Gaste 10.11.2008

'Hayat yalan, tiyatro gerçektir'

Türkiye'nin en başarılı aktörlerinden Haluk Bilginer, "Sinema olmasaydı olurdu ama tiyatro olmadan yaşayamazdık. Oyun, hayatı anlatmaya bir vesile" diyor.
Haluk Bilginer ile son filmi 'Güneşin Oğlu'nu ve Türk tiyatro sunun durumunu konuştuk.
Güneş'in Oğlu nasıl bir film oldu? İçinize sindi mi?
- İyi bir film oldu herhalde. Artık söz seyircide biz yaptık, koyduk.
Bu aşamadan sonra çok da bir şey söylemeyeyim.
-Filmin yönetmeni Onur Ünlü için, "Daha çok film, çekecek. Ben de hepsinde oynayacağım" demişsiniz...
- Zeki buluyorum Onur'u. Türk sinemasına yeni bir bakış getirdiğini düşünüyorum. Yenilikler önce herkes tarafından biraz yadırganır. Dünya tarihinde hiçbir yeni, ilk çıktığı zaman kucak açılmamıştır. Herkes önce bir itiraz etmiştir. Doğaldır, insanın doğasında vardır. Yeniyi pek sevmez. Bizde de bir sürü saçma sapan deyim vardır zaten. 'Eski köye yeni adet getirme', 'İcat çıkarma başımıza' gibi anlamsız deyimlerimiz vardır. Biz bunları anlamlıymışlar gibi sağda solda söyleyip dururuz.
Sanki bir işe yarıyormuş gibi. Yeniliğe alışmak biraz zaman ister.
İnsanların ona kendilerini akord etmesi gerekir. Hemen kabullenemezler. Haklı mıdırlar, haksız mıdırlar onu bilemem ama Onur'u tam da bu yüzden seviyorum ben.
Yeni bir bakış açısı getirdiği, yeni bir pencere açtığı ve bunu yapmadaki cesaretinden dolayı seviyorum onu. Bu her babayiğitin harcı değil, cesaret isteyen bir şey.
-Onur Ünlü, dünyada sinema olmasa da olurdu. Hayatımızdan bir şey eksilmezdi dedi. Katılıyor musunuz?
- Haklı galiba. Evet katılıyorum.
-Tiyatro olmazsa olmazdı herhalde...
- Olmazdı. Evde birbirimize yapardık. Hayatı anlatmak için bir vesile oyun. Adı üstünde. İnsan var olduğu sürece var. İnsan varsa oyun da var. Onun için yok olmaz ama sinema tiyatrodan ilham alarak, teknolojinin de yardımıyla ortaya çıkmış bir sanat dalıdır. İnsanlığın kökenine bakarsanız, sinema diye bir sanat dalı yok. İstesek de olamaz. Fotoğraf da olamaz. Çünkü alet lazım. Onların icat edilmesi lazım. Ama tiyatro için hiçbir şeye ihtiyacınız yok. Bir tane adam, bir de boş alan yeter.

'Git evinde dene!'

-Türk tiyatrosunda Onur Ünlü'nün sinemasındakine benzer biryenilikçi hareket var mı bugünlerde?
- Yapanlar var tabii, denenmesi lazım. Ama bir şeyin önce doğru düzgün yapılması lazım. Oyunu oyun öğesini unutmadan yapmak lazım.
Seyirciye oynadığınız zaman seyircinin algısını mutlaka göz önünde bulundurmak lazım. Seyircinin algılayamadığı bir şey yapıp, 'ben başarılı bir şey yaptım, kimse anlayamadı' diye kendinizi avutamazsınız. 'Anlatsaydın derdini' derler adama. Çünkü seyirci aptal değil.
Yani seyirci salonda otururken, sen sahnede 'Ben bir şey soyutladım, bil bakalım ne soyutladım?' gibi tiyatro yapıyorsan; onun adı tiyatro değildir. Bir şeyler deniyorsundur ve git evinde dene. Benim gözümün önünde deneme.
-Tiyatromuz gelişiyor mu peki?
- Türk tiyatrosu ne uzuyor, ne de kısalıyor galiba. 6o'lı yıllardaki tiyatro seyircisinden söz ederler eskiler.
Çoktu, kuyruklar olurdu falan diye.
Galiba şunu unutuyorlar. O zamanlar televizyon yok. Stand-up yok. O zamanlar stand-up ve televizyonun yerine bir sürü vodvil, fuar komedileri falan vardı. Bir ay gelirlerdi kapalı gişe oynarlardı. Onun yerini artık stand-up çılar aldı ya da televizyon aldı. Stand-up şovlarla tiyatro seyircisi sayısını toplarsanız, durumun 6o'lardan çok farklı olmadığını görürsünüz zaten.
-Tiyatro izleyicimiz gelişiyor mu?
- Türkiye'de tiyatro seyircisi dediğiniz zaman benim tahminim 250 bin kişi falandır bu rakam. Vahim derecede, skandal boyutlarda düşük bir rakamdır 70 milyonluk ülkede. Ama böyledir Türkiye. Şu anda sanat bir ihtiyaç değil Türkiye genelinde. Ama sosyal ve ekonomik yapısı gelişmiş ülkelerde sanat bir ihtiyaç haline gelmiştir. Gelmelidir de zaten. Temel ihtiyaçlarınızı karşıladıktan sonra kendinize ne yapacaksınız tatmin olmak için?
Sanatla uğraşacaksınız. Sanatı izleyeceksiniz. Temel ihtiyaçlarını karşılayamayan birine ise, "Neden tiyatroya gitmiyorsun?" diye sorarsan döverler adamı.
'Maskesiz bir dünya tiyatro'
-Hayatın kendisi oyundur dediniz. Oyun izlemedikçe hayatın kendisinden uzaklaşmıyor muyuz?
- Kesinlikle öyle. Yalanlarla yaşamaya devam ediyorsunuz sanattan uzak kalınca. Çünkü doğruyu, gerçeği görmenin çok önemli bir aracı sanat.
Çünkü tiyatro hayattan daha gerçektir. Tiyatro hayatın aynasıdır diye çok klişe laflar edilir. Bu lafi ne anlama geldiğini bilmeden insanlar söyleyip durur. Tiyatro hayatın aynası falan değildir. Tiyatro hayattan daha gerçektir. Hayat olsa olsa tiyatronun kötü bir taklidi olabilir. Onun için tiyatroya geldiğiniz zaman hayatta göremediğiniz, gündelik hayatta karşınıza çıkamayacak şeyleri görme olanağına sahipsiniz. Yani gerçeği. Maskesiz bir dünyadır tiyatro. Tam tersi insanlar tiyatroda maskeler takarlar, mış gibi yaparlar, roller oynarlar diye yanlış bir yere gidebilir tartışma ama tanı da bunun için yapılmaktadır tiyatro. O senin göremediğin gerçekleri göstermek için sana Hayatın kendisinde çok güçlü bir adama; ne bileyim bir iktidar sahibine karısının; 'İktidar oldun da adam mı oldun?' dediğini duyamayız biz hiçbir zaman değil mi? Ama tiyatroda duyarız bunu. Çünkü gerçektir. Söylüyordur mutlaka. Biz nereden duyacağız onu. Başbakan oldun diye adam mı oldun, otur oturduğun yerde diyebilir karısı adama. Haklıdır da. Ama biz bunu hiçbir zaman duyamayız.
Brecht düş bile değilken...
- Peki ya geleneksel tiyatro?
Köy seyirlik oyunları burada oynanırken, Brecht daha babasının kafasında bir düş bile değildi. Oysa burada yapılıyordu. Siz değerinize sahip çıkamazsanız birisi alır onu değişik bir formda size geri satar. O da haklıdır. Geçmiş olsun.

Haluk Bilginer
Ankara Devlet Konservatuvarı yüksek bölümünü bitirdi, Londra Müzik ve Drama SanatLarı Akademisi'nde (LAMDA) ileri tiyatro öğrenimi gördü.
1980 ile 1991 arasında İngiltere'de çeşitli tiyatrolarda oyun ve müzikallerde rol aldı. 1990 yılında Tiyatro Stüdyosu'nun kurucu Lan arasında yer aldı, 'Gecenin Öteki Yüzü', Tatlı Hayat' gibi pek çok başarılı televizyon dizisinde, 'Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü?', 'Masumiyet' gibi Türk Sineması'nın önemli filmlerinde rol aldı. 1999 Yılında Zuhal Olcay'la beraber Oyun Atölyesi'ni kurdu. Rol aldığı oyunlar ve filmlerle birçok ödülün sahibidir.


"Hayat olsa olsa tiyatronun kötü bir taklidi olabilir..."
Oyun Atölyesi bir dünya

-Yurtdışında önemli bir kariyeri bırakıp Türkiye'ye geldiniz. Pişmanlık duydunuz mu hiç bu kararınızdan?
- Asla. Yine geri dönsem, yine aynısını yapardım. Mesela hâlâ ben İngiltere'de olsaydım Oyun Atölyesi gibi bir yer yapma imkanım olmayacaktı. Çünkü orada zaten tiyatro var. Aktörler oturup, kara kara düşünüp, 'Nerede tiyatro yapacağız?' diye düşünmüyor.
Bir çöplükten tiyatro yaratmaya falan çalışmıyorlar. Onun için böyle bir hazdan da mahrumlar.
Şimdi bir paradoks gibi gelebilir size ama ben bu mücadeleyi, burayı yaparken yaşadığımız şeyleri her ne kadar sıkıntı olsa da hiçbir şeye değişmem. Çok mutluyum. Aynısını tekrar yaparım. Çünkü yaşam deneyimler toplamı. Ayrıca burada tam istediğim, sevdiğim anlamda bir ekip kuruldu. Bir dünya yaratıldı burada. Herkes mutlu.

Sahnede yaratıklar!

-Türkiye'deki oyunculuk eğitimini nasıl buluyorsunuz?
- Oyunculuk eğitimi konusunda çok ciddi zaaflar var Türkiye'de.
Biz bazı oyunlar için sezon başında audition (seçme) yapıyoruz.
2-3 gün sürüyor. Günde 40 kişi izliyoruz. Durum çok vahim. Anlatamam bazı çocukların neler yaptıklarını sahnede. Niye böyle yapıyorsun diyorum. Öğretmenimiz notumuzu kırıyor böyle yapmazsak cevabını alıyorum. Önce o öğretmenleri dövmek lazım yaş odunla. Size neler öğretiyor bunlar. Yaratık, sahneye çıkmış yaratıklar gibiler. Ne bana, ne arkadaşım ne eşime, ne dostuma benzeyen yaratıklar dolaşıyor sahnede. Neyine inanacağım senin? Durum kötü. Eğitim şart ama gerçekten eğitimse şart. Böyle yalan dolanla değil. Çok fazla tiyatro okulu var. Ama oralarda oyuncu yetişmiyor. Kimsenin tiyatrocu falan olmaya niyeti yok aslında. Meşhur olmak istiyorlar, dizilerde oynamak istiyorlar.
Bunda bir sakınca yok. Herkes tiyatroyu sevmek zorunda değil.
Tiyatroyu seviyor, yapıyor olmak da bir kahramanlık değil. Bazıları tiyatro yapmaz. Bazıları da yapar.
Yapmadığın şeyi yapmış gibi gösterip biz tiyatrocular diye cümleye başlarsan biraz ayıp oluyor.
Son olarak size İstanbul'u soralım. İstanbul nasıl bir şehir sizce?
- Eğer içinde yaşıyorsanız çoğunlukla kargaşa ama gezmeye gelmişseniz hâlâ çok güzel, hâlâ direniyor. Çok bozduk, rezil ettik İstanbul'u. Şehirde yaşamayı bilmiyoruz. Ona rağmen İstanbul direniyor ve şaşırtacak kadar güzel bir şehir hâlâ. Niyeyse? Vardır İstanbul'un bir bildiği....