|
Habertürk, 09.03.2009
Oya DOĞAN
Ünlü sanatçı Haluk Bilginer,
babalık duygusunu ve iki
yaşındaki kızı Nazlı'ya olan
aşkını Habertürk Magazin'e
anlattı
”TORUN sahibi olacak yaşta
baba oldum. Yani kendi
torunumu kendim yaptım.
Uğruna ölüp
öldürebileceğiniz tek varlık
çocuğunuz. Ben Nazlı için
Hollywood filmlerinden gelen
teklifleri bile
reddediyorum.”
Haluk Bilginer, on yıl önce
eski eşi Zuhal Olcay'la
Kadıköy'de haraber bir
binayı tiyatro yapmaya karar
verdiğinde, herkes ona
şaşkınlıkla bakıyordu. Zira
o Türkiye'nin en iyi
oyuncularından biriydi.
Yapımcılar onunla çalışmak
için tüm şartlarını kabul
ediyordu. Ama onun hayalleri
vardı, öyle bir şey
yapacaktı ki, insanlar gelip
bir şeyler içip sohbet
edecek ve alt kata inip
tiyatro oyunu
izleyeceklerdi. İşte bu
düşü, Oyun Atölyesi'ni
kurarak gerçekleştirdi.
Bugün geriye dönüp
baktığında, "Çok güzel bir
yolculuktu. Ama benim için
bitmeyecek. En iyi rolümü
oynamadan bu yolda öleceğim"
diyor.
Haluk Bilginer'le röportaj
yapabilmek için önce
Evlilikte Ufak Tefek
Cinayetler oyununu izledik.
Kadın-erkek ilişkilerinde
özgürleşmenin altını çizen,
Haluk Bilginer ve Vahide
Gördüm'ü sahnede devleştiren
oyunun ardından Haluk
Bilginer’in deyimiyle
hakikat kokan bir röportaj
yaptık.
Kriz dünyada tiyatro
izleyicisinin sayısını
azaltmışken, siz "Evlilikte
Ufak Tefek Cinayetler"
oyununu kapalı gişe oyun
oynuyorsunuz. Bu başarının
sırrı ne?
İşin sırrı; sadece doğru
bildiğini yapıp, samimi ve
sahici olmak. Tiyatro, bir
şeyi sevmek, onun kurduğu
cümleye inanmak ve o cümleyi
sahnede de kurmak isteği
için yapılır. Bunu yaparken
samimiyseniz her gün sizinle
aynı fikirde olan 250 kişi
var.
Ama gizli ajandanız varsa ve
bu sene seyirciyi ne
gıdıklar sorusuyla tiyatro
yapıyorsanız seyirci sizi
izlemeye gelmez.
Son yıllarda dizi
oyuncuları tiyatro yapmaya
başladı. Bu durum tiyatroya
olan ilgiyi artırdı mı?
Dizilerde oynadıktan
sonra, birdenbire asıl
meslekleri akıllarına geldi.
Ama tiyatronun ünlü olmakla
alakası yoktur. Türkiye'de
şöhret olmak çok kolay ama
tüm dünyada oyuncu olmak çok
zordur. Ünlüler sahnede
başarılı olacak diye bir
kural da yoktur. Seyirci
aptal değil, sezgileri var.
Oyununuzu sıkıcı ve samimi
bulmadığında gelmiyor.
Sahnede beceri görmek, bir
olayı takip etmek ve
eğlenmek istiyorum. Sadece
onu hissederseniz doğru işi
yaparsınız. Sanatı harekete
geçiren şey histir.
Sevişmek de böyledir, içten
seviyorsan güzel, görev diye
sevişirsen beceremezsin.
EŞİM BENİM MALIM DEĞİL
Evlilikte Ulak Telek
Cinayetler kadın-erkek
ilişkilerini sorgulatıyor.
Bu oyunun hangi cümlesi sizi
vurdu?
Birlikte yaşamak çok
zor. Siz daha kendinizi
tanıyamamışken,
karşınızdakini
tanıyamazsınız. Zaten
eşinizi biraz tanımaya
başladığınızda da
birbirinizi değiştirmeye
çalışıyorsunuz. İlişkilerde
en büyük hatamız bu. Halbuki
varolanla birlikte yaşamayı
ve sevişmeyi öğrenmemiz
gerek. Her birimizin içinde
oyunda Lisa karakterinin
söylediği gibi modern ve
ilkel var.
Yani kendi içimizdeki
çelişkiyle yaşamak
zorundayız.
Oynadığınız Gilles
karakterini "Evlilik bir
hapishanedir" diyor. Sizin
evliliğiniz de bir hapishane
mi?
Eğer evinizin kapısı
dışardan kilitlenirse,
birbirinize özgür olacağınız
alanlar yaratmazsanız
hapishane olur. Biz
birbirimizin özgürlüğüne
saygı duyup, kendimize birey
olduğumuz alanlar
yaratıyoruz. Çünkü ne eşim
benim, ne de ben onun malı
değilim.
Sizi yıllardır
televizyonda hep sit-com
projelerinde görüyoruz.
Neden hep komediyi tercih
ediyorsunuz?
Televizyonu bir sanat dalı
olarak görmüyorum. Çünkü
tiyatroda çok iddialı bir
şey yapıyorum. Tiyatroda
seyirciye "iki saat sahneye
çıkacağım, sizi
eğlendireceğim ve kafanıza
en az bir soru işareti
takacağım" diyorum. Bunu
televizyonda yapamam. Ancak
televizyona iş yaparken de
çok eğleniyorum.
Drama oynamayı çok istesem,
hatta ölüp bayılsam bile
kabul edemem. Çünkü son on
yıldır sadece pazartesi ve
salı günleri televizyona
çalışıyorum. Çünkü beş gün
tiyatroda olmam gerekiyor. O
nedenle sadece sit-com
yapabiliyorum.
Sahibi olduğu Oyun
Atölyesi'nde sahnelenen
Evlilikte Ufak Tefek
Cinayetler oyunununda Vahide
Gördüm'le başrol oynayan
Haluk Bilginer, tiyatroyu
her şeyin üzerinde tutuyor,
tek bir şey hariç: Kızı
Nazlı. Sahnede çok rahat
olsa da, Cem Yılmaz'la
ilgili "Onun yaptığı işi
yapamam. Benim ödüm patlar"
diyen Bilginer, uzun süre
sonra ilk kez HT Magazin'e
konuştu, aile hayatı,
oyunculuk, tiyatro ve sinema
hakkındaki fikirlerini,
büyük bir açık yüreklilikle
anlattı.
BKM Mutfak in "Çok Güzel
Hareketler Bunlar"
programını nasıl
buluyorsunuz?
Son zamanlarda ortaya
atılan televizyonda tiyatro
yapmak kendi içerisinde bir
paradokstur. O programda bir
skeçler silsilesi. Asla
tiyatro değil. Tiyatro
derlerse biraz tuhaf olur.
TORUNUMU KENDİM YAPTIM
Bu yıl gündeme Cem
Yılmazın Arog filmi ve Sahan
Gökbakar'ın Recep İvedik 2
filmi damgasını vurdu. Siz
bu durumu nasıl
değerlendiriyorsunuz?
Bana söz söylemek
düşmez. Toplum
değerlendirmiş. Ama sektöre
eğlence de lazım. Her şey
sanat olmak zorunda değil.
Ama ikisi de çok iyi stand
up'çı. Mesela Cem Yılmaz
işini çok iyi yapan, çok
yetenekli bir komedyen.
Ben Cem Yılmaz'ı sahnede
izlerken kahkahalarla
gülüyorum, karnım ağrıyor.
Çok komik ve zeki çocuk. Ama
onun sahneye çıkması tiyatro
yapması anlamına gelmiyor.
Bence tiyatrocuların yaptığı
işten çok daha zor bir iş
yapıyor. Tek başına sahneye
çıkıp, kafasında kurduğu
şeyleri anlatıyor ve bin
kişiyi saatlerce güldürüyor.
Benim ödüm patlar. Onun
yaptığı işi beş dakika
yapamam. Yaptığı işe son
derece saygı duyuyorum.
Tiyatro seyircisini Cem
Yılmaz'ı da izlemeye
gidiyor. Ama Cem Yılmaz'a
tiyatrocu demek ona hakaret
olur.
Bes yıl önce "Benim için
çocuk treni kaçtı"
diyordunuz. Şimdi "Herkes
çocuk yapmalı" diyorsunuz.
Fikrinizi ne değiştirdi?
Ben sonradan görme bir
babayım. Tam bir buldumcuk
oldum. Torun sahibi olacak
yaşta baba oldum. Yani,
kendi torunumu, kendim
yaptım. Çocuk insana
kendiniz hakkında
bilmediğiniz çok şey
öğretiyor. Ama en önemlisi
şu; uğruna ölüp,
öldürebileceğiniz tek
yaratık çocuğunuz. Ben Nazlı
için Hollywood filmlerinden
gelen teklifleri
reddediyorum. Umrumda değil.
Çünkü o film çekimlerine
gidecek olsam, kızımın
büyümesini izleyemeyecektim.
Hiçbir para ve şöhret
kızımdan önemli değil.
Hep sizin bir çocuk
olduğunuzu söylersiniz. Siz
mi yoksa Nazlı mı daha
çocuk?
Aslında ikimizde
çocuğuz. Hatta kocaman
diyemediği için onun
tabiriyle ben "komacan" bir
çocuğum. Aramızdaki tek
fark, benim Nazlı'ya göre
yaşam bilgimin fazla olması.
Zaten ben büyürsem,
oyunculuk yapamam. Böylece
kafayı yerim.
Geleceğe dair en büyük
kaygınız nedir?
Kızımın eğitimi. Çünkü bu
ülkede özel dershane diye
bir kavram var. Bu tam bir
kepazelik, özel dershanenin
olduğu bir ülkede Milli
Eğitim Bakanı hemen istifa
etmelidir.
|