Facebook 'ta Testosteron grubuna üye olmak ister misiniz?
Andrzej Saramonowicz
Çeviren
Neşe Taluy Yüce
Yöneten
Kemal Aydoğan
Sahne Tasarımı
Bengi Günay
Müzik
Tolga Çebi
Işık Tasarımı
İrfan Varlı
Yönetmen Asistanları
Toğan Şerif Önay
Gözde Kırgız
Afiş/Broşür Tasarımı
İskender Kardaşlar
Hareket Çalışması
Gizem Erdem
Oyun Fotoğrafları
İrfan Varlı
Stajerler
Cansu Aslan
Aygül İleri
Efe Soykaraman
Tahir Soner Sügür
Oynayanlar
Stavros
Metin Coşkun
Kornel
Onur Ünsal
Fistach
Emre Karayel
Robal
İnan Ulaş Torun
Tretyn
Mert Fırat
Janis
Timur Acar
Tytus
Tuna Kırlı
Bilet fiyatları: Tam bilet: 30TL, Öğrenci bileti: 20TL
Toplu bilet fiyatı: Nakit ödemelerde: 22,5TL;
Kredi kartı ile ödemelerde: 25TL
(elli kişiden başlayan gruplara indirim yapılır.)
(2 Perde; 140 dk)
NOT: Oyun cinsellik ögeleri barındırdığı için 18 yaşından küçükler için
sakıncalı olabilir.
Andrzej Saramonowicz
Yazar
1965 yılında doğan, Polonyalı senarist, rejisör, oyun yazarı ve film yapımcısı. Genç dramaturgların en üretkenleri arasında yer alır. Kendisini “bir anlatma tutkunu” olarak tanımlayan Saramonowicz, okuyucu bulursa her konuda ve her koşulda rahatça yazabilme yeteneğine sahip olduğunu bir çok kez göstermiştir.
Sinemaya Polonya’nın en büyük gazetesinde film eleştirileri yazarak başlayan yazar, aynı zamanda popüler iki komedi dizisinin de senaryolarını yazdı.
Film eleştirileri yaparken, bazı genç rejisörlerin ve filmcilerin yetersizliklerinden duyduğu hayal kırıklığı, Saramonowicz’i, kendi filmini yapmaya yöneltmiştir. Yakın arkadaşı Tomasz Konecki ile birlikte senaryosunu yazdığı Ciało (Beden) adlı filmini, 2003 yılında çekmiştir. Film, Polonya Film Festivali’nde özel jüri ödülüne layık görülmüş. Bu ödülün ardından Saramonowicz, bir başka filmi olan Pół Serio (Yarı Ciddi)’nin senaryosunu yazmıştır.
Testosteron ilk kez, 2002 yılında Varşova’da sahnelenmiştir. Daha sonra Polanya’da başka sahnelerde ve Avrupa’da çeşitli ülkelerde oynanmıştır. Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Bulgaristan, Avusturya ve Litvanya’da ise, sahnelenmek üzere hazırlıklar yapılmaktadır.
Sanatçının, çağdaş Polonyalının kimlik arayışı sorununu irdelediği oyunu 2 Maja (2 Mayıs) 2004 yılında Polonya’nın en prestijli sahnesi Ulusal Tiyatro’da sahnelenmiştir.
Testosteron, 2007 yılında sinema filmi olarak çekilmiştir. 2008 yılında Testosteron’a kadınca bir yanıt olarak algılanan Lejdis (Leydiler) adlı filmi çekmiştir. Dört kadının bir yıl içerisinde yaşadığı hayal kırıklıklarını, aşkları ve umutları anlatan bu film de, Testosteron gibi izlenme rekorları kırmıştır.
Yazar şu sıralar, psikolojik-erotik komedi tarzındaki, Idealny Facet Dla Mojej Dziewczyny (Kız Arkadaşım İçin İdeal Erkek) adlı film üzerinde çalışmaktadır.
![]()
Neşe Taluy Yüce
Çevirmen
Ankara Üniversitesi D.T.C.F. Rus Dili ve Edebiyatı’nda ve aynı üniversitenin İletişim Fakültesi Radyo Televizyon Bölümü’nde öğrenim gördü. 1997’de burslu olarak Varşova Üniversitesi’nde Leh Edebiyat Tarihi dalında araştırmalar yaptı. 1996’da D.T.C.F Leh Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı’ndan Doktor, 1999’da Doçent, 2006’da Profesör ünvanını aldı.
Halen, Leh Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı’nda öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır.
Pek çok makalesinin yanı sıra Ortaçağ’dan Barok’a Polonya Edebiyat Tarihi, XX. Yüzyıl Polonya Edebiyatı Çeviri Seçkisi, Polonya Edebiyatında Aydınlanma –Romantizm-Realizm, Genç Polonya Dönemi Edebiyatı, Özgürlük Peşindeki Polonya, Romantik Bir Müzik Dehası Chopin adlı kitapları yazmıştır. Nobel Edebiyat ödüllü W.Szymborska’nın şiirlerinden derlenen Başlıksız da Olabilir kitabının çevirmenlerinden biridir. S. Mrożek’ten çevirdiği Terzi adlı oyun, İzmir Devlet Tiyatroları tarafından 2000 yılında sahneye konmuştur.
Kemal Aydoğan
Yöneten
D.T.C.F. Tiyatro Bölümü’nden 1987 yılında mezun oldu. 1990 yılında Tiyatro Stüdyosu’nda yapım yardımcısı olarak çalışmaya başladı. 1994-1998 yılları arasında aynı tiyatroda yönetici olarak çalıştı. 1999 yılında tiyatro yaşamına başlayan oyun atölyesi’nde, kurulduğu günden bu yana tiyatro yöneticiliği yapmaktadır. oyun atölyesi’nin Kesmeşeker, Son Gülen İyi Gülermiş adlı çocuk oyunları ile Azrail’in Gözyaşları (2004), Othello (2004), Jeanne d’Arc’ın Öteki Ölümü (2005), Atinalı Timon (2006), Hırçın Kız (2006) ve Evlilikte Ufak Tefek Cinayetler (2007) oyunlarını yönetti.
![]()
Bengi Günay
Sahne Tasarımı
Dokuz Eylül Üniversitesi Tiyatro-Sahne Tasarım Bölümü’nden 2006 yılında mezun oldu. oyun atölyesi’nin Azrail’in Gözyaşları (2004) oyununun kostüm tasarımını, Othello (2004),Jeanne d’Arc’ın öteki ölümü (2005), Atinalı Timon (2006), Hırçın Kız (2006) ve Evlilikte Ufak Tefek Cinayetler (2007) oyunlarının sahne tasarımlarını yaptı.
![]()
Tolga Çebi
Müzik
Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuarı Keman Bölümü’nden 1995 yılında mezun oldu. 1995 yılında Akdeniz Gençlik Senfoni Orkestrası’na seçilerek Fransa’ya gitti. Burada 1. Keman üyesi olarak, Theo Olof ile masterclass, Michel Tabachnik ile orkestra çalışmaları yaptı. Trakya Üniv. Devlet Konservatuarı’nda 3 yıl öğretim görevlisi olarak, Yaylı Sazlar Bölümü Ana Sanat Dalı Başkanlığı’nı yürüttü. İhtiyaç Molası adlı müzik grubunun kurucularından olup, 1999’da ilk albümleri olan MİLAD’ı, 2004’te de 1,5 adlı ikinci albümlerini çıkardılar. Reklam cıngılları, film, dizi müzikleri, çeşitli albümlerde keman kayıtları ve aranjeler yaptı. Beşiktaş Kültür Merkezi’nin Çarli, Büyük Mo Efsanesi, Bakırköy Belediye Tiyatrosu’nun Sezuan’nın İyi İnsanı, Martı, Dostlar Tiyatrosu’nun Aymazoğlu İle Kundakçılar, Tiyatro Dot’un Aşk ve Anlayış oyunlarının müziklerini ve düzenlemelerini yaptı. Sezuan’nın İyi İnsanı adlı oyunla 2005 yılı Tiyatro Ödülleri’nde en iyi müzik ödülünü Cahit Berkay’la paylaştı. Eskişehir Belediye Tiyatrosu’nun Kıyamet Suları (2006)adlı oyununun müziğini yaptı.
oyun atölyesi’nin Azrail’in Gözyaşları (2004), Othello (2004), Atinalı Timon (2006) ve Evlilikte Ufak Tefek Cinayetler (2007) oyunlarının müziklerini yaptı.
![]()
İrfan Varlı
Işık Tasarımı
Mimar Sinan Üniversitesi Fotoğraf Bölümü’nden 1998 yılında mezun oldu. 1999 yılında kurulan Oyun Atölyesi’nde çalışmaya başladı. oyun atölyesi’nin Dolu Düşün Boş Konuş(1999) ile Ayrılış (2000) oyunlarında ışık teknisyeni olarak görev aldı. Yine Oyun Atölyesi’nin Ermişler ya da Günahkarlar (2002), Azrail’in Gözyaşları (2004),Othello (2004), Cimri (2004), Jeanne d’Arc’ın öteki ölümü (2005), Atinalı Timon (2006), Hırçın Kız (2006) ve Evlilikte Ufak Tefek Cinayetler (2007)oyunlarının ışık tasarımını ve uygulamasını üstlendi.
Gizem Erdem
Hareket Çalışması
Bilkent Üniv. Tiyatro Bölümü’nden 2000 yılında mezun oldu. Ankara Devlet Tiyatrosu'nda Ghetto (2000), Aysa Organizasyon'un özel tiyatrosunda Azizname (2001) adlı oyunlarda oynadı. Yılan Hikayesi dizisinde rol aldı (2001). Hürrem Sultan (2002-2003) ve Night Of The Sultans (2004-2005) dans gruplarında çalıştı. Zeynep Tanbay Dans Projesi'nde (2005-2008) dansçı olaral çalıştı.
![]()
Metin Coşkun
Stavros
Çankaya Halkevi'nde 1970 yılında tiyatro çalışmalarına başladı. 1974 yılında Erkan Yücelile iki oyunda birlikte çalıştı. 1976 yılında Çağdaş Sahne'de görev aldı. Aralarında Brehct'in “Arturo Ui'nin Önlenebilir Yükselişi”, Gladkov'un “Çimento”, Nazım Hikmet'in “Yusuf ile Menofis” ile “Kuvayi Milliye Destanı” oyunlarında rol aldı. 1979 yılında “Eti Kültür Merkezi”nin kuruluşunda yer aldı.
1980 yılında Ankara Sanat Tiyatrosu'na katıldı. 19 yıl süren bu süreçte; Hikaye-i Mahmud Bedreddin, Rumuz Goncagül, Küçük Adam N'oldu Sana, Yaz Misafirleri, Galileo Galilei, Bir Şehnaz Oyun, Mefisto, Jeanne Dark, Akrep başta olmak üzere yirmiden fazla oyunda yer aldı.
Ankara Ekin Tiyatrosu'nda iki sezon oyunculuk yaptı.
1989 yılında kurmuş olduğu “Yeni Tiyatro”da oyuncu-yönetmen-yazar olarak yer aldı.
1999 yılında İstanbul'a geldi. Dostlar Tiyatrosu, Tiyatro İstanbul, Tiyatro Ayna ve Donkişot Tiyatro’da görev aldı.
38 yıldır devam eden tiyatro yaşamında, yirmiden fazla tiyatroda 83 oyunda oyunculuğun yanı sıra ayrıca yönetmen ve yazar olarak görev aldı..
Sinemada, Tarık Dursun K'nın “İnsan Kurdu”, Semir Aslanyürek'in “Eve Giden Yol” ve Eşref Dinçer'in “İş Arıyoruz” filmlerinde oynadı.
TRT’nin “Köy Odası” adlı proğramında yer aldı. Ayrıca yer aldığı tv dizileri: “Beş Dakika”, “Yeni Bir Hayat”, “En Son Babalar Duyar”, “Hayat Bilgisi” ve “İkinci Bahar”.
Onur Ünsal
Kornel
İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümü’nden 2006 yılında mezun oldu. oyun atölyesi’nde Azrail’in Gözyaşları (2004) ile Hırçın Kız (2006) oyunlarında oynadı; Dot Tiyatrosu’nda Çok Uzak (2006) oyununda yer aldı. Oynadığı Filmler: Eğreti Gelin(2004), Şaşkın (2005), Pandora’nın Kutusu (2007) ve Devrim Arabaları (2008).
Emre Karayel
Fistach
Bilkent Üniversitesi M.S.S.F Tiyatro Bölümü’nden 1999 yılında mezun oldu. TRT Ankara televizyonunda sunucu-oyuncu olarak projelerde görev aldı. Ankara Devlet Tiyatrosu’nda Ghetto ve Öteki Tiyatro’da Azizname oyunlarında yer aldı. Çeşitli dizilerde, tv projelerinde ve sinema filmlerinde rol aldı.
oyun atölyesi’nin Othello (2004) ve Jeanne d’Arc’ın Öteki Ölümü (2005) oyunlarında oynadı.
Mert Fırat
Tretyn
D.T.C.F. Tiyatro Bölümü’nden 2006 yılında mezun oldu. 2001-2005 yılları arasında Ankara Devlet Tiyatrosu’nda görev aldı..
oyun atölyesi’nin Hırçın Kız (2006) oyununda oynadı. Bu oyundaki Tranio rolüyle Arda Kanpolat Oyunculuk Ödülü'nü aldı.
![]()
Timur Acar
Yanis
Dokuz Eylül Üniversitesi Oyunculuk Bölümü’nden 2006 yılında mezun oldu. Tiyatroevi İzmir’de Erkekler Tuvaleti (2004), Kıbrıs Türk Devlet Tiyatrosu’nda Ayaktakımı Arasında (2005) oyunlarında oynadı.
oyun atölyesi’nin Hırçın Kız (2006) oyununda oynadı.
![]()
İnan Ulaş Torun
Robal
İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümü’nden 2006 yılında mezun oldu. Made in Europe filminde rol aldı.
oyun atölyesi’nin Hırçın Kız (2006) oyununda oynadı.
![]()
Tuna Kırlı
Tytus
İstanbul Üniv. Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümü’nden 2003 yılında mezun oldu. Ayrıca İstanbul Şehir Tiyatroları’nda ve televizyon dizilerinde birçok rollerde görev aldı.
oyun atölyesi’nin Othello (2004) ve Atinalı Timon (2006) oyunlarında oynadı
Eleştiriler ve Basında Çıkanlar
• Eda ATALAY, www.gazeteport.com.tr 08.10.2008
• Deniz KAVUKÇUOĞLU, Cumhuriyet 15.10.2008
• Melike BİRGÖLGE, www.hurriyet.com.tr 16.10.2008
• Ahmet CEMAL, Cumhuriyet 16.10.2008
• Neşe GÜVEN, www.herkesetiyatro.com 17.10.2008
• Miraç Zeynep ÖZKARTAL, Milliyet 21.10.2008
• Yaşam KAYA, Sabah Kültür Sanat 20.10.2008, Taraf 23.10.2008
• Zuhal AYTOLUN, Cumhuriyet 08.11.2008
• Metin BORAN, Evrensel 11.11.2008
• Üstün AKMEN, Evrensel 14.11.2008
• Seda TANSUKER, Milliyet Sanat 01.12.2008
• Ayşegül YÜKSEL, Cumhuriyet 23.12.2008
• İsmail Can TÖRTOP, www.tiyatrodunyasi.com 23.12.2008
• Cansu FIRINCI, Kavuklu Dergisi Şubat
• Vuslat Taş, Tiyatro...Tiyatro...Dergisi Mart 2009
• Bahar Kümbetli
• Yılmaz Başar Babür ve Bahar Kümbetli, Karga Mecmua Nisan 2009
• Asu Maro, Milliyet Cafe 05.05.2009
• Esra Gençkaya, Dergi Şen Ay, Mayıs 2009
• Şükrü Keleş, Sahne Dergisi, Mayıs 2009
• Eda Solmaz, Vatan, 07.11.2009
• Başak Sakızlıoğlu, www.tiyatronline.com, 04.12.2009
• Ferhun Yılmaz, Bursa Haber, 19.12.2009
Eda ATALAY, www.gazeteport.com.tr 08.10.2008
Sen neymişsin “Testosteron”
Tiyatrolar perdelerini açar açmaz, cüzdanlarımızı aralayıp tiyatro biletleri ile ceplerimizi doldurmaya başladık.
İlk durağımız, oyun atölyesi oldu.
Geçtiğimiz sezon “Evlilikte Ufak Tefek Cinayetler” adlı oyun ile seyircilerin akınına uğrayan ve hiçbir boş koltuk bırakmayan Oyun Atölyesi, bu sezon da yeni bir oyunla buluştu bizlerle.
Erkeği erkek yapan hormon! “Testosteron”.
Senarist, oyun yazarı ve yönetmen Andrzej Saramonowicz’in yazdığı “Testosteron” adlı oyunu dilimize Neşe Taluy Yüce çevirdi. Oyun Atölyesi’nin izlediğim tüm oyunlarını pişiren Kemal Aydoğan ise bu oyunla tekrar yönetmenlik hünerini gösterdi.
Sönük bir girişle başlayan oyun, ilk başta biraz “sıkacak” sandırıp korkutsa da, oyuncuların sahneye apar topar, döverek, dayak yiyerek dökülmesi korkuları geride bıraktı. Belki de o sönüklüğün sebebi, muhteşem sahne dekorunu incelememize zaman sağladı. Ve bir anda meslekleri, kültürleri, psikolojileri ve testosteron hormonu seviyeleri farklı 7 erkek sahnedeki yerini aldı.
Oyunda, düğün günü damadın gelinden “hayır” cevabı alması ve gelinin başka birini sevdiğini söyleyerek –ki o kişi düğündeki herhangi biridir- gidip o herhangi birini öpmesiyle bütün kargaşa başlar. Düğünden sonra toplanılacak olan mekânda birbirleriyle ve yaşantılarıyla bir arada kalan bilim adamı, müzisyen, baba, garson, hukukçu ve magazin gazetecisi olan 7 karakterin sürtüşmesi hiç bitmez. Ancak tek bir ortak nokta vardır ki o da “Kadınlar”dır.
Kadınları sadece cinsel öğe olarak gören erkekler, onları kullandıklarını düşünseler de, sohbetleri içkinin de etkisiyle ilerledikçe aslında kadınlar tarafından nasıl yönlendirildiklerini bir bir anlayıverirler. Hatta sadece onların değil, tüm sosyal yaşantının, tüketim dünyasının ve cinsel birlikteliğin bile kadın egemenliğinde olduğunu anlamaları kısa sürmez.
Testosteron hormonu seviyelerine göre, hırçınlıkları ve kavgacılıklarıyla da birbirinden ayrılan bu yedi erkek, içlerindeki biyolog ve kuş bilimci sayesinde kadın erkek ilişkilerine ilişkin daha bilimsel durumlar öğrenirler ve öğrendikleri sadece bunlarla sınırlı kalmaz.
Oyunda kadın yoktur ancak oyunu yönlendiren kadınlardır. Hatta kadın, dekordan bile izler erkeklerini ve seyirciyi.
Ve o yedi erkek…
Çapkın ve düz mantık baba Metin Coşkun; terk edilmiş, kendine hakim olmaya çalışan ama fevri kuş bilimci Fırat Tanış; umursamaz müzisyen Emre Karayel; sessiz, daha sakin, ama her erkek gibi söz konusu kendi kadını olunca canavara dönüşebilen gazeteci Mert Fırat; daha uyumlu, şüpheci ve duygusal avukat Timur Acar; bilgili, kibar, sakin ve şaşırtıcı! biyolog Ulaş Torun ve tipik erkek profilinde garson Tuna Kırlı.
Doğal oyunculuklarıyla seyircinin oyuna girmesini daha kolay sağladılar. Oyunun 18+ olmasına sebep olanlardan biri olan küfürler fazla olsa da, o küfürler zaten karakterlerin yapılarında barındığı için sonradan ve özellikle eklenmiş gibi durmadı ve rahatsız etmedi. Oyun içerisindeki müzikler ve arka televizyonda oynayan film “Rezervuar Köpekleri” oyunun tavrını belirlemede yardımcı oldu. Ayrıca oyun ortasında ve sonunda oyuncuların sahnedeki enstrümanları kendilerinin çalması oyuna ve oyunculuklara renk kattı.
İzlemeye, dinlenmeye, düşünmeye değer bir oyun.
Tek dikkatimi çekense, oyunun afişinin 2007 yılında gösterime giren filminin afişi ile oldukça benzer olması oldu. O da lezzetli bir çorbanın, sonradan eklenmis olan ve fazla gelen tuzu biberi.
Deniz KAVUKÇUOĞLU, Cumhuriyet 15.10.2008
Testosteron
Testosteron Bir damadın başına, gelin adayına sorulan, "Kocalığa kabul ediyor musun" sorusuna birkaç saniyelik duraksamadan sonra "hayır" yanıtı vermesinden daha büyük bir felaket gelebilir mi? Hele bir de bu yanıtı verirken parmağıyla başka bir erkeği gösterecek olursa kıyamet kopmaz mı?
Moda'daki oyun atölyesi'nde sergilenen 'Testosteron" adlı oyun da işte böyle bir kıyametin sanatsal izdüşümü.
Oyun, gelin adayının "Hayır!" demesiyle bozulan nikâhın çevrede yol açtığı sarsıntıları temel alarak değişik mesleklerden (mikrobiyolog, kuş bilimci, baterist, gazeteci, avukat, garson ve baba) 7 erkeğin cinselliğe, kadına, doğaya "erkekçe" bakışlarını sergiliyor. İzleyici, Maço-Mitos da diyebileceğimiz bu "erkekçe" bakışın ürettiği şiddet ve ayrımcı dille karşı karşıya kalıyor ve gözlerinden yaşlar gelerek gülüyor. (Bu arada erkeklerin bana daha fazla gülüyorlar gibi geldiğini, bunun da bende şiddetli bir "kendi haline gülme" paradoksu olduğuna ilişkin bir kanı uyandırdığını söylemek istiyorum.) Önceleri birbirine söven, yumruklaşan, kanlı bıçaklı olan erkekler oyun ilerledikçe birbirlerini, daha da önemlisi kendilerini anlamaya/tanımaya başlıyorlar. Bir tür yüzleşme yani... 2002 Eylül'ünde oyun Polonya'da, Movvtonia Tiyatrosu'nda ilk kez sahnelendiğinde eleştirmen Roman Pawlowski'nin Gazeta Wyborcza'da yazdığı gibi, "Biraz öncesine kadar kadınlar için cinayet işleyebilecek tıynette erkekler biri onlara kendisinin 'aile fotoğrafını' gösterdiğinde yumuşayıveriyorlar." Farklı ruhsal yapılarda yedi erkek konu "kadın" olunca bir anlaşma/uzlaşma zemininde buluşuyorlar.
Bu da bir erkeklik hali, anlayacağımız... Bu hal onların gözünden kadınların toplumdaki yerine de işaret ediyor.
Doğal ki oyun salt erkek-kadın ilişkileriyle sınırlı değil, tüketim toplumunun değerleri, insan davranışları, aşk da sorgulanıyor.
Kemal Aydoğan'ın başarıyla sahneye koyduğu oyunu 1965 doğumlu Polonyalı yazar Andrzej Saramonowicz 2002 yılında kaleme almış, 2006 yılında da yine kendisinin yönetmenliğinde olarak sinemaya uyarlanmış. Neşe Taluy Yüce'nin dilimize kazandırdığı oyunda rolleri Metin Coşkun, Fırat Tanış, Emre Karayel, Mert Fırat, Timur Acar, İnanUlaş Torun ve Tuna Kırlı paylaşıyorlar. "Hangisi daha iyiydi" sorusuna yer bırakmayacak ölçüde yüksek bir performans sergiliyorlar.
Andrzej Saramonowicz'in mezun olduğu Sinema Yüksek Okulu'nda ünlü yönetmen Andrej Wajda'nın öğrencisi olması nedeniyle olsa gerek oyunun temposu hiç düşmüyor. Burada Kemal Aydoğan'ın ustalığını da hiç kuşkusuz vurgulamak gerekiyor.
Sahne tasarımında Bengi Günay, müzikte Tolga Cebi, ışık tasarımında İrfan Varlı bundan önce Oyun Atölyesi'nde sahnelenen öbür oyunlardaki gibi başarılılar.
Tanıtım afişlerine, "Oyun cinsellik öğeleri barındırdığından 18 yaşından küçükler için sakıncalı olabilir" diye bir not düşülmüş.
Yaşadığımız bu sıkıntılı günlerde kendinize biraz zaman ayırmak, doyasıya gülmek isterseniz, gidin, "Testosteron"u izleyin. Benden söylemesi.
Şimdi gelelim testosteronun ne olduğunu bilmeyenlere: "Testosteron", erkeklerde testislerinde ve böbreküstü bezlerinde, kadınlarda ise yumurtalıklarında kolesterolden üretilen bir hormondur. Vücuda, sözgelimi, yaralanmalar sırasında kendisini yenilemesi, fazla yağların yakılması gibi çeşitli yararları vardır, fakat Maço-Mitos açıdan önemi hem erkek hem kadın bedeninde üretilen "erkek seks hormonu" olmasından gelmektedir. Kadınlarda erkeklerden 34 kat daha düşük düzeylerde olan testosteron, sperm üretimi, tüylenme, sakal çıkması, ses kalınlaşması, libido, penis büyümesi gibi erkeğe özgü olan ikincil seks karakterlerinin gelişmesinde etkili olan bir hormondur.
Yazarın Notu: Daha fazla bilgi için lütfen bir ürologa başvurunuz!
Melike BİRGÖLGE, www.hurriyet.com.tr 16.10.2008
Ne hormonmuş be!
Erkeklerin, kadınları neden bir cinsel obje olarak gördüklerinin, kadınlar üzerinde egemenlik kurmak istemelerinin nedeni bulundu: Testosteron!
Sezonun başlamasıyla tiyatrolar perdelerini açıyor birer birer. Özlediğim tiyatroyla buluşmamı sağlayan ‘Testosteron’oyununda alıyorum soluğu.
Oyunun sahneleneceği, oyun atölyesi’nin gişesinden biletimi alırken, arkamda bekleyen birinden şu sözleri duyuyorum. “Oyunda hiç kadın oyuncu yok. Bakalım kadın oyuncunun olmadığı bu oyunda ne anlatılacak?”
İnsanların bu yargıyla yaklaşmalarına şaşırmamak gerek. Zira, son birkaç yıldır bazı oyunlarda, tiyatroya çekmek için ‘seksi’ diye rol verilen kadınları düşünürsek, bu oyunda kadın oyuncu olmamasına şaşırmaları gayet normal.
Yerime kurulmuş, oyun nasıl başlayacak diye beklerken açılıyor perde. Sahneyi, dekoru kısa bir şekilde tanıma sürecinden sonra öyle bir kapışma başlıyor ki… Hem de nasıl… ‘Erkekçe’ bir kapışma ve hesaplaşma!
Bu kapışmayla öyle bir hareketleniyor ki oyun, tempo hiç düşmüyor ve iki buçuk saatin nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz. Kahkaha, heyecan, gerilim, ironi… Bunları yaşatmasının yanı sıra, güldürürken düşündürmesi, düşündürürken de bilgilendirmesi de cabası…
Evet oyunda yok ama erkeği görünür kılarak asıl başrolü onlar oynuyor. Kadınlar! Erkeklerin aslında ne olduklarını, onları fark etmemizi sağlayan kadınlar…
Kadın erkek ilişkilerinde yüzyıllardır yaşananlar, erkeklerin kadınlar üstünde egemenlik sağladığını sanırken aslında erkeklerin kadınlar karşısındaki zavallılığı…
İkili ilişkilerde ‘erkekler kadınları seçer’ diye biliriz ya genel olarak. Hayır, erkekler kadınları değil, tam tersine kadınlar erkekleri seçiyor! Ben demiyorum bunu, ‘Testosteron’ diyor.
Erkeklerin, kadınları neden bir cinsel obje olarak gördüklerinin, kadınlar üzerinde egemenlik kurmak istemelerinin, kadınların kendilerinden daha akıllı olduğunu kabul etmek istememelerinin nedeni bulundu! Ve kadın – erkek ilişkileri konusundaki diğer soruların cevabı da… Tüm bunlara sebep olan Testosteron!
Testosteron mu, o da ne? Erkeği erkek yapan hormon!
Erkeklerin bahanesi hazır artık! Soyunu devam ettirme dürtüsü ve olası rakiplere karşı aslan kesilenler… ‘Testosteron yüzünden bu yaptıklarımız’ diye kendini savunanlar çoğalacaktır şimdi. Ne savunma ama değil mi! İşte bu savunma mekanizmasını sanatla bütünleştirerek insanlara sunuyor oyun.
Sahne gerisindeki televizyonda yayınlanan ‘Rezervuar Köpekleri’ filminde işlenen; erkek dünyası, erkeğin şiddeti, erkeği tanımlayan dil, erkeğin kadına olan bakışı, davranışı bu oyunun içeriğiyle bütünleşiyor.
Erkeklerin dünyasını, bu dünyada nelere tutunduklarını, aslında bu dünyada güçlüyken nelere boyun eğdiklerini anlatan oyunda, oyunun afişine not düşülen 18+ sebeplerinden biri olan küfürler fazla olsa da, o küfürler zaten karakterlerin yapılarında olduğu için göze batmıyor ve rahatsız etmiyor.
Kuşbilimci ve mikrobiyolog iki bilim adamı, baterist, avukat, magazin gazetecisi, çapkın bir baba, garson gibi çeşitli meslekten yedi erkeğin didişmesiyle süren bir oyun. Didişiyorlar ama uzlaştıkları tek konu ‘erkeklerin dürtülerinin egemenliğinde hareket etmeleri’ oluyor. Ama bunda uzlaşana kadar, birbirlerinin kafasını gözünü yarmaktan çekinmeyen, şiddeti normal gören, küfrü diline pelesenk eden, sürekli bir rekabet halinde olan, kadınları sadece cinsel obje olarak gören taraf olduklarını o kadar iyi anlatıyorlar ki… Bize sadece sahnede gerçekleri izlemek kalıyor!
Oyundaki tüm karakterler adeta yıldızlaşıyor. Aslında buna şaşırmamak gerek. Çünkü hepsi birbirinden yetenekli, hepsi eğitimli tiyatro oyuncusu... Kimler mi onlar?
Çapkın baba Stavros’u, otuz sekiz yıllık tiyatro macerasında, 83 oyunda rol alıp, bazı oyunlarda yazar ve yönetmen olarak da görev alan usta oyuncu Metin Coşkun, reddedilen damat Kornel’i Fırat Tanış, baterist Fistach’ı ‘Birİstanbul Masalı’ ve ‘Gümüş’ dizilerinden tanıdığımız Emre Karayel, magazin gazetecisi Tretyn’i Binbir Gece dizisinde ‘Zengin Bey Burak’ olarak tanıdığımız ve 2006 yılında ‘Hırçın Kız’ adlı tiyatro oyundaki ‘Tranio rolüyle ‘Arda Kanpolat Oyunculuk Ödülü’nü alan Mert Fırat, avukat Janis’iTimur Acar, biyolog Robal’ıİnan Ulaş Torunve garson Tytus’u Tuna Kırlı canlandırıyor. Canlandırmak ne kelime, yaşıyorlar adeta.
“Erkeklerin bu davranışlarının nedeninin ‘testosteron’ olduğunu öğrendik ama kadınları cinsel obje olarak görmelerinin daha somut bir nedeni olmalı. Nedir bu?” diye soruyorum gazeteci Tretyn’i canlandıran Mert Fırat’a. “Erkeklerin doğurganlık özellikleri olmadığı için! Evet her türlü güce sahipler. Fabrikalar kuruyorlar, para kazanıyorlar, her şeyi yapabiliyorlar. Ama doğurganlık özellikleri olmadığı için…” oluyor soruma cevabı!
Ne dersiniz?
Testosteron’u Polonyalı senarist, rejisör, oyun yazarı ve film yapımcısı, dramaturg Andrzej Saramonowicz yazmış, çevirisi Neşe Taluy Yüce’ye ait. Yönetmeni de geçen yıl olduğu gibi bu yıl da kapalı gişe oynayan, Haluk Bilginerile Vahide Gördüm’ün rol aldıkları ‘Evlilikte Ufak Tefek Cinayetler’ oyununu da yöneten Kemal Aydoğan. Sahne tasarımı Bengi Günay’a, müzikler Tolga Çebi’ye ait. Sahne, İrfan Varlı'nın ışık düzenlemeleriyle aydınlanıyor.
Bir nikâh töreni düşünün. Nikâhın en önemli anı nedir? Geline soruluyor: Kocalığa kabul ediyor musun? Gelinin yanıtı: Hayır! Ve gelin, davetliler arasından birini işaret eder. Bu işaret ‘erkekçe kapışma’nın da başlamasına neden olur. Kafalar, burunlar kırılır, gözler çıkarılır neredeyse! Ve ikinci raunt düğün yemeği yenilecek restoranda devam eder. Büyük hesaplaşmanın görüleceği restoranda bir araya gelen yedi erkek ‘Hayır” olayını aydınlatmaya çalışırlarsa ne olur?
İşte ‘Testosteron’ oyunu, bu nikâhın bozulması üzerinden; yedi erkeğin cinselliğe, kadına, doğaya ‘erkekçe’ bakışlarını sergiliyor. Tabi ki bu ‘erkekçe’ bakışın faturası ağır oluyor!
‘Erkekçe’ bakışın ürettiği şiddet, egemenlik dürtüsünün yaşattıkları ve sonuçları, seyirciyi ‘erkeksi’ gerçeklerle karşı karşıya bırakıyor!
Erkeklerin dünyasındaki gerçekleri size sunarken, konunun bu kadar ince bir şekilde işlenmesine şaşıracaksınız.
İzlemeniz, izlerken düşünmeniz gereken bir oyun ‘Testosteron.’
Ve oyundan çıkarken de şunu diyeceksiniz belki.
Ne hormonmuş be!
Ahmet CEMAL, Cumhuriyet 16.10.2008
Testosteron, ya da Bir Hormonun Ettikleri...
Testosteron, bir tür hormon. Bazı özelliklerini, oyun atölyesi'nin oyun kitapçığından alıntılayalım: "Erkeklerde, testislerde ve böbreküstü bezlerde, kadınlarda yumurtalıklarda kolesterolden üretilen bir hormon. Ses kalınlaşmasına, vücut ve yüz kıllarında artışa neden olarak, erkeksi özelliklerin kazanılmasına sebep olur... Erkeklerde, bu hormon ergenlik dönemi ve 20'li yaşların başlarına kadar oldukça yoğun bir şekilde salgılanır. 50'li ve 60'lı yaşlardan sonra ise etkisini kaybederek gittikçe azalır... Erkeklerdeki hormon miktarı, kadınlardan yaklaşık 30 kat fazladır... Bu hormonun kadınlara verildiğinde, aldatma isteklerinde belirgin bir artış olduğu açıklanmıştır... Yapılan bir testte, birbirlerinden farklı testosteron seviyelerine sahip 10-15 yakışıklı erkek arasında, kadınlar, hormon seviyesi en yüksek olanı tercih etmişlerdir." Bunca marifeti olan bu hormon, Oyun Atölyesi'nin bu sezonki yeni oyununun da adı. "Testosteron"u, Polonyalı oyun yazarı Andrzej Saramonowicz kaleme almış. Saramonowicz, aynı zamanda senarist, rejisör ve film yapımcısı, ilk kez 2002 yılında Varşova'da sahnelenen "Testosteron", bugüne kadar Avrupa'da çeşitli sahnelerde oynanmış, 2007 yılında da sinemaya uyarlanmış.
Testosteron"da, çeşitli mesleklerden yedi erkek var. Bu erkekler, bir nikâh töreninin ardından, kutlamanın yapılacağı restoranda toplanıyorlar. Ne var ki, nikâh, bir rezaletle sonuçlanmış, çünkü gelin hanım, herkesin içinde "Kocalığa kabul ediyor musunuz?" sorusuna "Hayır, çünkü ben başkasını seviyorum!" diye karşılık vermiş. Ondan sonrası için 'rivayet, muhtelif'. Bir iddiaya göre, nikâhta hazır bulunan erkeklerden birinin adını o sevdiği 'başkası' olarak vermiş, ama o erkeğin iddiasına göre de, aslında böyle bir şey söylenmemiş. Her neyse, sonuçta yarım kalmış bir nikâhın ardından, kendimizi 'kutlama' olmaktan çıkmış bir toplantıda buluyoruz. Böyle bir dekorda yazar tarafından amaçlanan ise, "erkek dünyasını sergilemek.
Andrzej Saramonowicz'in gerçekten çok usta bir oyun yazarı olduğu, sahnedeki her evreyle daha bir belirginleşiyor. Erkek-egemen bir toplumun üyeleri gibi gözüken, söylemleriyle de böyle bir toplumdan yana olduklarını sıkça belli eden 'erkekler', bütün zaaflarını ve zayıflıklarını aslında üstünlük taslamak için söyledikleri sözlerle ortaya koyuyorlar. Böylece, görünüşte sergilenen erkekler dünyası, zaman içersinde kadınları da görmemize yarayan bir pencereye dönüşüyor.
Bu arada oyunun çok önemli bir noktasına ve başarısına dikkat etmek gerek. "Testosteron", yalnızca gülmek amacıyla seyredilmemesi gerek bir komedi. Çünkü Saramonowicz, bu komediyi, en geç Euripides'le başlayıp günümüze kadar uzanan bir çizgi doğrultusunda, yani komedi cümlesinin ortalık yerinde trajediyi başlatan, daha sonra tekrar komediye geçen bir üslupla kaleme almış.
Böylece ifadesini bulan -ve hayatın gerçeklerine de uygun düşen "hayat, ne yalnızca komedi ne de trajedidir" anlayışı, "Testosteron"un ağırlık noktalarından birini oluşturuyor.
Bu ağırlık noktasını seyirciye bunca dolaysız geçirebilmek ise elbette oyunun yönetmeni Kemal Aydoğan'ın ve Metin Coşkun, Fırat Tanış, Emre Karayel, Mert Fırat, Timur Acar, İnan Ulaş Torun ve Tuna Kırlı'dan oluşan oyuncuların başarıları. Kemal Aydoğan, dayanağını tümüyle oyunculuk enerjisinde ve temposunda arayan bir reji anlayışıyla yola çıkmış. Sahnede olup bitenler, Aydoğan'ın oyuncularına güvenmekte ne kadar haklı olduğunu gösteriyor. Sahne tasarımı Bengi Günay'a, müzikleri Tolga Çebi'ye, ışık tasarımı da İrfan Varlı'ya ait olan oyunu dilimize, Leh dili ve edebiyatı uzmanı Neşe Taluy Yüce çevirmiş.
Neşe GÜVEN, www.herkesetiyatro.com 17.10.2008
Bu hikaye çağlar boyu iş yapar..!!!
Öncelikle özlemişim..İyi bir oyun izlemeyi, salonun tozunu yutmayı, onlar selama çıkarken heyecanlanmayı özlemişim...Sevdiğim bir arkadaşımın jestiyle oyun atölyesi’nin yolunu tutuyoruz..”Testesteron’a gidiyoruz değil mi?” diye soruyorum arkadaşıma..Beni düzeltiyor hemen TESTOSTERON…Ne bileyim ben… Herkes öyle diyor diye doğrusu o sanıyordum...
Sonda yazacağımı şimdiden peşinen söylüyorum OYUN ŞAHANE...Salondan nasıl ayrılacağınızı bilmiyorsunuz ? Feminist duygularınız delik deşik olmuş can çekişirken, bir yandan da “Ama onlarsız da hiç olmazdı bu dünya” diyorsunuz..İşte erkekleri anlamak için testosteronu bilmek gerekmiş, meğer tüm mesele buymuş....Eğlenmiş bir ruh haliyle, çene kaslarınız yorgun çıkıyorsunuz oyundan...
Az buz değil iki buçuk saatlik bir oyun bu. Dakikaların nasıl geçtiğini anlamadığınız oyunlar arşivine girmeye hak kazanıyor.
Testestoron , Polonyalı genç yazar Andrzej Saramonowicz tarafından yazılmış.Dilimize ise kazandıran Neşe Taluy Yüce. Kemal Aydoğan ın yönettiği oyunun sahne tasarımıBengi Günay, Müzik tasarımı Tolga Çebi ve Işık tasarımı da İrfan Varlı tarafından yapılmış. Oyunda başrol yok. Rollerini Metin COŞKUN, Fırat TANIŞ, Emre KARAYEL, Sezai PARACIKOĞLU, Mert FIRAT, Timur ACAR ve İnan Ulaş TORUN paylaşıyorlar.
ERKEKÇE KONUŞALIM...
Bir kadnın bir erkekten alabileceği en acı intikam herhalde nikah masasında HAYIR demek..diyebilmek....Üff hayali bile korkunç..İşte damat adayımızın başına gelen bu korkunç olay, beraberinde bir dolu gerçeğin açığa çıkmasına neden oluyor...Ne de olsa hiçbir şey tesadüf değildir değil mi ?
7 erkek sahnede harikalar yaratıyorlar..Oyun başladıkça anlıyorsunuz ki bu 7 erkeğinde kadınlardan çekmişlikleri var..Zaten hangi erkeğin yok ki??Mikrobiyolog, kuş bilimci, baterist, gazeteci, avukat, garson ve baba... Meslekleri birbirinden çok farklı olsa da neticede tüm erkeklere hakim hormon testosteron..İşte oyun en özet haliye bu yedi erkeğin cinselliğe,doğaya, kadınlara kısaca hayata bakış açılarını değerlendiriyor. Ve dahası bu oyun size biyoloji dersinde görseniz de sonradan asla hatırlamayacağınız bir dolu şeyi unutmayacağınız bir şekilde öğretiyor.En çok bu kısmına bayıldım..
Bu arada kadın yüzü gibi de görülebilen dekor şahaneydi..Kadının gözlerindeki buğu dudakları ve de sandalyelerin bacaklarının topuklu ayakkabı gibi olması dikkatlerden kaçmayan detaylardı.
ERKEKÇE OYNADILAR...
Oyuncular şahane..Herbiri de kendisini oyunculuk anlamında kanıtlamış filinta gibi çocuklar...Bu işi severek yaptıkları her hallerinden ve oyunun kapalı gişe oynamasından belli..Zaten çoğunu dizilerden tanıyorsunuz..Ama hepsi öyle farklı rollere girmişler ki hayran oluyorsunuz...Damadımız Mahsun Kırmızıgül’ün dizisinde Beren Saat in abisi Zilan, yani Fırat Tanış, Sonradan Menekşe İle Halil adlı dizide de Menekşe’nin abisi rolündeydi.Fırat Tanış bambaşka biri olmuş..Yaptığı her hareket karakterine öyle güzel oturmuş ki..O kesme şekerini yerken siz de onu yemek istiyorsunuz.. Gazetecimiz, bin bir yıldır süren Binbir Gece dizisinin taze damadı, Kerem’in kardeşi Burak yani Mert Fırat...Avrupa Yakası’nın bitirim delikanlısı, serseri İzzet yani Timur Acar ise avukat rolünde...Garson abimiz ise birçğunuzun Othello’dan hatırlayacağı Tuna Kırlı..Rolüyle bütünleşen el hareketine bayıldım..Bateristimiz Emre Karayel’i anlatamayacağım bile..Enerjisiyle sürekli oyunda olduğunu hissettirdi, süperdi..Mikrobiyolog İnan Ulaş Torun favorimdi...Ne yalan söyleyeyim ondan hayvanlar alemine dair çok şey öğrendim..
ÇİRKİN KADIN YOK AZ VOKTA VAR...
Yalnız değil yedi erkek, bir ordu bir araya gelse bir kadının ne yaptığını ama aslında ne yapmak istediğini asla çözemez…Birkaç votka şişesinin dibinde aramaya çalıştılar, kadınların bu hayattaki var olma nedenini..Hem buldular,hem bulamadılar...
oyun atölyesi’ni salonunun konforunu beğenmediğim halde seviyorum..Çıkardığı her oyunla kapalı gişe oynamayı başaran bu ekibi canı gönülden kutluyorum. Ve bu oyunu öncelikle tüm dostlarımın ve arkadaşlarımın görmesini istiyorum... Malum bilet bulmak zor, imkansız olmadan önce izlesinler istiyorum...Siz bu satırları okurken onlar biletlerini almış olurlar diye umuyorum...
Miraç Zeynep ÖZKARTAL, Milliyet 21.10.2008
Suçlu bulundu: Testosteron
İyi oyunculuk seyretmek, kendinizi başarılı bir cerraha teslim etmek gibi. oyun atölyesi'nin yeni oyunu "Testosteron"da da böyle oluyor, teslim oluyorsunuz sahnedekilere...
Cinsiyet belirtmeden "aldatan" desem, bunu yapanın kadın mı olduğunu düşünürsünüz, erkek mi?
Ya "tecavüz eden" desem, ya da "döven"?
Cevap belli... Nedir bunun arkasındaki neden? Tıbba göre "testosteron".
Sadece bir hormon mu safları bu kadar belirleyen? Nazik, elini kaldırmayan, karşısındakine değer veren bir erkeğe "Ne o öyle, kan gibi" dedirten de mi bu hormon peki? Suçu testosterona atıp hayata rahat rahat devam etmek mümkün mü? oyun atölyesi’nin yeni oyunuydu bu soruları bir kez daha aklıma düşüren.
Polonyalı yazar Andrzej Saramonowicz’in kaleminden çıkan oyunun adı "Suçlu ayağa kalk" der gibi: "Testosteron".
"Rezervuar Köpekleri" sahnede
Tarantino'nun "Rezervuar Köpekleri"nden fırlamış gibi duran yedi adam var sahnede. Tıpkı o filmdeki gibi boş boş konuşuyor, arada bir kalkıp kavga ediyorlar. Zaten oyunun yönetmeni Kemal Aydoğan da bu benzerliğin üzerine gitmiş. Salvador Dali'nin "Mae West'in Yüzü" adlı çalışmasının kullanıldığı dekorda, Mae West'in gözlerinin olduğu çerçevelere yerleştiren ekranlarda, "Rezervuar Köpekleri" dönüyor.
Oyun programında bu seçimini, filmin şiddeti sanat yoluyla estetik bir kılığa sokması nedeniyle yaptığını söylüyor Aydoğan. Oyun ise tam tersini yapıyor bunun, şiddeti uygulayanları küçük düşürerek "Ey kendini Süpermen zannedenler, bakın işte böyle aptal görünüyorsunuz" diyor.
İptal olan bir düğündeyiz. Gelinin tam "Evet" noktasında davetliler arasındaki bir gazeteciyi gösterip "Gönlüm ona ait" demesiyle film kopmuş ve yumruklar havada uçuşmuş. Garson düğün yemeğinin verileceği salonda son hazırlıklarını yaparken damat, damadın babası, kardeşi, yakın arkadaşı, gelinin bir davetlisi ve gazeteci, üstleri başlan kan içinde giriyorlar içeri. .
Hormon seviyesi dalgalanıyor
Diyaloglar ilerledikçe kan miktarı da artıyor gitgide... Şiddet, alkol ve sigara. Hepsi testosteronun 'suçu'... Arada sırada hormon seviyelerinde dalgalanmalar oluyor bu yedi adamın ve 'insanca' konuşmalar yapabiliyorlar, örneğin ünlü bir kuşbilimci olan damat Kornel. babasının "Erkeksin sen, yaparsın" sözüne karşılık "Erkek olsun olmasın, insan öküz değildir, kendine hakim olmalıdır..." diyebiliyor.
Delikanlılığı bozmak pahasına sevdikleri kadının arkasından ağlayıp, birbirlerini teselli ettiklerini de görüyoruz. Ama aynı adamlar bir tek cümleyle zıvanadan çıkıp birbirlerinin kafasını, gözünü kırabiliyor.
Metin, zekâsının kanıtı
Oyunda kadın yok. Yani suretiyle yok. Aslında bütün oyun kadınlar üzerine kurulu. Sonunda da neredeyse 'gerçek suçlu'(!) kadın çıkıyor. Çünkü kadınlar olmasa testosterona da gerek yok! Saramonowicz'in metni, yazarının yüksek IO'suna kanıt teşkil ediyor. Espriler, tespitler.
ironiler bunu gösteriyor. Yönetmen Kemal Aydoğan da aynı düzeyde zekâyla karşılık vererek yorumlamış metni. Tempolu, üzerinde kafa yorulmuş, eğlenceyle ciddiyetin dengesini iyi ayarlamış bir reji var ortada. Yalnız birinci perdede zaman zaman metinden kaynaklanan sarkmalar oluyor; biraz daha kısaltılıp toparlanırsa ikinci perdenin temposuna ulaşılabilir.
"Az votka vardır" temalı şarkı
"Testosteron"un yedi oyuncusu da (Metin Coşkun, Fırat Tanış, Emre Karayel, Mert Fırat, Timur Acar, İnan Ulaş Torun ve Tuna Kırlı) çok başarılı. Bir uçtan diğer uca savrulan duyguları, ortamın birden elektriklenmesini, kendilerinin de 'töhmet altında' kaldıkları erkeklik meselelerini o kadar iyi aktarıyor ki...
İyi oyunculuk seyretmek, kendinizi başarılı bir cenaha teslim etmek gibi. İlk dakikadan itibaren "Eyvah, acaba ne yapacak?" kaygısına düşmeden, onun maharetine güvenerek kendinizi rahatça koltuğa bırakıyorsunuz. "Testosteron'da da böyle oluyor, iki buçuk saat boyunca teslim oluyorsunuz sahnedekilere.
Tolga Çebi'nin müziğine değinmeden geçmek olmaz. Sahne aralarındaki müziklerin yanı sıra finalde bir şarkı var ki, single olarak çıksa kapış kapış satılır bence: "Çirkin kadın yok, az votka var" temalı, hakiki bir rock. Şarkıda bizim 'rezervuar köpekleri'nin performansı ise tek kelimeyle muhteşem! "Testosteron" 30 ve 31 Ekim saat 20.30'da izlenebilir. Oyunun afişine 18 yaşın altındakiler için sakıncalı olabileceği notu düşülmüş.
Yaşam KAYA, Sabah Kültür Sanat 20.10.2008, Taraf 23.10.2008
Rezervuar Köpekleri İle Testesteron'un Buluşması
Oyun Atölyesi, geçtiğimiz sezon sergilediği "Evlilikte Ufak Tefek Cinayetler" adlı oyunla teatral dünyada fazlasıyla ses getirmişti. Tiyatro severler seyrine doyulmaz bir komedi ile Oyun Atölyesi'nin koltuklarını doldurmuşlardı. Grup, bu sezon oyun yazarı ve yönetmen Andrzej Saramonowicz'in yazdığı "Testosteron" adlı bir psikolojik yapıtla izleyenlerin karşısına geçti. Oyun, geçtiğimiz sezonun "başarılı Oyun Atölyesi" çizgisini bir adım daha ileriye götürecek. Oyunun iç dinamiğinde, duygularının seyircilere ulaştırılmasında, teknik kısımlarında önemli başarılar bulunuyor. Ayrıca teatral bir yapıtın Quentin Tarantino'nun kült filmi "Rezervuar Köpekleri" ile aynı kefede izleyene sunulması, konunun evrenselliğini gözler önüne getiriyor. Sinematografi ile modern tiyatronun ayrılmaz birer ikili olduğunu görüyoruz.
Oyun bir nikah sahnesi ile başlar. Gelin nikahta "kocalığa kabul ediyor musun?" sorusuna "hayır!" diye yanıt verir ve toplanan erkeklerin arasından birisini kendisine eş gösterir. Bu durumu hazmedemeyen erkekler arasında kıyasıya bir kapışma, ki buna kavga desek daha mantıklı olur, başlar. 7 ayrı meslek grubundan bir araya gelen bu erkek yığını, içlerinde sakladıkları kadın motiflerini bir bir ortaya dökerler. Kadınlar üzerinde hakimiyet kurduklarını iddia eden bu erkek yığını, çok sonra kadınlar tarafından nasıl yönlendirildiklerini itiraf etmeye başlarlar. Kadına karşı harekete geçen "testosteron hormonu" nun, erkeği kadına karşı ne denli bağımlı hale dönüştürdüğünü görürüz oyunda.
Kadın /Erkek çatışması dünyanın varoluş felsefesinin temelini oluşturur. Kutsal kitaplarda bile yer alan bu çatışma, ilk insan olan Adem'e tarihinin en büyük hatasını yaptırır. Sonraları kurulan dünya düzenleri içerisinde erkek, içindeki hormonun verdiği elde etme arzusu ile kadın için dünyanın en büyük savaşlarına girişir. Truva Savaşı'nı düşünürsek eğer söylediklerimi gayet net anlarız. Sonraları kurulan devletler; oluşan milletler tarih boyunca erkeğin kadını elde etme arzularına şahit olacaktır. Aslında erkek kadını kendi gücüyle kontrol ettiğini sanır; ama asıl gerçek, kadının erkeği bütünüyle yönlendirdiğidir.
Freud ise, erkek için kadının cinsel organı var oluşunun temelidir, görüşünü savunur. Erkek akıl süzgecine sığdıramadığı duygularını -hormonlarını- kadın üzerinde baskıya dönüştürür. Elde etme etme arzusu o'nun hiçlik duygusuna adım attığı ilk andır. Erkek içinde sakladığı çözümsüzlüğü kadının yönlendirmesiyle sonuca ulaştırır. O'nu elde eder; fakat bunu yaparken kişiliğinden, karakterinden ve hatta yaşam felsefesinden ödün verir.
Oyunda düğün sahnesinden sonra bir araya gelen karakterler, birbirleriyle kavga ederek kadının toplumsal kimliğinin nerede durduğunu gösteriyorlar; Kadın bir seks aracı, erkeğin tatmin oyuncağıdır. Fakat erkek durumu böyle zannederken, kadının erkeği biçimlendirdiği gerçeği ortaya çıkar.
Rezervuar Köpekleri ile Testosteron
Quentin Tarantino'nun unutulmaz filmi olan "Rezervuar Köpekleri" nde birbirini tanımayan 5 karakter yapacakları soygun için bir araya gelirler. Karakterler arası iletişim eksikliği bulunsa da onları birbirlerine bağlayan tek olgu vardır: Testesteron! Filmi izleyenler hatırlayacaklardır, o meşhur masa sahnesinde kahramanlar Madonna'nın "Like A Virgin" parçası hakkındaki psikolojik yorumlarını ortaya koyarken, parçanın aslında büyük penisler için bir metafor olduğunu vurgularlar. Ve filmdeki tek kadının öldürülmesini acımasızca gösterirler. Oyunda da birbirlerini tanımayan 7 ayrı karakter tek noktada buluşurlar: Testesteron! Erkeği erkek yapan bu hormonla birbirlerine kızarlar, bağlanırlar; kadınlar hakkındaki tezlerini sunarlar. 'Rezervuar Köpekleri'nde de aynı durumla karşı karşıya kalırız. Oyunu Yöneten Kemal Aydoğan filmin görüntülerini arka plandan göstererek zekice bir iş yapmış. Çağdaş tiyatroyu sinematografik tekniklerle bütünleştirmiş. İki ayrı konuyu tek bir sahnede müthiş bir başarıyla birleştirmiş.
Oyunda çapkın babada Metin Coşkun; Kuş Bilimcide Fırat Tanış; Gazetecide Mert Fırat; Müzisyende Emre Karayel; Avukatta Timur Acar; Biyologda Ulaş Torun; Garsonda Tuna Kırlı görev alıyorlar. Kemal Aydoğan meslek gruplarının kadına bakış açısını iyi biçimde gözler önüne getiriyor. Kavga sahneleri, oyun içinde çalınan müzik aletleri oyunun sıkıcı giriş bölümünü unutturuyor. Kadına bağımlı karakterlerin geniş psikolojik tahlilleri de konunun ufkunu açıyor. yalnız duygusal avukat Timur Acar ile müzisyen Emre Karayel'in rollerini değiştirmeleri kanaatindeyim.
"Rezervuar Köpekleri" filminde olduğu gibi Testosteron oyununda da bolca küfür bulunmakta. Fakat konunun gidişatına göre edilen küfürler hiç sırıtmıyor. Abartıya kaçan hiçbir bölüm bulunmuyor. Oyunun teknik kısımları da ekip başarısına uyum sağlamış. Özellikle de Sahne Tasarımı'nda Bengi Günay'ı ve Işık Tasarımı'nda İrfan Varlı'yı çok başarılı buldum. Tolga Çebi'nin müziklerde zayıf kaldığı kanaatindeyim.
7 bağımsız karakterin bir nikah günü ile başlayan hikayeleri, erkeğin kadına karşı çaresiz kaldığı gerçeğini testesteron hormonundan yola çıkarak gösteriyor. Kemal Aydoğan'ın şahane yönetimi, Quentin Tarantino'nun kült filmi "Rezervuar Köpekleri" görüntüleri ile birleşince muhteşem bir oyun ortaya çıkıyor. Özellikle erkeklere tavsiyem bu sezon içinde mutlaka bu oyunu izleyin. İzleyin ki, kadına karşı nasıl çaresiz kaldığınıza bir kez de tiyatro sahnesinden şahitlik edin.
Zuhal AYTOLUN, Cumhuriyet 08.11.2008
Pespaye erkek dünyası
oyun atölyesi'nin yeni oyunu Testosteron erkeklerin canını biraz sıkacak gibi...
Oyunun yönetmeni Kemal Aydoğan yedi erkeğin düştüğü trajik durumları anlatan Testosteron hakkında konuşurken erkekleri acımasızca eleştiriyor.
"Anneler çocuklarını babaya benzeterek yetiştiriyor.
Modelleri o çünkü. Bir kısırdöngü bu.
Korkunç bir şey.
Herkes normal karşılıyor.
Oyunda çok net görülüyor bu aşağılık, pespaye erkek dünyası."
"Oyunu izleyen erkekler aşağılık yönleriyle yüzleşmek istemiyor."
Yeşilköy sahilinde bir balıkçı teknesi yanaşıyor, kasa kasa balıkları indiriyor. Yaklaşıyorum ben de kasalara. Kalabalık artıyor. Tam da o sırada omzuna dayadığı olta ve boş kovasıyla yaklaşıyor orta yaşlarda bir erkek. İki levrek istiyor, kovasına yerleştiriyor. Düşünmeden edemiyorum; 'Balık tutamadım, sahilden aldım geldim' dese elinde poşetiyle, ne çıkar sanki. Neden bir gösterge olur, neden bu tür bir aklanma yoluna gider erkekler? Ertesi gün oyun atölyesi'ndeyim yeni oyunu Testosteron'u izlemek üzere. Tam da bu anlattığım kavrama gönderme yapıyor oyun.
Erkeklerin içinde bulundukları kendini kanıtlama, hakimiyet kurma, basmakalıp tek tip kavramların içine gömülmeyi anlatıyor oyun. Hem de hormonlarının ardına sığınarak. Yalnızca bu da değil. Erkekliğe ait argümanları tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Kemal Aydoğan'ın sahneye koyduğu oyunu, Polonyalı yazar Andrzej Saramonowicz 2002 yılında kaleme almış. Metin Coşkun, Fırat Tanış, Emre Karayel, Mert Fırat, Timur Acar, İnanUlaş Torun ve Tuna Kırlı sahnede.
Nikâh sırasında gelinin damada hayır diyerek davetlilerden birini işaret etmesi üzerine ortalığın bir anda nasıl karıştığını ve düğün için hazırlanan restoranda bir araya gelen yedi erkeğin testosteron hormonunun etkisiyle nasıl trajikomik bir hale büründüklerini gösteriyor oyun. Gerçekçi bir sorgulamaya sahip. Herkes eminim ki bir pay çıkarıyor kendine. En çok da kadınlar gülüyor oyunda. Neyse... Biz lafı uzatmayalım, Aydoğan'a bırakalım sözü.
ERKEK EGEMEN DÜNYA
- Nasıl bir hormon ki bu testosteron herşeyin sorumlusu olarak karşımıza çıkıyor?
Yarattığımız kültürü, kadının ikinci sınıflaşması, bizim onun üzerindeki egemenliğimiz, ona hayat hakkı tanımamamız, dar bir yerden algılıyor olmamız, bunu tıpkı oyundaki gibi bir de biyolojiyle açıklamaya ve kendimizi haklı çıkarmaya çalışmamız; tam anlamıyla erkek egemen bir dünya... Zaten aksi olsaydı savaşlar olmazdı bu dünyada. Neden üstünlüğümüz olsun ki. Birbirini döven, kavga eden ama ortak çıkarları doğrultusunda bir araya gelen ve tuhaf ahlaki bakış açıları geliştiren bir cinsiz. Bu bizim çalışma biçimimiz diye de rasyonalize ediyoruz. Suçluyu bulduk işte: 'Biz böyleyiz.' Peki hiç mi bir şey yapmayacaksın?
- Böylesi bir ortamda kadınların duruşu ya da etkisi nedir?
Anneler çocuklarını babaya benzeterek yetiştiriyor. Modelleri o çünkü. Bir kısır döngü bu.
Sonsuza dek süreceği düşüncesindeyim ve korkunç bir şey bu. Bunların görülmesi ve sorgulanmaması. Herkes normal karşılıyor.
Çünkü bizler rahatız ve egemeniz aslında. Elbette bundan sıyrılmaya çalışan erkekler var. Ama hakim kültür sürüyor ve kadın da bu zokayı yutmuş. Benim annem de öyle mesela. 'Erkek arıza çıkarırsa, kadın tolere eder' öğretildi bize.
DANS ETTİRMEYEN BİR DÜZEN
- Diğer temsillerde de böyle miydi bilmiyorum ama oyunda en çok gülen kadınlardı.
Her temsilde aynı. Bazı erkek ifadeleri yakalıyoruz. Bizim halimizi neden gösteriyorsunuz der gibi bakıyor. Çünkü yüzleşmek istemiyor. 'Biz bu kadar aşağılık değiliz' diyor. Çapraşık bir akıl. Ama kadınlar biliyor. Tiyatronun avantajı da burada. Bir kadının bu netlikte bir erkek dünyasına tanık olma ihtimali çok zor.
Aramızda kadın yokken böyle davranıyoruz.
Ama oyunda o kadar çıplak haldeler ki.
Mesela bu oyunda küfürden kimse rahatsız olmadı. Belli ki erkeğin dilinin ne olduğunu herkes biliyor.
Kadınlar görüyor: Bu aşağılık, pespayeleşmiş erkek dünyasını.
YÜRÜMEYİN ARTIK!
"İyi ki doğa bizi cezalandıracak güç olarak ip orada duruyor, iyi ki ona egemenlik kuramamışız. O hatırlatabilir ancak. Ne konuşabiliyoruz birbirimizle, ne masalımız ne de hikayemiz var. Biz aslında bir büyük yalanın içindeyiz. Birbirini tanımayan, bir başkasını sevmeyen, empatisini bir türlü kuramayan bir yapı. Ben çok korkuyorum gerçekten. Bir de kendimden iğreniyorum.
Bütün bunları görüyorum ve müdahale edemiyorum. Gidip tankların önüne oturmak ve 'yürümeyin artık nolur durun' demek istiyorum. "
- Peki bu nasıl bir yüzleşme oldu sizin için?
Bu oyun bir hastalığımızı gösteriyor. Kendi adıma gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki çokça dünya görüşü edindim bu oyundan. İçimiz çok rahat. Biz dışardaki birini işaret etmiyoruz. Önce biziz.
- Zaten bütün çelişki çatışma da bunu görememekten çıkıyor.
Ötekinde tüm sorunu aramak, günah keçisi belirlemek. Ben 43 yılımı bir erkek olarak yaşadım, nasıl bilmem kendimi. Sevgi, şefkat gibi kadınsı sayılan herşey alınmış elimizden. Sevginin neresi kötü? Ama hep böyle gösterildi bize.
- Belli roller altında ezilip boğuluyor tabii.
Aynen öyle. Hepsi de galip gelmek üzere.
Sürekli bir saldırı, bir çatışma. Bir şiddet kültürü var alttan alta. Bu kadını korkutur. Beni de korkutuyor. Bize de hayat hakkı tanımayan, dans ettirmeyen bir düzen kuruluyor. Kim olduğunun bir önemi yok. işaret parmağını sallıyor, bununla iş halletmeye çalışıyoruz. Bu sürdüğü sürece de bu ülke hiçbir sorununu çözemez. Ne kadın erkek ilişkisi bu parmakla çözülüyor ne de toplumsal sorunlar.
Metin BORAN, Evrensel 11.11.2008
Cesurca bir yüzleşme
Kuruluşundan bugüne birbirinden ilginç oyunları, sanatsal ve toplumsal sorumluluğu göz ardı etmeden izleyici kitlesi ile buluşturmaya devam eden Oyun Atölyesi, repertuvara aldığı oyunlarla insanı anlama, hayatı anlamlandırma, toplumsal gerçeği yeniden sorgulama, bellek tazeleme, eleştirel düşünme, yaşadığımız nesnel ve güncel gerçeklikle yüzleşme gibi tiyatro sanatının tarihsel ve toplumsal misyonuna uygun oyunları görsel bir şölen tadında sahneye aktararak seyircisini büyülemeye devam ediyor.
Özenli ve özverili bir çabanın, ciddi bir bilgi birikimi, samimiyet ve içtenlikle buluşması ile kotarılan oyunlarla seyirciyi gönlünden yakalayan Oyun Atölyesi ekibi, seyircisine sunduğu her oyunla onları hem kendilerine bağlıyor hem de yeni yaratımların motivasyonunu oluşturuyor. Böylece seyircisiyle hem sanatsal hem de insani bir ilişkinin sürekliliğini sağlıyor.
oyun atölyesi, bu sezon kimsenin dile getirmediği ya da dile getirmekten kaçındığı, insanlığın başına bela olmuş 'erkek aklı'nı ramp ışıklarına taşıyor. Polonyalı genç yazar Andrzej Saramonowicz'in cesurca kaleme aldığı Testosteron adlı ciddi komedi örneği oyunla yeni sezona merhaba diyen topluluk, bu oyunuyla da izleyenleri şaşırtmaya devam ediyor.
Testosteron erkek ve kadında sadece cinselliği değil başarı, başarısızlık durumlarını da etkileyen bir hormon. Kadınlarda yumurtalıklarda, erkeklerde ise testislerde ve böbrek üstü bezlerde üretilen Testosteron her iki cinsin de toplumsal ve bireysel arayış, yöneliş ve eğilimlerini de belirleyen bir özelliğe sahip.
Kemal Aydoğan'ın özenli bir reji üslubuyla sahneye aktardığı Testosteron'da düğün hazırlıkları yapan bir çiftin son anda anlaşmazlığa düşmesi ve kadının davetlilerden birini tercih etmesi ile başlayan olaylar, düğünün yapılacağı restoranda devam eder. Oyunun yazarı bu olay örgüsü üzerinden sanat ortamında dönen entrikaları, modern insanın dramını, kadın cinsi üzerinden hedeflerini belirleyen ve kendini bu belgi üzerine konumlandıran erkek aklının ve erkek egemen ideolojinin yol açtığı toplumsal tahribata da vurgu yapar.
Yazarın ele aldığı bu ilginç konuyla 'erkeksi' olan ve 'erkekçe' olanın trajikomik halleri bütün açıklığı ile ortaya konulur. Yönetmen Kemal Aydoğan sahne yorumunda, eylem ve edimlerini karşı cinsin çekiciliği üzerinden belirleyen erkekleri aşağılar, onların bu basit yanları ile dalga geçer, alaya alır, verdikleri kararlarla çeşitli tahribatlara sebep olmaları vesilesiyle iradesizlikleri ve değişken davranışlarını deşifre ederek bu zavallı hallerini komikleştirir, düşkün ve düşük yanlarını açığa çıkararak onları teşhir eder.
Neşe Taluy Yüce'nin çevirisiyle sahnelenen oyunda olayların gelişimine uygun, doğal ve inandırıcı bir dil kullanılıyor. Her bir oyun kişisi kendi konumunu yansılar ve anlamlandırırken dil de ve tavırda tamamlanmış bir erkek tavrı ortaya koyuyor. Sahneye getirilen tipler gündelik hayatımızda birebir karşılığı olan, yaşayan, gerçeğe yatkın ve inandırıcı bir fotoğraf olarak karşımızda duruyorlar. Oyun Atölyesi'nde görev alan herkes işletme müdüründen aksesuarcısına, ışıkçısından dekor tasarımcısına, oyuncusundan yönetmenine kadar herkes bu oyunda da bir ekip oldukları gerçeğini bir kez daha ortaya koydular.
Oyuncuların ve teknik ekibin yönetmenle iletişimi neyi, nasıl ve ne şekilde aktaracaktan konusunda ideal bir iletişim olduğu bu oyunda net bir şekilde görülüyor.
Oyunun dekor tasarımını gerçekleştiren Bengi Günay rejinin görsel ve düşünsel olarak anlatmak istediği konuya bire bir denk düşen bir tasarım gerçekleştirerek yoruma önemli katkılar sunuyor. Tüm zamanların en iyi sahne müziği bestecisi olma yolunda ilerleyen Tolga Çebi'nin müzikleri önemli işlevselliğe sahip. İrfan Varlı'nın ışık tasarımı diğer teknik unsur ve yaratımlarla buluştuğunda ortaya görkemli bir izlence çıkıyor. Sahne de görev alan oyuncuları tek tek yazmanın anlamı yok. Her biri ortaya koyduğu istek ve çaba ile gerçeğe en yatkın portreyi seyircinin dikkatine sunuyor. Yılların deneyimli oyuncusu Metin Coşkun oyuna özel bir ağırlık katıyor. Diğer yandan sahne de her konumu içselleştirme konusunda özel bir yeteneği olduğuna inandığım Fırat Tanış, ekranın ve sahnelerin yetenekli yüzü Emre Karayel, iyi bir oyuncu olacağı izlenimi veren Mert Fırat, erkeksi tavırları ile oyuna yakışan Timur Acar, diğer yandan İnan Ulaş Torun ve son olarak detaylı oyunculuk konusunda ihtisas yaptığına inanmak istediğim Tuna Kırlı bir ekip olarak oyunun sahne büyüsünü yarattılar.
Oyun Atölyesi Kemal Aydoğan'ın erkeksi olmayan ama erkekçe bir yüzleşme ile erkek egemen ideolojinin açmazlarını ve erkeksi olanın hallerini komedinin bütün unsurlarını kullanarak sahici bir yaklaşımla gerçeği en kökünden yakalayarak komik ve zavallı bir aklı eleştirel bir süzgeçten geçiriyor.
İşte bu akıl ki; (aslında akıl değil) beyin yerine kocaman bir fallus taşıyan bu kafa yüzyıllardır insanlığın başına bela olmuş, iç savaş, savaş, işgal, kundaklama, emperyal hedefler, iktisadi sömürü, gibi uluslar arası kaos ortamının yaratıcısı ve düzenleyicisi olarak varlığını hâlâ sürdürüyor. Diğer yandan borsa oyunları, tahvil sahtekarlığı, off shore kaydırmalar, politik kumpas, entrika ve dalavere gibi kendine özgü oyunlarla toplumsal ve iktisadi hayatın tek belirleyicisi ve sonuçları itibarıyla da yegane müsebbibi olarak sertleşerek büyüyor.
Üstün AKMEN, Evrensel 14.11.2008
AH BE BABAM, NE ZORMUŞ ERKEK OLMAK!: “TESTOSTERON”
Quentin Tarantino'nun, gösterildiği yıl Sundance Film Festivalinde olay yaratan ilk filmi "Rezervuar Köpekleri", bir soygunu merkez alarak sekiz gangsterin psikolojileri üzerinde yoğunlaşan bir kara-filmdi, görenlerimiz mutlaka anımsayacaktır. Joe Cabot (Lawrence Tierney) bir elmas mağazasını soymak için oğlu ve işinin ustası altı “rezervuar köpeğinden” oluşan bir ekip hazırlar, soygun günü en ince detaylarına kadar planlanır, ancak soygundan sonra aralarından birinin polis olduğu ayırt edilince ortalık kan gölüne döner.
Polonyalı senarist, oyun yazarı ve yönetmen Andrzej Saramonowicz’in yazdığı, Neşe Taluy Yüce’nin çevirdiği, Mitos Boyut Tiyatro/Oyun Dizisi arasında geçtiğimiz aylarda yayımlanan “Testosteron”u Kemal Aydoğan yönetiminde Oyun Atölyesi yapımı olarak izlerken, aklıma önce “Rezervuar Köpekleri” filmi geldi. Sonra da 1990'larda Birleşik Krallıktaki tiyatro yazarlığında ortaya çıkan ve şiddet, cinsellik, uyuşturucu, cinayet gibi öğeler içeren in-yer-face akımı kaynaklı oyunları düşündüm. “Testosteron” da, aynı in-yer-face gibi kullandığı dil ve imgelerle seyirciyi şaşırtıyordu.
Dostum Metin Boran da geçtiğimiz salı günü Evrensel’deki “Ramp Işıkları” başlıklı köşesinde pek güzel anlattı, yorumladı, değerlendirdi, ama bugünkü yazımı yazmaya oturmazdan önce: “Olsun, fazlası göz çıkarmaz, okurlar “Testosteron” oyununu hele bir de benden dinlesinler,” dedim. Efendim, Andrzej Saramonowicz’in “Testosteron”unda kargaşa, düğün günü damadın gelinden “hayır” yanıtı alması ve gelinin başka birini sevdiğini söyleyerek (ki o kişi düğündeki herhangi biri olan Tretyn’dir) gidip o “başka birini” öpmesiyle başlıyor. Düğünden sonra toplanılacak olan “restaurant”da, yedi kişi birbirleriyle, yaşamlarıyla ve anılarıyla bir arada kalakalıyorlar. Bu yedi kişi damadın arkadaşı Robal (İnan Ural Torun), baterist Fistach (Emre Karayel), damadın babası Stavros (Metin Coşkun), garson Tytus (Tuna Kırlı), damadın kardeşi hukukçu Janis (Timur Acar), magazin gazetecisi Trtyn (Mert Fırat) ve (aynı zamanda damat olan) kuş bilimci Kornel (Fırat Tanış)’dir Bu yedi karakterin sürtüşmesi oyun boyunca hiç bitmeyecektir. Tümünün ortak oldukları tek nokta, kadın ve kadınlardır.
Kadınları sadece cinsel nesne olarak görürler. Kadınları kullandıklarını savlarlarken söyleşi ve tartışmalar, içkinin de etkisiyle kadınlar tarafından nasıl yönlendirildiklerine dönüşür. Robal bu durumu: “… Örneğin dişi şempanzeler, erkeklerini sırf onların yiyeceklerini çalabilmek için sekse davet ederler” diyerek özetler. Sadece erkeklerin değil, tüm sosyal yaşantının, tüketim dünyasının ve cinsel birlikteliğin bile kadın egemenliğinde olduğunu yedi erkek istemeseler de kavrarlar.
Neşe Taluy Yüce’nin çevirisi tiyatroya özgü sözceleme durumu göz önünde tutularak yapılmış başarılı bir çeviri. Çeviri, oyuncuların bedenlerinden ve seyircilerin kulaklarından iyi geçiyor. Dolayısıyla, çevirmen ve çevrilmiş metin, aracılık işlevini pek güzel yerine getiriyor. Tolga Çebi’nin müziklerinin ve Bengi Günay’ın yeni bir söz, yeni bir ifade biçimi yaratabilmek uğruna emek verdiği kolayca anlaşılan sahne düzeni, üstüne üstlük arka plandaki televizyon ekranlarında “dönen” “Rezervuar Köpekleri” filminden kareler seyircinin oyunun tavrını belirlemesinde mükemmelen yardımcı oluyor. Bengi Günay’ın dekor tasarımı hayal dünyasını, düşleri ve gerçeği, estetiği ve duyguyu, yorumu aktarma; seyirciyi uyarma ve etkileme; görünenle görünmeyeni verme gibi yaratıcı eylemleri fevkalade başarıyla yerine getirmiş. Gene Bengi Günay imzalı giysilere de sözüm yok. Sözüm yok da… Acaba diyorum, düşünüp taşınıyorum… Tretyn, Fistach, Janis, Robal Stavros neden aynı (siyah, ince ve desensiz) kravatları kullanıyor, yanıtını bir türlü bulamıyorum.
Kemal Aydoğan, Andrzej Saramonowicz’in metninin özgün bir sahneyle somutlaştırılan yeni bir yorumu kışkırtmaya izin vereceğini iyi keşfetmiş. Kemal Aydoğan, kendisinin dramatik bir yapının dışında yer alan bir öğe olmadığının ayırtında olan bir yönetmen. “Testosteron”u yorumlarken de biçimini dramaturjik ve sahnesel yapıda olduğu kadar metnin anlamlarında da aramayı savsaklamamış. Aydoğan, Saramonowicz’in karakterlerini (kahramanlarını) oyunsal durumlara girmiş somut kişilikler olarak görmemiş. Çapkın ve at gözlüklü baba; terk edilmiş, kendine sahip olmaya çalışan, ama yapısal olarak fevkalâde fevri kuş bilimci; vurdumduymaz müzisyen; sessiz görünen, ama her erkek gibi söz konusu kendi kadını olunca canavara dönüşebilen magazin gazetecisi; uyumlu, kuşkucu ve duygusal avukat; bilgili, kibar, sakin biyolog ve tipik erkek profili garson Aydoğan’ın yorumunda, uslamlamanın (“muhakeme” anlamında kullanıyorum) ilerlemesini göstermekle yükümlü mantıksal soyutlamalar olarak kullanılmış. Felsefi diyalogun soyut dramaturgisinin edimcileri onlar… Neredeyse ahlaki bir tartışmanın hatipleri… Aydoğan, karakterleri ironik bir biçimde bilerek ve isteyerek çok kodlamış. Yazarın yüksek yazınsal içerikli uzun söz alışverişlerine dokunmazken, onları birbirlerini anlamamaktan yakınan, iletişimin, hatta üstiletişimin kuramcıları olarak öne çıkarmış.
Oyunculara gelince: Fırat Tanış için, her şeyden önce eserdeki olayları ciddiyetle algılayıp, ciddi yönlere mizahi açıdan eğilebilen bir oyuncu olarak kutlayacağım. Metin Coşkun, sadece Stavros’u ortaya koymuyor, Stavros’un duyumsadıklarını da seyirciye yansıtıyor. Mert Fırat, diğer karakterlerle bağlantıyı rahatça kurup, Tretyn’in komik gerçeklerinin altındaki dramatik yanı mükemmelen su yüzüne çıkarıyor. Emre Karayel, Fistach’ın içsel yüzeylerini öyle güzel keşfetmiş ki, rolünü bu keşfiyle mükemmelleştiriyor. Timur Acar, İnan Ulaş Torun ile Tuna Kırlı’nın; Janis, Robal ve Tytus ile hiçbir duygusal eksiklikleri yok.
“Testosteron”a kusursuza yakın düzeyde sahnelenmekte olan bir oyun denilebilir mi, deniliyor.
“Testosteron”, hiç kuşkusuz yapım olarak da, yaratıcı kadrosuyla da, oyunculuk olarak da daha sezonun hemen başında öne geçiyor, önde gidiyor.
Böylece: “Bu oyunu mutlaka görün,” dememe de sanırım pek gerek kalmıyor.
Seda TANSUKER, Milliyet Sanat 01.12.2008
Erkek dünyasının tam anlamıyla "ipliğini pazara çıkaran" "Testosteron", son dönemin en beğenilen oyunlarından biri. Oyun Atölyesi tarafından Kemal Aydoğan'ın rejisiyle sahnelenen oyun, erkeklerin kapalı dünyasını afişe ediyor adeta!
Hormonal Vaziyetler
"Testosteron". Yazan: Andrzej Saramonowicz, Çeviren: Neşe Taluy Yüce, Yöneten: Kemal Aydoğan, Sahne Tasarımı: Bengi Günay, Işık Tasarımı: İrfan Varlı, Müzik: Tolga Cebi, Oyuncular: Metin Coşkun, Fırat Tanış, Emre Karayel, Mert Fırat, Timur Acar, İnan Ulaş Torun.
SENARİST, rejisör, oyun yazarı ve film yapımcısı Polonyalı Andrzej Saramonowicz'in on parmağındaki marifetlere üretken genç bir dramaturg sıfatını da ekleyebiliriz. Yazarın ilk kez 2002'de Varşova'da sahnelenen "Testosteron" adlı oyunu, 2007 yılında sinema filmi olarak da çekilmişti. Oyun, yeni tiyatro sezonundan itibaren de Oyun Atölyesi'nde seyircisiyle buluşuyor.
Dekor olarak, Salvador Dali'nin "Mae West'in Yüzü"adlı çalışması göze çarpıyor.
Bu çalışma oyunun bütünlüğüne uygun olarak başarılı bir seçim olmuş. Çünkü erkek dünyasının tam anlamıyla 'ipliğini pazara çıkaran' "Testosteron"da kadın sadece cinsel bir sembol. Oyunda kuş bilimci, mikrobiyolog, gazeteci, baterist, avukat, garson ve damadın babasından oluşan yedi erkek oyuncu olmasına rağmen kadın oyuncu yok. Asıl başrol var olmayan kadın karakter Alicja üzerinden tüm kadınlar...
Suçlu bulundu
"Testosteron"da, erkeklerin bakış açısını gazeteci Tretyn'in repliğiyle özetleyebiliriz: "Erkeklerin kadınlara olan yaklaşımları çok basittir, ama bu basitlik dürüstlük de içerir. Her erkek dişisine cinsel bir obje olarak yaklaşır." Dekorda ayrıca Mae West'in ekran biçimindeki gözlerinden yönetmen Quantin Tarantino'nun "Rezervuar Köpekleri"den kareler görüyoruz. Filmi seçme nedenlerinden biri; oyunda da olayların başlangıcının değil sonuçlarının görülüyor olması.
Bir "kuş bilimci" ile "rock yıldızının" iptal edilen düğünü var ortada. Düğünün iptal olma sebebi geline "Kocalığa kabul ediyor musunuz?" diye sorulduğunda "Hayır" diyerek kalabalıktan birini işaret etmesi ve onu öpmesi... Bunun üzerine şiddetli bir kavga patlak veriyor.
Düğünden sonra kutlama yapmak için kiralanmış mekânda çok bilmiş bir garson ve içeri kavga ederek giren erkekler... Uğruna kavgalar edilen gelinin şahsında tüm kadınlar erkek muhabbetinin içinde inceleme konusu olarak masaya yatırılıyor. Neticede varılan kanı tek suçlunun "testosteron hormonu" olduğu...
Başarılı oyunculuk
Metin Coşkun, Fırat Tanış, Emre Karayel, Mert Fırat, Timur Acar, İnan Ulaş Torun ve Tuna Kırlı'nın performanslarına denilebilecek tek söz var: Hepsi çok başarılı.
Oynarken çok eğlendikleri her hallerinden belli çünkü enerjileri seyirciye de yansıyor.
'Testosteron'un yönetmeni Kemal Aydoğan, Marx'ın "Anlamaya çalışmak yerine değiştirmeye çalışın" sözünden yola çıkarak oyunlarını sahnelediğini belirtiyor: "Tanrı'ya şükür bizi anlamayıp nefret edenler var. Egemen olan şeyleri, kendimiz dahil, alaşağı etmek istiyoruz. Sanat yapmıyoruz. Kendi yüzümüze vuruyor ve bunu paylaşıyoruz. Bizi izlemeye gelen 5 bin kişiye kötü mü tiyatro yaptık? Türkiye'de tiyatro yapmak için birçok neden olabilir. Neden 5 bin kişiye sanat yapmamız gerekiyor? Biz nasıl tiyatro yaparsak onların hoşuna gider? Bizi izlemeye gelmeme seçimlerini merak ediyorum." Gazeteci Tretyn rolündeki Mert Fırat "Turnedeyken, belli bir kitlemiz olmadığını görüyoruz. Her kitleden, eğitimli, eğitimsiz kime oynarsak aynı şeyi anlayacak. Seyirciye kral çıplak diyecek halimiz yok" diyor.
Komedi türündeki eserde 18 yaş sınırı konulması, küfürlü kelimeler ve cinsellik içermesinden kaynaklanıyor. Fakat öte yandan bir bağlama oturtulmuş küfürler seyirciye batmıyor. Çünkü gerçek yaşamın parodisi, sahnede izlenen...
"Testosteron", izleyicilerden büyük beğeni toplayan bir oyun. Görünen o ki, başta "Evlilikte Ufak Tefek Cinayetler" olmak üzere Oyun Atölyesi'nin kapalı gişe oynayan oyunlarından biri olmaya aday. Biletler bitmeden alın. Ve de iki saat boyunca erkeklerin kapalı dünyasını afişe eden oyunda, erkeklerin kadınlara bakış açısını öğrenin derim ben...
Ayşegül YÜKSEL, Cumhuriyet 23.12.2008
13. Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali'ne 'çeşitlilik' egemendi
Festival oyunlarından izlenimler II
Sırada 'taptaze' bir yapıt var.
1965 doğumlu Polonyalı yazar Andrzej Saramonowicz'in ilk kez 2002'de sahnelenen "Testosteron" başlıklı oyunu Neşe Taluy Yüce çevirisiyle Oyun Atölyesi tarafından sahnelenen yeni sezon çalışmalarından biri. "Gelin'in oyunbozanlık etmesiyle yarım kalan bir düğünün birbirini tanımayan 'erkek' davetlilerinin ve damat ile babasının, bir bar-restoranda rastlantıyla buluşmaları sonucunda ortaya çıkan gerçekler" söz güldürü'sünün uç boyutlarda değerlendirildiği bir metin yoluyla dile getirilmiş. Erkek cinsinin "şiddet'e ve seks'e yönelmesinde temel işlev taşıyan "testosteron" hormonunun azizlikleri sonucunda düşülen zor durumların 'gülmece'nin süzgecinden geçirilerek sergilendiği oyun sıradan bir seyirlik gösteri düzeyinde kalabilirdi. Ne ki, zekice kotarılmış özenli bir sahneleme ve yaman bir oyunculuk gösterisi izliyoruz. Çeşitli meslekleri temsil eden oyun kişilerini canlandıran Metin Coşkun, Fırat Tanış, Emre Karayel, Mert Fırat, Timur Acar, İnan Ulaş Torun ve Tuna Karlı başarıyı birbirleriyle yarışırcasına -ama dozu hiç aşmadan kovalıyorlar. Sahnedeki olayın her aşamasının hareket düzenini ayrıntılı biçimde tasarlayarak işleyen yönetmen Kemal Aydoğan da 'Othello'dan sonraki en başarılı reji çalışmasına imza atıyor.
İsmail Can TÖRTOP, www.tiyatrodunyasi.com 23.12.2008
Testosteron-oyun atölyesi
Görünen o ki, Haluk Bilginer şifreyi çözmüş, bir tiyatroyu başarılı yönetmenin formülünü bulmuş. Bana bahsetmediği için bu formülü açıklayamayacağım, ancak Haluk Bilginer’in artık bir adım daha atarak tecrübesini, sezgisini, kapalı gişe oynamanın sırrını tüm tiyatro yöneticileri ile paylaşması gerekir diye düşünüyorum. Türk Tiyatrosu’nu yönetmeye çalışan Kültür Bakanlığı, Haluk Bilginer’in danışmanlığını almak durumundadır.
Çok iyi bir oyuncu olduğunu ispatlayalı onyıllar oluyor, sözünü ettiğim bu değil.
oyun atölyesi’nin başarısı onun tiyatro yönetmeyi de çok iyi bildiğini gösteriyor. Sadece ekibinin oyunları değil, bu sahnede izlediğimiz tüm oyunlarda benzer kalite yakalanıyor.
İşte son örnek, yılın ses getirecek komedi oyunlarından biri : Testosteron.. Yine oyun atölyesi’nden..
Testosteron her ne kadar erkeklik hormonu olsa da erkek ile erkeği erkek yapan dişi insan oyunun konusu. Dişi insan diyorum çünkü oyun insan türünün diğer tüm canlılar gibi değerlendirilmesi gerektiğini, erkek-kadın ilişkisinin hayvanlar arasındaki ilişkilerle büyük benzerlikler gösterdiğini söylüyor. Aslında kelimeler üzerinden bile biraz beyin jimnastiği yapsak ilginç gerçekler tespit edebiliriz. Örneğin erkek; aslan olsa da, kuş olsa da, maymun olsa da insan olsa da erkektir. Oysa kedinin, kuşun, köpeğin dişisi varken insan türüne dişi denemez, o kadındır. Erkekler yalın olmayı içgüdüsel olarak tercih ederken kadın, kendisini ve çevresini şekillendirmeyi ister. Erkek erkekliği ile mutlu olduğundan erkek kalmıştır, oysa hayvanlar arasında aklını en iyi kullanan türün yani insanın dişisi, zaman içinde “kadın” olmuştur.. Kadınlar olmasaydı biz erkekler muhtemelen hala mağaralarda yani yuvada yaşıyor olacaktık. Ancak kadının istekleri ve erkeğin kadına yönelik güç gösterisi bizi bugün yuvada yaşan canlılar değil gökdelenler inşa eder hale getirmiş.
Oyun da futboldan örnek veriyor ya da pahalı eşyalardan, arabalardan.. Tüm bunları üretip alma isteği aslında temelde erkeğin kadının ilgisini çekme isteğinden kaynaklanıyormuş.. Peki, madem böyle yalın bir açıklaması ve içgüdüsü var bu kadın-erkek ilişkilerinin, neden her şey böyle karmakarışık? İşte Testosteron’da erkekler bu karmaşayı fark edip anlamaya çalışıyor…
Andrzej Saramonowicz’in yazdığı oyunu Neşe Taluy Yüce Türkçe’ye çevirmiş, Oyun Atölyesi’nin yönetmeni Kemal Aydoğan yönetmiş.
Nikah töreninde sevdiği kadından “hayır” cevabı almış kuş bilimci Fırat Tanış’ın yaşadığı bu rezaletten yola çıkılarak, sonuç odaklı erkeğin güce, ihtişama, pahalı olana tutkusu tartışılıyor. Ve bütün bu tutkuların asıl sebebi, aslında güçlü olduğunu sanan erkeğin ne kadar güçsüz olduğunu gösteren, gücü kontrol edebilen kadından bahsediliyor.
Erkek muhabbetinin tam ortasında buluyor seyirci kendisini, erkekçe bir muhabbetin.. İçinde kavga da olan, küfür de olan, felsefe, erotizm, şehir efsaneleri olan bir sohbet bu. Önce aslında kadınlar tarafından kullanıldıklarını anlıyor erkekler, sonra da kadını anlamaya çalışıyorlar. Elbette bu “anlama çabası” erkeklerin ilgisini çekmiyor ve erkekçe bir final ile bol kahkahalı oyun sona eriyor.
Teknik açıdan oyunu incelersek ilk perdenin ve özellikle ilk dakikaların beklenen performanstan uzak olduğunu söyleyebilirim. Oyunun şarkısında “testosteronun artmasını ve kadehlerdeki vodkanın azalmasını beklemek”ten bahsediliyor, bu durum oyundaki eğlence için de geçerli. Zaman geçtikçe tempo oturuyor, oyun eğlenceli oluyor. Oyun öncesi yaptığım araştırmalarda oyunun ilk dakikalarının durağan olduğunu okumuş; bunu da oyunun durumu ortaya koyduğu, konunun seyirciye anlatıldığı bir başlangıç olarak düşünmüştüm. Halbuki, oyun ilk dakikalarından itibaren komedi öğelerini bolca üzerinde barındıran bir yapıda, ayrıca oyunun seyirciye açıklanmasında bunaltıcı hiçbir alan yok. Oyunu boğan bence ekip olmuş. Oyuncular grup halinde çok iyi performans ortaya koyarken bireysel sahnelerinde aynı etkiyi verememişler. Örneğin sahneyi açan garson (Tuna Kırlı), daha sevimli bir karakter ortaya çıkarsa, açılış sahnesinin tadını çıkarsa seyirci bu dakikadan itibaren oyunun içine girebilirdi. Bu oyuncu ile ilgili bir problem değil bence, biraz reji biraz da oyuncu seçimi ile ilgili bir durum. Oyuncuların her biri başarılı oyuncular ancak bu tip oyunların “komik”e ihtiyacı vardır. 1-2 oyuncunun “komedi oyuncusu” olanlardan seçilmesi bence oyunun performansını birkaç kaç arttırabilirdi.
Başlangıcın durağanlığı fark edilmiş olacak ki ilk perde kısa tutulmuş. İkinci perde ise ilk perdeye kıyasla çok eğlenceli diyebilirim. Erkekçe muhabbet, ağırlığını daha fazla hissettiriyor ve eğlenmek için gelen seyirci beklediğini 2. perdede fazlasıyla alıyor, salondan memnuniyetsiz çıkan seyirci olmuyor..
Uyumlu bir ekip var sahnede. Oyuncular birbirini tamamlıyor. Her oyuncunun kendi karakteri üzerine çalıştığı, karakterin iç dünyasını fark edilir kıldığı ortada. Metin Coşkun (Stavros), Fırat Tanış (Kornel), Emre Karayel (Fistach), İnan Ulaş Torun (Robal), Mert Fırat (Tretyn), Timur Acar (Janis) ve Tuna Kırlı’yı (Tytus) kutluyorum.
Oyunda oyuncular canlı müzik yapıyorlar, çalıp söyleyebiliyorlar. Bu harika bir fırsat bence, ancak yeterince iyi kullanılmamış. Bu tip bir kadroyu toparlamak çok zor olsa gerek, böyle yetenekleri olan oyunculara sahipken müzik biraz daha kullanılamaz mıydı diye düşünüyorum. Bu fikrim bir yana, müzik gayet başarılı diyebilirim. Müzikte Tolga Çebi imzası var.
Oyun, bir başka erkekçe sohbetle başlıyor, Rezervuar Köpekleri ile. Filmin bir kısmını göstermek için kullanılan bu televizyon ekranları şarkı sözlerini seyirciye yansıtmak, daha doğrusu yönetmenin söylemek istediklerinin altını çizmek için de yer yer kullanılıyor. Ben etkili buldum.
Bengi Günay’ın şık, oyunu tamamlayan bir dekora imza attığını söyleyebilirim. Dekor, hem oyunun içinde geçtiği mekanı tam olarak yansıtıyor hem de simgelerle seyircinin beynini uyarıyor, seyirciyi hayal etmeye zorluyor.
Yılın en iddialı ve en iyi komedi oyunlarından biri Testosteron. Dolu dolu oynuyor ama 1-2 hafta sonraya bilet bulmak mümkün. Komedi severlerin büyük keyif alacağının altını çiziyor, iyi seyirler diliyorum.
Cansu FIRINCI, Kavuklu Dergisi Şubat
Cüretkâr sıfatını hak eden oyun: Testosteron
oyun atölyesi'nde bu yıl sahneye konan, Polonyalı senarist, oyun yazarı ve yönetmen Andrzej Saramonowicz’in yazdığı “Testosteron” için ilk söylenecek söz, Neşe Yüce Taluy’un mükemmel bir çeviri ile oyunu dilimize kazandırdığıdır. Sokak dili ve argo üzerine kurulu metin dilini cesur bir çeviri ile karşılamış çevirmen.
Oyun tanıtımının da metni ve çevirisi gibi cüretkâr olduğu söylenebilir. Afiş, görenlerin kafasını şöyle bir kez daha kendine çevirecek cinsten. Bana kalırsa oyun, seyirci için afişi gördüğü andan itibaren başlıyor. Belden aşağısı çıplak gibi gözüken yedi adam gözlerinizin içine bakıyor, pantolonların üzerinde oyuncuların isimleri yazılı, oyun adının hareketli yazı karakteri, meraklısını komediye çağırıyor.
Polonyalı yazar, metnini tabiri caizse “erkek muhabbeti” üzerine kurmuş. Fakat bunu söylerken sabun köpüğü bir oyundan da bahsetmiyoruz. Yazarın bir derdi var elbet. Erkeklerin “kadın algısını” arada kimi bilimsel irdelemeler de yaparak gözler önüne sermeye çabalamış.
Mevzubahis konusu erkekler olunca argo ve küfür de kaçınılmaz oluyor doğal olarak. Kaba sözlerden en bayağı küfürlere kadar sokak dilinin her çeşidine rastlamak mümkün. Ancak yazar, argoyu da küfrü de tek başına ya da kendinden menkul bir güldürme öğesi olarak kullanma bayağılığına kaçmamış. Her karakter için kendine özgü bir dil yaratmış, durum komiğinin içinde anlamlı olan söz komiğine yaslamış metnini. Örneğin garsonun bayağı sövgüleri ile bilim adamının argolarını ayrıştırmış birbirinden. Tüm karakterler için “sinirin boyunu aştığı” raddeler belirlemiş ve bu psikolojik değişimlere göre de karakterin kullandığı dilin yumuşaklığını ya da sertliğini belirlemiş.
Birden çok bilinmeyen ve sürpriz içerisinde gelişen oyunda, neredeyse her bir karakter için birden çok düğüm ve serim noktası yaratılmış. Seyirci, oyunun bitimine kadar pek çok nokta hakkında “acaba”da bırakılıyor ve kurgu, her defasında olayın en heyecanlı noktasında başka bir muammanın devreye girmesiyle, çözümlenmek üzere olan bilinmeyen bir sonraki sahneye devrediyor.
Şiddet öğesi de önemli bir yer tutuyor oyunda. Hareket ve söz komiği ile dengelenen şiddet sahneleri sürekli soru cevaptan bunalabilecek olan seyirci için bir hava deliği işlevi görüyor. Bu konuya dair söylenmesi gereken bir başka şey ise Tarantino’nun “Şiddetin Estetiği” yaklaşımının bu oyun için de geçerli olması.
Oyunun yönetmeni Kemal Aydoğan, tiyatronun vazgeçilmezi olan evrensel düşünceden hiç ödün vermeden Türkiyeli bir oyun koymuş sahneye. Başka türlüsü olsa belki de yadırganacak olan “erkek muhabbeti”ni sempati ve hoşgörüyle karşılatmayı beceriyor seyircisine.
Tek mekanda geçen oyun, bir an olsun düşmeyen temposuyla seyircinin dikkatini uyanık tutmayı başarıyor sonuna kadar.
Sahnede bulunan dekorun ve aksesuarın tamamı kullanılıyor. İşlevi olmayan hiçbir şey konmamış sahneye.
Oyunculara gelince, sahnenin her anıyla yaşadığını söyleyebilirim. Oynarken, oyuncuların büyük bir keyif aldığı, salondan rahatlıkla hissediliyor. Hatta insan kimi zaman doğmaca esprilerle oynanan bir oyun izlediği sanısına kapılabiliyor. Sanki espriler o anda ilk kez orada yapılıyormuş kadar doğal. Yedi oyuncunun birden neredeyse oyunun tamamında sahnede olduğu ve söz komiğine dayalı oyun, sonuna kadar mükemmel bir uyum içerisinde devam ediyor.
Oyunda her bir karakterin, aksanından tavrına, mimiğine kadar her şey bütünlüklü bir şekilde seyirciye aktarılıyor.
Oyunun yapısı gereği karakterlerden biri ya da birkaçı diğerlerinin önüne geçmiyor, her bir rol neredeyse eşit ağırlıkta yerleştirilmiş oyunun içine. Aslında bu tarz oyunlar kimi oyuncuların ön plana çıkmasına daha elverişlidir. Ancak hem reji özellikleri hem de tek tek her oyuncunun göstermiş olduğu performans böyle bir değerlendirmeden uzak durmamı sağlıyor. Yine de Metin Coşkun; tecrübesi, birikimi ve kıvrak oyunculuğu ile ayrıca adını anmak zorunda bırakıyor beni.
Oyun üzerine son dönemde bir tartışma da yürüdü. Tartışmanın giderek çirkin bir hal aldığını da söylemek zorundayım. Oyunun yapısı ve dili üzerine yürüyen böylesi tartışmalara oyunun yaratıcıları değil, seyircileri vermelidir cevabı. Kadınlı erkekli ağzına kadar bir salondan finalde gelen ve dakikalarca bitmeyen alkışlara güvenmek gerekir bana kalırsa…
Ayrıca kısa bir anımsatmada bulunmakta da yarar görüyorum. Geçtiğimiz sezon Alper Pala’nın yazdığı “Taksimetre” adlı oyun, İstanbul Devlet Tiyatrosu’nun repertuarına alınmış, küfürlü olduğu gerekçesiyle Bakanlık tarafından edebi kurul üyesi Cengiz Korucu’ya soruşturma açılmıştı. Tepkiyle karşılanan uygulama basına yansıyınca Kültür Bakanı Günay, “Oyunla ilgili soruşturma açtırmamı eleştiren arkadaşımın eline bu metni vereceğim ve basın mensuplarının önünde bu metni yüksek sesle okumasını isteyeceğim. Okuyabilirse, gelsin bakanlığı idare etsin" demişti.
Günay eğer “Testosteron”u izlemediyse muhakkak izlemeli. Ehil ellerde “küfür ve argonun” seyirciyi rahatsız etmeden sahnede nasıl kullanılacağını öğrenmiş olur hiç değilse!
Testosteron “toplumcu bir oyun” değil elbette. Bir “Bulvar Komedisi” ise hiç değil. Hayatın içinde bir oyun son kertede. Bugünün “erkek” yapısını onların yaşam biçimini ve kadınlara bakışını hem sergiliyor hem de alaylı bir dille hicvediyor oyun.
Kendi kulvarında tek diyebileceğimiz teksti, rejisi, oyunculuğu, müziği, sahne ve ışık tasarımı ile izlenesi bir komedi, meraklısını bekliyor.
Vuslat Taş, Tiyatro...Tiyatro...Dergisi Mart 2009
1 Hormon, 7 Erkek, Bol Kahkaha
Testosteron
Kadın ve erkek arasındaki çekişme, tarihin başından beri süregelen en genelgeçer tartışmadır, herkesin söyleyecek bir şeyler bulduğu… Önce kadın egemen oldu tarihin ilk zamanlarında, sonrasında erkek kadına şeytan dedi, eve kapattı; zaman değiştikçe kadının konumu da değişti ve erkek, yönetmeye çalıştığı kadının kölesi oldu geri planda belki de. Böylesi bir erk savaşı sürerken, hem kadının hem erkeğin söyleyeceği, belki de suçlayacağı çok şeyi olması garip değil. Kim kaçabilmiştir ki “erkeklerin hepsi hayvan” ya da “kim anlamış bu kadın milletini ki zaten?” konulu tartışmaların katılımcısı olmaktan? Ayrıca, söyleyecek bir şeyler varken, kim can-ı gönülden istemiştir ki kaçmayı?
Zaman ilerledikçe yeni suçlular çıktı meydana, adlarına hormon dendi. Özellikle cinsiyetle alakadar olanları bizi bizden öte kontrol eden bu zıpçıktı varlıklar, yoklukları ve varlıkları orantısıyla karakterimizi ve hatta seçimlerimizi etkilermiş meğer. Adları da, sebep oldukları tüm bu karmaşaya rağmen pek sevimli aslında: Östrojen ve Testosteron. İlki kadının, ikincisi erkeğin baskın hormonu olan bu suçlular, bütün bir tarihin yaratımında başrolü oynadılar desek ne kadar yanlış olur?
Bu sezonda bu hormonlardan biri, testosteron, oyun atölyesi’nin yapımlarından birinde de başrolü oynamakta. Polonyalı yazar Andrzej Saramonowicz’in yazdığı ve Kemal Aydoğan’ın yönettiği “Testosteron”, bu ezeli tartışmaya son noktayı koyamasa da, en azından tartışmanın varlığını tüm “erkekliğiyle” karşımıza çıkarıyor. Hem de tam 7 erkeğin ağzından!
Oyun, Kornel (Fırat Tanış) ve sevgilisi Alicja’nın nikâh törenlerinin ardından başlıyor. Nikâh, maalesef hayal kırıklığıyla sonlanmıştır zira Alicja tam evet demek üzereyken vazgeçip davetlilerden Tretyn’in (Mert Fırat) boynuna atlar. Tretyn doğal olarak erkek tarafının davetlileri tarafından epey şiddete maruz kalır. Ve ardından garson Tytus’un (Tuna Kırlı) misafirlere hazırlamaya çalıştığı düğün sofrasında bütün erkekler; gelinin davetlisi müzisyen Fistach (Emre Karayel), Kornel’in yakın arkadaşı kuş bilimci Robal (İnan Ulaş Torun), üvey abisi Yanis (Timur Acar) ve iki kardeşin babaları çapkın Yunan Stavros (Metin Coşkun) toplanıp bir durum değerlendirmesi yaparlar. Bu toplantı olaydan yola çıkar ama ilerlediği nokta bütün kadınları kapsayacak kadar genişler.
Bazı oyunlar vardır, söylediği ya da leitmotifi belirgindir, izlersiniz ve söyleneni anlarsınız. Bu karakterde olmayanlar bence daha keyiflidir, söylenenin altındakini görmeye çalışır, daha çok keyif alırsınız. Bu oyun açık şekilde ikinci türe ait, diğer türlü bakarsanız oyundan çıkıp sadece “7 tane soytarı, kadınlara demediğini bırakmıyor, küfrün bini bir para, sanat mı bu?” demeniz normaldir. Zira gerçekten de 7 adam, belki çoğu “kibar” insanımızın hayatlarında duymadığı küfürlerle tüm kadın milletine verip veriştiriyor. Tam da bu noktada oyunun yönetmeni Kemal Aydoğan’ın söylediklerine bir göz atmak lazım: “Görünürde erkeklerin olduğu bir oyun Testosteron. Güya, kadın oyunda hiç görünmüyor. Ama erkeği görünür kılan asal öğe olarak başrolü oyunda o oynuyor.” Evet, bu erkekler kadınlar(ı) tarafından yaratılmış, onlar tarafından şekillendirilmiş erkekler. Söylediklerini dinlerseniz kadın cinsinin dünyadan tamamen silinmesi gerektiğine karar verebilirsiniz. Ama biraz daha düşünürseniz, kendi yaptıklarının aslında kadınları suçladıkları şeylerden hiç de az olmadığını, hatta yapma sebeplerinin de zaten kadınları elde etmek için olduğunu görür, dahası bütün doğanın buna hizmet eder şekilde şekillendiğinin farkına varıp Discovery Channel’daki belgeselleri daha dikkatli izlemek gerektiğine inanabilirsiniz. Gerçekten de oyunda geçen bazı biyolojik örnekler insanı oldukça şaşırtıp, doğaya ve düzene daha dikkatli bakmasını sağlayacak türden.
Oyunun diğer öğelerine baktığımızda, salona girince insanı Mae West’in ünlü dudakları karşılıyor. Broşürde de tanıtılan bu ünlü dudaklar, Dali’nin eserlerinin ülkemizde olduğu şu günlerde, kadın konusu geçen bir oyun için gerçekten tamamlayıcı olmuş. Dekor, oyun metninde geçtiği şekilde bir kokteyl salonu. Zaten oyunun genelinde ana metne sadık kalınmış. Polonya aslına hitap eden bazı göndermeler ve sondaki bölümün çıkartılması dışında metinde bir değişiklik yok. Salona geri dönersek, dekora ait her şey sade ve yerli yerinde. Özellikle topuklu ayakkabı şeklinde ayakları olan sandalyeler ve “kadın”ı temsil ettiğini düşündüğüm acı kırmızıbiber figürlü eşyalar konuyla uyum içerisinde. Oyunun başından oyuna bağlanmamı sağlayan öğe ise Quentin Tarantino’nun kült filmi “Rezervuar Köpekleri”nin en güzel sahnelerinden biriyle açılıyor olması. İşte oradaki erkekler, işte buradaki erkekler… Aradaki kilometreler ana konuda fark yaratmıyor. Erkek her yerde erkek, kadın da farklı değil.
Oyunculuklar, oyunu keyifle götürecek düzeyde ama ilk perdede temponun düştüğü, oyunun zor ilerlediği görülüyor. İkinci perdede ise bu düşük temponun bir anda fırladığını, oyunun iyice keyiflenip güzelleştiğini göz önünde bulundurduğumuzda, oyunun özgün şarkısındaki “Testosteron biraz arttıkça, votka bardakta azaldıkça, görüntüler güzelleşir ama…” sözlerinin doğruluğu ortaya çıkıyor. Şarkı performansını ayrıca tebrik etmek lazım, bir süre insana “Playback mi acaba?” diye düşündürecek derecede güzel bir çalışma. Bu konuda Tolga Çebi’yi kutluyorum. Yalnız bu şarkıdaki beğeni öncesinde, oyunun ortalarında garson Tytus’un söylemeye başladığı “Nikâh Masası”, her ne kadar konuyla bağlantılı olsa da gereksiz bir gönderi, ortam bütünlüğünden koparıcı bir unsur olmuş. Karakter yansıtmaları başarılı, geride kalan ya da fazla ortaya fırlayan herhangi bir karakter yok. Ancak devamlılıkta bazı hatalar var ki, bunlar da genelde fazla hızlı iyileşen yaralar ve insanlar olarak ortaya çıkıyor.
Kostüm tasarımı sade ve bir örnek. Nikâha gelmiş erkeklerin çok da fazla seçeneği olmadığını ve aslında ortadakilerin karakterler değil “erkek” stereotipi olduğunu düşünürsek bunun da doğru bir seçim olduğunu görürüz. Aynı dekor gibi, gereksiz her şeyden kaçınılması en doğru sonucu yaratıyor.
Bir de oyun atölyesi bu oyun için Kadınlar Matinesi başlatmış. Enteresan bir fikir, acaba koruyucu-kollayıcı erkeklerimiz yanlarındaki “bayanların” hassas kulaklarının böyle konuşmalara maruz kalmalarından rahatsız oluyorlar gerçeğinden yola çıkarak, kadınların yanlarında sıkıntı geçiren erkekler olmadan bu oyunu izlemeleri için başlatılan bir uygulama mı bu? Eğer öyleyse, Oyun Atölyesi yönetimini bu değişik ve Türk erkeğini tanıdığını gösteren fikrinden dolayı tebrik etmek gerek. Ve dünyanın en eski mevzusu muhtemelen milyonuncu kere konu edilirken, yeni ve keyifli bir tat yakalamayı başardığı için de…
Bahar Kümbetli
Ne seninle, ne sensiz!
Bir nikâh düşünün ki tam da mutlu sonla biteceği yerde gelinin öne çıkıp “Kalbim başkasına ait,” dediği! Bu da yetmiyormuş gibi, bir adım öne çıkıp söz konusu kişiyi öptüğü!!! Tolkien hikayelerindeki şövalyaler, elfler ve kendini o tayfadan sanan insanlar dışında, dünya üzerindeki hiçbir yerde bu hikâyenin sonunun bir kaç mor gözle sonlanmayacağını iddia edemezsiniz sanırım. Ancak bunun ötesinde neler olabileceğini ve bu olayların nerede “erkeklik”e dair belli noktalara dokundurabileceğini merak ediyorsanız, size, önümüzdeki ay, Oyun Atölyesi’nde sahnelenen Testosteron adlı oyunu izlemenizi öneririm. Önümüzdeki ay diyorum çünkü siz bu satırları okuduğunuz sırada muhtemelen biletler çoktan tükenmiş olacak. Hiçbir ödeneğin desteği olmaksızın kurulan Oyun Atölyesi’nde Testosteron’un “Kapalı Gişe” oynanan ne ilk, ne de son oyun olmacağını söylemek de yanlış olmaz sanırım.
oyun atölyesi’nde 2008- 2009 sezonunda sahnelenmeye başlanan Testosteron’u izlemeye giderken üzerimde bir gerginlik vardı. Düşünsenize bu ülkeVajina Monologları’nın da sahnelendiği bir ülkeydi ancak bırakın oyunu izlemeyi, ismini duyar duymaz rahatsız olan kişi sayısı kim bilir kaç tane idi? Hem metnin de bu rahatsızlığa içtenlikli bir destek verdiği ve kadın meselelerinin oldukça can sıkıcı biçimde ele alındığı da bir gerçekti. Ancak oldukça zeki bir adam olduğuna kanaat getirdiğim oyun yazarı Andrzej Saramonowicz’in, temellerini Hollywood senaristlerinin attığını düşündüğüm kendini ispiyonlama geleneğinden de yararlanarak, daraltmadan düşündüren bir oyuna imza atmış.
Türkiye Cumhuriyeti üniversitelerinde oyunculuk eğitimi almış bedenlerde can bulan oyunun farklı milletlerden karakterlerine, hiçbir yabancılık çekmeyişimiz zannediyorum ki hem yazarın insanlığa ve erkekliğe dair ortak noktalar üzerinde başarı ile durmuş olmasından, hem de Oyun Atölyesi ekibinin oyunu sahneye koymadaki başarısından kaynaklanıyordu. (Bu savımı kanıtlayabilmek için oyunun başka bir kumpanya tarafından sahnelenişini izlemeyi ne çok isterdim!) Oyunculuk, çeviri, yönetim ve ışık kullanımının ötesinde sahne tasarımını gerçekleştiren Bengi Günay’a ait olduğunu düşündüğüm, oyundaki tüm kargaşaya sebep olan gelinin, bir erotik ikon olan Mae West ile simgelenmesi fikri de, takdire şayandı!
Bahsi geçen mevzu erkekler ve onların oldukça basit kurallara dayanan yaşayış biçimleri olunca sahnede hem Salvador Dali sergisini ziyaret eden “nitelikli” azınlığın, hem de sinema salonlarına koşar adım giderek Recep İvedik’i seyretmelere doyamayan sınıflanamaz kalabalığın yan yana oturup, güle eğlene izleyeceği bir oyun ortaya çıkmış. Kişisel dileğim, her ne kadar Oyun Atölyesi’nin buna ihtiyacı olmasa da, “tamamen duygusal” sebeplerle, İvedik tayfasının Moda’ya kısa bir ziyaret yapmasıdır. Onları tahmin edemeyecekleri bir şekilde zihin jimnastiği yapmaya yönelteceğini düşündüğüm oyunun, aynı zamanda kahkahalara boğmak konusunda da aşağı kalır yanı olmadığını söylemekte yarar var.
“Depresyondayım, unutuldum, aldatıldım” sözleri bir erkek tarafından yazılmış olsaydı sanırım ona ilk sormamız gereken “Hormonal dengesizliğin olmasın?” sorusu olmalıymış. Çünkü yapılan araştırmalar, testosteron eksikliğininyaygın kanının aksine, seksüel fonksiyon ve istek azalması değil; entelektüel kapasitede azalma, konsantrasyon kaybı, yorgunluk, kızgınlık ve sonucunda da depresyona yol açtığını göstermiş. (Obezite de cabası!!) Sanırım araştırmaların doğruluk payını da, tiyatro salonunu dolduran kalabalıktan yükselen şen kahkahalar kanıtlıyordu.
Uzun lafın kısası, bana kan, revan ve bol bol küfre rağmen erkeklerin olmadığı bir dünyada ne kadar çok sıkılacağımızı ve varlıklarından ne kadar çok keyif aldığımızı bir kez daha hatırlatan bu oyun, ne tuhaftır ki biz kadınlar olmasak onların ne yapacaklarını bilemez varlıklar olup çıkacaklarını anlatıyordu.
Yılmaz Başar Babür ve Bahar Kümbetli, Karga Mecmua Nisan 2009
Hormonlara Geldik!
oyun atölyesi’nin yeni sezondaki ilk prodüksiyonu “Testosteron”u mecmuanın iki yeni yazarı Yılmaz Başar Babür ve Bahar Kümbetli izledi. Böyle bir oyunu bir erkek bir kadın izleyince daha mı iyi oldu ne?
Çirkin kadın yok az vodka var... Testosteron yoksa hiç kadın yok...
Andrzej Saramonowicz’in kaleme aldığı Tarantino kokan oyun, Kemal Aydoğan yönetiminde bu sezonun açılış programıyla oyun atölyesi'nde izleyicilerle buluştu. Halen devam eden oyun, yedi testosteronlu ve başarılı oyuncunun (Metin Coşkun, Fırat Tanış, Emre Karayel, Mert Fırat, Timur Acar, İnan Ulaş Torun ve Tuna Kırlı) bir araya gelmesiyle ismine layık bir anlatım bulmuş. Ayrıca yıllardır halk arasında “testesteron” olarak bilinen erkeklik hormonun, “testosteron” olduğunu bize öğretmiş olması oyunun topluma katkısı sayılabilir. Özellikle müziklerinin iç hoplattığı 2 perdelik oyuna, her miktarda testosteron sahibinin izleyici olarak katılabilmesi oyunun avantajlarından. Yıllardır süre gelen kadın-erkek ilişkilerindeki farklılıklara delikanlı bir duruşla göndermeler yapan oyunda zaman zaman ipin ucu kaçmış erkek maceraları olsa da izlenmeye değer. Oyunun girişinde sergilenen monolog biraz yorucu ama genel olarak oldukça eğlenceli.
Oyunun dikkat çekici bir diğer özelliği, tema olarak bütün vurgusunu Quentin Tarantino’nun Rezervuar Köpeklerifilminden almış olması. Oyunun başından sonuna dek iki monitörde filmden alıntılar görmek mümkün. Karakterlerin oyunculuklarına kadar yansımış olan Rezervuar Köpekleri tiplemeleri sayesinde hiç yabancılık çekmiyorsunuz. Oyunun kostümleri de filmdekiyle tamamen aynı. Kan ve küfürlerin havada uçuşması yine aynı filmin ambiyansınca çok rahatsız edici durmuyor. Sonuç olarak filmde ve oyunda bambaşka iki konu işlendiğinden herhangi bir kavram kargaşası yaratmıyor.
Bütün erkekleri kapsayan bir özeleştiriye bilimsel bakış getiren oyun, erkek oyunu gibi gözükse de kadınların gücünü anlatıyor. Varoluşumuzdan bu yana erkekleri erkek yapan bütün değerlerin kadınlar sayesinde oluştuğunu görmek etkileyici ama bu derece manipüle edilmiş olmak kolayca hazmedilir durmuyor. Oyunculukla ilgili en dikkat çekici noktalardan biri, oyuncuların yaşanan olaylarla yükselen testosteron oranlarına göre oluşan karakter değişimleri. Özgün bir hikâye kurgusunun eşlik ettiği oyun sürekli değişebilen dengeleriyle oldukça sürükleyici. Her haliyle izlenebilir bir oyun, hatta sadece Fırat Tanış’ın anlattığı muhteşem hikâye için bile gitmeye değer. İzleyeceklere iyi seyirler. İzleyemeyeceklere daha normlarda testosteron diliyorum.
Asu Maro, Milliyet Cafe 05.05.2009
Testosteron biraz artınca...
Üç kadın büyük keyifle ve de bol kahkahayla izlediğimiz oyundan çıktık, daha yüzlerimizdeki gülümsemeler yok olmamışken ilk karşılaştığımız soru şu oldu: "Kendinizi aşağılanmış hissettiniz mi?" Pardon? Ağzımız kulaklarımızda, ne aşağılanması?
"Böyle diyenler oldu da..." Başta sona gözden geçirdim Oyun Atölyesi'nde izlediğim "Testosteron"u. Gelin tarafından "Ben başkasını seviyorum" diyerek düğünde terk edilmiş bir damat, söz konusu 'başkası', damadın babası, kardeşi, arkadaşı, bir konuk ve de garson, kişilerimiz.
Felaketle sonuçlanan düğün sonrasında bir restoranda bir araya geliyor, içiyorlar. Ve başlıyorlar didişmeye, ki zaten gerekli zemin ziyadesiyle mevcut.
Erkeklik komedisi
Biri görünüşe göre öteki için terk edilmiş, ortaya çıkıyor ki biri eskiden diğerinin karısıyla yatmış, garson da meğer çapkın babanın eski bir macerasının ürünü değil miymiş, vesaire vesaire...
Böyle özetlenince "Durun, siz evlenemezsiniz, kardeşsiniz" filmlerinden birinden söz ediyormuşum gibi görünüyorsa da ortada aslında çılgın bir 'erkeklik komedisi' var. Bilim adamıyla garson arasındaki mesafe bir 'testosteron' artışı kadar.
Ve hayattaki durumları ne olursa olsun sürekli sürtüşürken birleştikleri tek bir nokta var: Kadınlar. O akıllarınca hafife almaya, 'küçük görmeye' çalıştıkları, ama bir laf edildi mi uğrunda ölmeye, öldürmeye kalkıştıkları kadınlar... Bir de sürekli sığındıkları meşhur 'hormonları'. Vuruyoruz, kırıyoruz, döküyoruz ama bir sor neden yapıyoruz? Testosterondan!
Kan revan
Yedi erkeğin boy gösterdiği testosteron seviyesi hayli yüksek oyunda kan gövdeyi götürüyor mütemadiyen. "Rezervuar Köpekleri" de fonda eşlik ediyor bu vahşi komediye.
Kadınlık - erkeklik hallerinin aslında hayatta çok da karşılığı olmayan 'duyarlı' bir dille eleştirilmeye çalışıldığı filmlerden oyunlardan - kitaplardan çok daha etkili "Testosteron". Polonyalı bir erkek; Andrzej Saramonowicz tarafından yazılmış ki sanırım oyunun ve yazarın ismini doğru söyleyebilen ödüllendirilmeli...
Türkiyeli bir erkek; Kemal Aydoğan tarafından sahneye konmuş. Metin Coşkun, Fırat Tanış, Emre Karayel, Mert Fırat, Timur Acar, İnan Ulaş Torun ve Tuna Kırlı da oynuyorlar. Müzik Tolga Çebi, ışık tasarımı İrfan Varlı.
Hanımları sona sakladım... Oyunu Türkçeye Neşe Taluy Yüce çevirmiş, sahne tasarımı ise, Bengi Günay'a ait. Ben, bütün bu yedi adamın burada toplaşma müsebbibinin de 'gelin' yani bir kadın olduğunu düşünerek, sahneyi tasarlayanın da dili belirleyenin de kadın olmasıyla ayrıca eğlendim kendi kendime...
Aşağılanmak mı?
Oyuncuların hepsini tek tek çok başarılı, bir arada şahane buldum; Fırat Tanış ile İnan Ulaş Torun'u biraz daha fazla. Oyuncuların enstrümanlara geçip bir orkestra oluşturarak söylediği final şarkısına bayıldım.
"Testoreno"u izlerken kendimi aşağılanmış hissetmek şöyle dursun, basbayağı gülünç hallerimize kahkahalarla güldüm...
Sonra internette oyun hakkında çıkmış bir yazı okudum; "Gariptir ki salondan gelen kıkırdama ve kahkahaların çoğu kadınlardan... Kadınlar kendilerini aşağılayan esprilere gülüyorlar!" diyordu.
Tabii ki yazan bir erkekti... Ve korkarım hiçbir şey anlamamıştı!
Esra Gençkaya, Dergi Şen Ay, Mayıs 2009
BAK ŞU HORMONUN YAPTIĞINA
Kadının erkeğe ya da erkeğin kadına üstünlüğü. Yüzyıllar boyu süren ve sürmeye devam edecek bu savaşın galibi var mı tartışılır ama oyun atölyesi’nin ‘Testosteron’ adlı oyunundan çıkarılabilecek sonuç; galibin bir ‘hormon’ olduğu…
Testosteron erkeklerde ve kadınlarda bulunan ve cinsel dürtüleri ortaya çıkaran bir hormon. Ayrıca bu hormon hem soyumuzu sürdürme hem de bundan dolayı ortaya çıkacak rakiplerle mücadele için güç kaynağı.” Evet, oyunun broşüründe hormonun tanımı böyle. Testosteron adlı oyuna gitme kararı aldığımızda yedi tane erkek sahnede nasıl durur diye düşünmeden edemedim. Ama bu kadar çok erkeğin bir sahneyi paylaşması şöyle bir durumu ortaya çıkarmış: Başrolde erkekler var gibi gözükse de, erkek-kadın ilişkileriyle ilgili tartışmaları ve konuşmaları izleyince, aslında oyunda başrolün ‘kadınlar’da olduğunu görüyorsunuz. Andrzej Saramonowicz’un yazdığı, Kemal Aydoğan’ın yönettiği oyunun konusu ise şöyle: “Bir nikah töreni... Nikahın en önemli anı... Gelin, ‘Kocalığa kabul ediyor musun?’ sorusuna ‘hayır!’der ve davetlilerden birini öper! Bu öpüş ‘erkekçe kapışma’nın da başlama vuruşu olur. Kafalar, burunlar kırılır, gözler çıkar. Testosteron oyunu, bu nikah ve onun bozulması üzerinden değişik mesleklerden yedi erkeğin cinselliğe, kadına, doğaya ‘erkekçe’ bakışlarını komedinin süzgecinden geçirerek sergiler. Tabii ki bu ‘erkekçe’ bakışın ürettiği şiddet ve ayrımcı dille seyirciyi karşı karşıya bırakarak.”
Oyunda farklı meslek gruplarına sahip erkekler var ve sürekli bir sürtüşme içerisindeler. Ortak oldukları tek nokta ise kadınlar. Kadınları birer cinsel nesne olarak gören ve bu nedenle kadınları ‘nasıl kullandıklarını!’ iddia eden bu yedi erkek, zaman ilerledikçe kadınlar tarafından nasıl da kullanıldıklarını kabul etmeye başlıyorlar. Hayatlarındaki birçok şeyi kadınlar için yaptıklarını ve kadınlar tarafından nasıl yönlendirildiklerini kabul ediyorlar. İnan Ulaş Torun’un canlandırdığı mikrobiyolog Robal durumu, “...örneğin dişi şempanzeler, erkeklerini sırf onların yiyeceklerini çalabilmek için sekse davet ederler” diyerek özetliyor. Hatta aralarında sürekli iddialaşıyorlar. Robel ile Kornel ise hayvanlar aleminden örnekler vererek onları ikna etmeye çalışıyor. Bu çabalarda sonuç vermemeye başladığında kadınlar karşısında yenilmelerini ‘testosteron’ hormonuna bağlıyorlar. “Bu hormon bize bunları yaptırıyor!” deyip olaydan sıyrılmaya çalışıyorlar. Aslında belki de kadın egemenliğini günümüzde nikah memurlarının evlilik cüzdanını kadına vermesinden bile anlamamız olası gibi gözüküyor.
Oyun öncesi “Testosteron” oyuncu kadrosuyla konuşuyoruz. Bir araya geliş hikayelerini, Gazeteci Tretyn karakteriyle Mert Fırat anlatıyor: “Metin Abi haricinde hepimiz daha önceden Oyun Atölyesi’nde oynamıştık. Yönetmenimiz Kemal Aydoğan bize bu oyunun teklifini sundu ve kadro böylelikle bir araya gelmiş oldu.” Kuşbilimci Kornel karakterini canlandıran Fırat Tanış ise çeşitli kitapları okuyarak, filmleri izleyerek rollerine hazırlandıklarını belirtiyor: “‘Erkekler Ağlamaz’, ‘Erkek Doğrama Cemiyeti Manifestosu’, ‘İçimizdeki Maymun gibi kitaplarla rollerimize hazırlandık.” Araya Mert giriyor ve devam ediyor: “Oyunlarımızın öncesinde zaten ön çalışma yapıyorduk. Yan okumalarla da, erkek kimliğimizi ortaya koyarak, yedi farklı meslek grubundan erkeği bir payda da birleştirmeye çalıştık.”
Testosteron, belden aşağı muhabbetin, küfürlerin ve kadın muhabbetinin olduğu bir oyun. Zaten bunu oyunu izlemeden de oyunun afişinden anlayabilirsiniz. Afişte +18 işareti var. Bunun açıklamasını Mert şöyle yapıyor: “Biz bunu afişte belirtmeseydik, daha kötü sonuçlar olabilirdi, daha fazla tepki alabilirdik. Biz sadece üstümüze düşen görevi yaptık.” Ulaş: “Dışarıda, evde ya da medyadan duyduğundan daha az küfür ve şiddet var.” diyor ve Fırat devam ediyor: “Zaten bu oyun yurt dışında da oynanıyor ama oradaki gösterimlerinde böyle bir ibare yok.” Damadın abisi hukukçu Yanis rolüyle Timur Acar ise: “Ebeveyn problemini çözemediğimiz için sonrasında gelebilecek tepkileri önlemek için böyle bir önlem aldık. Aslında oyunun içine girdikten sonra izleyici küfür ve şiddeti o kadar da önemsemiyor. Yolda yürürken yanımızdan geçen adamdan bile duyabiliyoruz zaten. Erkekler arasında böyle bir muhabbetin olabileceğini, izleyici kalkanlarını –ki kalkanları da yok zaten- indiriyor bir süre sonra”. İzleyicilerin tepkisi nasıl sorumuza ise hepsi “iyi” diyor. “Şu ana kadar kötü bir eleştiri almadık” diye de ekliyorlar. Fırat ise “24 Ocak’ta sadece kadınlara bir gösteri yaptık. Bunun sonucunda erkek seyircilerle karışık izlenen oyundan daha az tepkiyle karşılaştık. Kadınlar erkeklerin güldüğü çoğu şeye daha mantıklı yaklaşıyorlar ve bu nedenle de erkeklerin güldüğü şeye bizler kadar gülmüyorlar.” Oyunda garson Tytus’u canlandıran Tuna Kırlı ise: “Şu ana kadar 70 oyun kadar oynadık. Bunların yirmiye yakını turneydi. Turnelerde daha az oynandığı için İstanbul tabii ki bizim için daha iyi oluyor. Yani İstanbul’da turne izleyicisinden çok daha fazla bir izleyici kitlesi var. Tiyatro seyircisini sorduğumuzda ise baba Stavros karakteriyle Metin Coşkun cevap veriyor: “Asıl sorun kendini anlatamamak. Yollar tıkalı ya da çok pahalı. Yaptığın iyi oyun karşılığını bulamadan kaybolup gidiyor. Kötü bir oyun da alıp yürüyebiliyor. İyi bir oyun yapıp, seyirciye bir şekilde ulaştığınız taktirde, İstanbul ya da turne seyircisi olsun zaten kararı veriyor ve sizi zirveye çıkartıyor.”
Oyun başlamadan önce yönetmen Kemal Aydoğan ile “Testosteron” ve tiyatro hakkında konuşuyoruz. Aydoğan özellikle özel tiyatrolara desteğin çok az olduğunu, özellikle medyanın magazinel bir durum olmadıkça, tiyatrolarla ilgili haberleri yapmadıklarını belirtip: “Biz Oyun Atölyesi’ni topraktan oyarak yaptık. Toprak yığınıydı burası. Kimse de gelip ‘ne yaptınız siz buraya demedi. Açılış haberimize bile çok az yer verdiler. Biz tiyatro sahnesi açtık!” diyor.
“Testosteron” 2008-2009 tiyatro sezonunda farklı ve iddialı oyunlardan bir tanesiydi. Ve oyunun sonunda müzikleri yapan Tolga Çebi’nin de şarkıda dediği gibi: “Testosteron biraz arttıkça, votka bardakta azaldıkça... Çirkin kadın yok, az votka var.”. Yedi erkeğin, “kadınlarla birlikte” başrolü paylaştığı Testosteron ekibinin önümüzdeki sezon ve turnelerde de gişeleri hep açık olsun diyoruz. Testosteron, Oyun Atölyesi’nde 14 – 15 – 16 Mayıs Saat: 20.30’da, 17 Mayıs’ta ise Saat: 16.00’da izleyicilerle buluşacak.
Şükrü Keleş, Sahne Dergisi, Mayıs 2009
Testosteron: Erkeksiz kadınsız bir hesaplaşma eleştirisi.
Duyup bileniniz var mı?
Görüp de düşünmeyeniniz…
Birileri "erkekçe" bir oyun oynuyor; adı, Testosteron.
Testosteron, erkek cinsiyet hormonu; erkek bedeninde testislerde kadında yumurtalıkta üretilen hormona verilen ad.
Bu oyunda "erkekçe" bir hesaplaşma konu ediliyor: Yazarı, Andrzej SARAMONOWİCZ.
Yedi kişinin birbirine kâh tekme tokat giriştiği kâh sargı bezleri ile ağrıyan/dağılan başlarını sarıp sarmaladıkları, pudra şekeri ve kan ile de tanışıklıklarını renklendirdikleri bir nevi kutlama. Değişik meslek gruplarından bir araya gelmiş bu yedi kişi üzerinden erkek olma halleri anlatılıyor.
Henüz koltuklarınıza yerleşememişken ışıklar karartıldığında "Tarontino’nun Erkekleri" bar sandalyelerinde oturup başı sonu olmayan bir laf kalabalığını kabartıyorlarken birdenbire o iklime doğru çekiştiriliveriyorsunuz. Birbirinden kopuk cümleleri takip etmekte zorlanırken "Rezarvuar Köpekleri"filminden küçük bir sahneyle perde açılmış oluyor. Sahne aydınlandığındaysa az önce gösterilen ekrandan sıçramışçasına siyah takım elbiseli, siyah kravatlı ‘Testosteron’un Erkekleri’ bir bir bar masalarıyla sandalyelerinin önüne arkasına yerleştiklerinde Tarontino’nun soluğu sahne üzerinde hissediliyor. Şiddetiyle eleştirdiğini söyleyip büyüleyen, öfkesiyle yutkunma refleksini bile ertelettirebilen Tarantino başka bir yüzle düpedüz tiyatro izleyicisinin ilgisine yeniden sunuluyor bir parça. Sanki, bir parça da Tarantinosever seyircinin daha önce denenmiş/sınanmış/kabul görmüş bir bağla oynanan oyuna da bağlanabileceği düşüncesi alttan alta düşünülmüş gibi görünüyor.
Az önce nikâh salonunda "Bu adamı kocalığa kabul ediyor musun?" diye sorulmuş Geline. O da "Hayır!" diyesiymiş nikâhı kıydıran memura. Gelin, kalabalığın kucağına bir parmak uzatıp "gönlüm bunda değil; şundadır, şunda işte!" der demez de ortalığı karıştıran özne olmuş, ardından da oyun bu kelimeyle bir hesaplaşma meydanına dönüşüvermiş. Ortada bir nevi namus bir nevi aldatılma durumu mevzu bahis olduğundan buna maruz kalan erkekler de kendi usullerince suçlu birini bulup hesap sormak için parmağın gösterdiği yere doğru bir hücum saldırmışlar tabii. Sahneye gözler önüne tekme tokat atılan adam da işte o parmağın gösterdiği yerde durma gafletinde bulunup canına kıyılan hedeften başka birisi de değilken üstelik!
Birbirlerini anlamayan, bir türlü anlaşamayan erkeklerin ‘hesaplaşan’ tekmeleri, küfürleri; oyun boyunca kanatır, kandırır, ağız dolusu ve tehditkârdır; kimi zaman sızlatıp inletir, kimi zaman da ağız ağız köpürtüp zıp zıp zıplatır; işin aslı, esas oğlanlar "erkeklik hallerini" oyun süresince bu ve benzeri biçimlerde anlatıp durmaktadır.
Peki ama, bu haller de neyin nesi oluyor?
Bu hallerin hemen hemen tümü gidip gelip kadınlara dayansa da izlenen güldürmece içinde tek bir kadın oyuncunun bile olmaması, kadınları oyun boyunca erkek ağızlara bırakıyor. Kadınların alıntılanmalarındaysa kurgu, bir sperm makinesi erkek’in ha babam de babam üreme içgüdüsüyle oraya buraya sürüklenmesini bir çeşit komedi unsuru olarak sunuyor. Gelin görün ki, bir ara sahne ışıkları kapandığında kemerler çözülüp pantolonlar diz altına çekildiğinde beyaz donlarıyla sahnede duran erkekler birbirlerinin makinelerine dek birbirleriyle hesaplaşıyorlar. Kimi miniklikten muzdarip başını avuç arasına alıyor bir köşeye pusup derin derin düşünüyor kimiyse omuzlarını gere gere şöyle bir adım sahnenin ortasına doğru bir yol yürüyüveriyor. Her erkek tipi bu fikrin çeşitlemelerini oyun boyunca öykülüyor. Adamlar, olmayan kadınlarla birbirine bağlanıyorlar tam da kıskançlık/aşk gereği birbirlerine girişmişken/girişiyorlarken birden durumlarına ayıp ammaaan yaşanası dünya/yalan kadın, deyip sarılıp kucaklaşıyorlar. Öyle ki bu barışmalarda yaratıcı yazar sürpriz komiklikler de yapıyor/yapabiliyor. Babanın ayrı ayrı yerlerde döllediği kadınlardan olma üç çocuğunu da bir araya getirip aynı sahne üzerinde buluşturuyor/kucaklaştırıyor; ve izleyiciyi güldürmeyi başarabiliyor. Bir klişe yumağından çekiştirilen iplik oyun boyunca tutanın elinde kalıyor. Erkek yurtlarında, asker ocaklarında geçen gevrek muhabbet tadından başka da bir anlatısı olmayan sözde ‘erkekçe’ bir hesaplaşmadan bahsedilebiliyor.
Üstelik bu anlatının erkekliğe eleştirel yaklaştığı iddiası da var.
İnanılmaz!
Hadi henüz verem olmamışken bunu ciddiye alalım.
Hikâyenin erkekliği eleştirdiği yok. Hatta bu oyunun maskülen kültürü perçinleyip ataerkil düzenin esas oğlanına süregelen geleneği, kurumu emanet etmesinden başka da bir şeyi işaretlediği yok. Sahnedeki erkeklerin ‘Bizi birbirimize düşüren bu olmayan kadınlar hani hiç olmasalar da bizler erkek erkeğe bir yol bulur nasıl olsa uzlaşırız; o halde vuralım, patlasın; çalalım, oynasın…’ deyip durdukları bir oyunun altı kazındığında erkekliğe dair eleştirilen hangi durumlardan bahsedilmektedir? Testosteron seviyesi artmış erkekler, "ah biz eşek adamlar" tadında yeniden, -sanki bu ve benzer oyunlar prim yaptığı sürece de bir daha, bir daha- ve tekrar, bir daha izleyicinin karşısında belirivereceklermiş gibi sahneden güle oynaya gönderilirken erkeklik eleştirisinin böyle bir şey olup olmadığına dair soğukkanlılıkla bir dakika düşünmek gerekiyor.
Bir oyun sonrasında alkışa doymak, diye bir şey varsa oyuncular kelimenin tam anlamıyla buna doyuruluyorlar. Belki de bu alkış rüzgârına kapılıp oyunu sırtlayacak ve başka başka şehirlerde de böylesine bir performansı sergilemeyi planlayacaklar. Bu da demek oluyor ki, bir epidemi gibi gittikleri her yere bu biçim "erkekçe" söyleyişi/gülmeceyi bulaştıracaklar. Nitekim ilk kez 2002 yılında Varşova’da sahnelenmiş olan oyun daha sonra Polonya’da başka sahnelerde ve Avrupa’da çeşitli ülkelerde de oynanmış. Bugün Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Bulgaristan, Avusturya ve Litvanya’da ise sahnelenmek üzere hazırlıklar yapılmaktaymış. Düşünsenize küresel ölçekte erkekliğin ipliği pazara çıkarılıyor!
Bu oyunun dili üzerinde biraz daha dikkatlice durulması gerekiyor.
Çünkü; çok değerli zamanını bir akşam tiyatroya gitmek için ayıran, ama evlerine dönerken dakikalar boyunca ‘Bakın biz erkekler… Aynıyız işte; doğamız gereği benzer tepkiler barındırıyoruz mesajlarıyla yüklü, beylik laflarla dolu, -bir histeriye kapılıp vurgulu, ama nasıl da ‘ben oynuyorum, sesime bak, buradayım işte!’, diyen oyuncuların oynadığı- bir temsilden çıkmış olduğunu anlayınca kandırıldığını düşünen izleyicilere karşı da bir sorumluluk hissedilmeli.
Çünkü; bu biçim bir ‘erkekçe’ söylem temsil sona erdiğinde bütün bir tiyatro salonunu ayağa kaldırıp nasıl oluyor da dakikalarca alkış alıyor; üstelik alkış atmaya doymaz izleyicilerin çoğunun kadın olduğu düşünüldüğünde oyunun ne deyip ne diyemediğinin belki de tekrar anımsanması ya da anımsatılması gerekiyor.
Çünkü; tiyatro bazı sebeplerden ötürü önemseniyor. Komedi oyunlarında hani kıyısından köşesinden bir ironi yakalamaya çalışan izleyici gülemediğinde belki de biriktirdiği mizah duygusunun "tuhaflığını" kendine dert edinip komedi oyunlarına karşı olumsuz bir fikir geliştirebilir ya da iyimser bir tahminle ‘komedi bir başka şey olmalı’ diye de düşünebilir. İlki gözden çıkarılabilecek bir izleyici profili midir?
Çünkü; bir yandan şiddet, kavga, küfür erkek ağızlarda karamelimsi taddaymışcasına sürekli yenilenip duruyorken bir yandan da nasıl oluyor da biteviye afazileşebildiğinin düşünülmesi; sahneden sahneye sıçrarken bazı uç durumlarda izleyiciye bazen ayak bazen de göz vermek gerekebileceğinin de üstünde durulması gerekiyor.
Çünkü; böylesi esas oğlanlar, salonuna ha ha çirkin kadın yok, az votka var’ şarkısına boğduklarında parçanın arasına bir galeyana getirme, coşturma unsuru olarak ‘bizimburalardanmiskethavası’ da eklenince, harlanan kadınlarla erkeklerin şıkır şıkır oynamamak için kendilerini zor mu zor tuttuklarını görmek, kimileri için salonun korkunç bir yere dönüştüğünün göstergesi de olabilir.
‘Bir erkeklik eleştirisi’ tefe konulup böyle mi çalınır?
Komedinin ‘erkekçesi’ böyle bir dilden mi yapılır?
Eda Solmaz, Vatan, 07.11.2009
Bu sahnede Testosteron çok yüksek! Oyun, düğün sahnesiyle başlar.
Hazırlıklar sürerken, bir gürültü kopar ve birden bir adam sahneye yuvarlanır, üzerine çullanan diğerleri de sıra sıra sahnededir.
Gelin damadı reddetmiştir. Yedi erkek düğünü boşverir ve hormonlarına yenik düşüp kadın meselesini sorgulamaya başlar.
Evrenin en büyük derdi olan kadın erkek ilişkilerini masaya yatıran Testosteron adlı eser oyun atölyesi'nde bir kez daha sahnede.
Polonyalı oyun yazarı Andrzej Saramonovvicz'e ait olan "Testosteron"da Metin Coşkun, Onur Ünşal, Emre Karayel, Ulaş Torun, Tuna Kırlı, Mert Fırat ve Timur Acar rol alıyor.
Testosteron ikinci sezonunda sahnede. Bir değişime uğradı mı?
Metin Coşkun: Metni değiştirmedik. Bitmeyen kadın erkek çatışması ile dalga geçen bir oyun. Alt yapısında da kadınları tutuyor denilebilir.
Oyundaki meslekler cinselliğe bakışlarını değiştirir mi?
Tuna Kırlı: Bir mikro-biyoloğun kadına yaklaşımı ile garsonun ki aynı olamaz. "Hormon aynı hormon, erkek aynı erkek" diyor mu oyun, bence diyor. Aynı şeyin peşinde koşuyoruz.
Hormonlarınızı harekete geçiren olaylar neler?
Onur Ü.: Seks, yamaç paraşütü... Oyunda aşk ve cinsellik üzerine kurulan dünyanın aslında hormonsal ve biyolojik kodlardan ibaret olduğu anlatılıyor.
Oyuna gelen eleştirilerden biri ilk yirmi dakikasının çok sakin geçmesi..
Tuna K.: Oyunun dünyası çok farklı. O dünyaya seyircinin girmesi de biraz zaman alıyor.
Kadınlara çok sert söylemler de var. Peki, kadınlar tepki gösteriyor mu?
Metin C: Kadınlar daha çok eğleniyor. Erkekler de kadınların neden bu kadar eğlendiğine şaşarak bakıyor. Erkeğin kadın karşısındaki iki yüzlülüğünü riyakârlığını izliyorlar.
Mert F: Geçen sene kadınlar matinesi yaptık. İlgi büyüktü. Ama oyunu izlerken normalde çok güldükleri bir repliğe gülmemeye başladılar. Erkekler olmadığı için tepkilerini ortaya koyacakları bir durum da kalmadı.
Oyunda erkeklerin iki yüzlülüğünü nasıl vurguluyorsunuz?
Mert F: Adam, "Bütün kadınlar fahişedir" derken hemen ardından "Tabii ki sizin anneniz, teyzeniz değil" diyor. Onlar değilse sorun değil. Erkeğin iki yüzlülüğü ortaya çıkıyor.
Erkeklerin çaresiz olduğu noktalar neler?
Tuna K.: Oyundaki baba karakteri bir sürü kadını hamile bırakmış. Ama kendi yaptığını başkası yapınca diğer adam ahlaksız oluyor. Erkekteki çaresizlik budur.
Aşk mı cinsellik mi?
Onur Ü.: Bu oyunda da irdeleniyor.
Bir haftada yaşadığı cinsel deneyimi yüzünden evlenmeye karar vermiş biri var. Hiç cinsellik yaşamadan sadece iki ay boyunca sadece aşk yaşayan ve cinsellik yaşayacağım bekleyip perişan olan bir adam da var. Değişiyor kişisine göre.
Sekste en belirleyici faktör kadın mıdır?
Metin C: Benim canlandırdığım adam "Hayatım boyunca yatacağım kadına ben karar verdim" diyor. Erkek sadece teklif eder.
Ulaş T.: Herkesin hayat hikayesi başka ama algı aynı, kadınlar. Erkek herhangi bir özelliğinin dişi tararından çekici olacağım algıladığı anda kendi güvenliğini tehlikeye atar ve bu özelliğini abartır.
Onur Ü.: Oyunda "Kırık burun erkeğe yakışır. Kızlar kuyruğa girecek" diyorum, öbürü de diyor ki "Kadınlar gerçekten böyle düşünüyor olsaydı bütün erkekler doğuştan kırık burunlu olurdu." Erkeklerin olayı bu işte.
Sonda seslendirilen şarkı nasıl ortaya çıktı?
Mert E: Tolga Çebi şarkıyı yazdı.
Tuna K.: Sözler hep metnin içinden. Rus bir atasözü var "Çirkin bir kadın yok, az votka vardır."
Testosteron nasıl bir kitleye hitap ediyor?
Mert F: Oyunun derdini anlatmasını çok istiyoruz. Oyun Atölyesi'nin durduğu noktalardan biri de bu... Herkesin anlayabileceği, kendinden bir parça bir şey bulabileceği oyunlar sahnelemek.
Başak Sakızlıoğlu, www.tiyatronline.com, 04.12.2009
Erkek olmanın dayanılmaz ağırlığı...
oyun atölyesi'nin 2008 - 2009 sezonu oyunlarından "Testosteron" yurt içi turnelerine devam ediyor. Geçtiğimiz sezon çok ses getiren oyun İzmir turnesinde de izleyicilerden tam not almış gözüküyor. Oyun, yönetmeninden oyuncularına dek sahnelerde büyük farklılık oluşturmuş durumda.
İki sezon içinde Quentin Tarantino'nun "Rezervuar Köpekleri" filminden feyz alan iki oyun sahnelerimizde boy gösteriyor... Kısa bir süre önce değerlendirmesini yazdığım, Hakan Boyav'ın yönettiği ve Bülent Usta'nın kaleme aldığı "Rezervuar Kanişleri", bir sezon öncesinde ise Andrzej Saramonowicz'in yazdığı, Neşe Taluy Yüce'nin dilimize çevirdiği ve Kemal Aydoğan'ın yönettiği "Testosteron"...
Rezervuar Köpekleri filmindeki, soygun için bir araya gelen, ama birbirlerini tanımayan beş erkeğin masanın çevresinde oturup kendilerini yöneten testosteron hormonu üzerine yaptıkları sohbet sahnesinin barkovizyon sunumuyla başlıyor oyun... Filmin bu sahnesinde karakterlerin erkeklik sorgulaması yapmasına neden olan Madonna'nın "Like a Virgin" (Bakire Gibi) adlı şarkısını dinleyerek ilk sahneyi izlemeye başlıyoruz... Hemen ardından testosteron fazlalığının şiddete yönlendirdiği Garson'la (Tuna Kırlı) tanışıyoruz ve bingo! Testosteronun bizi götüreceği ilk erkek modeli karşımızda...
Skandal nedeniyle gerçekleşememiş bir nikah töreni sonrasındayız... Nikahın en önemli anında gelin hayır cevabını verip, davetliler arasından birini işaret ederek - ki o Gazeteci Tretyn'dir (Mert Fırat)- kalbinin başkasında olduğunu söylemiş ve kalkıp onu öpmüştür. İşte o noktadan sonra damadın çevresindeki bütün erkeklerin müstakbel gelin konumundaki kadına ne sıfatlar taktıklarını ve nasıl "erkekçe bir kapışma"nın tam ortasında kaldıklarını tahmin etmeniz zor olmasa gerek... Kavga sonrası, gerçekleşemeyen düğün yemeğinin yenileceği restorantta bir araya gelmek zorunda kalan yedi erkek, gelinin hayır demesinin nedenleri üzerine bir hesaplaşmaya girişirler... Fiziksel ve psikolojik şiddetle başlayan bu yüzleşme, genellikle ikiden fazla erkeğin bir araya geldikleri her ortamda olduğu gibi, tipik bir "erkek muhabbeti" ne dönüşür. Çapkın Baba Stavros (Metin Coşkun), Kuş Bilimci Kornel (Onur Ünsal), Gazeteci Tretyn (Mert Fırat), Müzisyen Fistach (Emre Karayel), Avukat Yanis (Timur Acar), Mikrobiyolog Robal (İnan Ulaş Torun) ve Garson Tytus (Tuna Kırlı) karakterleri, erkeğin kadına ve cinselliğe bakış açısını esprili bir açıdan dile getirirlerken, kadını elde edilebilir cinsel obje olarak görme yanılgısına düşen ve gücün kendisinde olduğunu düşünen erkeklerin aslında tamamen kadınların kontrolünde olduklarını gözler önüne seriyorlar... Farklı meslekler ve çevrelerden bile olsalar yedi erkeğin de cinselliğe ve kadına bakışı aşağı yukarı aynıdır. Testosteron hormonunun yönettiği bu erkekler, rekabetin de, sahiplenmenin de dibine vurmakta eşsizdirler. Karakterlerin tümü kadınlar kaşısında üstün olduklarını düşünseler de, olay dizisi ilerledikçe hepsinin kadınlardan yana kırık bir hikayesi olduğunu görürüz... Kadınları elde etme konusunda atıp tuttukları halde, kadınlar tarafından yönlendirildikleri, hatta kandırıldıkları, aldatıldıkları ortaya çıkar... Gazeteci Tretyn cinsellik hikayeleri çok olan bir kadınla evlenmiş, ama ruhu duymamıştır, Kuş Bilimci Kornel müstakbel eşi tarafından reklam aracı olarak kullanılmış duyguları incinmiştir, Avukat Yanis cadaloz karısı tarafından yönetilmektedir, Baba Stavros'un pek çok şehirde haberinin bile olmadığı çocukları vardır, Baterist Fistach çok emek verdiği aşkı tarafından bir açıklamaya bile layık görülmeden terk edilmiştir, Mikrobiyolog Robal, hedefine ulaşmak isteyen hırslı bir kadın tarafından kullanılmış, Garson Tytus ise, bilgisi dışında hamile kalan bir kadın karşısında çaresiz kalmıştır ve hayatını kendi istekleri doğrultusunda yönlendirme özgürlüğü bile kalmamıştır... Bir noktadan sonra neredeyse acınacak hale gelen erkeklerin çaresizliğine gülmekle üzülmek arasında gidip geliyoruz...
Yüksek Tempo, Güçlü Oyunculuk ve Ego Savaşları...
Sahnede, ergenliğe adım attıkları andan itibaren yaşamları boyunca ego savaşlarının yıpratıcı etkisiyle oradan oraya savrulan yedi erkek modelinin kıyasıya mücadelesini kahkaha krizlerine girerek göz yaşları içinde izledim, temposu bu kadar yüksek bir oyun ve mükemmel oyunculuk performansı için Yönetmen Kemal Aydoğan'ı ve Oyun Atölyesi oyuncularını yürekten kutluyorum. Tüm oyuncular komedi oyunculuğu konusundaki yeteneklerini kanıtlıyorlar, özellikle de son yıllarda televizyon dizilerinden de tanıdığımız bir yüz olan Tretyn rolündeki Mert Fırat'ın sesi, fiziği ve yeteneği ile hem karakter oyunculuğu, hem de komedi oyunculuğu alanında gelecekte çok büyük başarılara imza atabileceğini düşündüm izlerken... Keza ödüllü bir oyuncu olan Onur Ünsal'ın da kalıcı bir isim olacağı kuşkusuz. Oyunculuğunu defalarca kanıtlamış olan değerli bir isim Emre Karayel'in özellikle geçmişteki travmatik ilişkisini anlatarak kendi kendine psikanaliz yaptığı ve bir arınma yaşadığı sahnede çok başarılı olduğunu söyleyebilirim. A.S.T' ndan tanıdığımız yılların oyuncusu Metin Coşkun, İzmir Güzel Sanatlar Fakültesi Oyunculuk Bölümü mezunu Timur Acar ile İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı mezunları İnan Ulaş Torun ve Tuna Kırlı da komedinin tıkır tıkır işleyen dişlilerinin kusursuz birer parçasıydılar.
Bazı sahnelerin gereğinden fazla uzatıldığını, dolayısıyla da işleve hizmet etmediğini düşünsem de, katharsis sağlayan alt metni ve kahkaha bombardımanı nedeniyle Testosteron her yetişkinin izlemesi gereken bir komedi. Cinsellik ağırlıklı içeriği ve bel altı esprilerin yoğunluğuna rağmen asla bayağılaşmayan, hatta felsefesi yönünden güldürürken düşündüren zekice bir komediyi sahnelerimizde izleme şansını bize sunduğu için Oyun Atölyesi'nin seçici ekibine teşekkür ediyorum. İyi seyirler.
Ferhun Yılmaz, Bursa Haber, 19.12.2009
Nihayet izledim
oyun atölyesi'nin 2 Ekim 2008'de prömiyer yapan oyunu Testosteron'u nihayet geçen perşembe gecesi izledim. Polonyalı senarist, oyun yazan ve yönetmen Andrzej Saramonouwicz'in yazdığı oyunu muhteşem bir Türkçe ile Neşe Taluy Yüce çevirmiş. Yönetmen Kemal Aydoğan, yazarın sunduğu metnin özgün dinamiğini; 1990'larda İngiltere'de tiyatro yazarları ile başlayan şiddet, cinsellik, uyuşturucu, cinayet gibi öğeleri kapsayan (inyer-face) akımlardan da etkilenerek; yaratıcı ve özgür reji zekasını da kullanarak dil ve imgelerle seyirciye sunuyor. Özgün ve alternatif bir reji. Tolga Çebi yaptığı müziklerle işitsel ilizyona ve bütüne hizmet ediyor.
Bengi Günay dekor tasarımında düş ve gerçeği harmanlayarak oyuna doyurucu bir tuval oluşturmuş. Işığı İrfan Varlı tasarlamış.
Oyun sinematografi ile modern tiyatronun ayrılmaz bileşeni ile başlıyor. Arka plandaki televizyon ekranlarından Quentin Tarantino'nun 'Rezervuar Köpekleri' filminden kareler. Filmi izleyenler hatırlayacaktır.
Sekiz gangster elmas mağazası soyar, soygundan sonra aralarından birinin polis olduğu anlaşılınca ortalık kan gölüne döner. Karakterlerin psikolojileri üzerinde yoğunlaşan bu kara filmin görüntüleri cam perdelerden (tv) akmaktadır. Nikah töreninde damadın gelinden 'Hayır' yanıtı alması ve üstüne de başkasına aşık olduğunu söylemesiyle birlikte damat ve arkadaşları arasında kavga başlar. Yedi ayrı iş yaşamından bir araya gelen erkek grubu; içlerinde sakladıktan kadın imgelerini bir bir açığa vururlar. Kadınlar üzerinde hakimiyet kurduklarını iddia eden bu erkekler, sonraları kadınlar tarafından nasıl yönlendirildiklerini itiraf ederler. Rahim kıskançlığı yaşayan, saldırgan erkek grubu kadına karşı harekete geçen Testosteron Hormonu'nun erkeği kadın karşısında gerçekte ne denli köleleştirdiğini gösterir.
Oyunda çapkın baba (Stavroz rolünde) Metin Coşkun, (Komel) Onur Ünsal, (Fıstach) Emre Karayel, (Robal) İnan Ulaş Torun, (Tretyn) Mert Fırat, (Janis) Timur Acar, (Tytus) Tuna Kırlı oynuyor. Hepsi muhteşem bir takım oyunu sergiliyorlar. Oyuncu kadrosu yüksek performanslarıyla 'erkeklik ve iktidar hormonu olan Testosteronu' kan revan içinde anlatıyorlar. Cinsellikle sınırlı olmayan bu hormon, erkeğin savaş hormonu gibidir. Kontrol edilmesi zor olan bu hormon, yüzyıllardır kadın-erkek çatışmasının temelini oluşturur. Göksel kitaplarda bile yer alan bu çatışma; Adem'e tarihin en affedilmez hatasını yaptırır. Erkek kadını gücü ile kontrol ettiğini sanır oysa, kadın erkeği itirazsız yönlendirir. Tarihin seçkin örneklerinden Truvalı Helen ve Kanuni'nin gölge iktidarı olan Hürrem Sultan gibi...
Psikolojik kara komedi olan 'Rezervuar Köpekleri' filmi ile oyunun ortak paydası testosteron; Erkeği genç, güçlü ve iktidarda tutuyor. Erkekleri 'Yüksek testosteronlu ve düşük testosteronlu' diye ayıranlar bile var.
Bu aynımla oluşan 'erkeklerin karakterleri ve dünyaya bakışları farklı' diyen bilim insanı sayısı oldukça fazla. "I did it my way" Türkçesi "Her şeyi istediğim gibi yaptım" diyen Frank Sinatra ile "I get by with a little help from my friends" şarkısını söyleyen uzlaşmacı BEATLES Üyeleri arasında bile ciddi bir testosteron farklılığı olduğu öne sürülür. Din adamları ve kütüphanecilerde testosteron hormonu düşükken; iktidara odaklı politikacılarda yüksektir. Testosteronunu kontrol edemeyen Bili Clinton, enerjisini Oval Ofiste oral konumda Monika'ya yöneltirken; Baraktan Obama dünyaya, Pakistan'a ve Afganistan'a yöneltiyor. Peki, arsası sağlam güzel yurdumun üstünde uluslararası dolar lordlarının ve yerli kölelerinin uyguladığı psikolojik kara komediyi kimler gerçekleştiriyor? Çeyrek yüzyıldır kendi topraklarını bombalayıp kendi insanını yok eden bizler, son dönemde İthal ve Turkuazlı embesil politikalarla', başkalarının açılım ve saçılımlarıyla gerdeğe girenler... 30.000 şehit, 10.000 yurttaş ve 73 milyon gazi, HANGİ TESTOSTERONUN ÜRÜNÜ?
Muhteşem bir kara komedi olan oyun, 'Oyun Atölyesi'nin sahnesinde kapalı gişe oynuyor. Siz, Bursalı ve Türkiyeli tiyatro severler mutlaka izlemelisiniz.
Tiyatro sahnesinde psikolojik kara komediye evet...
Türkiye Sahnesinde psikolojik kara komediye HAYIR...
Tiyatro ve sanatla...
İzleyici Yorumları
• Zeynep Oruncak
• rengarenkvesiyah.com
• "Testosteron" hakkında “facebook”ta yazılan yazılar
• “Testosteron” hakkında “uludağ sözlük”te yazılan yazılar
• “Testosteron” hakkında “itü sözlük”te yazılan yazılar
• “Testosteron” hakkında “private sözlük”te yazılan yazılar
• “Testosteron” hakkında “ekşi sözlük”te yazılan yazılar
• Ahmet Kara
• Merve Güvenen
Zeynep Oruncak
-------- Özgün ileti --------
Konu: Testosteron hakkında..
Tarih: Thu, 10 Mar 2011 01:35:59 +0200
Kimden: Zeynep ORUNCAK <zeynep@zeyneporuncak.net>
Kime: <bilgi@oyunatolyesi.com>
Bu akşam izlediğim oyun mükemmeldi.
Yüreğinize, emeğinize, boğazınıza, ezberinize, yeteneğinize sağlık..
İş çıkışı, apar topar, oyun hakkında hiçbir fikrim olmadan geldiğim, kum dökme sancıları içinde izlediğim ve gülmekten bayıldığım, son derece keyifli geçirdiğim iki saatten fazla süren güzel zaman için çok teşekkür eder, oyunculuğunuzun önünde saygıyla eğilirim..
Tebrikler..
Tüm ekip muhteşemdiniz..
Zeynep Oruncak
Matematikçi
http://rengarenkvesiyah.com/2010/10/14/testosteron-andrzej-saramonowicz-oyun-atolyesi/
14 Ekim 2010
Testosteron, Andrzej Saramonowicz (Oyun Atölyesi)
Sabahki sisli hava, çok sürmez yağmura döner diye bekledim ama gün başladığı gibi sürdü. İstanbul sisli günlerde başka güzel oluyor. Önce renkler uçuklaşıyor, derken sınırların keskinliği kayboluyor, bir varmış bir yokmuş, o gün tüm şehir ya rüyadaymış ya da herşey rüyaymış... Rüyanın içindeki kadın, camdan rüyaya baka baka günü bitmiş, şehir karanlıkta kaybolmadan da yollara düşmüş. Az gitmiş uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş, derken karşısına binaların arasına saklamış küçük bir kapı çıkmış. Kapıyı itmiş, kapı açılmış. İçerisi ışıl ışıl bir masal ülkesiymiş, Oyun Atölyesi. Kadını önce, Antre Cafe adında bir bahçeye buyur etmişler, güzel müzikler ve kırmızı şaraplar ikram edip, o gece anlatılacak masal için ruhunu hazırlamışlar.
Masalın adı “Testosteron”, Polonyalı senarist, rejisör, oyun yazarı ve film yapımcısı Andrzej Saramonowicz yazmış. İlk defa 2002’de sahnelenmiş. Macbeth’in Oyun Atölyesi sahnelemesinde yaşadığım hayal kırıklığından sonra, biraz temkinliydim. Neyseki, Macbeth izlediğim Oyun Atölyesi oyunları içinde, bir istisna olarak kaldı, şimdilik.
Burning! He is burning!
‘Testosteron’, erkekler ve erkeklik halleri üstüne, iki perdelik bir komedi. Sahne tasarımı çok başarılıydı, hele müzikler muhteşemdi. -Hangi grup, hangi şarkı bilmiyorum, ama oyun başlamadan çalan şarkı bana çok yıllar öncesinde, Apollo 4 40 hayranı biriyle geçen bir İstanbul gününü hatırlattı. Yani flash back yapacak kadar iyiydi müzikler - Oyunun başından sonuna kadar, yedi erkek arasında geçen muhabbetleri dinliyorsunuz. Fazla sofistike şeyler beklemeyin, nihayetinde erkek muhabbeti, konunun merkezinde kadın, erkeklerin dilinde ana avrat argo var. Kendimi bildim bileli, başta babam, küfrü sakınmasız kullanan erkekler oldu hayatım da. Benim de kızınca dilimim pek ayarı olmaz, şöyle tumturaklı bir küfür savurmadan sakinleşemeyebilirim. Belki bu aşinalığın da etkisi vardır ama bence, kullanılan dilin izleyeni hiç rahatsız etmemesi oyuncuların doğallığından kaynaklanıyordu. Zaten, erkek muhabbetlerinde kadının hem arzu objesi, hem namus göstergesi (eş, kardeş, anne, teyze, hala vs ise), hem erkekliğin ibresi olarak geçtiğini bilmeyen kadın yok.
“Bir horozdum aşık oldum cellatın bıçağına”
Oyun metni çok dengeli yazılmış, yedi kişiden hiç biri baş rolde olmadığı gibi, hiç biri de diğerinden az role sahip değildi. Oyuncuların her biri içinse, istisnasıs, MÜKEMMELDİLER den başka söyleyecek sözüm yok. Doğallık ve düşmeyen performans... Hele sahne içindeki sahnede, müzik aletlerinin başına geçip, çalıp söyleyişleri... Macbeth’de hissettiğim, 'dizideki rolden etkiler'e özellikle dikkat ettim. Çünkü, bu oyunun kadrosundaki iki oyuncuyu, Mert Fırat (Tretyn) ve Emre Karayel (Fistach)’i, her hafta TV’de izliyordum;Onur Ünsal (Kornel)’ı da geçen sezon TV de izlemiştim. Üçü de, sahnede, dizideki rollerini bir an bile çağrıştırmadılar. Bunda oyunun 2008-2009 sezonundan beri oynanıyor olmasının elbette etkisi büyüktür.
“Kadınlar ilkellikten nefret ederler, ama bak sonunda hep serserilerin peşinden koşarlar. Neden?”
Oyun boyunca herkes güldü ama kadınlar çok güldü, çok eğlendi. Bilmem belki erkeklerin tüm muhabbetlerinin dönüp dolaşıp bizde bittiğini biliyorduk da, bunu gözümüzle görünce keyiflenmiştik; ya da erkekler tarafından pek sevilen ve canla başla savunulan “Dişi yumurtasını kimin dölleyeceğini seçer, erkekse soyun devamı için gördüğü dişiyi döller.” mazeretinin burda da karşımıza çıkmasından, üstelik de canla başla savunulmasına gıcık olmuştuk; belki de yakışıklı Mert Fırat ve Emre Karayel’le aynı ortamda olmanın verdiği hoşluğa kapılmıştık...
“Erkek kadının kendinden önceki hayatını daha çok kıskanır.
Neden?
Çünkü o kısmı kontrol edemez de ondan.”
Eğer argo ve küfürle bir derdiniz yoksa, kesinlikle kaçırılmaması gereken bir oyun TESTOSTERON. Bizde şarkıyla kapatalım yazıyı o zaman..
“Testosteron biraz arttıkça
Votka bardakta azaldıkça
Görüntüler güzelleşir ama
Dikkat et sakin boynuzlanma”
Testosteron hakkında “facebook”ta yazılan yazılar
Miray Artagan
süper bi oyundu çok zevk alarak çok iyi vakit geçirerek izledim mert fırat başta olmak üzare herkese sevgilerimi sunuyorum.
22 Kasım 2011,10:00
Mehmet Akif Kaya
bu akşam yine muhtşemdiniz... :))))
19 Kasım 2011, 23:56
Nuray YıLdız
Bu sezon tekrar izleyeceğim , şimdiden ilk kez izleyecek gibi heyecanlıyım ! :)
19 Kasım 2011, 11:47
Baran Tuba Aydemir
Her anında, her dakikasında inanılmaz bir performans ve yeteneklerle dolu dolu bir oyun izledim.Hem güldürdü, hem düşündürdü.Toplumun kadına erkekçe bakışı ve ikili ilişkiler ancak bu kadar irdelenebilirdi.Oyuncuları ve ekibi yürekten kutluyorum.Harikalardı.Tekrar olsa tekrar izlerim.Hele sondaki müzik hala dilimde ve gülümsüyorum.
14 Kasım 2011, 20:45
Ebru Kroon Asar
Cok begenerek izledik, herkeze tavsiye ederiz ,grubun basarilarinin devamini diliyoruz...
14 Kasım 2011, 20:01
Sena Diren
Gidip gülmeye doyamadığım bir oyundu. Hala devam ediyor sanırım. Şiddetle tavsiye ederim.
13 Kasım 2011
Nesrin Altuntaş
Oyun mükemmeldi performanslar harikaydı , kahkalarım dakikalar boyu sürdü en güzeli de buydu :)
10 Kasım 2011, 20:56
Merve Köseoğlu
oyun çok güzeldi =) oyuncular çok iyidi (tahmin edilebileceği gibi;) , uzun zamandır bu kadar gülmemiştim =) sahne önünde ve arkasında emeği geçen herkese teşekkür ediyorum =) finaldeki şarkı da dilime dolandı, bu sayede herkesin oyunculuk dışındaki yeteneklerini de görmüş olduk =)
fakat şimdi şöyleki; facebook bu grubun yakında arşive kaldırılacağını söylüyor, eski grup formatında oluşturulmuş. Ne yapmayı planlıyorsunuz diye sormak istedim =)
13 Ekim 2011, 10:25
Esra Karasu
30 Mayıs 2011’de saat 16:09’da yazdı.
muhteşem bir oyundu çok zevkle izledik hiç bitmesin istedik izlerken herkesin emeğine sağlık buarada şarkı da süperdi!
Enzim Substrat
27 Mayıs 2011’de saat 01:55’te yazdı.
harikaydı efendim doyamadık.hepinizin terine emeğine sağlık.testosterondan endorfine ulaştık sayenizde :)
Lale Eren
29 Mayıs 2011’de saat 02:22’de yazdı.
Son 5 oyun 4 . İzlendi bu kadar guzel bir oyun izlemeyeli uzun zaman oldu.Oyuncularin performans muhtesemdi.Mert Firat in yeri ayri olmakla birlikte:)kaciranlar icin uzuluyorummm ...
Duygu Yücel
07 Mayıs 2011’de saat 00:21’de yazdı.
"harikalar yaratmak" bu oluyor demek ki! tebrikler!,
Zeynep Öğretmen
10 Mart 2011'de yazdı
Muhteşem bir oyun..Tüm ekibin emeğine sağlık..Tebrikler ve teşekkürler..
Ecenur Aydın
27 Şubat 2011 saat 17:50'de yazdı
Çok keyifliydi dün gece... Elinize dilinize sağlık :)
Ersin Civelek
18 Şubat 2011 saat 00:54'te yazdı
oyunun ortalarında dekordaki marliyn monroe figürü ancak dikkatimi çekebildi. zaten rezervuar köpekleri filminin gösteriminden sonra ekrana dikkat etmeden pekde anlaşılamayan gözler geliyor. oyunun başında garsonun çatalla muhabbeti biraz sönük bir başlangıç ama zaman ilerledikçe keyfini çıkarmaya başlıyorsunuz. sıkı b...ir tarantino hayranı olarak rezervuar köpeklerinin o muhteşem sohbet sahnesini izlemek de çok keyifliydi. güzel bir oyundu herkese tavsiye ediyorum.
Zeynep Ömür Yılmaz
6 Şubat 2011 saat 23:07'de yazdı
Harika bir oyun..İnanılmaz performanslar..Emek veren herkese teşekkürler..
Gözde Özel
10 Ocak 2011'de saat 13:54'te yazdı
çok güzel bir oyundu..:)
Cansu Suvarioğlu
09 Ocak 2011'de saat 00:36'da yazdı
her zamanki gibi olağanüstüydünüz...
Asu Karadeniz
06 Ocak 2011'de saat 00:33'te yazdı
Testosteronda oyuncuların her biri müthişti ;)
Erkin Kılıç
26 Aralık 2010'da saat 01:42'de yazdı
Onur Ünsal'ın pudra şekeri performansı muhteşemdi.. :):) tekrar izlenecek..
Cansu Suvarioğlu
26 Aralık 2010'da saat 00:33'te yazdı
izlediğim en güzel oyundu... yine gelicem yine gelicem:))
bu kdr eglendirdiginiz,bu kadar güzel oynadıgınız için teşekkürler..iyi ki varsınız ...
Ezgi Oral
24 Aralık 2010'da 12:19'da yazdı
oyuncular bu kadar iyi, başarılı ve tanınmış oyuncular olmasaydı ilk bölüm kolay kolay izlenmezdi çünkü çok fazla tekrara girdiler.
ama ikinci bölüm -yani herşeyin yavaşça açığa kavuştuğu, izleyicinin de oyunu anlamaya başladığı bölüm- gerçekten çok çok eğlenceliydi. aynı anda hem komedya hem belgesel izler gibiydik ger...çi. maymunlar, göriller, yunus balıkları, somon balıkları, tavus kuşları, deve kuşları...
herkesin görmesi gereken bir oyun kesinlikle. hemcinsine toz kondurmayan bayanların bile gözlerinden yaş gelene, karınlarına ağrılar girene kadar gülebilecekleri bir oyun ve de.
ayrıca oyunu izleyen bayanların dikkatini oyuna yoğunlaştırması zor oluyor biraz sanırım. (;
İbrahim Dalgın
23 Aralık 2010'da saat 20:49'da yazdı
harika. testosteron harika. cok canim yandi karin kasilmalarindan :)) muhteşem ama bir ay sonraki şekspire zor bilet bulabildim :))
Batuhan Doğan
05 Aralık 2010'da saat 00:08'de yazdı
ben daha yeni gösteriden geldim gerçekten harikaydı herşey süperdi tekrar izlemek isterim açıkçası gülmekten karnıma ağrılr girdi :D
Özlem Ilgezdi
21 Kasım 2010'da saat 22:03'da yazdı
çok güzeldi..!!!!!!!!
Turgut Dikici
20 Kasım 2010'da saat 15:14'te yazdı
20 kasımda izledim oyunu. izlenmesi gereken bir oyun. oyunculuklar üst düzey.
Ayşen Deniz Okur
19 Kasım 2010'da saat 19:33'de yazdı
HAYATIMDA İLK DEFA HEMCİNSLERİM HAKKINDA BU KADAR KÜFÜR İÇEREN BİR OYUNDA KARIN KASLARIM GERİLE GERİLE VE GÖZLERİMDEN YAŞ GELİRCESİNE GÜLDÜM. BU OYUNDAKİ HERKEZEEE AMA HERKEZEEE ÇOK TEŞEKKÜRLER HER BİRİNİZ BİR AYRI GÜZELDİNİZ.....
NE DİYEYİİMMM HAYRAN KALDIMM :))
Onur Karslı
02 Kasım 2010'da saat 00:55'te yazdı
bir kaç hafta sonra tekrar izleyeceğim. aldığım keyfin çok daha fazlasını alacağıma eminim. bu güzel oyunda emeği geçenlere teşekkür etmek lazım
Özge Başkan
17 Ekim 2010'da saat 00:45'te yazdı
Ne zamandır gitmeyi istedimm ve sonunda bu akşam ordaydım :) Tek kelimeyle harikaydı.Bütün oyuncuları ayrı ayrı tebrik ediyorumm..Başarılarınızın devamı dileğimle Emeğinize Sağlık !!
Ufkun Balkış
14 Ekim 2010’da saat 10.00’da yazdı
dün akşam gülmekten Östrojenim çıktı... :-D
gözlerim fellik fellik oldu, hanginizi izleyeceğimi şaşırdım, çok başarılıydınız, ayakta alkışladım ama oturarak, çömelerek, uzanarak, yatarak filan da alkışlarım... :-)
tebrikler,
İpek Alayunt
14 Ekim 2010’da saat 10.00’da yazdı
yine yeni yeniden çok çok başarılıydınız, tebrikler! sanırım her yıl izlemeye devam edeceğim...
3 saat önce · Yorum Yap ·BeğenBeğenmekten Vazgeç · Görüşleri Gör (1)Görüşleri Gizle (1) · İşaretle
Buse Helva
17 Mayıs 2010’da saat 17.30’da yazdı
Cumartesi akşamı izledim oyunu ve bu kadar begenıcegımı tahmın etmezdim açıkçası :) Andrej Saramonowicz'e yazdıgı,Nese Taluy Yüce'ye çevirdiği,Kemal Aydoğan'a yönettiği vb. özellikle Mert Fırat'a ve Tuna Kırlı'ya da oyunculugu için tesekkürler.Böyle oyunlar hep yapılsın,hep izleyelim :)
Hacer Üstün
05 Nisan 2010’da saat 00.27’de yazdı
tek kelimeyle süperdi.....
ilk perdede gülüyorsunuz,2.perdede ölüyorsunuz....
böylebir 7 li yok hepiniz mükemmeldiniz....
Ayşegül Bayduz
02 Nisan 2010’da saat 00.51’de yazdı
size bu akşam için gerçekten çok teşekkür ederim. türkiye'de klasik tiyatroya bağlı kalıp kalıplaşmaktan uzaklaşmak da olabiliyormuş. bu oyunda emeği geçen herkes bence türk tiyatrosunda devleşmesi gereken isimler. umutsuzluk içinde oyundan oyuna savrulurken, umudu bulmaktı o salonda geçirdiğim zaman. çok iyi bir çevir...i ve çeviriyi çok iyi ortaya çıkaran çok iyi bir reji. yönetmenle sahne tasarımcısının uyumu, ışığın anın duygusunu yansıtması, müziklerin sahnede bulunan 4. duvarı kırmaktaki etkisi ve sahne arkasında gibi görünen bütün bu ögeleri çok iyi bir şekilde seyirciye aktaran oyuncular. bizden olmayan olayları bizdenmişçesine doğal yaşayan ve bize de yaşatan muhteşem oyuncular. çok teşekkürler, lütfen lütfen bu oyunda ve bu kalitede oyunlarda elinizden geldiğince çok bulunun ki, bizim için tiyatro bir çok değerin üstünde olsun.
Nuray yıldız
7 Mart 2010’da saat 16.22’de yazdı
Daha Nisan ayına girmeden biletlerin tükenmesi sevindirici , iyi ki önceden gidip izlemişim :)
Merve Yıldırım
24 Mart 2010’da saat 00.51’de yazdı
Oyun vardır, 2 saat izler, keyif alır, alkışlarla teşekkür eder ve gidersiniz. Ama oyun vardır, izler izler ve dersiniz ki "Biz böyle iyiyiz ya, gitmesin bunlar, bu muhabbet biraz daha uzasın, izleyelim, gülelim". İşte bu oyun tam da böyle bir şey, en azından bana göre. Öyle ki, üzerinden biraz zaman geçtikten sonra bi...r daha fırsat bulursam bir daha izlemek isterim. Sırf Kornel'in o yarı sevimli yarı deli halleri için bile değer. Oyunda emeği geçen herkese en içten teşekkürlerimle...
Yeliz Aslan
21 Mart 2010’da saat 22.28’de yazdı
Çok güldüm çok eğlendim özellikle 2.perde süperdiii oyunculuklar harika özellikle inan ulaş torun ve emre karayel bakakaldık :)) muhteşemdinizzz...
Pelin Gokcek
18 Mart 2010’da saat 10.43’te yazdı
17/03/2010 tarihinde oyunu izledim , erkek halleri üzerine muhteşem bir ironi , hele 2.perdede giderek artan tempoyla birlikte oyuncuların hepsinin sergilediği etkileyici performanslar... Sahne önü ve arkasında emeği geçen herkesin ellerine sağlık...
Ufuk Seçme Takımcı
10 Mart 2010’da saat 00.59’da yazdı
Nilüfer tiyatro festivalinde Testosteron'u bu akşam izledik eşimle..Muhteşem bir oyundu.Atölyeyi ve tüm ekibi yürekten tebrik ediyoruz.Onur Ünsal'ı ve İnan Ulaş Torun'u ayrıca tebrik etmek isteriz,mükemmeldi..Alkışınız bol olsun...
Zeynep ışık
10 Mart 2010’da saat 00.57’de yazdı
biraz önce oyundan çıktım ve hemen paylaşmk istedim..tek kelimeyle muhteşemdi..bursaya geldiğiniz için çookk teşekkürlerr:)
Meral Cetinel
20 Şubat 2010’da saat 22.34’te yazdı
Müthiş keyif aldığım ve tekrar gitmek istediğim bir oyun...Oyuncuların devleşerek büyümesi, Tarantino tripleri ve tabii ki Onur Unsal..görülmeye değer!
Irem Demirel
20 şubat 2010’da saat 00.50’de yazdı
bencede cok guzeldi!..hollandaya turneye geldiler ve onlari sahnede yakindan izlemek cok zevkliydi..butun oyuncular ayri ayri muhtesemdi.!! hic bitmesin istedik. onur unsal cok sirindi ve performansi cok iidi, mert firat inanilmaz iyi bir oyuncu, tabiki her biri oyle o ayri.
Semih Funda Oğuz
15 Şubat 2010’da 15.22’de yazdı
Testosteron oyunun tüm oyuncularına yürekten tekrar alkışlarımı ve sevgilerimi gönderiyorum. Oyuncu olmak hiç kolay değil, (bunu düşündüm oyunu izlerken) ama büyük keyif, bizi de bu keyfe dahil ettiğiniz için teşekkürler :)
Tuna Tan
14 Şubat 2010’da saat 02.34’te yazdı
MuHtesem Bırr OYUn.herkes mutlaka en az 456443 kere gıtmelı. Hıc tanımadıgım 200 kısıyle beraber gulmek hıc bu kdar eylencelı olmamıstı.tabı onur unsal ın performansını gormekte gerekır.
Pelin Solmaz
13 Şubat 2010’da saat 08.49’da
Hayatımda izlediğim en eğlenceli ve en komik oyundu. Ağladım gülmekten. Şiddetle tavsiye edeceğim ama bilet bulmak zaten çok zor oluyor 2.sine de arkadaşlarımla gitmeyi düşünüyorum ben :) Sahneleyen ve emeği geçen herkese çok teşekkür ederim
Nimet T. Kahraman
12 Şubat 2010’da saat 12.35’te
2.kez izlendi bile. harika! : )
Nuray Yıldız
24 Ocak 2010, 22.43’te yazdı
Ben de bugün izleyebildim oyunu ; çok keyifliydi , oyunculuklar çok başarılıydı ...
Emeği geçen herkese teşekkürler , sevgiler ..
Meltem Seyhun
24 Ocak 2010, 20.35’te yazdı
Bugün izledim oyunu ve harikaydınız,uzun süredir hiç bukadar eglenmemiştim.
Hiç bitmesin istedim...
eminim tekrar izliycem,buarada Onur Ünsal ın müthiş performasınsı için ayrıca tebrikleer...
Meltem Kerrar Bilgi
23 Ocak 2010, 00.57’de yazdı
ikinci kez ve yine çok güldüm, çok heyecanlandım, çok mutlu oldum, yürekten ve gerçekten alkışlayabildiğim için! lütfen bu sene de, seneye de ve seneye de oynamaya devam edin!
Pınar Korkmaz
22 Ocak 2010, 11.11’de yazdı
tüm oyuncular muhteşem, müzik, uyarlama, metin, dekor, kostüm, kurgu muhteşem...herşeyi "böyle" yanyana getirmeyi başarabilen yönetmen tek kelime ile muhteşem...
lütfen hep "tiyatro" yapın
Doğan Kibar
21 Ocak, 01.00’da yazdı
tek kelimeyle " HARİKA" :) tebriklerrr...
Berfu Aykaç yazdı
09 Ocak 2010, 13.35'te
3 Ocak Pazar günü oyunu bende izledim, mükemmeldiniz.Oyunun 2. perdesinde gülme krizine girmemek elde değildi :))) Nikah masası coverına ve sondaki çaldığınız parçada muhteşemdi. Gerçekten " VAY BE NE HORMONMUŞ !" dedirttiniz bizlere. Hepinizin emeğinize sağlık!
Ankara'ya gelseniz de merak eden arkadaşlarımında izleme şansı olsa :))
Meltem Kerrar Bilgi yazdı
08 Ocak 2010, 19.15'te
"bu adamlar keşke arkadaşım olsa" dedirtiyor! karın kaslarını çalıştırarak gitmek önerilir, iki perde boyunca gülmeden durulan bir dakika bulmak çok zor çünkü... hazırlıklı olarak 2. kez gidyorum bu ay ben de :P
Gamze Aktı yazdı
03 Ocak 2010, 22.14'te
bugün misafiriniz olduk, özellikle 2. perde süper süperdi, çok çok teşekkürler...
Siynem Kolcuoglu yazdı
03 Ocak 2010, 00.20'de
oyundan az önce çıktık. süperdiii herkesin emeğine sağlık.. tekrar mutlaka izlenir...
Seda Zeynep Açıkgöz yazdı
20 Aralık 2009, 00.50’de
bu akşam oyuna geldim ve şahane vakit geçirdim. harika oyunculuklar harika bir oyun. herkesin emeğine sağlık. tekrar izlenebilecek ender oyunlardan. şarkı kısmını merak ediyorum. herkes sahiden enstürmanları çalmayı biliyor muydu yoksa oyun için öğrenen oldu mu?
“Testosteron” hakkında “uludağ sözlük”te yazılan yazılar
geçen ay izleme fırsatı bulduğum,mert fıratla tanışmama sebebiyet veren vasatın biraz üstü oyunun adıdır. ayrıca oyunun sonunda tüm ekibin söylediği şarkıyla kalbimi fethetmiştir.
o şarkı bu şarkıdır :
aslında hiç uzun yaşamasak
yaşamımızın tadına varsak
daha fazla yaşlanmadan
biraz votka biraz daha
çirkin kadın yok
az votka var
biraz daha koy elin alışsın
testosterondan olur bunlar
suçumuz yok ki eller alınsın
aslında testosteron biraz arttıkça
votka bardakta azaldıkça
görüntüler güzelleşir ama
dikkat et sakin boynuzlanma
testosteron biraz arttıkça
votka bardakta azaldıkça
çuvalda var bir armut bir elma
dikkat et sakın boynuzlanma
(sari semsiyeli kiz, 10.01.2011 15:24)
zuhal olcay ve haluk bilginerin kurduğu tiyatro kumpanyası "oyun atölyesinin" hali hazırda sahnelenmekte olan oyunu.
testosteron, gerek sahne düzeni, gerek konunun işleniş tarzı bakımından oldukça tempolu bir tiyatro oyunu. bazı kısımlar gereksiz ve acemice bir oyunculukla uzatılmış olmakla birlikte özellikle ikinci perdede yer yer yüksek sesle gülünebilecek sahneler bulunmakta. oyunun konusunu yedi adet farklı kültür ve meslek grubundan erkeğin evrim gereği vücutlarında salgılanan testosterona yenik düşmeleri ve başlarından kadınlarla ilgili geçen traji komik hikayelerin anlatımı oluşturmakta. genel anlamda oyuncuların performansı ancak ortanın biraz üzerinde kalmış olmakla birlikte Fistach rolündeki Emre Karayel sahnede harikalar yaratıyor. tiyatronun sanki doğasından kaynaklanan o gerçek hayattan kopukluk hissini tamamen yok ederek, her mimiğini, her repliğini, her hareketini inanılmaz bir doğallık içinde seyirciye aktarıyor.
tamamen erkek dünyasına ait bir ortamda doğal olarak sık sık edilen küfürler, bel altı konu ve espriler oyunda hiç mi hiç sırıtmamış, kulağı tırmalamamış.
vasatın biraz üstünde kalan testosteron herşeye rağmen bir Pazar öğleden sonrası tiyatro seyretmek için iyi bir fikir olabilir.
testosteronla ilgili detaylı bilgi ve oyun hakkında ekşi sözlük ile itü sözlükte girilen entrylerden seçmeler için:
(bkz: http://www.oyunatolyesi.c...ails.asp?p=izle&id=31)
(milan, 17.11.2008 18:56 ~ 19:21)
“Testosteron” hakkında “itü sözlük”te yazılan yazılar
bu akşam kadıköy oyun atölyesinde izlediğim +18 oyundur. polonya yapımı olan ve türkçeleştirilmiş olup izleyenleri fazlasıyla şaşırtmayı başarmıştır. oyun başlamadan, hayat bilgisinden hatırladığımz ayça abana benim önümdeki kolkukta oturuyordu ve güzelliğiyle salonda dikkat çekti. oyuna bedava girdiğim için oldukça keyifli zaman geçirdim diyebilirim. oyunun başında rezervuar köpekleri filminin ilk sahnesi gösterildi ama konusu çok farklı yerlere gitti tabi.
oyuncular genellikle tanıdık isimlerdi ve harika performans sergilediler. oyunun 3 saat sürmesi biraz fazla olsa da gittiğime pişman olmadım. özellikle avrupa yakasından izzet rolüyle tanıdığımız timur acar dizideki oyunundan bile başarılıydı.
bunun dışında filmin konusu adından da belli olduğu gibi +18 ve bazı yerleri gerçekten çok abartıydı. taşak muhabbetinin uzun sürmesi gibi. ben üst üste bu kadar taşak kelimesini hiç duymadım. "taşak taşşak taşşşşşaaakk" diye diye izleyicileri kopardılar. kendimi bir an inci sözlükte gibi hissettim. oyunda en çok kullanılan kelimeler "penis, taşak, vay orospu, amına koyim" şeklindeydi. bu yüzden gülünmesi gereken yerlerde utananlar mı dersin yoksa kimseye aldırış etmeden kahkahalarla salonu inleteneler mi dersin hepsi mevcuttu. en önemlisi benden size tavsiye oyuna kesinlikle aileden birileriyle falan gitmeyin. mümkünse yakın arkadaşlarınızla gidip izleyin. aksi takdirde hiç keyif alamayacağınızı söylemekte fayda var. müziklerin harika olduğunu belirtmekte fayda var. oyunun ilk yarısı o kadar iyi değildi belki ama ikinci yarısı ve final şarkısı süperdi.
oyundan çıkınca dışarı çıkıp bol bol vodka içip saatlece sex yapma isteği oluyor. ben çıkışta bir an önce tanışıp düzüşmek için karı kesen tipler gördüm yahu.
(bkz: çirkin kadın yoktur az votka vardır)
(xa3ap, 19.02.2011 02:06 ~ 03:10)
emre karayel bu oyunda tek kelimeyle döktürüyor!..rezervuar köpekleri'ne selam çakan bu oyunu özellikle erkekler, erkekleri anlamak içinse kadınlar mutlaka görmeli.
not:yıllarca kapalı gişe olan oyuna bilet bulmak hayli güç, belirtmek isterim.
(nastasya filippovna, 03.09.2010 10:51 ~ 11:05)
çok güldüğüm, izlerken çok eğlendiğim ve hatta izlediğim en iyi ilk 5 oyun içinde çok rahat sayabildiğim tiyatro eseri.
oyun başlamadan önce kapıda satılan ve oyunun yazarı hakkında olsun, oyun hakkında olsun efendime söyleyeyim oyuncular hakkında olsun bilgileri içeren kitapçıklarla hiç ilgilenmedim çünkü bedava olursa alırım da ne gerek var para verip almaya diye düşünürüm normalde. neyse işte oyun arasında ne var ne yoksa topladım satılan o derece beğenmiştim oyunu. bir de insanın, nerede yaşarsa yaşasın, hangi ırktan hangi milletten olursa olsun aynı bokun soyu olduğunu görüyorsunuz ya o çok garip.
(bu sefer kesin, 15.08.2010 05:32 ~ 11:11)
bugün izlediğim ve izlerken inanılmaz sıkıldığım, beni hiçbir yerinden yakalayamayan boğucu oyun. konu güzel anlatım saçma. 2.perde de artık "bitse de gitsek" modundaydım. "yok artık" dediğim iğrenç esprilere gülenleri gördükçe daha da uyuz oldum. cumartesi gecemi çatı çatır yiyen oyun. çok sinirliyim sözlük. bi'de pahalı namussuz.
(montana, 30.05.2010 00:40)
dün gece izlediğim ve çok keyif aldığım oyun. karakterlerin çoğunun karşılığı arkadaş çevremde var ve benzeri muhabbetler çoğu zaman geyik, kimi zaman ise ciddi şekilde aramızda konuşulur (sondaki yarışmayı kastetmiyorum). bu yüzden oyun beni yakaladı.
eğer izlemediyseniz, testosteron ne sağlayacak biliyor musunuz? ben de her erkek gibi kadın türü ve onun davranış nedenleri hakkında çok düşünüyorum. elbetteki bu düşünce süreci, bir takım sonuçlar çıkarmamı sağlıyor. ancak hiçbir zaman çıkarımlarımı kadınlarla ayan beyan paylaşmış değilim. eğer sizin de böyle içinizde kalan düşünceler varsa, testosteron bunları adeta masaya döküyor. yaklaşık 2,5 saatlik oyun boyunca, sanki sahnede oyuncular değil de, sizin iç sesiniz konuşuyor!
arkadaş sohbetlerinde yaptığınız kadın muhabbetlerinde çıkan sonuçlarla da örtüşüyorsa, testosteron sizi zayıf noktanızdan vuruyor demektir.
gelelim madalyonun öteki yüzüne. testosteron'da öykü namına ne var? tamam ilk perdesinde alisha denen kadının kim olduğunu, hangi amaçla ne yaptığını öğreniyoruz. peki ikinci perde? sırf muhabbet izliyoruz. tamam çok komik olabilir, ama lokomotif görevi görecek merak unsuru yoksa, seyirci bu uzun oyunu nasıl takip edecek?
işin bir de şu yanı var: testosteron erkeklerin adeta söyleyemediklerini kadınların yüzüne haykırıyor. ancak bu durumdan kadınların rahatsız olabileceği düşünülmedi mi? ben kalabalık bir kadın grubuyla beraber izledim oyunu ve her oyun sonunda, harıl harıl tiyatrodan bahseden arkadaşlarım, bu kez "dağılıyor muyuz, kim nereden gidiyor?"a sarmıştı. içlerinden bir tanesiyle yol boyu beraber gittiğim için kısa bir süre konuştuk. o da kadınlar için biraz ağır bulmuş oyunu...
beraber izlediğim erkekler ise bayıldılar oyuna. ben diyorum ki, eğer bir oyun kadınlar için rahatsızlık vericiyse, o zaman çok da iyi değil demektir. ayrıca benim bu metni kaleme alırken içinde bulunduğum durumu da açıklıyor testosteron.
uzun lafın kısası, bir erkek olarak çok komik buldum ama sıkıldım arkadaş!
(badman, 23.05.2010 01:25 ~ 01:28)
nihayet dün izlediğim ve de iyi kii izlediğimdir. oyuncuları oyunu ellerinde yuvarlıyor; hepsi öpülesi!
onur ünsal dikkatleri çekeli çok oluyor; ama emre karayel tiyatro sahnesinde acaip güzel durmuş! mert fırat en başta endişelendirse de (bu kadar mı sana biçilen) sonrasında altın vuruş yapıyor.
kendi kahkahamdan çok etrafımdakilerin sesleriyle keyiflendim, netekim bir ara sahnedekileri bile güldüren bir ses kayışı koparttı benim yöremde.
espriler, küfür denilenler; hele de kadınlar nasıl daha çok gülen taraf olabiliyor soruları bana oyundan daha komik geliyor. oyunda tek kadın yok; ama oyun o kadar çok kadına bağlı gidiyor ki, erkeklik halleri oğuldan babaya, eskiden kocaya bu kadar güzel anlatılabilirdi.
o pudra şekeri kokusu tadıyla kaldı damağımda. kornel tipiyle, sesiyle sürekli bir gülümseme hali yarattı. yanis sayesinde nikah masası'na bakışım değişti (!) robal çaktırmadı; ama büyük ikramiye onunmuş meğer. tytus'unsa robal ve kornel'le kalışı sahnede dakikalarca sürecek bir cümbüştü. stavros içini en çok rahatlatan oldu (en son hayvanlar alemine salladığı okkalı küfrüyle yine ya da hele)
"bizim buralarda az votka diye bir şey yoktur!" emre'ye selamlar. ve de senin karın, senin de; senin annen, ha evet teyzen de hariç derken testosteronlar fora: bir, iki, üç, dört... buçuuk (!)
(kekremsi, 24.03.2010 17:09)
oyun atolyesi'nin 13+ şeklinde içeriği olan ama eğlenceli oyunu...
(stocky2001, 09.01.2010 18:04)
bu akşam izmir-sanat ta oynanan oyun atolyesi'nin devşirme oyunu..
izlediğim en zevkli oyunlardan biriydi diyebilirim. bir kere özgündü, klasikleşmiş espriler, teknikler yoktu. hikaye de çok özgündü. tüm oyuncular çok başarılı ve tek mekanı bu kadar iyi kullanmaları muazzam. sınav haftası, zor zaman ayırdık felan ama böyle deşarj yaşamadım ben, mükemmel diyebilirim oyun için.
ayrıca devrişme diyorum çünkü çok da iyi türkçeleştirmişler. oyunun aslında olan göndermeler haliyle polonya tarihini ve kültürünü bilemeyeceğimizi düşünerek çıkartılmış. buna rağmen uzun bir oyun, girişi biraz uzun tutulmuş bana göre, ikinci yarıya kadar asıl konunun ne olduğunu kavramakta güçlük çekiyorsunuz ancak olay döngüsü hızlanmaya başladığı anda çorap söküğü gibi ardı ardına doğuruyor. tempo çok artıp oyunun sonunda tempoya uygun bir şekilde sona eriyor. şarkı da çok hoş..mutlaka görülmesi gereken bir oyun.
(insansevmeyenhayvan, 21.11.2009 20:20 ~ 20:21)
oyun atelyesinde oynanan tiyatro oyunudur.
erkeklik hallerini ; kan, gözyaşı, ter ile pek bir güzel anlatır.
(albertkamuvicdanı, 26.10.2009 11:08 ~ 18.11.2009 09:35)
oyun atölyesi tarafından sahneye konan ... erkek dünyasının parodisini yapan iyi sahnelenmiş iyi oynanan güldüren, öğreten tiyatro oyunu .... (bkz:komik)
(peer, 01.01.2009 12:49)
bugün oyun atölyesi'nde izleme fırsatı bulduğum tiyatro oyunu. oyunda hem oyunculuklar çok iyi hem de çok başarılı ve ilginç bir konu işlenmiş. erkeklerin kadınlara bakışını farklı meslek grubuna mensup erkekler tarafından anlatıldığı bir komedi. bu bakış açısına sebep olan görüşlere hem duygusal hem de bilimsel yollardan açıklamalar yapılıyor. ayrıca oyunun sert soundlu müzikleri de oyunun ritmini tamamlayıcı yönde.
(ceyus, 25.01.2009 23:51)
polonyalı yazarandrzej saramonowiczin 2002 yılında yazdığı erkekleri ve erkekliği anlatan oyunu.
oyun atölyesi bu sezon oynamaktadır.
süper bir mizah ürünüdür. 2 buçuk saat gülmeniz garantidir.
--------spoiler---------
sahnedesalvador dalinin ünlü yapıtımae westin bir benzeri dekor kullanmışlar. gözler yerine koyulan ekranlarda dapulp fictiondan sahneler var.
ayrıca ilk girişte çalan pulp fiction müzikleri de pek güzel olmuş. bunlar birer ekleme muhtemelen ve oyunun havasına çok uymuş.
oyunculuk desen zaten şahane.
yetmezmiş gibi bir de üstüne müzik yaptılar en sonunda.
ankaraya geldik diye ankara havası da çalınca, iyice keyifler yerinde ayrıldık salondan.*
(carmen, 04.02.2009 23:04)
metin coşkun,fırat tanış,emre karayel,mert fırat,timur acar,inan ulaş torun vetuna kırlı ' nın oynadığı andrzej saramonowicz'in yazmış olduğu, rejisiyle mükemmel olmuş oyun... ilk başlarda ''hep böyle giderse napıcaz'' dersiniz sonra bi bakmışsınız ki oyunun içerisindesiniz... hem de nasıl bi içinde olma duygusu; ''ee şimdi bundan sonra nolucak, nasıl yaaaa??'' efektleri içinizde hep yankılanır, bi yerden sonra. çok beğendim çok... en yakın zamanda tekrar gidicem. ayrıca sonundaki şarkıları pek bi güzel efenimm... burdan ''yüreklerine, emeklerine hatta ellerine sağlık'' diyorum.
ayrıca o günün benim için önemi vardır. timur acar telefonla konuşurken ''telden sonra bi dk konuşabilir miyiz'' diyip olumlu cevap almışımdır sonra da foto çekinmişimdir. bu birinci mutluluktu ne de olsaa makbulenin izzetiyle fotomuz vardı hele ki eskişehir'in bağrından kopup gelmiş bir tiyatro tutkunu olarak- bakınız konservatuvarı kazanamamış bir insan olarak görmüyorum kendimi- farklı tiyatrolara gidiyorumun mutluluğuydu bu. 2. mutlulukbir istanbul masalının zekeriyasıyla tanışmamdı aman yarabbimmmm, o an ne söylediğimi ne yaptığımı bilmiyorum ama yine fotoğrafımız var vee emre karayel sayesinde binbir gecenin oyuncularından olan mert fıratla da tanıştık daha ne olsun... veee en büyük sevincim ise; mert fıratla ve emre karayelle aynı taksiye binmemdir efenim... aman aman bu nasıl mutluluk, bu nasıl heyecan... ama yanarım yanarım da o güzel yolculukta azıcık konuştum yaaa ona yanarım; heyecandan mı desem, o kadar sevdiğim oyuncularla aynı takside olmanın verdiği mutluluktan mı desem, yoksa en önemli zamanlarda gelen mal halim mi desem yoksa konuşursam konservatuvarı kazanamadığım ortaya çıkıcak korkusu(bkz:kompleks diil sadece karşımdakiler doğal yetenek) mu desem bilemedim... burdan sesleniyorum yeniden gelicem. o zaman tiyatro hakkında konuşalımm nolur yine mal ifadem olursa uyandırın beni nolur
dipnot olarak da gidiniz seyrediniz seyrettiriniz...
(abdüş şuküfe, 27.03.2009 00:38)
"erkekçe" bir oyunmuş. oyun atölyesi'nin sitesinde oyunun tanıtımı yapılırken ısrarla tekrar edilerek gözümüze sokulmuş. "ya ne olacağıdı" şeklinde tepki vermek işten bile değil, değil mi?
oyunun ismi hiçbir edebi değer taşımadan zaten doğrudan bağlama gönderme yapmaktayken bunun vurgulanmasında ben iyi niyet göremiyorum. son zamanlarda tiyatrolarda hasıl olan o saçma, mesajı seyircinin gözüne sokalım, tutumunun son örneği işte. tiyatro, doğası itibariyle mesaj verir. ancak mesajını anlatmaz.
"son derece 'erkekçe' bir oyun. hayatın 'erkekçe' yorumlanması" vs gibi cümleleri ben, "oyunun adı testosteron. yani erkeklik hormonu. bu demektir ki, oyunumuz 'erkekçe' bir bağlama sahip. aa siz anlamadınız galiba, biz zeki ve iyi niyetli tiyatrocular sizin için bunu biraz daha açalım. şimdi efendim, insanlar doğuştan kadın ve erkek diye ayrılırlar. ve bazı hormonları vardır. erkekte baskın bulunan hormona testosteron, denir. bizim oyunumuzun da adı bu. yani 'erkek' egemenliğini sorgulayıp, sizin yerinize çıkarmanız dersi çıkarıp size anlatacağız." şeklinde okuyorum ve son derece rahatsız oluyorum. bu, neredeyse tüm tiyatrolarda bulunan bir laf kalabalığı. seyircinin zekasına güvenmiyorsanız çocuk oyunları oynayarak başlayın bu işe.
bu söylediklerime karşılık, "biz herkesin anlamasını istiyoruz" gibi yine beylik laflar edilebilir. efendim, herkesin anlamasını istediğiniz oyunları köy meydanlarında oynamanız gerekir, ki keşke yapsanız bunu. eğer seyircinizi tiyatronuza davet ediyorsanız en azından ortaokul bilgisi olan temel bilgilere sahip olmasını beklemeniz en doğal hakkınız. kaldı ki birazcık gerçekleri görmenin kimseye zararı olmaz.
bir diğer savunma olarak da, biz oyunda yapacağımız eleştiriye vurgu yaptık, denebilir. o vurguyu biz oyundan çıkarırdık zaten her neyse ama eğer feminist bir tutumunuz varsa oyunda, erkek egemenliğine ağır eleştiriler getiriyorsanız ve vurgunuzun amacı buysa, oyunu farklı yorumlasaydınız, derim. ben kemal aydoğan'ın yerinde olsam, oyunda kadın oyuncuları erkek kılığında oynatırdım. seyirci de düşünürdü o zaman. oyunun adı testosteron, çok "erkekçe"ymiş. ama oyuncuların hepsi kadın?! nasıl yani? böylece daha büyük bir ilgiyle seyirci toplanırdı.
vs vs. daha oyunu izlemeden yorum yaptığım için önyargılı adledilebilirim. olsun. önyargı yaratanlar utansın, bana ne. bu oyundaki oyunculardan biri arkadaşım olmasa izlemezdim. protesto edesim var!
yine de oyun atölyesi, türkiye'de tiyatroyu ciddiye alan, tutkuyla bu işi yapan nadide bir kurum olmasından mütevellid, saygı duyulasıdır. gaflet uykusundan bir an önce uyanması dileğiyle...
herkese iyi seyirler...
(betty blue, 05.10.2008 14:32)
“Testosteron” hakkında “private sözlük”te yazılan yazılar
lady of rohan / 12.01.2009 09:03:09 / # 2832361 /
oyunun adını duyunca, hani şu sanal gülme efekti vardır ya onu yazasım geliyor:
hadi tamam oyun sonunda gönlümüzü almak için bir şarkı çaldınızizmir kızları falan diye de, tüm oyun boyunca kadınların yemediği küfür kalmadı kardeşim!? gerçi koca salonda çıkan en kuvvetli gülme sesleri banu alkan kahkahalarını andıran hanım teyzelerimizden geldi.
bir nokta gozu kor eder / 11.01.2009 23:29:12 / # 2832241 /
oyun başlarda biraz bocalıyor. "hakkında fırtınalar koparılan oyun bu muydu?" diye sormadan edemiyor insan. ancak yavaşyavaş açılıyor hem oyuncular hem de hikaye. başlarda patlaması gereken espriler herhalde anlık performanslar yüzünden geçemiyor izleyiciye. ancak bir müddet sonra kıkırdamaya başlıyor izleyici. önce salondan bir iki güzel tepki geliyor, sonra sonra bütün salon ufaktan kırılıyor. her bir oyuncu yavaş yavaş bir kez zirveye vuruyor.
gün itibariyle izmir'de sahneledikleri oyundan sonra izmir'in kızları için ayrıca şarkı söyleyerek salondan büyük tezahürat toplamayı başarmışlardır.
her şey güzel ancak müzikleri ortaya çıkaran tolga çebi'ye ayrı bir parantez açmak lazım. bir ara kendimi tarantino'nun imzası olan bir filmi izliyormuş gibi hissettim. süper olmuş. bu oyunun mutlaka albümü çıkmalı. hatta oyuncular toplaşıp birkaç şarkı yazarak, turneye falan düzenlemeli..
-s-p-o-i-l-e-r-!-
* abi sen kız arkadaşınla nasıl tanışmıştın, anlatsana?
+ saygın bir ornitolog olarak avustralya'daki uluslararası bir konferansa katılmak için davet aldım. okuldan bir taksi çevirip eve doğru yol almaya başladım. yukarı çıktım. eşyalarımı toplamaya başladım. bir yandan bavulumu yerleştirirken, bir yandan da konferans için gerekli belgeleri toparlıyordum. hazırlıklarımı bitirdikten sonra taksi çağırıp havaalanına doğru yol almaya başladık. havaalanına varınca kontrol için x ray cihazından geçmem gerekiyordu. geçtim. biletimi aldım. uçağın hazırlanmasını beklemeye koyuldum. bu arada uçak aprona yanaştı. yerlerimizi aldık. herkes koltuğuna oturdu. bir süre sonra hostesin biri omuzuma dokundu. ne var diye sorduğumda "beyefendi geldik" dedi. o ara dalmışım ben, içim geçmiş. uçaktan indim. bir taksi buldum. merkeze doğru yol amaya başladık. meydana geldiğimde taksiden indim. meydan dediğim de şey meydanı... adı neydi ya? ya şey işte... söylesene adını sen bilirsin? ya avusturya merkezde çok ünlü bir meydan var hani.... üffff. neyse meydana geldim ki, aborjinler dans ediyor. bu arada dans edenlerden birisi yanıma geldi: "yunanca sen atina'dan mı geldin?" diye soruverdi. şaşırdım. adam meğerse aslen bizim buralardanmış. muhabbet muhabbet açtı derken bir bara girdik. bildiğin bar. her yer güzel kaynıyor. biz de durmadan içtik. sonra bir ara gözüm kaydı. uyumuşum. sonra sonra gözümü bir açtım ki masmavi gökyüzü karşımda. kulaklarıma dalga sesleri geliyor. bu arada ben de yavaş yavaş kendime geliyorum. tam ayıldım ki bavulun, pasaportumun, kıyafetlerimin hatta donumun bile çalındığını fark ettim. soluma baktım, alabildiğine kumsal; sağıma baktım yine alabildiğine kumsal; önüme baktım masmavi dalgalar kıyıya vuruyor böyle cam gibi, tertemiz deniz. meğerse adam geceleyin ilacı katmış mı benim bardağa...? baktım olacak gibi değil. bir yaprak bulup kapadım önümü arkamı. doğruca konsolosluğa. tam o sırada da sayın başbakanımız avusturya'ya ülkemizdeki krizle ilgili ziyarete gelmiş. tabi ben başbakanın geldiğini duyunca, yaşadığım bu rezaleti anlatmak üzere korumaları falan atlatarak,yaşadıklarımı bir bir dile getirdim. başbakanda sağolsun beni dinledi. yardımcı olacağını ve akşam beraberce memlekete döneceğimizi söyledi. yine arabalara bindik. havaalanına geldik. uçak aprona girdi. yerlerimizi aldık. bir süre sonra bayan görevli gelerek beni uyardı. "ne var?" dediğimde. vardığımızı söyledi. uyuyakalmışım meğerse. içim geçmiş. uçaktan indik. tabii başbakan beklemeden vip girişinden havaalanına girdi. ben sıra beklemek zorunda kaldım. tabii adam başbakan sonuçta sırada duracak değil ya... bu arada basın da krizle ilgili olarak ülkemiz liderini sıkıştırmak için toplanmış, yolunu gözlüyormuş. sayın başbakan tüm dikkati sorulan bir soruya " asıl önemli olan kriz değil de ülkemizi yurt dışında temsil eden saygın bilim, ilim adamlarıdır" deyip beni basın mensuplarının önüne atarak benim üzerime yöneltti. ertesi gün de iyi aile çocuğunun talk show'una çıkardılar. işte orada tanıştım kendisiyle.
not: tüm bunlar anlatırken oyuncu,fırat tanış, öyle yerlerde öyle tonluyor ki hikayeyi, aha diyorsunuz burada karşılaşacaklar. aşk burada başlıyor ama her seferinde de teğet geçiyor ilişki.
edit: tabii hikaye tamamen böyle değil. ama neredeyse aynı.
-s-p-o-i-l-e-r-!-
epilog / 18.11.2008 23:29:06
kadronun oyunculukları bir yana, bir de müzik performansı varki görülmeye değer. hele o emre karayel'in bateri çalışı beni çok şaşırttı. fırat tanış'ı görmüştğm gitar çalıp söylerken.. sonra timur acar'ın da gitar çalışı... arada oyun sıkıcı haline getiren düşüşler oluyor ama en fazla 5 dk sürüyor ve akıcılığına devam ediyor.. çok iyi oyuncular, çok iyi kadro..
bazensalonunortasindanbiwapurgecer / 12.10.2008 22:12:26
'' genellemelerin hepsi yanlış '' olmakla birlikte, ne yazıktır, genel olarak bluğ çağından sonra nörolojik yerleriyle ürolojik kısımları yer değiştir(ebil)ir!
testosterondan!
xcolor / 12.10.2008 22:05:14 / # 2785298
çirkin kadın yok, az vodka var…
her şey testosteron'dan.
dikkat et boynuzlanma
oyun atölyesinden eğlenceli ve yorucu bir oyun.
ayik / 05.10.2008 21:45:46 / # 2782440
rejisiyle (kemal aydoğan), sahne tasarımıyla (bengi günay), oyunculuğuyla (fırat tanış, metin coşkun, ulaş torun,emre karayel, mert fırat, tuna kırlı, timur acar) müziğiyle (tolga çebi) ışığıyla (irfan varlı) son yıllara damgasını vuracak andrej saramonowicz'in yazdığı oyun atölyesi oyunu. erkeklik haline dair sıkı bir eleştiri içermesine karşın erkeklerin dünyasında var olan kadınlara da dokundurmadan geçmemesi ayrıca bir güzel olmuş sıkı komedi. izlemeyenlerin önemli bir zevkten mahrum kalacaklarını düşündüğüm tiyatro şeysi
“Testosteron” hakkında “ekşi sözlük”te yazılan yazılar
ilk yirmi dakikasında sıkılabileceğiniz sonradan fazlasıyla güzelleşen tiyatro oyunu. emre karayel'in "rezalat amına koyim" deyişine her defasında koptuk. sonlara doğru tempo biraz düşsede yine de tüm oyuncular güzel bir 3 saat yaşatıyorlar.
(eksimis suser okur oldu, 05.11.2011 14:34)
sezonun son 5 oyunu oyun atölyesinde oynanmaktadır an itibariyle. 3.defa gidip seyrettiğim oyun ayrıca. gelecek sezon 4 bile yapabilirim.
29.05.2011 oyununun inanılmaz bir seyircisi vardı. durmadan gülen, tepki veren mal gibi oturmayan topluluk ile seyretmek çok daha zevkli oluyormuş. oyun da seyircinin o enerjisi sahnedekilere, seyirciden aldığı enerjiyle çoşan oyunculardan sonra tekrar seyircilere (bize) geliyormuş bunu anladım. gidin, görün bu oyunu. sevdiklerinize tavsiye edin... oyunun temposu, 2. perde de artıp tavan yapıyor sonunda...
not:dekor bir kez daha kendini hayran bıraktı, sandalyenin ayakları da öyle.
(pegassus, 30.05.2011 10:41 ~ 18:40)
son derece komik, matrak, erkek gücünü * gündeme getiren ama bununla çok iyi taşak geçen oyun. biraz uzun olması insanı sıkabilir, ancak sahnedeki muhabbete kapılıp gitmeyi iyi becerebilirseniz vaktin nasıl geçtiğini anlamamanız da mümkün.
--- spoiler ---
oyunun sonunda ise oyuncuların hepsinin sahnedeki enstrümanları kullanarak söyledikleri şarkı çok hoştu. tiyatro oyuncusunun şarkı söyleme yeteneğini çok iyi göstermiş oldu.
--- spoiler ---
(black smoke, 24.05.2011 12:04)
dün akşam odtü kültür ve kongre merkezinde nişanlımla izlediğimiz tek kelimeyle süper oyun.
açıkçası, yorumlara bakınca arada gözüme çarpan "yok efendim konusu yok", "çok müstehcen"leri aradan bir sıyırmak gerekiyor ya da kaale almamak. çünkü sanat denen şey tamamen duygu ifade edebilme becerisiyle ilgili bir şey. dolayısıyla oyunculuk söz konusu olduğunda, bir şeyin herhangi bir konusu, teması, konsepti olmak durumunda değil diye düşünüyorum. adı üstünde ve tamamen "rol yapabilme yeteneği" ve yaptığınız rol ile içinde bulunduğunuz durumu aktarabilmek, hissettirebilmek ile ilgili. ve bunun için de oynadığınız şeyin kült bir macbeth, kuğu gölü falan olması gerekmiyor. acı da, sevinç de, keder de, mutluluk da, müstehcenlik de, komiklik de izleyene içtenlikle hissettirildiği takdirde başarılıdır.
yani; tiyatro denen şeyin, elit bir zevk, sadece localardan izlenecek kadar ciddiyet ve ağlatacak kadar müthiş bir sanatsallık içermesi gerektiğini düşünenler gidip izlemesin zaten. hakkaten yazık zamanlarına çünkü beklentileri boşa çıkacaktır. önlerde ve ilk dakikasından sonuna kadar pür dikkat izlediğimiz için salondan çıkan oldu mu bilemiyorum -ki salonu terketmenin bir tiyatrocuya yapılabilecek en büyük saygısızlık olduğunu düşünüyorum- ama kesinlikle çok şey kaçırdılar.
oyunu izlediğiniz zaman, sahnedeki 7 büyük insanın da gerçek birer sanatçı olduğunu farketmek hiç de zor olmayacak. sanatçının altını bence bir kaç kez çizmek gerek, nihat doğan'ın sanatçı olarak adının telaffuz edildiği bir memlekette yaşıyoruz. her anını, her saniyesini hissederek, müthiş bir içtenlikle oynadılar.
--- spoiler ---
bir kadın olarak, kuşkusuz erkek muhabbetinin nasıl bir şey olabileceği hakkında pek fikrim olmasa da, tahminim düz adamın böyle bir şey olduğu yönündeydi. duygusal, hisli, herşeyi derinlemesine düşünen kadınların aksine, dümdüz mantıkları ve doğal halleriyle "erkekler böyle demek" dedirtiyor. kadınlara dair tespitlerine de -çoğunlukla- katılmamak elde değil.
7 ayrı "tip" de müthişti. ama kornel karakteri bizi gerçekten perişan etti, gülmekten dalak şişmesi durumunu bizzat yaşadım.
pudra şekerinin hayatımızdaki yeri artık kesinlikle değişti. o nasıl bir mimiktir, o nasıl tepkidir, o nasıl pasif-agresif olmaktır, o nasıl bir posttravmatik stres sendromudur.*
oyun atölyesinin, web sitesinde yayınladığı prova notlarında okuduğum “kadınlar bu oyunda sadece bir balon kadar var" sözü, bir kadını gözünden yaşlar gelerek oyundan çıkartmayı başarabilen kadronun başarısıdır diye düşünüyorum. gerçekten de kadınların sadece bir balon olarak oyunda yer almasından bahsetmişken, dekor kesinlikle çok başarılıydı.
fondaki sarışın bir kadının saçları ve gözleri yerinde iki televizyon ekranı, kadın gözünden erkek, sıklıkla kornelin oturduğu sandalyeye bağlanmış "gelin-damat" figürlü iki balon. kadın sadece bir dekor, bir figür.
aradan aradan, hayvanlar alemiyle ilgili öğrendiklerimiz de yanımıza kar kaldı. kuşlar, zebralar, devekuşları, şempanzeler,... çilek (bkz: swh)
ayrıca oyunun sonunda, her birinin orkestradaki yerlerini alması ve canlı canlı çalıp söylemeleriyle bir kez daha şok oldum. yetenek böyle bir şey demek ki. hem çalarsın, hem söylersin, hem oynarsın.
--- spoiler ---
sonuç olarak, 1 kadın 1 erkek* olarak gittik, gördük ve "iki memnun insan" olarak çıktık. bir daha sahnelensin ankarada, bir daha gideriz. hatta, daha salondan çıkarken "yahu keşke vcd, dvd formatında olsa da dönüp dönüp izlesek, var mıdır ki?" bile dedik.
teşekkürler;
metin coşkun, onur ünsal, emre karayel, inan ulaş torun, mert fırat, timur acar ve tuna kırlı.
(ve insanoglu sarabi yaratti, 17.05.2011 10:09)
uzunca bir süre beklediğim oyunu dün gece odtü kültür ve kongre merkezinde izleme şansını yakaladım. oyunu bunca süre beklememin en büyük sebebi mert fırat'ın oyuncular arasında olmasıydı. kadroya daha dikkatli baktığımda ise onur ünsal, tuna kırlı, emre karayel ve diğer oyuncuları idrak ettim. hepsi de çok beğendiğim, çalışmalarını takip ettiğim oyunculardı. oyunu izlemiş olan, çevreden aldığım tepkilerden, oyunun oldukça müstehcen olduğunu düşünerek, kendimi ona göre hazırlayarak gittim. hiç de öyle çıkmadı. çatalın basur olmasından, son sahnedeki şarkıya kadar inanılmaz zevk aldığım bir oyun oldu. tiyatrodan hiç hoşlanmayan birisi olarak, izlediğim oyunun hiç bitmemesini istedim. bütün karakterler oyuncular tarafından ince işlenmiş ve sindirilmiş belli ki. en küçük jest ayrıntıları dahi insanda doğallık temasını hissettiriyordu. oyunun içeriğine gelirsek, altını çiziyorum, bir bayan olarak bunları diyorum;
--- spoiler ---
evet, oyunda kabaca bakıldığında, bayanlara sayıp sövme dönemleri var. lakin daha dikkatli bakıldığında, bayanların ortamda olmasa dahi, erkeklerin yalnız olduğu dönemlerde dahi onları yönetme özelliğine dikkat çekilmiş. erkeğin, testosteron sebebi ile istemsizce hormonlarının kurbanı olduğu, tamamiyle ihtiyaçvari bir durum sonucunda kadınların parmaklarında oynatıldıklarına dikkat çekiyor. kadının ise stratejiksel, planlı iş yaptığını ve erkeğin kadına düşkün olup, önemsediği kadar kadının durumla alakadar olmadığının da altını çizmekte ve en önemlisi de oratamda bütün yapılan tartışmaların sebebinin kadın olduğunu, hatta ve hatta "kadın olmasa insanlar birbirini öldürmez" düşüncesinden yola çıkarak, kadının hayatı yönettiğini vurguluyor. bir bayan olarak gururum okşanmadı değil. belki de benim algımda bir gariplik vardır bilemeyeceğim ama tek tavsiyem, oyuna doğru yerden bakmasını bilin. yoksa bu adamların yetenekleri boşa harcanıyor gerçekten.
--- spoiler ---
(icelicious, 16.05.2011 20:26 ~ 17.05.2011 12:13)
izleyenlerin yüzde yetmişinin bayan oldugu, 7 erkeğin hem kadınlarla hem de birbirileri arasındaki ilişkiyi anlatan oyundur.
izleyecek olanlar için 2011 bahar döneminin son 3 oyunu.
ha izleyemeye gidecekler oyun atölyesi cafesine oturdukalrında gelenlerin çok şık ve ailecek gelmelerine sakın takılma. sonucta aynı oyunu sergileyeceksin. cafeye otur guzel bir kahve iç ve rahatla. oyunun baslamasına az zaman kala sabırsızlıgı bir kenara bak ve relax ol ..
oyunu sonuna kadar beklemeyi bir saygı ifadesi olarak görün. emege saygı gösterin.
(yolgezen, 08.05.2011 22:53)
öyle oyunu terk edenleri, yok efendim bi kadın olarak çok rahatsız olanları, izleyenleri anlayamayanları filan duyduğum için daha sert bir oyun beklerken gayet de normal bulduğum ve güzel bir akşam geçirmemi sağlayan oyundur. evet birden ' noluyoruz' dedirten çıkışlar yok değildi ama hepsi oyunun bütününde bir yere oturuyordu. oyucuların hepsi sevgiyle selamlanmalıdır çünkü onlar kendilerine bu kadar hayran bırakmasalar aynı şekilde değerlendirilmeyebilirdi belki de.
(rayiha, 08.05.2011 22:39)
bütün performansların birbirinden iyi olduğu ama garson rolündeki tuna kırlı'nın hepsinden daha iyi olduğu oyun. hayranıyım bundan sonra..
sinemayı belki anlarım da tiyatroda oyunun yarısında çıkmak nedir yahu..şahsen böyle bişeye cüret etsem bir daha o tiyatronun önünden geçemem suçluluktan.hemen herşeyden çabucak sıkılır olduk.küfürden mi rahatsız oluyorlar acaba. hayatta hiç küfür etmemiş bi insanın testosteron'da ne işi var . insani pardon hayvani bir meselenin küfürsüz anlatılması yetersiz olur olmaz mı..neysem. keyifli bir oyun.
(cella, 11.04.2011 15:15)
dün akşamüstü izledim sonunda, performanslar çok iyiydi...oyuncular karakterlerle çok iyi özdeşleşmişti.
(kirmizi woswos, 11.04.2011 07:48)
eşim, baldızım ve şahsım olarak gittik efem. ben ne kadar güldüysem ve eğlendiysem, eşim ve baldızım bir o kadar durgundu. tamamen erkek dilinde yazılmış, güldürmüştür. yanımdaki bayanlar (hani az önce bahsettiklerim) yok konusu yok, bunun nesi komik, burda olay ne gibi laflar geldi. anlatamadım sevgili yazarlar. erkek erkeğe mi gitmek daha doğru olurdu acep; bilemedim.
kısaca: bence harikaydı; eşim ve baldızımca hiçbir şeye benzemiyordu.
(dyvim, 10.04.2011 21:44)
akşamüstü 5 te 3 kişilik yer bakıp, bilet almaya gittiğimizde o 3 kişilik yerin de satıldığını öğrenip, nasıl bir oyunmuş diye merak ettirendir.
(kirmizi woswos, 01.04.2011 08:41)
oyucuları süper, performanslar iyi. ama bütüne bakıldığında vasat bir tiyatro oyunu. parama, vaktime ve enerjime acıdım.
(lifecansometimesbesocruel, 23.03.2011 11:30)
""like a virgin" aslında bir bakireyi anlatmamaktadır, çok tecrübeli bir fahişenin büyük penisli bir adam tarafindan acı çektirilerek bekaretini kaybettiği günü hatırlamasıdır."
--- spoiler mı diyem ne diyem ---
reservoir dogs'la başlayan ve zaten bu filmi çok seven beni, daha ilk dakikadan kendine çeken bu oyun, yoğun bir iş haftası ardından insanı hayata yeniden şarj edip tekrar o buhrana güler yüzle sürükleyebilir.
gülme krizlerine girdiğim ama çıkamadığım bu oyunda, oyunculuklar olsun, senaryo olsun, espriler olsun gerçekten çok çok çok iyiydi ki verdiğim paraya haydi haydi değdi. salonda gülmeyen insan yoktu ve daha önce yazılan entrylerde belirtildiği gibi erken çıkan insanlar da oyunun 2. yarısında çıktılar, büyük ihtimalle işleri çıkmış insanlar olabilirdi. çok küfürlü denen bu oyunda hakkatten de çok küfür edildi hatta ilişkiyi nerdeyse ayrıntılı anlatacak kadardı ama insanları iğrendirecek şekilde değil gayet eğlendirecek biçimde yaptılar bunu. benim hanım da çokça dahil olmak üzere bayan arkadaşlar bol bol kahkaha attılar ve eğlendiler. hatta benim diğer yanımda oturan kadın o kadar komik gülüyordu ki bazen oyunu bırakıp kadına da güldüğüm oldu. yanında oturan eleman da yüzünü saklıyarak izlemeye çalışıyordu, belli ki aralarında bir ilişki vardı. (sana ne a.q) neyse, izmir'e her geldiklerinde bu oyunu izlemeye gideceğim konusunda kendime söz verdim, artık kaçırmam. böyle de prensipli bir insanım. ya haberim olmazsa geldiklerinden diye düşündüm de şimdi o kadar da iyi bir şey değilmiş gibi geldi prensipli olmak, atsan atılmaz, satsan satılmaz. sonuçta testosteron kandır, candır. yok aslında hormondur...
(frenchdeath, 04.03.2011 13:49)
pucca günlük d&r mağazalarında en çok satılanlar arasında yer alıyorsa, bu oyun da bu kadar izlenip sevilir bu şehirde. koskoca adamların ya çocukca ya da terbiyesiz hareketler yaparak insanları güldürdüğü, izleyene hiçbir şey vermeyen vakit kaybı bir oyun. aslında sevdiğim oyuncular vardı oyunda. metin coşkun ve onur ünsal'ın performansları süperdi. emre karayel ve mert fırat tanıdık simalardan. timur acar'ın da sesi harikaymış. ama oyun rezaletti. emre karayel oyun boyunca "rezalete bak" deyip güldü. ben de ziyadesiyle katıldım.
(erica arborea, 22.02.2011 16:11)
dün akşam oyun atölyesinde izlediğim oyun.oyun boyunca gülmekten kasıklarıma bildiğin ağrı girdi.kornel karakterine hasta oldum.bir de onur ünsal'ın çok güzel bir sesi varmış onu keşfettim.izlemeyen kalmasın bence bu oyunu.
(yds, 18.02.2011 10:24)
bu akşam ankara şinasi sahnesinde izlediğim komik oyun. tamam belden aşağı sex içerikli şeyler vardı ama 18+ da degil.
oyun içindeki bar sahnesindeki 2 televizyon bir kadının gözleri ve o kadın marilyn monroe (yada ben hayal goruyorum)
edit: ben hayal gormusum marilyn monroe degil, mae west'mis (goks'a tesekkurler).
(iklim, 20.01.2011 00:15 ~ 10:05)
gerçekten eğlenceli oyun. 2 perde daha bir eğlenceli. birinci perdede (hatta daha ilk 15 dakikada) çıkan "seyirci"lere aferin diyorum. bu kadar mı sabırsız ve hoşgörüsüzsünüz. sokaklarda daha kibar küfürler mi duyuyorsunuz? hele adana'da! ama güzel bir oyunu kaçırdınız haberiniz yok.
7. sırada ve tek göz ile (sağlık problemim nedeni ile) izlediğim için mimikleri biraz kaçırdım. özellikle gözünüz ile sorununuz varsa mümkünse ön sıralardan alın. yerlerde geçen sahneleri daha rahat izlersiniz.
2 aralık 2010 adana oyunundan görüntüler. video spoiler içerebilir.
http://www.flickr.com/photos/benugur/5237330965/
http://www.flickr.com/photos/benugur/5237922730/
http://www.flickr.com/photos/benugur/5237918326/
http://www.flickr.com/photos/benugur/5237917442/
http://www.flickr.com/photos/benugur/5237322231/
(ben smyrna, 07.12.2010 11:00)
yedi tane birbirinden yetenekli adamı bir araya getirmiş, olması gerektiği gibi bir oyun. kadınların gülmesi hayretle karşılanmış, salonu terkedenler olmuş, beğenmeyenler iğrenç bulanlar varmış, mış, mış. önceki sezonlarda gidememenin pişmanlığı ve sahneden kaldırılmadan gidip görebilmenin mutluluğu ile kendi adıma diyebilirim ki, iki saat boyunca güldüm. hem de bir kadın olarak inanmazsınız. oyunculuklara hayran kaldım. özellikle de onur ünsala taptım. abartılan şiddet, küfür ve cinselliği de gayet dozajında buldum.
--- spoiler ---
örnek vermek gerekirse, emre karayelin bir ilişkisini anlatığı ve diğer altısının da alkış kıyamet dinlediği sahnede, tam içimden ulan yeter be iğrenç misiniz diye geçiriyordum ki timur acar'ın "iğreeeenç! iğrençsiniz!" çıkışı geldi. hani tam sahnenin abartısı rahatsızlık vermeye başlamıştı ki, bu çıkışla her şey yine komik haline gerine dönmüş oldu.
bu arada restoranda bulunan, yedi erkeğin oturduğu, kimi zaman birbirine fırlattığı sandalyelerin ayaklarının topuklu kadın ayakkabısı şeklinde olmasının da tesadüf olmadığını söylüyor içimden bir ses. ve sadece bu ayrıntı bile çok çok başarılı ve takdir edilesi.
--- spoiler ---
gidin, görün, tavsiye edin, övün.
bu arada ne kadar onur ünsala hayran olmuş olsam da fırat tanışın yorumunu da merak etmedim değil.
(felidae, 22.11.2010 12:02)
oyunun ilk dakkalarında her nasılsa "sabredemeyip" çıkan makroorganizmalar, sitesini abik gubik yorumlarla bezeyenler,
hasta mısınız olm? neler kaçırdığınızı bilseniz sarsılarak zeybek oynar ve akabinde 14 günde kekemeliğe son verirsiniz.
şarkısı da güzeldi hem.
şeker de güzeldi.
bir de dekorunda bir detay gizliydi, kocaman bir detay. kimse nasıl dikkat etmemiş hayret.
(goks, 20.11.2010 00:29)
geçen akşam kadıköy oyun atölyesinde izlediğim oyun. tamam harika değil, espriler çok kaliteli değil belki ama, eğleniyorsunuz oyunda. bildiğiniz tanıdığınız tipler bambaşka yüzleriyle karşınıza çıkıyor. hele bir orkestra kurmuşlar ki allah yeteneği birine verdimi tam veriyor diyorsunuz. gidin görün, hoş vakit geçirin.
oyun atölyesine daha önce gitmediyseniz, biraz erken gidin ve içindeki restoranda hoş vakit geçirin. yemekleri de güzel tavsiye ederim.
(darlingiswriting, 21.10.2010 19:14)
son oyununu bugün seyrettiğim için kimseye tavsiye edememenin üzüntüsünü yaşıyorum. çok uzun zamandır bu kadar eğlenceli, bu kadar güzel bir oyun seyretmiyordum. ola ki yazın orda burda turneye çıkar, yakın bir ilde ise gidiniz, hatta testosteron çinde bile olsa gidiniz. o denli iyi, o denli saygıyı hak eden.
(ombisome, 31.05.2010 01:32)
arkadaşımla son dakikada gitmeye karar verdiğimiz oyun. sezonun son oyununu yakaladık çok da güzel yaptık efendim. kadınları aşağılar gibi görünürken ağır erkek eleştirisini içinde taşıyan çok zekice bir oyun. tadından yenmez şahane oyunculuklar ve 2.5 saatlik kahkaha... oyunun benim için tam anlamıyla özeti budur. oyuncuların isimlerini tekrar zikretmeyeceğim bilen biliyor herkes çok başarılıydı...
bir de oyundan alınan bu keyifle rezervuar köpekleri bir daha izlenir sadece oyunun başında bir süre bize izletildiği için bile...
(yuice, 31.05.2010 01:22)
oyun atölyesinde fırat tanışın geçen sene başrolde olduğu bu sene yerine başkasının geçtiği oyun.
sonunda boy ölçüştüren erkeklerin söylediği testeron şarkısı da süperdi.
edit:hormonun ismi yanlış yazılmıştır, google'ın yalancısıyım.
(ferit, 12.03.2010 13:36 ~ 13:41)
son zamanlarda izlediğim en iyi ve şu ana kadar izlediğim en komik oyun! broşürde tanıtım yazısını görünce, mehmet ali erbil tadında bel altı espirileri içeren bi oyun zannettim. fakat feci halde yanılmışım.
konsantrasyon bozukluğum var, çabuk sıkılıyorum, yerimde duramıyorum. ama bu oyunda, 1(yazıyla bir) saniye bile sıkılmadım!! ve hiçbir oyunda bu kadar yüksek sesli kahkahalar atarak, seri halde güldüğümü hatırlamıyorum. oyuncuların performansları muhteşem, eser de aynı şekilde. hele sonu çok iyiydi. oyun sonunda ellerim acıyordu alkışlamaktan.
denk gelirseniz kaçırmayın derim!
(black sabahat, 10.03.2010 00:44)
testosteron, belden aşağı muhabbetin, küfürlerin ve kadın muhabbetinin olduğu bir oyun. zaten bunu oyunu izlemeden de oyunun afişinden anlayabilirsiniz. afişte +18 işareti var.
bilet fiyatları nedense bana biraz fazla geldi.
öğrenci 20 tl, tam 30 tl.
http://www.mefallit.org/sahnede-testosteron.html
(szg, 27.02.2010 23:02)
biyoloji ile ilgilenenlerin her yönden memnun ayrılacağı eğlenceli oyun...
(donertasche, 23.01.2010 14:47)
onur ünsal başta olmak üzere tüm ekibin döktürdüğü çok keyifli, bol kahkahalı, erkeklerin en temel özelliklerini eğlenceli bir dille ortaya koyan oyun atölyesi oyunu. onur ünsal, emre karayelve mert fırat benim favorilerim oldu oyunda...
(laysamina, 23.01.2010 14:43 ~ 15:40)
sahnedeki oyuncuların ustalığının altında ezilen, yavan ve çoğunlukla bel altı esprilerden oluşan bir metni var. salvador dali'nin mae west adlı eserinden esinlenerek hazırlanan dekoru ve gerek kostüm gerekse lcd tvlerle gözümüze gözümüze sokulan ve aşırı sahte duran rezervuar köpekleri temalı dramaturjisi ise bence içler acısı.
seyircinin büyük çoğunlukla sadece küfürlere, düşmelere kalkmalara gülmesi ve sonundaki şarkıyla iyice eller havaya moduna girmesi ise oyunu iyice slapstickleştiriyor.
(prospero, 13.01.2010 01:47)
firat tanisin yerine korneli canlandiran onur unsalin mukemmel bir performans sergiledigi erkek dunyasini anlatan eglenceli oyun. cok derinlikli bir metni olmasa da kivrak bir dili ve mizahi var. ozellikle ikinci perdede temposu cok yukseliyor ve oyuncuklarin keyfini fazlasiyla aliyorsunuz.
(cameo, 04.01.2010 17:05)
oyunu özetleyen en güzel cümle sanırım kötü bir oyun ama iyi oyunculuklar .nedenine gelince amerikan esprisinden de kötü belaltı espiriler oyunun gereğinden fazla uzun oluşu ve saçmasapan bir konu açıkcası son zamanlardaki başarıları işlerinden feyz alarak mert fırat'ı baz alarak gitmiştim ama sahne üzerinde beni mert fıratdan da daha farklı bir oyuncu performansıyla şaşırttı :onur ünsal fazlasıyla gelecek vaadediyor kendisini daha kaliteli oyunlarda görmeyi isterim.
(joey82, 03.01.2010 02:07 ~ 02:12)
seksist, küfürlü, 7 tane bıyıklı oynuyor vs vs ama
--- spoiler ---
"bana yatakta orijinalindentürlerin kökeni'ni okurdu..."
--- spoiler ---
repliği geçtiği ve sahnede şeker bulutları dolaştığı için bayağı komik.
(basho, 21.11.2009 09:59)
oyun atölyesinde sergilendiği için "kesin güzeldir" umuduyla gidilen, vasat belaltı esprilerden oluşan, bir şafak sezerkomedisinden daha kaliteli olmayan oyun. oyuncuların sahnedeki enerjileri apayrı, lafım yok. ama lise çağı muhabbetlerinden daha seviyeli olmayan, bir tane üzerinde düşünülmüş cümle içermeyen bir oyun.
(fizboz, 01.11.2009 00:24)
ilk 20 dakikası oldukça yavaş ilerleyen ama sabrederseniz unutulmayacak bir kapanış yapan erkekler, kadınlar ve hormonlara dair eğlenceli bir oyun. bu seneki kadrosunda kornel rolünde onur ünsalı görmek de güzel bir sürpriz oldu benim için.
(cylmoril, 26.10.2009 12:46)
çok güldüm, çok eğlendim, çok alkışladım. emeği geçenlerin eline sağlık. bazı noktalarda klişe ve durağan olsa da geneli düşünülünce 2,5 saatlik bir keyif.
(havlu, 16.02.2009 10:25)
24 ocak 2009 cumartesi günü birkadınlar matinesi gerçekleştirmiş, 2,5 saat pek güzel vakit geçirtmişoyun atölyesiicraati.
pek bir emek verildiği, oyuncuların hepsinin de sahnede pek eğlendikleri belliydi. şahsen inan ulaş torun ve fırat tanış benim için o sahnenin yıldızları oldular o gün.
yalnız kadınlar matinesine 3 erkek de geldi (onca kadın arasında erkekleri insan çok rahat seçebiliyor), o kadar sinirlendim ki cidden geri zekalı olduklarını düşündüm bu 3 adamın. 4 arkadaş gitmişiz, "kız kıza eğleneceğiz oley" diye. ki tüm kadınların aynı amaçla geldikleri çok belli... oha önümüzdeki sırada bir adam oturuyor gayet kel. noluyo lan?
buradan o 3 parlak zekalı beye sesleniyorum; "kadınlar matinesi" tamlamasının neresini anlamadınız kuzum siz? tamam "kadınlar" kısmını anlamadığınızı biliyoruz, oyun zaten onun üzerineydi. matineyi mi anlamadınız nedir?
(delimine, 26.01.2009 17:17)
oyun atölyesinde sahnelenen "erkekçe kapışma" oyunu.
--- biraz spoiler olabilir ---
açılıştakirezervuar köpekleri ve giriş kısmındaki küfürler insanı sert bir oyuna geldiğini düşündürtse de kısa zamanda bu duygu yok oluyor, yerini kadınların ve erkeklerın (evet 7 tane erkek olsa da, neredeyse sürekli olarak kadınları eleştirseler de aslında kendilerini de eleştiriyorlar oyunda) genel yapıları, kişilikleri, farklılıkları üzerine bir komediye bırakıyor. kesinlikle üzerinde çok uğraşılmış bir oyun, harcanan emeği zaten oyunda görüyorsunuz ve sadece görmekle kalmıyorsunuz, kahkalarla olsun, düşüncelerle olsun karşılığını alıyorsunuz bu emeğin (sanki siz emek verdiniz bir de karşılık alıyorsunuz, neyse).
akılda kalan sahneler ise: pudra şekeri bulutu, ... uçak aprona yanaştı..., ve tabii ki finaldeki şarkı
--- biraz spoiler olabilirdi ---
izlediğim ikinci en iyi tiyatro oyunuydu, birincisinin deoyun atölyesinden çıkmış olması başarının rastlantı olmadığını kanıtlar nitelikte*.
(luane cor, 13.01.2009 16:15)
izmir ayağında, oyunun sonunda, oyuncuların önceizmir marşı devamındaizmir'in kızlarını çalıp söyleyerek yüzleri biraz daha güldürdükleri oyundur.
(marianne faithfull, 12.01.2009 17:19)
oyun boyunca kadınların yemediği küfür kalmıyor ancak en çok gülenler de yine kadınlar oluyor. en azından izmir'de bu şekildeydi. bazı yerlerde gözünden yaş gelenleri de gördük gülerken, pek keyifli ve eğlenceli erkek oyunu.
ha bir de oyun bitimindeki mini konser sonrasında yoğun alkış üzerine,izmir kızları hakkında bir şarkı söylediler oyunun şarkısına bağlayarak.
(blueme, 12.0 şahane,izlenmesi ve herkese tavsiye edilmesi gereken bir oyundur..küfürler yerli yerinde kullanılmıştır,kulağa batmaz,ahlaki değerleri altüst etmez,yani kimseyi ahlaksız yapmaz..
izleyenler çok şey kazanır,izlemeyenler de mükemmel bir oyun kaçırmış olur..başka da bişey olmaz..
(pohpoh perisi, 25.12.2008 11:55 ~ 11:56)
1.2009 09:19 ~ 09:21)
oyuncuların her birinin ayrı ayrı baş karakterler haline geldiği çok keyifli bol küfürlü kavgalı gürültülü bir oyun
ama gül gül gül nereye kadar
bonus olarak güzel bi de şarkı dinledik misss
(pinch, 25.12.2008 00:30 ~ 00:30)
başlarda sıkıcı olmakla beraber sonradan kendini baya bi toparlayan, acayip güldüren ve finaldeki pek eğlenceli şarkıyla "yav iyi ki gelmişiz" dedirten oyundur.
hassas arkadaşlar için uyarı:küfür/dakika oranı bayaa yüksek
(godricgryffindor, 24.12.2008 21:46 ~ 21:48)
gayet başarılı bulduğum, eğlenceli bir oyun, benim izlediğim gösterimde metin coşkun gerçekten çok iyiydi.
--- spoiler ---
oyunun açılışında rezervuar köpekleri olayı süper olmuş, arkasından kan revan içinde yere fırlatılan elemanın hali oyuna etkileyici bi giriş bence, küfür mevzusu ve kadınlara hakaret denen bölümler ise nasıl rahatsızlık yaratabilir anlamak mümkün değil oyunun özü bu lan!
--- spoiler ---
(cezamuhakemesihukukuyediomrumu, 05.12.2008 17:44)
oyun atölyesinin sahnelediği oyunlara bakışımı değiştiren oyun. istanbullu olmadığım için bugüne dek sadece turne oyunlarına; yanihaluk bilginerin başrol oynadığı oyunlara gitmiştim sadece. bu nedenle "bi oyunu oyun atölyesi sergiliyorsa sernaryosuna bakmadan bile gidilir" gibi bi izlenim edinmiştim ki testosterona biletimi de bu mantıkla aldım. yalnız oyunun 2. perdesi kendimeküfretmekle geçtiği için bende artık böyle bi düşünce de özel tiyatrolara zerre saygı da kalmadı (zaten beğendiğim tek özel tiyatro da oyun atölyesiydi)
--- spoiler ---
bir de kadınları bu kadar aşağılayan, bu kadar hakaret eden bi oyunda en çok gülenler en çok zevk alanlar nasıl kadınlar olur onu hiç anlamıyorum. ama 1. perdedeki pudra şekerini döküp burnuna çekme sahnesi gerçekten çok komikti, hakkını vermem gerekir. hatta sadece o da değil oyunda güldüğüm başka bir çok yer oldu ama o son 20 dakikadaki erkeklik muhabbetleri cidden çok irite ediciydi.
--- spoiler ---
(love hurts, 30.11.2008 11:03)
yeni sezonda oyun atolyesinde sahnelenmeye başlanan oyun. başındaki anlamsız kaşık, çatal muhabetti insanda bu hep böyle mi devam edicek, bu iki saat böyle nasıl geçicek hissini uyandırsada, devamında giderek keyiflenen oyunda başta katlanılan o sıkıcı onbeş dakikanın izlerinden tamamen kurtuluyorsunuz. şarkıları da pek hoş, yedi tane yetenekli adam biraraya gelip harika bir grup oluşturmuşlar.
aslında hiç uzun yaşamasak
yaşamımızın tadına varsak
daha fazla yaşlanmadan
biraz votka
biraz daha
çirkin kadın yok
az votka var
biraz daha koy elin alışsın
testosterondan olur bunlar
suçumuz yok ki eller alınsın
aslında
testosteron biraz arttıkça
votka bardakta azaldıkça
görüntüler güzelleşir ama
dikkat et sakin boynuzlanma
testosteron biraz arttıkça
votka bardakta azaldıkça
çuvalda var bir armut bir elma
dikkat et sakın boynuzlanma
(henalama, 05.11.2008 22:09 ~ 22:57)
oyun atölyesi’nin bu sezon içerisinde sahnelediği eş seçimi, erkek-kadın farklılıklarını ya da ikisinin birbirine şartlar, durumlar müsait olduğunda ne kadar benzeyebileceklerini anlatan, "testosteron arttıkça bardaktaki votka azaldıkça" şekilde devam eden eğlenceli bir şarkıyla bitirilen, şiddeti yüksek oyun
(kkeskesor, 12.10.2008 20:34)
bir seyirliğin, bir müzik parçasının veya bir yazının gelişi ne olursa olsun sonu güzel ve vurucuysa gelişteki ufak tefek bayıklıklar, olmamışlıklar kapanır; muhatap bu "deneyim"den memnun kalır. fütursuzca genelliyorum evet, aksini iddia edenle medeni bir şekilde tartışabilirim.
testosteron'u seyrederken de zaman zaman "acaba şahane bir sonu olacak ve ben şunu da unutacak mıyım" diye düşündüğüm yerler oldu. tytus karakterine kıl oldum mesela, çoğunlukla yapay geldi, haydi ona karikatür bir karakterdir diyelim geçelim. fistach'ı son derece abartı buldum, tiyatro için bile fazla büyük oynanmış gibiydi. çoğunlukla da text'i merak ettim, arada aklımdan gidip bi tirad atıp rolü allahın emri peygamberin kavliyle istemek bile geçti (pek de ukalayım). ama kornel karakteri harikaydı bak. bir de sonlara doğru gelen testosteron hakkındaki o gereksiz didaktik bölümü saymazsak* gidilesi ve görülesi bile diyebilirim. sonu ise son derece şık olmuş, seyirci coştukça coşmaları da harikaydı (bir ara bis olayına girdiler hatta).
netice olarak, sonuyla hafızaya bir sihirli değnek değdirip kendisini şahane bir "deneyim" haline getiren oyun diyetanımladım gitti.
---spoiler ---
("testosterooooon gorillerde şu işe yarar" "anladıııım testosterooon bizi kavgacı yapaaar" "vaaay demek hormonlarımızın esiriymişiiiz" bunu bilmeyen mi kaldı yahu? daha aydın bi aydınlanma beklerdim ben, olmuyorsa da olmasın, bağlantıyı seyirci kurabilir zaten. ben o zekayı herkeste gördüm.)
---spoiler ---
(tosantosun, 12.10.2008 01:59)
oyun atölye'sinin bu sezon içerisinde sahnelediği eş seçimi, erkek-kadın farklılıklarını ya da ikisinin birbirine şartlar, durumlar müsait olduğunda ne kadar benzeyebileceklerini anlatan, "testosteron arttıkça bardaktaki votka azaldıkça" şekilde devam eden eğlenceli bir şarkıyla bitirilen, şiddeti yüksek oyun
(kkeskesor, 12.10.2008 20:34)
oyun'u bilmiyorum, henüz izlemedim; ama 2007, polonya yapımı gayet izlenebilir bir filmi vardır. zaten oyunu ile aynı senaryoya sahiptir.
(goldenwand, 06.10.2008 14:45 ~ 14:47)
ilk 15-20dk sabredip çıkmazsanız, göstermiş olduğunuz sabrın karşılığını kahkaha olarak ziyadesi ile aldığınız eğlenceli oyun.
(ed, 06.10.2008 14:40)
pek eğlenceli birşarkısı olan tiyatro oyunu. başlangıç sahnesinin uzun tutulmuş olması dışında kesinlikle güldürebilen bir eser*.
(s e, 05.10.2008 21:31)
enerjisi çok yüksek ve inanılmaz zengin bir oyun. oyunculuklar desen birbirinden güzel ve başarılı. sadece biraz uzun tutulmuş izlenimi veriyor ki burada da dış etkenler giriyor işin içine. oyun,oyun atölyesinde oynanıyor ve mekanda eğer oyun biraz uzunsa sonuna doğru o kadar sıcak oluyor ki seyirci ister istemez oyundan kopuyor, malesef daha önce de başıma geldi. yoksa oyun gerçekten zengin, gerek televizyonların kullanımı gerek oyunun sonunda seyircileri ayağa kaldırıp ritm tutturacak halleri.
şimdi oyunu içselleştirme kısmına gelirsek eğer ilk yarı boyunca ben bu garsonu bir yerden tanıyorum diye diye izledim oyunu. arada oyunculara bakınca hatırladım ki garson yani tuna kırlı ile yanı liseden mezunuz ve hatta ben lisedeyken de onu tiyatrodan izlemiştim, nerden nereye...
(kudra, 04.10.2008 10:59)
hardcore oyun sergileyeceğim diye cyberpunk alemini "bağrışma"ya çeviren yönetimlerin aksine doğru düzgün, abartısız ve olması gereken ses seviyesinde tutulmuş muhteşem bir oyun.
erkek muhabbeti denen hadiseyi, "bakın erkek böyledir" diyen didaktik bir üslupla,
ne de, orijinal metinde öyle yazılmamış olmasına rağmen "ahh üstadım kadınlar aldatmayı severrr" diye kırıtan bir dramaturjiyle
veren oyun.
herşey çok dozunda, çok olması gerektiği gibi.gemide filmi erkek ortamını ne kadar iyi anlatıyorsa, testosteron'un bu yorumu da en az o kadar iyi.
evet, yolu apış arasına giden herkesle bir gün bir yerde buluşuruz...
(ghost of freedom, 05.10.2008 01:11 ~ 01:12)
Ahmet Kara
----- Original Message -----
From:Ahmet Kara
To:bilgi@oyunatolyesi.com
Sent: Saturday, October 04, 2008 2:28 AM
Subject: Testosteron
Oyunu izledim ve oyunla ilgili düşüncelerimi ekli dosyada dile getirdim.
Böyle bir oyunu Türk Tiyatro izleyicisine sunduğunuz için tüm Oyun Atölyesi kadrosuna teşekkür ederim.
Ahmet Kara
Dünyayı Yöneten Hormon: TESTOSTERON
Testosteron: Erkek olan bir canlıyı beyni ile değil de penisi ile düşünmeye, yaşamaya yönelten hormon ya da kısaca dünyayı yöneten hormon.
Şimdi bu da nereden çıktı diyeceksiniz. Şuradan çıktı tabii ki… TESTOSTERON, Oyun Atölyesinin bu sezon sahnelemeye başladığı yeni oyununun adı. Modadaki Oyun Atölyesi sahnesinde 2 Ekimden itibaren seyircisiyle buluşmaya başlayan TESTOSTERON, şimdiden kapalı gişe oynamaya başladı, tıpkı geçen yıldan beri kapalı gişe oynayan EVLİLİKTE UFAK TEFEK CİNAYETLER oyunu gibi.
TESTOSTERON’u Polonyalı genç senarist, rejisör, oyun yazarı ve film yapımcısı, dramaturg Andrzej Saramonowiczyazmış.Neşe Taluy Yüce dilimize çevirmiş ve genç yönetmen Kemal Aydoğan sahneye koymuş. Sahne tasarımını Bengi Günay, Müzik tasarımını Tolga Çebi ve Işık tasarımını İrfan Varlı yapmış ve hepsi de görevlerini başarıyla yerine getirmiş.
Oyunu hazırlayanlar görevini yerine getirmişde oyuncular görevlerini yapamamışlar mı? Olur mu? Onlar da yapabileceklerinin en iyisini yaparak ortaya öyle güzel bir oyun çıkarmışlar ki, hayretler içerisinde kalıyorsunuz.
Hepsi birbirinden başarılı yedi erkekten oluşan kadro öylesine birbiriyle uyumlu ki, iki buçuk saatin nasıl geçtiğini anlayamıyorsunuz bile. Sahnede her an kahkaha, gerilim var ve tüm koltukları dolu salon hop oturup hop kalkıyor. Oyun seyirciyi hem eğlendiriyor, hem bilgilendiriyor. Hiçbir okulda, Biyoloji dersinde, Testosteron konusu bu kadar eğlenceli ve kolay anlaşılır şekilde anlatılmamıştır.
Oyunun konusu adından da anlaşılacağı gibi erkeklik hormonu Testosteron’un erkekler, hatta kadınlar üzerindeki etkileri, onlara neleri yaptırabileceği, kadın erkek ilişkilerinin bin yıllardır değişmediği, değişmeyeceği, erkeklerin kadınlar karşısındaki zavallılığı, kadınların ya da tabiattaki tüm dişilerin erkekler üzerindeki egemenliği, erkeklerin kadınları seçtiği değil, tam tersine kadınların erkekleri seçtiği vs… vs…, yani aslında pek çoğu bildik konular. Ama konuların işleniş şekli gerçekten görmeye değer.
Oyunda başrol yok, her oyuncu başrol oynuyor. Biri diğerine göre kesinlikle ağır basmıyor. Zaten oyuncuların hepsi de birbirinden yetenekli, hepsi de eğitimli tiyatro oyuncusu. Stavros’ta Metin Coşkun, Komel’de Fırat Tanış, Fistach’ta Emre Karayel, Tretyn’de Mert Fırat, Janis’te Timur Acar, Robal’de İnan Ulaş Torun ve Tytus’taTuna Kırlı oyunculuk kariyerlerinin zirvesindeler ve ben bunları tüm samimiyetimle yazıyorum.
Bir tiyatro sever, bir tiyatro izleyicisi olarak, eğer zaman ayırır, yer de bulabilirseniz oyunu mutlaka izleyin diyorum. Eminim ki izleyince çok mutlu olacak, Türkiye’de gerçek anlamda tiyatro yapıldığını görmenin hazzını duyacak ve Türk Tiyatrosuyla bir kere daha gurur duyacaksınız.
Ahmet Kara
03.10.2008
Merve Güvenen
----- Original Message -----
From: merve guvenen
To: bilgi@oyunatolyesi.com
Sent: Thursday, March 25, 2010 2:30 PM
Subject: Testosteron // izleyici yorumu
Afişiyle konusunu anlatan ,oyuncuların enerjilerinin sahneyi aşıp izleyiciye hayat verdiği , anıra anıra gülmenize sebebiyet veren cesur ve dinamik bir oyun Testosteron.
Beni en şaşırtan oyun boyunca sahnede doğallığı ve role bu derece örtüşmesiyle harikalar yaratan Onur Ünsal nam-I diğer Kornel olduğunu belirtmeden geçemiyorum her ne kadar böyle bir kıyaslamaya girerek birden diğer oyunculara haksızlık yaptığım da an itibari ile farkına varsamda. Ama en güzeli senaryo her oyuncunun zaman zaman sazı eline almasını sağlayarak teker teker coşmalarına vesile olması sanırım.
Oyunla tanışma sebebim olan Mert Fırat mı? Anladım ki durağan rollerin oyuncusu değilmiş kendisi, zaman zaman doğallığını kaybedebiliyormuş, rolün zorlanmasıyla ivme kazanan, yine en zor en karmaşık noktada efsaneleşen bir oyuncuymuş kendileri.
Meğer kadın izleyicilerin erkek izleyicilere oranla daha fazla olma sebebi buymuş.
Erkekleri ,kadınları ve ilişkileri masaya yatıran bu 7 adammış.
Konu testosteron olunca, sahnede bu adamlar böyle döktürünce izleyicilerde özellikle de kadınlarda testosteronun yükselmesi kaçınılmazdır. Oyunda da belirttikleri gibi testosteronun kadınlarda yükselmesi ile neler olabileceğini kestirememe durumu,oyunun ardından kapıda yığılmış insan topluluğundan da anlaşılabilir sanırım.
Testosteron biraz arttıkça
Votka bardakta azaldıkça
Görüntüler güzelleşir ama
Dikkat et sakin boynuzlanma...
Merve Güvenen 25.03.2010
Prova Notları
• 2 Ekim 2008 Perşembe
• 1 Ekim 2008 Çarşamba
• 30 Eylül 2008 Salı
• 29 Eylül 2008 Pazartesi
• 27 Eylül 2008 Cumartesi
• 26 Eylül 2008 Cuma
• 25 Eylül 2008 Çarşamba
• 24 Eylül 2008 Çarşamba
• 23 Eylül 2008 Salı
• 22 Eylül 2008 Pazartesi
• 19 Eylül 2008 Cuma
• 18 Eylül 2008 Perşembe
• 17 Eylül 2008 Çarşamba
• 16 Eylül 2008 Salı
• 15 Eylül 2008 Pazartesi
• 13 Eylül 2008 Cumartesi
• 12 Eylül 2008 Cuma
• 11 Eylül 2008 Perşembe
• 10 Eylül 2008 Çarşamba
• 9 Eylül 2008 Salı
• 8 Eylül 2008 Pazartesi
• 7 Eylül 2008 Pazar
• 5 Eylül 2008 Cuma
• 4 Eylül 2008 Perşembe
• 3 Eylül 2008 Çarşamba
• 2 Eylül 2008 Salı
• 1 Eylül 2008 Pazartesi
• 30 Ağustos 2008 Cumartesi
• 29 Ağustos 2008 Cuma
• 28 Ağustos 2008 Perşembe
• 27 Ağustos 2008 Çarşamba
• 26 Ağustos 2008 Salı
• 25 Ağustos 2008 Pazartesi
• 22 Ağustos 2008 Cuma
• 21 Ağustos 2008 Perşembe
2 Ekim 2008 Perşembe
Testosteron seviyelerindeki heyecan ve strese bağlı olarak, 15.00’teki buluşmaya vaktinden önce gelen ekip bir süre antre cafe’de sohbet etti. Daha sonra sahneye geçildi ve kimisi için İtalyan, kimisi için Fransız bir prova alındı. Son ana kadar çalışma azmini yitirmeyen erkekler, 18.30’a kadar sahnedeydi. Çorba ve sandviçle karınlarını doyurduktan sonra geleneksel prömiyer hediyelerini kapışan erkekler, oyun için hazırlanmaya başladılar. Şekerler yenildi, boncuklar takıldı, şanslar dilendi, ateşkes yapıldı, testosteron östrojen birbirine karıştı. Ve saat 20.30 olduğunda... Testosteron! Bu sefer gerçekten başladı!
Günden Kalanlar :
1- Ağlamak yoğoğoğoğoğoğok, güğülmek var!
2- Oooff, off, puuff, pooff, aaaaaa aayy!
3- İşte budur!
Günlük Erkeklik Ölçümü:
Testosteron seviyesi : *****
Örtülü depresyon : *****
Açık depresyon : *****
Posttravmatik stres bozukluğu : *****
Östrojen seviyesi : *****


1 Ekim 2008 Çarşamba
15.00’te başlayacak olan provayı öne alarak, kadın asistana haber vermeden saat 14.00’te çalışmaya başlayan erkek yönetmen, erkek oyuncu ve erkek asistan, ekibin kalanının da gelmesiyle çalışmaya onları da kattı. Bir süre - ki bu süre yaklaşık olarak bir buçuk saate tekabül ediyor- problemli sahneler üzerine çalışıldı. Ufak çapta bir kontrol krizi yaşandı, bahisler oynandı. Erkek müzisyenin gelmesi bile durduramadı onları. Onu bir süre beklettikten sonra – ki bu süre de, yaklaşık olarak bir saate tekabül ediyor - müzik çalışmasına geçtiler. Bu sefer de kendini müzik çalışmasına kaptıran ekip - ki bu kaptırma yaklaşık olarak iki buçuk saate tekabül ediyor – geç kalınmasına rağmen hızlıca yemek yedikten sonra, seyircili genel prova için hazırlanmaya başladı. Bengi ve Özlem, sahnenin dudak problemiyle, zaman zaman ekibin, çok münasip, gayet yerinde, son derece akademik yorumlarıyla uğraştı. Prömiyer, ertesi gün olduğu için kimse heyecanlı meyecanlı değildi, hele stresli mtresli hiç değildi. Zaten seyircili provada hiç aksilik maksilik de olmadı, kimse replik meplik de unutmadı, kimsenin dili mili de sürçmedi, kimse hata mata da yapmadı. Herkes bir eğlendi, bir eğlendi… Yönetmen de oyundan bir memnun kaldı, bir memnun kaldı… Oyun sonrası ekibi mekibi toplamadı, kimseye mimseye kızmadı, kötü mötü demedi. Patlamış mısırmış, telaşmış, kırmızı conversmiş, sopaymış, kesermiş… bunların lafı bile geçmedi. Sussana kadın yazar, nereden çıkarıyorsun böyle şeyleri! 2 Ekim birazdanmış, yarın 2 Ekim’miş, yarın prömiyermiş, 200 seyirci varmış, haftanın bütün biletleri satılmışmış… Prömiyermiş, yarınmış. Yalanmış. Yokmuş öyle şeylermiş. Kadın yazar şaşırmış. Östrojendenmiş hepsi, östrojendenmiş.
Günden Kalanlar:
1- Dile mi benzemiş o?
2- Şarkı, bari iyi oldu mu?
3- Bir telaş ilen geldi geçti peh peh peh.
4- Gülme lan! Buraya gülmeye mi geldin?
Günlük Erkeklik Ölçümü:
Testosteron seviyesi : *
Örtülü depresyon : *****
Açık depresyon : *****
Posttravmatik stres bozukluğu : *****
Östrojen seviyesi : *****


30 Eylül 2008 Salı
15.00’te, Tolga Çebi’yle müzik çalışması için toplandı ekip. Bir saatlik çalışmanın ardından oyuna dair konuşuldu ve birkaç sahne üzerinde çalışıldı. Enstrümanlar üzerinden yapılan aydınlatıcı karakter tahlilleri oldukça ilginç bulundu ve gözlemlenmek üzere not edildi. Yemek için ara veren ekip, seyircili genel prova için hazırlığa başladı. 20.30’da başlayan genel provada oldukça heyecanlı olan ekip, çıkan ufak tefek teknik aksaklıkların üstesinden gelerek, seyirciyi oldukça eğlendirdi. En azından öyle göründü kadın yazara. Prova sonrası, günün değerlendirmesi yapıldı ve sohbete antre cafe’de devam edildi.
Günden Kalanlar:
1- Ordu da mı çaldınız?
2- Dırlı konuşmak zorundasın!
3- Tuna! Tuna! Tuna!
4- Çocuğunu kaçırırım!
5- Neden tiyatro?
Günlük Erkeklik Ölçümü:
Testosteron seviyesi : ***
Örtülü depresyon : *****
Açık depresyon : -
Posttravmatik stres bozukluğu : **
Östrojen seviyesi : ***


29 Eylül 2008 Pazartesi
Müzik çalışarak güne başlayan ekip, genç yönetmenin ve sevgili yeğeninin gelmesiyle provaya koyuldu. Birkaç problemli sahneye bakıldı. Ardından, genç yönetmenin küçüklüğü daha da genç yönetmen KA, çocuk tiyatrosu üzerine fikirlerini ekiple paylaştı, kısa ama etkileyici bir oyunculuk performansı sergiledi. Sahne geçişlerini ve ışık değişimlerini de çalışan ekip, saat 17.00’de ara verdi. 20.30’da ilk seyircili genel prova yapıldı. Oyun değerlendirmesi bittiğinde saat 24.00 olmuştu.
Günden Kalanlar:
1- Seni üst dudak oyuncusu seni!
2- Seviyor musun kanlı oyunları?
3- Seyircinin önünde akılsız kalıyorsun!
4- Tavşanlar da konuşamıyor ya…
5- Git, gerçek doğada yap. Neden yapamıyorsun? Korkuyorsun. Fili var, aslanı var…
6- Çünkü o sincap malı!
7- Oğlan dayıya çekermiş.
8- Allah rızası için bir yaprak tanesi!
Günlük Erkeklik Ölçümü:
Testosteron seviyesi : ****
Örtülü depresyon : ****
Açık depresyon : -
Posttravmatik stres bozukluğu : **
Östrojen seviyesi : **


27 Eylül 2008 Cumartesi
Saat 13.30’ da Tuna, Ulaş ve Fırat’ ın üçlü sahnesini çalışmak üzere provaya başlandı. Dört saatlik çalışmanın ardından, Tolga Çebi, Mert, Tuna ve Gizem’ in de gelmesiyle müzik ve dans çalışmasına geçildi. Bengi Günay, içinde pembe-kırmızı bir sıvı bulunan; sadece ekibin kadınları için aldığı bir şişeyle görüldü. Ekibin erkeklerinin de peşinde uzunca bir süre koştuğu şişe… hmm… şey… Prova 19.30’da sona erdi.
Günden Kalanlar:
1- Tiyatro ilginç bir şey ya! Sen, üst sınıfı yakala, tokatla!
2- İçi, biçime çekiyorsun.
3- Vurun, bırakın, mi’yi bırakın.
4- İkinci testosterondan alıyoruz. Yani çuvaldan.
Günlük Erkeklik Ölçümü:
Testosteron seviyesi : ***
Örtülü depresyon : **
Açık depresyon : -
Posttravmatik stres bozukluğu : -
Östrojen seviyesi : **


26 Eylül 2008 Cuma
Saat 11.00’de, Tolga Çebi’yle müzik provası için toplanan ekip, üç saatlik çalışmanın ardından kısa bir ara verdi. Genç yönetmenin, içimizdeki maymunu keşfetmeye yönelik teşvikleriyle dolu bir konuşma-tartışma seansından sonra, provaya geçildi. 2. perdede yarım kalan Annan çalışmasına devam edildi. Radikal gazetesinden Hızır Tüzel’in gelmesiyle, bu çalışma bırakıldı ve 1. perde akışı alındı. Akışı seyreden Hızır Tüzel, oyuncularla ve genç yönetmenle röportaj yaptı, fotoğraflar çekildi. Yemek için ara veren ekip, 18.30’da Annan çalışmasına geri döndü. Bir süre çalışıldıktan sonra kısa bir ara daha verilerek, 2. perde akışına geçildi. Ancak, psikodramaya gönülsüz ekip, bir noktada takıldı. Konuşuldu, tartışıldı, ikna olundu, vazgeçildi. Konuşuldu, tartışıldı, oynandı, ikna olundu. (İkna olundu denilebilir. İkna olundu denilebilir mi? ) Prova 23.00’te sona erdi.
Günden Kalanlar:
1-Oğul buldun, gözü kaybettin.
2-Ben can vermem, asla!
3-Hayır, sen kendi içinde tartışmışsın bunu.
4-Stavros pane?
5-Algının sıfır vaziyeti! Hah! İğrençsin asistan, iğrençsin!
6-Arının lan kuyruklarınızdan!
7-Kabarama kabarama kel Fatma, Annen güzel, sen çirkin!
8-Neden bonobo değiliz? Haydi, olalım!
9-Ben ikna olmadım abi.
10- O zaman devam etmemizde hiçbir mahsur yok?
Günlük Erkeklik Ölçümü:
Testosteron seviyesi : ****
Örtülü depresyon : **
Açık depresyon : ***
Posttravmatik stres bozukluğu : *
Östrojen seviyesi : **


24 Eylül 2008 Çarşamba
Bugün, 11.00’de müzik çalışmasıyla başladı prova. Tolga Çebi’yle geçen üç saatin ardından, kısa bir ara verildi. Ayrıntılar üzerinde çalışılmak üzere sahne hazırlandı. “Ah şu gençler! Karizmalarınızı çizdirin. Yönetmen tarafından tufaya getirildiniz. Oyunun yerden kaldırılmasıyla başlar prova.” dedi genç yönetmen. Kimse bir şey anlamadı, devam ettiler provaya. Onlar sahnede çalışırken, sahne arkasında da hareketlilik devam ediyordu. Örneğin Erdal Çiftçi, Günay’ın maddi, manevi desteği sayesinde, pilates lastiğiyle fırlatma teknikleri üzerine bilimsel deneyler yapıyordu. 17.30’da, yemek için ara veren ekip, Haluk Bilginer’in de katılımıyla 19.00’da akışa başladı. Saat 22.00’de biten akışın ardından, antre cafe’ye çıkıldı ve günün değerlendirmesi yapıldı.
Günden Kalanlar:
1- İhya et bizi Emre, ihya et!
2- Tel sarar Uuulaş, tel saarar!
3- Cinsel bir şey olmadan da şeberilebilir ya.
4- Etkileyici!
5- Senin bis yapman gerekmez mi ya?
Günlük Erkeklik Ölçümü:
Testosteron seviyesi : ***
Örtülü depresyon : -
Açık depresyon : -
Posttravmatik stres bozukluğu : *
Östrojen seviyesi : *


24 Eylül 2008 Çarşamba
Bugün, hareket çalışması yapıldı. Saat 12.00’ye alınan bu çalışmayı tüm oyunculara duyurmayı (bu kadar basit bir şeyi bile) beceremeyen ve bu beceriksizliklerinden ötürü Emre’nin geç kalarak, hareket edememesine sebep olan asistanlar Dümbük ve Dümbükiye, genç yönetmenden zılgıtı yedikten sonra provaya geçildi. Genç yönetmenin keyfi yerine geldi.
2. perdeden başlayarak, dünkü Kofiannan çalışmasına devam etti. Tek sorun, geçen sene aldığı, sıcak tutan, çok pahalı sweat-shirtüydü. Gerekli giyecek desteği de sağlandıktan sonra, provaya devam edildi. Elbette, bu arada bir sürü şey oldu. Timur, sandalyenin bacağını kırarak, gürültüyle yere düştü. Asistanlar ve bir kısım oyuncular cimdal yedi. Diller sürçtü. Emre gitti, Volkan geldi. Eh, Mert zaten oradaydı. Tuna, ilkel kabilelerde yaşam üzerine çok bilimsel açıklamalar yaptı. Vesaire, vesaire… Ama ben bunlardan söz edecek değilim. Dört saatte sekiz sayfa çalışabilen ekibin, 17.00’de yemek için ara verdiğini söyleyeceğim sadece. Yemek arasından sonra, akış alındı. Akış sonrası ise, müzisyenlerin monitör sorunu için harekete geçildi. Prova bittiğinde, saat 22.00’yi geçiyordu. Ekip, bir süre antre cafe’de sohbetlerine devam etti.
Günden Kalanlar:
1- Tabii, tabii çok gururlanacaklar. Sapık bir aileyiz biz.
2- Artıkın arabayı ben kullanacağım.
3- Tretyn Bey, neysen ney…
4- Sus! Bilim adamları seni mancınıkla Büyükada’ ya fırlatır.
5- Bi dakke !! Dijşijşjempanzeler !! Bu niiieeaa yaaa?
6-Erkek!
Günlük Erkeklik Ölçümü:
Testosteron seviyesi : **
Örtülü depresyon : ***
Açık depresyon : *
Posttravmatik stres bozukluğu : **
Östrojen seviyesi : **


23 Eylül 2008 Salı
Gün, hareket çalışmasıyla başladı. Gizem’le çalıştıktan sonra ara veren ekip, 14.10’da provaya geçti. Karakterler ve oyun üzerine uzun uzun sohbet ettiler. Bu oyun, kırıldığında çatırt diye ses çıkaracak bir oyun haline gelmeli dediler, sert olmalı dediler, ayrıntıya girdiler, an an çalıştılar. Genç yönetmen KA, aldı yine sopayı eline. Bir yandan dövdü, bir yandan oynattı, bir yandan konuştu, bir yandan eğlendi. Bu cinai ortama daha fazla dayanamayan Fırat ve Timur, “Giremeyenler” adlı iki kişilik bir oyun yazmaya karar verdi. (Giremio ve Gurumuo adlı iki kafadarın çilesini anlatan oyunun prömiyer tarihini, daha sonra bildirecek kadın yazar.) Acıkan ekip, 17.00’de yemek arası verdi. Bir saatlik aranın ardından, provaya kaldığı yerden devam eden ekip, oldukça eğlendi denilebilir. Seyirciyi güldüremeyen oyunculardan, espri başına alınacak para cezası da kararlaştırıldıktan sonra, artık gittikçe endişe verici bir hal alan ve ekibin diğer üyelerine de sirayet eden Mert ve dili üzerine düşünüldü. Nedeni arandı. Tekrar düşünüldü. Nedeni bulunamadı. Mert devam etti. Gülündü. Düşünüldü. Gülündü. Düşünüldü. Gülündü. Prova, tüm itirazlara rağmen, genç yönetmen tarafından 22.15’te sona erdirildi.
Günden Kalanlar:
1- Tüm ekipten, Toğan’a geliyor… “Sorry, istemeden.”
2- Babamların kuşağından biliyorum. İlk esprileri, kılıbık olmaktı.
3- Kanser hücresi gibisiniz ha!
4- Fırat, biraz daha şuradan bayılman mümkün mü?
5- Bunlar sayıyor, ben bakıyorum.
6- Bu da iki buçukluk bir laf abi, söyleyeyim…
7- Sana mı bası vereceğiz?
8- Anlayışlı ama kırmızı.
9- E tamam, güzel oynuyorlar da, bu ne be?
Mert’ ten Kalanlar:
Oyşa ben... gazeteciyim. Aslında tam da değilim. Magazin gazetecisiyim. Yani gazeteciyim. Yani malümünüz, o inli bir şanatçı olduğundan, bütün toran burada kayıtlı. Gazeteciyim ben. Aslında tam da değilim.Kızmadan, tansiyonlu anlattım. Lafa girmesin diye.
Mert’ e Kalanlar:
1- Ne var yani! Bir oyuncu da konuşamıyor. Ona da ihtiyaç var.
2- Gazeteciyim. Bisikletle gazete dağıtıyorum.
3- Şimdi, Beşiktaş İskelesi’ nden çıkıyorsun, karşıya geçiyorsun, sağa dönüyorsun…
4- Haydi, gidin sigara için siz.
Günlük Erkeklik Ölçümü:
Testosteron seviyesi : ***
Örtülü depresyon : **
Açık depresyon : -
Posttravmatik stres bozukluğu : **
Östrojen seviyesi : *


22 Eylül 2008 Pazartesi
Bugün, herkesten önce tiyatroya gelen oyuncular, Tolga Çebi’yle müzik çalışması yaptı. Üç saatten fazla süren bu çalışmanın ardından, kostümler de giyilerek, teknik prova alındı. Hafta sonu oldukça yoğun çalışan Erdal Çiftçi, İrfan Varlı, Bengi, Aygül, Cansu, Günay, Harun ve genç yönetmen KA sayesinde nerdeyse hazır olan dekor, çerçevelerin de gelmesiyle tamamlandı. Teknik provayı kimse yumruk yemeden bitirebilen ekip, yemek için ara verdi. Yemekten sonra, kostümlerle ve teknik prova yapıldı. Provayı seyreden Aktüel dergisinden Ayşegül Oğuz, provanın ardından oyuncularla röportaj yaptı.
Günden Kalanlar:
1- İkinci, üçüncü, ikinci, üçüncü, ikinci, üçüncü kapı!
2- Bunu arabada bebeğin içinde bıraktı.
3- Gaz verdiniz mi?
4- Kaset tamam, bir de kâse denesek mi?
Günlük Erkeklik Ölçümü:
Testosteron seviyesi : ***
Örtülü depresyon : *
Açık depresyon : -
Posttravmatik stres bozukluğu : *
Östrojen seviyesi : ***


19 Eylül 2008 Cuma
10 dakika gecikmeyle başlayan hareket çalışmasında, birbirlerine masaj yaparak rahatlayan erkekler, gevşeyen kaslarını, klasik oyun atölyesi ısınma müziğinin devreye girmesiyle toparladılar. Işık odasındaki genç yönetmen KA ve İrfan Varlı’nın, bu toparlanmadaki payları gözden kaçmadı. Bir süre daha mekiklerle ısınmaya devam eden ekip, kısa bir aradan sonra provaya başladı. 3. perdeden başlayan çalışma, fazla devam edemeden kesildi. Ekip, bu perdenin gerekliliğini ve oyuna katkısını tartışmaya başladı. “Bu perde neden oynanabilir?” sorusuna verecek cevabı olanlar, klasik oyun atölyesi cimdalıyla ödüllendirildikten sonra, tartışma sona erdi. 3. perde oyundan çıkarıldı. Bir karara varmanın rahatlığı, bir yükten kurtulmanın dayanılmaz hafifliğiyle sorunlu sahneler üzerinde çalışan ekip, Haluk Bilginer’in gelmesiyle kısa bir ara daha verdi. Sorunlu sahnelerin de çalışılmasıyla, yemek arası verildi. Yemekten sonra, kostümlü bir akış alındı. Bu akış sırasında, ışık ve efektlerin provaları yapıldı. Ama seyredenleri en çok eğlendiren, bu kez su yerine gerçek votkalarla prova yapan yüksek testosteronlu erkeklerin, her provada düşünmeden onlarca kez kafaya diktikleri o içkileri, bu kez elleri titreyerek içmeleri oldu. İlk bardaklardaki tepkiler ise görülmeye değerdi. Akış bittikten sonra, genç yönetmen KA ve Haluk Bilginer provayı değerlendirdi. Ekip, 23.00’de dağıldı.
Günden Kalanlar:
1- Açık mısınız? Açığız da, kapı orası değil abi.
2- Gördün müüü, gördün müü, havaları basmayı gördün müü?
Günlük Erkeklik Ölçümü:
Testosteron seviyesi : ****
Örtülü depresyon : **
Açık depresyon :*
Posttravmatik stres bozukluğu : *
Östrojen seviyesi : ***


18 Eylül 2008 Perşembe
Zamanında başlayıp, zamanında biten hareket çalışmasının ardından, 2. perdeden provaya başlayan ekip, birkaç saatlik çalışmanın ardından kısa bir mola verdi. Türk tiyatrosunun büyük rejisörlerine saygı duruşuyla başlayan ikinci bölüm, kırmızı gömlekli yeni nesil garip genç yönetmenin, sopayı eline almasıyla devam etti. Tolga Çebi’nin de gelmesi ve müzikleri bitirdiğini söylemesi, ekibin şevkine şevk kattı. Ya da, kadın yazarın canı öyle demek istiyor.
Hayli eğlenen ekip, yemek arasına kadar çalıştı. Genç yönetmenin, zaman zaman sahnede oynamakta olan oyunculara masaj yaparak moral destek verdiği de gözlerden kaçmadı. Dedik ya, garipti bu genç yönetmen. Yemekler yenilip, karınlar doyurulduktan sonra, kostümlü fotoğraf çekimi ve akış için sahneye inildi. Tolga Çebi nin müzikleri eşliğindeki testosteron orkestrası, son günlerin görülmeye değer şeyiydi. Hem eğlenip, hem eğlendiren
erkekler, şıklıklarıyla da göz doldurdu. 20.20’de başlayan kostümlü prova sırasında, İrfan Varlı fotoğraf çekmeye devam etti. 2 Ekim’deki prömiyerin heyecanını artık bastıramayan Testosteron ekibi, 23.05’te provayı bitirdi. Hep birlikte antre cafe’ye çıkıldı ve günün değerlendirilmesi yapıldı.
Günden Kalanlar:
1- 80 km hızla gelen bir topu nasıl tutarsın?
2- İtinayla, toz şekerle yaşlandırma, çökertme yapılır.
3- Aaaa, gideceğim ama şimdi. Programı terk edeceğim.
4- Demiş miyim?
5- Evet, bir şey istiyor da, onu daha bulamadım.
6- Koş, koş. Baban ölüyor.
7- Evet. Mesela şimdi, o tavus kuşu tiradına gelelim.
8- Vur, vur, orasına burasına, çivi gibi, çivi gibi, çak, çak, çak!
9- Testosterondan olur bunlar, suçumuz yok ki, eller alınsın!
Günlük Erkeklik Ölçümü:
Testosteron seviyesi : ***
Örtülü depresyon : *
Açık depresyon : -
Posttravmatik stres bozukluğu : *
Östrojen seviyesi : *


17 Eylül 2008 Çarşamba
Geç kalanlar olmasına rağmen, saat 13.00’de sahnede yerlerini almış olan birkaç oyuncunun ısrarıyla, diğerlerini beklemeden hareket çalışmasına başladı ekip. Sahnedeki hummalı çalışmayı gören diğerleri de, aceleyle yerlerini aldılar. Gergin bir aranın ardından, provaya geçildi. Metin üzerinde zaman zaman ufak düzeltmeler yapıldı. ‘Bir Çehov oyunu bir haftada nasıl sahnelenir?’ in yanıtı bulundu. Provaya dönüldü. Prova yapıldı. Prova yapıldı. Prova yapıldı. Saat 19.00’a kadar prova yapıldı. Yemek arasını unutan genç yönetmen KA, günü böyle sonlandırdı.
Günden Kalanlar:
1- Mesela, o kapının sesi o kadar güzel ki. Hiç kimse duymadı şimdiye kadar.
2- Buldukça çakıcam, kusura bakmayın.
3- İşte bak ya, ne güzel şey şu oyun denen zıkkım!
4- Haaa, heee, hııııı, meeee…
5- Ne içiyorsun abi?
6- Kapıcıyla temas
O kadar basit olamas.
7- Çilek anlat, çilek.
8- Anladım! Biri ebeleö ebelöeyken, öbürü öbölö.
9- Küçültme kafanı!
10- Hem Dionysos’ u baskıla, hem Dionysos’ u ara. Ne tuhaf bir problem bu ya!
11- Sen ergensin. O merhaba derse erkek olacaksın.
12- İnsanın içine düşürüldüğü farsa bak be!
Günlük Erkeklik Ölçümü:
Testosteron seviyesi : **
Örtülü depresyon : ***
Açık depresyon : *****
Posttravmatik stres bozukluğu : *****
Östrojen seviyesi : **

16 Eylül 2008 Salı
17.30’daki yemek arasına kadar devam eden prova, yemekten sonra da devam etti. Bugün 1. perdeye dönmeyen ekip, 11 sayfalık bölüm üzerinde çalıştı. Gülündü, eğlenildi. Biraz daha gülündü, biraz daha eğlenildi. Daha da gülündü, haddinden fazla gülündü, durulamadı, yine eğlenildi. Oyuncular sakinleşip provaya devam etti, seyirci sakinleşemedi, seyretmeye devam etti. Saat 20.30 ‘du. Prova bitirildi.
Günden Kalanlar:
1- Tamam, çok hızlı alıştırıyorum.
2- Dromaius novaehollandiae.
3- Ağzına iç Yanuş!
4- FITBOL!
5- Yine mi konuşmuyorum?
6- Sus, sus!
7- Bak, yine gülüyor!
8- Bayağı, Antik Yunan habercisi gibi oldun yani!
Günlük Erkeklik Ölçümü:
Testosteron seviyesi : ***
Örtülü depresyon : **
Açık depresyon : *
Posttravmatik stres bozukluğu : *
Östrojen seviyesi : ***


15 Eylül 2008 Pazartesi
Evet, bugün de Gizem buradaydı. Evet, bugün de hareket çalışmasıyla başladı prova. Erkekler sahnede hareketlenmeye çalışırken, genç yönetmen KA onları seyrederken, düşlere dalmış muhtemelen bir hormon çekimiyle bir araya gelen kadınlar, sahne arkasında yeni gelen dekorun sandalyelerini severken, bir saat akıp gitti. Isınmanın ardından, yeni gelen sandalyeler, masalar ve platform sahneye yerleştirildi. Koltuklardakiler, ışıl ışıl, pırıl prıl, topuklu topuklu dekordan gözlerini alamazlarken, sahnedekiler provaya başladı. 3. perde okundu ve oynanıp oynanmaması üzerine konuşuldu. Şimdilik bir karar verilemeden, 2. perde oynanmaya başladı. 18.00’de yemek için ara veren ekip, 19.30’da tekrar provaya döndü. Yeni gelen fon, el birliğiyle asıldı. Küçük bir sahne çalışıldı ve arkasından, 1. perdeden başlanarak akış alındı. Oturdukları kadınların üzerinde, hormon rehavetiyle kendilerini salan erkekler, dekoru yamultup çatırdatarak provayı bitirdiler. Kimi gülmesine engel olamıyordu, kiminin dinlediği hikâyenin etkisiyle ağzı sulanıyordu, kiminin şaraptan dili dolanıyordu. Saat 23.00 olmuştu.
Günden Kalanlar:
1- Bir kabahat işleyince, suç ortağı bulmadan ortaya çıkmıyor mu bunlar?
2- Diyelim ki dünyada kadın diye bir şey yok, niye arardınız beni?
3- İlahi rock dönemi, Hristiyanrock dönemi!
4- Karın mı çıktı?
5- Bu cümleyi aslında Robal söyler Kemal Abi. Çünkü, sahnenin matematiği de öyle yani.
6- Noldu? Sustun bi?
7- İşte, dedim oğlum, işte tam fırsat, fırsat bu fırsat.
8- Ne içiyorsunuz ulan?
9- Kimdi o adam?
10- Ağzı sulandı hayvanın.
11- Tabii bir de genç yönetmenin yeşil pantolon sorunsalı…
Günlük Erkeklik Ölçümü:
Testosteron seviyesi : ***
Örtülü depresyon : *
Açık depresyon : *
Posttravmatik stres bozukluğu : *
Östrojen seviyesi : ***


13 Eylül 2008 Cumartesi
Saat 14.00’te Tuna’yla giriş sahnesinin çalışılması için buluşuldu. Bir buçuk saatlik çalışmadan sonra, Fırat ve Ulaş’ın da gelmesiyle üçlü sahneye geçildi. Zaman zaman, iki insan arasındaki 80 cm’lik güvenlik alanı ihlal edilerek, 5 sayfalık bölüm üzerinde çalışıldı. Dört saatlik çalışmanın ardından prova sona erdi.
Günden Kalanlar:
1- Bilimin İngilizcesi, Latince’ye çevrilir mi? Çevrilirse de kütür kütür okunur mu? Okunursa da kim okur? Okursa da nerede…
2- Napıyorsunuz? Şarj oluyoruz…
Günlük Erkeklik Ölçümü:
Testosteron seviyesi : ***
Örtülü depresyon : **
Açık depresyon : *
Posttravmatik stres bozukluğu : *
Östrojen seviyesi : *


12 Eylül 2008 Cuma
Yemek sonrası, 1. ve 2. perdeler çalışılan yere kadar oynandı. Prova 21.30’da sona erdi.
Günden Kalanlar:
1- Ergenlik, metal yığını, 80 km, zayiat, tasavvur.
2- 17 dakikada lise bitmiyor mu?
3- Herkes yüzünü alsın.
4- Timur, sen oradan çık istersen.
5- Tunaaa, geldik annem.
Günlük Erkeklik Ölçümü:
Testosteron seviyesi : **
Örtülü depresyon : **
Açık depresyon : *
Posttravmatik stres bozukluğu : *
Östrojen seviyesi : **


11 Eylül 2008 Perşembe
Tuna’nın, kesilen saçlarıyla enerjisi arasındaki doğru orantı tespit edildi. Yemek için ara verene kadar, 1. perde üzerinde çalışıldı. Yemekten sonra, pasta kesilerek, Tuna’nın doğum günü kutlandı ve 2. perdede gelinen yere kadar akış alındı. 1. perdeye göre düşük olan bu bölüm üzerinde çalışılmasına karar verildi. Prova 21.00’de sona erdi.
Günden Kalanlar:
1- Unuttum, adımı unuttum!
2- 1 - 1!
3- Çalışan kazanır, elması kızarır.
4- eeşittiremcekare.
5- Emer.
Günlük Erkeklik Ölçümü:
Testosteron seviyesi : ***
Örtülü depresyon : ***
Açık depresyon : *
Posttravmatik stres bozukluğu : *
Östrojen seviyesi : ****


10 Eylül 2008 Çarşamba
Prova 12.00’de, Tuna’yla, giriş sahnesinin çalışılmasıyla başladı. Bir saatlik provanın ardından, Timur ve Emre hariç, Gizem’le hareket çalışıldı ve 1. perdenin provasına geçildi. Timur’un da gelmesiyle, ekip bir fireyle provaya devam etti.
Ulaş’a, çişi gelsin diye içirilen iki biranın etkisi, sahnelerin uzatılması ve kapıları kilitlenen tuvaletlerin yarattığı eğlenceli durum görülmeye değerdi. 17.30’daki yemek arasından sonra,1. perde çalışıldı. Prova 20.00’de sona erdi.
Günden Kalanlar:
1- Aslında paskalya mumu, yapısı gereği yapışaktır.
2- 21. yy’da bir kaşık acısı ne kadar sürer ki?
3- Bir bira daha alayım ben.
Günlük Erkeklik Ölçümü:
Testosteron seviyesi : ****
Örtülü depresyon : ***
Açık depresyon : **
Posttravmatik stres bozukluğu : **
Östrojen seviyesi : ***


9 Eylül 2008 Salı
Bugün inanılmaz bir şey oldu. Prova 13.00’te başladı. Emre ve Mert yoktu, ama olsun. Önce Gizem’le hareket çalışıldı. Kısa bir ara verildikten sonra, Mert’in de gelmesiyle, provaya başlandı. Emre’nin yerine sahneye çıkan Toğan’ın geliştirdiği tokalaşma tekniği büyük ilgi çekti, bu teknik üzerine konuşuldu, çalışıldı. 17.00’de öğle yemeği için ara verildi. Yemekten sonra, 1. perde için akış alındı. Muharrem Özcan’ın gelmesi heyecan yarattı. Onun da seyrettiği bir akış daha alındı. 49 dakika süren akıştan sonra, prova sona erdi.
Günden Kalanlar:
1- Bu Macbeth’in Lady’sinden niye kimse bahsetmiyor?
2- Merkez kıç kuvvetiyle, bir koç tokat atmak lazım galiba.
3- Benim köklerim Fransa’ya dokunuyor efendim. Ben kökle Fransa’ya doğru.
4- Mert’e tek kişilik oyun mu yapsak?
Günlük Erkeklik Ölçümü:
Testosteron seviyesi : ***
Örtülü depresyon : ***
Açık depresyon : *
Posttravmatik stres bozukluğu : **
Östrojen seviyesi : **


8 Eylül 2008 Pazartesi
Prova, Gizem eşliğinde beden çalışmasıyla başladı. Emre, bugün biraz geç kalacağı için, bu çalışmaya katılamadı. Kısa bir aradan sonra, Emre’nin de gelmesiyle, provaya 1. perdeden başlandı. Oyuna yeni katılan Tuna’nın bir fikir edinebilmesi için akış alındı. Kendine engel olamayıp, ufak tefek ayrıntılar üzerinde de çalışan ekip, oldukça eğlendi. Her zamanki gibi, 17.30’da öğle yemeği için ara verildi. Bir saatlik aradan sonra, 2. perdeden başlanarak akış alındı. Bugün açılan gişeden gelen haberle, şimdiden 100 adet biletin satıldığını öğrenen ekip, ufak çapta bir stres yaşadı. 2. perdedeki prova, 21.30’da sona erdi.
Günden Kalanlar:
1- Gel buraya kız babası!
2- Mert cebinde tarak taşıyor. Çıkarıp çıkarıp saçını tarıyor!
3- Sonra sağa, sonra sağa, sonra sağa, sonra sağa, sonra sağa, efendim biri kesmezse, sonuna kadar sağa.
4- Bakanlıktaki çay tepsisi…
5- Oh be abicim! Oh be! Oh be!
Günlük Erkeklik Ölçümü:
Testosteron seviyesi : ***
Örtülü depresyon : ***
Açık depresyon : **
Posttravmatik stres bozukluğu : ****
Östrojen seviyesi : ***


7 Eylül 2008 Pazar
Saat 15.00’teki fotoğraf çekimi için antre cafe’de toplanıldı. Sezai oyundan ayrıldığı için, onun yerine gelen Tuna Kırlı, fotoğraf çekimi için ekibin arasındaki yerini aldı. Sahnenin hazırlanması için beklenirken bir süre sohbet edildi. Daha sonra sahneye inilerek fotoğraf çekimine başlandı. Ancak, Mert buluşma saatlerini yanlış anladığı için saat 18.00’de katıldı ekibe. Tuna Kırlı gün boyunca elindeki tekstle gözlendi. Toplu fotoğraf çekiminde ise Kate, performansıyla göz doldurdu.
Günlük Erkeklik Ölçümü:
Testosteron seviyesi : ***
Örtülü depresyon : **
Açık depresyon : *
Posttravmatik stres bozukluğu : *
Östrojen seviyesi : **
5 Eylül 2008 Cuma
Bugün Gizem gelemediği için, ekip oyun oynayarak, kendince ısındı. Ardından saymaca oyununda 20’ye ulaşmayı hedefleyen ekip, sekizde sıfır yaparak, son günlerin en başarısız performansını sergilediler. Bunun dillendirilmesiyle başarısızlığı kendilerine yediremeyen erkekler, yerlerde sürünen testosteronlarını yukarılara çekerek, dokuzuncu denemelerinde20’ ye ulaşmayı becerdiler. Becerebildiler. Ancak, ilk denemede Ulaş ve Fırat’ ın, beşinci denemede ise ekibin yarısının, aynı anda coşkuyla, bu kez başaracağız inancıyla, “ Bir! ” diye bağırması, hafızalardaki yerini bir daha çıkmamak üzere aldı. Saymaca oyununda bir türlü toparlanamayan dikkatin, hafıza oyununda toparlanabilmesi için çaba sarf edildi. Çok da başarılı olundu. (Burada kadın yazar, oyunun salahiyeti için, gerekli testosteronu düşürmemek adına, bilinçli olarak gerçekçi olmamayı seçiyor.) Oyuna yönelik temrinlerle çalışmaya devam eden ekip, her hatada para cezasına çarptırıldığından, kasada birikenler iştah kabarttı.
(Kısacası, bu temrinlerde de, öncekilerde olduğu gibi, çok başarılı bir performans sergilendi demek istiyor kadın yazar, önüne geçemediği östrojeniyle.) 17.00’de öğle yemeği için ara verilene kadar da, 2. perde çalışıldı. 18.30’da provaya başlandığında, uzun zamandır çalışılmayan 1. perde oynandı önce. Ardından, bu perdenin hiç kesilmeden oynanmasına, akışına bakılması kararlaştırıldı. Prova bittikten sonra, Haluk Bilginer bugünkü provaya ilişkin fikirlerini söyledi. (Bu noktadan sonra, düşen testosteronlar için, kadın yazarın yapabileceği çok da fazla bir şey yok.) Performanslar enerjisiz, ve yer yer çabadan yoksun bulundu. 21.30’da biten provanın ardından antre cafe’ye çıkan ekip, sohbete orada devam etti.
Günden Kalanlar:
1- Murat Kırmızı 1 Adana, Soner Lacivert 72 Nairobi, Caner Mor 10 Bursa Tayfun Sarı 31 Antakya, Mazhar Eflatun 48 Ordu, Kuddusi Turuncu 24 Jerusalem.
2- Neydi? Hah! Jerulasem!
3- Cevat kim abi? Eflatun! Cevat yok işte abi.
4- Nobrenia!
5- 18 yaşıma bastığımda annem beni bir yere götürdü. Fındık, fıstık bir şeyler yedik.
6- Erdal Çiftçi, sen uzaktan müşteri ol.
7- Düğüm olduk.
8- İlla cinseli bulacağız!!
Günlük Erkeklik Ölçümü:
Testosteron seviyesi : *****
Örtülü depresyon : *****
Açık depresyon : *****
Posttravmatik stres bozukluğu : *****
Östrojen seviyesi : ****


4 Eylül 2008 Perşembe
Prova, yine 13.00’ten sonra başladı. Gizem’le yapılan beden çalışmasının ardından kısa bir ara verildi ve sahnelere geçildi. 17.30’a kadar, küçük birkaç ara verilerek provaya devam edildi. Ardından, yemek yendi. 18. 45’te toplanan ekip, yemeğin ağırlığıyla uyuklarken, rehaveti gidermek için, oyuncuların birbirlerinin karakterleri için buldukları şarkılar dinlendi.
Basılan gazlara, ebabillere rağmen kendine gelemeyen ekip, küçük bir ara daha vermek zorunda kaldı. Müzik çalındı, oynandı, eğlenildi, rehavet dağıtıldı ve provaya geçildi. Birkaç tekrardan sonra, fikirleri sorulmak için stajyerler çağrıldı. 2. perdenin başından, gelinen yere kadar kesmeden akış alındı. Akış, 41 dakika sürdü. Stajyerlere fikirleri soruldu. Aygül sustu, Soner konuştu, Cansu katıldı. Prova 21.50’de sona erdi.
Günden Kalanlar:
1- Teke gibi kokuyorum ben ha. Bayağı bildiğin teke. Teke.
2- Şöyle bir kelle paça, biberli, sarımsaklı. Seyirciye böyle buram buram.
3- Demek ki, sen düşünmüşsün, bana sekti.
4- Futbolcular ne işe yarar ki?
5- Meksikalı galiba?
6- Dur! Para için diyeceğim!
7- Ulan, kötü öğrenciler gibisin ha.
8- Ne mutfak dolabı kaldı, ne kapı gardırobu…
9- Sezaaiiii, geldik annem.
Günlük Erkeklik Ölçümü:
Testosteron seviyesi : ***
Örtülü depresyon : **
Açık depresyon : *
Posttravmatik stres bozukluğu : **
Östrojen seviyesi : **


3 Eylül 2008 Çarşamba
Prova, Gizem Erdem’in ısındırmasıyla başladı. Gözde, artık ses-nefes çalıştırmayacağını söylediği için, oyunlara geçildi. Ekip, saymaca oyununda 20’ye kadar sayabildi ancak 30’u yine bulamadı. Kısa, gergin ve tartışmalı bir aradan sonra sahneye geçildi. Oyuncular, birbirleriyle rollerini değiştirerek çalıştılar bir süre. Ardından herkes rollerine geri döndü. 17.30’daki yemek molasına kadar prova devam etti. Moladan sonra, Rezervuar Köpekleri’nin giriş sahnesi seyredildi. 22.00’de prova sona erdi.
Günden Kalanlar:
1- Şurada oturan çocuk Yakari mi?
2- Hayır! Haayıır! Hayııır! Haaaayııııııır!!
3- Gizlenen oyuncu nezaketini unutur mu?
4- Vur, ha vur, vur, vur!
5- Ve bir pisuvar tedirginliğiyle oynayabilmek...nikotinli sislerin içinden…
6- İyice iğrençleşeyim de, bir daha provayı izlemeyin.
7- Sen beni böyle mi taklit ediyorsun?
8- Napalım abi, el alışmış.
Günlük Erkeklik Ölçümü:
Testosteron seviyesi : *****
Örtülü depresyon : ***
Açık depresyon : *****
Posttravmatik stres bozukluğu : ***
Östrojen seviyesi : *****


2 Eylül 2008 Salı
Oyuncular, prova saati olan 13.00’ten önce antre cafe’de toplanmıştı, ama nedendir bilinmez, daha önceleri de olduğu gibi, prova 13.00’te başlayamadı. Neyse… Prova başladığında, önce Gizem’le beden çalışması, arkasından Gözde’yle ses çalışması yapıldı. Isınma faslı bittikten sonra, ara verildi ve 2. perdeden itibaren oynanmaya çalışıldı. 35. sayfaya kadar gelen ekip, bir süre oyun üzerine, Türkçe üzerine, tiyatro üzerine uzun uzun konuştu, anlaşamadı, provaya devam etmeye karar verdi. 17.30’da yemek için ara verene kadar, ufak tefek ayrıntılarla da ilgilenilerek prova yapıldı. Yemekten sonra, 2. perdede gelinen yere kadar olan bölüm, tekrar tekrar çalışıldı. Prova, 22.00’de sona erdi.
Günden Kalanlar:
1- Sonsuzluk artı bir gün
2- Tıkır tık tık şapur şupur hüüpp tık.
3- Rrrrrrrrrrrrrrrrr!!!!
4- Yanlış yerde saldırdın abi, vallahi ikimizi de yollarlar.
5- Anaaa, haber spikeri!
6- Kapiyi mi kapiyılım, kapıyı mı kapatalım?
7- Napıcaz abi?
8- Var. Belirli bölgelere bağlanan bazı şeyler var.
9- Az kala tır eziyordu bunları.
10- Metinde bir yanlışlık oldu.
11- Nereden alalım abi? Alttan alalım…Bu saatte ancak…
Günlük Erkeklik Ölçümü:
Testosteron seviyesi : *****
Örtülü depresyon : ***
Açık depresyon : ***
Posttravmatik stres bozukluğu : **
Östrojen seviyesi : ***


1 Eylül 2008 Pazartesi
Prova, saat 13.00’te başladı. Gizem akşam geleceği için, ekip, ısınma çalışmasını Gözde’yle yaptı. Sesler ısıtılıp nefesler de açılınca ara verildi. Bugün de Mert gelemediği için, Toğan yine sahnedeki yerini aldı. Ezber alındı. Genç olsa da, artık kabullendiğimiz yönetmen KA, oyunculardan kendi Alisya’ larını ve onunla olan ilişkilerini tarif etmelerini istedi. 17.45’e kadar konuşuldu da konuşuldu. Yemek için ara verildi sonra provaya devam edildi. Ulaş’ın takım elbisesi ve gerçekleştirdiği şık düğün dansı dikkat çekiciydi. 1. perdenin sonuna kadar çalışıldı. Gizem’in 20. 30’da gelmesiyle huzursuzlaşan ekip, prova sonrası çalışacaklarını hissedince isyana yeltendi. Buna gerek yoktu oysa. Gençti, ama insaflıydı yönetmen KA. Prova, 21.05’te sona erdi.
Günden Kalanlar:
1- Gerçekten yani, benim rol, beni içten buraya doğru sürüklüyor. Napacığımı bilemiyorum.
2- Hangi göl bu? Mavi göl mü?
3- Nereye gidiyorsun? Öleceksin!
4- Kan değil, kan değil o. Lady Macbeth’ in musluğu mu ne. Öyle şaka bir şey.
5- Ama eskidendi herhalde, değil mi yani?
6- Mademcik derken? Bademcik?
7- Paradigmadan kopma isteğin yoksa zaten oradasın.
8- Durum bi düzelceeene, grifft.
9- Hah, şimdi gerçek oluyor işte!
10- Niye gülmedin abi?
Günlük Erkeklik Ölçümü:
Testosteron seviyesi : *****
Örtülü depresyon : ****
Açık depresyon : ****
Posttravmatik stres bozukluğu : ***
Östrojen seviyesi : *


30 Ağustos 2008 Cumartesi
Saat 15.00’te, sadece ön oyunu çalışmak için Sezai’yle provaya başlandı. Genç yönetmen KA, Toğan ve Gözde, Sezai’nin arkasında beraber yürürlerken, ellerindeki kaşıkları sırayla yere attılar. Sezai’den ise, kaşığın düştüğü yere dönerek tepki vermesi
ve ‘Shit!’ demesi istendi. Bu çalışmanın ardından, masalara getirilecekler kararlaştırıldı. Sahnenin trafiğine bakıldı ve Rezervuar Köpekleri’nin ilk sahnesi seyredildi. Metinde düzeltmeler yapıldı. Prova 18.00’de sona erdi. Sezai, tek başına çalışmaya devam etti.
Günlük Erkeklik Ölçümü:
Testosteron seviyesi : *****
Örtülü depresyon : ***
Açık depresyon : **
Posttravmatik stres bozukluğu : **
Östrojen seviyesi : *
29 Ağustos 2008 Cuma
Prova, 13.18’de, Emre’nin izinli olmasına rağmen başladı. Gizem’in liderliğinde, Kate’in (kedimiz) provaya katılarak Emre’nin boşluğunu doldurmasıyla,ekip bedenlerini çalıştırdı. Bu fiziksel çalışmaların Emre’ye çok yaradığı ve onu çok değiştirdiği üzerine hemfikir olundu. Ses – nefes çalışmasından sonra kısa bir ara verildi ve 10. sayfadan 17. sayfaya kadar ezber alınarak provaya başlandı. Emre’nin yerine Toğan sahneye çıktı. 13. sayfadan itibaren başlanarak oynanan metinde, 22. sayfaya gelindiğinde öğle yemeği için ara verildi. Yemek sonrası da devam eden çalışma, 21.30 ’da sona erdi.
Günden Kalanlar:
1- Ahh, karıcığım, karıcığım… ES… ES… Bir tane antren var, onu da kaçırdın eşek herif!
2- Erkek dünyası sıçramalı.
3- Biz bugün bunu takamayacağız galiba?
4- Event… sansasyon yalatan olay… İngilizcesi.
5- Herkes, yaralı aslan gibi. Herkes, birbirinin katili ve kurbanı olabilir.
6- Seni öldürmeyeceğim, çünkü şeker yiyorum.
7- Fütüristik stres?
8- Ay, derdimiz o olsun Kemal Bey!
9- Ben, seninle 2 Ekim’ den sonraki hayatımızı çok merak ediyorum.
10- ESTEPETA!
Günlük Erkeklik Ölçümü:
Testosteron seviyesi : ****
Örtülü depresyon : **
Açık depresyon : **
Posttravmatik stres bozukluğu : *
Östrojen seviyesi : *** ( Kate’ ye saygılarımla…)


28 Ağustos 2008 Perşembe
Saat 13.00’te ekip sahneye indi. Toparlanıp provaya başlayabilmeleri, her zaman olduğu gibi yine en az bir 20 dakikalarını aldı. Gizem’in beden çalıştırması için sahneye çıkıldı. Birbirlerine masaj yaparak ısınmaya başlayan erkekler, yüksek testosterondan olsa gerek, gevşeyen yüz kaslarına engel olamadı. İrfan Varlı’nın müzik seçimi de, atmosfer yaratmaya tuz biber olunca, sahne girişinde bu hevesli masörleri seyreden Erdal Çiftçi’nin, ince bir alayla yüklü manidar bakışları gözden kaçmadı. Ardından, Gözde’yle ses – nefes çalışıldı. Ekibin beden ve sesleri yeterli ısıya ulaştıktan sonra, kısa bir ara verildi ve provaya başlandı. Tüm oyuncular, teker teker sahneye çıkarak, metinde gelinen yere kadar gerçekleşen olayları, karakterlerinin ağzından, aradan birkaç ay geçmişçesine anlattılar. Prova bir süre daha devam etti ve 17.30 ’da yemek yemek için ara verildi. Yemek sonrası çöken ağırlığı, gitarda Sezai ve davulda Fırat, biraz dağıttılar ve provaya kalındığı yerden devam edildi. 20.30’da prova sona erdi.
Günden Kalanlar:
1- Ağlayacağım şimdi yaa, valla ağlayacağım şimdi yaa. Müzikten.
2- Errrrkeeekkleerrrrr, dünyaaaaanıııın eeeennn güççlü yaratıklarııdırrrrrr. İçimdeki Ferrari çıktı buradan bööyle..
3- Tabii, Bay böyle Kornel..
4- Burada tuvalet dedin mi, olay çıkıyor.
5- Bu cinsel ormon ne ola ki şimdi? Hormon gibi bir şey mi?
6- Yoksa siz de mi kuşçusunuz?
7- Vülgarize etmeyelim şimdi. Bakın…vülgarize.
8- Ha?
9- Bayağı, bildiğin, sürreal bir klip yani burası.
Günlük Erkeklik Ölçümü:
Testosteron seviyesi : ****
Örtülü depresyon : ***
Açık depresyon : *
Posttravmatik stres bozukluğu : **
Östrojen seviyesi : ***


27 Ağustos 2008 Çarşamba
Prova 13.00’te Gizem’in beden çalıştırmasıyla başladı. Haluk Bilginer’in gelişiyle ara vermek için bahane bulan ekip, ses çalışmasına geçmeden önce biraz soluklanmak istedi. Bir kez daha oyunu kutlamak için patlatılan şampanya eşliğinde soluklanıp serinleyen ekip, Gözde’yle ses – nefes çalıştı ve ardından 15.25’e kadar ara verildi. Tekrar sahneye çıkıldığında, pek de verim alamayan ekip, düşündü taşındı ve bir ara daha verdi. Bu kez öğle yemeği yenildi ve prova başladığında saat neredeyse 19.00 olmuştu. Öncekine nispeten daha verimli olan, roller üzerine konuşulup, ayrıntıların çalışıldığı prova, 20.00’de Emre’nin Fenerbahçe maçını izlemek için oluşturduğu baskı üzerine sona erdirildi.
Günden Kalanlar:
1- Ya bırakın lütfen beyefendi,lütfen, ne kadar yatılır sert döşemede lütfen?
2- Aay, ay ay ay, düşüyoo, düşüyooo…
3- Trityn’e Trityn’e Trityn’e bandım.
4- Artık aranızdaki dinamizm…
5- Civarda iyi bir rotasyon kursu bilen var mı?
Günlük Erkeklik Ölçümü:
Testosteron seviyesi : ***
Örtülü depresyon : *
Açık depresyon : -
Posttravmatik stres bozukluğu : *
Östrojen seviyesi : **


26 Ağustos 2008 Salı
Prova 13.15’te Gizem Erdem’in beden çalıştırmasıyla başladı. Bu sırada Toğan ve genç olmasına rağmen yönetmen KA, Çarşamba günkü ses çalışması için, ekibe erkeksi bir metin yazdı. Bir saatlik yorucu egzersizden sonra, Gözde ile ses – nefes alıştırması yapmak zorunda kalmak, ekibin biraz canını sıktı. Çalışmadan sonra 20 dakikalık bir ara verildi. 17.30’a kadar 13 sayfa ilerleyen ekip, öğle yemeği için ara verdi. Provaya tekrar başlandığında saat 18.15 olmuştu. Timur, Bengi’nin Yanis için aldığı kostümü denedi. Yemeğin rehavetiyle sahneye yayılan ekip, 1. perdenin sonuna kadar okuma ve ezber çalışması yaptı. Portalden, Sezai ve Ulaş’ın “yunus” sohbeti için, Moda sahiline kadar etkili olabilecek bir mikrofon sarkıtılması düşünüldü. Prova 20.10’da sona erdi.
Günden Kalanlar:
1- Biraz testosteronu olan var mı? Var, verelim mi? Poşette olacaktı bizim biraz.
2- Şeytan ayrıntıda gizliymiş.
3- Bir Nazi, elmayı nasıl ısırır?
4- Paskalya mumu, mum, balmumu, köşeli de oluyor, mum işte.
5- Prova kaynıyor galiba?
6- Çocukken köfte yapanlar bir adım öne çıksın.
Günlük Erkeklik Ölçümü:
Testosteron seviyesi : ****
Örtülü depresyon : *
Açık depresyon : -
Posttravmatik stres bozukluğu : *
Östrojen seviyesi : **


25 Ağustos 2008 Pazartesi
antre cafe’de toplanan ekip, 13.00’te sahneye indi. Geç kalan Emre’nin cezası kesildikten sonra provaya başlandı. Ekip, Fırat’ın liderliğinde ısındı. Daha sonra oyunlar oynandı. Saymaca oyununda 20’ye kadar gelmeyi başaran ekip, şansını 30 için de zorladıysa da, amacına ulaşamadı. Masa başı çalışması bittiği için, elde tekstlerle ekip kendini sahneye attı.
5 – 6 sayfa oynandıktan sonra, roller üzerine konuşuldu. Aslanlardı, kaplanlardı, suçluydu, nefretti, itmekti, çekmekti derken oynamaya geri döndüler. 17.15’te öğle yemeği için ara verene kadar. 17. sayfaya kadar ilerlemişlerdi. Yemek sonrası Ulaş’ın doğum günü kutlandı, ancak butafor bir pastayla. Ulaş’ın, Hırçın Kız ’da 106 oyun boyunca gördüğü butafor pastayı tanımayarak, üzerindeki mumları üfledikten sonra kesmeye çalışması, yoruma açıktı.
Kutlama faslından sonra, prova kaldığı yerden devam etti. İrfan Varlı, afiş ve broşür için örnek fotoğraflar çekti. Ekip, 30. sayfaya gelmişti ki, bu kez gerçek bir pasta girdi sahneye. Yine mumlar üflendi ve bu kez kesilebilen pasta, afiyetle yenildikten sonra prova bitirildi. Ekip, eşyalarını toplarken, Erdal Çiftçi ve İrfan Varlı, stajyerler Efe, Ayşegül, Soner ve Cansu ile birlikte sahneyi düzenlemeye başlamışlardı bile. Genç yönetmen KA’nın uyarısıyla, prova notlarında erkeklere fazla yüklenmiş olduğunu fark eden Gözde, şimdilik daha anlayışlı olmaya karar verdi.
Günlük Erkeklik Ölçümü:
Testosteron seviyesi : ***
Örtülü depresyon : ***
Açık depresyon : **
Posttravmatik stres bozukluğu : **
Östrojen seviyesi : **


22 Ağustos 2008 Cuma
antre cafe’de toplanan ekip, 14:00’te sahneye indi; kulağındaki rahatsızlıktan dolayı hastaneye gitmek zorunda kalan Sezai hariç. Genç yönetmen KA, bir önceki gün, oyunculardan oyunla ilgili yazmalarını istediği birer sayfalık yazıyı topladı. Ekip, Sezai’nin dönmesini beklerken, oyunla ve tiyatroyla ilgili genel bir sohbete daldı. Ve erkekler, her zaman olduğu gibi, bir kez daha Türk tiyatrosunu kurtardılar. Uzun süren sohbetin ardından ekip, Sezai’yi beklemeden provaya başlamaya karar verdi. Bir yandan oyun okundu, bir yandan da metinde düzeltmeler yapıldı. Özellikle küfürler “düzeltildi”. Dilediğince küfür etme özgürlüğü bulan ekip, yaratıcılıkta sınır tanımadı. Sezai’nin de sağ salim hastaneden dönmesiyle, ekibin testosteron seviyesi alışılmış düzeyine ulaştı. 1. perdeden sonra öğle yemeği için ara veren ekip, 18:00’ de Özgürleştirilmiş Küfür Platformu’na geri döndü ve 22:00’ye kadar metin üzerinde çalışmaya devam etti.
Günden Kalanlar:
1- Ulysses kasede okunur mu?
2- Bu oyun erkeklerin bilinç kaybı mı?
3- Yasaklanmak mı istiyoruz?
Günlük Erkeklik Ölçümü:
Testosteron seviyesi : *****
Örtülü depresyon: **
Açık depresyon : *
Posttravmatik stres bozukluğu : ***
Östrojen seviyesi : *


21 Ağustos 2008 Perşembe
Shit! 7 erkek! Yönetmendi, teknikti, müzikti derken… Testosteron! Dişi olana yer yok; sayıları şimdilik 2. Belki ilerde 3, 5 ya da 0. Testosteron! Provalar başladı bugün. Tatil sonrası kaynaşma, gürültü, patırtı… İlk prova ritüelinde sıra. Şampanya patlatıldı. Şerefe! Testosteron! Sahne tasarımının taslaklarına bakıldı, ardından oyunu okudu ekip… Tartışmalar, fikirler, kahkahalar… cümleler havada uçuştu… “Kadınlar bu oyunda sadece bir balon kadar var!”, “Bıyık bırakmayanlar utansın!”…vs…vs… Sıra oyunun müziğine geldi. Müzik dinlendi, beğenildi, çalındı, söylendi… “Çirkin kadın yok, az vodka var…” Testosteron! Başladı!
Günlük Erkeklik Ölçümü:
Testosteron seviyesi: ****
Örtülü depresyon: ***
Açık depresyon: *
Posttravmatik stres bozukluğu: **
Östrojen seviyesi: - - - - -














