Radikal 21.06.2003

Hızır Tüzel

Bilginer beşledi

Haluk Bilginer'li 'Buffalo Soldiers' yakında gösterime giriyor. Hollywood'da çektiği beşinci filminde silah kaçakçısı Türk'ü canlandıran sanatçı 'Kötü adamı oynamak kolay değil' diyor

İSTANBUL - Geçmişte de olmuştu. Muzaffer Tema, Feridun Çölgeçen, Turhan Bey gibi oyuncularımız Hollywood yapımlarında beyazperde görünmüşlerdi. Günümüzde ise bu tip şeyler sadece söylentilerde kalıyor. Tabii ki, Haluk Bilginer hariç. Kendisi 1986 yılından bu yana beş adet Hollywood yapımında rol aldı. Şimdi onu yine 'Buffalo Soldiers' isimli Hollywood filminde Joaquin Phoenix, ('Gladyatör'filmindeki tavşan dudaklı imparator) Ed Harris, Anna Paquin ile birlikte izleyeceğiz. Ağustos ayı başında vizyona girecek olan bu filmde Bilginer, Almanya'da yaşayan bir Türk kaçakçısını canlandırıyor. Az şey değil elbette. Mankenlerin, türkücülerin televizyon dizileri sayesinde bir gecede iddialı birer oyuncuya dönüştüğü günlerde, Haluk Bilginer sessiz sedasız gidiyor, dünya starlarıyla birlikte kamera karşısına geçiyor.
Başarısını Hollywood yapımcılarına bile ispat eden Bilginer'le oyunculuk ve tiyatro üzerine konuştuk. Meğer bu konularda çok dertliymiş.
Haluk bey, sorması ayıp ama oyuncu ne demek, bir anlatır mısınız, anlayalım?
Oyuncu denilen hayvanın tanımını yapmayı pek bilemiyorum. Eskimo dilinde karın bin çeşit söylenişi vardır. Çünkü kar, onlar için yaşamın bir gerçeği ve hep içinde oldukları bir şey. Ve her haline pek çok kelime uydurmuşlar. Yumuşağı, serti, akanı, akmayanı filan. Biz ise sadece kar diyoruz. Yaşamımızın bir parçası değil ve yılda bir kere yağıyor.
Kültürü tam oturmamış toplumlarda olmayan şeylerin adı da yoktur. İşte bu yüzden bizde herkes sanatçıdır. Ünlü eşittir sanatçıdır. İngiliz dilinde kimse sanatçı değildir mesela. Sanatçılık bir meslek değildir çünkü. Meslek oyunculuktur, müzisyenliktir, ressamlıktır. Senin adına konuşanlar sana büyük sanatçı diyebilirler ama bu bir iltifattır. 'Ne iş yaparsınız abla?' sorusunun yanıtı 'Sanatçıyım kardeşim...' olmaz.
Peki bu oyuncu dediğiniz hayvanlar nerede yetişiyor?
Sadece ve sadece sahnede yetişir bunlar. Çünkü, sinemada
oyuncu olmadan da film çekebiliyorsunuz. Sinema yönetmenin sanatıdır. Yönetmenler ayılarla bile film çektiler ve çok da güzel oldu. Oyuncu denilen yaratık bunu kendisine ancak sahnede öğretebilir. Göstererek ve anlatarak öğretilecek bir şey değildir oyunculuk. Bizzat yaparak öğrenilebilir. Oyuncunun er maydanı tiyatro sahnesidir yani.
Türkiye'de tanımlar karışık. İlk bakışta sanatçısı çok bol bir ülkeyiz. Bu konuda sevinmeli miyiz, üzülmeli miyiz bilemiyorum. Gazeteci arkadaşlar
'Siz sanatçılar' diye soruya girince, insan da bunu düzeltmiyor. Sonuçta burada bir dil ve kavram karmaşası var.
Bir de son yıllarda Türkiye'de oyuncu çıkmıyor deniliyor. Oysa Özcan Deniz, Mahsun Kırmızıgül, Alişan gibi oyuncular yetiştirdi bu topraklar. Öyle değil mi?
Ama bu arkadaşlara da gidip sorarsak, herhalde 'Ben oyuncuyum' demeyeceklerdir. Sinemada herkeste büyük bir potansiyel olabilir. Gelirler, 'Tam sana göre bir rol var gel oyna' derler. Kamera önünde biraz doğal durabilme durumunuz varsa yönetmen sizi çok iyi kullanabilir. Herkes de sizi seyreder ve çok güzel oynamış diyebilir. Aslında siz çok güzel oynamadınız, yönetmen sizi çok güzel kullanmıştır. Yoksa oyunculuk denilen şey çok başka bir şey. 'Ben oyuncuyum' diyen adama, 'Buyrun sahneye bir parça oynayın bana, bir göreyim' derim.
Oyunculuk bir sanat dalı. Televizyonda sanat yapamazsınız. Televizyonun yapısı buna müsait değil. Mesela televizyonda tiyatro da olmaz. Çabuk üretilip, çabuk tüketilen, eğlenmenin ve bilgilendirmenin olduğu bir yer.
Fakat her şey televizyondan üremeye başladı. İşte birtakım şarkıcılar, mankenler filan. Televizyon sayesinde topluma egemen olan kültür yine televizyon kültürü oluyor..
Televizyon insanı ünlü yapıyor ama oyuncu filan yapmıyor. Televizyonda ünlü olmak çok kolay. Magazin programlarına çıkıp ünlü olabilirsiniz ama asla bir sanatçı olamazsınız bu mümkün değil.
O zaman Türkiye'de oyunculuğun pek bir değeri yok gibi görünüyor.
Oyunculuk bilinmediği için öyle görünüyor. Bilinse bir değeri olacak tabii. Çok geniş kitleler tarafından oyunculuğun ne olduğu bilinmiyor. Kültürümüzde, anlayışımızda oyunculuk geleneği tam yerleşmediği için böyle. Tiyatro da öyle, tam yerleşmediği ve bir ihtiyaç haline gelmediği
için. Futbolun beşiği İngiltere'de tiyatroya gidenlerin sayısı, futbol maçına gidenlerden fazladır.
Tiyatro için biraz modası geçmiş bir sanat diyorlar...
Evet, bazen duyuyoruz böyle şeyler. Ben de buna karşı şunu düşünüyorum; o zaman sevişmek de arkaik. İlk insandan bu yana sevişiyoruz ama hiç modası geçmiyor. Sevişmenin modası ne zaman geçerse, tiyatronun modası da o zaman geçer. Ayrıca modası geçecek olan tiyatro, kötü tiyatrodur. Kötü aktörlerle dolu bir sahnede kötü bir oyun. Onun modası başladığı an geçmiştir zaten.
Ama iyi bir oyunu seyrettiğiniz zaman, ilk sevişmeniz gibi hayatınız boyunca onu unutmazsınız.
Peki bizde oyunculuğun kıstası nedir?
Keşke oyunculukta da buz pateninde olduğu gibi zorunlu hareketler olsa. Önce zorunlu hareketleri yapacaksın sonra artistik hareketlere geçersin. Patenci misin, değil misin önce bir bakarlar adama yani. Oyunculukta böyle bir şey yok. Onun için canı isteyen 'Ben oyuncuyum' diyebiliyor.
Ben son otuz yıldır kendime oyunculuğu öğretiyorum. Türkiye'de hiç kimse yaptığı kötü bir işin bedelini ödemiyor. Kara listeye alınmıyor. Siyasiler de öyle bedel ödemedikleri için tekrar tekrar seçiliyorlar. Bedel ödetme geleneğimiz yok. Bu geleneğin yerleşmesi lazım. Hata yaptığın zaman bedelini ödeyeceksin.
Ne gibi bedel ödemek gerekiyor mesela?
O işi yapmaktan men edilmek gibi. Bir daha asla başbakan olamamak gibi. Bir daha uzun bir süre asla kamera karşısına geçememek gibi, bir daha asla sahneye çıkamamak gibi. Git, kırk yıl düzgün odun kes, öyle gel.
Bir de oyunculuk salt yetenekle ilgili değil galiba.
Değil tabii. Süreç çok önemli. Gençler konservatuvarlara gidiyor. Ama amaçları oyuncu olmak değil. Bunu hissediyorum. Yüzde doksanının amacı oyuncu olmak değil. Amaç, televizyonda bir dizi kapmak, bir program kapmak, ünlü olmak ve para kazanmak. Tek dertleri bu. Ben de, 'Sevgili arkadaşlar derdiniz buysa eğer, dört yılınızı kaybetmeyin. Bu kadar yıl niye oyunculuk öğreniyormuş gibi yapıyorsunuz. Siz ünlü olmak istiyorsunuz,
bunun birkaç kuralı var. Yaparsınız ünlü olursunuz' diyorum.
Kendinizi nasıl hissediyorsunuz bu yolculuk sırasında?
Eğer işinizi doğru yapıyorsanız birileri siz bunu iyi yapıyorsunuz diye size para verir. Siz de çalışmak zorunda kalmazsınız. Oyunculuk böyle de güzel bir lükstür. Ben son yirmi yıldır çalışmıyorum. Hayatımı kazanmak için çalışmak zorunda değilim. Ben sevdiğim bir işi yapıyorum birileri çıkıp 'Al sana para' diyor.
Isthar'da da bir terörist grubun şefiydiniz.
Bilemiyorum vallahi, bunu bir düşünmem lazım. Kötü adamı oynamak çok kolay bir şey değildir.

 önceki sayfa