Sabah Günaydın 12.12.2005

Şirin Sever

Oyun Atölyesi'nin yeni sezon oyunu 'Jeanne d'Arc'ın Öteki Ölümü'nde kendine bile faydası olmayan, zavallı bir tanrıyı canlandıran Haluk Bilginer salonu kahkahaya boğuyor. "Bush çağırıyor, 'Irak'ı senin adına işgal ettim' diyor, Saddam çağırıyor 'Irak batıyor, yetiş' diyor. Tayyip de eskiden yağmur için çağırırdı şimdi AB için çağırıyor. Hangi birinize yetişeyim! Yarattığıma yaratacağıma pişman ettiniz" diyen bir tanrı... Kesinlikle kaçırmayın.

Bu ara tiyatroya sardım. Nerede ne oynuyor, kim ne yapıyor takip ediyor, izliyorum. Görev bilinciyle falan değil; meraktan! Gazeteden çıkarken 'Nereye?' diye soranlara (onlar kendilerini bilirler) 'Tiyatroya' dediğimde yapılan ince alaylar bile durdurmuyor beni. "Delirdin mi, 18'inci yüzyıl sanat dallarıyla ne işin var?" diyenlere 'Nasıl yani!' diyerek bakıyorum ve sanat faaliyetlerime devam ediyorum. Sahi bu tartışma bitmemiş miydi? Bir-iki hafta önce izledim 'Jeanne d'Arc'ın Öteki Ölümü'nü... Bu kadar eğlenceli, bu kadar yazılmaya değer bir oyun olacağını tahmin etmemiştim açıkçası... Elinde bastonu, üstünde kir pas içinde frağı, ayak parmakları yırtık çorabından fırlamış; pejmurde ve zavallı tanrı rolünde Haluk Bilginer... Tanrının 10 emriyle dalga geçen, aklı uçkurunda, eli baltalı cellat rolünde Güven Kıraç... Ve hücresinde yakılmayı bekleyen, 'Sürünerek yaşamak mı, sürünmemek için ölmek mi' karar veremeyen Jeanne d'Arc rolünde Tülay Günal... İlk yarının ortasında çıkıyor sahneye 'evlere şenlik tanrı' Haluk Bilginer. İtiraf edeyim; o çıkana kadar oyunun tadı tuzu yok! Ne zaman saçları darmadağınık, yaşlı, yorgun, üstelik grip olmuş, suda eriyen Aspirin'i eritmek için su arayan Tanrı rolünde Bilginer bitiyor sahnede; işte o an oyun boyut değiştiriyor. Tanrı rolünde öyle müthişti ki 'bunu yazmalı' diye düşünüyorum; kimse bu adamı ve bu oyunu kaçırmamalı! Bir kez daha karar veriyorsun ki bu adamın yeri kesinlikle tiyatro sahnesi... Ne diye televizyonda zaman harcıyor canım! Mevzuya gelirsek... 1400'lü yıllarda ülkesi Fransa'yı İngiliz işgalinden kurtarmak için savaşmış, Tanrı'nın emriyle hareket ettiğini açıkladığı için kafir suçlamasıyla yakılmak üzere hücreye atılmıştır Jeanne d'Arc. Ortaçağ'ın bu en meşhur kadın karakteri ya sahtekarlık yaptığını kabul ederek yerlerde sürünüp af dileyecektir, ya da büyücü olduğu için yakılacaktır. İşin aslı başkadır aslında; savaşta ölen Jeanne d'Arc'ın efsaneleşmesinden korkan engizisyon, Jeannette isimli bir mahkumun onun yerine geçmesini ve Jeanne d'Arc'ın onurunu ayaklar altına almasını istemektedir.

TANRI VE CELLAT İKİLİSİ
Jeannette'in hücresindeki son gecesinde kendiyle ve tanrı ile hesaplaşmasından ibaret oyunun özeti yani! Oyun adından dolayı tarihsel çağrışımlar yapsa da, göz korkutsa da; kendine bile faydası olmayan, 'feleğini şaşırmış' tanrı ve tanrının 10 emriyle dalga geçen popülist cellat sayesinde kahkaha tufanı yaşanıyor. Öğreniyorum ki daha önce beyazperdede, tiyatro sahnesinde onlarca kez yorumlanan Jeanne d'Arc ilk kez bir politik güldürüye konu olmuş. Jeannette "Tanrım beni neden yalnız bıraktın?" diyerek ağlarken dikiliyor karşısına tanrı. Canından bezmiş! "Beni yarattığıma yaratacağıma pişman ettiniz; hangi birinize yetişeyim?" deyip devam ediyor: "Bush çağırıyor, Putin çağırıyor, Blair çağırıyor! Bush 'Irak'ı senin adına işgal ettim' diyor, Saddam 'Irak batıyor, yetiş' diye bağırıyor. Tayyip de eskiden yağmur için çağırırdı şimdi AB için çağırıyor. Hangi birinize yetişeyim..." Şaşkınlık içinde "Bunlar kim, hiçbirini tanımıyorum" diyen Jeannette'e "Hangi yüzyıldayız?" diye soruyor tanrı. Sonra da panik içinde bağırmaya başlıyor: "Nefret ederim ben bu Ortaçağ'dan çıkarın beni buraaadaaan..." Oyuncular müthiş, performans müthiş, diyaloglar müthiş...

SOR BAKALIM EY SEYİRCİ!
Haluk Bilginer'le oturup konuşuyoruz. "Tanrı zamansız olduğu için 2005'ten 1400'e seslenebiliyor. Oyunun böyle ince bir esprisi var; zaten en güzel yanı da bu; sınırsız ve zamansız bir ortamda olması"
diyor. Bulgar yazar Stefan Tsanev'in yazdığı oyunu Hüseyin Mevsim Türkçe'ye uyarlamış. Ancak adı geçen tüm Türk karakterler, doğaçlamalar ve güncellemeler Haluk Bilginer'e ait. Yazar Tsanev'in isteği bu: Bu oyun hangi ülkede oynanırsa oynansın mutlaka güncel olaylara ve o ülkenin bilinen siyasetçilerine göndermede sonsuz özgürlük verilmiş aktörlere... Bulgar yazarı 'çok afacan bir zihin' olarak tanımlıyor Bilginer. "Bu tür fırlamalıklar hep Doğu Bloku'ndan çıkıyor. Bastırılmışlığın ardından söyleyecek çok sözü var adamların! Bu da çok zekice yazılmış bir oyundu" diyor. Güncel konuları seçerken, Türk karakterleri oyuna eklerken aklından geçenleri merak ettim; açıkladı: "Sor bakalım kendine ey seyirci, demek istedim. Soru sordurtmak istedim. Bir taraftan tanrıyı sorgularken bir taraftan hayatı sorgulayın, her şeyi sorgulayın demek istedim..." Sorgulamayı Tanrı üzerinden yapmak oldukça ironik tabii. Türkiye'de biraz da netameli bir konu belki. Tanrı'nın mizahi bir dille sorgulanması... Yarattığı insanlık karşısında düş kırıklığına uğrayan, kendini bile korumaktan aciz bir tanrı portresi çizilmesi... "Bunları sorgulamakta fayda var. Sorgulamadan bir şeyi kabul ederseniz yaşamı, kendinizi, insanları anlayamazsınız. Soru sormak şart! Burada da hücreye 'tanrıyım' diyen biri giriyor. Bilmiyoruz tanrı mı değil mi?" diyor.


BU BENİM HAYALGÜCÜMDÜ
Bilginer en çok da, oyunun insan iradesini onaylamasını sevmiş: "Sonunda hep insan iradesi galip çıkıyor. Tanrı'ya rağmen insan yumruğunu kaldırıp 'Ben bunu yapacağım' deyip ateşe atıyor kendini. Başkaldıran insanın gerekliliğini anlattık. Bizi biz yapan seçimlerimiz değil midir?" "Bu insanlar benim oğlum İsa'yı bile çarmıha gerdi, ne diyeyim ben onlara" diyen yılgın tanrı rolüne tepki gelip gelmediğini soruyorum. "Hiç yok. Sıfır!" diyor Bilginer: "Böyle bir tepki olsaydı çok büyük hayal kırıklığına uğrardım. İnsanların algısı, zekası, kimseye farklı laf söylettirmemek gibi faşist duygular beni hayal kırıklığına uğratırdı. Tanrı'nın tarifi nedir ki? 'Sizin tanrınız neye benziyor?' diye sorsan altı milyar tane tanrı çıkar. Onun için; yani tanrı hiçbir şeye benzemediği için istediğinizi yapmakta özgürsünüz. Bu da benim hayalgücümdü. Nitekim, 'Tanrı varsa ve böyleyse çok tanışmak isterdim' diyenler de oldu!" Trajediden mizah yaratmak her zaman daha mı çok güldürür peki? "Her mizahın içinde bir trajedi mutlaka yatar zaten. Her cenazede bir gülen, her düğünde bir ağlayan mutlaka vardır. Mizahla bir durumu daha da iyi anlayabiliyoruz. Seyirci mizahi bir yaklaşımla bir şey anlatıldığında daha net anlıyor bence... "

Üzerindeki frak iktidarının simgesi
Çok hırpalanmış, yapranmış bir tanrı buradaki, evet. Hırpalanmayacak gibi değil ki! Bakar mısınız yani! Siz şu evrende Tanrı olsaydınız yıpranmaz mıydınız? (gülüyor) Ve biz sadece üzerinde yaşanılan dünyayı biliyoruz; kim bilir başka nereler var? Perişan olur tabii! Fakat her şeye rağmen de iktidar yerinde, frak var üstünde! İktidarı kaptırmak istemiyor; vaktiyle İsa'ya kaptırmış, baş melek Mikail başının belası! Orası da bir iktidar alanı. Yani Tanrı da varolma mücadelesi veriyor! Böyle bir tanrı nasıl giyinsin, nasıl olsun diye düşünürken işbirliğiyle bu kıyafet çıktı ortaya..

Ocak ayının ilk haftası şimdiden dolu!
"Oyun Atölyesi aralık ayı biletlerinin tümünü geçen ay satmış. Ocak ayının ilk haftasının da şimdiden dolu olduğunu anlatıyor Bilginer. Allah aşkına Türkiye'de tiyatro izlenmiyor lafını çıkaran kim peki? Cevap anında geliyor: "Türkiye'de tiyatro izleniyor. Ama sahnede yapılan her şey de tiyatro değil. Seyirciden şikayet etmek yerine doğru dürüst tiyatro yapmaya çalışmakta fayda var. İyisini kalitelisini yaptığınız zaman, bir şekilde yaptığınız iş kulak yapıyor ve insanlar geliyor. 'Babam ve Oğlum' filmine bakın. Ne büyük reklam bütçesi vardı ne de başka Fakat öyle bir kulak yaptı ki, kopya basıyorlar habire ve her seans dolu. Bu nasıl oluyor? Tiyatro ölüyor diye bağırmak yerine biz acaba nerede hata yapıyoruz, tiyatrodan uzaklaştık mı diye kendine bir sormak lazım."

Borcum bitti TV'de eskisi kadar görünmem
"Televizyonu tiyatroyu yapabilmek için yapıyordum. Yani ben herhangi bir tiyatroda rol veriyorlar da oynuyorum değil... Ben bu tiyatronun tüm sorumluluğunu yükleniyorum. Bu bina 10 yıllık düşümüzdü bizim. Bu çarkın dönmesi için televizyon gerekiyordu. Allahtan eskisi kadar gerekmeyecek çünkü borcum bitti! Tam olarak televizyon defterini kapatmasam da eskisi kadar ekranda görünmek istemiyorum. Ben kendimi televizyonda görmekten çok sıkıldım, izleyici de sıkılmasın..." 

 önceki sayfa