|
Pazar
Vatan 21.11.2004
Sanem
Altan
Benim
bile çözemediğim, ruh
doktorlarına anlatamadığım bir
sürü şey var hayatımda
*
Uzun yıllar İngiltere'de
yaşadınız. Kaç yaşında gittiniz?
23 yaşımda. Okul Haziran'da
bitti Ağustos'ta gittim. Bir yıl
dil öğrenip ve ileri tiyatro
öğrenimi gördüm. Yüksek lisans
yaptım. Bitirir bitirmez hemen
iş teklifi geldi. Öğrenciyken
hamallık, garsonluk,
temizleyicilik, tezgâhtarlık
dahil her işi yaptım. Okuldan
sonra iş teklifi gelmeseydi
hemen dönerdim Türkiye'ye ama
düşündüğümden daha uzun kaldım.
* Ama sonra, orada başarı
elde etmenize rağmen geri
döndünüz. İngiltere'de bir
televizyon dizisinde oynayıp ün
kazanacak kadar mükemmel
İngilizce konuşuyorsunuz.
Herkesin kabul ettiği büyük bir
yeteneğe sahipsiniz. Bu
özelliklerle dünyaya açılmak
yerine neden Türkiye'ye kapanma
kararı verdiniz?
Karıma aşık oldum. Aşktan daha
güzel ne olabilir ki.
* Peki ama niye evrensel bir
kariyer ihtirasından
vazgeçtiniz?
"Kalsaydın dünya yıldızı
olabilirdin ne aşkı ya"
diyebilirsiniz ama ben
İngiltere'de çok parlak biri
oldum zaten. Orada sizden
beklenen sadece çıkıp oyununuzu
iyi oynamanız. Çıkarsınız
oynarsınız, eğer aynı katta
değilse soyunma odanız ya da
aynı pub'da içmiyorsanız, bir ay
hiç konuşmadan, karşılaşmadan
aynı oyunda oynarsınız
diğerleriyle. Bu tiyatro değil,
bu gösteri sanatı. Benim derdim
oyuncu olabilmek, oyuncu olmak
için bana nerede fırsat
veriliyorsa orada olurum. Orada
oyuncu olamazsınız.
* Dünyadaki o korkunç rekabet
sizi ürkütmüş olabilir mi? Aşkı,
bir çekingenliğin mazereti
olarak kullanıyor olabilir
misiniz?
Asla korkulacak bir şey yok
Kendimize o dünyalarda çok
güvenmeliyiz. Türk olmamız,
Yugoslav olmamız bir İngiliz
veya Amerikalı oyuncudan daha
kötüyüz manasına asla gelmez.
Zaman zaman tam tersidir hatta.
Ben birçok şeyi İngilizler'den
daha iyi yaptığımızı biliyorum,
kendi tiyatrom adına konuşuyorum
tabii. Hem de onların
oyunlarında. Mesela, İngilizler
Shakespeare'den uzak durmalı
bence.
* Neden?
İngilizler bunu beceremez. Çünkü
Akdenizli değiller. Donuklar.
Hırçın Kız'ın İngilizler'le ne
alâkası olabilir? Tüm İtalyan,
Yunan oyunlarında da İngilizler
eksik kalır. İngilizler,
tepkisini dışarıya göstermeyen
bir ruh halindedir. Sahnede de
öyle. Halbuki oyunculuk bunun
tam tersi. Ve o ruh hali mutlaka
oyunculuklarına da yansır. Çok
iyi oyuncuların oynadığı bir iki
oyunun yarısında çıktım. Gerçek
bir insan göremezsiniz
İngiltere'de sahnede. Aktör diye
bir yaratık vardır... İnsan
lazım; onlar zaaflarıyla,
sivilceleriyle çıkmazlar
seyircinin karşısına. Kafamı
yastığa dayadığımda pişman mıyım
diye kendime tüm samimiyetimle
soruyorum. Ve şu cevabı
alıyorum, asla pişman değilim...
Sperm de öldü, geçmiş olsun
* 23 yaşında hiç paranız
olmadan mı İngiltere'ye
gittiniz?
Babam yaşamam için belli bir
para vermişti. Aslında onun
sayesinde gittim. Şanslı bir
çocuktum. Babam oyuncu olmamı
destekliyordu, ki kendisi de
oyuncu olmayı çok istemiş. Hem
de parasal imkânımız vardı.
Sigortacıydı babam. İngiltere'ye
gelmişti bir gün. Ben de çok
popüler bir dizide oynuyorum ve
sokakta beni tanıyorlar, gelip
resim istiyorlar. Çok mutlu
olmuştu ve "Ayfeeer, oğlumu
İngiltere'de tanıyorlar"
demişti...
* Sizin çocuğunuz yok değil
mi? Bunun eksikliğini yaşıyor
musunuz? Çocuğunuz olsun ister
miydiniz?
Böyle bir derdim var. Çok
isterdim. Tıp erkeklerin doğum
yapmasını sağlarsa ben gerçekten
birinci olmak istiyorum. Merak
edilmeyecek bir şey değil ki bu
canım. Kadınlar mucizevi
yaratıklar. Aciz kalıyoruz
karşınızda. Tamamen benim
uydurduğum bir şey var; rahim
kıskançlığı diye, Freud'un penis
kıskançlığına karşı... Erkeğin
birçok davranışını
açıklayabiliriz bence rahim
kıskınçlığı diye birşey varsa.
Erkeklerin üretememe derdi var,
yapımız bu. O yüzden kolay
öldürüyoruz. O yüzden kadıbı
aşağılarız. Kadına olan
düşmanlık tamamen bu yüzden
bence.
* ABD'de bununla ilgili bir
makale yayınlandı...
Biliyorum. Okuyunca heyecanlanıp
mutlu oldum, kendi uydurduğum
bir tezdi çünkü. Ayrıca artık
daha da derin bir şey var,
erkeklerin doğumdaki rolü de
bitiyor. Kadın kendi hücresinden
hamile kalabilecek. Kadında
rahim var. Sperm de öldü...
Geçmiş olsun... Kendini herşeyin
hakimi sanıyor erkek "Hadi be,
salak, ne hakimi, sen zavallının
tekisin." Erkek iz bırakmak için
bir ömür tüketir, kadının hiç
böyle bir derdi yoktur. Kadın
sadece varolur. Bir şey olmaya
çalışmaz. İktidar onun
varoluşundadır zaten. Kadın
gücünü bilir, erkek yırtınır. Ve
erkekler gücünü bilen kadınları
beğenir. Ben de öyleyim, bana
heyecan vermez başka türlü bir
kadın. Aşk heyecanlanmak ve
heyecanlandırmak ise hatta hayat
buysa, gerisi çok yavan olur.
* Aşkı bu kadar önemsiyor
musunuz gerçekten?
Aşkın gözü kördür lafı bilimsel
olarak ispatlanmış. Karşıdakinin
kötü taraflarını algılaman
dumura uğruyor aşık olunca.
Duygusal dediğimiz bir şeyin
fiziksel olması benim çok ilgimi
çekiyor. Aşk niçin önemli diye
kendime sorduğumda oyunculuk
niye önemliyse ondan cevabını
alıyorum. Etkilemek ve
etkilenmek Aşk da oyunculuk da
bu yüzden önemli benim için.
* Aşık bir erkek için biraz
fazla dedikodulu haber çıkmıyor
mu hakkınızda?
Kendi seviyemize çekelim, bu sığ
dünyamızda rahat edelim duygusu
bence. Ne yaptığınla
ilgilenmeyip kimle birlikte
olduğunla ilgilenmesi tamamen
seni rahatsız etmek, önemli
olmadığını göstermek için
yapılan bir şey. Ayrıca kimi
niye ilgilendirir benim hayatım?
Çok aşıklardı! Evet, çok
aşıklardı, şimdi bir daha aşık
oldu... Ne olacak yani...
Son zamanlarda konuşmalarınıza
baktığımda sanki kendinizi
açıklamak için değil de saklamak
için konuşuyormuşsunuz duygusuna
kapılıyorum. Kendinizi saklamak
mı istiyorsunuz?
Özel hayatımı saklamak istiyorum
tabii. Benim bile çözemediğim,
ruh doktorlarına anlatamadığım
bir sürü şey var ayrıca. Onları
nasıl ve niye anlatayım? Kendimi
kesinlikle saklamak istemiyorum.
Bilakis benim işim "bakın ne
yaptım, gelin beni seyredin"
demek. Sahneye çıkarak
çırılçıplak sizlerin karşısında
duruyorum. Hadi beni eleştirin,
yerden yere vurun diye
bekliyorum. Beğenmezsen beni
yuhala diye sahneye çıkıyorum.
Bu cesarettir, bu saklanma
değildir.
* Sanırım kendinizi anlatmayı
da çok sevmiyorsunuz..
Anlatmak benim işim değil. Ne
oyunculuğumu ne bilgi birikimimi
ne de özel hayatımı. Ben
yaparım, ben yaşarım...
Anlatsaydım yapmazdım. Varolmaya
çalışıyorum. Hiçbir şey
bilmiyorsam haddimi bilirim...
Tiyatro konusunda çok ahkâm
kesenler son 20 yıldır tiyatro
yapmıyorlar. Erkeklik konusunda
ahkâm kesenler ya iktidarsızdır
ya bir sorunu vardır. Çok
konuşan erkek sorunludur. Çünkü
yapıyorsanız bir şeyi,
anlatmanız gerekmez. Anlatmak
bana doğru gelmiyor. Ben
yapıyorum... Sözün yetmediği
yerde sanat başlar. Ama öyle
tuhaf, hakaret gibi sorular
soruyorlar ki özel hayatımla
ilgili, ben sadece bunları
saklıyorum.
* Söylediklerinizle
yaşadıklarınız arasında bir
çelişki bulunduğundan hiç
kuşkulandığınız oldu mu?
Her zaman. Çünkü çelişki her
zaman var. Tabii ki kuşkulandım.
Herkes kuşkulanır kendinden. Ve
kendimi 24 saat sorgularım aşk
hayatımda sorun varsa. Haftada 7
gün 24 saat çalışarak da kendimi
uyuştururum.
"Beğenmeseler bile
beğeniyormuş gibi yaparlar"
* Politik eleştiriler yapan
bir dizide oynuyorsunuz. "Sayın
Bakanım"ın politik
eleştirilerini ve mesajlarını
paylaşıyor musunuz?
Kesinlikle paylaşıyorum. Muhalif
bir dizi. Yazarımız Haluk Özenç
çok iyi araştırıyor, dizideki
hiçbir şey uydurma değil. Yoksa
İngiltere'deki örneğinden
aldığın Türkiye'de kullanılmaz.
Mesela zina yasası. İktidar
partisi bununla tabanına mesaj
yollamadı mı? Tıpkı dizide
bakanın karısına mesaj yolladığı
gibi... Çetin Altan'ın dediği
gibi "sanat gerçekten daha
gerçek." Sanatçının işi
muhalefettir. Siyasetçinin işi
iktidardır. Muhalefet derken,
her yapılanı beğenmemek değil,
soru sordurmak. Benim seyirciye
verdiğim en değerli şey soru
işaretidir.
* Sizin politik bir görüşünüz
var mı?
İlle tanımlamam gerekiyorsa
tabii ki solcuyum. Ama sürekli
muhalif olmayı beceren, olan
biteni gözleyen, sorgulayan, ön
yargılı olmadan neler
yapıldığına bakıp analitik
düşünmeye çalışan biriyim.
Bundan ötesi zaten benim işim
değil. Orijinal diziyi çok
sevdiğim ve Türk siyasetinde de
çok malzeme olduğu için bu dizi
projesi beni çok
heyecanlandırdı.
* Siyasetçilerden tepki
geliyor mu?
Bayılıyorlarmış. "Evet, evet tam
böyle" diyorlarmış. "Müsteşar
bakanı böyle yönlendirir işte"
diyorlarmış. Ben de müsteşarı
oynuyorum ve o rolü de çok
istiyordum. Manipüle eden adamı
oynamak çok daha zevkli. Ayrıca
politikacılar rahatsız olsalar
bile asla rahatsız olduklarını
söylemezler. Beğeniyorlarmış
gibi yaparlar. Politika zaten
ikiyüzlülük demek.
* Dizinin sonunda yayınlanan
kamera arkası görüntülerde
hamasi sözlerin sizi çok
güldürdüğünü görüyoruz...
Hamaset kifayetsizlerin son
sığınağıdır ve çok gülünç bir
şeydir gerçekten.
* Dizide orijinalinden farklı
olarak kadın kahramanlar var ve
kadınları sanki diziyi
hafifletmek için
kullanıyorsunuz, yanılıyor
muyum?
Erkekler hafiftir zaten. Türk
erkeği öyle değil mi? Türk
erkeği nasıl ki? Erkekler böyle
davranıyor kadınlara. Bütün
dünya erkekleri salaktır zaten,
sığdır. Umuyorum ki kadınlık
özellikleri taşıyan bir erkeğim
ben. Sadece erkek özellikleri
taşımak için ortalarda
dolaşırsanız erkek karikatürü
olmaktan öteye geçemezsiniz.
önceki
sayfa |