|
Yeni
Şafak 18.01.2003
Hale
Kaplan Öz
Kötülük pusuda
Sanatın bir çok alanında imzası
bulunan Haluk Bilginer, 1999
yılında Zuhal Olcay ile birlikte
kurdukları Oyun Atölyesi'nde
sahnelenen "Ermişler Ya Da
Günahkarlar" isimli oyunda Dr.
Farquar'ı canlandırıyor.
Canilerdeki kötülüğün, bizde
olandan biraz daha fazla
olduğunu düşünen Bilginer'e göre
kötülük ünlü olmak, güç sağlamak
ya da gücün cazibesine
kapılmanın sonucunda yapılıyor.
Biz de ruhumuzun çok karanlık
bir yanına hitap eden olayı
merak ediyor, hem tiksiniyor hem
de izliyoruz. Kötülüğün insanı
çeken yönünün tartışıldığı oyun
sonrasında konuştuğumuz Haluk
Bilginer, aslında herkesin
bilinçaltında var olan bu
dürtünün eyleme geçmesinin
kişisel davranış seçimiyle
ilgili olduğunu söylüyor.
Sistematik olarak eyleme geçen,
kurgulanan cinayetler aynı
zamanda zekicedir, bizde pek
görülmez mesela. Bu tür
cinayetler de basit bir
bilinçaltı olarak açıklanabilir
mi?
Evet bizde seri katil çok az.
Fakat seri katil olarak
tanımlanmak için iki kişiyi
öldürmek yetiyor. Birkaç tane
var öyle örnek ama çok az. Seri
katillerin çoğunun bizim
ilgimizi çeken yanı kötülüğün
biraz da zeka içeriyor olması. O
zekaya gizliden gizliye hayran
oluyoruz. Hem iğreniyoruz,
kızıyor, öfkeleniyoruz, hem de
sistematik olarak çalışan
zekasına hayranlık duyuyoruz.
Ondaki kötülük, tercih etme ve
sonucundan haz almayla
çoğalıyor.
Normal insanlarla caniler
arasındaki fark canilerin cesur
olması mı?
Hayır değil bence. Cesaret
değil, hatta belki korkaklık
içeren birşey. Ama bir seçim.
Kötü olmayı seçiyor, kötü
olmaktan adam öldürmekten haz
duyuyor. Bizim anlayabildiğimiz
birşey değil bu, beynimizin
altına ittiğimiz birşey. Ama o
bundan tatmin oluyor. Karanlık
bir merak var bizde de.
Cezbediyor işte.
İnsanın içinde pusuya yatan
kötülüğü bu oyunun ortaya
çıkardığını söyleyebilir miyiz,
seyircilerin çoğu gülerek
izledi, belki biraz korkarak,
acıma yoktu ama...
Bence oyunun asıl söylediği,
hiçbir şey göründüğü gibi
olmadığı. Oyunda biz adamı
doktor zannediyorduk, sonunda
katil çıktı. Köpek finoydu kurt
oldu, telefon siyahtı kırmızı
olmuş biz mi yanlış gördük? bunu
sorgulatıyor bize bu oyun. Kimin
iyi kimin kötü olduğu objetif
bir karar değil. Yüzeyden
gördüğümüz şeylerin dibinin
farklı olabileceğini, bizim
yanılmış olabileceğimizi ve
aslında hayatın her alanında da
bunun böyle olduğunu söylüyor
oyun. Ben de bu temayı
sahipleniyorum, hiçbirşey
göründüğü gibi değildir.
Katili oynamak nasıl?
Çok güzel, çünkü kötüyü
oynamanın da cazibesi var.
Dediğim gibi biraz da zeka
içerdiği için aktör olarak
dişinizi geçirebileceğiniz
birşey var orda. Filmde de,
televizyon da da, düz kahramını
oynamak çok ilginç değildir.
Kötülük çok daha renklidir. İniş
çıkışları çok daha fazladır.
Onun için dikkat ederseniz bütün
filmlerde kötüyü hep iyi
aktörlere oynatırlar. Kahramanı
film yıldızları oynar, kötüleri
tiyatro oyuncuları oynar.
Kendinizi hiç kötü bulduğunuz
olur mu?
Hayır, böyle olmamaya böyle
davranmamaya yaşamım boyunca
dikkat ettim. Çünkü beni mutlu
etmiyor kötü olmak. Kötü olmak
kolay aslında. Zoru seçmek
lazım.
Ülke insanının tiyatro ile olan
yakınlaşmasının henüz
olgunlaşmadığı, daha çok
komedilerin tercih edildiği bir
dönemde kara mizahı tercih
etmenizin sebebi nedir?
Biz oyunumuzu seçerken öncelikle
doğru düzgün yazılmış bir
tiyatro metni olmasına dikkat
ediyoruz. Ve bu oyunun, sözünü
söylemek istediğiniz bir oyun
olması gerekiyor. Bir de tabii
oyunun tiyatro değeri olmalı.
Tiyatro, insanı insana, insanla
anlatan tek sanat. Böyle bir
tensel temas başka bir sanatta
yok. Siz tiyatro binasını
kafanızda soru işaretleriyle
terk ettiğinizde tiyatro
işlevini yerine getirmiştir.
Komedi eğlendirir. Biz toplum
olarak eğlenceye daha yakın,
sanata daha uzağız.
Kendi tiyatronuzda oynamak nasıl
bir duygu?
Büyük bir mutluluk. Ne bir özel
kuruluştan ne devletten tek bir
kuruş almadan burdaki çöplüğü
tiyatroya çevirdik. Bu çok
mutluluk verici, bununla gurur
duyuyuoruz.
Sizi sanatın bir çok alanında
pek çok kılıkta görüyor ve
seviyoruz. Peki siz en çok hangi
kendinizi seviyorsunuz?
En çok sevdiğim, kendimi
bulduğum yer tiyatro. Çünkü
televizyonda sanat yapamazsınız.
Televizyon çok üretilip çabuk
tüketilen bir balon köpüğü. Ama
tiyatro kalıcı, beyninizde yer
ediyor. Bir de oyunculuğu çok
seviyorum, oyuncunun er meydanı
da tiyatro sahnesi. Sinema
filminde oynamanız için oyuncu
olmanız gerekmiyor. Sinemada da
önemli bir yeri vardır
oyunculuğun ama oyuncunun
kendini asıl ispat etmesi
gereken yer tiyaro sahnesidir.
Deliliğin doğasını kucaklayın
Üç kişilik bir oyun olan
Ermişler ya da Günahkarlar, bir
akıl hastanesinde geçiyor. Seri
katillerle ilgili kitaplar
yayınlayan, bu şekilde
insanlığın karanlık yanını
yansıtmaya çalışan yazar Styler,
Dr. Farquar gözetimindeki bir
seri katilin hikayesini yazmak
istemektedir. Doktor ve yazar
arasında başlayan söyleşi, sahne
dekoru ve karakterler açısından
beklenmedik değişikliklerle son
bulur. Kitabı yazılmak istenen
seri katil başta görünmezken,
ilk perdede Dr. Farquar,
ikincisinde yazar Styler olur.
Yani hiçbir şey göründüğü gibi
değildir. Ruhunuzun karanlık
yanına göz atmak için, sizi
cezbeden, izlemekten kendinizi
alamadığınız katillerin, tiyatro
sahnesinde kanlı maceralarını
capcanlı görmek için Ermişler Ya
Da Günahkarlar mutlaka izlenmesi
gereken bir seyir. Deliliğin
doğasını kucaklayın, unutmayın
onları ancak anlayarak
affedebilirsiniz.
önceki
sayfa |