|
Radikal
18.05.2006
Efnan
Atmaca
'Cihangir
Cumhuriyeti'ne oyun yapmıyoruz'
Festival kapsamında sahnelenen
Shakespeare'in 'Atinalı
Timon'unda rol alan Haluk
Bilginer: Bizim oyunu Ayşe
teyzeyle Ahmet amca anlamıyorsa
yanlış yaptık demektir.
'Deneysel', neyi denediği belli
olmayan oyunlar sahnelemek
tiyatro yapmak değil
İSTANBUL - "Ey seyirci mütevazı
bir önerimiz var: Yeni bir dünya
yaratmak"... Oyun Atölyesi, 15.
Uluslararası İstanbul Tiyatro
Festivali kapsamında
sahneleyeceği 'Atinalı Timon'da
seyirciye böyle sesleniyor.
Haluk Bilginer'i Türkiye'de ilk
kez bir Shakespeare oyununda
seyirci karşısına çıkaracak
oyunun yönetmenliğini ise Kemal
Aydoğan üstleniyor. Her yıl bir
Shakespeare sahnelemek için yola
çıkan ve ikinci oyuna imza atan
Oyun Atölyesi'nde Bilginer'le
'Atinalı Timon'u konuşurken konu
elbette yine Türk tiyatrosuna
kadar geldi. Sohbetimize "Bu
oyunu Shakespere'e ihanet
etmeden sahneliyoruz" diyen
Aydoğan da katılınca röportaj
biraz dertleşmeye döndü.
'Atinalı Timon' bugün saat
20.30'da Muhsin Ertuğrul
Sahnesi'nde. Festivalde bugün
İki Kişilik Bir Oyun' (DOT) saat
20.30'da Tiyatro Dot'ta, 'Yangın
Yerinde Orkideler' (Tiyatro
Anadolu) saat 18.30'da Kenter
Tiyatrosu'nda izlenebilir.
Türkiye'de ilk kez
Shakespeare oyunuyla seyirci
karşısına çıkıyorsunuz. Neden
'Atinalı Timon'u seçtiniz?
Geçen yıl Shakespeare'in 'Othello'suyla
başladık. Ve her yıl bir
Shakespeare yapmaya karar
verdik. Shakespeare'in çok güzel
oyunları var ve özel tiyatrolar
tarafından hiç sahnelenmedi
Türkiye'de. Böyle bir deha 1000
yılda bir geliyor. 500-600 yıl
oldu, hâlâ daha iyisi yok. Geçen
yıl kıskançlıkla başladık şimdi
parayla devam ediyoruz. Ben de
geçen yıl oynamadım, bu yıl
başlayayım dedim. Çünkü daha
oynamak istediğim çok
Shakespeare var.
'Atinalı Timon da para
üzerine kurulan ilişkilerin ne
kadar sahte olduğunu gösteren
bir oyun ve sanki günümüzde
geçiyormuş gibi bir hali var...
Timon etrafındaki insanları
parasıyla yanında tutmaya
çalışıyor. Sonra onlar onu terk
edince insanlardan nefret etmeye
kalkıyor. Sen ilişkini hediye
vererek, servetini onlar için
harcayarak kurduysan, sevgiyi,
saygıyı satın almaya kalkarsan
olacağı budur. Bugün de öyle
şeyler yaşanıyor. Shakespeare o
kadar taze ki her oyunu dün
yazılmış gibi. Çünkü
Shakespeare'in dehası insan
ruhunun şifresini çözmüş
olmasında. Dikkat ederseniz
20'nci yüzyılın önde gelen
psikologları, psikiyatrları
Shakespeare karakterlerinden
örnekler verirler. Sendromlara,
komplekslere onların adını
takarlar. Dolayısıyla
Shakespeare ile aynı gezegende
yaşamaktan ötürü onur duymak
lazım.
'Atinalı Timon'u bugün
sahnelemenizin nedeni de
günümüzle olan benzerlikleri mi?
Güneşin altında söylenmemiş bir
şey yok. Ama bin kere daha
söylememiz lazım çünkü çok az
şey anlaşıldı. Bugün sermayeyi
insan ilişkilerinin odağı
yapmaya çalışan insanlar dolu
çevremizde. Her şey parayla
ölçülüyor ve insan gittikçe
insanlığından uzaklaşıyor çünkü
para denilen yarattığı nesneye
tapmaya başlıyor. Bakın ABD'ye
herkese kafa tutma cüretini
bulabiliyor. Dünyanın eli sopalı
kabadayısı. 1854'te Kızılderili
şefi Seattle'ın yazdığı mektubun
özüne gelinecek bir gün. Parayı
yiyemediğini anlayacaksın ama iş
işten geçmiş olacak.
Günümüzde klasikleri modern
olarak sahnelemek gibi bir
anlayış var. Siz bu konuda ne
düşünüyorsunuz?
Oyunun cümlesini nasıl iletmek
sizin işinize geliyorsa, sizin
estetik zevkiniz, sizin dünyaya
bakışınız nasılsa öyle yapmak
doğrudur. Modern yapıyorum dişe
kuş kondurmanın alemi yok.
Modern yapıyorsunuz da bu bize
ne veriyor diye sorarlar sonra
adama. Halbuki biz burada
Shakespeare ne dediyse, ne
yazdıysa tüm ilişkileri aynen
kullanıyoruz. Sadece daha
evrensel bir gözle görüp
aktarıyoruz. Herkes sahnede
insan gibi davranıyor, herkesin
tanıdığı insanlar var sahnede.
Herhangi tuhaf yaratıklar yok,
aktör denen yaratıklar vardır ya
benim hiç sevmediğim işte onlar
yok. Allah seyirciyi onlardan
korusun.
Klasikleri sahnelemenizin
seyirciyi eğitmek gibi de bir
tavrı var mı?
İnsanlar klasiklerden niye
çekinmişler, niye kaçmışlar niye
korkmuşlar? Korkulacak bir yönü
olmadığını da göstermek
istiyoruz. Kimsenin
anlayamayacağı bir şey değil.
Bizim oyunu Ayşe teyzeyle Ahmet
amca anlamıyorsa bir yerde
yanlış yaptık demektir. Çünkü
biz onlara oyun yapıyoruz, ama
tüm bilgi ve birikimizi sahnede
kullanarak. Biz Cihangir
Cumhuriyeti'ne oyun yapmıyoruz.
30-40 kişiye, 'deneysel', neyi
denediği belli olmayan tiyatro
sahnelemek tiyatro yapmak
anlamına gelmiyor.
'Deneysel' ve alternatif
tiyatroya karşı mısınız yani?
Türkiye'de ana akım olsun ki
alternatifi olsun. Neye
alternatifler bilmiyorlar. Ben
derdimi anlatamadıysam sahnede
sorun bende. Seyirciyi
gerizekâlı yerine koyup "Burada
bir şey yapıyorum bak
anlamayacaksın sen şimdi"
diyemem. Bu ne iktidardır.
"Anlamadım" diyenlere de "Gel,
anlatayım" diyorlar. Güzel
kardeşim sahnede anlatacaksın
meyhanede değil. Neyi deniyorlar
bir bilsem ben de deneyeceğim.
'Deneysel' tiyatro yapanlar
natürmort çizmeden Picasso
olmaya çalışıyorlar. Marmaris'te
var ya bir ressam bozuntusu onun
dediği gibi "Bir yuvarlak yapmış
içine de nokta koymış ben de
yaparım bunu" gibi cahil bir
söyleme kadar geliyorlar. Ama
siz önce bir Picasso
olacaksınız, ben sizin
portrelerinizi göreceğim, ressam
olduğunuzu kanıtlayacaksınız. 30
yıl sonra diyeceksiniz ki ben
beş yaşındaki çocukluğun
saflığına ulaşmak istiyorum ve
denemeye başlayacaksınız. Yoksa
bir sabah uyanıp ben kübik olmak
istiyorum denmez.
'Çözüm İngiltere'de olamaz'
Bilginer'in "Birlikte çalışa
çalışa ortak bir akıl yürüyoruz.
Aynı pencereden bakmaya başladık
dünyaya" diye anlattığı oyunun
yönetmeni Kemal Aydoğan, "Oyunda
Türkiyeli seyircinin çözeceği
kodlar var" diyerek başlıyor
söze: "Seyircinin bu dünyanın
bir parçası olduğunu anlaması
gerekiyor.
Uzak durmayıp kendini içinde
görmeli." Sonra söz tiyatroya
geliyor. Tıpkı Bilginer gibi
hatta ondan daha çok şikâyeti
var Aydoğan'ın: "Kendi paramızla
tiyatro yapıyoruz. Bu, dünyanın
en keyifli işi. Arkana devletin
konforunu alacaksın sonra özgün
sanat yapıyorum diyeceksin...
Ödenekli tiyatrolarda yapılanlar
ne özgür, ne özerk, ne de
sanatsal açıdan ağırlığı var"
diyor. Deneysel tiyatro
konusunda da Bilginer'le benzer
tonda Aydoğan: "Türk tiyatrosu
için çıkışı İngiltere'de aramak,
orada bulunan çözümü kendine
giydirmek için budala olmak
lazım."
önceki
sayfa |