Sabah 15.02.2004

Şirin Sever

Üçü Bir Arada!
Önümüzdeki cuma vizyona girecek olan "Neredesin Firuze"nin üç başrol oyuncusu ilk kez bir araya gelerek kritik yaptı. 'Muhteşem üçlü', "Biz böyle bir komedi daha görmedik. Bundan sonra da yapılamaz" diyor. Haluk Bilginer, "Senaryoyu okuduğumda resmen ağzım sulandı. Kabul etmekten başka çarem yoktu" derken; iki usta oyuncuyla başrol paylaşan Özcan Deniz şaşkın: "Onları gördükçe, daha çok heyecanlanıyorum."

Resmen ağzımız sulandı
'Neredesin Firuze' filminde buluşan ve müthiş bir oyunculuk sergileyen Haluk Bilginer ile Demet Akbağ "Senaryoyu duyar duymaz ağzımız sulandı" diyor. Özcan Deniz onlara bakıp hayret ediyor: Anlamıyorum ya! Onları gören ilk filmleri zanneder.

Çok ama çok saf bir gençti o kurtlar sofrasına düşmeden önce... Ses, tip, yetenek, star elektriği ne ararsanız mevcut bu adamda. Amma velakin şans yok şans. O da olacak elbette. Hele şu albümü bir basılsın, tekmil şarkıcılar silinecek piyasadan!

Ferhat (Özcan Deniz):

Umut Müzik'in sahibidir kendisi. Büyük düşleri vardır. Birini keşfedecek, parayı on ikiden vuracaktır bir gün. Şansa da inanır ama şanstan ziyade kendine inanır. Çapkındır, gece hayatı vardır. Duaları kabul olup da parayı bulursa, melek gibi adam olacaktır.

Hayri (Haluk Bilginer):
Melek gibi kadın... O yüzden nesi var nesi yok Umut Müzik'e bağışlıyor. Dünyada böyle iyi insanlar da kalmış demek! Ama Ferhat'ın hatırı konuşuyor sanki bu yardımlarda... Neyse... Kısacası Firuze, Umut Müzik'e umut bağışlayan peri gibi biridir.

Firuze (Demet Akbağ):
Özcan Deniz, başından geçen bir hikâyeyi film yapmak istedi; ortaya çıkan film, yönetmeni Ezel Akay'ın da söylediği gibi 'bir oyunculuk sirkine' dönüştü. Öyle bir sirk oldu ki, oyunculuğunu sınırlar ötesine taşıyan Haluk Bilginer ve bir ikincisinin daha Türkiye'de olmadığına inandığım Demet Akbağ gibi iki 'dev'i de çekti içine... Ben daha hiçbir sinemada görmedim bu kadar çok uğultu yaratan fragman! Haluk Bilginer, Özcan Deniz, Cem Özer; parlak sarı takımları içinde Hint filmlerinden fırlamış gibi... Demet Akbağ'a 'Ya Evde Yoksan..." diye şarkı söylüyorlar, Demet Akbağ da onlara "Olur mu çocuklar ben hep evdeyim!" diyerek cilve yapıyor. Özcan Deniz Seymen Ağa'lıktan çıkmış, Haluk Bilginer döktürüyor. Sinema salonunda bir kahkaha başlıyor, istisnasız herkes birbirine dönüp "Mutlaka izleyelim şunu ya.." demeye başlıyor. Türkiye'de teaser'ı ya da fragmanıyla bu kadar merak uyandıran başka bir Türk filmi bilmiyorum ben. Her karakter ayrı bir fenomen. Merakın nedeni biraz da, Haluk Bilginer ve Demet Akbağ gibi iki devin bu tuhaf-komik öykünün içinde ne aradıkları aslında; 'oyuncu Özcan Deniz' onlar için ne ifade ediyor? Onları hangi şey bir araya getirdi, bu 'masal' onları neden çekti? Üçü bir araya gelip de konuşmaya başladıkları an oyuncusuyla, senaryosuyla, yönetmeniyle projeye ne kadar inandıklarını soru sormadan anlayabiliyorsunuz. "Filmin falan sahnesi çok iyiydi", "evet evet süperdi" "Ya ben sana şu sahnede hayran kaldım" konuşmalarının arasına girip soru sormak yordu beni! Ee böyle üç komik yan yana gelince (Artık Özcan Deniz de bu klasmanda) kahkahaların önü de alınamıyor. Çok zor oldu, çook...

* Merak ediyorum bir araya nasıl geldiğinizi...
BİLGİNER: Hepimizi Ezel buldu.. AKBAĞ: Bizi buluşturdu daha doğrusu. Aslında en iyisini Özcan söyleyebilir çünkü başından beri koltuğunun altında bu hikâye vardı.

* İlk günden beri bu kadroyu hayal ettiğinizi söylüyorsunuz. Niye ille de bu isimlerin olması gerekiyordu?
DENİZ: Evet, baştan beri 'Haluk Bilginer ve Demet Akbağ'sız bu film olmaz' dedim. Başka birini hiçbirimiz düşünemedik ki. O zamanlar ama, hikayenin senaryosu ortaya çıkmadığı için 'acaba kabul ederler mi' endişesi taşıdım hep. Çünkü onlar profesyonel. O yüzden bu isimler 4 sene düşünüldü ama teklif edilemedi. Senaryo bitti, yönetmenimiz Ezel Akay 'çok güzel' dedi ve teklif gitti. AKBAĞ: Senaryoyu Levent Kazak yazdı biliyorsunuz. Bir röportajında şöyle demiş: "Ben bir Firuze yazdım ama Demet'in oyununu gördüğümde 'ben bu kadar muhteşem bir şey mi yazdım' dedim kendime." DENİZ: Filme giriş sahnen hele.. Direkt "Bu Demet düşünülerek yazılmış" diyorsun.

* Nedir role bu kadar oturan şey?
AKBAĞ: Ezel, "Hüzünlü ve komik yanını bize çok dozunda ve doğru verebilecek bir oyuncu gerekiyordu" dedi. Özcan da beni Yılmaz'ın bir şiirine çektiğimiz klipte izlediğini, o an beni bu rol için düşündüğünü söyledi.

* Peki Haluk Bilginer, neden ilk düşündüğünüz isim oldu?
AKBAĞ: Kısaca biz iyi oyuncularız diyebilir miyiz! (Kahkahalar) DENİZ: Tek tip oyuncuların kaldıramayacağı bir filmdi bu. Bu filmin çok renkli karakterlere bürünebilecek özelliğe sahip oyunculara ihtiyacı vardı. Ve Türkiye'de bu parmakla sayılabilecek kadar az. Haluk Abi onlardan biri.

* Peki Haluk Bilginer ve Demet Akbağ için Özcan Deniz ismi ne ifade ediyordu? Tamam, Asmalı Konak'ta iyi oyunculuk sergiledi ama birkaç sinema filminde oynaması yeterli bir deneyim miydi? Sizi çeken neydi?
BİLGİNER: Senaryoyu ilk okuduğumda çok sevdim zaten. Özcan'ın hangi karakteri oynayacağını biliyordum. Onun için biçilmiş kaftandı çünkü. Demet zaten Türkiye'de ender bulunan 'hayvan'lardan. Hayvan kelimesini iltifat için kullanıyorum; oyuncu denen hayvanlardan, yaratıklardan. Türkiye'de ne yazık ki çok az. Kadro da, senaryo da çok güzel; sadece ağzım sulandı. Kabul etmekten başka çare yoktu. Ve Ezel... Senaryoyu beğenebilirsiniz ama başka biri bu güzel senaryodan kötü bir film de çıkarabilirdi.

* Filmin teaser ve fragmanları müthiş! Çok merak uyandırdı.
BİLGİNER: Özellikle o teaser'larda sarılar içinde bir Bollywood filminde gibiyiz. (Kahkahalar) Hepimiz garip hareketler yapıp Demet'e şarkı söylüyoruz. Adı üstünde bir teaser'dı. Merak ettirsin insanları diye sadece.

* Müthiş bir üçlü doğdu. Bundan sonra devam eder mi bu birliktelik?
BİLGİNER: Valla Ezel'in bazı hain planları var!.. AKBAĞ: Haluk Bey bilir mi, bilmez mi bilmiyorum ama bana gelen pek çok senaryoda "Rol arkadaşınız Haluk Bilginer" dendiği olmuştur ve ben her seferinde iştahlanmışımdır ama bir türlü olamamıştır. Bana senaryoyu önce Ezel anlattı. Sevmemdeki çok önemli neden de o. Çünkü oynayarak, yaşayarak anlattı. DENİZ: Bütün karakterleri oynuyor ya.. AKBAĞ: Evet... Eksiksiz oynayarak anlattı. O gün karar verdim. Kendimi Firuze rolünde görmeyi çok istedim. Haluk'un dediği gibi benim de ağzım çok sulandı. Bakalım bundan sonra ne olacak.. BİLGİNER: Bence çok da güzel olacak. Mesela ben bir Özcan'la Demet sahnesi izledim. Muhteşemdi..

Seyirciyle izlemek istiyorum
* Filmin bitmiş halini izlediniz mi?
AKBAHayKorkuyla karşbir heyecan var. Tuhaf bir şey. Ben seyirciyle beraber ilk defa izlemek istiyorum. Herkesle aynanda aynşeyi paylaşaybilmeyeyim bir sonraki sahnede ne olacaDENBen şunu anlayamya! Onlarca film çekmiş, onlarca projede yer almş insanlar bunlar. Gören ilk filmleri zanneder ya... BYgeçtikçe heyecan azalacaartAKBAÇünkü sorumluluk büyüyor. 'Başarher zaman en korkunç şeydir' derler..

* Özcan Deniz "Bende bile bu kadar heyecan yok" diyor mu peki? DENİZ: Ya ben onları gördükçe daha fazla heyecanlanıyorum!

* Bu film komedinin de ötesinde, farklı bir tarz aslında. Özcan Deniz Seymen Ağa'lıktan çıkmış; Haluk Bilginer döktürüyor, Demet Akbağ ayrı... Nedir bu filmin durumu? BİLGİNER: Masalsı bir anlatımla gerçek hayat anlatılıyor. Çok zavallı insanlar bunlar. Yırtmaya çalışan insanlar bir süreç içinde yırtınıyorlar ve yırtılıyorlar! AKBAĞ: Evet yırtmak fiilini baz alırsak... BİLGİNER: Öyle ama halleri... Aynen bu! Ve çok komik. AKBAĞ: Bu tür bir komedi hatırlamıyorum. DENİZ: Filmde dramatik öğeler de çok.

Herkes Popstar'a koşuyor peki abi, "müzik nerede?"

Filmde renklerin de bir görevi var. Tüm kalabalıklar gri, gerçek eğlence dünyasında olan karakterler siyah, senaryo gereği eğlence dünyasında olanlar rengarenk. Teatral bir tarafı olsun diye mi bu yol seçildi?
BİLGİNER: Çok seyirlik bir şey oldu bence. AKBAĞ: Ben şöyle düşünüyorum: O kadar tuhaf ki, bunu birebir gerçekmiş gibi çekemeyiz diye düşündürdü. Bunu mümkün olduğunca renklendirelim duygusuyla yapıldı. Çünkü çok tuhaf bir gerçek var. Bu tuhaf gerçek görsel olarak böyle yansıtıldı. Yani başka bir gezegen gibi orası. Bu kadar tuhaf şey ancak bir gezegende olabilir. Tuhaf şeyin komiği... DENİZ: Filmin içinde çok geniş kareler var. Mesela bir Beyoğlu sahnesi. Yüzlerce insan var ama bizim karakterleri her halukârda görüyorsun. Hiçbir oyunları kaybolmuyor.

* Aslında neyle gırgır geçiyorsunuz filmde; şöhret olmaya çalışan insanların halleri mi, onların çaresizliklerinden medet uman piyasanın kurtları mı? Neye dokunuyorsunuz?
BİLGİNER: İşe başlarken mesaj kaygısıyla başlarsanız kötü iş yaparsınız. Sanat mesaj kaygısıyla yapılmaz. Güzel bir şey yaptıysanız onun içinde mesaj gizlidir zaten. Şu mesajı vereyim diye film yaparsanız batarsınız, bildiri dağıtın daha iyi. Sadece toplumun, insanların çırpınışlarını gösteren bir resim var filmde.

* Film Popstar yarışması başlamadan önce bitti ama çok denk düştü. Yarışmaya girmeye çalışan insanların hikayelerine benziyor mu filmde geçenler?
DENİZ: Benziyor ama Popstar daha portakalda vitaminken biz senaryosunu yazmıştık. Bu filmin müzikteki karşılığı bence cazdır. Mesela caza da baktığımız zaman size farklı duygular yaşatır. Çalan adamlar hep eğlenceli adamlardır ve kendi tarzları vardır. AKBAĞ: Ve sizi hep şaşırtırlar. BİLGİNER: Filmde bir sürü şarkı dinleyeceksiniz. Bildiğiniz şarkıların hiçbirini böyle dinlememişsinizdir. 40 küsür kadar şarkı var. DENİZ: Ben bir daha böyle bir prodüksiyonun yapılabileceğine inanmıyorum. Çok zor. Daha önce yapılmadı. Kimi ararsanız var. Bulutsuzluk Özlemi'nden Işın Karaca'ya, Müslüm Gürses'ten Cigulisi'ne kadar.. Herkes birbirinin şarkısını söylüyor.

*Herkes mi şarkı söylüyor?
BİLGİNER: Sadece teaser'da söylediğim şarkı var 'Ya Evde Yoksan..' AKBAĞ: Ben şarkı söyleyenleri destekliyorum.!

* Popstar'a benzeyen yanı nedir?
DENİZ: Her şeyi.. Bir gazetede Popstar'ın ikinci elemelerinin resmini gördüm. Tepeden helikopterle çekmişler. Bir maç girişi gibi.. Bu insanların hepsinin amacı şöhret olmak. Demek ki herkesin içinde var, bunu anlatıyoruz. AKBAĞ: Bu sosyolojik araştırma gerektiren bir durum... DENİZ: Bu filmde de adamın içindeki şöhret olma arzusu anlatılıyor. İşin açıkçası ben şöhretim ama benim ailem benden daha çok şöhret. Benim amcamın oğlu, dayımın bilmem nesi kamera görünce benim önüme geçiyor. Herkesin içinde var. Ben kaset yaptım, şöhret oldum diye sülalemde en az 60 kişi şu an albüm yapıyor. Baksan düne kadar kendi hayatını yaşayan bir adamdı. Bu film galiba kendilerini biraz onlara anlatan bir film. AKBAĞ: Eskiden bu cesaret yoktu. 'Yok canım bizden şöhret olmaz' deniyordu. Şimdi bu sanatçı olma erezyonunda 'o söylüyorsa ben neden söyleyemiyorum' diyorlar. 'Niçin o kuyrukta ben de yokum' diyor. Fiziksel kusuru olan, gözü görmeyen, yaşı 50'den fazla olan herkes aday şöhret olmaya! Bu korkunç bir şey. DENİZ: Hele Bayhan'dan sonra acıklı hikayesi olan herkes ortaya döküldü. BİLGİNER: Cüret arttı bir kere. Filmde soruyoruz ya 'peki abi müzik nerde?' diye. Hakikaten burada müzik nerede? Kimse müzikten konuşmuyor.

Kiralık katil de kaset istiyor!

* 'İyi oyuncular yanyana gelince iyi iş çıkar' diye bir genelleme yapabilir miyiz?
AKBAĞ: İyi oyuncular yanyana gelebilir ama yönetmen kullanamaz! Kurgu kötü olur. Montaj kötü olur! Siz de dersiniz ki ben neler oynamıştım, nerede bu oynadığım sahneler? BİLGİNER: O söylediğiniz aslında tiyatroda geçerli. Tiyatro oyuncunun sahnesi. Yıllar önce söylediğim bir laf vardı anonim oldu, çok da hoşuma gidiyor. 'Oyuncunun er meydanı tiyatrodur' diye. DENİZ: İki oyuncunun buluşmasının doğru olması gerekiyor. Yani anlamsız iki oyuncuyu yanyana getirdiğinizde hikâye o konsepte uygun değilse, biri uzun, biri kısa kalıyorsa saçma bir buluşma da olabilir.

* Eminim pek çok kişi de üçünüzü bir arada düşünemezdi...
DENİZ: Ama bu film bunu istiyordu. Başka bir filmde belki tutmazdı bu maya... AKBAĞ: Bu filmin senaryosunu siz okusaydınız aşağı yukarı benzer isimleri hayal ederdiniz. Mesela Özcan için o kadar birebir yazılmış bir rol ki. Ve oynayanın mutlaka bir şarkıcı olması gerekiyordu. BİLGİNER: Özcan'da da Allah vergisi bir ses var, güzelim benim ya... İki tane çok güzel şarkısı var. Dinlerken tüylerim diken diken oldu.

* Yeni şarkılar mı söylüyorsunuz?
DENİZ: Evet, yeni besteler. Soundtrack'i de çıktı çıkacak. Bu arada 'Ya Evde Yoksan' şarkısını da remiksleyip bütün kulüplere dağıtıyoruz. BİLGİNER: Allah aşkına? AKBAĞ: Bir bana şarkı söyletmediniz ya, içimde ukde kaldı! BİLGİNER: Filmde şarkıcı olmak istemeyen tek kişi Firuze. Geri kalan herkes; kiralık katil dahil kaset yapmak istiyor.

Bir milyon izleyici getiririm bu filme, sen Haluk Abi?

* 'Tek başıma 1 milyon seyircim var' demişsiniz. Bu kadar kendinize güveniyor musunuz sinemeda?
DENİZ: Öyle mi demişim? Amma da sallamışım. (Kahkahalar) Bir milyon ben yaparım, sen abi? BİLGİNER: Benim de 15 tane var! AKBAĞ: Ben de ismen verebiliyorum izleyicilerimi!!! (Özcan Deniz gülmekten konuşamaz bir vaziyette...)

* Kurtardınız siz filmi...
DENİZ: 5 milyon izliyor o zaman bizi... Şaka bir yana bu kendine güvenden ziyade yaptığın işe inanç. Cem Yılmaz örneğini vereyim. 1.5-2 milyon seyircisi var deniliyor. Onu kötü bir projenin içine koyun abi. Seyircisi falan olmaz. Proje önemli. Projeyle, yıldızı parlak olan şeyi; iki olguyu yanyana getirdiğiniz zaman patlama oluyor. Taşlar o zaman yerine oturuyor. Bu filmde herkesin yıldızı çok parlak.

* Herkes bunu soruyor size ama filmde Prestij Ailesi'nden kesitler var mı?
DENİZ: Hikâye, doğru; benim yaşadığım bir hikâye. Ben sinemeyı seven ve hayalgücü kuvvetli bir insanım. Ben bunu yazmaya başladığımda birebir hikayem olarak yazmadım. Olmayan şeyler ekledim, yeni karakterler kattım.

* Bunu her fırsatta söylüyorsunuz zaten ama hep şaşırtan benzerlikler olduğu iddia edildi...
DENİZ: Çünkü medya için bu büyük malzeme. Bu Firuze'nin bana yaşattıklarından yola çıkarak yazılmış. Biz bunu çekiyoruz. Yani kimseye buradan bir gönderme yapmıyoruz. Tersi bile olsa, bu filmden çıkan insanların o karakterlere aşık olması lazım. 'Keşke bizi anlatmış olsa' demeleri lazım.

* Sizin gerçek hikayeniz de bu kadar komik miydi; Ezel Akay'ın katkısıyla mı komediye dönüştü?
DENİZ: Ezel'in hayalgücü müthiş zaten. Enteresan şeyler kattı. BİLGİNER: Perpa'da öyle bir Unkapanı yaratıldı ki, orayı hakikaten Plakçılar Çarşısı zannettiler. DENİZ: Sipariş almaya gelenler oldu. Başladık filme, aradan 3-4 gün geçti. Etrafta enteresan tipler dolaşıyor. Hepsi şöhret olmaya gelen tipler. Hayal ürünü bir mekan yaratıyorsunuz oraya bile geliyorlar.

Bu rol bana çok iyi geldi

* Özcan Deniz'in performansının bu kadar iyi olacağını tahmin ediyor muydunuz?
AKBAĞ: Ben bu kadar iyi bir kan uyuşumu tahmin etmiyordum. Özcan'la ilgili değil bu; herkesle alakâlı. BİLGİNER: Kan tutmayabilir tabii. Ama öyle anlar vardır ki samimiyet içinde o anları hapsedersiniz, işte sinemanın güzelliği bu, 100 yıl kalır.

* İlk kez komik bir adamı oynuyor Özcan Deniz. Ustalara sormak lazım; hakkını verebildi mi?
AKBAĞ: Göreceksiniz. DENİZ: Ciddi ciddi komik sahnelerim var. Ben kendime gülüyorum. Ama ben olduğum için değil, kendimi izliyormuşum gibi görmüyorum çünkü. Zaten tek tip oyuncuyu, seyirci olarak söylüyorum; bunu izlemeyi sevmiyorum. O yüzden ben de öyle olmak istiyorum. Yarın öbür gün başka bir rol olursa değerlendiririm, illa ki karizmatik bir adam olmak zorunda değilim. Ağaydı, karizmatik adamdı falandı filandı, onlar geçmiş projelere ait karakterler, onlar bitti. Bu bir daha böyle şeyler oynamayacağım anlamına da gelmiyor.

* Çalıştınız mı, doğaçlama mı?
DENİZ: Doğaçlamaydı. Ata (Demirer) her sabah geldiğinde stand-up yapıyordu. Haluk Abi'yle Ata'nın tiplemeleri bizi sete gülerek hazırlıyordu. İster istemez o enerjiyle geçiyorsun kameranın karşısına..

* Vizyonda Türk filmi bol bu ara... Siz onların arasında şansınızı nasıl görüyorsunuz?
AKBAĞ: Ben sadece merak edilen bir film olduğunu söyleyebilirim. Çünkü sinemalarda yayınlandığından beri bana herkes 'küçücük bir şey seyrettik sinemada, merak ettik, bu nasıl bir şey' diyor. BİLGİNER: İlk giden seyirci, eğer sinemadan çıktıktan sonra 'çok güzel bir film, gidin seyredin' diyorsa bu filmin önü çok açıktır. Bir ilginç şey daha; UIP ilk defa bir Türk filmini dağıtıyor.

* BKM dışında ilk işiniz bu. Bu size iyi geldi mi?
AKBAĞ: Çok iyi geldi.

* Neden?
AKBAĞ: Tabii ki film teklifleri geliyordu bana ama zaman uygun değildi ya da bizim yaptığımız bir işle çakışıyordu. Bu filmin çekim tarihi ne benim oyunumu, ne Vizontele'yi, ne de televizyona o sırada yapacağımız herhangi bir şeyi engellemedi. Ve de sadece ve sadece oyuncu olarak, Demet Akbağ olarak, bu filmi çekmek için çok uygundu şartlar ve rolü sevdim.

* Size uyan bir rol mü?
AKBAĞ: Değil, ben bu rolde kendimi görmeyi ve burada da bir şeyler öğrenmeyi istedim sadece. Bazı roller vardır ki, zamansızlıktan aklınız kalır, yapamazsınız. Oynadığıma çok memnunum.

 önceki sayfa