Star Cumartesi 17.02.2007

Serdar Akyıbık

 

Çiçeği burnunda baba Haluk Bilginer, Polis filminde aynı zamanda müşfik bir baba olan gözü kara bir dedektifi canlandırıyor. Usta oyuncu çocuk sahibi olmayı muhteşem, filmdeki karakterini ise ‘tam bir insan’ olarak tanımlıyor...

BEŞ adamı tepeliyor, bakmadan ateş ederek adam öldürüyor, daha önce defalarca yakaladığı eski bir zanlıdan silah satın alıyor, kendisinden hayli küçük yaşta bir kıza aşık oluyor... Haluk Bilginer, Musa Rami adlı başarılı bir cinayet masası dedektifini canlandırdığı yeni filmi Polis’te deyim yerindeyse yine oyunculuk açısından döktürüyor. ‘Musa Rami rolü benim için büyük bir riskti aktör olarak. Filmin hemen her karesinde varım. Büyük bir sorumluluk bu aslında’ diyen Bilginer, son filmini ve babalık duygusunu anlattı...

·  Polis’in senaryosuna nasıl dahil oldunuz?

Bundan iki yıl önce Onur Ünlü bana başka bir senaryosunu getirmişti. Okuduğum senaryolar arasında en iyilerden biriydi. Sonra bazı nedenlerden dolayı o film çekilemedi. İki yıl sonra bana Polis’le geldi. Senaryosunu böylesine ilginç bir dille anlatan birinin, kötü bir film çekemeyeceğini düşündüm. Haklıymışım da. Hep derler ya ‘İlk filmi nasıl güvendiniz, risk değil mi diye?’ Evet, risk ama Onur’la oturup, konuşup ona güvendikten sonra bu işe girdim.

·  Oynadığınız Musa Rami karakteri için özel bir gözlemde bulundunuz mu?

Hayır, çünkü bu filmde Musa Rami’nin polis olması tamamen öyküye yardımcı bir yan öğe. Filmde anlatılmak istenen bir insanın başına gelen olaylar. Hollywood polisi benzetmesi yapmanız şu açıdan filmin yararına olur; birinci sahnede Musa Rami’yi beş adamı tepelerken izlediğimizde kahramanmış gibi görüyoruz. Ama hayat öyle değil. Biz seyirciye ‘Bakın aslında hayat böyle değil. Bakın neler olacak’ diyoruz. Ve bir bakıyoruz ki adamı ters düz ediyorlar.

·  Çok hareketli dövüş sahneleri var. Bunun için özel ders aldınız mı?

Koreografımız vardı, çekilen bütün kavga sahnelerinin koreografisi yapılmıştı. Hepsinin provaları yapıldı önceden. Benim için dans neyse dövüş de oydu. Benim dövüşle işim yok.

MUSA RAMİ’Yİ ÇOK SEVDİM

·  Musa Rami karakterini bu kadar sevmenizin nedeni nedir?

Musa Rami tam bir insan. Ben bu yüzden çok sevdim bu karakteri. Tüm çelişkileri barındıran insan gibi insan. Kahraman değil asla. Kahraman birini oynamak bir aktör için çok sıkıcı bir şey. Aktör için ilginç olan, birçok çelişkiyi barındıran ve karmaşık karakterler.

·  Filmde bu kadar sahnenizin olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Filmin hemen her karesinde varım. Bu benim için aktör olarak büyük bir risk ve sorumluluk aslında. Aynı adamın yüzünü iki saat boyunca izlemek sıkıcı olabilir. Ama umarım ben bu engeli bir şekilde aşabilmişimdir. Gerçekten çok severek ve iştahla çalıştım. Musa Rami rolünü de çok sevdim.

IRKÇI BİR TOPLUMUZ

·  Son zamanlarda milliyetçi film akımı var. Bunun sebebi nedir sizce?

Türk toplumunda yıllardır gelen toplumsal bilincimizin altında bir ırkçılık var zaten. Biz ırkçı bir toplumuz ama farkında değiliz. Bizim ağzımıza pelesenk olmuş. Artık çok cömertçe kullandığımız bazı cümleleri ağzımızdan çıkarken kulağımız duymuyor. Mesela ‘Anladıysam Arap olayım’ derken Araplar’a hakaret ediyoruz. Toplum olarak ve birey olarak siz kendi yaptığınız, ürettiğiniz bir şeyle gurur duyabiliyor musunuz? Gurur duyulduğunda gerçek yurtseverlik olacak. Ben yurdumu seviyorum, kim diyecek bana ‘Ben senden daha çok seviyorum’ diye. Kimin tekelinde yurtseverlik?

·  Türk sinemasının ürettiklerinde böyle bir tehlike yok mu?

Tehlike bizim siyasi bakışımızda ve politik hayatımızda. Sanatta öyle bir tehlike yok. Hep bir şeylere bağlamaya çalışıyorlar. ‘Şiddet var çünkü televizyondaki şiddet arttı.’ Yok böyle bir şey. Televizyonda bir dünya aşk dizisi de var. O zaman aşk neden artmıyor?


ÇOCUK SAHİBİ OLMAK GÜZEL

Geçen Aralık ayında Aşkın Nur Yengi ile evliliğinden Nazlı adlı bir kız bebek sahibi olan Haluk Bilginer, çocuk sahibi olmayı, ‘Mükemmel, muhteşem bir duygu’ olarak nitelendiriyor. Kızına ‘Nazlım’ diye seslenen Bilginer, sanatın tüm hayatını kavrayan bir olgu olmasına karşın, eşinin de kendisinin de aile ve sanatçı gibi sorumlulukları ‘Hiçbir sorun olmayacağını düşünüyorum. Hepsini bir arada götüreceğiz’ sözleriyle yürüteceklerini söylüyor.


TÜRKİYE’DE SİNEMA YAPILMIYOR
 

·  Televizyon dizilerini nasıl buluyorsunuz? Sinema endüstrisini etkiliyor mu?

Çünkü sinema sektörü, Türkiye’de sadece sinemadan ekmek yiyen çalışanlar ordusu yok. Işıkçısı, setçisi, oyuncusu sadece sinemadan beslenirse o zaman bir endüstriden bahsedebiliriz. Televizyon para kazanmak için yapılıyor. Ama oyuncu televizyonda oyunculuk öğrenemez. Televizyon sanatı diye de bir şey yok.

·  Türkiye bu konuda ne durumda?

Çok büyük sorumsuzlar diye değerlendiriyorum. Çünkü Türkiye’de medyanın göbeği hep bir yerlere bağlı olduğu için, gerçekleri söyleyemiyor. Otosansür diye bir şey var. Bu sansürün en kötü türü. Ama yine de bir yerlere bağlı olsa bile biraz sorumlulukla daha doğru düzgün işler yapılabilir. Hatta amaç diyelim sadece para kazanmak olsun, üç yıl değil 30 yıl kazan, biraz daha akıllı ol. Kapitalist olacaksan akıllı kapitalist ol, daha çok para kazan. Ama biz hemen köşeyi dönmek istiyoruz.

 

önceki sayfa