yana göç alan bir kıta. Özellikle ABD’nin nüfusu büyük ölçüde o göçmenlerden oluşmuş. Ama en büyük göç dalgalarını Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarından sonra, harabeye dönen, ekonomisi çöken Avrupa’dan “Amerikan rüyası”na kapılıp gelenler oluşturuyor. Arthur Miller’ın “Köprüden Görünüş” adlı oyunu, İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki göçmenlerin 1950’lerdeki yaşamından bir kesit aktarıyor.

 

Brooklyn’de İtalyan kökenli Amerikalıların çoğunlukta olduğu Red Hook semti. Brooklyn Köprüsünün altında kalıyor. Köprüden Manhattan’a geçerken başınızı sola çevirirseniz görünen yer. New York şehrinin rıhtımında yer alan bu mahalle halkı, doğal olarak rıhtımda iş arıyor, rıhtımda iş buluyor, rıhtımda çalışıyor. Tıpkı Yenibosna’da ya da halk arasında Mavi Bidon mahallesi diye bilinen yörede veya Çatalca tarafındaki Arnavutköy’de yaşayanlar, nasıl çoğunlukla o yörede çalışıyor, çoğu denizi bile hiç görmeden yaşıyor ve İstanbul’la ilişkileri sadece köyden gelen mektup zarflarının üzerindeki  “İstanbul” ibaresiyle sınırlı kalıyorsa, Red Hook semtinin göçmen nüfusu da Amerika’yı o kadar tanıyor. Köprünün üstünden geçenler orada yaşayanların dramını ne kadar biliyorsa, onların görüp bildikleri Amerika da aşağıdan köprüye bakış noktasında tükeniyor. Zar zor bulunmuş işlerinden kovulma korkusuyla sinmiş insanlar, peşine takılıp geldikleri Amerikan rüyasının kâbusunu yaşıyor her gün. O sindirilmişlik, o eziklik içinde de, her gün tanık olduğumuz üçüncü sayfa haberlerinin kahramanları oluyorlar.  

 

Oyun

 

Arthur Miller, “Köprüden Görünüş”ü bir avukat arkadaşından dinlediği gerçek bir olaydan yola çıkarak yazmış. Oyuna bakışını, "Yazarken orijinal hikâyeye bağlı kalmaya çalıştım. Hikâyeyi duyduğumda beni etkileyen şey, çok net oluşu ve olayların nefes kesen bir sadelikte gelişmesiydi," diye açıklamış. Yaşamları cinsellik ve töreler temeline oturan Latin ırkından olanların basit hayat hikâyeleri de doğal olarak yazarı etkileyen netlikte ve sadelikte oluyor. Biz üçüncü sayfa okurları bu tür olaylara ne kadar alışıksak, McCarthy faşizminden geçmiş Arthur Miller’in entelektüel zihni için bir o kadar yadırgatıcı. Uygarlık farkı dediğimiz de bu işte. Oysa biz kadınların gün ortasında, yol ortasında defalarca bıçaklanarak öldürülmesini bile erkek onuruna bağlayıp hafifletici sebep diye gören bir ülkede yaşıyoruz. Başka ölülere neler yapıldığını bile kanıksıyoruz.   

 

Oyun Eddie Carbone ve ailesinin yaşadığı bir olaya düğümleniyor. Eddie limanda işçi. Vahşi kapitalizmin her şeyini ezip geçtiği koşullarda, elinde kala kala onuru kalmış. Onurunu korumak için göze alamayacağı şey yok. Beatrice’yle evli, ama üzerine ölü tozu serpilmiş bir evlilik bu. Karısının yeğeni Catherine de onlarla birlikte yaşıyor. Gencecik bir kız. Üstelik ayaklarının üstünde durmak gibi güçlü bir özlemi ve kişiliği var. Enişte ise onun çalışma isteğine sürekli karşı çıkıyor. Bunda töresel tutuculuk ağır bassa da, geri planda Eddie’nin kendisine bile itiraf etmediği tutkulu aşk yatıyor.

 

Büyük bir barış ve huzur içinde geçmese de yaşamları, bir biçimde idare edip gidiyorlar. Ta ki, Beatrice’nin iki kuzeni Marco ve Rodolpho fırsat ve kısmet aramak için Amerika’ya gelene kadar. Hem de kaçak göçmen olarak. Marco evli, çoluk çocuk sahibi. Rodolpho ise hem genç, hem bekâr, hem yakışıklı, hem ille de tuttuğunu kopartmak niyetinde. İşte o zaman işler karışıyor.

 

Oyunun Yorumu

 

Arthur Miller, oyunu çağdaş bir tragedya çerçevesi içine oturtmuş. Tragedyanın koro başı da (gerçek olayı yazara anlatan avukata gönderme olarak) avukat Alfieri. Oyunun başında kör kâhin gibi, olacakların ipucunu veriyor seyirciye. Oyun boyunca da araya girip olayların akışını bağlıyor.

 

Oyunu “Kim Korkar Hain Kurttan” adlı ilk yönetmenlik deneyimini başarıyla gerçekleştiren Hira Tekindor yönetmiş. Oyun düzenini de yazarı çok etkileyen o sadelik ve netlik üzerine kurmuş. Bu yaklaşım, ilk kez birlikte çalıştığı oyuncularla başarıyı yakalama fırsatını vermiş. Sahneyi de olabildiğince ekonomik kullanarak, farklı mekânlarda yer alan bölümlerin, oyun akışını aksatmamasını sağlamış. Hira Tekindor’un rejisi ölçülü, biçili, oyunu iyi okuyan, incelikli bir çalışma. Zerrin Tekindor’un sahne tasarımı da yönetmenin yaklaşımına olanak yaratıyor. Yalnızca iki bankın ve bir kapı boşluğunun yer aldığı dekorun tek derinliği ve renkliliği, zaman içinde gelmiş geçmiş göçmen dalgalarını çağrıştıran katmanlardan oluşmuş fon panosu.

 

Eddie’yi oynayan Bülent İnal, tiyatro öğrenimi görmüş olmasına karşın, bugüne kadar onu sadece TV ve sinema dallarında izledik. “Köprüden Görünüş” onun ilk sahne deneyimi. Biraz abartılı oynuyor. Özellikle sesini baştan sona yüksek kullanması, oyunun sonundaki kreşendo etkisini azaltıyor. Ama sağlam tiyatro öğrenimi, sahnede rahatlığını ve diğer oyuncularla uyumunu sağlıyor. Beatrice’de Aslı Yılmaz, Marco’da Ercüment Acar, Tony’de Sedat Bilenler ve memurda Melih Pamukçu, metinden kaynaklandığını sandığım iki boyutlu karakterlerin ötesine pek geçemiyorlar. Avukat Alfieri’yi oynayan Kubilay Karslıoğlu, deneyimli bir oyuncu olmanın rahatlığı içinde. Catherine’i oynayan Nazlı Bulum, fiziğiyle rolüne öylesine uyuyor ki, fazladan bir şey yapmasına gerek kalmıyor. Rodolpho’yu canlandıran Aykut Akdere, inandırıcı oyunuyla, oyunculuk kumaşının iyi olduğunu gösteriyor.

 

“Köprüden Görünüş” yeni tiyatro döneminin izlenilmesi gereken başarılı oyunlarından biri olarak öne çıkıyor.

 

 

 

 

 

 

Bir rüyanın yansıması
Sakin bir ilk yarının ardından temposu yüksek bir ikinci yarıyla önce duvardan duvara çarpıp, sonra da fırlatıp atan Köprüden Görünüş, bir kez daha “İyi ki tiyatro var.” dedirtti. Hayatın koşturmacasında bir nefes deliği tiyatro, sonsuz bir mutluluk sebebi…
Oyun Atölyesi tarafından sahnelenen Köprüden Görünüş, Arthur Miller’ın orijinal adı A View from the Bridge olan eserinden uyarlama. Rejisi çok beğendiğim Hira Tekindor’a emanet. Oyunun kadrosunda ise Bülent İnal, Aslı Yılmaz, Nazlı Bulum, Kubilay Karslıoğlu, Aykut Akdere, Ercüment Acar, Sedat Bilenler ve Melih Pamukçu var.
Liman işçisi Eddie Carbone ve beraberindekilerin aşk, kıskançlık ve itibar ekseninde oradan oraya savrulmasını izlediğimiz Köprüden Görünüş, hikayeyi trajik bir sonla noktalıyor. Finale doğru ilerlerken seyirciyi de oradan oraya savuruyor. Amerikan Rüyası’na dokunan metin, insanın elindekini kaybetme korkusuyla geçirdiği başkalaşımı da gözler önüne seriyor. Ve yine insana dair ne varsa sergiliyor.
Karısının İtalya’dan gelen kuzenlerine evini açan Eddie Carbone'nun, bu kararı verirken başına geleceklerden habersiz olması; gözünden sakındığı, karısının güzel yeğeni Catherine’nin artık bir yetişkin olmasıyla Eddie’yi korkularıyla yüzleştirmesi; kuzenlerden birinin Catherine’e aşık olmasının Eddie’nin dönüşümünü gözler önüne sermesi ve dahası. Hepsi insan olmaya dair birer parça... Ve bir rüyanın yansımasını izliyoruz bir bakıma. Amerikan Rüyası herkesin hayatını etkiliyor, kimse o etkilerden kaçamıyor.
Bülent İnal’ın inişleriyle, çıkışlarıyla hayat verdiği Eddie’sini çok beğendim. Bülent İnal bir daha tiyatro sahnesinden inmemeli. Sahneye hakimiyeti, karakterine olan inancı çok etkileyiciydi. Kendisini televizyon ekranından izlemeyi de severim ama tiyatro sahnesine daha çok yakıştığını itiraf etmeliyim. Sadece sesini bazı yerlerde abartılı derecede yükselttiğini düşünüyorum, karşısında seyircinin varlığını hissederek oynaması karakterinin doğallığını eksiltmiş. Onun dışında yansıtmak istediği tüm duygular bana geçti.
Aslı Yılmaz abartısız oyunculuğuyla Bülent İnal’a çok güzel eşlik etmiş. Gözlerine yerleşen hüzün, konduramama hali çok güzeldi. Bir an bile düşmeyen enerjisiyle oyunun gizli kahramanı olan Aslı Yılmaz, dupduru ve seyir zevki yüksek bir karakter çıkarmış.
Nazlı Bulum ve Aykut Akdere’nin altını ise fosforlu kalemlerle çizmek istiyorum. Bundan sonraki projelerini takipteyim çünkü ikisine de bayıldım! Hele o “Yüzleşme” olarak da adlandırabileceğim sahne şahaneydi, ikilinin kimyasının bu derece uyması hoş. Zaten çocuk yetenekli; hem şarkı söylüyor, hem yemek yapıyor, hem dikiş dikiyor. Beğenmeyip ne yapacaktım, değil mi? :)
Köprüden Görünüş perdesi kapanıp da salondan ayrılma zamanı geldiğinde ilk düşündüğüm şey Hira Tekindor’un bundan sonra hangi oyunu yöneteceği oldu. Hira Tekindor’un rejisini seviyorum. Reji bağlamında Köprüden Görünüş’ü Kim Korkar Hain Kurttan’dan daha çok beğendim. Böylesine durağan bir metnin akıcı bir şekilde perdelenmesi ilgiyi de diri tutuyor. Ve yerinde saymayan, kendini geliştirmeye adamış insanları seviyorum. Hal böyle olunca Hira Tekindor’un bir sonraki oyunu için heyecanlanmamak ne mümkün.
Yoğun duygu geçişlerini sade bir dekorla yansıtan, Zerrin Tekindor'un tasarladığı Köprüden Görünüş sahnesinin en dikkat çekici tarafı kuşkusuz ki duvar panosu. O karmaşayı, renklerin uyumunu çok sevdim; zaman zaman gözlerimi panodan alamadığımı fark ettim. Sahnelere kusursuzca eşlik eden müziklere ise bayıldım. Orhan Enes Kuzu imzalı müzikler sahneleri vurgularken oyunun bütününe de tat katmış.
Köprüden Görünüş, ilk anda içine biraz zor girdiğim bir oyun olsa da girdikten sonra beni bir daha bırakmadı. İkinci yarıyı ise nefesimi tutarak, yer yer koltuğumda doğrularak izledim. Fakat biraz şaşırmak, ters köşelerle karşılaşmak ister miydim? Doğrusunu söylemek gerekirse isterdim. Yine de ne izleyeceğimi tahmin ediyor olmama rağmen, finale kadar heyecanımı kaybetmedim. Çünkü sahneler akarken, yaşanacak kötü şeyleri engelleyememek de metne heyecan katmış.  
Kendinize bir iyilik yapın ve en yakın zamanda Köprüden Görünüş’ü izleyin derim. Tiyatro iyidir, iyileştirir. Emeği geçen herkese teşekkürler. Alkışınız bol, salonlarınız dopdolu olsun…
Merve Yıldırım
10.04.2016
www.ranini.tv


Merve Yıldırım, www.ranini.tv, 10.04.2016

 

Bir rüyanın yansıması

 

Sakin bir ilk yarının ardından temposu yüksek bir ikinci yarıyla önce duvardan duvara çarpıp, sonra da fırlatıp atan Köprüden Görünüş, bir kez daha “İyi ki tiyatro var.” dedirtti. Hayatın koşturmacasında bir nefes deliği tiyatro, sonsuz bir mutluluk sebebi…

 

Oyun Atölyesi tarafından sahnelenen Köprüden Görünüş, Arthur Miller’ın orijinal adı A View from the Bridge olan eserinden uyarlama. Rejisi çok beğendiğim Hira Tekindor’a emanet. Oyunun kadrosunda ise Bülent İnal, Aslı Yılmaz, Nazlı Bulum, Kubilay Karslıoğlu, Aykut Akdere, Ercüment Acar, Sedat Bilenler ve Melih Pamukçu var.

 

Liman işçisi Eddie Carbone ve beraberindekilerin aşk, kıskançlık ve itibar ekseninde oradan oraya savrulmasını izlediğimiz Köprüden Görünüş, hikayeyi trajik bir sonla noktalıyor. Finale doğru ilerlerken seyirciyi de oradan oraya savuruyor. Amerikan Rüyası’na dokunan metin, insanın elindekini kaybetme korkusuyla geçirdiği başkalaşımı da gözler önüne seriyor. Ve yine insana dair ne varsa sergiliyor.

 

Karısının İtalya’dan gelen kuzenlerine evini açan Eddie Carbone'nun, bu kararı verirken başına geleceklerden habersiz olması; gözünden sakındığı, karısının güzel yeğeni Catherine’nin artık bir yetişkin olmasıyla Eddie’yi korkularıyla yüzleştirmesi; kuzenlerden birinin Catherine’e aşık olmasının Eddie’nin dönüşümünü gözler önüne sermesi ve dahası. Hepsi insan olmaya dair birer parça... Ve bir rüyanın yansımasını izliyoruz bir bakıma. Amerikan Rüyası herkesin hayatını etkiliyor, kimse o etkilerden kaçamıyor.

 

Bülent İnal’ın inişleriyle, çıkışlarıyla hayat verdiği Eddie’sini çok beğendim. Bülent İnal bir daha tiyatro sahnesinden inmemeli. Sahneye hakimiyeti, karakterine olan inancı çok etkileyiciydi. Kendisini televizyon ekranından izlemeyi de severim ama tiyatro sahnesine daha çok yakıştığını itiraf etmeliyim. Sadece sesini bazı yerlerde abartılı derecede yükselttiğini düşünüyorum, karşısında seyircinin varlığını hissederek oynaması karakterinin doğallığını eksiltmiş. Onun dışında yansıtmak istediği tüm duygular bana geçti.

 

Aslı Yılmaz abartısız oyunculuğuyla Bülent İnal’a çok güzel eşlik etmiş. Gözlerine yerleşen hüzün, konduramama hali çok güzeldi. Bir an bile düşmeyen enerjisiyle oyunun gizli kahramanı olan Aslı Yılmaz, dupduru ve seyir zevki yüksek bir karakter çıkarmış.

 

Nazlı Bulum ve Aykut Akdere’nin altını ise fosforlu kalemlerle çizmek istiyorum. Bundan sonraki projelerini takipteyim çünkü ikisine de bayıldım! Hele o “Yüzleşme” olarak da adlandırabileceğim sahne şahaneydi, ikilinin kimyasının bu derece uyması hoş. Zaten çocuk yetenekli; hem şarkı söylüyor, hem yemek yapıyor, hem dikiş dikiyor. Beğenmeyip ne yapacaktım, değil mi? :)

 

Köprüden Görünüş perdesi kapanıp da salondan ayrılma zamanı geldiğinde ilk düşündüğüm şey Hira Tekindor’un bundan sonra hangi oyunu yöneteceği oldu. Hira Tekindor’un rejisini seviyorum. Reji bağlamında Köprüden Görünüş’ü Kim Korkar Hain Kurttan’dan daha çok beğendim. Böylesine durağan bir metnin akıcı bir şekilde perdelenmesi ilgiyi de diri tutuyor. Ve yerinde saymayan, kendini geliştirmeye adamış insanları seviyorum. Hal böyle olunca Hira Tekindor’un bir sonraki oyunu için heyecanlanmamak ne mümkün.

 

Yoğun duygu geçişlerini sade bir dekorla yansıtan, Zerrin Tekindor'un tasarladığı Köprüden Görünüş sahnesinin en dikkat çekici tarafı kuşkusuz ki duvar panosu. O karmaşayı, renklerin uyumunu çok sevdim; zaman zaman gözlerimi panodan alamadığımı fark ettim. Sahnelere kusursuzca eşlik eden müziklere ise bayıldım. Orhan Enes Kuzu imzalı müzikler sahneleri vurgularken oyunun bütününe de tat katmış.

 

Köprüden Görünüş, ilk anda içine biraz zor girdiğim bir oyun olsa da girdikten sonra beni bir daha bırakmadı. İkinci yarıyı ise nefesimi tutarak, yer yer koltuğumda doğrularak izledim. Fakat biraz şaşırmak, ters köşelerle karşılaşmak ister miydim? Doğrusunu söylemek gerekirse isterdim. Yine de ne izleyeceğimi tahmin ediyor olmama rağmen, finale kadar heyecanımı kaybetmedim. Çünkü sahneler akarken, yaşanacak kötü şeyleri engelleyememek de metne heyecan katmış.  

 

Kendinize bir iyilik yapın ve en yakın zamanda Köprüden Görünüş’ü izleyin derim. Tiyatro iyidir, iyileştirir. Emeği geçen herkese teşekkürler. Alkışınız bol, salonlarınız dopdolu olsun…

 

 

 

 

Red Hook’un “Köprüden Görünüş”ü
Her öykü doğup büyüdüğü toplumdan çeşitli ölçüde izler taşır, tıpkı yazarı gibi. Ne kadar zengin ön yaşantıların ürünü olursa olsun kelimelere yön veren, onları bir araya getiren yazar psikolojisi, içinde bulunduğu toplumun koşullarıyla sıkıca ilintilidir ne de olsa.
Fakat yazar, yapaylığını fark edip tüm sınırları kaldırmışsa yaratım dünyasında, yaşadığı toplumu coğrafî sınırlara mahkûm etmeyip ‘evren’ olarak görebilmişse, yüzyılları hatta bin yılları aşan öykülerin kapısına dayanmış demektir kalemi.
Yazdığı oyunlarla yirminci yüzyıla damgasını vurmuş Arthur Miller da her dönemin ve herkesin öyküsünü anlatan kalem sahiplerinden birisidir kuşkusuz. Bireysel dramlar gibi gözüken ancak önemli toplumsal, siyasal ve ahlâkî sorunlara eğilen, başta “Cadı Kazanı”, “Satıcının Ölümü” olmak üzere birçok oyunuyla çağlara ayna tutar.
Oyun Atölyesi’nin 2015-2016 sezonunda repertuvarına kattığı “Köprüden Görünüş”, belki de oyunlarından en yerel ve coğrafyasına özgü olanıdır.
Brooklyn’de, refah dolu Amerika düşüne kanıp gelmişlerin ancak en büyük lüksleri limanda iş bulabilmek olan İtalyan göçmenlerin yoğunluklu olarak yaşadığı Red Hook semtinde Eddie, eşi Beatrice ve eşinin yeğeni Catherine’den oluşan küçük bir aile. Eddie ailesine Beatrice’in kaçak göçmen akrabaları misafir olunca ve aralarından genç olanı Catherine ile yakınlaşınca o zamana değin Eddie’nin kendine bile itiraf edemediği ‘başka türlü Catherine sevgisi’ onulmaz yaralar açar her birinin hayatında.
Miller’ın etkisini sadeliğinden alan kurgu diline paralel bir sahneleme anlayışı benimsemiş oyunun yönetmeni Hira Tekindor. Gül Yıldırım’ın başarıyla Türkçeye kazandırdığı metni kendi yaratım dünyasında yeniden biçimlendirirken, anlatımın ve tüm ayrıntıların netlik üzerine kurulu olduğu gerçeğini öncelemiş.
Sahnelemede hiçbir bileşenin bir diğerini geride bırakmasına fırsat tanımamış Tekindor; böylelikle başarılı bir bütünlük yakalamış. Ancak Orhan Enes Kuzutasarımı müzikler kendisinden birinci derecede bahsedilmeyi hak ediyor. Çünkü zaman zaman öyküyü ekseninden kaydıran değişkenlerin aksine, oyunun tınısını hiç unutturmayan bir rotası ve devamlılığı var müziklerin.
Zerrin Tekindor’un, Eddie ailesinin evi yerine mahallesini resimleyen dekor tasarımı da bu başarılı kompozisyonun en güçlü ögelerinden biri. İki arkalıksız banktan ve şartları ile hayalleri arasına sıkışmış insanların izdüşümü olan figürlerin olduğu arka duvardan oluşturulmuş öykü evreni. Kemal Yiğitcan’ın sıradan ışık tasarımının eşliğinde bile anlatımı tamamlayacak ve onun duruluğunu gölgede bırakmayacak kadar öze uygun.
Tasvirlere uygun olarak seçilmiş oyunculara, rollerinin iç dinamiklerini açığa çıkarabilecekleri  özgürlük sağlanmış ve oyuncu yönetimi, sunulan alan genişliğinin en olağan verimlilikte kullanılabilmesi üzerine kurulmuş. Ancak bu yaklaşım oyuncuların karakter yorumlarına farklı biçimlerde yansımış.
Bülent İnal, hayat verdiği Eddie’yi ilk sahneden itibaren sert bir çizgiye oturtmuş. Oyun boyunca inişi çıkışı olmayan bu düz hoyratlığı; mizah yüklü beden dili, vurgu ve tonlamalarıyla da birleştirince karakterinin ve dolayısıyla öykünün aksından sapmasına sebep olmuş. Aslı Yılmaz ise bakışlarının derinlerine yerleştirmiş Beatrice’in hüznünü, kenara itilmişliğinin acısını ve yeri geldiğinde kararlılığını, kararsızlığını.
Rodolpho ile Aykut Akdere ve Catherine ile Nazlı Bulum olgunlaşmış benliklerine doğru adım atarlarken ilk gençlik dönemlerinin deli cesaretini çok iyi tanımlamış ve anlamlandırmışlar, bu analizlerini de performanslarına doğru bir biçimde yansıtmışlar. Kubilay Karslıoğlu’nun Avukat Alfieri yorumu ise oldukça başarılı; ancak sürekli girip çıkması dekorun yumuşattığı sahne geçişlerini keskinleştirmiş ve böylece o sahneler özelinde reji bütünlüğü zedelenmiş. Ercüment Acar canlandırdığı Marco’nun çok uzağında. Memurda Melih Pamukçu görünmez kalırken, Sedat Bilenler metnin görmezden geldiği Tony’yi ısrarla ve inatla görünür kılmış.
“Herkesin hikâyesi biriciktir; fakat bazılarının hikâyesi hepimizindir.” der Ahmet Sami Özbudak “Hayal-i Temsil” oyununda. Anlatılmayı, anlaşılmayı bekleyen çok hikâye var bu topraklarda ve doğrusu birçoğu da ‘herkesin hikâyesi’dir. Belki de artık Red Hook’un “Köprüden Görünüş”ünün yanında kendi göğüne de bakmanın vakti gelmiştir.
Yusuf Dündar
09.05.2016
www.zorunlusahne.com


Yusuf Dündar, www.zorunlusahne.com, 09.05.2016

 

Red Hook’un “Köprüden Görünüş”ü

 

Her öykü doğup büyüdüğü toplumdan çeşitli ölçüde izler taşır, tıpkı yazarı gibi. Ne kadar zengin ön yaşantıların ürünü olursa olsun kelimelere yön veren, onları bir araya getiren yazar psikolojisi, içinde bulunduğu toplumun koşullarıyla sıkıca ilintilidir ne de olsa.

 

Fakat yazar, yapaylığını fark edip tüm sınırları kaldırmışsa yaratım dünyasında, yaşadığı toplumu coğrafî sınırlara mahkûm etmeyip ‘evren’ olarak görebilmişse, yüzyılları hatta bin yılları aşan öykülerin kapısına dayanmış demektir kalemi.

 

Yazdığı oyunlarla yirminci yüzyıla damgasını vurmuş Arthur Miller da her dönemin ve herkesin öyküsünü anlatan kalem sahiplerinden birisidir kuşkusuz. Bireysel dramlar gibi gözüken ancak önemli toplumsal, siyasal ve ahlâkî sorunlara eğilen, başta “Cadı Kazanı”, “Satıcının Ölümü” olmak üzere birçok oyunuyla çağlara ayna tutar.

 

Oyun Atölyesi’nin 2015-2016 sezonunda repertuvarına kattığı “Köprüden Görünüş”, belki de oyunlarından en yerel ve coğrafyasına özgü olanıdır.

 

Brooklyn’de, refah dolu Amerika düşüne kanıp gelmişlerin ancak en büyük lüksleri limanda iş bulabilmek olan İtalyan göçmenlerin yoğunluklu olarak yaşadığı Red Hook semtinde Eddie, eşi Beatrice ve eşinin yeğeni Catherine’den oluşan küçük bir aile. Eddie ailesine Beatrice’in kaçak göçmen akrabaları misafir olunca ve aralarından genç olanı Catherine ile yakınlaşınca o zamana değin Eddie’nin kendine bile itiraf edemediği ‘başka türlü Catherine sevgisi’ onulmaz yaralar açar her birinin hayatında.

 

Miller’ın etkisini sadeliğinden alan kurgu diline paralel bir sahneleme anlayışı benimsemiş oyunun yönetmeni Hira Tekindor. Gül Yıldırım’ın başarıyla Türkçeye kazandırdığı metni kendi yaratım dünyasında yeniden biçimlendirirken, anlatımın ve tüm ayrıntıların netlik üzerine kurulu olduğu gerçeğini öncelemiş.

 

Sahnelemede hiçbir bileşenin bir diğerini geride bırakmasına fırsat tanımamış Tekindor; böylelikle başarılı bir bütünlük yakalamış. Ancak Orhan Enes Kuzutasarımı müzikler kendisinden birinci derecede bahsedilmeyi hak ediyor. Çünkü zaman zaman öyküyü ekseninden kaydıran değişkenlerin aksine, oyunun tınısını hiç unutturmayan bir rotası ve devamlılığı var müziklerin.

 

Zerrin Tekindor’un, Eddie ailesinin evi yerine mahallesini resimleyen dekor tasarımı da bu başarılı kompozisyonun en güçlü ögelerinden biri. İki arkalıksız banktan ve şartları ile hayalleri arasına sıkışmış insanların izdüşümü olan figürlerin olduğu arka duvardan oluşturulmuş öykü evreni. Kemal Yiğitcan’ın sıradan ışık tasarımının eşliğinde bile anlatımı tamamlayacak ve onun duruluğunu gölgede bırakmayacak kadar öze uygun.

 

Tasvirlere uygun olarak seçilmiş oyunculara, rollerinin iç dinamiklerini açığa çıkarabilecekleri  özgürlük sağlanmış ve oyuncu yönetimi, sunulan alan genişliğinin en olağan verimlilikte kullanılabilmesi üzerine kurulmuş. Ancak bu yaklaşım oyuncuların karakter yorumlarına farklı biçimlerde yansımış.

 

Bülent İnal, hayat verdiği Eddie’yi ilk sahneden itibaren sert bir çizgiye oturtmuş. Oyun boyunca inişi çıkışı olmayan bu düz hoyratlığı; mizah yüklü beden dili, vurgu ve tonlamalarıyla da birleştirince karakterinin ve dolayısıyla öykünün aksından sapmasına sebep olmuş. Aslı Yılmaz ise bakışlarının derinlerine yerleştirmiş Beatrice’in hüznünü, kenara itilmişliğinin acısını ve yeri geldiğinde kararlılığını, kararsızlığını.

 

Rodolpho ile Aykut Akdere ve Catherine ile Nazlı Bulum olgunlaşmış benliklerine doğru adım atarlarken ilk gençlik dönemlerinin deli cesaretini çok iyi tanımlamış ve anlamlandırmışlar, bu analizlerini de performanslarına doğru bir biçimde yansıtmışlar. Kubilay Karslıoğlu’nun Avukat Alfieri yorumu ise oldukça başarılı; ancak sürekli girip çıkması dekorun yumuşattığı sahne geçişlerini keskinleştirmiş ve böylece o sahneler özelinde reji bütünlüğü zedelenmiş. Ercüment Acar canlandırdığı Marco’nun çok uzağında. Memurda Melih Pamukçu görünmez kalırken, Sedat Bilenler metnin görmezden geldiği Tony’yi ısrarla ve inatla görünür kılmış.

 

“Herkesin hikâyesi biriciktir; fakat bazılarının hikâyesi hepimizindir.” der Ahmet Sami Özbudak “Hayal-i Temsil” oyununda. Anlatılmayı, anlaşılmayı bekleyen çok hikâye var bu topraklarda ve doğrusu birçoğu da ‘herkesin hikâyesi’dir. Belki de artık Red Hook’un “Köprüden Görünüş”ünün yanında kendi göğüne de bakmanın vakti gelmiştir.

 

 

 

 


Prova Notları

•  30 Eylül 2015 Çarşamba
•  29 Eylül 2015 Salı
•  28 Eylül 2015 Pazartesi
•  27 Eylül 2015 Pazar
•  26 Eylül 2015 Cumartesi
•  23 Eylül 2015 Çarşamba
•  22 Eylül 2015 Salı
•  21 Eylül 2015 Pazartesi
•  19 Eylül 2015 Cumartesi
•  18 Eylül 2015 Cuma
•  17 Eylül 2015 Perşembe
•  16 Eylül 2015 Çarşamba
•  15 Eylül 2015 Salı
•  14 Eylül 2015 Pazartesi
•  12 Eylül 2015 Cumartesi
•  11 Eylül 2015 Cuma
•  10 Eylül 2015 Perşembe
•  09 Eylül 2015 Çarşamba
•  08 Eylül 2015 Salı
•  07 Eylül 2015 Pazartesi
•  04 Eylül 2015 Cuma
•  03 Eylül 2015 Perşembe
•  02 Eylül 2015 Çarşamba
•  31 Ağustos 2015 Pazartesi
•  30 Ağustos 2015 Pazar
•  29 Ağustos 2015 Cumartesi
•  28 Ağustos 2015 Cuma
•  27 Ağustos 2015 Perşembe
•  25 Ağustos 2015 Salı
•  24 Ağustos 2015 Pazartesi
•  23 Ağustos 2015 Pazar
•  22 Ağustos 2015 Cumartesi
•  21 Ağustos 2015 Cuma
•  20 Ağustos 2015 Perşembe
•  18 Ağustos 2015 Salı
•  17 Ağustos 2015 Pazartesi
•  14 Ağustos 2015 Cuma
•  13 Ağustos 2015 Perşembe



 

 

Bugün son provamızda saat 16.30 sularında buluştuk. Dünkü provamızdan sonra Hira eksik gördüğü yerlerde küçük değişiklikler yaptı. Aksayan birkaç yeri ışık ve müzik zamanlamalarıyla çalıştık. Önceki günlerde eksik olan genel havayla ilgili kısa bir konuşma yaptık ve bugün seyirciyle birlikte daha yüksek bir enerjiyle oynamamız gerektiğinden bahsettik. Çok geç olmadan yemeğe çıktık, hafif bir oyun yemeğinden sonra sahneye indik ve hazırlanmaya başladık. Saç, makyaj, kostüm derken saat de yaklaşmaya başladı, "heyecan var mı ya? ", "heyecanlı mısın sen?" şeklindeki sorular havalarda uçuşurken kulise eşten dosttan, arkadaşlardan, akrabalardan gelen çiçekler çikolatalar hepimizi morallendirdi. Hepsine teşekkür ettik. Saatler 20.30'u gösterdiğinde seyircili genel provamız başladı. Yaklaşık iki saat süren oyunumuzun ardından Antre Cafe'ye çıktık, sohbet muhabbet derken bir prova sürecinin sonuna geldik. Bundan sonrası da prova tabi yani hiç bitmiyor ama artık oynaya oynaya, yol devam edecek...
Köprüden Görünenler;
Oyundan önce erken saatte yemek yemeyi oyunculara tavsiye eden Haluk Bilginer düşüncelerini şu şekilde ifade etti: Şimdi oyun sırasında mide hazımla uğraşırsa oyun oynamaya enerji kalmaz, vücut diyecek ki ben önce şunu bir sindireyim, oyunu boşver...
(Ekip koşarak yemeğe çıkar)
Bugün köprüden baştan sona oyun gözüktü, baştan sona oyun, yani baya baya oynuyorlar, bir de duyduk ki öyle bir kere oynayıp bırakmıyorlarmış, bütün sezon boyunca oyun atölyesi'nde oynanacakmış, yolunuz düşerse bir bakın...Kendinize de iyi bakın...

30 Eylül 2015 Çarşamba

 

Bugün son provamızda saat 16.30 sularında buluştuk. Dünkü provamızdan sonra Hira eksik gördüğü yerlerde küçük değişiklikler yaptı. Aksayan birkaç yeri ışık ve müzik zamanlamalarıyla çalıştık. Önceki günlerde eksik olan genel havayla ilgili kısa bir konuşma yaptık ve bugün seyirciyle birlikte daha yüksek bir enerjiyle oynamamız gerektiğinden bahsettik. Çok geç olmadan yemeğe çıktık, hafif bir oyun yemeğinden sonra sahneye indik ve hazırlanmaya başladık. Saç, makyaj, kostüm derken saat de yaklaşmaya başladı, "heyecan var mı ya? ", "heyecanlı mısın sen?" şeklindeki sorular havalarda uçuşurken kulise eşten dosttan, arkadaşlardan, akrabalardan gelen çiçekler çikolatalar hepimizi morallendirdi. Hepsine teşekkür ettik. Saatler 20.30'u gösterdiğinde seyircili genel provamız başladı. Yaklaşık iki saat süren oyunumuzun ardından Antre Cafe'ye çıktık, sohbet muhabbet derken bir prova sürecinin sonuna geldik. Bundan sonrası da prova tabi yani hiç bitmiyor ama artık oynaya oynaya, yol devam edecek...

 

Köprüden Görünenler

 


Oyundan önce erken saatte yemek yemeyi oyunculara tavsiye eden Haluk Bilginer düşüncelerini şu şekilde ifade etti: Şimdi oyun sırasında mide hazımla uğraşırsa oyun oynamaya enerji kalmaz, vücut diyecek ki ben önce şunu bir sindireyim, oyunu boşver...

(Ekip koşarak yemeğe çıkar)

 

Bugün köprüden baştan sona oyun gözüktü, baştan sona oyun, yani baya baya oynuyorlar, bir de duyduk ki öyle bir kere oynayıp bırakmıyorlarmış, bütün sezon boyunca oyun atölyesi'nde oynanacakmış, yolunuz düşerse bir bakın...Kendinize de iyi bakın...

 

 

29 Eylül 2015 Salı

 

Geldik bir genel prova gününe. Oyunumuza şurada kaldı 1 gün, heyecan dorukta. Bugün ekip 17.00'de buluştu. Prova saatine kadar ısındılar, akıllara takılan ufak problemleri çözdüler, ses ve ışık için tekniğe baktılar. Işık tasarımcımız Kemal Yiğitcan'ın yardımıyla ışıklar son halini aldı. Ve saat 20.30'da seyircilerimiz salonu doldurmaya başladılar ve perde dedik. Bugün canlı olarak bildiriyorum sizlere. Şuan kuliste oyuncularımıza her türlü destek olmak için bulunuyorum, oyuncularımız da sahnede performanslarını sergiliyorlar. Saat 21.00 ve duyuyorum, kuzenler geldi bile. Onlara güzel enerjiler yollarken, huzurunuzdan ayrılıyorum. Yarın görüşmek üzere.

 

 

Merhaba, ilk genel provamızdan önceki son prova gününde saat 17.00'da sahnede buluştuk. Yirmi dakika civarı süren çay kahve faslından sonra sahneye geçtik ve dünkü akıştan sonra Hira'nın aldığı notlar doğrultusunda birkaç sahneyi ve bu sahnelerdeki müzik zamanlamalarını çalıştık. Ufak detayları da hallettikten sonra çok geç olmadan yemek yemeye karar verdik ve Antre Cafe'ye çıktık. 
Yemekten sonra sahneye indik saç, makyaj, kostüm derken saatler 20.30'u gösterirken akışa başladık. Düne göre daha düşük bir akış oldu fakat sonrasında hep beraber bunun normal olduğunu ve sonraki günlerde çok daha iyi olacağımızı konuştuk. Hira'nın ve Haluk Abi'nin notları dinledik ve 23.30'da provayı bitirdik. Yarından itibaren seyircilerimiz geliyor. 
Son provada doğal olarak köprüden heyecan göründü, hem de baya bir heyecan öyle ufak tefek değil yani bütün sezona yetecek gibi gözüküyor. :)28 Eylül 2015 Pazartesi28 Eylül 2015 Pazartesi

28 Eylül 2015 Pazartesi

 

Merhaba, ilk genel provamızdan önceki son prova gününde saat 17.00'da sahnede buluştuk. Yirmi dakika civarı süren çay kahve faslından sonra sahneye geçtik ve dünkü akıştan sonra Hira'nın aldığı notlar doğrultusunda birkaç sahneyi ve bu sahnelerdeki müzik zamanlamalarını çalıştık. Ufak detayları da hallettikten sonra çok geç olmadan yemek yemeye karar verdik ve Antre Cafe'ye çıktık. 

Yemekten sonra sahneye indik saç, makyaj, kostüm derken saatler 20.30'u gösterirken akışa başladık. Düne göre daha düşük bir akış oldu fakat sonrasında hep beraber bunun normal olduğunu ve sonraki günlerde çok daha iyi olacağımızı konuştuk. Hira'nın ve Haluk Abi'nin notları dinledik ve 23.30'da provayı bitirdik. Yarından itibaren seyircilerimiz geliyor. 

Son provada doğal olarak köprüden heyecan göründü, hem de baya bir heyecan öyle ufak tefek değil yani bütün sezona yetecek gibi gözüküyor. :)

 

 

 

Efendim, adım adım sona doğru yaklaşırken heyecanlanmaya başladık. Sizlerle buluşacak olmanın heyecanı bu. Prömiyere sayılı günler kala artık akış provaları yapmaya başladık. Bugün saat 14.00'de buluştuk. Önce ışık ve ses problemlerini çözmek için oyuncularla ve teknik ekiple bir teknik akış aldık. Oyuncuların ve Hira'nın aklına takılan bazı sahneleri, tekrar çalıştık ve kese kese bu şekilde ilerledik. Bugün de Sedat biraz yaramazlık yapıp tüm ekibe tatlımsı şeyler aldı. Ağzımızın tatlanmasıyla birlikte saatler 20.00'yi gösteriyordu ki oyuncular hazırlıklarını bitirdiler, kostümler giyildi, makyajlar yapıldı ve akış için hazır hale geldiler. 20.30'da akış provasına başladık. Oyundan bir farkı yoktu bu akışın. Hem izleyicilerimiz de vardı bugün tiyatronun ekibinden. Akış sonrası Haluk Abi oyunculara hislerini sordu. Oyuncular genel olarak memnuniyetlerinden bahsettiler. Haluk Abi: "Seyirci de, oyuncu da iyi hissetti bu akışta. Yönelimler ve duygular doğruydu. Hep pozitif şeyler var söylenebilecek.Bazı teknik aksaklıklar oldu ama bu gece hepimizin huzur içinde uyuyabileceği bir akış oldu, ellerinize sağlık." dedi. Daha sonra Hira'nın notlarını dinledik. Genel olarak replik ve mizansen hatalarına yönelik yorumlar yaptı. Herkes mutlu bir şekilde 23.30'da tiyatrodan ayrıldı. 
Köprüden Görünenler
Bülent bugün Nazlı'ya yani Catherine'e yeni bir isim taktı. Bu isimde Keto oldu. Hatta bu isim ekipçe dilimize öyle dolandı ki espriler dönmeye başladı.
Keto kahve yap, Keto çay içer misin? Vs vs vs..

27 Eylül 2015 Pazar

 

Efendim, adım adım sona doğru yaklaşırken heyecanlanmaya başladık. Sizlerle buluşacak olmanın heyecanı bu. Prömiyere sayılı günler kala artık akış provaları yapmaya başladık. Bugün saat 14.00'de buluştuk. Önce ışık ve ses problemlerini çözmek için oyuncularla ve teknik ekiple bir teknik akış aldık. Oyuncuların ve Hira'nın aklına takılan bazı sahneleri, tekrar çalıştık ve kese kese bu şekilde ilerledik. Bugün de Sedat biraz yaramazlık yapıp tüm ekibe tatlımsı şeyler aldı. Ağzımızın tatlanmasıyla birlikte saatler 20.00'yi gösteriyordu ki oyuncular hazırlıklarını bitirdiler, kostümler giyildi, makyajlar yapıldı ve akış için hazır hale geldiler. 20.30'da akış provasına başladık. Oyundan bir farkı yoktu bu akışın. Hem izleyicilerimiz de vardı bugün tiyatronun ekibinden. Akış sonrası Haluk Abi oyunculara hislerini sordu. Oyuncular genel olarak memnuniyetlerinden bahsettiler. Haluk Abi: "Seyirci de, oyuncu da iyi hissetti bu akışta. Yönelimler ve duygular doğruydu. Hep pozitif şeyler var söylenebilecek.Bazı teknik aksaklıklar oldu ama bu gece hepimizin huzur içinde uyuyabileceği bir akış oldu, ellerinize sağlık." dedi. Daha sonra Hira'nın notlarını dinledik. Genel olarak replik ve mizansen hatalarına yönelik yorumlar yaptı. Herkes mutlu bir şekilde 23.30'da tiyatrodan ayrıldı. 

 

 

Köprüden Görünenler

 

Bülent bugün Nazlı'ya yani Catherine'e yeni bir isim taktı. Bu isimde Keto oldu. Hatta bu isim ekipçe dilimize öyle dolandı ki espriler dönmeye başladı.

Keto kahve yap, Keto çay içer misin? Vs vs vs..

 

 

 

 

26 Eylül 2015 Cumartesi

 

Merhaba, ilk genel provamıza üç gün kala, bayram tatili sonrası bir prova gününde 11 sularında buluştuk. Bayramda ne yaptınız ne ettiniz, oraya mı gittiniz buraya mı gittiniz muhabbetlerini de atlattıktan sonra ikinci perdedeki Eddie-Alfieri sahnesiyle provaya başladık. Müzik ve ışık ayarlarıyla boğuştuğumuz için kese kese de olsa sahneyi üç kez çalıştık, hazır Kubilay Abi ve Bülent sahnedelerken birinci perdedeki ikili sahnelerini de çalışarak oyunun başına döndük ve giriş sahnemizi çalıştık. Dedik mi madem öncesini sonrasını bir güzel tekrar ettik o zaman artık geleneksel hale gelmiş kuzenlerin gelişi sahnesine geçelim. Kuzenleri bir kez getirdik ama sahnede bir sahicilik sorunu olduğunu tespit ettik ve bazı detaylara dikkat ederek daha sahici olmayı denedik. Net olmayan niyetleri netleştirdik ve bu şekilde sahneyi tekrar ederek yemek arası verdik. 
Yemek arasının ardından ikinci perdenin başından başladık, Catherine-Rodolpho sahnesini çalışarak birinci perdeye döndük ve esli sahnemizi çalıştık. Birinci perdenin finalindeki ışık-müzik-perde kapanış trafiğini çalışır bir hale getirdikten sonra oyunun sonuna zıpladık ve hapishane sahnesinden başlayarak finale doğru uzandık. Finalde küçük değişiklikler yaptık ve bunların üstünde durarak sahneyi son haline getirdik. Yine bir ışık-müzik ayarından sonra giriş sahnesini müzikle birlikte bir kez çalışarak saat 8'e gelirken provayı bitirdik.
Köprüden Görünenler
Bülent'in repliği: Ağzından çıkan bir sözü geri almak çalınan bir milyon doları geri almaktan daha zordur.
Bülent'in söylediği: Ağzından çıkan bir milyon doları geri koy! 
Ekip: Yalnız o öyle değil.
Ercüment'in repliği: Yanlış ne yaptı söyleyin! 
Ercüment'in söylediği: Ne yaptı yanlış birşey söyleyin! 
(Sessizlik )

Merhaba, ilk genel provamıza üç gün kala, bayram tatili sonrası bir prova gününde 11 sularında buluştuk. Bayramda ne yaptınız ne ettiniz, oraya mı gittiniz buraya mı gittiniz muhabbetlerini de atlattıktan sonra ikinci perdedeki Eddie-Alfieri sahnesiyle provaya başladık. Müzik ve ışık ayarlarıyla boğuştuğumuz için kese kese de olsa sahneyi üç kez çalıştık, hazır Kubilay Abi ve Bülent sahnedelerken birinci perdedeki ikili sahnelerini de çalışarak oyunun başına döndük ve giriş sahnemizi çalıştık. Dedik mi madem öncesini sonrasını bir güzel tekrar ettik o zaman artık geleneksel hale gelmiş kuzenlerin gelişi sahnesine geçelim. Kuzenleri bir kez getirdik ama sahnede bir sahicilik sorunu olduğunu tespit ettik ve bazı detaylara dikkat ederek daha sahici olmayı denedik. Net olmayan niyetleri netleştirdik ve bu şekilde sahneyi tekrar ederek yemek arası verdik. 

 

Yemek arasının ardından ikinci perdenin başından başladık, Catherine-Rodolpho sahnesini çalışarak birinci perdeye döndük ve esli sahnemizi çalıştık. Birinci perdenin finalindeki ışık-müzik-perde kapanış trafiğini çalışır bir hale getirdikten sonra oyunun sonuna zıpladık ve hapishane sahnesinden başlayarak finale doğru uzandık. Finalde küçük değişiklikler yaptık ve bunların üstünde durarak sahneyi son haline getirdik. Yine bir ışık-müzik ayarından sonra giriş sahnesini müzikle birlikte bir kez çalışarak saat 8'e gelirken provayı bitirdik.

 

 

Köprüden Görünenler

 

Bülent'in repliği: Ağzından çıkan bir sözü geri almak çalınan bir milyon doları geri almaktan daha zordur.

Bülent'in söylediği: Ağzından çıkan bir milyon doları geri koy! 

Ekip: Yalnız o öyle değil.

 

Ercüment'in repliği: Yanlış ne yaptı söyleyin! 

Ercüment'in söylediği: Ne yaptı yanlış birşey söyleyin! 

(Sessizlik )

 

 

23 Eylül 2015 Çarşamba

 

Bugün saat 12.00'de buluştuk. Bugüne dünden planlı programlı geldik çünkü saat 14.00'de akış alacağımızı konuşmuştuk. Oyuncularımız kostümlerini giydiler, makyajlarını yaptılar. Hira, Haluk Abi, Sümer Abla, Muharrem Abi yerlerini aldılar. Emrah ve İlker ışık odasına geçtiler ve akışımız başladı. Başarılı bir akış sonrası Hira'nın ve Haluk Abi'nin notlarını dinledi oyuncular. Genel olarak iyi yerlerin olduğundan ve paniğe gerek olmadığından bahsetti Haluk Abi. Oyuncular tempo ve dinamikle ilgili yorumlar aldı. Ve daha sonra yemek arası verdik. Bugün Hira'nın doğum günüydü. Ertesi gün de Kubilay Abi'nin doğum günü olunca çifte kutlama yapalım dedik. Sümer abla çok güzel pastalar almış bizlere. Mumlar üflendi,dilekler tutuldu. Bir kez daha doğum günleri kutlu olsun. Aradan sonra kaldığımız yerden provaya devam ettik. Önce Nazlı ve Bülent ile çalışmaya başladık. Sahnenin duygusuna çalıştık. daha sonra meşhur es'li sahneyi ve kuzenlerin gelişini çalıştık. Kuzenlerin gelişinde Marco'yu oynayan Ercüment'in yüksek ama heyecan içermeyen bir enerjiyle oynaması gerektiğinden bahsedildi. Daha sonra Hira oyunculara farklı bir çalışma yaptırmaya karar verdi. Oyuncular sahnede yere uzandılar, gözlerini kapattılar ve 1. perdeyi ezber akıtmak suretiyle oynadılar. Saat 21.00'de provayı sonlandırdık. Birbirimize iyi bayramlar diledik ve iki günlük tatilimize doğru yola koyulduk.

Köprüden Görünenler

Bülent cümlesini toparlayamayınca asistanların duyduğu:

"Hebele Höbölö."
Müziklerden birinin Kubilay Abi'yle mükemmel uyumu akıllara Kubilay Abi'nin hayalet gibi sahneye giriş imgesini getirir. 

 

 

 

Bugün saat 12.00'de buluştuk. Bugüne dünden planlı programlı geldik çünkü saat 14.00'de akış alacağımızı konuşmuştuk. Oyuncularımız kostümlerini giydiler, makyajlarını yaptılar. Hira, Haluk Abi, Sümer Abla, Muharrem Abi yerlerini aldılar. Emrah ve İlker ışık odasına geçtiler ve akışımız başladı. Başarılı bir akış sonrası Hira'nın ve Haluk Abi'nin notlarını dinledi oyuncular. Genel olarak iyi yerlerin olduğundan ve paniğe gerek olmadığından bahsetti Haluk Abi. Oyuncular tempo ve dinamikle ilgili yorumlar aldı. Ve daha sonra yemek arası verdik. Bugün Hira'nın doğum günüydü. Ertesi gün de Kubilay Abi'nin doğum günü olunca çifte kutlama yapalım dedik. Sümer abla çok güzel pastalar almış bizlere. Mumlar üflendi,dilekler tutuldu. Bir kez daha doğum günleri kutlu olsun. Aradan sonra kaldığımız yerden provaya devam ettik. Önce Nazlı ve Bülent ile çalışmaya başladık. Sahnenin duygusuna çalıştık. daha sonra meşhur es'li sahneyi ve kuzenlerin gelişini çalıştık. Kuzenlerin gelişinde Marco'yu oynayan Ercüment'in yüksek ama heyecan içermeyen bir enerjiyle oynaması gerektiğinden bahsedildi. Daha sonra Hira oyunculara farklı bir çalışma yaptırmaya karar verdi. Oyuncular sahnede yere uzandılar, gözlerini kapattılar ve 1. perdeyi ezber akıtmak suretiyle oynadılar. Saat 21.00'de provayı sonlandırdık. Birbirimize iyi bayramlar diledik ve iki günlük tatilimize doğru yola koyulduk.

 

Köprüden Görünenler

 

Bülent cümlesini toparlayamayınca asistanların duyduğu:

"Hebele Höbölö."

 

 

Müziklerden birinin Kubilay Abi'yle mükemmel uyumu akıllara Kubilay Abi'nin hayalet gibi sahneye giriş imgesini getirir. 

 

 

22 Eylül 2015 Salı

 

Merhabalar, bugün saat 11.00 sularında buluştuk. Yaklaşık 15-20dk süren bir çay kahve sohbet organizasyonundan sonra provaya ikinci perdenin ortalarından hızlı bir giriş yaptık. Arka arkaya olan iki önemli sahneyi birbirine bağlayarak çalıştıktan sonra oyunun sonuna doğru yelken açtık. Fakat rüzgar hemen arkamızda yer almadı tabi. Baktık tam karşıdan esiyor biz de bir duralım dedik ve oyunun sonunda yer alan ve bizi finale götürecek olan Eddie-Beatrice-Catherine sahnesinin problemli yerlerini tespit ettik. Kısa bir ara verdikten sonra Haluk Bilginer ve Sümer'in de katılımıyla aynı sahneyi çalışmaya devam ettik ve sıkıntı yaşadığımız yerlere çözümler bulduk. Yaptığımız değişiklikler bizi finale taşıdı ve final sahnesini de önceki sahneye göre şekillendirme şansı bulduk ve sonra yemek arası verdik.

Yemek arasının ardından final sahnesini tekrar çalışmaya başladık. Biraz eforlu ve aksiyonu bol bir sahne olmasından dolayı ara vererek çalıştık ve yorulduğumuz zamanlarda sahne trafiğini oturtabilmek için kendimizi yormadan birkaç tekrar aldık. Ardından geleneksel hale gelmiş olan kuzenlerin gelişi sahnesiyle devam ettik. Çok fazla replik duyduğunu ve sahnenin yaşamadığını söyleyerek provayı kesen Haluk Bilginer oyunculardan tekstte yazanları unutup sahneyi doğaçlama olarak oynamalarını istedi. Bunun üstüne ortaya enteresan görüntüler çıktı, yer yer kekeleyen, repliklere sığınmaya çalışan, soğuk terler döken oyuncular sonunda sahneyi bu şekilde oynadılar ve ardından sahnenin eski haline dönerek bu çalışmanın sonucunu aldılar. Bir tekrarın ardından sahnedeki durumlar ve bunların daha iyi nasıl gösterilebileceği üzerine konuştuk ve sahneyi yarım saatliğine ışık tasarımındaki bazı değişiklikler için Kemal Yiğitcan ve teknik ekibimize bıraktık.

Bu aranın da ardından kuzenler tekrar geldiler. Bu kez de sahneyi daha detaylı çalıştık ve özellikle Rodolpho'nun tutumu üstünde durduk. Farklı denemeler yaptık ve bunların sonucunda bir tanesinde karar kıldık. Sahneyi bu şekilde bir kez daha çalıştıktan sonra saatler 21.30'u gösterirken bu uzun ve yorucu günü noktaladık.


Köprüden Görünenler



Bülent oyundaki bazı repliklerden bir rap şarkısı yaparak tiyatroda hayal gücünün bir sınırı olmadığını bizlere gösterdi. Özellikle oyundaki lakabı "Bibi" olan Beatrice'e seslenirken, "bibi bibi bibi hadi kana kana için" sözlerini kullanarak ön sıraya hitap etmesi alkış aldı.


Yemek arasında herkesten kaçıp yan dükkanda kıymalı kaşarlı pide yiyen ve ekibi kapuskayla başbaşa bırakan Kubilay Abi aradan sonra tepkiyle karşılandı;

Kubilay Abi: E beraber gidelim bir gün de yahu...
Muharrem Özcan: Yooook Kubilay abi sen git, tabi tabiiii !!!


Haluk Bilginer oyundaki "p" harfi içeren bazı kelimeler ile ilgili oyunculara tavsiyede bulunur; Patlatın o p'leri, onlar bende olacak var ya nasıl patlatırım....
Aslı: Oyuncu mu bu beyefendi acaba ?

Aslı, bir sahneden Bülent'i itmesi gerekirken itememesi üzerine: İnanın çok güçlü, yerinden oynatmak mümkün değil.
Bülent: E tabi bütün yaz buna çalıştım ben, (Aslı'ya) aferin aferin hep beni öv böyle...

 

21 Eylül 2015 Pazartesi

 

Efendim, bugün 11.00 sularında ekibimiz bir araya geldi. Dün sevgili Kemal Yiğitcan tatil günü dinlememiş ve sahneye girip ışık tasarımını yapmış. Provaya müziklerin son haliyle birlikte kuzenlerin gelişiyle başladık. Ardından Beatrice-Catherine sahnesi ve ardından Tony-Eddie sahnesiyle devam ettik. Bu sahneye dair Hira Tony’nin niyetinin Eddie’yi gıcık etmek değil, Rodolpho'u ne kadar sevdiğini paylaşmak olduğunu anlattı. Fikirler doğrultusunda sahneyi çalışmaya devam ettik. Sonra ikinci perdeye geçtik. Bugün provada yanımıza olan Haluk Abi bu sahneyle ilgili Nazlı’ya ağlak olmaması gerektiğini, çocuk olmaktan uzaklaşması gerektiğini anlattı. Kese kese ilerlemeye devam ettik. Haluk abi der ki: "Oyunda her karakterin, herkesin bir yaşamsal derdi var. Beatrice Eddie olmazsa aç kalır, Catherine Rodolpho olmazsa hayatını kuramaz…" Saatler 17.00’yi gösterdiğinde Ali Karatuna broşür ve oyun fotoğraflarını çekmek için çıka geldi. Fotoğrafların çekimi tamamlandıktan sonra provayı bitirdik.

 

 

 Köprüden Görünenler

 

Olmayan bir repliği yaratıp onu ezberleyen Bülent’in haklı isyanı:

“Bunu ezberlemişim, bir de buna inanmışım.”

 

19 Eylül 2015 Cumartesi

 

Merhaba, bir prova gününde daha saat 11.00 sularında sahnede buluştuk. Baktık ortada Hira ve Ilgın tarafından alınan simitlerden başka birşey yok, kısa bir süre çay kahve içip biraz da sohbet ettikten sonra provaya ikinci perdenin başındaki Catherine-Rodolpho sahnesiyle başladık. Sahnenin sonuna doğru çalışmadığımız bazı detayları çalıştıktan sonra birazcık ileri atlayarak oyunun sonuna doğru devam ettik ve final sahnesine geldik. Burada bir süre kaldık, bazı denemeler yaptık, sahneyi değiştirsek mi, ne yapsak ne etsek derken aslında eski halinin daha iyi olduğuna karar verdik ve bunun üstüne çalıştık. Zaten oydu buydu derken beynimiz yanmaya başladı, herkesin çayı, sigarası geldi. Kısa bir mola verdik ve sonrasında kuzenlerin gelişi sahnesini Hira ve Muharrem Özcan'ın direktifleri doğrultusunda kese kese çalıştık. Ardından giriş sahnesini çalışarak dün yaptığımız değişikliklerin yerleşip yerleşmediğine baktık. Ufak çaptaki bu sınav sonucunda oyuncular Hira'dan tam not aldılar ve yemek yemeyi hak ettiler.
Yemek arasından sonra yine kuzenlerin gelişi sahnesiyle devam etmek istedik fakat olağan başlayan sahne olağanüstü bir gülme krizine dönüştü. Bir kez kesip tekrar başladık ama yine olmadı, bir kez daha kestik yine olmadı, bunun üstüne esli sahnemize zıpladık, bunu güzel güzel çalıştıktan sonra kendimize geldiğimizi fark ederek kuzenleri tekrar getirmeye karar verdik, e onlar da bu sefer geldiler.
Kısa bir aranın ardından ikinci perdeye yaptığımız bir sıçramayla Eddie-Beatrice-Catherine sahnesini çalıştık. Ezberde biraz sorun yaşamamız üzerine Hira oyunculardan bir kez sahnenin sadece ezberini çalışmalarını istedi. Bu kısa hatırlamanın ardından sahnenin aklımıza takılan birkaç yerindeki sorunlarımızı çözerek 19.00 sularında provayı bitirdik. Yarın dinlenmece, enerji depolamaca, kafa dağıtmaca... Pazartesi 11.00'de buradayız.
Köprüden Görünenler
Bir sahneden önce bol miktarda bisküvi tüketen Bülent, prova başlamadan önce partneri Aslı'yı şu şekilde uyardı: Ağzımdan bisküvi fışkırabilir, kusura bakma.
Aslı: ???
Prova sırasında içine düşülen bir çıkmaz üzerine Bülent: Keşke oyuna hakim olsaydım !!!
Oyuncularımız Bülent'ten şikayetçiler çünkü söylediklerine göre sahnede gözünün içi gülüyor, bizden söylemesi sonra oyunda bir muzurluk olursa diye...

Merhaba, bir prova gününde daha saat 11.00 sularında sahnede buluştuk. Baktık ortada Hira ve Ilgın tarafından alınan simitlerden başka birşey yok, kısa bir süre çay kahve içip biraz da sohbet ettikten sonra provaya ikinci perdenin başındaki Catherine-Rodolpho sahnesiyle başladık. Sahnenin sonuna doğru çalışmadığımız bazı detayları çalıştıktan sonra birazcık ileri atlayarak oyunun sonuna doğru devam ettik ve final sahnesine geldik. Burada bir süre kaldık, bazı denemeler yaptık, sahneyi değiştirsek mi, ne yapsak ne etsek derken aslında eski halinin daha iyi olduğuna karar verdik ve bunun üstüne çalıştık. Zaten oydu buydu derken beynimiz yanmaya başladı, herkesin çayı, sigarası geldi. Kısa bir mola verdik ve sonrasında kuzenlerin gelişi sahnesini Hira ve Muharrem Özcan'ın direktifleri doğrultusunda kese kese çalıştık. Ardından giriş sahnesini çalışarak dün yaptığımız değişikliklerin yerleşip yerleşmediğine baktık. Ufak çaptaki bu sınav sonucunda oyuncular Hira'dan tam not aldılar ve yemek yemeyi hak ettiler.

Yemek arasından sonra yine kuzenlerin gelişi sahnesiyle devam etmek istedik fakat olağan başlayan sahne olağanüstü bir gülme krizine dönüştü. Bir kez kesip tekrar başladık ama yine olmadı, bir kez daha kestik yine olmadı, bunun üstüne esli sahnemize zıpladık, bunu güzel güzel çalıştıktan sonra kendimize geldiğimizi fark ederek kuzenleri tekrar getirmeye karar verdik, e onlar da bu sefer geldiler.

Kısa bir aranın ardından ikinci perdeye yaptığımız bir sıçramayla Eddie-Beatrice-Catherine sahnesini çalıştık. Ezberde biraz sorun yaşamamız üzerine Hira oyunculardan bir kez sahnenin sadece ezberini çalışmalarını istedi. Bu kısa hatırlamanın ardından sahnenin aklımıza takılan birkaç yerindeki sorunlarımızı çözerek 19.00 sularında provayı bitirdik. Yarın dinlenmece, enerji depolamaca, kafa dağıtmaca... Pazartesi 11.00'de buradayız.

 

 

Köprüden Görünenler

 

Bir sahneden önce bol miktarda bisküvi tüketen Bülent, prova başlamadan önce partneri Aslı'yı şu şekilde uyardı: Ağzımdan bisküvi fışkırabilir, kusura bakma.

Aslı: ???

 

Prova sırasında içine düşülen bir çıkmaz üzerine Bülent: Keşke oyuna hakim olsaydım !!!

 

Oyuncularımız Bülent'ten şikayetçiler çünkü söylediklerine göre sahnede gözünün içi gülüyor, bizden söylemesi sonra oyunda bir muzurluk olursa diye...

 

 

 

Efendim, bugün de saat 15.00 sularında provamızı yapmak üzere buluştuk. Dün Haluk Abi bazı cümlelerin sadece replik olarak duyulduğundan bahsetmişti. Bugün bunları düzeltmeye yönelik çalışmalar yaptık. Hira biz asistanlara ültimatom vererek oyunculara sufle yardımında bulunmamızı istedi ve arka sırada yerimizi aldık. Bugün daha çok konuşma ve deneme-yanılma üzerinde çalıştık. Hira bazı duyguların seyirciye geçmediğinden bahsederken, Muharrem tek boyutlu olmaktan kurtulmak gerektiğini anlattı. Daha sonra konuşmalarımız doğrultusunda çalışmaya başladık. Oyunun başından başlayarak kese kese ilerledik. Önce Alfieri'nin tiradıyla başladık. Bu tiradda Alfieri'nin yaptığı işten mutsuzluğunu daha net görmemiz gerektiğinden, Beatrice'in paniğinin daha belirgin olması gerektiğinden bahsettik. Daha sonra sahne üzerindeki hareketleri anlamlandırmaya çalıştık. Ardından yemek arası verdik. Yemekten sonra oyuncularımız, yönetmenimiz, sayın müdiremiz ve Muharrem kuliste çay kahve eşliğinde toplandık. Haydi dedik dökelim bütün taşları ortaya. Dertlerimizi paylaştık, paylaştıkça azalttık. Oyuna karşı duyulan kaygılardan, rollere yaklaşımlardan konuştuk. Hep birlikte çözümler üretmeye çalıştık. Daha sonra kuzenlerin gelişiyle devam ettik. Bugün Hira farklı bir çalıştırma yaptırdı oyuncularımıza. Herkes birbirinin rolünü oynadı ve ortaya çok komik görüntüler çıktı. Bülent oldu Beatrice, Aslı oldu Eddie, Nazlı oldu Rodolpho, Kubilay Abi oldu Catherine, Ercüment oldu Alfieri, Aykut oldu Marco derken gülmekten yorulduk ve Eddie-Alfieri sahnesinde hayati değişiklikler yaparak provamızı sonlandırdık.
Köprüden Görünenler
Sahneye antre yapmakta geciken kuzenler Hira'nın sesine maruz kalırlar.
Hira:"kuzenler geldi, kuzenler gel-di, kuzenler GEL-Dİ"

18 Eylül 2015 Cuma

 

Efendim, bugün de saat 15.00 sularında provamızı yapmak üzere buluştuk. Dün Haluk Abi bazı cümlelerin sadece replik olarak duyulduğundan bahsetmişti. Bugün bunları düzeltmeye yönelik çalışmalar yaptık. Hira biz asistanlara ültimatom vererek oyunculara sufle yardımında bulunmamızı istedi ve arka sırada yerimizi aldık. Bugün daha çok konuşma ve deneme-yanılma üzerinde çalıştık. Hira bazı duyguların seyirciye geçmediğinden bahsederken, Muharrem tek boyutlu olmaktan kurtulmak gerektiğini anlattı. Daha sonra konuşmalarımız doğrultusunda çalışmaya başladık. Oyunun başından başlayarak kese kese ilerledik. Önce Alfieri'nin tiradıyla başladık. Bu tiradda Alfieri'nin yaptığı işten mutsuzluğunu daha net görmemiz gerektiğinden, Beatrice'in paniğinin daha belirgin olması gerektiğinden bahsettik. Daha sonra sahne üzerindeki hareketleri anlamlandırmaya çalıştık. Ardından yemek arası verdik. Yemekten sonra oyuncularımız, yönetmenimiz, sayın müdiremiz ve Muharrem kuliste çay kahve eşliğinde toplandık. Haydi dedik dökelim bütün taşları ortaya. Dertlerimizi paylaştık, paylaştıkça azalttık. Oyuna karşı duyulan kaygılardan, rollere yaklaşımlardan konuştuk. Hep birlikte çözümler üretmeye çalıştık. Daha sonra kuzenlerin gelişiyle devam ettik. Bugün Hira farklı bir çalıştırma yaptırdı oyuncularımıza. Herkes birbirinin rolünü oynadı ve ortaya çok komik görüntüler çıktı. Bülent oldu Beatrice, Aslı oldu Eddie, Nazlı oldu Rodolpho, Kubilay Abi oldu Catherine, Ercüment oldu Alfieri, Aykut oldu Marco derken gülmekten yorulduk ve Eddie-Alfieri sahnesinde hayati değişiklikler yaparak provamızı sonlandırdık.


Köprüden Görünenler

 

Sahneye antre yapmakta geciken kuzenler Hira'nın sesine maruz kalırlar.

Hira:"Kuzenler geldi, kuzenler gel-di, kuzenler GEL-Dİ".

 

 

 

17 Eylül 2015 Perşembe

 

Merhaba, saat 15.00 itibariyle buluştuk, Hira'nın biraz gecikecek olmasından dolayı oyuncular bir ezber çalışmasıyla başladılar güne. Nerdeyse 10 gün kaldı hala ezber mi yapılır demeyin, koskoca oyun çok laf var. Kısa bir süre sonra Hira geldi, Haluk Bilginer, Muharrem Özcan ve Sümer'in de bize katılmasıyla giriş sahnesinden çalışmaya başladık. Şeytan ayrıntıda gizlidir ilkesine bağlı kalarak bazı detayları çalıştık. Eddie-Alfieri sahnesiyle devam ederek bir kez çalıştıktan sonra sahnenin üstüne konuşarak bazı değişiklikler yaptık ve bu doğrultuda bir kez daha tekrar ederek bir çay molasını hak ettik.
Yeterli miktarda çay kahve depoladıktan sonra bol aksiyonlu final sahnesiyle devam ettik. Önce tekst üstüne konuşarak bazı düzeltmeler yaptık. Daha sonra da sahneyi çalışmaya başladık. Tam başlayacaktık ki sahne için bir bıçağa ihtiyacımız olduğunu fark ettik, bunun üstüne Ercüment koşturarak yakındaki evine gidip bir şaka bıçağı getirdi. Bıçağın şaka bıçağı olmasından dolayı rahatlayan Bülent sahneyle alakalı bir çok fikir üretti. Biz de bunlar üstünden bir sonuca ulaşarak yemek arası verdik.
Yemekten sonra kostümleri giyip kuşandık, aksesuarları  hazırladık ve oyunu ilk kez baştan sona akıttık. Bazı eksikliklere rağmen bir baktık ki baştan sona akmışız. Tabi final sahnesi için gereken bıçağı ekipçe kuliste unutmamız enteresan bir görüntüye yol açtı ama olsun olur böyle şeyler dedik notları da dinleyip eksiklerimizi öğrendikten sonra yarın yine 15.00'te buluşmak üzere provayı bitirdik.
Köprüden Görünenler
Final sahnesinde prova sırasında kullandığımız bıçakla ilgili Bülent: Şaka bıçağı bu, herhalde oyunda da böyle bişey olacak di mi?
Ekip: ....
Bülent : Arkadaşlar cevap verin! !!
Bülent'in kırmızı ayakkabıları için Aslı: Kırmızı konsantremi bozuyor
Bülent: İstersen çıkartıp çorapla oynayayım.
Ercüment "Eddie Carbone" diye bağıracağına oyunun finalinde olması gerektiği gibi "Hayvaaan" diye bağırır.
Ercüment: Abi ben direkt burdan dalıyorum finale! !!
Bülent'in repliği: Milletin içinde yumurtladığın zırvalar için özür dileyeceksin.
Bülent'in söylediği: Milletin içinde zırvaladığın yumurtlamalar için özür dileyeceksin.
Ekip: Ne için özür dileyecek bu adam! !!
Bülent'in repliği: Bikaç hareket daha göstereceğim daha sonra sana.
Bülent'in söylediği: Bazı hareketler daha var onları da göstereceğim.
Kahrolsun bağzı hareketler! !!

Merhaba, saat 15.00 itibariyle buluştuk, Hira'nın biraz gecikecek olmasından dolayı oyuncular bir ezber çalışmasıyla başladılar güne. Nerdeyse 10 gün kaldı hala ezber mi yapılır demeyin, koskoca oyun çok laf var. Kısa bir süre sonra Hira geldi, Haluk Bilginer, Muharrem Özcan ve Sümer'in de bize katılmasıyla giriş sahnesinden çalışmaya başladık. Şeytan ayrıntıda gizlidir ilkesine bağlı kalarak bazı detayları çalıştık. Eddie-Alfieri sahnesiyle devam ederek bir kez çalıştıktan sonra sahnenin üstüne konuşarak bazı değişiklikler yaptık ve bu doğrultuda bir kez daha tekrar ederek bir çay molasını hak ettik.

Yeterli miktarda çay kahve depoladıktan sonra bol aksiyonlu final sahnesiyle devam ettik. Önce tekst üstüne konuşarak bazı düzeltmeler yaptık. Daha sonra da sahneyi çalışmaya başladık. Tam başlayacaktık ki sahne için bir bıçağa ihtiyacımız olduğunu fark ettik, bunun üstüne Ercüment koşturarak yakındaki evine gidip bir şaka bıçağı getirdi. Bıçağın şaka bıçağı olmasından dolayı rahatlayan Bülent sahneyle alakalı bir çok fikir üretti. Biz de bunlar üstünden bir sonuca ulaşarak yemek arası verdik.

Yemekten sonra kostümleri giyip kuşandık, aksesuarları  hazırladık ve oyunu ilk kez baştan sona akıttık. Bazı eksikliklere rağmen bir baktık ki baştan sona akmışız. Tabi final sahnesi için gereken bıçağı ekipçe kuliste unutmamız enteresan bir görüntüye yol açtı ama olsun olur böyle şeyler dedik notları da dinleyip eksiklerimizi öğrendikten sonra yarın yine 15.00'te buluşmak üzere provayı bitirdik.

 

 

Köprüden Görünenler

 

Final sahnesinde prova sırasında kullandığımız bıçakla ilgili Bülent: Şaka bıçağı bu, herhalde oyunda da böyle bişey olacak di mi?

Ekip: ....

Bülent : Arkadaşlar cevap verin! !!

 

Bülent'in kırmızı ayakkabıları için Aslı: Kırmızı konsantremi bozuyor

Bülent: İstersen çıkartıp çorapla oynayayım.

 

Ercüment "Eddie Carbone" diye bağıracağına oyunun finalinde olması gerektiği gibi "Hayvaaan" diye bağırır.

Ercüment: Abi ben direkt burdan dalıyorum finale! !!

 

Bülent'in repliği: Milletin içinde yumurtladığın zırvalar için özür dileyeceksin.

Bülent'in söylediği: Milletin içinde zırvaladığın yumurtlamalar için özür dileyeceksin.

Ekip: Ne için özür dileyecek bu adam! !!

 

Bülent'in repliği: Bikaç hareket daha göstereceğim daha sonra sana.

Bülent'in söylediği: Bazı hareketler daha var onları da göstereceğim.

 

Kahrolsun bağzı hareketler! !!

 

 

16 Eylül 2015 Çarşamba

 

Heyecanımız her gün git gide artıyor. Bugün provaya geldiğimizde dekorumuzun son halini gördük. Artık her şeyimiz tamam. Kostümlerin de son hali gelince, Hira bugün kostümlü prova yapalım istedi. Önce Catherine-Beatrice sahnesini çalışmaya başladık. Ardından başa döndük ve oyunun giriş sahnesiyle devam ettik. Kuzenlerin girişi çalışılmadan olur mu, onu da şöyle bir güzel elden geçirdik. Şu sıralar herkes bir başkasına Marco diyor. Beatrice kocası olan Eddie'ye Marco dedi bir gün. Bir gün de Eddie, Tony'e Marco dedi. Sıra gelmişti Marco'nun kendine Marco demesine. O da oldu bugün. Sonra Orhan Enes Kuzu'nun müzikleriyle uyum içinde olmaya çalıştık ve sahneleri müzikle beraber çalıştık. Kuzenlerin gelişi sahnesinde Hira, Eddie'nin, Rodolpho'ya olan sinirini, gıcıklığını daha çok vurgulaması gerektiğini belirtti. Saatler 20.00'yi gösteriyordu ki yemek arası verdik. Bir de bugün başka bir heyecanımız vardı. Rodolpho'ya can veren Aykut'umuzun doğum günüydü. Yemekten sonra ona şöyle güzel bir sürpriz yaptık. Doğum günü kutlamasından sonra esli sahneyi çalıştık. Hira bu sahnede her karakterin kendine ait bir duruşu olması gerektiğinden bahsetti. Sonra çalışılan sahnelerin etkisini arttırmaya yönelik çalışmalar yaptık. Ve 22.30'da 1. perdenin akışına başladık. Akış bittiğinde Hira'nın notlarını dinledik ve provayı bitirdik.
Köprüden Görünenler
Bülent'in repliğinde olması gereken; "Balık tutmak için ağ lazım canım."
Onun dediği; "Balık tutmak için ağ lazım caağnım."
Nazlı'nın Yugoslavya diyemeyişi, Tansu Çiller'in halüsinasyon diyemeyişine benzetildi.
Ve bence artık esli sahnenin adı dalakların patladığı sahne olmalı. Çünkü kimse gülmeden duramıyor. Aslı gülme krizinin sucunu Bülent'in gözlerine atıyor ama...

Heyecanımız her gün git gide artıyor. Bugün provaya geldiğimizde dekorumuzun son halini gördük. Artık her şeyimiz tamam. Kostümlerin de son hali gelince, Hira bugün kostümlü prova yapalım istedi. Önce Catherine-Beatrice sahnesini çalışmaya başladık. Ardından başa döndük ve oyunun giriş sahnesiyle devam ettik. Kuzenlerin girişi çalışılmadan olur mu, onu da şöyle bir güzel elden geçirdik. Şu sıralar herkes bir başkasına Marco diyor. Beatrice kocası olan Eddie'ye Marco dedi bir gün. Bir gün de Eddie, Tony'e Marco dedi. Sıra gelmişti Marco'nun kendine Marco demesine. O da oldu bugün. Sonra Orhan Enes Kuzu'nun müzikleriyle uyum içinde olmaya çalıştık ve sahneleri müzikle beraber çalıştık. Kuzenlerin gelişi sahnesinde Hira, Eddie'nin, Rodolpho'ya olan sinirini, gıcıklığını daha çok vurgulaması gerektiğini belirtti. Saatler 20.00'yi gösteriyordu ki yemek arası verdik. Bir de bugün başka bir heyecanımız vardı. Rodolpho'ya can veren Aykut'umuzun doğum günüydü. Yemekten sonra ona şöyle güzel bir sürpriz yaptık. Doğum günü kutlamasından sonra esli sahneyi çalıştık. Hira bu sahnede her karakterin kendine ait bir duruşu olması gerektiğinden bahsetti. Sonra çalışılan sahnelerin etkisini arttırmaya yönelik çalışmalar yaptık. Ve 22.30'da 1. perdenin akışına başladık. Akış bittiğinde Hira'nın notlarını dinledik ve provayı bitirdik.

 

Köprüden Görünenler

 

Bülent'in repliğinde olması gereken; "Balık tutmak için ağ lazım canım."

Onun dediği; "Balık tutmak için ağ lazım caağnım."

 

Nazlı'nın Yugoslavya diyemeyişi, Tansu Çiller'in halüsinasyon diyemeyişine benzetildi.

 

Ve bence artık esli sahnenin adı dalakların patladığı sahne olmalı. Çünkü kimse gülmeden duramıyor. Aslı gülme krizinin sucunu Bülent'in gözlerine atıyor ama...

 

 

15 Eylül 2015 Salı

 

Merhaba, prömiyere iki hafta kala bir prova gününde daha saat 15.00 itibariyle buluştuk. Bülent ve Sedat'ın getirdiği kuruyemişler herkesin ilgi odağı oldu yine, yemeyen kalmadı. Çay, kahve ve muhabbet faslını da atlattıktan sonra Haluk Bilginer, Muharrem Abi ve Sümer Abla'nın da katılımıyla provaya ikinci perdenin başından başladık ve daha önceden belirlediğimiz rejilerin üstüne detaylı çalışmaya koyulduk. İkinci perdenin başındaki Catherine-Rodolpho sahnesinden sonra biraz ileri atlayarak Eddie-Beatrice-Catherine sahnesini ve devamındaki memurun geldiği sahneyi çalıştık. Aslına bakarsanız sahne, memurun geldiği sahne olması gerekirken gelemediği, gelip yerinde durması gerekirken de duramadığı bir sahneye dönüştü. Ha bir kere de geldi, durdu olması gerektiği gibi ama "Aç kapıyı" demesi gerekirken "hobobcop" tarzında bir şey söylediği için ekip ufak çapta bir gülme krizi atlattı. Bir de bu sahnenin mahkeme sahnesine bağlandığı noktada Marco'yu yerine oturtma görevi verilen memur Marco'yu adeta omuzlarından yere çakınca olanlar oldu. İkinci gülme krizine dayanamayacağını anlayan ekip bir süre daha çalıştıktan sonra yemek arası verdi. Artık kim oynuyorsa bu memuru...
Yemek arasının ardından ikinci perdenin sonuna doğru koşturmaya başladık. Son iki sayfaya kadar ilerledik ve bir çok sahneyi çalıştıktan sonra Haluk Bilginer, Muharrem Abi ve Hira'nın sahneler üstüne yorumlarını dinledik. Mahkeme sahnesinden sonraki sahneleri tekrar ettik, iyice pişirelim diye birkaç kez daha üstünden geçtik. Kısa bir çay molasını ardından havada uçuşan "Abi maç var akşam, kaçta biter bugün prova acaba?" tarzındaki cümlelere rağmen Hira'nın isteğiyle ikinci perdenin akışını aldık ve akışın üstüne konuşarak provayı bitirdik.
Köprüden Görünenler;
Aslı, çalışırken denediği bir mizansenin üzerine: Ya çok mu tiyatral oldu bu?
Bülent: Olsun  zaten tiyatro yapıyoruz Aslı!
Beatrice'in sahneden çıkması üzerine Eddie'yi oynayan Bülent Catherine'e: Hah teyzen de gitti gel bakıyım şöyle yamacıma...
Catherine: Teyzeee!!!
Bülent: Oyunda olmayan sahnelerden bir oyun mu yapsak?
Aslı bir sahneye başlamadan önce ayakta kıvranmaktadır;
Bülent: Hadi söyle insanlara hadi...
Aslı Hira'ya dönerek: Benim çok tuvaletim var da....
(Aslı koşarak çıkar.)
Evet, güldük eğlendik şimdi itiraf zamanı;  Memuru ben oynuyorum, evet sahneye giremedim, evet girip de yerimde duramadım ve evet repliğimi söyleyemedim ama bir sorun bunları neden yaptım. Yok ya da sormayın... Cevabım yok.
Sahnede repliğimi söylerken sallanmam üzerine Haluk Bilginer bana: Melih sallanma ayaklarından yere çakacağım şimdi seni haaa!
Ben: Tabi.
Sümer: Melih, bugünkü prova notunda hep sen olacaksın biliyorsun değil mi?
Ben: .....ııııııı ( kaçarak uzaklaşır)
Günün özeti: Oyunun dumanı iyi tütüyor, iyi bir noktadayız, yola devam...

Merhaba, prömiyere iki hafta kala bir prova gününde daha saat 15.00 itibariyle buluştuk. Bülent ve Sedat'ın getirdiği kuruyemişler herkesin ilgi odağı oldu yine, yemeyen kalmadı. Çay, kahve ve muhabbet faslını da atlattıktan sonra Haluk Bilginer, Muharrem Abi ve Sümer Abla'nın da katılımıyla provaya ikinci perdenin başından başladık ve daha önceden belirlediğimiz rejilerin üstüne detaylı çalışmaya koyulduk. İkinci perdenin başındaki Catherine-Rodolpho sahnesinden sonra biraz ileri atlayarak Eddie-Beatrice-Catherine sahnesini ve devamındaki memurun geldiği sahneyi çalıştık. Aslına bakarsanız sahne, memurun geldiği sahne olması gerekirken gelemediği, gelip yerinde durması gerekirken de duramadığı bir sahneye dönüştü. Ha bir kere de geldi, durdu olması gerektiği gibi ama "Aç kapıyı" demesi gerekirken "hobobcop" tarzında bir şey söylediği için ekip ufak çapta bir gülme krizi atlattı. Bir de bu sahnenin mahkeme sahnesine bağlandığı noktada Marco'yu yerine oturtma görevi verilen memur Marco'yu adeta omuzlarından yere çakınca olanlar oldu. İkinci gülme krizine dayanamayacağını anlayan ekip bir süre daha çalıştıktan sonra yemek arası verdi. Artık kim oynuyorsa bu memuru...

 

Yemek arasının ardından ikinci perdenin sonuna doğru koşturmaya başladık. Son iki sayfaya kadar ilerledik ve bir çok sahneyi çalıştıktan sonra Haluk Bilginer, Muharrem Abi ve Hira'nın sahneler üstüne yorumlarını dinledik. Mahkeme sahnesinden sonraki sahneleri tekrar ettik, iyice pişirelim diye birkaç kez daha üstünden geçtik. Kısa bir çay molasını ardından havada uçuşan "Abi maç var akşam, kaçta biter bugün prova acaba?" tarzındaki cümlelere rağmen Hira'nın isteğiyle ikinci perdenin akışını aldık ve akışın üstüne konuşarak provayı bitirdik.

 

Köprüden Görünenler

 

Aslı, çalışırken denediği bir mizansenin üzerine: Ya çok mu tiyatral oldu bu?

Bülent: Olsun  zaten tiyatro yapıyoruz Aslı!

 

Beatrice'in sahneden çıkması üzerine Eddie'yi oynayan Bülent Catherine'e: Hah teyzen de gitti gel bakıyım şöyle yamacıma...

Catherine: Teyzeee!!!

Bülent: Oyunda olmayan sahnelerden bir oyun mu yapsak?

 

Aslı bir sahneye başlamadan önce ayakta kıvranmaktadır;

Bülent: Hadi söyle insanlara hadi...

Aslı Hira'ya dönerek: Benim çok tuvaletim var da....

(Aslı koşarak çıkar.)

 

Evet, güldük eğlendik şimdi itiraf zamanı;  Memuru ben oynuyorum, evet sahneye giremedim, evet girip de yerimde duramadım ve evet repliğimi söyleyemedim ama bir sorun bunları neden yaptım. Yok ya da sormayın... Cevabım yok.

 

Sahnede repliğimi söylerken sallanmam üzerine Haluk Bilginer bana: Melih sallanma ayaklarından yere çakacağım şimdi seni haaa!

Ben: Tabi.

 

Sümer: Melih, bugünkü prova notunda hep sen olacaksın biliyorsun değil mi?

Ben: .....ııııııı ( kaçarak uzaklaşır)

 

 

Günün özeti: Oyunun dumanı iyi tütüyor, iyi bir noktadayız, yola devam...

 

 

 

 

14 Eylül 2015 Pazartesi

 

Güne çok lezzetli başladığımız doğrudur. Bülent bizleri şaşırtarak elinde cevizli-tarçınlı kekiyle girdi bir de üstüne ben yaptım demez mi. Bir de lezzetli olmuş. Hem şaşırdık hem de afiyetle yedik. Ellerine sağlık Bülent. Provaya bugün sevgili Haluk Abi ve Sümer Abla'nın eşliğinde başladık. Kubilay Abi'nin biraz gecikmesi sebebiyle önce Nazlı, Aslı ve  Bülent'in sahnesini çalışmaya başladık. Ardından Haluk Abi'nin sahneyle ilgili notlarını dinledik.  Haluk Abi bu sahnede Aslı'yı rafine ve sofistike bir kadın olmaktan kurtulmayı, Bülent'e daha enerjik olmayı, Nazlı'ya çocuk olduğunu unutmamayı hatırlattı. Eddie'nin tutkusundan bahsettik daha sonra. Sahnenin temposu ve ritmi üzerine çalıştık. Sofistike kadını kaybetmeye çalışan Aslı bir süre sonra kendini de kaybetti ve "geliyon, gidiyon"lara başvurdu. Tabi bu dil Bülent Abi'yi de esir aldı sonrasında. Dilin daha gündelik olmasına çalıştıktan sonra içimize sinmeyen yerlerin detaylarına baktık. Ardından Kubilay Abi sahneye çıktı ve başladı tiradlarına. Haluk Abi bu tiradlarla ilgili olarak kelimelerin değil anlamların altını çizmenin daha önemli olduğundan bahsetti. Alfieri'nin bu masalın kahramanı olduğunu, sırf dışarıdan bir göz, bir anlatıcı olmadığını konuştuk. Sonra saatler 17.00'yi gösterdiği sırada kapıda sevgili Zerrin Tekindor ve ekibi belirdi, kostümlerle birlikte. Herkes ilk okul günü heyecanı gibi kıyafetlerini giydi, öptü, kokladı. Kostümlerin denenmesinden sonra kuzenlerin gelişi sahnesini çalıştık. Küçük bir yemek arasından sonra tekrar kuzenlerin gelişiyle devam ettik ve aranılan tempo bulunana kadar kese kese ilerledik. Bu sahneden sonra Hira, Aslı'nın daha anaç, Ercüment'in daha çekingen ve Aykut'un da daha enerjik olması gerektiğinden bahsetti. Ardından Tony-Eddie sahnesine geçtik. Bu sahneden ikisinin arasındaki ilişkiden ve sahnenin duygusundan bahsettik. Küçük bir aranın ardından meşhur es'li sahnemizi çalıştık. Saatler 23.00'ü gösterirken ekibin yorgunluğu gözlerinden okunuyordu ancak Hira provayı bitirmeye pek de niyetli değildi. Haydi bir kura çekelim ve o sahneyi çalışalım dedi. Şans Kubilay Abi'yi ve Bülent'i vurdu. Ardından da sağ salim bir şekilde bu yoğun günü tamamladık. 
Köprüden Görünenler
Tiradını oynamak için sahneye çıkan Kubilay Abi oyuncu seçmesine gelen öğrenci muamelesi gördü.
Hira: "İsminiz?"
Kubilay Abi: Kubilay Karslioglu
Haluk Abi: "Parçanız?"
Sümer Abla: "Piç Edmund olabilir mi?"

 

Güne çok lezzetli başladığımız doğrudur. Bülent bizleri şaşırtarak elinde cevizli-tarçınlı kekiyle girdi bir de üstüne ben yaptım demez mi. Bir de lezzetli olmuş. Hem şaşırdık hem de afiyetle yedik. Ellerine sağlık Bülent. Provaya bugün sevgili Haluk Abi ve Sümer Abla'nın eşliğinde başladık. Kubilay Abi'nin biraz gecikmesi sebebiyle önce Nazlı, Aslı ve  Bülent'in sahnesini çalışmaya başladık. Ardından Haluk Abi'nin sahneyle ilgili notlarını dinledik.  Haluk Abi bu sahnede Aslı'yı rafine ve sofistike bir kadın olmaktan kurtulmayı, Bülent'e daha enerjik olmayı, Nazlı'ya çocuk olduğunu unutmamayı hatırlattı. Eddie'nin tutkusundan bahsettik daha sonra. Sahnenin temposu ve ritmi üzerine çalıştık. Sofistike kadını kaybetmeye çalışan Aslı bir süre sonra kendini de kaybetti ve "geliyon, gidiyon"lara başvurdu. Tabi bu dil Bülent Abi'yi de esir aldı sonrasında. Dilin daha gündelik olmasına çalıştıktan sonra içimize sinmeyen yerlerin detaylarına baktık. Ardından Kubilay Abi sahneye çıktı ve başladı tiradlarına. Haluk Abi bu tiradlarla ilgili olarak kelimelerin değil anlamların altını çizmenin daha önemli olduğundan bahsetti. Alfieri'nin bu masalın kahramanı olduğunu, sırf dışarıdan bir göz, bir anlatıcı olmadığını konuştuk. Sonra saatler 17.00'yi gösterdiği sırada kapıda sevgili Zerrin Tekindor ve ekibi belirdi, kostümlerle birlikte. Herkes ilk okul günü heyecanı gibi kıyafetlerini giydi, öptü, kokladı. Kostümlerin denenmesinden sonra kuzenlerin gelişi sahnesini çalıştık. Küçük bir yemek arasından sonra tekrar kuzenlerin gelişiyle devam ettik ve aranılan tempo bulunana kadar kese kese ilerledik. Bu sahneden sonra Hira, Aslı'nın daha anaç, Ercüment'in daha çekingen ve Aykut'un da daha enerjik olması gerektiğinden bahsetti. Ardından Tony-Eddie sahnesine geçtik. Bu sahneden ikisinin arasındaki ilişkiden ve sahnenin duygusundan bahsettik. Küçük bir aranın ardından meşhur es'li sahnemizi çalıştık. Saatler 23.00'ü gösterirken ekibin yorgunluğu gözlerinden okunuyordu ancak Hira provayı bitirmeye pek de niyetli değildi. Haydi bir kura çekelim ve o sahneyi çalışalım dedi. Şans Kubilay Abi'yi ve Bülent'i vurdu. Ardından da sağ salim bir şekilde bu yoğun günü tamamladık. 

 

Köprüden Görünenler

 

Tiradını oynamak için sahneye çıkan Kubilay Abi oyuncu seçmesine gelen öğrenci muamelesi gördü.

Hira: "İsminiz?"

Kubilay Abi: Kubilay Karslioglu

Haluk Abi: "Parçanız?"

Sümer Abla: "Piç Edmund olabilir mi?"

 

 

 

Merhaba... Çiçek gibi bir cumartesi gününde saat 11.00 itibariyle sahnede buluştuk. Bugün hava önceki günlerin aksine gayet serin, tam provalık, böyle ne çok sıcak ne çok soğuk... Neyse uzatmayalım güzel işte. Ayrıca bugün kimse provaya abur cubur getirmedi, çayla kahveyle azıcık da simitle başladık güne yani çalışmak için bütün koşullar uygundu. Biz de kolları sıvadık çıktık sahneye...
Bugün, dünkü provanın sonunda aldığımız birinci perde akışının ardından Hira'nın aldığı notlar doğrultusunda çalışmaya başladık. İlk olarak oyunun ilk sahnesindeki bazı detaylar üzerinde durduk, kese kese bazı anları adeta nakış gibi işledik ve sahnenin genel olarak daha yavaş ama etkili olması gerekliliğinden bahsederek oyuncularımızı ezber çalışmasına göndererek Alfieri'nin tiratlarını çalışmaya koyulduk. Oyunun açılışını yapan Alfieri'nin tavrı üstüne konuşarak bazı denemeler yaptık ve bunların sonucunda bazı değişikliklere gittik. Daha sonra Eddie-Alfieri sahnesini iki kez çalışarak yemek arası verdik.
Yemek saatine kadar karınlarını simit, salam ve krem peynir üçlüsüyle doyurmuş olan bazı oyuncularımız yemek yememeyi tercih ettiler ama ekip ruhu gereği olarak kafede hep birlikte oturduk. Tam ekip ruhunu çok güzel yakaladık derken bir yağmur başladı ki sormayın. Yani ne ekip kaldı ne ruh acele acele yiyip koştura koştura sahneye indik. Çalışma aşkı mıdır yağmur korkusu mudur bilemedik ama çalışmaya başladık ne olduğunu anlamadan.
Birinci perdenin sonunu çalışarak başladık ve Orhan Enes Kuzu'nun da katılımıyla getirdiği yeni parçalarla perde sonuna dair bazı müzik denemeleri yaptık. Ardından geleneksel hale gelmiş oyunumuz güzide baht dönüşü olan "kuzenlerin gelişi" sahnemizi iki kez çalışarak Eddie-Beatrice ve Eddie-Catherine sahnelerine bağlandık, hazır bunlarla bağlanmışken bir de Catherine-Beatrice sahnesine zıpladık ve birinci perdenin sonunu bir kez daha çalışarak provayı noktaladık.
Köprüden Görünenler;
Aslı bir sahnede yaptığı bir deneme sonucunda kendinden memnun olmayışını şu şekilde dışa vurur: Aaaaaa nasıl yalan !!! Iıııııııı !!!
Aslı'nın repliği : Ama belli mi olur, belki kısa sürede çok para kazanıp erkenden dönersin karına.
Aslı'nın söylediği: Ama belli mi olur, belki kısa sürede çok para kazanıp erkenden dönersin karılarına.
Ekip: Tabi tabi o dönem çok eşlilik var zaten !!!
Yağmur sırasında kapanan hava ve yenen yemeğin ağırlığı yine bazı cümlelerin havada uçuşmasına sebep oldu;
"Oooo abi tam uyku havası"
"Hadi gidip çalışalım yoksa kalacağız burada böyle"
"Haydi size afiyet olsun ben biraz kestireceğim aşağıda"
" Şarap ?"

12 Eylül 2015 Cumartesi

 

Merhaba... Çiçek gibi bir cumartesi gününde saat 11.00 itibariyle sahnede buluştuk. Bugün hava önceki günlerin aksine gayet serin, tam provalık, böyle ne çok sıcak ne çok soğuk... Neyse uzatmayalım güzel işte. Ayrıca bugün kimse provaya abur cubur getirmedi, çayla kahveyle azıcık da simitle başladık güne yani çalışmak için bütün koşullar uygundu. Biz de kolları sıvadık çıktık sahneye...

 

Bugün, dünkü provanın sonunda aldığımız birinci perde akışının ardından Hira'nın aldığı notlar doğrultusunda çalışmaya başladık. İlk olarak oyunun ilk sahnesindeki bazı detaylar üzerinde durduk, kese kese bazı anları adeta nakış gibi işledik ve sahnenin genel olarak daha yavaş ama etkili olması gerekliliğinden bahsederek oyuncularımızı ezber çalışmasına göndererek Alfieri'nin tiratlarını çalışmaya koyulduk. Oyunun açılışını yapan Alfieri'nin tavrı üstüne konuşarak bazı denemeler yaptık ve bunların sonucunda bazı değişikliklere gittik. Daha sonra Eddie-Alfieri sahnesini iki kez çalışarak yemek arası verdik.

 

Yemek saatine kadar karınlarını simit, salam ve krem peynir üçlüsüyle doyurmuş olan bazı oyuncularımız yemek yememeyi tercih ettiler ama ekip ruhu gereği olarak kafede hep birlikte oturduk. Tam ekip ruhunu çok güzel yakaladık derken bir yağmur başladı ki sormayın. Yani ne ekip kaldı ne ruh acele acele yiyip koştura koştura sahneye indik. Çalışma aşkı mıdır yağmur korkusu mudur bilemedik ama çalışmaya başladık ne olduğunu anlamadan.

 

Birinci perdenin sonunu çalışarak başladık ve Orhan Enes Kuzu'nun da katılımıyla getirdiği yeni parçalarla perde sonuna dair bazı müzik denemeleri yaptık. Ardından geleneksel hale gelmiş oyunumuz güzide baht dönüşü olan "kuzenlerin gelişi" sahnemizi iki kez çalışarak Eddie-Beatrice ve Eddie-Catherine sahnelerine bağlandık, hazır bunlarla bağlanmışken bir de Catherine-Beatrice sahnesine zıpladık ve birinci perdenin sonunu bir kez daha çalışarak provayı noktaladık.

 

Köprüden Görünenler

 

Aslı bir sahnede yaptığı bir deneme sonucunda kendinden memnun olmayışını şu şekilde dışa vurur: Aaaaaa nasıl yalan !!! Iıııııııı !!!

 

Aslı'nın repliği: Ama belli mi olur, belki kısa sürede çok para kazanıp erkenden dönersin karına.

Aslı'nın söylediği: Ama belli mi olur, belki kısa sürede çok para kazanıp erkenden dönersin karılarına.

Ekip: Tabi tabi o dönem çok eşlilik var zaten !!!

 

Yağmur sırasında kapanan hava ve yenen yemeğin ağırlığı yine bazı cümlelerin havada uçuşmasına sebep oldu;

"Oooo abi tam uyku havası"

"Hadi gidip çalışalım yoksa kalacağız burada böyle"

"Haydi size afiyet olsun ben biraz kestireceğim aşağıda"

" Şarap ?"

 

 

 

Merhaba... bugün saat 15.00'te sahnede buluştuk ve kısa bir ezber çalışmasının ardından ikinci perde sahnelerimizden çalışmaya başladık. Bir gerisinden bir ilerisinden çalışırken sahnelerde daha önce dikkat etmediğimiz bazı detayların üzerinde durduk. Sahnesi gelen oyuncularımız heyecanla sahneye atladılar, sahnede olması gerekmeyen oyuncular ise ikinci perdenin ezberini güçlendirmek üzere kuliste çay içtiler...öhöm öhöm..Yani harıl harıl ezber çalıştılar. Kulis-sahne arası çift taraflı bir trafiğe sahne olan bu çalışmadan sonra birinci perdedeki bazı sahnelerle devam ettik ve yemek arasından sonra ikinci perdeyle devam etmek üzere anlaşarak ekipçe günün en sevdiğimiz bölümüne geldik; Yemek arası !!!
Yemek arasından sonra Ercüment'in de gelmesiyle ikinci perdedeki memurun geldiği sahneyi çalışmaya başladık. Dün karar verdiğimiz trafiğin aksine bugün Hira yeni bir deneme yapmak istedi ve oyuncuların bu yeni düzende sahnede durmaları gereken yerleri gösterdi. Bunun üzerine bu yerlere doğal bir geçişi nasıl sağlayabileceğimizin üstünde durarak yeni sahne trafiğimiz Hira'nın uyarıları eşliğinde çalıştık ve kısa bir çay molası verdik. Molanın ardından homurtulara ve Bülent'in "Abi yorulduk mu biraz" şeklindeki provayı bitirme çabalarına rağmen Hira'nın isteğiyle birinci perdeyi akıttık ve saat 22.00 itibariyle provayı bitirdik.
Köprüden Görünenler
Aykut'un repliği: 300 dolarım var Catherine. 
Aykut bu repliğini söylerken cebinden 1 Lira düşer ve bunun üstüne Aykut repliğini şu şekilde değiştirir: Pardon Catherine 1 liram var.
Catherine: ???
Bülent'in provaya siyah bir gömlek, siyah bir pantolon ve botla gelmesi üzerine Hira: Bülent yalnız bugün çok şıksın
Bülent: Ben seviyorum Abi böyle sonbahar modası.... aslında sabah bir görüşmeye gittim de ondan:)
Çalışılan bir sahne sırasında repliklerin karışması üzerine Bülent Aslı'ya: Ya ben senin laflarını yedim galiba.
Aslı: Olsun ben sonuna kadar savaşırım senle!!!
Kubilay Abi bir sahnede lafını unutur, kenardan gelen sufleyi de es geçince asistanlardan tekst ister ve kendini şu şekilde avutur: Ben zaten oldum olası sufle alamam, valla öyle!

11 Eylül 2015 Cuma

 

Merhaba... bugün saat 15.00'te sahnede buluştuk ve kısa bir ezber çalışmasının ardından ikinci perde sahnelerimizden çalışmaya başladık. Bir gerisinden bir ilerisinden çalışırken sahnelerde daha önce dikkat etmediğimiz bazı detayların üzerinde durduk. Sahnesi gelen oyuncularımız heyecanla sahneye atladılar, sahnede olması gerekmeyen oyuncular ise ikinci perdenin ezberini güçlendirmek üzere kuliste çay içtiler...öhöm öhöm..Yani harıl harıl ezber çalıştılar. Kulis-sahne arası çift taraflı bir trafiğe sahne olan bu çalışmadan sonra birinci perdedeki bazı sahnelerle devam ettik ve yemek arasından sonra ikinci perdeyle devam etmek üzere anlaşarak ekipçe günün en sevdiğimiz bölümüne geldik; Yemek arası !!!

 

Yemek arasından sonra Ercüment'in de gelmesiyle ikinci perdedeki memurun geldiği sahneyi çalışmaya başladık. Dün karar verdiğimiz trafiğin aksine bugün Hira yeni bir deneme yapmak istedi ve oyuncuların bu yeni düzende sahnede durmaları gereken yerleri gösterdi. Bunun üzerine bu yerlere doğal bir geçişi nasıl sağlayabileceğimizin üstünde durarak yeni sahne trafiğimiz Hira'nın uyarıları eşliğinde çalıştık ve kısa bir çay molası verdik. Molanın ardından homurtulara ve Bülent'in "Abi yorulduk mu biraz" şeklindeki provayı bitirme çabalarına rağmen Hira'nın isteğiyle birinci perdeyi akıttık ve saat 22.00 itibariyle provayı bitirdik.

 

Köprüden Görünenler

 

 

Aykut'un repliği: 300 dolarım var Catherine. 

Aykut bu repliğini söylerken cebinden 1 Lira düşer ve bunun üstüne Aykut repliğini şu şekilde değiştirir: Pardon Catherine 1 liram var.

Catherine: ???

 

Bülent'in provaya siyah bir gömlek, siyah bir pantolon ve botla gelmesi üzerine Hira: Bülent yalnız bugün çok şıksın

Bülent: Ben seviyorum Abi böyle sonbahar modası.... aslında sabah bir görüşmeye gittim de ondan:)

 

Çalışılan bir sahne sırasında repliklerin karışması üzerine Bülent Aslı'ya: Ya ben senin laflarını yedim galiba.

Aslı: Olsun ben sonuna kadar savaşırım senle!!!

 

Kubilay Abi bir sahnede lafını unutur, kenardan gelen sufleyi de es geçince asistanlardan tekst ister ve kendini şu şekilde avutur: Ben zaten oldum olası sufle alamam, valla öyle!

 

 

10 Eylül 2015 Perşembe

 

Efendim geldik 21. prova günümüze. Prömiyere adım adım yaklaşırken heyecanımız doruklarda maşallah. Sizlerle buluşmak için gün sayıyoruz adeta. Bugün 15 sularında ekibimiz bir araya geldi. Derken kapıdan o göründü. Işık tasarımcımız Kemal Yiğitcan. Hoş geldi sefalar getirdi.  Sevgili Orhan Enes Kuzu'nun da eşliğinde 1. perdemizi müziklerle birlikte akıtmaya koyulduk. Nasıl aktı tabi bu perde orasını bize sorun. Komiklikler mi oldu ufak tefek kazalar mı oldu derken sağ salim atlattık, final dedik çok şükür. Ezberler iyi motivasyonlar yüksek ekipte başarılı olunca bir çay molasını hak ettik. 1. perdemizi akıttıktan sonra Hira'nın notlarını dinledik ve 2. perdeyi çalışmak için yola koyulduk. Onun da bize eşlik etmesiyle 2. perdeyi çalışmaya başladık. Bugün de Aslı yapmış yapacağını. Ara verdiğimiz sırada koca bir kutu kekle kapıda göründü. Bir de kendi sevmediğinden almış. Cık cık cık. İstiyor ki biz kilo alalım o zayıf kalsın. Aman dedik afiyetle yedik vallahi. E sonra bize bir enerji geldi tabi. Hey maşallah. 2. perdeyi de su gibi akıttık ve yolun sonunu gördük.  Hira'nın notlarını dinledikten sonra 21.30'da provaya son verdik. Yarın harıl harıl çalışmaya devam. 
Köprüden Görünenler
Tam prova başladı başlayacak derken, ışıklar için bize yardım eden İlker'in burada olmadığını gördük. Sonra sahne amirimiz İsmail Abi "Ben onu bulurum" dedi ve ortadan kayboldu. E dedik onlar gelene kadar biz başlayalım. Tam başladık Kubilay Abi sahnede tiradını oynuyor İsmail Abi zank diye dalmaz mı sahneye "İlker yoldaymış" diye.  Hayda alır hepimizi bir gülme. İsmail Abi de utanır, kaçar vallahi. 
Kubilay Abi'ye bir haller oldu bugün. Sen kaç provadır Eddie dediğin adamın adını unut. Trak geldi resmen. Sonra neyse ki halletti, hafızasını tazeledi.  Bir de Tony'e ad taktı. Eddie'miz var ya o da Büdü oldu. 

Efendim geldik 21. prova günümüze. Prömiyere adım adım yaklaşırken heyecanımız doruklarda maşallah. Sizlerle buluşmak için gün sayıyoruz adeta. Bugün 15 sularında ekibimiz bir araya geldi. Derken kapıdan o göründü. Işık tasarımcımız Kemal Yiğitcan. Hoş geldi sefalar getirdi.  Sevgili Orhan Enes Kuzu'nun da eşliğinde 1. perdemizi müziklerle birlikte akıtmaya koyulduk. Nasıl aktı tabi bu perde orasını bize sorun. Komiklikler mi oldu ufak tefek kazalar mı oldu derken sağ salim atlattık, final dedik çok şükür. Ezberler iyi motivasyonlar yüksek ekipte başarılı olunca bir çay molasını hak ettik. 1. perdemizi akıttıktan sonra Hira'nın notlarını dinledik ve 2. perdeyi çalışmak için yola koyulduk. Onun da bize eşlik etmesiyle 2. perdeyi çalışmaya başladık. Bugün de Aslı yapmış yapacağını. Ara verdiğimiz sırada koca bir kutu kekle kapıda göründü. Bir de kendi sevmediğinden almış. Cık cık cık. İstiyor ki biz kilo alalım o zayıf kalsın. Aman dedik afiyetle yedik vallahi. E sonra bize bir enerji geldi tabi. Hey maşallah. 2. perdeyi de su gibi akıttık ve yolun sonunu gördük.  Hira'nın notlarını dinledikten sonra 21.30'da provaya son verdik. Yarın harıl harıl çalışmaya devam. 

 

 

Köprüden Görünenler

Tam prova başladı başlayacak derken, ışıklar için bize yardım eden İlker'in burada olmadığını gördük. Sonra sahne amirimiz İsmail Abi "Ben onu bulurum" dedi ve ortadan kayboldu. E dedik onlar gelene kadar biz başlayalım. Tam başladık Kubilay Abi sahnede tiradını oynuyor İsmail Abi zank diye dalmaz mı sahneye "İlker yoldaymış" diye.  Hayda alır hepimizi bir gülme. İsmail Abi de utanır, kaçar vallahi. 

 

Kubilay Abi'ye bir haller oldu bugün. Sen kaç provadır Eddie dediğin adamın adını unut. Trak geldi resmen. Sonra neyse ki halletti, hafızasını tazeledi.  Bir de Tony'e ad taktı. Eddie'miz var ya o da Büdü oldu. 

 

 

 

Merhabalar, prömiyere 21 gün kala bir prova gününde daha saat 15.00 itibariyle buluştuk. Oyuncularımız provaya yoğun bir ezber çalışmasıyla başladılar. Kuliste çay ve kahve eşliğinde oyununun ilk perdesini ara ara gözleri tekste kaçarak da olsa akıttılar. Bazı bölümler tıkandı kaldı, bazıları su gibi aktı, bazıları da bir tıkanır bir akar gibi oldu ne olduğunu biz de anlamadık. "Olacak bu ezber başka çaresi yok" şeklindeki telkinlerle teselli bulduk ve Hira'nın çağırısıyla çayları kahveleri bırakıp sahneye atladık.
İlk olarak "kuzenlerin gelişi" sahnemizi çalışmaya başladık. Sahnenin ortalarına doğru şarkı söyleyecek olan Aykut'un tiyatroya erken gelip Tuğçe'yle birlikte şarkıyı çalıştığını öğrenince dört gözle şarkıyı bekler olduk. Kuzenlerin gelişi sahnesini iki kez tekrar ettik ve sonrasındaki sahnelerle devam ettik. Ardından, trafiğinde sıkıntı yaşadığımız Eddie-Catherine sahnesini çalıştık ve sıkıntımızı giderdik. Ercüment'in de katılımıyla birinci perdenin finalini çalıştık ve saatler 18.00'i gösterirken yemek arası verdik.
Yemek arasının ardından çok fazla ara vermeden ikinci perdenin sonlarına doğru olan ve bugüne kadar hiç çalışmadığımız bir sahneyle devam ettik. Şuradan mı girsek şuraya mı kaysak, o lafı mı atsak yerine şunu mu koysak derken içimize sinen bir düzen bulduk ve bunu tekrar etmeye başladık. Eddie ve Marco'nun sahnedeki tavırları üzerine konuştuk ve bir çay molası verdik. Mola sırasında sinsice dışarı çıkıp bir kutu eklerle geri gelen Kubilay Abi hem kalbimizde taht kurdu hem de herkesten azar işitti. Karşılığında da "Birşey olmaz yiyin yiyin!" diyerek herkesi savuşturdu.
Çay molasının ardından önceki sahneyi bir kez tekrar ederek devam etmeye karar verdik ve yine ikinci perde sahnelerinden çalıştık. Çalıştığımız sahneden bir önceki Eddie-Beatrice-Catherine sahnesinde bir takım değişiklikler yaptık, yaptığımızı da beğenerek son halinin bu olmasına karar verdik ve yarın yine 15.00'de buluşmak üzere sözleşerek provayı bitirdik.
Köprüden Görünenler
Ekipten gelen bir reji önerisinin onaylanmaması üzerine Bülent: Kendi oyununuzda yaparsınız hıh hıh hıh!
Oyunun yine dramatik bir sahnesinde Tony'i oynayan Sedat'ın Eddie'ye(Bülent) sinirlenerek onu yalnız bırakıp sahneden çıkması gerekmektedir fakat Sedat arka arka yürürken dekora takılır ve tökezler sahnenin odağı tamamen Tony'e kaymıştır. 
Ekip: Tony, Tony?
Öneri: Köprüden Görünüş 2- Tony Bereli'nin Hikayesi
Provanın sonlarına doğru telefonundan trafik durumuna bakan Bülent'in haklı isyani: Bu ne abi ya bir kere de yeşil göreyim şu köprüleri !!!09 Eylül 2015 Çarşamba09 Eylül 2015 Çarşamba

09 Eylül 2015 Çarşamba

 

Merhabalar, prömiyere 21 gün kala bir prova gününde daha saat 15.00 itibariyle buluştuk. Oyuncularımız provaya yoğun bir ezber çalışmasıyla başladılar. Kuliste çay ve kahve eşliğinde oyununun ilk perdesini ara ara gözleri tekste kaçarak da olsa akıttılar. Bazı bölümler tıkandı kaldı, bazıları su gibi aktı, bazıları da bir tıkanır bir akar gibi oldu ne olduğunu biz de anlamadık. "Olacak bu ezber başka çaresi yok" şeklindeki telkinlerle teselli bulduk ve Hira'nın çağırısıyla çayları kahveleri bırakıp sahneye atladık.

İlk olarak "kuzenlerin gelişi" sahnemizi çalışmaya başladık. Sahnenin ortalarına doğru şarkı söyleyecek olan Aykut'un tiyatroya erken gelip Tuğçe'yle birlikte şarkıyı çalıştığını öğrenince dört gözle şarkıyı bekler olduk. Kuzenlerin gelişi sahnesini iki kez tekrar ettik ve sonrasındaki sahnelerle devam ettik. Ardından, trafiğinde sıkıntı yaşadığımız Eddie-Catherine sahnesini çalıştık ve sıkıntımızı giderdik. Ercüment'in de katılımıyla birinci perdenin finalini çalıştık ve saatler 18.00'i gösterirken yemek arası verdik.

Yemek arasının ardından çok fazla ara vermeden ikinci perdenin sonlarına doğru olan ve bugüne kadar hiç çalışmadığımız bir sahneyle devam ettik. Şuradan mı girsek şuraya mı kaysak, o lafı mı atsak yerine şunu mu koysak derken içimize sinen bir düzen bulduk ve bunu tekrar etmeye başladık. Eddie ve Marco'nun sahnedeki tavırları üzerine konuştuk ve bir çay molası verdik. Mola sırasında sinsice dışarı çıkıp bir kutu eklerle geri gelen Kubilay Abi hem kalbimizde taht kurdu hem de herkesten azar işitti. Karşılığında da "Birşey olmaz yiyin yiyin!" diyerek herkesi savuşturdu.

Çay molasının ardından önceki sahneyi bir kez tekrar ederek devam etmeye karar verdik ve yine ikinci perde sahnelerinden çalıştık. Çalıştığımız sahneden bir önceki Eddie-Beatrice-Catherine sahnesinde bir takım değişiklikler yaptık, yaptığımızı da beğenerek son halinin bu olmasına karar verdik ve yarın yine 15.00'de buluşmak üzere sözleşerek provayı bitirdik.

 

Köprüden Görünenler

 

Ekipten gelen bir reji önerisinin onaylanmaması üzerine Bülent: Kendi oyununuzda yaparsınız hıh hıh hıh!

 

Oyunun yine dramatik bir sahnesinde Tony'i oynayan Sedat'ın Eddie'ye(Bülent) sinirlenerek onu yalnız bırakıp sahneden çıkması gerekmektedir fakat Sedat arka arka yürürken dekora takılır ve tökezler sahnenin odağı tamamen Tony'e kaymıştır. 

Ekip: Tony, Tony?

Öneri: Köprüden Görünüş 2- Tony Bereli'nin Hikayesi

 

Provanın sonlarına doğru telefonundan trafik durumuna bakan Bülent'in haklı isyani: Bu ne abi ya bir kere de yeşil göreyim şu köprüleri !!!

 

 

08 Eylül 2015 Salı

 

Evet, bugün yine provaya geldiğimizde Bülent tarafından getirilen envai çeşit yiyecekle karşılaştık. Yemedik desek yalan olur. Artık saklayacak birşey kalmadı, itiraf ediyoruz batağa saplandık. Çıkamıyoruz.

Provadan önce bir de ziyaretçimiz vardı bugün, Çetin Tekindor geldi, ekipçe sohbet ettik güldük eğlendik, moral depoladık güzel enerjisi sayesinde. Enerji falan demişken getirdiği badem ezmelerini de söylemeden edemeyeceğiz, hiç sevmeyiz biz öyle şeyleri aslında ama yedik mecburen.

Bugün ilk olarak giriş sahnemizdeki Alfieri tiratlarını ve sahnenin devamını çalıştık. Ercüment'in aramıza 5'te katılacak olmasına rağmen artık essiz olan esli sahnemizi çalışarak devam ettik. İşin ilginç yanı sahnede artık es yok ama biz ona hala esli sahne diyoruz. Size tuhaf bir ekip olduğumuzu söylemiştik değil mi? Her neyse Es'li sahnenin ardından ikinci perdenin başını bir kez çalışarak sanki buluştuğumuzdan beri hiçbir şey yememişiz gibi yemek arası verdik.

Yemekler yendikten sonra Orhan Enes Kuzu geldi ve hazırladığı bazı müzikleri getirdi. Birinci perdenin sonu için hazırladığı müziği sahnenin akışı içinde dinledik ve Ercüment'in de katılımıyla birinci perdenin sonunu çalışmaya koyulduk. Ardından baştan başlayarak birinci perdenin yarısına kadar geldik. Bugün yine müthiş bir ezber performansı sergileyen oyuncularımız adeta gözlerimizi yaşarttılar demek isterdik ama maalesef öyle olmadı. "Abi haftaya, haftaya oturacak bu ezber" şeklindeki laflar belli belirsiz ağızdan dökülürken Hira'nın isteğiyle esli sahnemizi bir kez daha çalıştık ve başındaki sahneye yerleşme zamanlamaları üzerinde durduk. Provanın sonuna doğru iyice gevşeyen ekip kendini tutamaz oldu. Ona gül buna gül derken müzik açtık. Seksi olduğunu sanarak dans eden mi istersiniz, kendini Victoria Secret'ın yılbaşı özel defilesinde zanneden mi, bizde hepsi vardı. Bülent'in bile cat walk yapması üzerine provayı noktaladık.  Size tuhaf bi ekip olduğu... Ha evet evet söylemiştik.
Köprüden Görünenler
Bülent'in repliğini yanlış söylemesi  üzerine duyduğu şaşkınlığın dışa vurumu: "Yok yanlış lan o"
Bülent arka arkaya replik unutması üzerine asistanlara: Bugün çok kötüyüz haa, bak bunları notlayın.
Bir sahnenin bitiminde Hira'nın olduğu yerden bir yutkunma sesinin gelmesi üzerine ekip: "Yine ne yiyosun Hira? "
Bütün ekibe not: Artık provaya herhangi bir yiyecekle gelmek yasaktır!!!

Evet, bugün yine provaya geldiğimizde Bülent tarafından getirilen envai çeşit yiyecekle karşılaştık. Yemedik desek yalan olur. Artık saklayacak birşey kalmadı, itiraf ediyoruz batağa saplandık. Çıkamıyoruz.

Provadan önce bir de ziyaretçimiz vardı bugün, Çetin Tekindor geldi, ekipçe sohbet ettik güldük eğlendik, moral depoladık güzel enerjisi sayesinde. Enerji falan demişken getirdiği badem ezmelerini de söylemeden edemeyeceğiz, hiç sevmeyiz biz öyle şeyleri aslında ama yedik mecburen.

Bugün ilk olarak giriş sahnemizdeki Alfieri tiratlarını ve sahnenin devamını çalıştık. Ercüment'in aramıza 5'te katılacak olmasına rağmen artık essiz olan esli sahnemizi çalışarak devam ettik. İşin ilginç yanı sahnede artık es yok ama biz ona hala esli sahne diyoruz. Size tuhaf bir ekip olduğumuzu söylemiştik değil mi? Her neyse Es'li sahnenin ardından ikinci perdenin başını bir kez çalışarak sanki buluştuğumuzdan beri hiçbir şey yememişiz gibi yemek arası verdik.

Yemekler yendikten sonra Orhan Enes Kuzu geldi ve hazırladığı bazı müzikleri getirdi. Birinci perdenin sonu için hazırladığı müziği sahnenin akışı içinde dinledik ve Ercüment'in de katılımıyla birinci perdenin sonunu çalışmaya koyulduk. Ardından baştan başlayarak birinci perdenin yarısına kadar geldik. Bugün yine müthiş bir ezber performansı sergileyen oyuncularımız adeta gözlerimizi yaşarttılar demek isterdik ama maalesef öyle olmadı. "Abi haftaya, haftaya oturacak bu ezber" şeklindeki laflar belli belirsiz ağızdan dökülürken Hira'nın isteğiyle esli sahnemizi bir kez daha çalıştık ve başındaki sahneye yerleşme zamanlamaları üzerinde durduk. Provanın sonuna doğru iyice gevşeyen ekip kendini tutamaz oldu. Ona gül buna gül derken müzik açtık. Seksi olduğunu sanarak dans eden mi istersiniz, kendini Victoria Secret'ın yılbaşı özel defilesinde zanneden mi, bizde hepsi vardı. Bülent'in bile cat walk yapması üzerine provayı noktaladık.  Size tuhaf bir ekip olduğu... Ha evet evet söylemiştik.

 

Köprüden Görünenler

 

Bülent'in repliğini yanlış söylemesi  üzerine duyduğu şaşkınlığın dışa vurumu: "Yok yanlış lan o"

 

Bülent arka arkaya replik unutması üzerine asistanlara: Bugün çok kötüyüz haa, bak bunları notlayın.

 

Bir sahnenin bitiminde Hira'nın olduğu yerden bir yutkunma sesinin gelmesi üzerine ekip: "Yine ne yiyosun Hira? "

 

Bütün ekibe not: Artık provaya herhangi bir yiyecekle gelmek yasaktır!!!

 

 

 

 

 

İki günlük bir aradan sonra herkese merhabalar. Malum c vitaminlerinden destek alarak geçen provalardan sonra, c vitaminlerinin aslında pek de işe yaramadığını görmüş olduk. Bugün Bülent gribal durumu sebebiyle maalesef aramızda olamadı. Ona geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Eddie'miz olmadan prova yapmak zor malum. 14.00 dedik ve sahneye adımımızı attık. Bir de baktık Zerrin Tekindor ve ekibi gelmiş bugün ve sahnede dekorumuz hazırlanmış. Harika bir görüntüyle karşılaştık. Ellerine emeklerine sağlık derken ve hazır sahnede hazırlıklar varken bizde  ezber yapalım dedik ve  başladık provaya. Şöyle bir güzel 1. perdemizi ezberden akıttı oyuncularımız. Saat 16'ya kadar ezber çalıştıktan sonra yemek arası verdik ve üzerimize çöken rehaveti atmak için atladık dekorlu sahneye. Malum dekor gelmiş herkes bir heyecanlı. Ellemeye çalışanlar mı dersiniz koklamaya çalışanlar mı dersiniz. Oradan bir "hop" uyarısı gelir Hira'dan tüm oyuncularımız dekordan uzaklaşır. Saat 17'de Ercümet'in de aramıza katılmasıyla, ben ve Melih'in sevgili markesiyle meşhur "Kuzenlerin Gelişi" sahnesini çalıştık. Daha sonra Alfieri'nin tiradlarına baktık ve 19.30'da provamızı sonlandırdık.
Köprüden Görünenler
Aykut dekora dokunan oyuncuları pis bir şekilde bugün Hira'ya ispiklemiş durumda. Yok hocam elliyorlar, yok hocam kokluyorlar. Bir rahat vermedi. Sonra da Nazlı'ya taktı kafayı. Neymiş efendim Catherine kafein bağımlısıymış. 
Asistan iç ses : "Haydaa"

07 Eylül 2015 Pazartesi

 

İki günlük bir aradan sonra herkese merhabalar. Malum c vitaminlerinden destek alarak geçen provalardan sonra, c vitaminlerinin aslında pek de işe yaramadığını görmüş olduk. Bugün Bülent gribal durumu sebebiyle maalesef aramızda olamadı. Ona geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Eddie'miz olmadan prova yapmak zor malum. 14.00 dedik ve sahneye adımımızı attık. Bir de baktık Zerrin Tekindor ve ekibi gelmiş bugün ve sahnede dekorumuz hazırlanmış. Harika bir görüntüyle karşılaştık. Ellerine emeklerine sağlık derken ve hazır sahnede hazırlıklar varken biz de  ezber yapalım dedik ve başladık provaya. Şöyle bir güzel 1. perdemizi ezberden akıttı oyuncularımız. Saat 16'ya kadar ezber çalıştıktan sonra yemek arası verdik ve üzerimize çöken rehaveti atmak için atladık dekorlu sahneye. Malum dekor gelmiş herkes bir heyecanlı. Ellemeye çalışanlar mı dersiniz koklamaya çalışanlar mı dersiniz. Oradan bir "hop" uyarısı gelir Hira'dan tüm oyuncularımız dekordan uzaklaşır. Saat 17'de Ercümet'in de aramıza katılmasıyla, ben ve Melih'in sevgili markesiyle meşhur "Kuzenlerin Gelişi" sahnesini çalıştık. Daha sonra Alfieri'nin tiradlarına baktık ve 19.30'da provamızı sonlandırdık.

 

 

 

Köprüden Görünenler

 

Aykut dekora dokunan oyuncuları pis bir şekilde bugün Hira'ya ispiyonladı. Yok hocam elliyorlar, yok hocam kokluyorlar. Bir rahat vermedi. Sonra da Nazlı'ya taktı kafayı. Neymiş efendim Catherine kafein bağımlısıymış. 

Asistan iç ses : "Haydaa"

 

 

04 Eylül 2015 Cuma

 

Oyuncularımız bugün tiyatroya geldiklerinde asistanlar tarafından karşılandılar ve ne olduğunu anlamadan kendilerini bir ezber çalışmasının içinde buldular. İlk perdeydi birinci sahneydi sekizinci replikti derken saat 15.00'da Hira geldi, Haluk Bilginer ve Sümer Abla'nın da katılımıyla prova başladı. 
İlk olarak uzun zamandır çalışmadığımız Es'li sahnemizi çalışarak başladık. İki kez çalıştıktan sonra karakterlerin sahnedeki durumları ve Eddie'nin Rodolpho'ya karşı olan sinirinin nasıl gösterilebileceği ve bu duygunun aşamaları üzerine konuştuk ve kese kese iki tekrar daha aldıktan sonra birinci perdenin finaliyle ilgili denemeler yaparak yemek arası verdik.
Yemekler yenir yenmez " Hadi abi çalışmaya devam edelim bana bir ağırlık çöker gibi oldu" tarzında cümlelerin havada uçuşmaya başlamasıyla hemen masadan kalktık ve sahneye indik. İkinci perdenin bir orasından bir burasından çalışarak oyunun sonuna kadar geldik. Metindeki bazı yerleri "ya burası şöyle mi olsa, şöyle mi desek böyle mi desek, nasıl anlatsak nerden başlasak" gibi cümleler sonucunda değiştirdik. Eddie'nin oyununun finaline gidişiyle ilgili konuştuk ve çalışılması adeta geleneksel hale gelmiş kuzenlerin gelişi sahnemizi de çalıştıktan sonra Ercüment ve Bülent'i bugünlük "Haydi koşun gidin evinize siz çok çalıştınız" diyerek evlerine yolladık.
Kısa bir aranın ardından Alfieri'nin oyunun çeşitli yerlerine serpiştirilmiş olan tiradlarını ve birinci perdedeki Catherine-Beatrice sahnesini çalıştık, sahnenin doğru bir gidişata sahip olduğunu görerek mutlu olduk ve ikinci perdenin başını bir kez çalışarak provayı bitirdik.
Köprüden Görünenler;
Bülent ve Aslı'yı hastalıktan koruma çabaları güne damga vurdu. C vitamini, Nurofen, Pharmaton derken kendimizi Haluk Bilginer'in şu cümlesiyle başbaşa bulduk; "Bu hastalık ilaç alırsan bir haftada, almazsan 7 günde geçer.
Ekip: ???
Aslı'nın reliği: Yani!
Haluk Bilginer: Aslı'cım o yani öyle değil.
Aslı: Nasıl yani?

Oyuncularımız bugün tiyatroya geldiklerinde asistanlar tarafından karşılandılar ve ne olduğunu anlamadan kendilerini bir ezber çalışmasının içinde buldular. İlk perdeydi birinci sahneydi sekizinci replikti derken saat 15.00'da Hira geldi, Haluk Bilginer ve Sümer Abla'nın da katılımıyla prova başladı. 

İlk olarak uzun zamandır çalışmadığımız Es'li sahnemizi çalışarak başladık. İki kez çalıştıktan sonra karakterlerin sahnedeki durumları ve Eddie'nin Rodolpho'ya karşı olan sinirinin nasıl gösterilebileceği ve bu duygunun aşamaları üzerine konuştuk ve kese kese iki tekrar daha aldıktan sonra birinci perdenin finaliyle ilgili denemeler yaparak yemek arası verdik.

Yemekler yenir yenmez " Hadi abi çalışmaya devam edelim bana bir ağırlık çöker gibi oldu" tarzında cümlelerin havada uçuşmaya başlamasıyla hemen masadan kalktık ve sahneye indik. İkinci perdenin bir orasından bir burasından çalışarak oyunun sonuna kadar geldik. Metindeki bazı yerleri "ya burası şöyle mi olsa, şöyle mi desek böyle mi desek, nasıl anlatsak nerden başlasak" gibi cümleler sonucunda değiştirdik. Eddie'nin oyununun finaline gidişiyle ilgili konuştuk ve çalışılması adeta geleneksel hale gelmiş kuzenlerin gelişi sahnemizi de çalıştıktan sonra Ercüment ve Bülent'i bugünlük "Haydi koşun gidin evinize siz çok çalıştınız" diyerek evlerine yolladık.

Kısa bir aranın ardından Alfieri'nin oyunun çeşitli yerlerine serpiştirilmiş olan tiradlarını ve birinci perdedeki Catherine-Beatrice sahnesini çalıştık, sahnenin doğru bir gidişata sahip olduğunu görerek mutlu olduk ve ikinci perdenin başını bir kez çalışarak provayı bitirdik.

 

Köprüden Görünenler

 

Bülent ve Aslı'yı hastalıktan koruma çabaları güne damga vurdu. C vitamini, Nurofen, Pharmaton derken kendimizi Haluk Bilginer'in şu cümlesiyle başbaşa bulduk; "Bu hastalık ilaç alırsan bir haftada, almazsan 7 günde geçer.

Ekip: ???

 

Aslı'nın reliği: Yani!

Haluk Bilginer: Aslı'cım o yani öyle değil.

Aslı: Nasıl yani?

 

 

03 Eylül 2015 Perşembe

 

Merhaba, bugün yine havanın adeta insanı ciddiye almazcasına sıcak olduğu günlerden birini yaşadık desek yanlış olmaz sanırım. Saat 14.00 itibari ile sahnede çalışmaya başladık. Üstümüzdeki ağırlığı atabilmek için aksiyonun bol olduğu ikinci perdeden çalışmaya başladık. Oyunun sonuna doğru bir bölümle ilgili ardı arkası kesilmez denemeler yaptık, adeta boşluğa düştük, beyin hücrelerimizin yanmaya yaklaştığını hissettiğimiz anda yemek yemek için çalışmaya ara verdik. Ucuz kurtulduk diyebiliriz.

Yemek arasından sonra Ercüment ve Kubilay Abi'nin de bize katılmasıyla çalıştığımız yerleri tekrar ederek oyunun sonuna kadar uzandık. Uzandık dediysek öyle kolay olmadı tabi uzanana kadar baya zorlandık, malum finale yaklaşıyoruz işler karışık. Onu dene bunu dene derken dedik bir ara verelim.

Kısa bir çay molasından sonra birinci perde sahnelerinden bazılarını çalıştık. Bir kısa ara daha verdikten sonra çaya kahveye yeter diyen oyuncular kendilerini sahneye attılar ve o gazla ikinci perdede gidebildiğimiz yere kadar gittik. Sedat, Aykut ve Ercüment'e bugünlük yeter dedikten sonra Aslı, Bülent, Nazlı ve Kubilay Abi'yle giriş sahnesini çalıştık ve  verimli bir prova gününü geride bırakmanın verdiği gururla yarın 14.00'te toplanmak üzere sözleşerek provayı noktaladık.

Köprüden Görünenler


Muharrem Abi haykırarak: Nolur bi kuzen daha olsa oyunda, ben de girsem bu sahnede?
Sümer Abla: Eline gözüne dursun Muharrem daha ne oynayacaksın!


Final sahnesindeki kavga çalışılırken Bülent: Ben babama söz verdim kavga etmeyeceğim diye yoksa döverdim yani!

Yine final sahnesindeki gerginliğe rağmen oyunun daimi neşeli karakteri olan Tony (Sedat ): Abi boşverin kavgayı bowlinge gidelim
Ekip: Yuh be kardeşim! !

 

 

Merhaba... Bir günlük aranın ardından yine toplanmış bulunuyoruz. Bugün saat 15.00 itibariyle buluştuk. Neyse ki abur cubur getiren yoktu. Önceki günden kalan son gofreti de Hira'nın yemesiyle derin bir nefes aldık ve provaya başladık.
Öncelikle bir önceki provada ikinci perdeden çalıştığımız sahnelerin üstünden geçerek biraz daha detaylı çalıştık. Sahnelerin bazı bölümlerindeki durumlar üstüne kısa konuşmalar yaptık. İkinci perdenin başındaki Catherine-Rodolpho sahnesiyle ilgili Muharrem Abi'nin yorumlarını dinledik.  Kubilay Abi'nin de bize katılmasıyla birinci perdedeki bazı sahneleri çalışarak yemek arası verdik.
Bugün hava çok sıcaktı sağolsun üstümüze çöktü. Bir de yemeği yiyince iyice ağırlaştık ama kendimizi toparladık ,çalışmak için yeniden sahneye indik ve kuzenlerin gelişi adlı sahnemizle devam ettik. Daha sonra oyunun sonlarına doğru uzun bir sıçrama yaparak mahkeme sahnesini ve onun devamını çalıştık. Çalışırken de yorulduğumuzu fark ettik ve provayı ezber çalışmak koşuluyla noktaladık.
Köprüden Görünenler;
Marco'yu oynayan Ercüment repliğini söylerken kekeler: Ka ka ka karım
Aslı : Bu çocukluğundan beri böyle heyecanlanınca kekeler.
Oyunun sonuna doğru bir sahneyi çalışırken Aslı: Çok büyük bir durum var, nasıl oynayacağız onu öyle?
(Ekip derin bir sessizliğe gömülür)
Günün en çok duyulan cümlesi;
Bülent : Çok laf var Abi oyunda!
Bir asistanın çığlığı: Abi ezberlerinizi yapıın!1

02 Eylül 2015 Çarşamba

 

Merhaba... Bir günlük aranın ardından yine toplanmış bulunuyoruz. Bugün saat 15.00 itibariyle buluştuk. Neyse ki abur cubur getiren yoktu. Önceki günden kalan son gofreti de Hira'nın yemesiyle derin bir nefes aldık ve provaya başladık.

 

Öncelikle bir önceki provada ikinci perdeden çalıştığımız sahnelerin üstünden geçerek biraz daha detaylı çalıştık. Sahnelerin bazı bölümlerindeki durumlar üstüne kısa konuşmalar yaptık. İkinci perdenin başındaki Catherine-Rodolpho sahnesiyle ilgili Muharrem Abi'nin yorumlarını dinledik.  Kubilay Abi'nin de bize katılmasıyla birinci perdedeki bazı sahneleri çalışarak yemek arası verdik.

 

Bugün hava çok sıcaktı sağolsun üstümüze çöktü. Bir de yemeği yiyince iyice ağırlaştık ama kendimizi toparladık ,çalışmak için yeniden sahneye indik ve kuzenlerin gelişi adlı sahnemizle devam ettik. Daha sonra oyunun sonlarına doğru uzun bir sıçrama yaparak mahkeme sahnesini ve onun devamını çalıştık. Çalışırken de yorulduğumuzu fark ettik ve provayı ezber çalışmak koşuluyla noktaladık.

 

Köprüden Görünenler;

 

Marco'yu oynayan Ercüment repliğini söylerken kekeler: Ka ka ka karım

Aslı : Bu çocukluğundan beri böyle heyecanlanınca kekeler.

 

Oyunun sonuna doğru bir sahneyi çalışırken Aslı: Çok büyük bir durum var, nasıl oynayacağız onu öyle?

(Ekip derin bir sessizliğe gömülür)

 

Günün en çok duyulan cümlesi;

Bülent : Çok laf var Abi oyunda!

 

Bir asistanın çığlığı: Abi ezberlerinizi yapıın!

 

 

 

 

31 Ağustos 2015 Pazartesi

 

 

Bir prova gününden daha merhabalar...Bugün Muharrem Abi ve Sümer Abla da bizlerle... Provaya yine Bülent'in getirdiği çeşitli abur cuburları yiyerek başladık. Ne bulduysak yedik. Bu gidişle geçen hafta kostümler için alınan ölçüler ise yaramayacak. Neyse bundan sonra kendimize hakim olacağız, size söz.
İlk olarak ikinci perdenin başından başlayarak arka arkaya ilk üç sahneyi çalıştık ve Alfieri'nin tiratlarına geçtik. Daha sonra  Eddie-Catherine- Alfieri sahnesinin trafiği üzerine bir takım denemeler yaptık. En son bulduğumuz şeklini beğenip bunun üstüne çalışmaya karar verdik. Ardından Beatrice in gelişine geçtik,  bu sahneyi de iki kez tekrar ettikten sonra yemek arası verdik. 
Yemek arasının ardından çalıştığımız sahneleri birbirine bağlayarak bir kez tekrar ettik ve sahneler üstüne konuştuk. Kısa bir aranın ardından birinci perdedeki kuzenlerin gelişi sahnesini iki kez çalıştık ve Hira'nın notlarını oyunculara iletmesiyle provayı noktaladık. 
Köprüden Görünenler:
Nazlı oyundaki olayların gelişimi üzerine konuşurken: "İki haftada geldikleri noktaya bak Abi  " (Ekip şaşkın)
Provanın sonlarına doğru Bülent provanın bitmesini istemektedir ve ekibi kandırmaya çalışır: "Prova bitse de eve gidip ezber çalışsam" (Eve giderken tekstini sahnede unutup gitti...)
Bülent provayı bitirme çabasının sonuçsuz kalması üzerine ekibe; " Biraz hızlı oynayın arkadaşlar "
Asistanların ezber gözlemleri :
Nazlı bütün prova boyunca sadece bir kez sufle isteyerek göz doldurdu, Aykut ve Aslı  bugün çok daha iyiydi. Kubilay Abi tiradını büyük oranda ezberleyerek kalpleri kazandı. Bülent'te çok iyi gidiyor ama  daha fazla çalışması gerekli malum çok repliği var.

Bir prova gününden daha merhabalar...Bugün Muharrem Abi ve Sümer Abla da bizlerle... Provaya yine Bülent'in getirdiği çeşitli abur cuburları yiyerek başladık. Ne bulduysak yedik. Bu gidişle geçen hafta kostümler için alınan ölçüler ise yaramayacak. Neyse bundan sonra kendimize hakim olacağız, size söz.

İlk olarak ikinci perdenin başından başlayarak arka arkaya ilk üç sahneyi çalıştık ve Alfieri'nin tiratlarına geçtik. Daha sonra  Eddie-Catherine- Alfieri sahnesinin trafiği üzerine bir takım denemeler yaptık. En son bulduğumuz şeklini beğenip bunun üstüne çalışmaya karar verdik. Ardından Beatrice in gelişine geçtik,  bu sahneyi de iki kez tekrar ettikten sonra yemek arası verdik. 
Yemek arasının ardından çalıştığımız sahneleri birbirine bağlayarak bir kez tekrar ettik ve sahneler üstüne konuştuk. Kısa bir aranın ardından birinci perdedeki kuzenlerin gelişi sahnesini iki kez çalıştık ve Hira'nın notlarını oyunculara iletmesiyle provayı noktaladık. 
Köprüden Görünenler:

Nazlı oyundaki olayların gelişimi üzerine konuşurken: "İki haftada geldikleri noktaya bak Abi  " (Ekip şaşkın)
Provanın sonlarına doğru Bülent provanın bitmesini istemektedir ve ekibi kandırmaya çalışır: "Prova bitse de eve gidip ezber çalışsam" (Eve giderken tekstini sahnede unutup gitti...)
Bülent provayı bitirme çabasının sonuçsuz kalması üzerine ekibe; " Biraz hızlı oynayın arkadaşlar "
Asistanların ezber gözlemleri:
Nazlı bütün prova boyunca sadece bir kez sufle isteyerek göz doldurdu, Aykut ve Aslı  bugün çok daha iyiydi. Kubilay Abi tiradını büyük oranda ezberleyerek kalpleri kazandı. Bülent'te çok iyi gidiyor ama  daha fazla çalışması gerekli malum çok repliği var.

 

 

 

 

 

 

30 Ağustos 2015 Pazar

 

Üzerimizde nazar var vallahi. Dün ben, bugün Kubilay Abi. Dün ben ufak bir sakatlık yaşadım bugün de Kubilay Abi'nin beli ağrımaya başladı ve  provadan erken çıkmak zorunda kaldı. Neler oluyor bize anlamadık. Bülent'in önerisi kurşun döktürmekten yana oldu. Düşünülebilir aslında daha fazla fire vermemek için.  Ama şu an herkes iyi, her şey yolunda. Provaya 12 sularında kuzenlerin gelişi adını verdiğimiz sahneyle başladık. Bu sahne için Hira; kuzenlerin daha gergin olmaları gerektiğinden bahsetti. Hira'nin dedikleri doğrultusunda detay çalışmaya başladık ve bu şekilde ilerledik. Bugün bize kimse tatlı getirmemiş. Ama Hira bize Zerrin Hanım'ın cup cake yapan bir arkadaşından bahsetti. Yakın zamanda bir sürprizle karşılaşabiliriz o yüzden. Daha sonra ikinci perdeden hiç çalişmadığımız yepyeni bir sahneyle devam ettik provaya. Bu sahnenin adı sona giden olabilir. Sona gideni çalışırken yepyeni tecrübeler edindik bugün hepimiz. Çok etkileyici ve güzel dakikalar geçirdik. Nazlı ve Aykut ile Catherine-Rodolpho sahnesini çalıştık ve bu sahne aferin aldı bugün. Yemek arasından sonra çalıştığımız sahneleri tekrar ettik ve 18.30'da provayı sonlandırdık. Yarın görüşmek üzere.
Köprüden Görünenler
Aslı'nın repliği: "Bıktım, yeter artık.."
Bu repliği söylerken verilen rejiye göre ayağıyla bir yere tekme atması gerekiyor. Ancak Aslı öfkesinin dozunu kaçırınca sandalyeye attığı tekmeyle sandalye fırlıyor ve panik yapip bir anda toparlamaya çalışıyor. 
Asistan iç ses: "Ee kontrolsüz güç, güç değildir."
Aslı'ya göre Bülent'in ezber unuttuğunda hin bir gülüşü varmış. Bu Aslı'yı gülme krizlerine soktu.
Aslı: "Bayılıyorum bu cool haline." 

Üzerimizde nazar var vallahi. Dün ben, bugün Kubilay Abi. Dün ben ufak bir sakatlık yaşadım bugün de Kubilay Abi'nin beli ağrımaya başladı ve  provadan erken çıkmak zorunda kaldı. Neler oluyor bize anlamadık. Bülent'in önerisi kurşun döktürmekten yana oldu. Düşünülebilir aslında daha fazla fire vermemek için.  Ama şu an herkes iyi, her şey yolunda. Provaya 12 sularında kuzenlerin gelişi adını verdiğimiz sahneyle başladık. Bu sahne için Hira; kuzenlerin daha gergin olmaları gerektiğinden bahsetti. Hira'nin dedikleri doğrultusunda detay çalışmaya başladık ve bu şekilde ilerledik. Bugün bize kimse tatlı getirmemiş. Ama Hira bize Zerrin Hanım'ın cup cake yapan bir arkadaşından bahsetti. Yakın zamanda bir sürprizle karşılaşabiliriz o yüzden. Daha sonra ikinci perdeden hiç çalişmadığımız yepyeni bir sahneyle devam ettik provaya. Bu sahnenin adı sona giden olabilir. Sona gideni çalışırken yepyeni tecrübeler edindik bugün hepimiz. Çok etkileyici ve güzel dakikalar geçirdik. Nazlı ve Aykut ile Catherine-Rodolpho sahnesini çalıştık ve bu sahne aferin aldı bugün. Yemek arasından sonra çalıştığımız sahneleri tekrar ettik ve 18.30'da provayı sonlandırdık. Yarın görüşmek üzere.

 


Köprüden Görünenler  

Aslı'nın repliği: "Bıktım, yeter artık.."

Bu repliği söylerken verilen rejiye göre ayağıyla bir yere tekme atması gerekiyor. Ancak Aslı öfkesinin dozunu kaçırınca sandalyeye attığı tekmeyle sandalye fırlıyor ve panik yapip bir anda toparlamaya çalışıyor. 

Asistan iç ses: "Ee kontrolsüz güç, güç değildir."



Aslı'ya göre Bülent'in ezber unuttuğunda hin bir gülüşü varmış. Bu Aslı'yı gülme krizlerine soktu.

 

Aslı: "Bayılıyorum bu cool haline." 

 

 

 

29 Ağustos 2015 Cumartesi

 

Nereden esti bilmiyoruz ama güne ilkokul maceralarımızı konuşarak başladık. Kim yaramazmış, kim efendiymiş, kim çalışkanmış... Herşey bir bir çıktı ortaya. Bundan sonra kim kimmiş bilerek devam ediyoruz yola. Provaya her gün yeni mamalar gelmeye devam etmekte. Bugün de Bülent bizlere çok lezzetli mekik tatlısından getirmiş. Onlara gömüldük provayı unuttuk. Hira da demez mi onlar bana geldi diye. Asistan iç ses:"Ay tamam yemedik mekiklerini." Aslında afiyetle de yedik:) 14.00 sularında provaya başladık bugün. Orhan Enes Kuzu da bizlerle. Onun da eşliğiyle provaya müzikle başladık. Giriş sahnesinin çalışılmasının ardından kese kese ilerledik ve Hira'nın notlarını dinleyen oyuncular onların ışığında tekrar tekrar çalıştılar. Hira bir ara oyunculardan sahnede farklı farklı yerlere dağılıp oynayarak okuma yapmalarını istedi. Daha önce de buna benzer bir çalışma yapmıştık. Daha sonra yemek arası verdik. Yemek arasından sonra dün olduğu gibi bugün de Haluk Bilginer provaya geldi. Onunla beraber Muharrem Abi ve Sümer Abla da bizlere katıldı. Çalışılan sahnelerin tekrarlarından sonra Haluk Bilginer'den karakterler ve sahneler hakkındaki yorumları dinledik. Eddie'nin tavrı, Beatrice'in yalnızlığı, Catherine'in bilmezliği, Rodolpho'nun dürüstlüğü, Alfieri'nin pişmanlığı üzerine konuştuk. Haluk Bilginer'in 'kuzenlerin gelişi' sahnesinde olması gereken tedirgin tavırla ilgili önerilerini dinledik ve bunun üzerinden karakterlerin yönelimleri üzerine konuştuk.

 

Köprüden Görünenler

Aslı: "Karınları tok gelirlerse" demek isterken, "torunları kaç gelirse" der ve günün ilk sürçmesi başarıya ulaşır. 
Daha sonra Bülent Pazartesi'ye takılır. Pazartesi Bülent'in dilinde olur "Pazayteşi". "Eyvah" der "Ben buna kafayı takarım." Taktı da.
Nazlı Bülent'in göbeğini elleyince Bülent'ten sert çıkış gelir: "Yağlarımı elleme."
Çay molası sırasında Bülent telefonundan trafik durumuna baka : "Abi cumartesi cumartesi neden bütün köprüler kırmızı?"
Kubilay Abi: "İşte cumartesi olduğu için Bülent, sebebi bu."
Bülent ağır bir sessizliğe gömülür ve bu şekilde Kubilay Abi'ye hak vermiş olur.
Aslı bu benim ilk anne rolüm yaşlanıyor muyum diye dertlendikten kısa bir süre sonra;
Aslı'nın repliği: "Kardeşim Nancy'nin kızı."
Haluk Bilginer: "Ablam Nancy'nin kızı de Aslı, rahat et."
Aslı: "Bana bunlarla gelin!"
"Yıllardır tanıdığım insanlar selam bile vermeden yanımdan geçtiler, şaşırmıştım çünkü bu insanlardaki büyük korku bilerek planlanmış, bilinçle yürürlüğe konmuştu."

Arthur Miller

 

 


 

28 Ağustos 2015 Cuma

 

 

Efendim geldik 12. prova günümüze. Bugün de harıl harıl çalışılan bir gün oldu. Bu kadar calışma ödüllendirilmeye değer diye düşünen Kubilay Abi bize rengarenk ve birbirinden lezzetli makaronlar getirmiş. Abi dedim ama hay allah, yine kızmaz inşallah. Önce ağzımız tatlandı, sonra kafamız açıldı ve başladık tam gaz provaya. Bugün Bulent aramızda olamadığından Eddie karakterine bendeniz Ilgın can verdim efendim. Kimlik bunalımından korkar oldum vallahi. Bir gün Catherine, bir gün Eddie... Ama biz ne günler için varız, ekibimize canımız feda dedik ve Melih'le birlikte işe koyulduk. Başladık çalışmaya. Sahneler peşi sıra akarken bir de baktık kapıdan Haluk Bilginer girdi. Biraz prova izledikten sonra karakterlerle ilgili fikirlerini aktardı.  Sahnede olan Aslı ve Nazlı bu bilgilerden güzelce nasiplerini aldılar. Haluk Abi karakterler ve oyun üzerine şunları söyledi: "Bu oyun modern çağın en önemli trajedilerinden biri. Başrolümüz Eddie modern bir trajik kahramandır. Bu oyunda tüm karakterlerin boğazından büyük yumruları var ve onları saklamak için uğraşıyorlar, Eddie hariç. "Eddie sahnede içini açma cesaretini gösteren tek karakter... Daha sonra sahnede olan Aslı'nın karakteri olan Beatrice üzerine uzun diyaloglar geçirdik. Nasıl bir karakter olduğunu, açmazlarını, kadınlığını, endişelerini, yaralarını konuştuk ve Aslı'nın oyunculuğuyla bunlar harmanlandı. Uzun ve güzel bir prova geçirmenin verdiği mutlulukla 21.30'da paydos dedik ve yarın tekrar bir araya gelmek üzerine vedalaştık.

 

Köprüden Görünenler  

Beatrice'i oynayan Aslı kocasının adını bir türlü öğrenemedi yahu. Kaçtır söylüyoruz Eddie diye ama tutturmuş bir Marco da Marco. Tez zamanda öğrenecek inşallah. Umudu kesmemek lazım.
"Bir intihar iki kişiyi öldürür, işlevi budur."
Arthur Miller

 

 


 

27 Ağustos 2015 Perşembe

 

Ufak bir rahatsızlığın ardından bendeniz Ilgın tekrar aranıza döndüm. Bugün yine verimli prova günlerinden biriydi hepimiz için. Saat 11.00'de buluştuk ve provaya ikinci perdeden başladık ve ilerledik. Finale doğru gitmek üzere hızımızı almıştık ki Zerrin Tekindor ve asistanı Dilek'in kostümler için ölçü almaya gelmesi ile zorunlu bir ara verdik. Oyuncularımızın kostüm tasarımını gördük ve hepimiz çok heyecanlandık. Sizlerle buluşmak için gün sayıyoruz. Kostüm ölçülerinin alınmasından sonra saat 14.30'da yemek aramızı verdik. Yemekten sonra tiyatromuzun müdürü Sümer Abla'nın ve Muharrem Abi'nin de bizlere katılmasıyla, kayıt eşliğinde birinci perdemizi baştan sona akıttık. Ana müziğimizin orijinal hali de bizlere eşlik etti. Akış sonrası Hira notları okudu ve yarın saat 14.00'de  buluşmak için sözleştik. 
 
Köprüden Görünenler
Bir ara Bülent'in Trakya şivesi hepimizi kahkahalara boğdu. Yine güldük, eğlendik. Finale doğru giderken Türk filmi naraları havalarda uçuştu: "Naayıııır." "Naayııırrr"

Ufak bir rahatsızlığın ardından bendeniz Ilgın tekrar aranıza döndüm. Bugün yine verimli prova günlerinden biriydi hepimiz için. Saat 11.00'de buluştuk ve provaya ikinci perdeden başladık ve ilerledik. Finale doğru gitmek üzere hızımızı almıştık ki Zerrin Tekindor ve asistanı Dilek'in kostümler için ölçü almaya gelmesi ile zorunlu bir ara verdik. Oyuncularımızın kostüm tasarımını gördük ve hepimiz çok heyecanlandık. Sizlerle buluşmak için gün sayıyoruz. Kostüm ölçülerinin alınmasından sonra saat 14.30'da yemek aramızı verdik. Yemekten sonra tiyatromuzun müdürü Sümer Abla'nın ve Muharrem Abi'nin de bizlere katılmasıyla, kayıt eşliğinde birinci perdemizi baştan sona akıttık. Ana müziğimizin orijinal hali de bizlere eşlik etti. Akış sonrası Hira notları okudu ve yarın saat 14.00'de  buluşmak için sözleştik. 

 

 

 

Köprüden Görünenler

 

Bir ara Bülent'in Trakya şivesi hepimizi kahkahalara boğdu. Yine güldük, eğlendik. Finale doğru giderken Türk filmi naraları havalarda uçuştu: "Naayıııır." "Naayııırrr"

 

 

 

25 Ağustos 2015 Salı

 

Köprüden Görünüş oyununun 10. provası... Bugün Ilgın hastalandığı için provaya gelemedi. Geçmiş olsun Ilgın.
Oyunun ikinci perdesinin basında Catherine ve Rodolpho'nun uzun bir sahnesi var. Bugün sadece o sahneyi çalıştık. Yani oyunculardan sadece Nazlı ve Aykut provadaydı.
Saat 12.00'da buluştuk. Nazlı'nın minibüsü trafiğe takıldığı için Nazlı 12.10'da geldi. Aykut da Beşiktaş'tan vapuru kaçırmış, üstüne de oradaki görevliye "ama filmlerde yakalıyorlar" diye isyan etmiş. "Ben biraz gecikeceğim" diye mesaj atmasına rağmen saat 12.01'de tiyatrodaydı Aykut.
 
Catherine ve Rodolpho'nun bu sahnesinin çok önemli olduğunu belirtti önce Hira. Oyunu bilmeyenler için heyecanını kaçırmak istemiyorum fakat çok duygusal, aynı zamanda da çok gergin bir sahne. Önce sahneyi bir kere baştan sonra okudu oyuncular. Daha sonra sahneye çıktılar, bir kez de sahnede okudular. Oyunumuzun müzisyeni Enes'in başka bir sahne için düşündüğü bir müziği, bu sahnede kullandı Hira ve müzik çok yakıştı. Oyunculara, kulaklarını müziğe vererek oynamalarını söyledi Hira. 5 kez sahneyi tekrar ettikten yemek arası verdik, 14.15 gibi. Yemekten sonra, bu 6 sayfa süren sahneyi tekrar tekrar oynadı oyuncular. Hira da her tekrardan sonra notlarını okudu.

Tek sahne çalışmış olmamıza rağmen çok dolu bir provaydı. Oyuncular da, Hira da mutluydu. Ezberler yapıldıktan sonra çok daha iyi olacağını söyleyip, Aykut'un Youtube'dan izlettiği videolara güldük. Sonra da, neredeyse Whiplash'teki çocukla yarışacak kadar iyi davul çaldığını öğrendiğimiz Aykut, küçük bir bateri konseri verdi bize. 17.30'da da provayı bitirdik. Yarın prova yok. Perşembe günü tam kadro saat 11.00'da provadayız. Duyduğumuza göre sahne tasarımcımız Zerrin Tekindor ve asistanı Dilek o gün gelip, oyunculardan kostümler için ölçü alacakmış...

 

Köprüden Görünenler

Bugünkü provada Aykut'un güzel kız gördüğünde gülmeye başladığını, kedi veya köpek sevemediğini, Melih'in güneşe ve toza alerjisi olduğunu, Nazlı'nın 6 yaşındayken bir keresinde yavru kedileri şampuanla yıkadığını, Hira'nin Tuba Büyüküstün'ü çok güzel bulduğunu ögrendik.

 

24 Ağustos 2015 Pazartesi

 

Güzel ve enerjik bir günden merhabalar. Bugün saat 11.00'de buluştuk ve provaya tam gaz başladık. Yine verimli prova günlerinden birindeyiz. Önce açılış sahnesi ile başladık provaya ve kese kese ilerledik. Ardından kuzenlerin gelişi diye adlandırdığımız sahneyle devam ettik. Yine eğlenceli anlar yaşadık. Daha sonra Aslı ve Bülent ile devam ettik. Bugün Kubilay Abi aramızda olamadığından avukat rolünü bendeniz üstlendim. Amerika'nın ilk kadın avukatı oldum adeta. Sonra küçük bir yemek arası verdik ve ardından es'li sahneyle devam ettik. Bugün bize Genel Sanat Yönetmeni Yardımcımız Muharrem Özcan'da katıldı. Ve saat 16.00'da paydos ettik.


Köprüden Görünenler

Katie'nin Eddie'nin kucağına zıplama sahnesini çalışırken Bülent, Nazlı'nın hareketlerinden ve çıkardığı seslerden korkar ve "Katie iyi misin?" diye sorar. Sonra da "Aslında korkuyormuşum, değil mi?!" der.

Bülent'in ufaktan ezberini oturtmaya başladığını gören Hira: "3 sayfa Bülent, tebrikler." der. Ezberini şaşıran Bülent, Arthur Miller'a büyük katkı sağlar ve yeni cümleler yazar ardından da: "Ezberleyince güzel olacak." der.

 


"Kimi üzmüş olursanız olun, bir daha üzmemeyi öğrenirseniz önemi yoktur."
Arthur Miller

 

23 Ağustos 2015 Pazar

 

Günaydınlar, tünaydınlar. Bir prova gününden daha herkese merhabalar. Bugün saat 12.00'de bir araya geldik. Önce es'li sahne adını verdiğimiz sahneyle başladık provamıza. Üç tekrardan sonra açılış sahnesin çalıştık. Onu da birkaç kez tekrar ettikten sonra Bülent ve Aslı'yla yoğun bir mesaiye başladık. Daha sonra Nazlı da katıldı ve Aslı'yla olan sahnelerini çalıştık. Bir de baktık ki saat 14.30 olmuş, karnımız acıkmış. Yemek arasından sonra 1. perdeyi baştan sona güzelce bir akıttık ve 17.00'de provaya son verdik. Bugün yine verimli bir prova günüydü. Tüm ekip provadan mutlu ayrıldı. Yarın saat 11.00'de tekrar görüşmek üzere.

 

 

 

Köprüden Görünenler


Çalışılan sahnenin bitiminde herkes Hira'dan yorum beklerken Hira o esnada gofreti ile meşguldü. Sahne bitince gofret henüz bitmemişti. Oyuncular bir yorum beklerken yutkunma sesiyle karşılaştılar.

 

 

 

 

 

 

 

"Bir zamanlar insanlar hayatlarından memnun değillerse devrim yaparlardı, şimdi alışverişe çıkıyorlar."
Arthur Miller


 

22 Ağustos 2015 Cumartesi

 

Merhabalar Bugün güne gayet neşeli ve dinç başladık. Yeni Beatrice'imiz Aslı Yılmaz aramıza katıldı. Hoş geldi, sefalar getirdi. Bugün 11'de buluşup çalışmaya koyulduk. Öncelikle dün çalıştığımız sahneleri tekrar ettikten sonra oyunumuzda ne kadar ilerlemişiz diye bir bakalım dedik ve gittiğimiz yere kadar gittik. Yönetmenimiz Hira da oyuncuları hiç kesmedi ve tam anlamıyla bir akış izledik ve yönetmenimizden prova notlarını alıp, küçük bir yemek arası verdik. Daha sonra provaya kaldığımız yerden aynı hızla devam ettik. Verimli prova günü oldu bugün, hepimizi mutlu etti. Yarın es'li sahneyi de çalıştıklarımıza ekleyip devam edeceğiz. Saat 16.00'da paydos dedik.

 

 

Köprüden Görünenler


Çamaşır makinesi yine başımıza bela oldu. Tam bitme düdüğü öterken Bülent kendini role kaptırdığı anda Aslı'ya: "Hanım makine bitti" dedi ve kahkahaları durduramadık...

Sedat artık bovlingle anılır oldu. Artık parmakları bovling topunun tutma yerlerindeki hali aldı. Bülent'e 'bovling'e gidelim mi? diye sormuyor artık, direkt gösteriyor :)

 

 

 

"Kurbağayı koltuğa oturtsan o yine çamura atlar."
Arthur Miller

 

 



 

 

 

21 Ağustos 2015 Cuma

 

Bugün maalesef güne biraz buruk başlıyoruz... Beatrice karakterine can veren Ekin bugünden itibaren maalesef aramızda olamayacak. Bir akrabasının sağlık sorunu sebebiyle Ankara'ya gitmek zorunda kalan Ekin, ekibimizden ayrılmak durumunda kaldı. Seni çok seviyoruz Ekin, acil şifalar diliyoruz. Çalıştığımız her güzel gün için sana teşekkür ediyoruz. Biraz buruğuz ve biraz neşeli çünkü Nazlı sonunda aramıza tam anlamıyla katıldı ve Catherine can buldu. Provamıza saat 17.00 sularında başladık. 1. perdenin çoğu sahnesini çalıştık. Bugün sevgili yönetmenimiz Hira'nın arkadaşı Arda da bizlere eşlik etti. Geldiği için ona teşekkür ediyoruz. Nazlı'nın varlığının etkisiyle de uzun ve verimli bir prova yaptık. Küçük bir yemek molasının ardından Bülent ve Kubilay Abi'yle devam ettik ve provamızı 21.00 sularında sonlandırdık. Yarın 11.00'de görüşmek üzere sayın okuyucular.
Köprüden Görünenler
Hira yine Nazlı'nın Bülent'in kucağına atlama mizansenini gösterir ve tüm ekip gülmekten yerlere yatar.
Bülent: Süs köpeği.... (Süs bebeği demek istemektedir) ekip gülmekten yıkılır.
Bülent'in sarı pipi repliğinin ardından çamaşır ipi deyimi gelir ve provaya damga vurur.
"Ahlaki üstünlüğün çevresi bir sisle kuşatılmıştır."
Arthur Miller

Bugün maalesef güne biraz buruk başlıyoruz... Beatrice karakterine can veren Ekin bugünden itibaren maalesef aramızda olamayacak. Bir akrabasının sağlık sorunu sebebiyle Ankara'ya gitmek zorunda kalan Ekin, ekibimizden ayrılmak durumunda kaldı. Seni çok seviyoruz Ekin, acil şifalar diliyoruz. Çalıştığımız her güzel gün için sana teşekkür ediyoruz. Biraz buruğuz ve biraz neşeli çünkü Nazlı sonunda aramıza tam anlamıyla katıldı ve Catherine can buldu. Provamıza saat 17.00 sularında başladık. 1. perdenin çoğu sahnesini çalıştık. Bugün sevgili yönetmenimiz Hira'nın arkadaşı Arda da bizlere eşlik etti. Geldiği için ona teşekkür ediyoruz. Nazlı'nın varlığının etkisiyle de uzun ve verimli bir prova yaptık. Küçük bir yemek molasının ardından Bülent ve Kubilay Abi'yle devam ettik ve provamızı 21.00 sularında sonlandırdık. Yarın 11.00'de görüşmek üzere sayın okuyucular.

 

 

Köprüden Görünenler

 

Hira yine Nazlı'nın Bülent'in kucağına atlama mizansenini gösterir ve tüm ekip gülmekten yerlere yatar.

Bülent: Süs köpeği.... (Süs bebeği demek istemektedir) ekip gülmekten yıkılır.

Bülent'in sarı pipi repliğinin ardından çamaşır ipi deyimi gelir ve provaya damga vurur.

 

 

 

 

 

 

"Ahlaki üstünlüğün çevresi bir sisle kuşatılmıştır."

Arthur Miller

 

 

Bugün biraz hava kaplıydı ama neşemiz her zamanki gibi yerli yerindeydi. Yarın Nazlı'nın aramıza katılacak olmasının sevincini yaşıyoruz. Provalarımızın daha uzun soluklu olacağı kesin. Bugün 15.00 itibariyle buluştuk ve dün yaptıklarımızı tekrar ettikten sonra, iki tane yeni sahnemizi çalıştık. Sevgili Bülent ve Kubilay Abi bugün hep sahnedeydiler. Çok güzel işler çıkarıyorlar. Efendim bugün afiş taslağımız yönetmenimiz Hira tarafından bizlere gösterildi. Hepimiz çok heyecanlandık. İşimizin sabırsızlıkla sizlerle buluşmasını bekliyoruz. Küçük bir yemek arası verdikten sonra provamıza kaldığımız yerden devam ettik, tekrarlarımızı yaptık, güldük, eğlendik ve 18.30'da bugünlük çalışmamızı sonlandırdık.
Köprüden Görünenler
Yönetmenimiz Hira, mizansen gösterirken Bülent'in kucağına atlar gibi yaptı ve bir an korktuk, ne yalan söyleyelim. Ama hoşumuza da gitmedi değil :)
Kubilay: "Bu adamın adı Eddie hebele höbölö." 
Sedat'ın Tony olarak, Bülent'e yani Eddie'ye: " Bovlinge gelir misin?" demek istemesine rağmen Bülent'in daha bovling kelimesini duyar duymaz "Hayır" diye kesmesi bizi çok eğlendirdi. Bir kaç provadır bunu yapıyor. Bunun üzerine Melih: "Squash?" i önerince daha bi güldük. Zannettik ki sorun bovlingte. Üstüne Kubilay Abi: "Okeye 4. olur musun?" diye sordu. 
Yazık Sedat'ta en baştan beri reddedilen adam haline geldi. Bunun üzerine : "İlk perdeden beri soruyorum, neden gelmiyorsun?!" Diye isyan etti :)
Karakterimiz Tony'nin neşesi üzerine Bülent: " Dünya yanmış adamın umurunda değil." diyerek noktayı koydu. 
"Söz ağızdan çıkana kadar size aittir, ağzınızdan çıkmışsa artık siz ona aitsiniz."
Arthur Miller

20 Ağustos 2015 Perşembe

 

Bugün biraz hava kaplıydı ama neşemiz her zamanki gibi yerli yerindeydi. Yarın Nazlı'nın aramıza katılacak olmasının sevincini yaşıyoruz. Provalarımızın daha uzun soluklu olacağı kesin. Bugün 15.00 itibariyle buluştuk ve dün yaptıklarımızı tekrar ettikten sonra, iki tane yeni sahnemizi çalıştık. Sevgili Bülent ve Kubilay Abi bugün hep sahnedeydiler. Çok güzel işler çıkarıyorlar. Efendim bugün afiş taslağımız yönetmenimiz Hira tarafından bizlere gösterildi. Hepimiz çok heyecanlandık. İşimizin sabırsızlıkla sizlerle buluşmasını bekliyoruz. Küçük bir yemek arası verdikten sonra provamıza kaldığımız yerden devam ettik, tekrarlarımızı yaptık, güldük, eğlendik ve 18.30'da bugünlük çalışmamızı sonlandırdık.

 

 

Köprüden Görünenler

 

Yönetmenimiz Hira, mizansen gösterirken Bülent'in kucağına atlar gibi yaptı ve bir an korktuk, ne yalan söyleyelim. Ama hoşumuza da gitmedi değil :)

 

Kubilay: "Bu adamın adı Eddie hebele höbölö." 

 

Sedat'ın Tony olarak, Bülent'e yani Eddie'ye: " Bovlinge gelir misin?" demek istemesine rağmen Bülent'in daha bovling kelimesini duyar duymaz "Hayır" diye kesmesi bizi çok eğlendirdi. Bir kaç provadır bunu yapıyor. Bunun üzerine Melih: "Squash?" i önerince daha bi güldük. Zannettik ki sorun bovlingte. Üstüne Kubilay Abi: "Okeye 4. olur musun?" diye sordu. 

Yazık Sedat'ta en baştan beri reddedilen adam haline geldi. Bunun üzerine: "İlk perdeden beri soruyorum, neden gelmiyorsun?!" diye isyan etti. :)

 

Karakterimiz Tony'nin neşesi üzerine Bülent: " Dünya yanmış adamın umurunda değil." diyerek noktayı koydu. 

 

"Söz ağızdan çıkana kadar size aittir, ağzınızdan çıkmışsa artık siz ona aitsiniz."

Arthur Miller

 

 

 

 

Bir provaya başlamanın en güzel yolu müzik galiba. Sevgili yönetmenimiz Hira da benimle hem fikir olacak ki, her gün bizi mükemmel müzik listesiyle karşılıyor. Bugün de güne enerjik başlamamıza sebep olduğu için Hira'ya teşekkür ediyoruz. Malum yaz sıcakları, kendini sahneye atan cennete düşmüş gibi oluyor; klimalar sağolsun. Provamıza başlamadan önce ufak bir rahatlamanın ve soluklanmanın ardından sevgili Orhan Enes Kuzu'nun oyunumuz için yaptığı müziklerin demolarını dinledik. Hepimiz ayrı hayallere sürüklendik. Ellerine, emeğine sağlık derken, kendisi de bizi ziyaret ederek sürpriz yaptı. Önce dün yaptıklarımızı tekrar ettik. Daha sonra dün adlandırdığımız es'li sahneyle başladık provamıza. Malum es'li sahne, anlar önemli. Hira bize bir çalışma yaptırdı. Hepimiz sahnenin ayrı uçlarına dağıldık, tekstlerimizi önümüze aldık ve göz teması kurmadan es'lerimize yoğunlaşarak okuma yaptık. Sonra oynadık ve çalışmanın etkisini hemen hissettik. Ekibimiz için verimli prova günü olarak adlandırılabilir. Kendimizden memnunuz, yol katediyor ve mutluyuz. Bir gün süreyle birbirimizden ayrı kalacağız. Perşembe günü saat 15.00'de kavuşacağız. Görüşmek üzere. 
Köprüden Görünenler:
Ben fotoğraf çekmeye çalışırken, Aykut, boş boş durmanın verdiği anın etkisiyle :
"Baktığın zaman İtalya çok kötü durumda" der dönemin koşullarına dair.
Biz: kahkahalar atarız.
Dün de bize varlığını hissettiren kulisteki çamaşır makinemiz, bitmesinin sinyallerini bugün de verdi, Bülent :
"Yine bitti bizimkisi."
Aykut ve Bülent'in sahnesini çalışırken Bülent kendini durduramaz ve : "inşallah, maşallah"lara bırakır kendini.
"İhanet tek kokuşmuş gerçektir"
Arthur Miller

18 Ağustos 2015 Salı

 

Bir provaya başlamanın en güzel yolu müzik galiba. Sevgili yönetmenimiz Hira da benimle hem fikir olacak ki, her gün bizi mükemmel müzik listesiyle karşılıyor. Bugün de güne enerjik başlamamıza sebep olduğu için Hira'ya teşekkür ediyoruz. Malum yaz sıcakları, kendini sahneye atan cennete düşmüş gibi oluyor; klimalar sağolsun. Provamıza başlamadan önce ufak bir rahatlamanın ve soluklanmanın ardından sevgili Orhan Enes Kuzu'nun oyunumuz için yaptığı müziklerin demolarını dinledik. Hepimiz ayrı hayallere sürüklendik. Ellerine, emeğine sağlık derken, kendisi de bizi ziyaret ederek sürpriz yaptı. Önce dün yaptıklarımızı tekrar ettik. Daha sonra dün adlandırdığımız es'li sahneyle başladık provamıza. Malum es'li sahne, anlar önemli. Hira bize bir çalışma yaptırdı. Hepimiz sahnenin ayrı uçlarına dağıldık, tekstlerimizi önümüze aldık ve göz teması kurmadan es'lerimize yoğunlaşarak okuma yaptık. Sonra oynadık ve çalışmanın etkisini hemen hissettik. Ekibimiz için verimli prova günü olarak adlandırılabilir. Kendimizden memnunuz, yol katediyor ve mutluyuz. Bir gün süreyle birbirimizden ayrı kalacağız. Perşembe günü saat 15.00'de kavuşacağız. Görüşmek üzere. 

 

 

 

Köprüden Görünenler

 

Ben fotoğraf çekmeye çalışırken, Aykut, boş boş durmanın verdiği anın etkisiyle: "Baktığın zaman İtalya çok kötü durumda" der dönemin koşullarına dair.

Biz: Kahkahalar atarız.

 

Dün de bize varlığını hissettiren kulisteki çamaşır makinemiz, bitmesinin sinyallerini bugün de verdi,

Bülent: "Yine bitti bizimkisi."

 

Aykut ve Bülent'in sahnesini çalışırken Bülent kendini durduramaz ve: "inşallah, maşallah"lara bırakır kendini.

 

 

 

"İhanet tek kokuşmuş gerçektir"

Arthur Miller

 

 

Bugün ekibimiz saat 12.00'de sahnede buluştu. Marco'muz sevgili Ercüment Acar da bize katıldı.  Bugün toplam da dört sahne çalıştık. Önce oyunumuzun sevimli avukatı Alfieri'yi oynayan Kubilay Abi'yle başladık. Daha sonra maşallah içinde neredeyse tüm ekibin bulunduğu sahnelere geçtik. Catherine'i oynayan sevgili Nazlı'nın kısa bir süreliğine aramızda olmaması sebebiyle bendeniz Ilgın onun yerine geçti. Bizi kahkahalara boğan bir sahnemiz vardı bugün. Biz ona "es"li sahne dedik. Provanın ilerleyen saatlerinde bir ara hepimiz dağıldık. Daha sonra kendimize gelince rejimizi alıp provamıza devam ettik. Kısa bir yemek arası verdikten sonra tekrar çalışmaya koyulduk. Çalıştığımız sahnelerin üzerinden birer kez geçerek saat 17.00'de çalışmamızın sonuna geldik. Ve yarın 11.00'de tekrar buluşmak için sözleştik.
Meraklısına Arthur Miller
Kendisi yüzyılımızın en önemli Amerikan dram yazarlarından biri kabul edilmektedir. Kahramanları haşin bir toplum içinde kendi vicdanlarıyla yaşayabilmek için bireysel suç ve sorumluluklarıyla uzlaşmaya çalışır, tıpkı Eddie gibi. Çağının en önemli 
toplumsal, siyasi ve ahlaki sorunlarına eğilir. Tıpkı oyunumuzda olduğu gibi. Arthur Miller'a bir gün "Gelecekte nasıl hatırlanmak istersiniz?" diye sormuşlar, o da : "Ne hissettiyse onu yazan adam olarak hatırlanmak isterim." demiş.
Köprüden Görünenler
Sedat: "Bovlinge gelmek istersen eğer..." diye başlayan repliğini söylerken;
Bülent: "Hayıııııır" diye onu keser. 
Hepimizin dilinde Bülent'i görünce bir "Hayıııııııır":))
Ilgın: "Caz sever misin?"
Aykut: "Ben cazın kendisiyim bebeğim!"
Günün en çok güldüren repliği:
"Oltayla nasıl sardalya avlayacaksın?"
Bu replik bugün bizi dağıtan replik oldu. Bülent'in söyleyiş şekliyle Ekin kendinden geçti ve biz de Ekin'in kendinden geçmesiyle kendimizi koyuverdik. Nasıl avlarız sahiden diye konuşmaya başladık, konuştukça daha çok güldük.
İnsan yanlış yaşamanın zehrini atmak için yazar."
Arthur Miller

17 Ağustos 2015 Pazartesi

 

Bugün ekibimiz saat 12.00'de sahnede buluştu. Marco'muz sevgili Ercüment Acar da bize katıldı.  Bugün toplamda dört sahne çalıştık. Önce oyunumuzun sevimli avukatı Alfieri'yi oynayan Kubilay Abi'yle başladık. Daha sonra maşallah içinde neredeyse tüm ekibin bulunduğu sahnelere geçtik. Catherine'i oynayan sevgili Nazlı'nın kısa bir süreliğine aramızda olmaması sebebiyle bendeniz Ilgın onun yerine geçti. Bizi kahkahalara boğan bir sahnemiz vardı bugün. Biz ona "es"li sahne dedik. Provanın ilerleyen saatlerinde bir ara hepimiz dağıldık. Daha sonra kendimize gelince rejimizi alıp provamıza devam ettik. Kısa bir yemek arası verdikten sonra tekrar çalışmaya koyulduk. Çalıştığımız sahnelerin üzerinden birer kez geçerek saat 17.00'de çalışmamızın sonuna geldik. Ve yarın 11.00'de tekrar buluşmak için sözleştik.

 

 

 

Meraklısına Arthur Miller

 

Kendisi yüzyılımızın en önemli Amerikan dram yazarlarından biri kabul edilmektedir. Kahramanları haşin bir toplum içinde kendi vicdanlarıyla yaşayabilmek için bireysel suç ve sorumluluklarıyla uzlaşmaya çalışır, tıpkı Eddie gibi. Çağının en önemli 

toplumsal, siyasi ve ahlaki sorunlarına eğilir. Tıpkı oyunumuzda olduğu gibi. Arthur Miller'a bir gün "Gelecekte nasıl hatırlanmak istersiniz?" diye sormuşlar, o da : "Ne hissettiyse onu yazan adam olarak hatırlanmak isterim." demiş.

 

 

 

Köprüden Görünenler

 

Sedat: "Bovlinge gelmek istersen eğer..." diye başlayan repliğini söylerken;

Bülent: "Hayıııııır" diye onu keser. 

Hepimizin dilinde Bülent'i görünce bir "Hayıııııııır":))

 

Ilgın: "Caz sever misin?"

Aykut: "Ben cazın kendisiyim bebeğim!"

 

Günün en çok güldüren repliği:

"Oltayla nasıl sardalya avlayacaksın?"

 

Bu replik bugün bizi dağıtan replik oldu. Bülent'in söyleyiş şekliyle Ekin kendinden geçti ve biz de Ekin'in kendinden geçmesiyle kendimizi koyuverdik. Nasıl avlarız sahiden diye konuşmaya başladık, konuştukça daha çok güldük.

 

"İnsan yanlış yaşamanın zehrini atmak için yazar."

Arthur Miller

 

 

 

14 Ağustos 2015 Cuma

 

 

Ben olay yerinden Ilgın, sayın okuyucular. Bugün de gizemimize kaldığımız yerden devam ediyoruz. Dün aldığım istihbarata göre ekip bugün 12.00'de limanda buluştu. Ben de biraz yakınlaşmak istedim onlara, malum olay çözüyoruz burada. Yönetmen yardımcılığı teklif ettim Hira'ya o da kabul etti beni sağ olsun. Çaktırmadan böylelikle aralarına sızdım gibi. Ancak ekip düne göre daha az kalabalıktı. Bu da dikkatimden kaçmadı. Galiba başka bir limana gittiler. Onlardan henüz haber alamadım ama beklemedeyim sayın okuyucular.
Dün size Alfieri'den bahsetmiştim hatırlarsanız yaşlı başlı diye. Bugün beni kenara çekip bana kızdı. Ben de çaktırmadan gönlünü aldım. Beni gerçek dost zannediyorlar ama ben bir araştırmacıyım haberleri yok. Bir de dikkatimden kaçmayan pek yemez-içmez bir ekip oldukları. Çay diyorum yok, kahve diyorum yok. Sorunsuzlar belli, ama bana kül yutturamazlar. Kesin altından bir şey çıkacak. Melih bugün bana karşı çok sessizdi. Grubun içinde olduğunu anladığımdan beri bende ona çaktırmamaya çalışıyorum ama ben de biraz mesafeliyim. İş arkadaşı olabiliriz ama o da bir haltlar karıştırıyorsa? Neyse şimdilik ona güvenmeliyim, çünkü bana haber sağlayabilecek bir kaynak.  
Bugün, dün Arthur Miller'ın onlara verdiği ortak metni okumaya başladılar. Dün oturuyorlardı ama bugün ayağa kalktılar. Anlam veremedim. Heyecandan ben de ayağa kalktım, sonrasında benlik bir şey olmadığını anlayınca yerime oturdum. Bir de Hira dans edelim dedi. Ekip olarak uyguladıkları bir ritüel galiba. Isınma adı altında uyguladıkları bir şey anladığım kadarıyla. Ben de aralarına kaynamak için ısınıyormuş gibi yaptım onlarla. Ortak metnin bir orasından okudular, bir orasından oynadılar. Ortaya karışık yaptılar. Diğerleri gelince başka bölümlerin de çalışacağını konuştular. Diğerlerinin gelmesini sabırsızlıkla bekliyorum ben de. Bakalım neler olacak... Bir ara bir dövüş sahnesi çalışıyoruz dediler ve boks yapmaya başladılar. O da bir enteresandı. Bülent, Aykut'a: "Ben sana gerçekten vursam olmaz mı?" dedi. Şiddeti sevdiklerini bilmiyordum, onlardan korktum. Bunun üzerine Kubilay: "Zaten perde arasına yakın biz onu içeride toparlarız, sen vur." dedi. Ondan da korkar oldum. Bir daha yaşlı dersem ne olayım. Perde arasına yaklaştığımızda ben yerimi değiştireyim en iyisi. Yarın yine 12.00'de buluşmak üzere sözleştiklerini duydum. Gizemimize kaldığımız yerden devam edeceğiz sayın okuyucular. Sevgiyle kalın. 

Ben olay yerinden Ilgın, sayın okuyucular. Bugün de gizemimize kaldığımız yerden devam ediyoruz. Dün aldığım istihbarata göre ekip bugün 12.00'de limanda buluştu. Ben de biraz yakınlaşmak istedim onlara, malum olay çözüyoruz burada. Yönetmen yardımcılığı teklif ettim Hira'ya o da kabul etti beni sağ olsun. Çaktırmadan böylelikle aralarına sızdım gibi. Ancak ekip düne göre daha az kalabalıktı. Bu da dikkatimden kaçmadı. Galiba başka bir limana gittiler. Onlardan henüz haber alamadım ama beklemedeyim sayın okuyucular.

 

Dün size Alfieri'den bahsetmiştim hatırlarsanız yaşlı başlı diye. Bugün beni kenara çekip bana kızdı. Ben de çaktırmadan gönlünü aldım. Beni gerçek dost zannediyorlar ama ben bir araştırmacıyım haberleri yok. Bir de dikkatimden kaçmayan pek yemez-içmez bir ekip oldukları. Çay diyorum yok, kahve diyorum yok. Sorunsuzlar belli, ama bana kül yutturamazlar. Kesin altından bir şey çıkacak. Melih bugün bana karşı çok sessizdi. Grubun içinde olduğunu anladığımdan beri bende ona çaktırmamaya çalışıyorum ama ben de biraz mesafeliyim. İş arkadaşı olabiliriz ama o da bir haltlar karıştırıyorsa? Neyse şimdilik ona güvenmeliyim, çünkü bana haber sağlayabilecek bir kaynak.  

 

 

Bugün, dün Arthur Miller'ın onlara verdiği ortak metni okumaya başladılar. Dün oturuyorlardı ama bugün ayağa kalktılar. Anlam veremedim. Heyecandan ben de ayağa kalktım, sonrasında benlik bir şey olmadığını anlayınca yerime oturdum. Bir de Hira dans edelim dedi. Ekip olarak uyguladıkları bir ritüel galiba. Isınma adı altında uyguladıkları bir şey anladığım kadarıyla. Ben de aralarına kaynamak için ısınıyormuş gibi yaptım onlarla. Ortak metnin bir orasından okudular, bir orasından oynadılar. Ortaya karışık yaptılar. Diğerleri gelince başka bölümlerin de çalışacağını konuştular. Diğerlerinin gelmesini sabırsızlıkla bekliyorum ben de. Bakalım neler olacak... Bir ara bir dövüş sahnesi çalışıyoruz dediler ve boks yapmaya başladılar. O da bir enteresandı. Bülent, Aykut'a: "Ben sana gerçekten vursam olmaz mı?" dedi. Şiddeti sevdiklerini bilmiyordum, onlardan korktum. Bunun üzerine Kubilay: "Zaten perde arasına yakın biz onu içeride toparlarız, sen vur." dedi. Ondan da korkar oldum. Bir daha yaşlı dersem ne olayım. Perde arasına yaklaştığımızda ben yerimi değiştireyim en iyisi. Yarın yine 12.00'de buluşmak üzere sözleştiklerini duydum. Gizemimize kaldığımız yerden devam edeceğiz sayın okuyucular. Sevgiyle kalın. 

 

 

 

 

 

 

13 Ağustos 2015 Perşembe

 

Dikkat dikkat! Olay yerinden bildiriyorum! Kimliği belirsiz bir gemi limanımıza yanaşmış durumdadır. Dikkat dikkat! Olay yerinden bildiriyorum. İçinde 8 kişinin yer aldığı bir gemi limanımıza yanaşmıştır. İçinde 6 erkek 2 kadın bulunmaktadır. İlk dikkatimi çeken şampanyayı seven bir grup olmaları. Gemiden ilk inen kişinin adı Eddie. Biraz sinirli bir görüntüsü var. Kaçak mı acaba? Ardından - galiba karısı- Beatrice diye biri iniyor. Yazık, kadın kocasını bırakamayıp peşinden sürüklenmiş gibi. Ay bir de küçük bir kız çocuğu indi peşlerinden. Ay yerim ben onu, pek şirin, adı Catherine'miş. Dikkat dikkat!!

 

 

 

Ekip arkadaşım Melih ve ben olay yerinden bildiriyoruz: Arkalarından kimliği belirsiz gemiden bir de avukat iniyor. Alfieri diye biri. Yaşlı başlı adamın ne işi var burada anlayamadım ama neyse. Birazdan pür dikkat kesiliyorum, o da ne gemiden öyle biri iniyor ki... Sarışın, yakışıklı, tam hayallerimdeki gibi... Rodolpho. Melih de devamlı peşimde bir rahat vermiyor. İki flört edeceğiz belki ne var yani. Görev başındayız diye de bu kadar olmaz ama. Neyse, Melih daha toy, affedilebilir. Bu Rodolpho'nun arkasından -nesi olduğunu pek anlayamadım ama- Marco diye biri iniyor. Kardeşler desem değil ama akrabalar herhalde. Pek benzemiyorlar birbirlerine. Neyse sırasıyla Tony adında bir adam ve bir görevli daha iniyor limana. Ne için buradalar, neden gelmişler anlayamadığım tuhaf bir grup. Üstelik şampanya şişeleri de gözümden kaçmış değil hani. Kaçaklarsa burada ne işleri var? Kaçaklarsa bu kadar şampanya? Aralarındaki konuşmada yarın saat 12'de limanda buluşacaklarına dair bir şey duydum. Bu işin peşine Melih ile birlikte düştük sayın okuyucular. Merak etmeyin bu iş bizde. Hallederiz. Aa bir dakika bir dakika. Merkezden aldığım son haberlere göre bu oyun atölyesi'nin yeni oyunuymuş. Şimdi gemiden bir kaç kişi daha inmeye başladı.

 

Oyunun yönetmeni Hira Tekindor, çevirmen Gül N. Yuyucu Yıldırım, sahne tasarımını yapan Zerrin Tekindor, ışık tasarımını yapan Kemal Yiğitcan, müzikleri yapan Orhan Enes Kuzu. Bu kişileri de tek tek incelemeye aldığımızı merkeze bildirdik. İnceleyeceğimiz oyuncular ise Bülent İnal, Zeynep Ekin Öner, Nazlı Bulum, Kubilay Karslıoğlu, Aykut Akdere, Sedat Bilenler ve Melih Pamukçu. Ne? Melih? Sen de mi? Anlaşılan iş başa düştü sayın okuyucular. Melih de işin içinde çıktı. Bu işte tek bilek tek yürek olarak sizlere an be an gelişmeleri bildireceğim. Bu karmaşık ekip saat 14.00-17.00 arası bir araya gelip ortak bir metin okudular. Adı Köprüden Görünüş imiş. Arthur Miller diye biri bunlara ortak metin vermiş anlaşılan. Bunun arkasındaki sır perdesini aralayacağım. Ben olay yerinden Ilgın. Bugün ki gizemi sizlerle paylaştım.  Sevgi ve gizemle kalın sayın okuyucular.

 


 

[yukarı]