Zaman Turkuaz 26.02.2006

Salih Zengin

Karagöz Haluk Bilginer: Âlem Hacivat olmuş

Karagöz tiplemesiyle övgü alan Haluk Bilginer, filmi ve hayatını Turkuaz’a anlattı. Kötü adamı oynamayı tercih ettiğini söyleyen sanatçı, günün birinde bir kadını bile oynayabileceğini iddia ediyor.

Tiyatro sanatçısı Haluk Bilginer, bu kez Karagöz tiplemesiyle sinema perdesinde arz-ı endam etti. Teklif edilen Hacivat’ı değiştirerek daha zor ve farklı bulduğu Karagöz rolüne soyunan Bilginer, ‘Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü?’ filmindeki başarısıyla dikkatleri üzerine topladı. Sanatçı filmin Osmanlı Devleti’nin kuruluş sürecine ilişkin yanlış bilgiler içerdiğini söyleyenlere “Bu bir belgesel değil ki..” diye cevap veriyor. “Sanat, olmayan gerçeği göstermek için vardır. Ezel Akay böyle bir masal anlatmak istemiş, bu onun masalı.” diyen Bilginer, bu sözleriyle yıllarını tarihe veren uzmanları cehaletle suçlayıp kendisini ‘tarihçi’ tahtına yükselten Ezel Akay’a ters düşmüş gibi görünüyor! Şöhreti önemsemediğinin ve hep öğrenci olarak kalacağının altını çizen Bilginer, “Türkiye’de herkese sanatçı diyoruz. Hatta mesleği olmayan ünlüler sanatçı olarak anılıyor. Tam da bu nedenle ‘artistlik’ halk arasında negatif algılanıyor.” diyor.

Neredeyse sizinle ilgili hiç eleştiri yapılmıyor. Hiç eleştirilmemek, kişiliği ve oyunculuğu tökezletmez mi?

Ben aynadan çok eleştiri alıyorum, kendi kendimi çok eleştiriyorum. İşimle son 30 yıldır yarıştayım; ama bu hırs değil. Öğrenmeye çalışıyorum ve öğrenemeden de öleceğim. İnsanların dikkatini çeken bu samimiyet olabilir. Buna kısaca içinde “artistlik” barındırmayan oyunculuk yapma çabası diyebilir miyiz acaba? Galiba o.

Artistlik yapmıyorsunuz yani?

Asla!

Ama, sahnede ‘rol’ yapanlar için “Adama ‘artistlik yapma lan!’ derler” demiştiniz. Geçenlerde aynı cümleyi Başbakan’ımız da kullandı. Her iki artistlik de aynı manada mı?

(Gülüşmeler) Hayır değil. Oyunculukta samimi değilseniz artistlik yapıyorsunuzdur. İngiltere’de kimseye sanatçı demezler; çünkü herkesin bir mesleği vardır. Ama Türkiye’de herkese sanatçı diyoruz. Hatta mesleği olmayan ünlüler sanatçı olarak anılıyor. Onun için artistlik halk arasında negatif kullanılan bir kelime oldu. Oysa bizim ulaşmak istediğimiz şey samimiyet ve ruhunu soyma meselesi. Bunu beceremeden ölen aktörlerle doludur oyuncu mezarlıkları. Belki ben de beceremeden öleceğim.

O soyulan ruhu, seyirci maskesiyle izliyor ama?

Bir laf vardır “Tiyatro hayatın aynasıdır” diye. Asla! Hayat tiyatronun kötü bir taklididir. Yaşamda göremeyeceğimiz şeyleri tiyatro sahnesinde görürüz. Gerçek yaşamda hepimiz maskelerimizle yaşıyoruz. Karakterin ruhunu soyarak insanlara bir şey hatırlattığımızda seyirci de DNA’larında var olan bir şeyle karşılaşıyor aslında.

10 yıl sonrasını kıskanacağınızı söylediğiniz Haluk Bilginer’e kaç yıl kaldı? Ne olacak o zaman?

Daha 20 yıl var! (Gülüşmeler) Bu arada kim bilir ne tecrübelerle yoğrulup neler öğrenmiş, kendime neler öğretmiş olacağım? Kuru bilgi işe yaramıyor, asıl işe yarayan bilgelik. Bilgi ansiklopedide de var; ama ansiklopediye sanat yaptıramazsınız.

Öğrencilik her şey, şöhret hiçbir şey yani?

Şöhret, bu yolculuk sırasında başınıza gelen bir şeydir. Çok istenen bir şey de değildir. “Aa bu yüzü tanıyorum” diyorlar. Şöhret bu. Köyde de köyün kahvecisi şöhretlidir. Buna çok fazla önem vermenin, şımarmanın alemi yok. Hedefsinizdir artık. Üzerinize çamur da atarlar, taş da...

Sizde var olan ‘yükseklik korkusu’ndan dolayı mı şöhrete uzaksınız?

(Gülüyor) Sanmıyorum! Yükseklik korkusu bize atalarımızdan geçmiş, DNA’larınızda var. Hayvanlar onları yemesin diye ağaçta uyurlarmış.

Aşkın Nur Yenge(i) nasıl? Kendisine sahne yasağı koyduğunuz doğru mu?

(Gülüşmeler) İyidir. Bu arada ne kadar ayıp bir şey ya! Tekzip etmek bile çok ağrıma gidiyor. Ben kim oluyorum? Kime, ne yasağı koyuyorum?

Aşkın Nur Hanım çocuğunu düşürdükten sonra sizde baba olamama korkusu oldu mu?

Hayır. Sadece bebeğimizi kaybettik, umudumuzu değil. Umut kaybolursa yaşam biter zaten.

Nasıl bir baba olurdunuz? Reklamlardaki gibi Selo’ya bağırıp çağıran bir baba mı?

(Gülüyor) Asla! O orada işler. Çok heyecanlı bir baba olurdum. Ama nasıl baba olunacağını çocuklar belirler. Siz sadece bildiğinizi en iyi şekilde yaparsınız. Erkek ya da kız fark etmez.

Herkes ‘çocuğum sağlıklı doğsun’ derken sizin ‘İngiltere’de doğsun’ dediğiniz iddia ediliyor.

Uydurmuşlar. O uyduranların düşünme merkezleri vücutlarının başka yerlerinde galiba. Hangi adada evleneceğimizi bile yazmışlar, şaştım.

Birçok rol insanın üzerine yapışıp kalırken sizde neden tutmuyor?

Ben yapışmaya başladığı zaman sesimden sıkılıp değiştiriyorum. Kendi sınırlarımı aşmak için bu kadar çaba gösteriyorum. Tiyatro sahnesinde iki saat ömrün var. Sinema yönetmenin sanatıdır; ama tiyatro oyuncunundur. Çırılçıplaksınız ve arenada aslanların ağzına atıyorsunuz kendinizi.

Bu arenaya ne zaman atıldınız ilk?

Çocukluğumdan beri çok severdim. Lisede 16 yaşında tiyatro kolunda iken sonra sahnede mutlu olduğumu ve tepkilerden bu işi becerebildiğimi görerek meslek olarak seçmeye karar verdim. Böylece akıl sağlığımı koruyorum.

Oysa birçok insan bu kadar ruhu giyinmekle akıl sağlığınızı yitirdiğinizi düşünebilir!

Tam tersi! Bir tane Haluk Bilginer var. Perde kapanır, biter. Siz Haluk olarak içeri gelirsiniz, çayınızı içersiniz. O rol biter. Rolün etkisi altında kaldım, çıkamıyorum falan, hepsi palavra!

İngiltere’de bir sürü hayranınız varken ve kariyer yaparken Türkiye’ye neden geldiniz?

Burada yaşadığım tecrübelerin hiçbirini yaşayamayacaktım orada, yani bir tiyatro salonu inşa etmek gibi bir tecrübeyi istesem de yaşayamayacaktım. Şimdi bu biraz paradoks gibi görünebilir; ama bu zevki de tatmak lazım bir ömür içinde.

Zuhal Olcay’ın aşkı uğruna geldiğiniz Türkiye’den sizi tersi bir rüzgar geri savurabilir mi?

Her şey olur, Madagaskar’a ve Tanzanya’ya da taşıyabilir, yani gidip timsahların çene güçlerini de ölçebilirim. (Gülüşmeler) Hep risk aldım; ama ötekini seçseydim ne olurduyu bilmiyorum.

Oynayamayacağınız bir rol var mı?

Mesela 5 yaşındaki kız çocuğunu oynayamam, fiziksel bir engel var. Ama her rolü denemek istiyorum. Hatta günün birinde bir kadını bile...

Doğum anındaki bir kadını değil herhalde?

Rahmin kadar konuş derler adama, bizim rahmimiz yok. (Gülüşmeler)

Tarihte ikili dostluklar önemlidir. Karagöz-Hacivat, Kerem-Aslı, Leyla-Mecnun, Romeo-Juliet, Edi-Büdü, Zeki-Metin ve hatta İclal Aydın-Tuna Kiremitçi. Siz kiminle anılırsınız?

Biriyle anılmak gerekiyor mu? Yani birçok kişiyle anılmak isterdim. Yaşarken değdiğim birçok insan vardır herhalde. Bunu ölüm döşeğinde iken sorun bana. (Gülüyor)

‘Bu bir Osmanlı tarihi filmi değil Ezel Akay’ın anlattığı bir masal’

‘Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü?’ filminde oynadığınız Karagöz, çok saf bir portre olarak çizilmiş. Bildiğimiz Karagöz daha hinoğlu hin değil midir?

Daha az maskesi vardır Karagöz’ün, hatta hiç maskesi yoktur. Ama Karagöz son lafı söyleyen kişidir, espriyi veren Hacivat onu besler. Ayrıca bilinen resmi Hacivat-Karagöz, 18. yy.dan sonrası. Çünkü bazı şeyler kısıtlanmıştır padişah tarafından. Edepli, kibar İstanbullu Hacivat-Karagöz’ün orijinaliyle alakası yoktur.

Kendinizi hangisine yakın bulursunuz?

Hep Karagöz olmayı tercih ederim, öyle olmak için çalışırım. Alem Hacivat olmuş!

Neden size önerilen Hacivat yerine Karagöz rolünü seçtiniz?

Daha önce canlandırdığım Hayri’ye çok benzeyecekti Hacivat. Oysa Karagöz daha önce yaptıklarıma benzemiyordu. Daha iyi oldu, benim için de değişiklik oldu.

Ben de acaba sizin dayak yemeye temayülünüz mü var diye düşünmüştüm?

(Gülüşmeler) Karakteri yargılayarak seçmiyorum, tam tersine kötü adamı oynamayı severim. Çünkü kötü adamda bilemediğimiz, insan beyninin gizli bahçelerinde dolaşan bir şey vardır. Seri katillerin adını biliriz de kurbanların adını hiç bilmeyiz; ama 20 tane kurban vardır arkada. Hitler’in adını biliriz de 40 milyon kişinin adını hatırlayamayız. Karakter ne kadar kötü ve şaşırtıcı olursa o kadar iyi benim için.

“R” harfi özürlü bir Hacivat olur mu?

Olur. Oldu işte. Beyaz iyi bir Hacivat oldu.

Filmde Osmanlı’nın kuruluş dönemine dair anlatılanları, Orhan Gazi profilini birçok tarihçi tasvip etmiyor?

Etmesinler. Belgesel değil ki bu, tarihçinin ne işi var?

Sanatın bir görevi de gerçeği göstermek değil midir yani?

Hayır efendim, sanat gerçekten daha gerçektir. Olmayan gerçeği göstermek için vardır. Ezel Akay böyle bir masal anlatmak istemiş, bu onun masalı, yani anlatılan masaldan ‘sen şunu anlatmak istemişsin, ben bunu anlamıyorum’ diyebiliriz de, ‘bu böyle değildi’ diyemeyiz. Değildi tabii, bu bir sinema filmi.

Çekimlere başlamadan önce hiç Karagöz Hacivat izlediniz mi?

Hayır, çocukluğumda izlemiştim, TRT zamanında.

‘Karagöz Hacivat filmdeki gibi dik durmaz, kamburdur’ diye itirazlar da oldu?

Canları sağ olsun tabii, yapılan şeyin üstüne bir daha bir şey söylemek çok doğru gelmiyor bana. Artık izleyenlerin malı oluyor, onlar ne isterse söyleyebilirler.

Bari ‘sürç-i lisan ettiysek affola’ diye bitseydi film?

(Gülüyor) Belki de bu Karagöz Hacivat filmi af dilemek istemiyordur. Belki sürç-i lisan ettiysek korkudan gelen bir şeydir. Aman yanlış bir laf ettiysek padişah kellemizi uçurmasın gibi...

 önceki sayfa