|
Pazar
Milliyet 09.01.2005
Tuba
Akyol
"Oyunculuk adale gibidir,
kullanmazsanız felç olur"
21 Ocak'ta vizyona girecek
"Hırsız Var" filminde gay bir
modacıyı canlandıran Haluk
Bilginer "Oyunculuk tiyatroda
yapılır. Ben oyuncuyum deyip de
20 yıl oyunculuk yapmadıysanız
artık oyuncu değilsiniz" diyor
Haluk Bilginer'i tanıyor
musunuz? İnsan onunla röportaj
yapmaya giderken karşısına nasıl
birinin çıkacağını hiç
bilemiyor. "Tatlı Hayat"taki
sonradan görme, kurnaz İhsan
Yıldırım mı, reklamlardaki
hiçbir şeyi beğenmeyen aksi baba
mı, "Sayın Bakanım"da işini
bilen müsteşar mı, "İtiraf"
filminin Bekir'i ya da
"Neredesin Firuze"nin Hayri'si
ya da "Cimri" oyunundaki
Harpagon mu? Bu kadar çok
gördüğümüz birini bu kadar az
tanımamız normal mi? Haluk
Bilginer acaba pişpirik oynar
mı?
Soramadım tabii. Zuhal Olcay'la
boşanmasının hikayesini
okuyacağınızı umuyorsanız, o da
yok. Bilginer bir tercih olarak
o kadar da tanınmak istemiyor.
Röportaj vermek istemediği de
öyle belli ki "Keşke röportaj
vermeyi seven Haluk Bilginer
rolü yapsanız" dedim. Oyuncular
öyle rol yapamazlarmış günlük
hayatta. Peki.
"Hırsız Var" çekildi, bitti.
İzleyebildiniz mi filmi, ne
çıktı ortaya?
İzlemedim daha. Bana da sürpriz
olacak.
Yapım ekibinden birkaç
kişinin izlediğini biliyorum.
Siz merak etmiyor musunuz?
Biz işimizi yaptık. Gerisini
bilmiyorum artık. Seyirciyle
birlikte izleyeceğiz. Hem
izlesem ne olacak? "Şurayı
baştan çekelim" diyemeyeceğimize
göre... Korkunun ecele faydası
yok. Merak edip ne yapayım?
Gay bir modacıyı
canlandırıyorsunuz filmde.
Türkiye'de gay denince neredeyse
tüm dizilerde, filmlerde
kullanılan bir prototip var. Bir
tür gay karikatürü... Sizin
yorumunuzun farklı olduğunu
umuyorum.
Karikatür yapmamaya çalıştım.
İnşallah karikatür değildir.
Öyle olduysa çok ayıp etmiş
olurum. Filmde herkesin başına
gelen olaylar onun da başına
geliyor. Defilesi mahvoluyor.
Birilerinden kaçıyorlar,
birilerinin peşine düşüyorlar...
Tüm bu olaylar esnasında herkes
kendi gibi davranıyor. Bu adam
da kendi gibi davranıyor. Gay
esprileri, karikatür sahneler
yok filmde. Adamın cinsel
tercihine, cinsel kimliğine bir
referans da yok. Ama gördüğünüz
zaman anlıyorsunuz ki adam kesin
gay.
Bu arada sürme yakışmıştı
size. Günlük hayatınızda da
sürme çekmeyi düşünmediniz mi
hiç?
Çok teşekkür ederim... Ama o
kadar sık makyaj yapıyoruz ki
hiç bunları düşünecek vakit
olmuyor. Ben kendime krem bile
sürmüyorum. Makyözlerim çok
kızıyor. (Taklit ediyor) "Niye
krem sürmüyorsunuz Haluk bey?"
E kırışırsınız o zaman...
Ruh genç kalsın. Vücut
yaşlansın, ne yapalım, o kadar
da kötü değil. Yaşanmışlık iyi
bir şey. Hele bir oyuncu için. O
çizgiler güzel. Ben seviyorum
kırışıklarımı. Saçımda ilk
beyazlar çıktığında bana "Haluk
bey boyayalım mı?" dediler.
"Dalga mı geçiyorsunuz?" dedim,
"Ben yıllardır bekliyorum
saçlarım beyazlasın diye."
Çekim notlarına göre film
için araştırma yapmak üzere
defilelere falan gidilmiş
galiba...
Yönetmenimiz ve ekip gitti. Ben
gitmedim. Role hazırlanmak için
altı ay modacıları inceledim,
defilelere gittim falan... Böyle
şeyler yok. Bunu söyleyen,
röportajda rol yapıyor demektir.
Zaten oyuncuysanız sürekli
gözlemliyorsunuz her şeyi. Bunun
için derin araştırmalar yapmak
gerekmiyor.
Siz hiç defileye gittiniz mi?
Hiç gitmedim. Sevmiyorum öyle
kalabalık ortamları. Ben
galalara da gitmem. Şimdi tabii
kendi galama mecburen gideceğim.
Yoksa bir problem var
zannederler. Bir sürü
dedikodu...
Magazin basınına çok mu
kızgınsınız?
Yo. Ama magazini sevmiyorum.
Hayatın magazinleştirilmesine
karşıyım. Magazin dünyada da
var. Ama Türkiye'de sadece
magazin var. Dikkat ederseniz
magazin denilen kavram o kadar
çok kapsadı ki her şeyi
Türkiye'de, her şey
magazinleşmeye başladı. Magazin
dışında neredeyse haber
verilemez oldu. Gazetelerde,
televizyondaki haberlerde
magazine kayma eğilimi var.
Bunun daha çok izlenmeyi
sağlayacağı düşünülüyor. Ben
bundan hoşlanmıyorum.
Son soru: İngiltere'de
kalmadığınıza pişman mısınız?
(Haluk Bilginer Türkiye'ye
yerleşmesiyle ilgili sorulara
hep "Zuhal Olcay'a aşık oldum.
Aşktan daha güzel bir şey var
mı?" diye cevap verirdi.)
Asla. Hiç geriye bakmadım. Hiç
pişman değilim.
"Homofobi,
gizli homoseksüellikten
kaynaklanıyor"
Türkiye biraz homofobik, di
mi?
Evet ama homoseksüelliğin
kurumsallaştığı topraklarda
insanların homofobik olması size
de garip gelmiyor mu? Osmanlı'da
homoseksüellik kurumdur; iç
oğlanları...
Belki buna rağmen değil de bu
yüzden bu kadar korkuluyordur
homoseksüllikten.
Ben size nedenini söyleyeyim:
Çünkü homofobiklerin yüzde
99.9'u gizli homoseksüeldir. Siz
bir şeyden durduk yerde niye
nefret edesiniz ki? Niye onu
dövmeye çalışırsınız, niye yolda
yatan ölmüş bir homoseksüelin
cesedini arabayla bir de siz
ezersiniz? Bunu haberlerde
izledim. Bu vahşet. Tüylerim
diken diken oldu. Bunu yapan
insan olamaz.
"İnanç fena bir şey değil ama
aklı ihmal etmemek gerek"
Siz İngiltere'de oyunculuk
yaparken Freddy Mercury'nin
kulise gelip sizi kutladığı
doğru mu?
Doğru. Benim oynadığım müzikalde
rol arkadaşlarımdan birinin
arkadaşıydı. Tanışmamız böyle
oldu. Oyundan sonra kulise
geldi. "Muhteşem bir sesiniz
var, tebrik ederim" dedi.
Ve siz bunu böyle sakin sakin
mi söylüyorsunuz? Onun kulise
gelip sizi kutlaması beni bile
çok heyecanlandırdı.
(Gülüyor) Muhteşem biriydi
tabii. Çok alçakgönüllüydü.
"Sesiniz çok güzel. Şarkınıza
bayıldım" dedi. E haklısınız.
Bi'dakka yani, Freddy Mercury
söylüyor bunu. Yabana atılacak
bir şey değil. O belki dünya
rock tarihinde en başta
sayabileceğimiz biri. Bence "Bohemian
Rhapsody" rock tarihinde
yazılmış en iyi parçadır. Orada
o kadar güzel kullanmış ki
sözcükleri. Bir sürü yabancı
sözcük de var; İtalyanca,
Arapça... (Şarkıyı söylüyor:)
"Bismillah! We will not let you
go-let me go / Will not let you
go-let me go / No, no, no, no,
no... / Mama mia, mama mia, mama
mia let me go."
Sadece sizi tebrik mi etti,
yoksa biraz sohbet ettiniz mi?
Şeyi sordum, "Sen bismillahı
niye kullandın orada?" dedim.
"Onu ben 'Oh god' gibi bir nida
zannettim" dedi. "Bismillah,
bismillahirrahmanirrahim'in
kısaltılmışı. Kuran'ın ilk
kelimesi" dedim. "Aa
bilmiyordum" dedi.
Siz agnostiksiniz, değil mi?
Bilinmezci...
Şöyle tarif edelim onu. Çok soru
soruyorum ben. Her insanın
sorduğu gibi. Zaten dinler de bu
sorulardan çıkmıştır. Ama şu
anda bize ne din, ne bilim net
cevaplar verebiliyor. Stephen
Hawking de vermedi bu cevabı;
Musa da, İsa da, Muhammed de...
Din sadece bazı yollar açtı
bize. İman edelim, bizden farklı
bir güce inanalım diye. Ben
Büyük Patlama'dan yarım saniye
önce ne olduğunu da merak
ediyorum. Büyük Patlama'yı
başlatan şeyi. Siz merak etmiyor
musunuz?
Ediyorum tabii. Galiba sizi
zor durumda bıraktım ama niyetim
bu değildi. Geçenlerde Rahşan
Ecevit "Din elden gidiyor" dedi.
Serdar Turgut da dine döndüğünü
açıkladı ya...
Öyle mi?
Beyin kanamasının ardından
artık inançlı biri olmuş.
İnanç fena bir şey değil ama
neye inandığınızı dikkatli
seçmeniz lazım. Hayal
kırıklığına uğramamak için. Akıl
vardır; inancı dizginleyen,
yönlendiren. Akıl olmazsa inanç
tek başına sağa sola çarpabilir.
Aklı ihmal etmeden inanırsanız,
o iyi bir şey. Ama "Bir şeye
inanıyorum ne olduğunu
bilmiyorum"la bir şey olmaz.
Orada akıl yok çünkü.
"Birol
Ünel, Türkçeyi unutmak için çok
uğraşmış belli ki"
Kime en beğendiği oyuncuyu
sorsak sizi söylüyor.
İltifat ediyorlar. Türkiye'de
oyunculuk konusunda aşağılık
kompleksine düşmemizi
gerektirecek bir durum yok.
Sayıca azız ama benim kalite
konusunda şüphem yok.
Ama isim veremezsiniz...
Veremem. Oyunculuğun nasıl
olması gerektiğine dair bir-iki
kelam ediyorsanız, orada
söylediğiniz şeylerin altında
isimler saklıdır zaten.
Oyunculuk nasıl olmalı?
Oyunculuğu tiyatrodan başka
yerde öğrenemezsiniz. Çünkü
oyunculuk kendi kendinize
öğrettiğiniz, yaparak
öğrendiğiniz bir şey. Adale gibi
kullandıkça gelişiyor. Yoksa
felç olur. Oyuncuyum deyip, 20
yıl oyunculuk yapmadıysanız
oyuncu değilsiniz artık. Bu ben
yüksek atlamacıyım diyen 60
yaşında birine benzer. O artık
yüksek atlayamaz.
Reklamlardan sonra şimdi de
Gülse Birsel'le aynı filmde
oynuyorsunuz.
Gülse çok akıllı bir kadın. Eli
de kalem tutuyor. Oyuncu olma
isteği var. Çabalıyor. Kafayı
takarsa, umarım olacak.
Ben yapım ekibinin
yalancısıyım, bu filmde Gamze
Özçelik parlayacak diyorlar.
Evet, iyi galiba. Gayet iyi...
Bu arada "Hırsız Var"da rol
alan Birol Ünel filmin kaba
halini izlemiş, beğenmemiş.
Öyle mi?
Haber öyleydi. Ama Birol Ünel
çıkıp "Ben öyle demek istemedim"
derse de inanırım çünkü çok az
Türkçe biliyor.
Ona az biliyor diyemeyiz, yok
denecek kadar az biliyor.
Özellikle unutmuş gibi bir hali
var. Anadilini unutmak çok
zordur. Birol bayağı uğraşmış
unutmak için belli ki.
önceki
sayfa |