|
Radikal
16.10.2005
Hızır
Tüzel
Haluk Bilginer: Sahne çok
tehlikeli
'Jeanne d'Arc'ın Öteki Ölümü'
isimli oyunda Tanrı'yı
canlandıran Haluk Bilginer,
'Sahne tehlikeli, kamera önünde
oynamaya benzemiyor' diyor
İSTANBUL - Söylemesi ayıp, son
yıllarda tiyatroyla aram pek iyi
değil. Lakin, Haluk Bilginer ile
söyleşi yapmak için bir mecburi
hizmet yaptım. Oyun Atölyesi'nin
yeni oyunu 'Jeanne d'Arc'ın
Öteki Ölümü'nü izledim. Sandım
ki, önceden Jeanne d'Arc'ın
çilesi gibi çile çekecektim iki
saat. Öyle olmadı Allahtan.
Sahnede, Bilginer, Güven Kıraç,
Tülay Ünal o kadar
başarılıydılar ki, neredeyse
oyunun bir adım ötesindeydiler.
Yani aşmışlar olayı arkadaşlar.
Yönetmen Kemal Aydoğan öylesine
güzel bir kurgu yapmış ki, oyun
nasıl başladı, nasıl bitti fark
edemedim. Günümüzün 'insaniyet'
durumu ancak bu kadar güzel
özetlenebilirdi.
Oyun her açıdan ilginç. Şöyle
ki, Haluk Bilginer Tanrı rolünde
bir kere, düşünün. Güven Kıraç
elinde baltayla dolaşan bir
cellat. Ki, git kafanı kestir
adama, o kadar sevimli yani.
Tülay Ünal ise yine ödülleri
toplayacak herhalde, bana öyle
geldi. Konuya girelim ve Haluk
Bilginer'e soralım bakalım.
Tanrı'yı canlandırmak nasıl
bir şeydir?
Sahne çok ciddi bir iktidar
alanı. Tanrı'nın bulunduğu yer
de öyle ama oyuncu bu iktidar
duygusunu sahnede ya da
kameranın önünde tatmin ettiği
için, Allah'tan başka türlü
iktidarlara heves etmiyor. Bizim
bulunduğumuz yer sahne, o bizim
kurtarıcımız. Biz başka şeylere
heves etmiyoruz. Başka türlü,
abuk sabuk iktidarlara heves
etmiyoruz.
Role fazla konsantre olup
hani kendinizi böyle Tanrı gibi
hissettiğiniz oluyor mu?
Bir aktör olarak diyorum ki,
'Ben asla senden daha üstün
değilim. Asla bulutlar üzerinde
değilim. Ben de senin gibi bir
insanım. Benim tek farkım, senin
ve benim insanlığımı bize
gösterecek yetileri edinmiş
olmam. Bu tecrübeyi edinmiş
olmam. Ben şimdi sana bunu
göstereceğim. Senin de başka bir
konuda başka yeteneklerin var,
sen de bana başka yetenekler
gösterebilirsin. Ama şurada, şu
iki saat içinde ben ve sen eşit
iki insanız. Ben sadece seni
sana göstermenin tecrübesini
edindim. Eğitimini aldım, bunu
nasıl yapacağımı biliyorum.
Şimdi sana bunu göstereceğim.
Yargılama hakkına yüzde yüz
sahipsin ve ben buraya çıktığım
zaman ciddi bir iddia ile
çıkıyorum ve diyorum ki ben sana
iki saat bir şey anlatacağım ve
seni eğlendireceğim.' Sahne çok
tehlikeli bir yer çünkü çok
iddialı. Böyle bir iddiayı
taşıyamıyorsan sahneye
çıkmamalısın. Ve bu yüzden sahne
korkusuyla yıllardır sahneye
çıkamayan ne oyuncular var. Çok
tehlikeli bir yer, hakikaten çok
tehlikeli bir yer. Öyle kamera
önünde rol yapmak gibi değil.
Bunun tekrarı yok, hayat gibi,
tek plan.
Kusura bakmayın ama sonucunda
yalan değil midir tüm bunlar,
bir oyun değil midir?
Asla yalan söylemiyoruz. Sahnede
yapılan şey hayattakinden de
daha gerçektir. Sebebi de şudur,
Çetin Altan'ın bir örneğini
vereceğim; 'Biz gerçek hayatta
bir cumhurbaşkanına, ya da
genelkurmay başkanına karısının
hakaret ettiğini asla
göremeyiz.'
Ama bu gerçektir. Mutlaka
oluyordur. Sadece sahnede
görebilirsiniz. Karısı diyebilir
ki 'Ulan sen cumhurbaşkanı oldun
diye adam mı sanıyorsun
kendini.' Şimdi bu gerçek değil
midir? O zaman sahne gerçekten
daha gerçektir. Bizim bunları
gerçek hayatta görme
olasılığımız yok, sahnede
görebiliriz. Onun için sahne
daha gerçek ve daha doğru bir
yerdir. İnsanı daha doğru
anlatan bir yerdir. Çünkü insan
özel yaşamında maskelerle
dolaşır, ister istemez. Bu illa
ki ikiyüzlülük demek değildir.
Bir maske takılır, cumhurbaşkanı
maskesidir, genelkurmay başkanı
maskesidir, başbakan, aktör,
gazeteteci, ıvır kıvır. Ama
sahne o maskeden kurtulduğunuz
tek yerdir. Maskelerin
çıkarıldığı, ruhumuzu
soyabildiğimiz tek yerdir. Ve
sahnede ruhunu soymak da çok
ciddi cesaret isteyen bir iştir
ve öyle striptizcinin vücudunu
teşhir etmesi gibi bir şey
değildir. Ruhunu teşhir
ediyorsun. Zor bir iştir ama çok
keyiflidir.
'Tanrı olsaydım!'
Haluk bey söylemesi ayıp
Tanrı rolüne nasıl
hazırlandınız, nasıl
etkilendiniz bu rolden?
Altı ay Tanrı'yı gözlemledim.
Aktörler bir efsane yaratmak
uğruna, ya yalan söylüyorlar, ya
da ciddi ruh hastaları. Çünkü bu
ciddi bir durum. Üçüncü bir şık
yok. Yalan söylemeye ne gerek
var? Doğru düzgün bir iş
yapıyoruz. Ben sadece sahnede
iki şey yapıyorum diye niye
senden daha üstün olayım? Bu ne
biçim yalandır ya, yok böyle bir
şey. Yani yalan söylüyorlar.
'Rolümün etkisinde kaldım' diyen
aktör yalancıdır. Yani Tanrı'yı
ya da Noel Baba'nın geyiğini
oynuyorsan ne yapacaksın? Onun
da mı etkisinde kalıyorsun.
Tiyatro dediğimiz şey bir beceri
alanı. Becerini gösteriyorsun
orada. Evet arınılmış bir yer.
Brecht'in de dediği gibi bir
arınma, seyirci de arınma
yaşıyor. Bu güzel bir şey.
Tiyatro sanatı için çok önemli
ve çok güzel bir şey. Peşinden
gidilesi bir şey yani çünkü
arınmak güzel bir şey.
Abuk sabuk olacak ama Tanrı
olsaydınız neler yapardınız?
'Ben yokum' diye bağırırdım
önce. 'Aklınızı başınıza
devşirin' derdim. Öyle her
gördüğünüz, duyduğunuz şeye
inanmayın. İnsan olun. Gerisini
zaten insan halledebilecek
güçtedir. Herhangi birinin
dışarıdan bir şey yapması
gerekmiyor. Eğer bir kahraman ya
da Süpermen gibi elinde sihirli
bir değnekle bizi değiştirecek
birilerini, bir şeyleri
bekliyorsak vah halimize. Biz
varız. Biz önemliyiz. Biziz
doğuran, yaratan, üreten biziz.
Dışımızda değil içimizde. Bütün
güç içimizde. Bunu hiç unutmamak
gerek.
önceki
sayfa |