Milliyet 16.10.2007

Asu MARO

 

Birazcık Umut

 

Birazcık umut Oyun Atölyesi tiyatro sezonunu Schmitt'in kadın erkek meselesini klişelere düşmeden ustaca anlatan oyunu 'Evlilikte Ufak Tefek Cinayetler' ile açtı içinde yaşayan(lar)la ilgili ipuçları veren bir oturma odası... Koca bir kütüphane ve bol kitap, bir çalışma masası ve her yerde yağlıboya tablolar...
Munch'un "Çığlık" tablosunun türevleri... Birisi derdini anlatmaya çalışmış, sessiz çığlıklar atmış durmuş belli ki.
Sonra kapı açılıyor, bir çift giriyor içeri. Sokak lambasının loş ışığında izliyoruz onları. Kadının emin adımlarla içeri girişini, bir bir ışıkları yakışını ve kapıda tereddüt içinde bekleyen adamı içeri buyur edişini...
Şu anda tamamen yabancı gözlerle baktığı 15 yıllık evlerine.
Kulak misafiri gibi...
Seyirci de onların hayatına buyur edilmiş oluyor o andan itibaren. Muhtemelen bir kaza geçirip hafızasını kaybetmiş polisiye roman yazarı Gilles ile karısı Lisa'nın hayatına... Ya da dünyanın herhangi bir yerindeki bir kadınla bir erkeğin evine. Sanki, "şahit olmamanız gereken özel bir konuşmaya kulak misafiri olmuşsunuz gibi" bir mahcubiyet duygusuyla...
Önce Lisa'nın ağzından tanıyoruz Gilles'i ve evliliklerini, Eline geçen fırsatı sonuna kadar kullanıyor. "15 yıllık kocasından daha iyisini yontmaya", "dışını koruyarak içini yenilemeye", o özlediği ilgili, ateşli, müşfik kocayı yaratmaya çalışıyor. Ama oyun ilerledikçe, kartlar açıldıkça anlaşılıyor ki hiçbir şey anlatıldığı gibi değil, göründüğü gibi hiç değil... Karşımızda "Gerçeğe ulaşmak için yalandan başka çareleri kalmamış" iki insan var.
Gerilimi eksik etmiyor Oyun Atölyesi, tiyatro sezonunu Eric Emmanuel Schmitt'in evrensel bir durumu, üzerine söylenmedik söz kalmamış gibi görünen kadın erkek meselesini klişelere düşmeden ustaca anlatan oyunu "Evlilikte Ufak Tefek Cinayetler" ile açtı. Sinemaya aktarılan "Mösyö ibrahim ve Kuran'ın Çiçekleri"nin ve Kenter Tiyatrosu'nda sahnelenen "Oscar ve Pembeli Meleği"nin yazarı Schmitt.
Oyun, bir ilişki içindeki kadın ve erkeği taraf tutmadan ameliyat masasına yatırırken merak ve gerilimi de hiç eksik etmiyor. Ve ince bir mizahı. Yazar kadar Oyun Atölyesi'nin son dönemdeki bütün oyunlarının yönetmeni Kemal Aydoğan'ın da payı var bunda kuşkusuz. Ne tempo düşüyor ne bir an dikkatiniz dağılıyor.
Çeviri (Şehsuvar Aktaş), ışık (İrfan Varlı), dekor (Bengi Günay), müzik (Tolga Cebi) tek tek kutlanmayı hak ederken, oyunun iki oyuncusu Vahide Gördüm ve Haluk Bilginer kesinlikle ayakta alkışlanmalı. Zaten öyle iki isim ki, haklarında söylenecek söz yok, bir araya gelmelerinden duyulan mutluluk dışında...
”Evlilikte Ufak Tefek Cinayetler” mutlaka görülmeli. Sezona pişman olmadan, hatta umutlu haşlamak için. Hem tiyatroya hem de hayata ve ilişkilere dair birazcık umut... (0216 345 39 39)

Sivilceleriyle seveceksin
İsminden ve konusundan insan bu kadar umut içeren bir oyun beklemiyor...
HB:Evet, yazar umutsuz değil. Eğer birbirimize açık olursak, alkole sığınmak ya da kendimize başka bir hayat biçmek yerine gerçekle yetinebilmeyi, bu gerçekten mutlu olmayı becerebiliyorsak, bir yol var. Tamam, dalgalı bir deniz bu, bazen boğulma tehlikesi atlatıyorsun bazen güneş çıkıyor ama rota aynı.
İki tarafın birbirini böylesine anlama noktasına gelmesi mümkün mü sizce?
HB:
Bu oyun hiç değilse bize bunu sordurabiliyorsa bile bence yeterli.
Çünkü yanıtını hakikaten bilmiyorum. Umut var mıdır, yoksa biz erkeğiz, siz kadınsınız mıdır sorun; bizim anlayamadığımız birtakım şeyler mi var? Benim yıllardır saçma sapan söyleyip durduğum bir teorim vardır, "rahim kıskançlığı" gibi.
Biz niye bir türlü uslanmayız?
Niye adam olmayız? Tamam doğa böyle, hayvanlar böyle. Ama insanın bir aklı ve bilinci olduğu için bununla mücadele edemez mi? Çoğunlukla mağlup oluyor erkek bu mücadelede.
Nedir erkeğin kompleksi? Üretememenin sıkıntısı mı? Bunun için mi çok kolay öldürüyor acaba? Kahraman olmayı seçiyor?
Farklıyız neticede...
HB:Aşk çok tuhaf bir şey. Kimisi delilik diye açıklıyor kimisi de bu oyundaki gibi aşktaki akılcılık diye... Hayallerimiz varken birbirimizi sevelim, gerçekle karşılaştığımız zaman da bitirelim. Halbuki sen öyle ben böyleyken hala bir arada olabiliyorsak güzel.
"Farklı olmakta anlaşalım" dersek galiba bir umut var. Öbür türlü "Hayallerim yıkıldı, hani ben aşıktım?" Ama aşık olduğun kişiyi tanımıyordun. Hayalindeki birine aşıktın, tanıdın, sivilceleri görmeye başladın. Eee, sivilceleriyle seveceksin işte.
İki erkek bir kadın bu oyunu oluştururken çatıştınız mı hiç?
HB:
Yok, bizim için de bir arınma oldu.
Tiyatro nasıl seyirci için bir arınmaysa, oyuncu için de öyle. Orada bir şeyi kavrarken kendinizden bir şey arıyorsunuz. Bir dakika, erkekten söz ediyor, ben de öyle miyim acaba?